Yusuf Cemal Keskin Kimdir?

0
2.125 kez
Yusuf Cemal Keskin
Yusuf Cemal Keskin

Kemençenin yaşıyan efsanesi, 1954 yılında Trabzon’un Dernekpazarı ilçesinin ZenoZena (bugünkü Dernekpazarı Günebakan) köyünde doğdu. İlk ve ortaokulu Dernekpazarın’da, liseyi ise ailece göç ettikleri İstanbul’da bitirdi. Yusuf Cemal kemençe sesinin eksik olmadığı evde daha emeklerken babasının kemençelerinin akorunu bozmak ve kurcalamakla günlerini geçiriyordu ki annesinin isteği üzerine babası ona bir kemençe hediye etti. Daha 5 yaşındayken eline geçirdiği bu büyülü aleti kafasına göre kurcalayarak babasının yaptıklarını taklit etmeye başladı. Ortaokul’da okurken düğünlerde çalıp aile bütçesine katkıda bulunuyordu. Babası gurbete İstanbul’a gitmiş Haliç tersanesinde çalışıyor eline geçen paranın bir kısmını köydeki ailesine gönderiyordu. O zamanın Katahor’u buğday ekmeğinin sadece adının bilindiği fakir bir yerdi. Sahili kısmen refaha kavuşturan çay tarımı iç kesimlere ulaşmamıştı. Genç Yusuf bu dönemde çayır kesmektense kemençe çalarak para kazanıyor ve kazandığı parayla köye at sırtında buğday çuvalları getiriyordu. Kısa zamanda ünü Çaykarayı aşıp Sürmene, Of ve Rize’ye ulaşmıştı.

Çaygara Lisesinde Folklor kursunda eğitim veriyor

1968 yılında İstanbul’a babasının yanına geldi. Babası Yusuf Cemal’i o zamanın kemençe ekollerinden Sırrı Öztürk ve Ali Genç’le tanıştırdı. Yusuf ilk dönemlerinde bu ustaların etkisinde kaldı. Dr.Hasan Akaç, Yusuf’u bu dönemde Türk folklor kurumuna götürdü. Bu arada Yusuf Cemal 3 tel yerine 4 telli kemençe çalmaya başlamıştı. Gençlik dönemlerinde babasından öğrendikleriyle kemençeye başlayan o dönemlerde moda olan Görele tarzından etkilenen Yusuf Cemal her zaman için en büyük usta dediği Bahattin Çamurali’yi ilk dinlediğinde pek hoşlanmıyacak ve bu tarzı garipsiyecekti. Sürmene’li Çamurali, kemençe sevdalılarının yere göğe sığdıramadıkları birisiydi; Görele, Akçaabat, Tonya ‘nın kesik kısa melodik hızlı ritmik riflerin aksine ezgisel yönü ağır basan Sürmene’ye özgü bir tarzı vardı. Tok melankolik sesine uygun kalın kemençeyi ustalıkla kullanıyordu. Bir yayla şenliğinde Bahattin Çamurali’yi gören Yusuf ünlü ustadan bir Sürmene sallaması çalmasını rica eder. Plakları on binler basan çevresinden hayranları eksik olamayan büyük usta bu tanınmayan Çaygaralı genci önemsemez ve arzusunu yerine getirmez. Yusuf Cemal kırılmıştır, herkesin neden bu tarzı sevdiğini anlayamamaktadır, ustanın parçalarını çalmaya çalışır. İlk denemesinde beceremez, çalmaya uğraştıkça denedikçe ayrı bir dünyayı keşfeder ve Çamurali’ye yürekten bağlanır, ama bu büyülü dünyanın Çamuraliden ibaret olmadığını Yunanistan’a 1923 mübadelesiyle göçmüş Trabzonluların torunlarını yıllar sonra ilk defa dinlediğinde keşfedecek, yüreği aynı heyecanla dolacaktır. Trabzon’lu efsanevi kemençeci “Gogo” lakaplı “Stavris Petridis”, Gümüşhaneli Niko Papavramidis, Trabzon ruhunu anavatandan binlerce kilometre ötede yaşatmış ve Sürmeneli Kalyoncidis, Maçka’lı Siyamidis gibi yeni kuşak mektepli virtüözlere örnek olmuştur. Yusuf Cemal kemençeyle savaştığı yılları geride bırakmıştır artık, kendi stilini bulmuş, coşkulu tarzıyla, sıksara havasında rakip tanımaz doğaçlama soloları ve kusursuz ritm duygusuyla horon ekiplerini kendinden geçiren bir usta olmuştur.

Yusuf Cemal’in hayatındaki bir dönüm noktasıda Kıbrıs savaşıdır. Kıbrıs’a çıkartma yapan askerlerin arasında bulunan Yusuf buradaki Rum evlerindeki pikaplarda “kemençe” plakları bulmuş ve kulaklarına inanamıştır. Mübadil Karadenizlilerin aynı enstrumanı yine aynı ruhla ve inanılmaz bir ustalıkla çaldığını keşfetmiştir. Burada tanıştığı insanlarla dost olmuş mektuplaşmış eski hemşerilerinin plak ve kasetlerini tedarik etmiştir.

Ustayla tanışması, ustanın memleketi Sürmenede olmuştur. Bir lokantada eğlenirken arkadaşları kemençe çalmasını isterler. Yusuf aynı lokanta Çamurali’nin arkadaşlarıyla ayrı bir masada oturduğunu görünce, Bahattin ağabeyden izin almadan çalmanın ayıp olacağını söyler. Usta bu amatörü pek umursamadan “eyi çalsun” der. Yusuf Cemal kemençeyi eline alınca, usta irkilir, etkilenmiştir. Yusuf’u masasına davet eder ama 4 telli kemençeyi eline alınca garipser. 4 telli kemençeyi ustalıkla kullanan Yusuf Cemal hem bu alanda teknik bir devrim yapmıştır, hemde hemen tanınan kendine özgü stilin yanısıra boğuk fakat kıvrak kemençe tonunu da yaratmıştır.

Yusuf Cemal ilk kasetini 1975 yılında başka bir enstrumanın eşliği olmadan tek başına yapmıştır, yazık ki bugün bu albüme dair herhangi bir iz kalmamıştır. Yusuf Cemal kemençeyi kendi deyimiyle “Alevi ustaların bağlamayı taşıdıkları gibi onurla” taşımıştır. Bahattin Çamurali içki masasından kalkmıyan birisi olmasına rağmen o masada yada herhangi bir yerde kemençenin temsil ettiği kültür mirasını anlayamıyacak insanlara nasıl hiç çalmamışsa, Yusuf Cemal’de aynı geleneği sürdürmüş müziğimizi içki mezesi yapmamıştır. Yusuf Cemal evinde 90 civarında kemençesi olmasına rağmen merhum babasının yıllar önce köyde yaptığı kemençeyi kullanmakta ve babasına minnet duygularını belkide bu şekilde ödemektedir.

İsmail Türüt’ün gençliği

Yusuf Cemal Keskin bir çok Karadeniz uşağı gibi kendi toprağından beslenmiş, kendi çimentosunu kendi karmış, kendinden önceki ustaların kıymetini bilmiş ve hiç kuşkusuz kendi sentezini yapmıştır. Kimsenin tartışamıyacağı gerçek ise özgün bir Yusuf Cemal kemençe stili olduğu ve genç kemençecilerin artık bu ustayı taklit ederek, yeni türkücülerin onun kapısını aşındırıp mesleğe adım attıklarıdır. Yunanistan’da Pontuslu kemençeciler bile onun parçalarını çalmakta, Türkçe türkülerine Rumca sözler uydurmaktadır. Yusuf Cemal kasetlerinde tek tük olsada “asin Holo erhume” benzeri girişlerle başlıyan, Trabzon Rumcası türküler okumuş ve köklerini hiç bir zaman inkar etmemiştir. Oğulları Yaşar ve Mustafa’ya da kemençe sevdasını aktarmış , babadan oğula sürdürülen bu geleneğin kopmasına izin vermemiştir.

1986 yılında yaptığı kasetinde o yıl piyasaya çıkan Yamaha DX7 adlı synthesizer’ı kemençeye eşlik çalgısı olarak kullanarak modern bir sound yaratmış ve bu açıdan Türkiye’de bir ilki gerçekleştirmiştir. Bu kasetteki Kaynana, Kalantar geceleri ve Çilli Kız adlı türküleri klasikleşmiştir.

1992 yılında 5.ve son kasetini yapmışsa da, bir kaç yıl sonra eski parçalarından toplama klasikler 1-2 adlı albümleri piyasaya sunulmuş ve sevenleri tarafından tüketilmiştir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here