Tulum Çaykara Çalgısı mı?

1
1.649 kez

Muhammet Ali Sarı yaptığı bir araştırmada Çaykara’da kemençe ve kavaldan önce tulumun kullanıldığını ortaya koydu.

Tarihte; gerek Agathias’yn notlarynda, gerek M.Ö. 764 yılında Urartu kralı olan, Sarduri II’nin dönemine ait kitabelerden yola çıkılarak varılan tezlerde, gerekse Plinius’un, Timosthenes’i referans olarak göstererek aktardığı rivayetlerde; uzun asırlar bölgede varlığını koruyabilmiş Kolha uygarlığı, Trabzon ili sınırlarında ağırlıklı olarak Of ve Sürmene’de yoğunlukta bulunmaktaydı.

Yalnız bu kültürün Of ve Sürmene’de bazı Lazoğlu lakaplı aileler ve yakın zaman Osmanlı dönemine ait tapu tahrir kayıtlarında mübadele öncesi Of ve Sürmene’den yüzlerce Hristiyan Laz ailenin Yunanistan’a mübadil olarak gönderilmelerinin dışında da bazı kültürel izler olmalıydı.

Batum-Pazar arasında devam eden bu kültüre ait bir takım izleri yöremizde de bulabilme adına yaşlılarımızı dinlemekten başka bir seçeneğim yoktu. Çünkü yöremize ait tarih, büyük bir kısmı itibariyle eksik olmakla beraber, kayıt altyna alınan tarihi bilgiler de daha çok nüfus ile alakalı klasik istatisliklerden ibaretti.

Ve nihayet uzun zamandır, “olmalı” diye zihnimin bir tarafına not ettiğim bu hususa ait ilk emareyi sayın Ali Kemal Sevinç’in makamında, Köseli köyü Muhtarı Seyfullah Kadıoğlu’nun ağızından duydum.

Gerisi iplik söküğü gibi gelen bu meselenin çıkış noktası Tulum idi. Meğerse Çaykara boğazında ne de çok tulumcu varmış. Meselenin daha tuhafı ise; tulumun elden düşmediği o dönemlerde, ne kemençe ne de kaval ortalarda yokmuş.

Nüfusunun çok büyük bir kısmı dışarıda olan, içeride kalanların ise, yörenin tarihi adına yüz sene öncesinden geriye söyleyecek sözü pek olmayan, olanların da tamamına yakınının aramızda olmadığı bir hengamda, şehrin içinde ak saçlıları aramaya başlıyorum. Seksen yaşının altında olanların tulumdan hiç haberi yok. Hatta inatla yok diye diretenler de oldu. Halbuki Köseli köyü muhtarı Seyfullah Kadıoğlu, kendisinin bildiği dört beş tane tulumcunun olduğunu söylemişti. Bunlardan adını alabildiklerimden birisi, istiklal gazisi olan Ahmet Yazıcı diğeri Of Kadısı Hacı Mehmet Efendi (gençliğinde tulum çalmayı bırakmıştır) ve Salih Yazıcı idi. Ve şunu da ilave etmişti. Tulumun olduğu çok eski dönemlerde, ne kemençe ne de kaval yok idi. Yaşasalarmış, en genci 120-130 yaşında olacakmış. Bir köyden dört beş isim almış olmam, başka isimler de bulabileceğime dair cesaret vermişti. Şehrin meydanında, karşıma çıkan ilk yaşı müsait olan kişiye selamımı verip konuya girdim.

İlk olarak, keşfedilememiş bir kavalcı olduğunu söyleyen Fotinos’tan Mustafa Albayrak’la konuşuyorum. Adını bildiği bir tulumcunun olmadığını, ama yakın zamana kadar yörede çalındığını söylüyor. Daha sonra caddede dolaşırken göz ucuyla işyerlerinin içerisine bakıp ak saçlı emiceleri kollarken bir işyerinin içinde iki kişiyi fark ediyor ve yanlarına gidiyorum. Umduğumdan fazlasını bulduğum bu yerde birkaç tulumcu adıyla karşılaşıyorum. Ve öğreniyorum ki; Holo boğazı ve Oksoho, bir zamanlar tulumcuların bol olduğu bir yermiş. Mehmet Avni Aydın ve Dursun Özdemir’den iki isim alıyorum. Sadece bu da değil 1960’lı yıllarda tulum üzerine yaşanmış anılarla dolu küçük de bir sohbet yapıyoruz.

Araştırmaya devam… Bir iş yerinin önünde taburesine oturmuş, 84 yaşındaki Mehmet Kamburoğlu’ya sorumu yöneltiyorum. Küçük bir sessizlik… Derken yan kahvehaneden birisi yanımıza yaklaşıyor. Daha sonraki muhabbetimizden, tarihi bilgisinin bir hayli fazla olduğunu farkettiğim bu kişi konuyu soruyor ve aldığı cevap karşısında çok net bir şekilde “hayır, Çaykara’da tulum yoktu” diyor. Israr ediyor, ısrar ediyorum. Ama inadı baskın geliyor. Pes… Derken Mehmet emice sessizliğini bozup cevabı yapıştırıyor. “Evet vardı. Mehmet Tok… Eğridere’den idi.”

İlerleyen saatlerde, sorduğum kişilerde hemen hemen hiç boş çıkmıyor. En az bir tulumcu ismi alıyorum. İşin ilginci ise tamamen yaşı sekseni aşmış kişilere odaklanmışken bir isimden bahsediliyor. Yine bir ak saçlıya denk geleceğimi zannederken karşımda kırk altı yaşındaki Yusuf Kanık’ı buluyorum. Daha da ilginci; kendisinden aldığım tulumcu ismi kendisiyle yaşıt, arkadaşı Holaysalı Davut Yıldırım… Buna bir de yörenin haber kaynaklaryndan Fahri Düzenli’nin verdiği Güney Mahallesi’nden Ali Osman Özçelik adly tulumcu da ekleniyor.

Bir günlük araştırmanın neticesi idi bu cevaplar. Kitaplarda, kaynaklarda bulunmayan ama eski toprakların hafızalarında silinmeye yüz tutmuş cevaplar… Kim bilir daha neler var. Şunu anlıyorum; demek ki tarih, tapu tahrir kayıtlarından ibaret değilmiş.

Çaykara’da tulumla alakalı sohbetlerde edindiğim izlenim şu ki; bundan neredeyse 50 sene önce mazi olmuş bu çalgının hala daha varlığını devam ettirememiş olmasının sebeplerinden birisi ihtimal, paylaşıldığı mekanlarda, Çaykara gibi bir yerde aşırı alkolle harmanlanıyor olması ve şiirin ve sözün baş tacı edildiği bu yörede, şiir ve söz karşısında bütün enstrumanların edebini bilmesi gerekirken, yüksek sesinden ötürü tulumun bunu sağlayamamış olması, rafa kaldırılmasının sebepleri olabilir.

Araştırma: Muhammet Ali Sarı

NOT: Muhammet bey araştırma yazınızı zevkle okudum.Elinize sağlık.İnş devamı gelir.Bu bağlamda belki de araştırmaya katkı sağlayacak bir tulumcu biliyorum.Ki tulumunu çıkarıp üflediğinde şaşırmıştım.Uzungöl Alçakköprü mahallesinden Mustafa ŞEN di.

KAYNAK: http://www.caykaragazetesi.com/haber_detay.php?id=1341

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here