Hakiki Ticaret

0
624 kez

Çağımızda, dürüstlük ve hak bilirlik acı bir lokma. Bu acılık sadece nefse.
Nefse acı gelen neyse, kalbe temel gıdadır öyleyse.

Ama çağımız nefsi semirtip azmanlaştırma, kalbi üvey evlât burukluklarıyla kıvrandırma çağı.

Kolay yoldan haksız kazanç, başkalarının mahrumiyetine aldırmadan yalnızca kendi menfaatini düşünmek çağımızın en büyük açmazı.

Gazetesi, dergisi, radyosu, televizyonu, telefonu, internetiyle her saniye şans, talih ve kolay kazanç birer mârifet cambazlığı gibi takdim ediliyorsa, dürüst kazanç, hakkaniyet ruhuyla yaşamak acı lokma yemek değil midir?

Hak bilirlik, gerçek erlerin sermayesi.

İmam-ı A’zam Hazretleri ilmin yanı sıra ticaretle de uğraşır, Peygamber (sas) mesleği olan bu meşgaleyle rızkını kazanırdı. Bir gün bir kadın kendisine çok değerli bir elbise getirip satmak istediğini söyledi. Büyük imam, fiyatını sordu elbisenin.
Kadın: “Yüz dirhem.” dedi.

Bu fiyatın elbise için düşük olduğunu düşünen İmam: “Bu elbise daha fazla eder, söyle bakalım ne istiyorsun?” diye tekrar sordu. Kadın: “Öyleyse iki yüz dirhem olsun.” dedi.
Büyük İmam yine rahat edemedi ve elbisenin gerçek değerini tekrar sordu. Nihayet kadın elbise fiyatını dört yüz dirheme çıkardı. Ne garip bir durum ki, alıcı fiyatı düşüreceğine sürekli yükseltmeye uğraşıyordu. Büyük İmam hâlâ tedirgindi. Kadın bunu fark edince, kendisiyle alay edildiğini düşündü ister istemez: “Kaça alacaksan al, benim elbiseyi bir an evvel satmam gerek.” dedi. İmam: “Anlaşılan, bu elbiseye fiyat biçemeyeceğiz, en iyisi anlayan birisine soralım.” dedi.

Bir elbiseci çağrıldı. Adam işinin ehliydi. Elbiseyi görür görmez gözleri parladı. Kumaşına dokundu, daha bir beğendi elbiseyi. “Bu elbise, beş yüz dirhem eder. Fazlası, alıcıya kâr getirmez, azı satıcıya haksızlık.” dedi. Gerçek değeri belli olunca elbisenin, büyük İmam, gönül rahatlığıyla bunu satın aldı. Çevrede hâdiseyi takip edenler de bir ticaret dersi almış oldular; satıcının mağdur edilmediği, alıcının hak bilir davrandığı…
Bu kıssa bütün çağlara ışık tutan bir örnektir; en çok da günümüze…

Adına ‘kıssadan hisse’ denilen yol işaretlerine bu zor zamanlarımızda tutunmazsak, bir vakum gibi insanlığı kendine çekip duran karanlığı pekiştirmiş olmaz mıyız? Çağımızda insanlığın yürüyüşü dürüstlükten, hak bilirlikten yana değilse, insan münasebetlerinde ve alışverişlerdeki manzarayı tahmin edebiliriz!

Alacağı malın fiyatını dört kat arttırdıktan sonra bile rahat etmeyen büyük fıkıh âlimi, günümüz insanlığına büyük bir ders sunuyor: “Ey âhir zaman modernleri, fırsatçıları, rahat rehavet ehli! Hani siz haksız kazanç yolunda türlü türlü cambazlıklar yaparsınız, bir malı değerinin çok altında alıp çok üstünde satmak hırsındasınız. Bunun için başkalarının düşkünlüğünden, muhtaçlığından, gaflet anlarından faydalanmak peşindesiniz. Vahşi bir hayvan gibi, avınızı yakaladığınızda da övünür durursunuz. İşte, bunların hepsi ateştir, size geçici bir servet kazandırsa da hepsinin getireceği sadece felâkettir. Nerede, düşenin hâlini anlayıp onun elinden tutmak, nerede muhtaçlığını fırsat bilip elindekini yok pahasına almak! İnsaf ehli, malını kaça olursa olsun elinden çıkarmak isteyen borçlu birinin düşkünlüğünden yararlanmaz. O malı satın alacaksa gerçek değerinden alır ki, alacağı maldan bir hayır görebilsin. Hattâ insaf ehli, böyle durumlarda gerekirse malı değerinden biraz yüksek fiyattan alır ki, sıkıntısı büyük din kardeşinin yükünü biraz hafifletsin; çünkü insaf ehli bilir ki ne kadar maddî zahmet, o kadar mânevî rahmet!”

Sızıntı Ekim 2008 Yıl :30 Sayı :357
Hakiki Ticaret
M. Said TÜRKOĞLU

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.