Hüseyin Avni Danyal ile bir Gençlik söyleşisi

1
1.993 kez

Bir fikir edinmek adına Hüseyin Avni Danyal kimdir ?
1962 Trabzon İskenderpaşa doğumluyum,10 yaşında baba memuriyetinden dolayı Trabzon’dan ayrıldım ve  Ankaraya yerleştik.1981 yılında tiyatro eğitimi almak için İzmir’e  gittim.1985 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi güzel sanatlar bölümü tiyatro da aynı yıl devlet tiyatrolarına girdim.1985 den beri halen devlet tiyatroları oyuncusuyum.2000 yılından sonra yoğunlukla televizyon dizilerinde oynamaya bölümünü bitirdikten sonra başladım, daha doğrusu o benim tercihim oldu, yani tiyatronun içindeki kariyerin ve oyunculuk için tiyatroda ki doymuşluk için belli bir sürenin geçmesi gerekiyordu, oyuncu olarak kendimi yetiştirdiğim çizgiye gelmem gerekiyordu, yani bir kalfalık ruhu sürecinin geçmesi gerekiyordu, ustalık diyemiyorum, kalfalık diyorum çünkü ben ustayım diyen bir aktörün aktörlük hayatı bitmiş demektir. Bunların dışında elimiz kalem tuttu, bir şeyler yazdık, devlet tiyatrolarında kabul edilmiş iki tane oyunum vardı, bir tanesi sahnelendi. 1995 de kültür bakanlığından bir kısa film öyküsü ödülü aldım. Yazılarımı hobi olarak bir yere yetiştirmemek kaydıyla kendi keyfime göre yazarım. 2007 den itibaren resim galericiliği işindeyim. Zerrin Ongan’la 2007’nin haziranında Cef sanat ve kültür hizmetleri diye bir şirket kurduk, resim galerisi bunun bir parçası, 2008’in ekiminden itibaren tiyatro Cef olarak oyun oynamaya başlayacağız, ileride de Cef yapım  olarak televizyon dünyasında da olacağız.


Konumuz Sanat ve Trabzon adına olacağından ilk olarak sanattan başlayalım ve genelde sanatçılara sorulabilecek bir soru ile başlayayım; Sanat için sanat mı ? Yoksa halk için sanat mı ?
Bu soru bence Türkiye’nin 1970’lerdeki siyasi dönemlerinde yani Avrupa da ki 1968 hareketinden sonra toplumcu hareket Türkiye’yi de etkilemeye başladığında ki dönemde sanat için ortaya atılmış çok yanlış iki cümle.
Bence sanat her ikisi içindir, yani bu tavuk mu yumurtadan yoksa yumurta mı tavuktan gibi bir şey, sanat her ikisi içindir.
Sanat o kadar kapsamlı bir şeydir ki onu birbirinden ayırt etmek sanatın kendisine çok büyük haksızlık olur.
Toplumumuzun duyguları için siz kendinize bir vazife biçiyor musunuz, biçtiğiniz vazifeyi en iyi tiyatroda mı, dizide mi yoksa sinemada mı daha iyi uygulayabiliyorsunuz? Bunlar için yaptırımlarınız ve sorumluluklarınız nelerdir?
Tartışılmaz tiyatro, çünkü ben bir tiyatrocuyum. Ben şuna inanmıyorum, ben dizi oyuncusuyum ya da sinema oyuncuyum, yok böyle bir şey, oyunculuk diye tek bir meslek vardır. Oyuncu insan sinemada da tiyatroda da dizide de opera balede de oyunculuğunun getirdiği birikimlerini sahne üzerinde ya da kameranın içine sunan insandır. Bunlar arasında araya biraz daha teknik etkenler girer şöyle ki; tiyatroda bir duyguyu anlatabilmek için biraz daha fazla hareket kullanırsın çünkü 500 kişilik bir salonda en arka sırada ki de görsün diye ama kamera karşısında o hareketi tiyatrodaki gibi yapmıyorsunuz. Oyuncu gerçek bir oyuncu ise oynayacağı oyunu hem tiyatroda hem de karma karşısında nasıl oynanacağını bilir. Birde dikkat ediyorum bazı okullar da dizi oyunculuğu dersi verilmektedir, bu ne demek sen demek ki tiyatro sahnesine çıkınca oynayamayacaksın demektir, o zaman sen oyuncu değilsin demektir. Oyuncu her yerde oyunculuğunu yapar, sinemada da yapar, reklamda da yapar, tiyatroda da yapar, dizide de yapar.
Tüm bu anlattıklarımdan yola çıkarak sorduğunuz soruya gelelim, ben derdimi anlatmak için tiyatro yapmayı tercih ederim, tiyatronun çoklu sisteminin içinde oyuncu olarak bana düşen görev var, bunlardan biri de, benim derdim olan benim dünya görüşüme uygun, insanların kafasını açacak bir iki saatlik oyunu seyrettik den sonra, aslında hiç de benim gördüğüm gibi değilmiş bu hayat, aynanın başka bir tarafı varmış diye bilinçlendirmek, daha duygu yoğunluğu katmak insanlara ya da insanları dünyaya, ülkeye, çevremize, çocuklarımıza, daha duyarlı hale getirmek, biraz daha geniş pencereden dünya ya bakan bir anlayışa getirmeye çalışıyorum ben tiyatro yaparak.
İnsanlarımızla ortak lisanı nasıl yakalayabiliyorsunuz?
Ortak lisan bedendir ve konuştuğun dildir. Eğer seyirci sahnede o rolü oynayan oyuncunun bir süre önce hayatının başka bir yerinde, bu aynı onun gibi diyebiliyorsa, bu zaten ortak lisandır.
Tiyatrocu olmaya nasıl karar verdiniz, sonradan dizi ve sinemaya geçiş nasıl oldu, buna sebep olarak maddiyatı gösterebilir miyiz? Tiyatrodan sinema ve diziye geçişte bir olgunluk döneminden bahsettiniz, bu geçişte nasıl bir olgunluk dönemindeydiniz?
İsmi şu anda aklıma gelmiyor ama bir aktörün önemli bir sözü vardır; aktörün iyisi 40’ından sonra belli olur, bu sözün nedeni de, şimdi cam işciliğini biliyor musunuz, bir camın şişirilmesinde, alın bir çırağı onu üfleyerek çatlatmadan yapana kadar nerden baksanız bir 5 sene geçer, çünkü o bir üflemenin bir ayarı vardır. Oyunculukta böyle bir şey, sebebi de şu; 40 yaşındaki bir adamın hayata bakışı, dünyaya bakışı, kadına, erkeğe, aşka bakışı, bir savaş olayındaki siyasi olaya bakışı haliyle 25 yaşındaki bir insana göre biraz daha olgun biraz daha gelişmiş, hayat olgunluğu akıl olgunluğu ile beraber yürüyor. Daha geç bir süreçte televizyon dizisi yapmamın nedeni, bundan önceki aktörlük hayatımda kendimi yeterince hazır hissetmemem, yani cebime yeterince taş doldurmadığımı düşünüyordum, yeterince taş doldurduğumu ve yeterince birikim sahibi olduğumu öğrendikten sonra, sahnede çok güvendiğim ödül mekanizmalarının ve önemli tiyatro adamlarının oyumculuğumla alakalı evet Hüseyin Avni Danyal’ın oyunculuğu artık bu kıvamdadır dedikden sonra diyorsun ki evet artık ben bir noktaya gelmişim dedikten sonra yani eğitimin tamamlanma süreci diyelim ona, bundan sonra kamera karşısında olmaya karar verdim. Televizyonda olmamın ana nedenlerinden bir de tabi ki ekonomik, bu gün bir tiyatro yapıyorsan bunun ana kaynağını ben televizyon dizilerinden kazandığım para ile yapıyorum, yani televizyon sektörü beni bu anlamda kullanıyor, bende televizyonu tiyatro için kullanıyorum. Tiyatroya başlama sürecinde ise ben tiyatroya biraz daha siyasi başladım. 1970-71’lerin siyasi döneminde Ankara da bağlı bulunduğum siyasi görüşün toplantıları derken oralarda özel tiyatrolarda yapılırdı sonra o özel tiyatroların kurslarına geçtik sonra bu kurslarda ilgim artamaya başladıkça sonra 1-2 sene amatör olarak bu işi yapmaya başladım sonra kendimce bu bir bilimdir dedim ve sonra bunun eğitimini alarak devam ettim.
Bu zamana kadar nice rollerde oynadınız, bu roller de seçiciliğiniz nelerdir ? oynadığınız bu rollerden hangisinde sanat olarak halkıma kendimi yeterince ifade edebildim diyebildiğiniz rolünüz hangisi ?
Televizyon dizisi teklifi bana geldiğinde benim için önemli olan hikayenin ne olduğu ve hikayenin içinde benim nerde olduğum, oyuncu olarak beni ilgilendiren kısmı bunlardır. Hikayenin bana kendini sevdirmesi ve benim hikayede ne kadar katkım olduğudur. Sıradan rolleri sevmiyorum, inişleri çıkışları olan rolleri oynamayı daha çok seviyorum, misal Hatırla Sevgili dizisinde ben 60 bölüm normal bir rolde oynayabilirdim ama ben 10 bölümlük Adnan Menderesi oynadım ki bu rol ile halkın gözünde Adnan Menderesi canlandırdım bu benim için halka bir şey vermek açısından bu benim için daha önemli idi.

Sanatla ilgili son sorumu sorayım ve Trabzon’a geçelim, Sahne tozu mu? set ışıkları mı?
Tabi ki sahne tozu, tartışılmaz bile, tiyatro sahnesinde aldığın tadın hiçbir yerde karşılığı yok, birebir orada ki insanı siz yönlendiriyorsunuz çünkü, oradaki insanın ne zaman ağlayacağına, ne zaman güleceğine, nerde nefes alacağını sen yönlendiriyorsun. Bir oyunumda nefesimi tuttuğumda aşağıdaki tiyatro seyircisinin de benimle beraber nefesini ben nefes alana kadar tuttuğunu hatırlıyorum.
Trabzon Hüseyin bey de ilk neyi  çağrıştırır, bir Trabzonlu olarak Trabzonluluğu ve  Trabzonsporluluğu nasıl tanımlarsınız?
Trabzon denince benim ilk aklıma gelen Ganita sahildir, çocukluğum orada geçtiği için, gerçi orası da eskisi gibi değil artık ama, ben Trabzon da çok güzel bir çocukluk yaşadım 10 yaşıma kadar orada yaşadığım çocukluk dolu dolu idi, Trabzon’un altından girdim üstünden çıktım 10 yaşıma kadar, benden büyük ablam ve annemin Trabzon da bilmedikleri yerleri ben bilirdim. Tabi böyle olunca da 15 günde bir ya da ay da bir Trabzon hoparlörlerinden kayıp ilanları verilirdi benim için, çocukluğum bu kadar deli dolu  geçtiği için Trabzon’un benim çocukluğumda ki yeri ayrıdır. Trabzonspor’un o keyifli zamanlarını da oradaki çocukluğumla beraber yaşadım. Orada ki heyecan, insanların birbirine yaklaşımı, ağaçlar, bahçeler, yani Trabzon ile ilgili çok fazla fotoğraf vardı bende ve belki de Ankara’dan çok fazla nefret etmemin nedeni de Trabzon’dan Ankara’ya gitmiş olmamdır. Hayatımız Trabzon’da denizin içinde, kayığın içinde orada burada geçiyordu. Şu apartman aralarında yetişen çocuklara bakıp ne kadar şanslı bir çocukluk geçirdiğimi düşünsenize…
Trabzonsporluluk babadan mı?
Trabzonsporluluğum kandan, babadan değil. Evet ben fanatik bir Trabzonsporluyum ama Sivas maçında ki gibi sahaya atlayıp kendini fanatik sananlar gibi fanatik değilim. O sahaya atlayanı gördüğümde bence fanatik benim o değil. Trabzonspor’dan aldığım keyif çocukluğumu, gençliğimi ve eğitim dönemim de evet Trabzonsporlu olmak bir ayrıcalıktı.
Bu güne kadar Trabzonluluk Hüseyin beyin kişiliğine neler kattı? Bu güne gelmesinde Trabzonluğunuzun size bir katkısı oldu mu?
Bir insanın karakterini yapısını, bir kentin yapısı coğrafyası etkiler ki mutlaka beni de etkilemiştir ama mesleki olarak geldiğim yer kendi bireysel çabamdır. Trabzonluluğun kişiliğime etkisi ise; aceleciliğim, çabuk sinirlenmem, tez canlılığım. Bu kişilik yapım ile çok şey kazandım, çok şey de kaybettim ama kaybettiklerim için asla pişmanlık yaşamadım.
Trabzon denince akla ilk Trabzonspor ve Trabzon’da son dönemde meydana gelen olaylar geliyor. Ne zaman Trabzon denince sanat, sanat denince Trabzon akla ilk gelecek, burada Trabzon gençliğine neler önerirsiniz.

Bu konuda kendinize biçtiğiniz görevler var mı?
Benim sanatçı olarak benim sadece yapabileceğim, Trabzon’un şiddet yanlısı kimliğini ortaya çıkaran medyaya verebileceğim en güzel cevap ben de Trabzonluyum. Bende Trabzonluyum ama bende bu işi yapıyorum, ya da benim arkadaşım ressam Trabzonludur, benim arkadaşım müzisyen Trabzonludur diyebilmektir. Her gittiğim yerde Trabzonlu gençleri bilinçlendirmek, bir dünyanın beşine gitmek o cam dünya demek değildir, oradan bambaşka yerlere gideceksin. 15 sene sonra çocuğunun cebine harçlığını koyabilecek misin, veya koyabilmek için çalışıyor musun bu iş gücüne sahip misin, bunun için araştırıyor musun, bir işte ustalaşmaya çalışıyor musun diyerek bilinçlendirmeye çalışıyorum, Bu sadece Trabzon’un değil Türkiye’nin genel meselesi, Trabzon üzerinde tabi ki başkalarının oynadığı bir sürü oyunlar var ve bunlarında bilincindeyim ve birilerinin de kullanıldığını düşünüyorum ve bu kullanılan gençlere üzülüyorum çünkü bir yerden eğitimsizliği ve işsizliği kaldıramazsan bunlar olacak ama Trabzon üzerinde daha bir ekonomik oyunlar oynandığı için Trabzon daha çok ön plana çıkıyor.
Trabzon gençliğine bu durum da sizin öneriniz ne olurdu?
Bu tecrübeden kaynaklı bir paylaşım olabilir, Eğitim çok önemli ama eğitim derken sadece sınava girip üniversiteyi kazanıp sonra da oradan mezun olunan eğitimden bahsetmiyorum, bir iş koluna girip o iş kolunda kendini yetiştirmek de bir eğitimdir, yani eğitim illa okulda olacak diye bir şey yoktur. Kahve köşesinde oturtmayacak seni ne varsa hayatında ya da boş gezenin boş kalfası olmamak, asalak olmamak, hala aileden para alarak yaşamını sürdürmek, bir şey üretmeden bir şey yaratmadan yaşaması koca bir dünya üzerindeki asalaklık, benin önereceğim bir an önce bu durumdan kurtulmak. Ne olursa olsun iyi ya da kötü, bir şey üretmek önemli olan.
Müzik kültürü nedir Hüseyin beyin? Neler dinler?
Yöremin müziği, çocukluğumdan beri kulaklarımda olan kemençenin sesi ayrı bir hazzım. Sadece horon oynanırken tat veren kemençe müziğinden hoşlanmıyorum, ama bütün bir parçanın içindeki kemençeyi dinlemekten daha çok zevk alıyorum. Ben kemençe dertli bir şey çaldığı zaman daha çok etkileniyorum, yani oyun havası çaldığı zaman o kadar etkilemiyor beni, ama bir bütün olarak seviyorum dediğim kemençe için bir Volkan Konak olsun, bir Fuat saka olsun, bir Kazım Koyuncunun yaptığı müzikteki o kemençeyi daha çok seviyorum. Sadece uzunca süre aynı ritimde çalan horona eşlik eden kemençeyi dinlemekten keyif almıyorum çünkü görsel bir şey horon ile tamamlanıyor, yani o oynayınca güzel.
Öyle bir durumda kalkıp oynar mısınız ?
Vakit ayırıp şu horonu bir becerebilsem oynayacağım da, ben biraz mükemmeliyetçi bir insanım isterim ki oynadığım oyunda her şeyiyle mükemmel olsun, düz horon oynamayı biliyorum ama dediğim gibi önce çok iyi öğrenip oynamak isterim. Bu da benim karakterim.
Biz burada Trabzon Dernekler Federasyonu Gençlik kolları adına burada bulunuyoruz, türlü faaliyetlerde bulunuyoruz,  sizde gençlere hitap eden bir kişilik olarak bize bu faaliyetlerimizde tavsiyeleriniz ve son görüşleriniz nelerdir?
Sizin şu birliktelikte olmanız güzel, devamında olmanız temennisi ile ama benim size son tavsiyem su olacak, siz bir birliktelik oluşturmuşsunuz burada ve bir şeyler yapmaya çalışıyorsunuz Trabzon ve İstanbul da ki Trabzon gençliği için ama siz burada bir şeyleri başarmışsınız, okumuşsunuz, yada okuyorsunuz, çalışıyorsunuz, eliniz ekmek tutmaya başlamış ama asıl sorun Trabzon da ki gençlikte, oradaki gençler işsiz kahve köşelerinde ve boşta, siz asıl faaliyetleriniz ve birliktelikleriniz de en kısa zamanda oradaki kardeşlerinizde kucaklayın.

Röpörtaj: Gökhan ORHAN
Fotoğraflar: Abdullah GÖZAYDIN


1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.