Lâ:Sonsuzluk Hecesi

0
795 kez

lasonsuzlukhecesiHer şey gizli. Benim bildiğimse:
Gizli bir hazineydi; görünmeyi bilinmeyi sevdi.
Sıfırdan zamana, sonsuz ân’dan ânbeân’a,
nâ- mevcuddan vücuda, lâ-mekâna,
noktadan mükemmele,
kelimeden cümleye,emirden vâkiye.

Muhabbeti aşikâr kuvveyi fiil eyledi.
OL, dedi.
OL’uverdi.
Kün!
Bir kaf. Bir nun.
Sonra sükun.

” Sen orada kan dökücü, fesat çıkartıcı birini mi yaratacaksın? ” Bakara – 30

Karadeniz ikliminin saray havasına mensup nazenin yazarlarından Nazan Bekiroğlu son kitabı Sonsuzluk Hecesi: LA ile kitap dünyasına hoş bir sada bıraktı geçtiğimiz aylarda. Bu sefer konusu insanlığın en karmaşık masalıydı: Âdem ile Havva. Yaratılışın aşk hamuruna bu kez Nazanca tatlar bıraktı.

Dünya sürgünlerinin en hüzünlüsünü yaşayan iki kahramanımız vardı tuvalimizde. Âdem’i kışkırtan günahkâr kadın olarak bilinen Hz. Havva, Nazan Bekiroğlu’nun kaleminde boz zihinlilere – olması gerektiği gibi – gerçek yüzünü gösterdi.

Konu Kuran-ı Kerim’de kıssaya uygun olarak hikâyeleştirilmişti yazar tarafından. İlk yaratılış, secde bahsi, şeytanın itirazı ve asiliği, Havva’nın yaratılışı, Havva-Âdem aşkı, ilk günah ve şeytanın ilk günaha sürükleyen fısıltısı, dünya sürgünü, Habil ve Kabil çekişmesi ve son olarak Kabil’in kardeş katliamı…

” Âlemlerin Rabbi bu toprak bedene
nefesinden nefta

suretinden suret
ruhundan ruh verdi.
Ona, ruhumdan, dedi.
Söze harfe, rakama sayıya sığmaz ilişki. Böyle bir gramer kime nasip olmuş ki ? ”

İlk günah ve dünya sürgününden önce kitabında yoğun bir şekilde bahsettiği bu ilk aşk risalesine biraz değinelim istiyorum. Aynı özden yaratılan, aynı ruhun temsilcileri. ” Havva böğründen çıkıp da yanına uzandığında, anlamsız erkek oluşu bir anlam kazandı. Varlığın özü muhabbet; gizliydi Âdem, aşikâr kılındı.” Nazan Bekiroğlu ilk aşkı kendi tılsımlı üslubuyla kısaca böyle anlatıyordu. Konu edebiyatın en önemli iki konusundan biri olan aşktı ve bütün bu yaşanılan zıtlıkların muteber olduğu bu konular diğer önemli bir konu olan insana aitti. Âdem-Havva bütün insanlığın hikâyesiydi.

Rabbiniz size bu ağacı, sırf siz melek olursunuz veya cennette ebedî kalanlardan olursunuz diye yasakladı.” (A’raf 20)

Yazar bütün edebi gücünü kalem kaslarına yükleyerek okuyucuya bir nevi kendi öz hikâyesini okuduğunu hissettiriyor.19. yüzyıl romantik yazarlarından meşhur Victor Hugo’nun söylemindeki gibi ”Ben beni anlatırken sizden bahsederim aslında.” Hikâye bizimdi, asıl hikâyemiz sürgün edilişimizle başlardı.

Kuldu Âdem, fıtratındaki merak hissi fazla taşmıştı, kalbini delip tenini bile istila etmişti. ”O ağaç” ve bilmek merakı oydu beynini Âdemin. ”Kutsal ruhla balçık arasında geri dönen bedeniydi” Âdem ilklerin insanıydı lakin bu ilk sınav hiç bir kula nasip olmayan ağırlıktaydı. ”Bu kadar çok hayır diyebilmek için ne kadar büyük bir evet demiş olmak gerekirdi.”

İlk anda dikkat çeken kitabın adı oluyor aslında. Neden ”LA” yı kullanmıştı yazar? Onun açıklamasını ilk başta kitabının ”La Sahibesi” bölümünde yapıyor. Kendi kanaatimce yazar bu kıssayla Kabil bahsine odaklanmış ve kitabın adını seçerken bile bu bahisten etkilenmiş, çünkü İllallah demeye La ile başlarız. Demek ki yok diyerek başkaldıracak sonrasında bilinçli kabul kelimesini ardından getireceğiz: İllallah

Âdem itaatkâr kul yoluna giderken önce La durağına uğramıştı yasak meyveyi ısırarak. Yazar Âdem’in isyanını en gerçekçi haliyle anlatırken vurgulamak istediği ve sonsuzluk hecesinden kasıtı aslında Kabil’in isyanı oluyor. Asilikte kardeşini öldürerek liste başı olan Kabil’i bu sebeple hikâyesinin gizli en önemli kişisi yapıyor. Bana göre; La bahsinin elinden en sıkı tutan Kabildir.
”Adem cümlenin daha başında ”la” diyecek, reddecek özgürlüğe sahip olduğu halde ”illallah”a varmasıyla yaratılmışların en güzelidir. Mümkünler âlemindeki o en esrarlı heceyle, kendiliğinden değil bile isteyedir. ”

Yazar, resim ve şiirin imkânını sonuna kadar bu kıssa üzerinde kullandığını görüyoruz. Tasvirlerle görüntüleri kitap üzerine yansıtarak okuyucuda gerçeklik hissi uyandırıyor. Üslubundaki şiirsellik okuyucusunun konudan kopmamasına vesile oluyor. Hatta bu tarzıyla yazar dimağlarda hoş esintiler bırakıyor.

Nazan Bekiroğlu anlaşılmamak için yazan bir yazardır aslında. Bu haline ”Nun masalları” ve ”Cam ırmağı Taş gemi” hikayelerinde alışığız. Lakin bu kitapta hiç beklemediğim sadelikte bir Bekiroğlu gördüm ve bu sadeliğin ona farklı bir endam kazandırdığını düşünüyorum.

Sonsuzluğa uzanan çok lezzetli bir La bahsi sizi bekliyor. Bence Bekiroğlu sofrasında hemen yerinizi alın!

”La hiçlik mesabesi öyleyse sonsuzluk ekidir”

…………………………………………………………..

“durdu, aklından yeni bir şey geçti. bana, dedi, sen isim ver, varlığım senin olsun.
bana öyle bir isim ver ki senin adının yanında dursun.
seni anan beni de ansın. seni hatırlayan beni hatırlamadan olmasın.

bir “ile” koy aramıza bizi birbirimize bağlasın.”

“Lakin oruçlu olduğunu unutup suya kanmak gibi değil, kanatları olmadığını unutup da kendini uçuruma bırakmak gibi bir unutmaktı bu.”

“Ne geldiyse başlarına birlikte geldi.Öznesi çiftti bu cümlenin.Eylemi tekildi.Suç tekti ama işleyeni ikiydi.İkisi ayrı ayrı tadına baktı, ayrı ayrı çiğnedi.Ama damaklarına aynı tat, dişlerine aynı kamaşma aynı anda yayıldı.Bir bedende iki ruh,iki bendende aynı bir ruh olarak yediler yasaklanmış meyveyi.Kimse kandırmadı kimseyi.Suçu ne Adem Havva’ya yükledi ne de Havva Adem’ini itham etti.”

“Bildi ki kötülüğün sebebi yok sadece bahanesi var ve şeytan kötülüğün sebebi değil bahanesiydi.”

“Niyet ve gayret: Kaderin anlaşılabilir anlamı.”

“Fark tevbede.Geri dönmede.Ne dese ne demese de, affet, diyebilmekte.”

“Ben kendimi affetmesem bile Sen beni affet.”

“Üç şey seçtiler cennetten çıkarmak için:

Bir: Kelimeler.

İki: Aşk.

Üç: Annelik duygusu.

Kelimeleri Adem yanına aldı, annelik duygusunu taşımak Havva’ya kaldı.Ama aşk çok ağırdı.İkisinin de aşkı tek başına taşıması mümkün olmayınca, ikisinin zembili de aşkı bir başına kaldıramayınca, bölüştüler yükü.Yarısını Adem sırtlandı, aşkın yarısı Havva’ya kaldı.”

“Cennetin yasak meyvesi? Bir şey değil.

Dünya, Adem’in en sert sınanacağı yer olarak kayıtlara geçti.”

“Başı boş değildi dünyanın, bütün yollar O’na çıkıyordu.”

“Rabbim, dedi, beni nereye gönderdiysen, neye mal olduysa bu sürgün, kaybettiysem kaybettiğimi sevdim. Bulduysam bulduğumu çok sevdim.”

“Alemlerin Rabbi.Sığdığı yer sadece inanan bir kalp kadardı.”

“Unutma, diye başladı:

Her şey senin için yaratıldı ama dikkat et sen her şey değilsin.Dünya boyun eğicidir ama sen zalim efendi değilsin.Yeterli sayıyorsun kendini kendine.Oysa hiç yeterli değilsin.Muhtaçsın, ihtiyaçsız değilsin…Her ne ki var sende, ödünçtür, senin sanma.Şımarma.

Yarı kısmın topraktır.Toprağı horlama.Dünyadan yerine koyduğundan daha fazlasını alma.Onun dengesini bozma.Uyumuna musallat olma.Gülün rengiyle, sütün tavıyla oynama.Karıncanın yolunu kapama, kırlangıcın yuvasını bozma, yılanın dişini kanatma.Pınarların, nehirlerin, ince suların kurumaması için çaba sarf et.Göz kulak ol emanete.Bozma kıvamını, aldığın gibi iade et.”

“Sürgünlüğümün sebebi o değil ama mükafatı Havva olsun.Bir dünya yetmez Havva’ya doymaya.Ahretliğim de o olsun.”

“Aşk, diyorsun.Ölçüsü olmaz ya, varsa da ölçüsü, neler yapabildiğin değil, neler yapabilmediğindir.”

“Duru aklını örtbas edip de kalp bilgini görmezden gelme.Fıtratının çizdiği yönden geri dönme.Yükü yüreğinden kaldır.Anlamından çok yaşamayı sevme.”

“Öyle ağırdı ki feda ettiklerimin toplamı, kendimi bir tüy gibi hafif hissettim.Yüklerimin tümünü üzerimden attım devirdim.Bütün bir dünya ağırlığını gölge gibi hissettim.”

“Dirençsizlik, acizliğin gaflet hali.

Direnmesizlik: Teslimiyet tesellisi.”

“Çünkü masumlar da gölgeden ateşler çıkararak sınanır.Kabil bir bahane…Çünkü zalimler de sınanır.Habil bir bahane.”

“Suçu başkalarının üzerine atmak şeytandan beri şeytansıların adetiydi.”

Lâ:Sonsuzluk Hecesi

Nazan Bekiroğlu


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here