Eski Kafa Cafe Fatih

1
4.833 kez
Eski Kafa
Eski Kafa

ESKİ KAFA‘DAYIZ!

Domatesin Çürüyebildiği Yerdesiniz!
“Bir hafta sonu güzel bir iş yaptık ve Şair Mevlana İdris’i ‘Kendimiz için açtım.’ dediği güzel mekânı Eski Kafa’da ziyaret ettik. Sizler için buraya küçük notlar düştük.”
17 Mayıs 2009 Pazar 17:14

Mevlana İdris‘i Gerçek Hayat‘taki çizgilerinden ve o çizgilere düştüğü satırlardan tanırız. Aslında şairdir. Çocuk kitapları yazar, büyümüşler de okusun diye. Şiir okur. Çok görünmez ortalıkta. Gerçek Hayat’tan imza konusunda taviz vermeyen yazarlardan biridir.

Geçtiğimiz yıl Fırat Kültür Merkezi‘nde şiir okurken tanımıştım onu. Bir insanı şiir okurken tanımak nasıl bir şeydir diye, düşünüp duruyorum bu yazıyı yazarken. Bir de gıyaben tanıdığınız bir kalemle bir sohbet halkası içinde tanışmak vardır. Aynı havayı teneffüs etmek, aynı meselenin etrafında halleşmek. Bu birçok okur için hayal kırıcıdır. Çünkü yazılarına, şiirlerine ayılıp bayıldığınız, bir tevazu ya da enaniyet timsali olarak tasavvur ettiğiniz yazara, bunları göz önüne getirerek ya yaklaşır, ya da ona uzak bir yoldan geçersiniz.

Tanışmalar çok zaman can sıkıcı olur. Bazıları da bizim bugün yaşadığımız gibi eskimeyecek bir hatıra bırakır size.

Eski Kafa Nerede?

Mevlana İdris’in Fatih’te Eski Kafa diye bir mekân açtığını Gerçek Hayat’tan Faruk Yücel‘den işitmiştim. Oraya sık sık giderlermiş, yazarlarla. Ben de dostlarım Ramazan Ermiş, Mustafa Siper ve dunyabizim yazarlarından Tarık Taş‘la güneşli, hep hepine sıcak bir cumartesi günü Eski Kafa‘ya yolumu düşürdüm. Eski Kafa Fatih İtfaiyesi’nin arka tarafında At Meydanı adı verilen meydanda.

Küçük, kutu gibi bir yer burası. Otantik mi? Biraz öyle. Yazın ilk sıcakları içerde havayı epey ısıtmış. Mekânın meydandan ayrılan küçük bir avlusu var. Girişte, sağ tarafta Mevlana İdris, bir iki ahbabıyla sohbet ediyor. Avluda büyük, silindir taşlar var, masa niyetine. İkramlar bu büyük taşlardan alınıyor. Değirmen taşıymış bunlar. Oraya getirtildiği belli ama neden ve nasıl?

Mevsimlik Bahçe Domatesi Bunlar!

Meydanla mekânın kesiştiği yerde karşılıklı iki yazı asılı. Eski Kafa’da kullanılan domatesin özellikleri anlatılıyor. Bu domateslerde “Bizim domatesimiz çürür.” diye bir özellik var diyeyim siz burada yenilip içilen mahsullerin nasıl olduğuna karar verin. Eski Kafa’da her şey doğal. Su ve ekmek ücretsiz. Misafirliğe gitmişsiniz de evin genç kızından bir bardak su rica etmişsiniz gibi. Çay köz ateşinde kaynıyor. Ekmek, Bolu ve İnebolu’nun ekmeği. Elma çayı, poşette değil, kurutulmuş elma parçalarından orada isteğinize göre yapılıyor. Porselen çaydanlıkta, içine bal dökülerek içilebiliyor.

Eski Kafa’nın bulunduğu meydandan da bahsetmeliyiz. Eski bir Türk mahallesinin bütün hasletlerini taşıyor bu meydan. Eski binalar, binaların altında, duvar diplerinde çay ocakları. Pencerelere asılan çamaşırlar, camdan günün yorgunluğunu meydanı izleyerek unutmaya çalışan kadınlar. En çok da top oynayan, meydanı diri tutan çocukların sesleri. At Meydanı’nı tamamlayan Eski Kafa için Ramazan’ın sözü ne kadar anlamlı: “Kendimi evimin önünde oturur gibi hissediyorum. Sanki bu koşturan çocuklar yeğenlerim, sanki birazdan annem camdan seslenecek.”

Mevlana İdris Güzel Adamdır…

Gün yüzünü akşama çevirdi. Ortalık usulca kararacak. Mevlana İdris’in başı hiç boş kalmıyor. Buna rağmen kalkıp, yanına yaklaşıyorum. Kendisiyle tanışmak istediğimizi, masamızda bize vakit ayırmasını rica ediyorum. Yıllardır haftalık bir gazetenin sayfalarından bize bir şeyler söyleyen Mevlana İdris’i o başta bahsettiğimiz bir yazarla tanışma anının sınavı için sınamaya çağırmıştık aslında…

Mevlana İdris dunyabizim.com‘u her gün takip ediyor. Yazıları dikkatle okuyor. Bunu konuştukça anlayabiliyorsunuz. Kimin ne yazdığını yazılardan cümleler hatırlayarak söyleyebiliyor. İdris’in sessiz, tevazuyla konuşan sohbeti başını alıp gidiyor. Eski Kafa’ya kimlerin geldiğini, kimlerin gelmesini önemsediğini, mekâna neden bu adı verdiklerini, açılalı ne kadar olduğunu, günümüzdeki gençlerin ahvalini, çayın, çorbanın nasıl yapıldığını, suyun ve ekmeğin neden ücretsiz sunulduğunu konuştuk.

Kalkmaya yakın masamıza teşrif eden İstanbul Üniversitesi Halk Edebiyatı Bölümü hocalarından Abdulkadir Emeksiz‘le ve bize bağlamasıyla birbirinden güzel türküler seslendiren Ahmet Şefik’le(?) tanışmanın mutluluğu da o günün en güzel kârı oldu.

Sohbetten Damıttıklarım!

Eski Kafa’ya İslamcı camiadan ve sol kesimden birçok isim geliyor. Mevlana İdris o kadar çok isim sayıyor ki, yorulmaması elde değil. Burada uzun uzadıya o isimlerden bahsetmeli mi? Kimlerin mekâna gelmesini önemsediğini de yazmamalı. Diğerleri gönül koymasın.

Eski Kafa’ya bu adın verilmesinin mantığı aslında gayet açık. Evet, aklınıza ilk gelen neyse o! Mevlana İdris modern çağın hızına karşı çıkmak, her şeyin daha yavaş ve tabiatıyla yaşandığı bir hayatın varlığını ortaya koymak için bu adı vermiş desek eksik olmaz sanırım. Suyun ve ekmeğin ücretsiz olduğu bir mekân anlayışından bize çok söz söylüyor zaten, İdris. Çayı közde yapıyor ve “Çocuklarım köz diye bir şey görsünler istiyorum. Ben hala sobalı evde yaşıyorum.” diyor.

Bir cumartesi günü yapılabilecek en güzel işti Eski Kafa’ya gitmek ve Mevlana İdris’le tanışmak. İdris her zaman mekânında değil ama onun şiirinden ve hayata bakışından izler orada oluyor…

O gün Mevlana İdris’le ikindi serinliğinde, çocuk sesleri, martı bakışları altında konuşmak bir hikâye inşası kurmak kadar güzel geldi bize.

“Hayatım kahvelerde geçti. Burayı aslında kendimiz için açtım.” diyen Mevlana İdris’le en kısa zamanda tekrar karanfilli çay içip, hayatı yavaşlatmanın yollarını aramak dileğiyle bu yazıya es verelim.

Hatırlatmakta fayda var, Eski Kafa, Kadınlar Pazarı‘nın, Fatih İtfaiyesi’nin İHH’nın ortasında At Pazarı Meydanı‘nda.

Teşekkür: Haberde yayımlanan fotoğrafları çeken Tarık Taş’a ve Adapazarı’ndan gelip yol yorgunu bize eşlik eden Mustafa Siper’e teşekkürler. Onların Mevlana İdris’le tanıştıktan sonra bana ettikleri teşekkürü burada anmıyorum…

Yakup Öztürk

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here