<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Taka &#187; Sevgi</title>
	<atom:link href="http://www.yoremizden.com/tag/sevgi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yoremizden.com</link>
	<description>Karadeniz ve Trabzon kültürünü yaşatma ve sevdirme sitesi...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 10:21:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	
		<item>
		<title>Feragat, sevgidendir!</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/feragat-sevgidendir/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/feragat-sevgidendir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Aug 2009 09:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce İklimi]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[feragat]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Hasan]]></category>
		<category><![CDATA[karakalem dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[metin karabasoglu]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[risale-i nur]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman aleyhisselam]]></category>
		<category><![CDATA[ulusalcılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.net/?p=234</guid>
		<description><![CDATA[Düz mantığın bildik çıkarımlarına inat, hayat paradokslarla yüklüdür. O yüzdendir ki, ‘hayat kitabı’ Kur’ân, hak üzere yaratılmış kâinatta hak üzere bir hayat yaşayabilmemiz için birer ‘paradoks’ gibi gözüken gerçeklerle tanıştırır bizleri. Buyurur ki, “Kısasta hayat vardır.” Kısası bilakis hayatın yitimi olarak görüp de Kur’ân’a karşı ukalalığa girişen seküler aklın hüküm sürdüğü toplumlarda yaşanan bunca cinayet,]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/08/feragat.jpg"><img class="size-medium wp-image-4312 alignleft" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/08/feragat-300x260.jpg" alt="feragat 300x260 Feragat, sevgidendir!" width="300" height="260" title="Feragat, sevgidendir!" /></a></p>
<p>Düz mantığın bildik çıkarımlarına inat, hayat paradokslarla yüklüdür. O yüzdendir ki, ‘hayat kitabı’ Kur’ân, hak üzere yaratılmış kâinatta hak üzere bir hayat yaşayabilmemiz için birer ‘paradoks’ gibi gözüken gerçeklerle tanıştırır bizleri. Buyurur ki, “Kısasta hayat vardır.” Kısası bilakis hayatın yitimi olarak görüp de Kur’ân’a karşı ukalalığa girişen seküler aklın hüküm sürdüğü toplumlarda yaşanan bunca cinayet, caydırma ve önleme yolundaki o kadar çabaya rağmen giderek artan adam öldürmeler, bir delilidir bu hakikatin. Kısas, hayata hürmet sonucunu doğurur; kısas olmasın diyenler ise, nice masumun haksız yere öldürüldüğü bir zeminin şahidi olur.</p>
<p>Aynı şekilde, Allah yolunda öldürülenler için ‘ölüler demeyiniz’ buyurur Kur’ân. Asıl olan ahiret yurdu ve aslolan âlemler Rabbinin rızası ise; asıl ‘ölü’ler, Allah yolunda öldürülenler değildir, bilakis onlar ‘fena’dan ‘beka’ devşirmişlerdir. Asıl ‘ölü’ler, bu dünyayı ahiret hesabına yaşamayıp âlemler Rabbinin rızasını gözetmeyerek insaniyetlerini heba edenlerdir; iki ayakları üstünde duruyor, yiyip içiyor oldukları halde dahi…</p>
<p>Yine, Allah sadakaları kat kat arttırır (ribalandırır), ribayı, yani faizi ise mahveder” buyurur Kur’ân. Ahiret âleminde daha bir aşikâr görülecek bu gerçeğin sağlaması, bu dünyada dahi yapılmaktadır. Faize bir şekilde bulaşıp da huzur devşiren yoktur.</p>
<p>Yine Kur’ân’ın öğrettiği bir paradoks, ‘sevgi’ye ilişkindir ve bize bir ‘sevgi sınavı’ öğretmektedir.</p>
<p>Bugünün anlayışıyla, hele romanların, filmlerin, şarkıların aktarımıyla, bir katıksız bağlanma, bir tereddütsüz sahiplenme durumu olarak sunulur sevgi. Öyle ki, sevgiyi böyle birşey zannettiği için işi iyice abartan, bir ‘hastalıklı sevgi’yle sözümona sevdiğine ‘yâ bana yâr olacaksan, ya da hiç kimseye’ seçeneğini bırakan, bu yüzden sözümona sevdiğini ‘öldürmeye’ kıyabilen insanlar vardır. Gazetelerin üçüncü sayfalarının yarı kısmı, ‘sevmek bağlanmaktır,’ ‘sevmek sahiplenmektir’ sanan bu arızalı ruhların ortalığa buladıkları kanın ve dehşetin haberiyle dolu değil midir zaten?</p>
<p>Halbuki Kur’ân-ı Hakîm, Süleyman aleyhisselamın henüz bir ‘peygamber’ değil, bilakis gençliğe doğru adım atmak üzere olan bir genç iken Allah’ın dilemesiyle sahip olduğu hikmetin bir nişanesi olarak dile getirdiği bir ‘sevgi sınavı’nın haberini bize verir. ‘Bir çocuk ve iki kadın’ diye özetleyebileceğimiz bir sevgi sınavını…</p>
<p>Ortada tek bir çocuk vardır, ama iki kadın o çocuğun ‘annesi’ olduğu iddiasındadır. Aralarındaki mesele, aynı zamanda hükümdar olan Davud aleyhisselama kadar gelir ve Davud aleyhisselam çocuğun kadınlardan birine verilmesine hükmeder. Ama huzurunda bulunan oğlu Süleyman, hükmün yanlış olduğu kanaatindedir. Bunun üzerine, Davud aleyhisselam meseleyi çözmesini oğluna havale ettiğinde, Süleyman aleyhisselam herkesi dehşete düşüren bir ‘çözüm’e hükmeder. Çocuk ortadan ikiye bölünecek; yarısı bir kadına, yarısı ötekine verilecektir. Kadınlardan biri bu çözüme karşı sessiz kalır; diğeri ise, çocuğun ölümü anlamına geldiği aşikâr bu ‘çözüm’ gerçekleşmesin diye, kendi ‘annelik’ iddiasını geri çeker ve çocuğun öbür kadına verilmesini ister. Tam da burada, Süleyman aleyhisselama verilen hikmet mucizevî bir surette kendini gösterir. “Çocuk, feragat eden bu kadınındır. Çocuğun annesi odur ve ona verilmelidir” buyurur Süleyman aleyhisselam.</p>
<p>Kıssada görüldüğü üzere, Süleyman aleyhisselamın çocuğun kime ait olduğunu anlamak için seçtiği ‘sevgi kriteri’ manidardır. Bir çocuğu herkesten fazla annesi sevebilir; ve bir anne, çocuğunu o kadar çok, o kadar içten ve o kadar gerçek bir sevgiyle sever ki, çocuğunun hayatını başka herşeye feda edebilir. İşte o kadın, çocuğun kendi çocuğu olduğundan emin olduğu halde, ve daha doğrusu çocuğun kendi çocuğu olduğundan emin olduğu için, Süleyman aleyhisselamın gerçekte asıl çözümü arkasında gizleyen zahirî ‘çözüm’üyle çocuğunun hayatından olmasın diye, çocuğuyla ilgili bütün iddialarından vazgeçmiş; davasında haklı olduğu halde, terk ve feragat yolunu seçmiştir. Bu yolu seçmesiyle de, çocuğun asıl annesinin kendisi olduğunu isbat etmiştir. Çünkü ancak gerçek bir anne ‘haksızlıkla suçlanmak’ pahasına çocuğunun hayatını kurtarmayı, çocuğunun hayatı pahasına ‘haklı çıkmaya’ tercih edebilir!</p>
<p>Sevmeyi neredeyse ölümüne bağlanmak ve neredeyse boğarcasına sahiplenmek diye anlayan patolojik sevgi tariflerinin rağmına, Kur’ân hazinesinden Hz. Süleyman’ın eliyle bize sunulan bu sevgi ölçüsü, ‘ölümüne direnmek’ yerine içinde hayat olan bir tercihe yönelmeyi şiar edinmiş ruhumu ‘mertlik testine tâbi tutanlar’a karşı kalbimi serinletiyor. Terketmediği için sevdiğinin ölümüne sebebiyet vermeyi değil, sevdiğinin hayatiyeti için terk etmeyi göze alabilmenin erdemine aklımı da ikna ediyor üstelik.</p>
<p>Yine bu hikmet iledir ki, Hz. Hasan’ın zor zamanda gerçekleştirdiği ve nicelerinin akıl sır erdiremediği feragati de, eseri Risale-i Nur için ‘Hz. Hasan’ın bir manevî veledi’ de diyen Bediüzzaman’ın sözümona ‘başarısız’ gözükmeye razı olarak sergilediği geri çekilme, terk ve feragatlari de tereddütsüz bir şekilde anlayabiliyorum.</p>
<p>Hz. Süleyman’ın eliyle bize sunulan bu hikmet, öte taraftan, bu topraklarda “Ya sev, ya terk et!” söylemi üzerinden bir faşizm üretmeye çalışan milliyetçi, ulusalcı, cemaatçi her türden zavallıyı gördüğümde dudaklarımda acı bir gülümsemenin belirmesine sebebiyet veriyor. İçimden bir ses, “Seviyorsan, gerekirse terk edersin; terke zorlarken terk edemediğine göre, sevgi sınavından kalan sensin” diyor, terk etmeyi sevmenin zıddı bilen bu anlayışın sahiplerine…</p>
<p>Nitekim, sevmenin gereğinde terk ve feragati de içerdiğini bilemediği için, düz mantığına sevmek ne pahasına olursa olsun sahiplenmektir diye bildiği için, içine girdiği yüreği de, kurduğu aile hayatını da, kurulan dostlukları da, mensubu ve belki önderi olduğu camiayı da, hatta içinde bulunduğu toplumu da felâkete sürükleyen ‘sözde sevgili’lerden geçilmiyor ortalık.</p>
<p>‘Üçüncü sayfa haberleri’ni bir örnek olarak hatırlatmıştım hani.</p>
<p>Dilerseniz, ‘Ergenekon’ ve ‘ulusalcılar’ merkezli ‘birinci sayfa’ haberlerine de bu gözle bakabilirsiniz..</p>
<p>Metin Karabaşoğlu – karakalem.net</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/feragat-sevgidendir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ya Vedud Nöbeti</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/ya-vedud-nobeti/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/ya-vedud-nobeti/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Aug 2009 09:19:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ünlem]]></category>
		<category><![CDATA[Adem]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[bağışlanma]]></category>
		<category><![CDATA[Buruc suresi]]></category>
		<category><![CDATA[cennetten]]></category>
		<category><![CDATA[Dua]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Hud suresi]]></category>
		<category><![CDATA[ilahi isimler]]></category>
		<category><![CDATA[kullar]]></category>
		<category><![CDATA[merhamet]]></category>
		<category><![CDATA[Rab]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[tevbe etmek]]></category>
		<category><![CDATA[ya Vedud]]></category>
		<category><![CDATA[Yaradan]]></category>
		<category><![CDATA[yasaklı meyve]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.net/?p=219</guid>
		<description><![CDATA[Üflendiği yerden dirilen Adem&#8217;in öğrendiği kelimelere dönüp baktığımızda kelimelerin birbiri ardına sıralandığına şahit oluyoruz. Özüne indiğimiz yerde Adem&#8217;i daha iyi anlıyoruz. Adem kolay olmayan kelimeleri öğrenirken rüzgarın ardına kapılıp gidiyor zikirleri ve her isimde bir kat daha inandığının boyasına boyanıveriyor. Zor olsa gerek, bu boyanın altında Adem olabilmek. Adem seviyor ademliğini, anlamını seviyor. Her kelimenin]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">
<div id="attachment_4320" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/08/yavedud.jpg"></a></p>
<div class="mceTemp">
<dl id="attachment_4323" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px;">
<dt class="wp-caption-dt"><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/08/yavedud.jpg"><img class="size-medium wp-image-4323 " title="Yâ Vedud" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/08/yavedud-300x278.jpg" alt="yavedud 300x278 Ya Vedud Nöbeti" width="300" height="278" /></a><p class="wp-caption-text">Yâ Vedud</p></div>
</dt>
</dl>
</div>
<p>Üflendiği yerden dirilen Adem&#8217;in öğrendiği kelimelere dönüp baktığımızda kelimelerin birbiri ardına sıralandığına şahit oluyoruz. Özüne indiğimiz yerde Adem&#8217;i daha iyi anlıyoruz. Adem kolay olmayan kelimeleri öğrenirken rüzgarın ardına kapılıp gidiyor zikirleri ve her isimde bir kat daha inandığının boyasına boyanıveriyor. Zor olsa gerek, bu boyanın altında Adem olabilmek. Adem seviyor ademliğini, anlamını seviyor.<br />
Her kelimenin altından yeni bir Adem diriliyor.Kendi isimlerini, idrakinden aciz<br />
olduğumuz  mukaddes bir muhabbetle seven Allah, onların tecellisine hizmet eden mahlukatını sever.Sever,sevdirir,sevindirir&#8230;</p>
<p>(11:90) Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O&#8217;na tevbe edin. Muhakkak ki Rabbim çok merhametlidir, (müminleri) çok sever. (Hud 90)</p>
<p>Adem, cennetten çıkarıldığı günden itibaren iniler. İnlediği yerde dilini duaya<br />
bulaştırır. Öğrendiği isimlerle, Öğretene anlatır öğrendiklerini. Her inileme onu<br />
bir adım daha yakınlaştırır Baki olana&#8230; Yalnız Biri ister, Biri çağırır,  Biri talep<br />
eder, Biri görür, Biri bilir, Biri söyler&#8230;</p>
<p>Adem oluyorum bir an da&#8230; Yasaklı meyve dokunuyor dilime, mahcupluğum   yüzüme yansıyor, al al oluyor yanaklarım ve utanıyorum O&#8217;ndan. Korkuyorum,beni yakıp parça parça etmesinden değil bu korkum,şimdi anlıyorum Vedud olan Vedud luğunu alırsa kalbimden ne yaparım ben Sevmezse beni,sevindirmezse, sevdiğini bildirmezse, sevdirmezse bir et yığınından ne farkım kalır? Dua oluyor iç seslerim. Hud suresi 90.cı ayet dolaşıyor kalbime diri tutuyor beni, biliyorum ki yine O sevindiriyor beni&#8230;</p>
<p>İşte bu sevgi, bu merhamet Vedud isminden gelmektedir. Allah her bir eserini<br />
sevmekle birlikte, bu sevgi ve merhametin odak noktası, en mükemmel eser olan insandır. Çünkü, bütün ilahi isimlerin aynası, tecelligahı odur. Bir kulun kalbi isimlerle ne kadar ters düz olursa,kalp inkilap eder  (boyutuna bakıp aldanmayalım)  o  kalp ki Alemlerin Rabbine açılmış bir penceredir.O pencereden bakan göz puslu bir kareyle muhatap olmaz.Her şeyi kulları için yaratan,sadece kulunu kendi için yaradandır bu Yaradan&#8230;</p>
<p>Bazen düşünürüm kendi küçüklüğümü ve O&#8217;nun büyüklüğü arasındaki dengesizliği&#8230; Bu kadar küçük bir noktaya ihtiyacı olmadı halde, peşimde koştuğunu hayal ederim.<br />
Şımarıklıklarıma tahammül eden, avucumun arasındakileri O vermemiş gibi,hiç<br />
tükenmeyecekmiş gibi, sahiplendiğim dünyalıklarımın arasında unutuşlarımı hiçbir zaman yüzüme vurmayan, küsmeyen, kırılmayan yanlışa bir yanlış yazıp kulunun doğrusuna sayısız artılar koyan, usanmadan herkesin gittiği yerde sadece benimle kalan&#8230;<br />
Seviyor ve seviniyorum,  dil ile dillendiriyorum Buruc suresi 14 ayeti&#8230;</p>
<p>(85:14) O, çok bağışlayan ve çok sevendir.</p>
<p>Gözümü kapatınca  güzelliklere kör olmuyorum, duyuyorum hissediyorum.        O nun varlığını bilmek için O na O nun bak dediği pencereden bakmam gerektiğini anlıyorum.<br />
Sevmek razı olmak demek.Ki Efendimiz tutar ellerimden burada ve gidebileceğim tek yol onun ayak izleri&#8230; Sevmek Habibullah gibi&#8230; Seveni sevdiği ölçüde sevmek<br />
gerekirse, buna en güzel örnektir kendisi..Vedud isminin ete kemiğe bürünmüş hali&#8230;</p>
<p>Sevmek, sevinmek, sevdirmek&#8230; Sevmeyi vermeseydi, vermeyi de sevmezdi ki&#8230; Bütün mesele burada sevmeseydi neden yaratırdı ki bizi?</p>
<p>MİHRİCAN KESKİN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/ya-vedud-nobeti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cennet&#039;te Dört Mevsim</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/cennette-dort-mevsim/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/cennette-dort-mevsim/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2009 10:20:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ünlem]]></category>
		<category><![CDATA[arayış]]></category>
		<category><![CDATA[azabın ayak sesleri]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[bulut]]></category>
		<category><![CDATA[Cennet]]></category>
		<category><![CDATA[Cennet'te Dört Mevsim]]></category>
		<category><![CDATA[dağlar]]></category>
		<category><![CDATA[denizler]]></category>
		<category><![CDATA[dudak]]></category>
		<category><![CDATA[fatiha]]></category>
		<category><![CDATA[Fırtına]]></category>
		<category><![CDATA[gayesiz]]></category>
		<category><![CDATA[gökgürültüsü]]></category>
		<category><![CDATA[gökyüzü]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[hatıralar]]></category>
		<category><![CDATA[kibrit]]></category>
		<category><![CDATA[kristal hayal]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[kuşlar]]></category>
		<category><![CDATA[mamureler]]></category>
		<category><![CDATA[melodram]]></category>
		<category><![CDATA[okyanus]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sahralar]]></category>
		<category><![CDATA[Sedat Turan]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[şimşek]]></category>
		<category><![CDATA[tedirgin]]></category>
		<category><![CDATA[ülke]]></category>
		<category><![CDATA[ümit]]></category>
		<category><![CDATA[yağmur]]></category>
		<category><![CDATA[yapraklar]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zafer dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[zehir]]></category>
		<category><![CDATA[zevk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.net/?p=127</guid>
		<description><![CDATA[Ve şimdi o ülkenin kapısı önündeyim&#8230; Omuzlarım, kaybedilmiş yılların ağırlığıyla çökmüş… Hayallerim yorgun&#8230;Soru işaretlerinin çengellerine asılmış beynimden şüpheler damlamakta…Sevgilerim yarım… En kuytu köşelere gizlenmiş,aransa da bulunamaz geçmiş…Hatıralar, azabın ayak sesleri… Gelecek, korkunun soğuk duvarlarına prangalanmış…‘’Belki de gelmeyecek!’’Ölümün kesin soluğudur saatler… Bedenim ayakta,ruhum yıkılmış.. Ve şimdi o ülkenin kapısı önündeyim… Gözlerimde bir ümit kıvılcımı… Yüreğim, delirtici]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!-- 		@page { size: 21cm 29.7cm; margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-128" title="cennet" src="http://www.yoremizden.net/wp-content/uploads/2009/06/cennet-150x150.jpg" alt="cennet 150x150 Cennet&#039;te Dört Mevsim" width="150" height="150" /></p>
<p><!-- 		@page { size: 21cm 29.7cm; margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p><!-- 		@page { size: 21cm 29.7cm; margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p><!-- 		@page { size: 21cm 29.7cm; margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p><!-- 		@page { size: 21cm 29.7cm; margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p style="font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ve şimdi o ülkenin kapısı önündeyim&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Omuzlarım, kaybedilmiş yılların ağırlığıyla çökmüş…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Hayallerim yorgun&#8230;Soru işaretlerinin çengellerine asılmış beynimden şüpheler damlamakta…Sevgilerim yarım…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">En kuytu köşelere gizlenmiş,aransa da bulunamaz geçmiş…Hatıralar, azabın ayak sesleri…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Gelecek, korkunun soğuk duvarlarına prangalanmış…‘’Belki de gelmeyecek!’’Ölümün kesin soluğudur saatler…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Bedenim ayakta,ruhum yıkılmış..</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ve şimdi o ülkenin kapısı önündeyim…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Gözlerimde bir ümit kıvılcımı… Yüreğim, delirtici fırtınalarla çalkalanan bir okyanus… Ki göğü kapkara bulutlarla kaplı…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">‘’<span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Güneş nerede?..’’</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Yıllarca sorduğum soru, geceler boyu cevabını aradığım bilmece:</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">‘’<span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Güneş nerede,ben neredeyim?..’’</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Kaç kapı yumrukladım,kaç adım harcadım çıkmaz sokaklarda!… Kaç nefes tükettim,kaç kez tükendim!.. </span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Kaç defa döndüm çılgınlığın yıkıcı hududundan,kimin kollarında!&#8230; Kimlerle haykırdım tedirgin ve gayesiz…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Nice zevklerin zehrini yudumladım, çare diye…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">‘’<span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Lakin,çare nerede ben neredeyim?..’’</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ve bir dönüm noktasında verdim hükmümü:’’Yaşam,bir arayış melodramıdır!&#8230;’’</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Aramadan yaşanmaz,bulamamak sonu olur her şeyin!&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ve şimdi, o ülkenin kapısı önündeyim…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">İçimde taşıyamayacağım kadar büyümüş bir boşluk…Tanıyamayacağım kadar değişmiş bir yeryüzü, dışımda…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Dağlar bakışsız,sahralar kızgın!&#8230; Kuşlar konuşmasız denizler bezgin!&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Tohumdan başka şeylerde yutuyor toprak!&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Her yön gökyüzünce kuşatılmış… Ölümün işgaline uğramış hayatları insanların…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">İnsanlar, ölüme mahkum!&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ölüme mahkumum!&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ve şimdi, o ülkenin kapısı önündeyim…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Gözlerimde bir ümit kıvılcımı… Yüreğim, seraplara bile hasret kum yangını bir çöl… Ki ne bir rüzgâr eser, ne bir damla düşer…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">‘’<span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Yağmur nerede?&#8230;’’</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Seneler eskiten soru, gündüzler boyu cevabını aradığım bilmece:</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">‘’<span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Yağmur nerede ben neredeyim?&#8230;’’</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Kaç kibrit ışığına koştum,şimşek diye!&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">‘’<span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Gökgürültüsüdür’’diyerek kaç kısık ses kolladım…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Kaç defa bulutlandı gözlerim, bomboş gökyüzüne bakarken…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Nice kristal hayal kırdım kupkuru çeşmelerde!&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Kendimi kumlara gömmekte aradım çareyi…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">‘’ <span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Lakin,çare nerede ben neredeyim?&#8230;’’</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ve şimdi o ülkenin kapısı önündeyim…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Dudaklarımda bir yıldız ıssızlığı… Yürüdüğüm yolların tozu üzerimde… Ve durmadan, kat kat artan bir heyecanla kıpırtılı…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Başımda,bir dünya dönüşü sarhoşluğu…Yitirdiğim fırsatların pişmanlığı,kalbimde..Ve durmadan,kat kat artan bir hasretle sarsıntılı…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Bedenim genç, ruhum yaşlı…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ve şimdi, o ülkenin kapısı önündeyim…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Gözlerimde bir ümit kıvılcımı… Yüreğim, bilmediği bir beldenin tutkunu… Ki döneceği bir yurdu yoktur zaten…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">‘’ <span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">O ülke nerede?&#8230;’’</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Yıllardır yıldıran soru, ömür boyu cevabını aradığım bilmece:</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">‘’ <span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">O ülke nerede,ben neredeyim?&#8230;’’</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Kaç diyar dolaştım,’’ burasıdır’’ümidiyle…Kaç şehirden çıktım kolum kanadım kırık!..</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Kaç kentten kovuldum!..</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Nice mamureler yaktım kızgınlığımla!</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">‘’ <span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">O ülke yok’’:Kendimi kandırmakta aradım çareyi…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">‘’<span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Lakin,çare nerede ben neredeyim?&#8230;’’</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ve şimdi o ülkenin kapısı önündeyim…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Fakat sormayın nasıl vardığımı!&#8230;Çünkü bilmiyorum…Bildiğim sadece yürüdüğümdür…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ben şimdi o ülkenin kapısı önündeyim!&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">O ülkenin her mevsimi bahardır!&#8230;Her bahar bir cennet hayatıdır,yaşanır…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Bütün mevsim çiçekler açar, Kuşlar öter her dem…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Güneş batmaz,nehirler kurumaz o beldede…Yapraklarsa sararmaz!..</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ruh ölmez o ülkede!&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Dört mevsim,cennettir!&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">O ülke ki kapısı ‘’ Fatiha’’dır…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">O ülke ki Kur’an’dır!&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Sedat Turan</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Zafer Dergisi 1991 Ağustos </span></span></p>
<p style="font-style: normal;">
<p style="font-style: normal;">
<p style="font-style: normal;">
<p><!-- 		@page { size: 21cm 29.7cm; margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/cennette-dort-mevsim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cenab-ı Hakkın Hangi İsmine Aynasınız?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/cenab-i-hakkin-hangi-ismine-aynasiniz/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/cenab-i-hakkin-hangi-ismine-aynasiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Sep 2008 07:22:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[arkadaş]]></category>
		<category><![CDATA[Cenab-ı Hak]]></category>
		<category><![CDATA[Cevvad]]></category>
		<category><![CDATA[dost]]></category>
		<category><![CDATA[Enis]]></category>
		<category><![CDATA[eş]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Fettah]]></category>
		<category><![CDATA[Gaffar]]></category>
		<category><![CDATA[Gafur]]></category>
		<category><![CDATA[Habir]]></category>
		<category><![CDATA[Halim]]></category>
		<category><![CDATA[Hamid]]></category>
		<category><![CDATA[Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Mucib]]></category>
		<category><![CDATA[Müheymin]]></category>
		<category><![CDATA[Rahim]]></category>
		<category><![CDATA[Rahman]]></category>
		<category><![CDATA[Semi]]></category>
		<category><![CDATA[Settar]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[TV]]></category>
		<category><![CDATA[Vedud]]></category>
		<category><![CDATA[Vekil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=1519</guid>
		<description><![CDATA[Cenab-ı Hak, insanı güzel isimlerine ayna yapmıştır. Bize düşen görev o aynayı Hakk’ın yolunda silmek, pak etmektir. Çünkü ayrıa kirli ise karşısındaki en güzel sureti bile puslu gösterir. Acaba hiç düşündük mü evlilik hayatımızda O’nun (cc) hangi ismine ayna oluyoruz? Evet, eşinizi sevin, hem de çok sevin ki, “Vedud” ismi, tecelli etsin üzerinizde. Onun acılarını]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/09/birliktelik1.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-1520" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/birliktelik-113x150.jpg" alt="birliktelik 113x150 Cenab ı Hakkın Hangi İsmine Aynasınız?" width="113" height="150" title="Cenab ı Hakkın Hangi İsmine Aynasınız?" /></a><!--[if gte mso 9]&gt;  Normal 0 21   false false false        MicrosoftInternetExplorer4  &lt;![endif]--><!--[if gte mso 9]&gt;   &lt;![endif]--> <!--[if gte mso 9]&gt;--></p>
<p class="MsoNormal">Cenab-ı Hak, insanı güzel isimlerine ayna yapmıştır. Bize düşen görev o aynayı Hakk’ın yolunda silmek, pak etmektir. Çünkü ayrıa kirli ise karşısındaki en güzel sureti bile puslu gösterir.</p>
<p class="MsoNormal"><span> </span>Acaba hiç düşündük mü evlilik hayatımızda O’nun (cc) hangi ismine ayna oluyoruz?</p>
<p class="MsoNormal"><span> </span>Evet, eşinizi sevin, hem de çok sevin ki, “Vedud” ismi, tecelli etsin üzerinizde.</p>
<p class="MsoNormal">Onun acılarını yüreğinizde hissedin, dertlerini dert bilin.<br />
Ne kadar şefkatli ve merhametli olursanız  Cenab-ı Hakk’ın “Rahman” ve “Rahim” isimlerine o kadar çok ayna olursunuz. <span id="more-1519"></span>
</p>
<p class="MsoNormal">Eşiniz, hoşunuza gitmeyen bir davranışta bulunduğunda günlerce ona karşı kin tutmayıp, her fırsatta yüzüne vurmayarak affedinki, “Gaffar” ve “Gafur” ismi,</p>
<p class="MsoNormal">İşlediği kusur ve hatalarını başkalarına şikayet ederek anlatmak yerine örtün ki, “Settar” ismi,</p>
<p class="MsoNormal">Gücünüz nispetinde cömert davranıp, paraları bankada tutup eşinizi tek kuruşa hasret bırakmayın ki, “Cevvad” ismi,</p>
<p class="MsoNormal">Eşinizin hak ve hukukunu koruyup, gözetin ki, “Müheymin” ismi ayna olsun.</p>
<p class="MsoNormal">Fedakar olun. Bununsa karşılığını eşinizden ziyade Allah’tan bekleyin. Ona lütuflarda bulunun ki, “Latif” ve “Vehhab” ismi,</p>
<p class="MsoNormal">Onun mutlu olmasına engel olmak yerine mutluluk yollarını açın ki, “Fettah” ismi ayna olsun.</p>
<p class="MsoNormal">Kulağmızı şikayetlerine tıkamayın. “Bana ne o senin problemin” diyerek sıkıntılarından kaç-mayın. Sözlerini işitin, şikayetlerini duyun, isteklerini yerine getirin ki, « Semi” ismi,</p>
<p class="MsoNormal">Çaresizliğini görmemezlikten gelmeyin. Sevinçlerini, kederlenni ve ihtiyaçlannı görün ki, « Basir” ismi,</p>
<p class="MsoNormal">“Benim sıkıntım benim başımdan aşıyor. Bir de senin sıkıntınla mı uğraşayım?” demeyip, onun sıkıntılarından haberdar olun ki, “Habir” ismi,</p>
<p class="MsoNormal">Olumsuz bir davranışı karşısında hemen “Sen zaten hep böyle yanlış yaparsın.” diyerek yargılamakta acele etmeyin yumuşak davnanın ki, “Halim” ismi,</p>
<p class="MsoNormal">İstemeden hep verici olun ki, “Kerim” ismi,</p>
<p class="MsoNormal">Sorularını cevaplayın, ihtiyaçlarını yerine getirin ki, “Mucib” ismi,</p>
<p class="MsoNormal">Yapamadığı ve size başvurduğu işlerini yapın ki, “Vekil” ismi ayna olsun.</p>
<p class="MsoNormal">İşten gelir gelmez TV’nin karşısına geçip oturmayın.<br />
Kafanızı gazeteye gömmeyin. Eşinizle candan dost ve arkadaş olun ki, “Veliyy” ve “Enis” ismi,
</p>
<p class="MsoNormal">Eşinizin bir gömleğinizi ütülemesinden, sevdiğiniz bir yemeği yapmasına kadar “Aman canım bu senin görevin. Zaten yapmak zorundasın.” demek yerine yaptığı iyilikleri takdir edip teşekkür edin ki, “Hamid” ismi ayna olsun.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Gülay Atasoy</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/cenab-i-hakkin-hangi-ismine-aynasiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan &#8211; Aile içi iletişim</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/prof-dr-nevzat-tarhan-aile-ici-iletisim/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/prof-dr-nevzat-tarhan-aile-ici-iletisim/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Aug 2008 14:29:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Bağ]]></category>
		<category><![CDATA[Dostluk]]></category>
		<category><![CDATA[dr]]></category>
		<category><![CDATA[İletişim]]></category>
		<category><![CDATA[Nevzat Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof Dr Nevzat Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[Saygı]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=560</guid>
		<description><![CDATA[Prof. Dr. Nevzat Tarhan &#8211; Aile içi iletişim Rotterdam İslam Üniversitesi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><object classid="clsid:6bf52a52-394a-11d3-b153-00c04f79faa6" width="280" height="250" codebase="http://activex.microsoft.com/activex/controls/mplayer/en/nsmp2inf.cab#Version=5,1,52,701"><param name="autostart" value="false" /><param name="url" value="http://www.iurtv.nl/tr/58/58kbpsProf.%20Dr.%20Nevzat%20Tarhan%20-%20Aile%20ici%20iletisim%20-%20IUR.wmv" /><embed type="application/x-mplayer2" width="280" height="250" src="http://www.iurtv.nl/tr/58/58kbpsProf.%20Dr.%20Nevzat%20Tarhan%20-%20Aile%20ici%20iletisim%20-%20IUR.wmv" autostart="false"></embed></object><br />
<strong>Prof. Dr. Nevzat Tarhan &#8211; Aile içi iletişim</strong><br />
<strong>Rotterdam İslam Üniversitesi</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/prof-dr-nevzat-tarhan-aile-ici-iletisim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://www.iurtv.nl/tr/58/58kbpsProf.%20Dr.%20Nevzat%20Tarhan%20-%20Aile%20ici%20iletisim%20-%20IUR.wmv" length="33466464" type="video/x-ms-wmv" />
		</item>
		<item>
		<title>Verdiğin acılar için sana Şükürler olsun Allah&#8217;ım</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/verdigin-acilar-icin-sana-sukurler-olsun-allahim/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/verdigin-acilar-icin-sana-sukurler-olsun-allahim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Aug 2008 12:08:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Kıssadan Hisse]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[Şükür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=553</guid>
		<description><![CDATA[&#8216;Gün gelecek Allah&#8217;a bana yaşattığı bu sıkıntılar için şükredeceğimi biliyorum&#8217; demişti bir arkadaşım. Belki de hayatının en zor günlerini yaşıyordu. Zorlukların insana ne kadar büyük dersler verdiğini uzun uzun konuşmuştuk. Bir acının öğrettiğini bin kahkahanın öğretemeyeceği üzerine birçok örnekler vermiştik o konuşmamızda. Aradan iki yıla yakın bir zaman geçince arkadaşımın haklı çıktığını gördük. O günlerin]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/08/fincan2.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-552" title="fincan" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/08/fincan-300x246.jpg" alt="fincan 300x246 Verdiğin acılar için sana Şükürler olsun Allahım" width="155" height="126" /></a>&#8216;Gün gelecek Allah&#8217;a bana yaşattığı bu sıkıntılar için şükredeceğimi biliyorum&#8217; demişti bir arkadaşım. Belki de hayatının en zor günlerini yaşıyordu. Zorlukların insana ne kadar büyük dersler verdiğini uzun uzun konuşmuştuk. Bir acının öğrettiğini bin kahkahanın öğretemeyeceği üzerine birçok örnekler vermiştik o konuşmamızda. <span id="more-553"></span><br />
Aradan iki yıla yakın bir zaman geçince arkadaşımın haklı çıktığını gördük. O günlerin acı görünen olaylarının, kendisine ne kadar büyük kapılar açtığını gördükçe &#8216;verdiğin acılar için sana şükürler olsun Allah&#8217;ım!&#8217; demeye başladı.</p>
<p>Gündüzleri fırsat buldukça bir araya geldiğimiz arkadaşıma o günlerde aşağıdaki hikayeyi yollamıştım.</p>
<p>* * * * * * *<br />
Yaşlı kadın, bir antika dükkanından aldığı yüzyıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleştirdi. Fincanın biçimi, üzerindeki işlemeler, renkler onun bir sanat eseri olduğunu söylüyordu. Ödediği fiyatı hatırladı; hayır, hiç de pahalıya almamıştı.</p>
<p>Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti. Derken, birden fincan dile geldi ve kadına şöyle dedi;</p>
<p>&#8216;Bana hayranlıkla baktığının farkındayım. Ama bilmelisin ki, ben hep böyle değildim. Yaşadığım sıkıntılar beni bu hale getirdi.</p>
<p>Kadın şimdi hayret içindeydi. Önündeki kahve fincanı konuşuyordu!</p>
<p>Kekeleyerek: &#8216;Nasıl? Anlayamadım?&#8217; diyebildi yaşlı kadın.</p>
<p>&#8216;Demek istiyorum ki, ben bir zamanlar çamurdan ibarettim ve bir sanatkâr geldi. Beni eline aldı, ezdi, dövdü, yoğurdu. Çektiğim sıkıntılara dayanamayıp:</p>
<p>&#8216;Yeter! Lütfen dur artık!&#8217; diye bağırmak zorunda kaldım.</p>
<p>Ama usta sadece gülümsedi ve; &#8216;Daha değil!&#8217; diye cevapladı beni.</p>
<p>&#8216;Sonra beni alıp bir tahtanın üzerine koydu. Burada döndüm, döndüm, döndüm. Döndükçe başım da döndü. Sonunda yine haykırdım:</p>
<p>&#8216;Lütfen beni bu şeyin üzerinden kurtar. Artık dönmek istemiyorum!&#8217;</p>
<p>Ama usta bana bakıp gülümsüyordu:</p>
<p>&#8216;Henüz değil!&#8217;</p>
<p>&#8216;Derken beni aldı ve fırına koydu. Kapıyı kapayıp ısıyı arttırdı. Onu şimdi fırının penceresinden görebiliyordum. Fırın gitgide ısınıyordu. Aklımdan şöyle geçiyordu: Beni yakarak öldürecek&#8217;</p>
<p>Fırının duvarlarına vurmaya başladım. Bir taraftan da bağırıyordum:</p>
<p>&#8216;Usta usta! Lütfen izin ver buradan çıkayım!&#8217;</p>
<p>&#8216;Pencereden onun yüzünü görebiliyordum. Hala gülümsüyor ve &#8216;Daha değil!&#8217; diyordu.</p>
<p>&#8216;Bir saat kadar sonra, fırını açtı ve beni çıkardı. Şimdi rahat nefes alabiliyordum, fırının yakıcı sıcaklığından kurtulmuştum. Beni masanın üstüne koydu ve biraz boyayla bir fırça getirdi.</p>
<p>&#8216;Boyalı fırçayla bana hafif hafif dokunmaya başladı. Fırça her tarafımda geziniyor ve bu arada ben gıdıklanıyordum.</p>
<p>&#8216;Lütfen usta! Yapma, gıdıklanıyorum!&#8217; dedim. Onun cevabı ise aynıydı: &#8216;Henüz değil!&#8217;</p>
<p>&#8216;Sonra beni nazikçe tutup yine fırına doğru yürümeye başladı. Korkudan ölecektim. &#8216;Hayır! Beni yine fırına sokma, lütfeeen!&#8217; diye bağırdım.</p>
<p>Fırını açıp beni içeri iteleyip kapağı kapattı. Isıyı bir öncekinin iki katına çıkardı. &#8216;Bu sefer beni gerçekten yakıp kavuracak!&#8217; diye düşündüm. Pencereden bakıp ona yine yalvardım, ama o yine &#8216;Daha değil!&#8217; diyordu. Ancak bu defa ustanın yanaklarından bir damla gözyaşının yuvarlandığını gördüm.</p>
<p>&#8216;Tam son nefesimi vermek üzere olduğumu düşünüyordum ki, kapak açıldı ve ustanın nazik eli beni çekip dışarı çıkardı. Derin bir nefes aldım, hasret kaldığım serinliğe kavuşmuştum. Beni yüksekçe bir rafa koydu ve usta şöyle dedi:</p>
<p>&#8216;Şimdi tam istediğim gibi oldun. Kendine bir bakmak ister misin?&#8217;</p>
<p>Ona &#8216;Evet&#8217; dedim.</p>
<p>Bir ayna getirip önüme koydu. Gördüğüme inanamıyordum. Aynaya tekrar tekrar baktım ve &#8216;Bu ben değilim. Ben sadece bir çamur parçasıydım.&#8217;</p>
<p>&#8216;Evet bu sensin!&#8217; dedi usta. Senin acı ve sıkıntı diye gördüğün şeyler sayesinde böyle mükemmel bir fincan haline geldin.</p>
<p>Eğer seni bir çamur parçası iken üzerinde çalışmasaydım, kuruyup gidecektin.</p>
<p>Döner tezgahın üstüne koymasaydım, ufalanıp toz olacaktın.</p>
<p>Sıcak fırına sokmasaydım, çatlayacaktın.</p>
<p>Boyamasaydım, hayatında renk olmayacaktı.</p>
<p>Ama sana asıl güç ve kuvveti veren ikinci fırın oldu.</p>
<p>Şimdi arzu ettiğim her şey var üzerinde.&#8217;</p>
<p>Ve ben kahve fincanı, şu sözlerin ağzımdan çıktığını hayretle fark ettim:</p>
<p>&#8216;Ustam! Sana güvenmediğim için beni affet!</p>
<p>Bana zarar vereceğini düşündüm.</p>
<p>Beni benden fazla sevip iyilik yapacağını fark edemedim.</p>
<p>Bakışım kısaydı, ama şimdi beni harika bir sanat eseri yaptığını görüyorum.</p>
<p>Benim sıkıntı ve acı diye gördüğüm şeyleri bana verdiğin için teşekkür ederim.</p>
<p>Teşekkür ederim.&#8217;</p>
<p>* * * * * *</p>
<p>Usta fincanı, Yaratıcı insanı şekillendirir.</p>
<p>Yeter ki acı da ki hikmeti görelim.</p>
<p>Kahrın da hoş, lûtfun da hoş demesini bir öğrenebilsek.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/verdigin-acilar-icin-sana-sukurler-olsun-allahim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aile çok önemli bir kurum, peki ama kimler asla evlenmemeli?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/aile-cok-onemli-bir-kurum-peki-ama-kimler-asla-evlenmemeli/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/aile-cok-onemli-bir-kurum-peki-ama-kimler-asla-evlenmemeli/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Aug 2008 06:27:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Gülay Atasoy]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=521</guid>
		<description><![CDATA[Evlilik kişiye sorumluluklar yükleyen önemli bir müessese. Evliliğe niyet eden kişinin birçok şeyden fedakârlık yapması gerekiyor. &#8216;Ben sorumsuzca bildiğim gibi yaşarım&#8217; diyerek evlenenler, eşlerine bir ömür boyu ızdırap çektiriyor. Her genç, belirli bir yaşa geldikten sonra evlenmek ister. Düşler görülür, hayaller kurulur. Mutluluk kapıda hazır sanılarak beklenir. Beyaz atlı prens ve prenses için dualar edilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/08/aile3.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-522" title="aile" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/08/aile-150x150.jpg" alt="aile 150x150 Aile çok önemli bir kurum, peki ama kimler asla evlenmemeli?" width="150" height="150" /></a>Evlilik kişiye sorumluluklar yükleyen önemli bir müessese. Evliliğe niyet eden kişinin birçok şeyden fedakârlık yapması gerekiyor. &#8216;Ben sorumsuzca bildiğim gibi yaşarım&#8217; diyerek evlenenler, eşlerine bir ömür boyu ızdırap çektiriyor.</p>
<p>Her genç, belirli bir yaşa geldikten sonra evlenmek ister. Düşler görülür, hayaller kurulur. Mutluluk kapıda hazır sanılarak beklenir. Beyaz atlı prens ve prenses için dualar edilir. Talih kuşunun konması için gözler yukarılara çevrilir. <span id="more-521"></span>Oysa, evlilikteki mutluluk ne prensin beyaz atında ne de talih kuşunun kanatları altındadır. O, gencin ruh bedenine uygun elbisenin etekleri arasındadır. İnsan bedeni, giydiği elbisenin içinde rahat etmek ister. Şayet elbise bedenine uymaz, dar veya bol gelirse hemen çıkarır. Mesela, kutuplardaki bir insan altın sırmalarla işlenmiş elbiseyi güzelliğine aldanarak giyse bir müddet sonra çıkarıp atar. Ne kadar eski de olsa kürkünü giyer. Çölde yaşayan insan da sıcaktan bunaldığı için lime lime olan ince elbisesini kürke tercih eder.</p>
<p>Kimileri mükemmel birisiyle evlenir. Fakat ruh bedenine dar veya bol gelir. Rahat edemediğinden &#8220;eş&#8221; denilen elbiseyi çıkarıp atar. Günümüzde ruh bedenine uygun olmayan elbiseler giyildiği, &#8220;kalbe mukabil kalp&#8221; seçilmediği için boşanmalar bu denli artmıştır.</p>
<p>Kimler evlilik elbisesi giymemeli?</p>
<p>Meslek âşıkları: Bu kişilerin gözü mesleklerinden başka bir şey görmez. Eve dosyalarla dönerler. Ya da ellerinde telefonla sürekli iş takibinde bulunurlar. &#8220;Ben size para kazanıyorum zamanım yok ki sizinle ilgileneyim vb.&#8221; diyerek eşlerini ve çocuklarını yalnızlığa iterler.</p>
<p>&#8216;Ben&#8217;merkezciler: Onlar &#8220;ben&#8221; merkezli yaşayan bencil insanlardır. Kendilerinden başka kimsenin mutluluğunu düşünmezler. &#8220;Ben rahat edeyim, ben mutlu olayım&#8221; diyerek gözlerini hep almaya dikip fedakarlık, şefkat ve merhamet duygularından yoksundurlar.</p>
<p>Büyüyememişler: Bunlar annelerine bağımlıdırlar. Kendilerine ait bir kişilikleri yoktur. Karar mekanizmaları annelerinin elindedir. Şayet her iki tarafın annesi de kötüyse o evlilik yürümez.</p>
<p>Rekabetçiler: Eşlerini hayat arkadaşı, can yoldaşı değil de rakip olarak görürler. Kadın ve erkek ailenin idarecisi olma yarışına girerler. Bu rekabet koşusunda ya eşlerden birisinin kalbi durur ya da eşler, &#8220;sen ben&#8221; diye saltanat savaşını sürdürüp dururlar.</p>
<p>Kumarbazlar: Bütün paralarını kumara yatırırlar. Eş ve çocuklarını sefalete terk ederler.</p>
<p>Bağımlılar: Bunlar hem paralarını alkol ve maddeye yatırırlar. Hem de eşlerine şiddet uygularlar. Eşlerine şiddet uygulayan erkeklerin yüzde 70&#8242;inin sarhoşken bu işi yaptıkları tespit edilmiştir.</p>
<p>Şiddet meraklıları: Her işi şiddete başvurarak yaparlar.</p>
<p>Eşini aldatanlar: Eşlerini devamlı aldatırlar. Bir başka kadına tercih edilmek kadınına ağır darbeler vurur.</p>
<p>&#8216;Para&#8217;cılar: Hayatı &#8220;rahat yaşayacağım&#8221; düşüncesiyle paraya taparlar. Hep gözleri yükseklerdedir. Hiçbir zaman ellerindekilerle yetinmezler.</p>
<p>Bu listeye, tedavisi olmayan, çevresine mutlaka zarar verme potansiyeli bulunan, sürekli müşahede altında olması gereken psiklojik rahatsızlık sahibi kişileri de ekleyebiliriz. Eğer evlenen kişiler bu noktaları dikkate alırlarsa o zaman ne yuvalar yıkılıp, eşler mutsuz olur ne de çocuklar evlilik enkazının altında kalır. Çünkü elbiselerini koruyup kolladıkları gibi eşlerini koruyup kollar onu ebediyen kaybetmek istemezler.<br />
Gülay Atasoy / Zaman</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/aile-cok-onemli-bir-kurum-peki-ama-kimler-asla-evlenmemeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cennetin Anahtarı Muhabbet</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/cennetin-anahtari-muhabbet/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/cennetin-anahtari-muhabbet/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2008 17:23:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Arkadaşlık]]></category>
		<category><![CDATA[Dostluk]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[Muhabbet]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=496</guid>
		<description><![CDATA[Dünya nüfusunun üçte biri müslüman; yani biz, yaklaşık iki milyar insan&#8230; Tek olan Allah&#8217;a iman ediyoruz. Bütün peygamberlere imanla birlikte Hz. Muhammed Mustafa s.a.v.&#8217;i son peygamber olarak kabul ediyoruz. Ne getirdiyse hepsine iman ediyoruz. Rasul-i Ekrem s.a.v.&#8217;in &#8220;İman etmedikçe cennete giremezsiniz.&#8221; dediğini hepimiz biliyoruz. Elhamdülillah iman ettik, cenneti ümit ediyoruz. Peki, Efendimiz s.a.v.&#8217;in bu mübarek]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/08/032408-2132-tasavvuftaa12.png"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-497" title="032408-2132-tasavvuftaa1" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/08/032408-2132-tasavvuftaa1-150x150.png" alt="032408 2132 tasavvuftaa1 150x150 Cennetin Anahtarı Muhabbet" width="150" height="150" /></a>Dünya nüfusunun üçte biri müslüman; yani biz, yaklaşık iki milyar insan&#8230;<br />
Tek olan Allah&#8217;a iman ediyoruz. Bütün peygamberlere imanla birlikte Hz. Muhammed Mustafa s.a.v.&#8217;i son peygamber olarak kabul ediyoruz. Ne getirdiyse hepsine iman ediyoruz. Rasul-i Ekrem s.a.v.&#8217;in &#8220;İman etmedikçe cennete giremezsiniz.&#8221; dediğini hepimiz biliyoruz. Elhamdülillah iman ettik, cenneti ümit ediyoruz. Peki, Efendimiz s.a.v.&#8217;in bu mübarek sözlerinin hemen peşinden ifade buyurmuş olduğu hakikate aynı hassasiyeti gösteriyor muyuz? İşte bunu iyi düşünmek lazım. Efendimiz s.a.v. &#8220;İman etmedikçe cennete giremezsiniz.&#8221; diye başlayıp, sözlerine şöyle devam etmişti:<br />
&#8220;Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız!&#8221;<span id="more-496"></span></p>
<p>İnanıyorsak Sevmemiz Lazım<br />
İnananlar olarak birbirimizi seviyor muyuz? Ya da soruyu şöyle soralım: Yeteri kadar seviyor muyuz?<br />
İşte bunu anlamak için yine Efendimiz s.a.v.&#8217;in yukarıdaki iki mübarek cümleden sonra söylediğini ne kadar uyguladığımıza bakmalıyız. Şöyle buyurmuştu:<br />
&#8220;Yaptığınızda birbirinizi seveceğiniz bir şeyi size işaret edeyim mi? Aranızda selamlaşmayı yayın.&#8221; (Müslim, İman 22)<br />
Hepimiz cennete girmek ve oradaki nimetlerle birlikte, en büyük nimet olan Allah&#8217;ın cemalini seyretmek istiyoruz. Buna ulaşmak, iman etmekle mümkün. İman ettik diyoruz ama imanın hakikatine ulaşabilmiş miyiz? Bunu anlayabilmek için şöyle kendimizi bir yoklamalıyız. Kalbimize bakmalıyız. &#8220;Mümin kardeşlerimi seviyor muyum veya ne kadar seviyorum?&#8221; diye sormalıyız kendimize.<br />
İnsan en kolay kendini kandırır. Sorumuza cevap ararken temennilerimizi gerçek zannedip yanılmak yerine sabit ölçülerle hareket etmek gerekir. Efendimiz s.a.v.&#8217;in bu konuda koyduğu ölçü de şudur:<br />
&#8220;Sizden biriniz, kendisi için sevdiği bir şeyi mümin kardeşi için de sevmedikçe (tam manasıyla) iman etmiş olamaz.&#8221; (Buharî, İman 6)</p>
<p>Şimdi dürüstçe cevap verelim: Seviyor muyuz? Sevebiliyor muyuz?<br />
Gönlümüz ne durumda?<br />
Kardeşlerimizin derdiyle ne kadar dertleniyoruz?<br />
Hakikaten bir ve beraber miyiz? Bir araya gelebiliyor muyuz?<br />
Birlikte neyi paylaşıyoruz, güzellikler mi üretiyoruz, soğuk rüzgârlar mı esiyor aramızda?<br />
Kardeşlerimizin Hakk&#8217;a ve hayra yönelmesine, yol almasına, şevkine ve heyecanına katkıda bulunabiliyor muyuz?<br />
Müminler olarak aramızdaki bağlarla ilgili önemli eksiklerimiz olduğunu kabul etmeyen yoktur sanırız. Peki, çare nedir?</p>
<p>Selam, Bir Sihirli Kelime<br />
Hz. Peygamber s.a.v. Efendi-miz&#8217;in aramızdaki sevginin anahtarı olarak tavsiye buyurduğu uygulamayı hatırlayalım en başta: Selamı yaymak&#8230;<br />
Efendimiz s.a.v. ne buyurduysa ölçü odur. Selamı yaydığımızda Yüce Mevlâ aramıza sevgi koyacak, bir muhabbet ihsan edecek ki o muhabbet imanımızı olgunluğa erdirecek. Buna tereddütsüz iman etmemiz lazım. Kalpler Allah&#8217;ın kudret parmakları arasında. Selamı yayanların kalplerine sevgiyi ihsan edecek.<br />
Tanıdığımıza tanımadığımıza selam vereceğiz ve selamı yayacağız. Ama usandırmadan, zamanı zemini kollayarak, zarafetle, selamın ne olduğunu bilerek&#8230;<br />
Bu noktada selamın ne olduğunu, bizim için ne anlama geldiğini hatırlamakta yarar var.<br />
&#8220;es-Selamü aleyküm&#8221; veya &#8220;selamün aleyküm&#8221; &#8220;size selam olsun&#8221; demek.<br />
Selam veren kimse selam vermekle, 99 mübarek isminden biri de &#8220;es-Selam&#8221; olan Allah&#8217;ı zikretmiş olur. &#8220;es-Selam&#8221; ismi şerifi, her türlü beladan, musibetten, kötülükten koruyanın gerçek anlamda ve sadece Allah olduğunu ifade eder.<br />
Selam veren kişi selam verdiği kimseye güzel bir dua etmiş olur. Bu duada; &#8220;bir ismi de Selâm olan Allah size ve bütün işlerinize kefil olsun; her türlü hayrı size ihsan eylesin ve bütün kötülüklerden sizi selamette tutsun&#8221; anlamı saklıdır.<br />
Selam verdiği kişi &#8220;aleykümselam&#8221; diye karşılık verdiğinde ise onun da Allah&#8217;ı zikretmesine, kendisine dua etmesine ve bir zararının dokunmayacağını ilan etmesine vesile olur. Selam veren kişi, muhatabına kendisinden bir zarar gelmeyeceğini de bildirmiş olur.<br />
Selam bir güven telkini, bir emniyet iklimidir. Yani insanlara bizden endişe etmemelerini, bizim tarafımızdan onlara hiçbir zarar gelmeyeceğini selam vererek ifade etmiş oluyoruz. Hz. Ebu Bekir r.a. buyurmuştur ki; &#8220;Selam yeryüzünde Allah&#8217;ın emanı, yani ihsan ettiği güveni, emniyetidir.&#8221; O halde selamı yaymak, güveni ve huzuru yaymak demektir.</p>
<p>Selamı Bize Devredenler<br />
Sahabe-i Kiram bu anlayışa ve yaşayışa sahiptiler. Onlar Efendimizin muhabbet ikliminde selamı anladılar ve son nefeslerine kadar selamı yayarak yaşadılar. Birbirlerini sevdiler, birbirleri için mallarından, canlarından geçtiler. İmanın tadıyla yaşadılar, sonraki nesillere bu tadı yaşattılar. Yüce Mevlâ&#8217;nın rızasına ve Selam yurduna ulaştılar.<br />
Bu anlayış Sahabe-i Kiram&#8217;dan günümüze, gönülden gönüle, hayattan hayata geçerek geldi. Bu anlayışı temsil eden gönül erleri, selamı anlamak, selamı yaşamak ve selam yurduna selametle ulaşmak isteyenlere rehberlik etti; muhabbeti elde etmenin yollarını öğretti.</p>
<p>Kalbinde Ne Varsa Sen O&#8217;sun<br />
Derdi olan dermanını arar, yolunu şaşıran bir bilene sorar ya&#8230; İşte gönlünün derdine düşmüş birkaç kişi, zamanın maneviyat büyüğü Abdülhakim Hüseynî k.s.&#8217;ye hallerini arz etmişler. Demişler ki:<br />
- Efendim, uzun zamandır ziyaretinize gelip gidiyoruz. Yanınızdayken halimizde bir düzelme oluyor. Sizden ayrıldıktan sonra, memlekete döndüğümüzde bu hal bir süre daha devam ediyor. Daha sonra halimizi muhafaza edemiyoruz. Bize ne buyurursunuz?<br />
Hazret elini yumruk haline getirerek şöyle buyurur:<br />
- İnsanın kalbi bu yumruk kadardır. Bunun içinde Allah muhabbeti olması lazımdır.<br />
Sonra orada yanan ışığı göstererek sözlerine şöyle devam eder:<br />
- Şu anda ışık yanıyor, etraf aydınlık. Bu ışık sönerse etraf karanlık olacak. Aynı anda hem ışık, hem karanlık olmaz. Kalbin durumu da böyledir. Onun içinde Allah muhabbeti olması lazımdır. Allah muhabbeti yoksa başka şeyler vardır. Başka şeyler olunca kalbe Allah muhabbeti girmez. Allah muhabbetini elde etmek için de şu dört şeye devam etmek gerekir: Mürşidi ziyaret, mürşid sohbeti, rabıta, vird&#8230;</p>
<p>Eksilen Şeyler mi Var?<br />
Manevi ilim sahibi Allah dostları gönül doktorlarıdır. Nice hasta gönüller, onların ilaçlarıyla derman bulmuştur. Doktora ve ilaca güvenmek, tedavinin başıdır.<br />
&#8220;Eski muhabbetler kalmadı..&#8221; &#8220;Ah ne günlerdi o günler!&#8221; gibi ifadelerle muhabbetsizlikten yakınan birçok kardeşimiz var. Demek ki muhabbetin eksikliğini hissediyorlar. O zaman şöyle bir düşünelim:<br />
Allah, eskiden de, şimdi de, gelecekte de kullarına lütuflarda bulunur. Önceden muhabbeti veren Allah şimdi de verir. Halihazırda muhabbetli nice kardeşlerimiz var.<br />
Yüce Mevlâ, acizliğinin farkına varan, muhtaç olduğunu hisseden ve tevbe eden kuluna merhamet eder, kalbine muhabbetini koyar. O kul bu muhabbet ile bütün müminleri sever ve hayırlarda yarışır.<br />
Ama bu muhabbeti kalpte korumak, hatta çoğaltmak gerekir. Bu manevi bir sermayedir. Bu da ancak maneviyat rehberlerinin tavsiyelerine uymakla mümkündür.</p>
<p>Hayata Muhabbet Tadı<br />
Abdülhakim Hüseynî k.s. Hazretleri&#8217;nin yukarıdaki sohbetini esas alarak, hayatımızı manevi muhabbetle tatlandırmak, kardeşlik ruhunu diriltmek için önceliklerimizi şöyle sıralamamız mümkün:<br />
Allah&#8217;ın samimi bir kulu ve Efendimiz s.a.v.&#8217;in sadık bir ümmeti olan, O&#8217;nun sünnetini adım adım takip etmeye çalışan bir gönül eriyle dostluk kurmak. Onunla birlikte tevbe etmek, böylece bir milat, bir başlangıç yapmak&#8230;<br />
Şefkat nazarıyla kalbimizi ve yolumuzu aydınlatacak böyle bir Allah dostunu hayatımızdaki en büyük nimet olarak kabul etmek, Allah&#8217;ın en büyük ikramı olduğunu bilmek.<br />
Onu sık sık ziyaret ederek, gıyabında da gönül bağı demek olan manevi rabıta ile yakınlığımızı pekiştirmek.<br />
Tevbeyi hayat tarzı haline getirmek. Her günü, her hatırlayışı, her unutuşu tevbe vesilesi görmek, böylece gerçekten özür dileyebilen insan olmaya çalışmak.<br />
Etrafımızda bulunan insanları da bu muhabbet sofrasına davet etmek, onların da tevbe etmelerine vesile olmaya çalışmak.<br />
Bizim, her şeyimizin sahibi olan Yüce Allah&#8217;ı hep hatırlamak, her adımda O&#8217;nu hesaba katmak, O&#8217;nun hoşnutluğunu ve sevgisini kazanmak için sürekli zikri hayatın merkezine yerleştirmek. Üstlendiğimiz günlük virdi aksatmamak.<br />
Bu hassasiyetle yaşayan kardeşlerimizle beraber bir sohbet ağı oluşturmak.<br />
Dostluklarımızı, arkadaşlıklarımızı, derneklerimizi, heyetlerimizi bu önceliklerin asla göz ardı edilmediği bir çerçevede tutmak&#8230;<br />
Gönül erleri, kalpleri manevi muhabbetle dirilten reçeteyi asırlardır böyle uygulamışlardır. Biz de bu hususları günlük yaşantımızın öncelikleri haline getirdiğimiz takdirde Allah&#8217;ın izniyle hayırlı geçmişimizin yolundan gitmiş oluruz. Selamı anlamış ve onu hakkıyla yayabilmiş olanların halini yaşarız.<br />
Selam yurdu olan cennette Selâm olanın cemaliyle şereflenebilme duasıyla&#8230;</p>
<p>Ne Diyorlar?</p>
<p>Hz. Ömer r.a.&#8217;ın Oğlu Abdullah:<br />
&#8220;Ömrüm boyunca oruç tutsam, hiç uyumadan geceyi ibadetle geçirsem, malımı parça parça Allah yolunda infak etsem ve bu hal üzere ölsem&#8230; Fakat gönlümde Allah&#8217;a itaat edenlere karşı bir sevgi, O&#8217;na isyan edenlere karşı da bir buğz olmasa, bütün bu yaptıklarımdan bir fayda göremem.&#8221;</p>
<p>Ebu Talib el-Mekkî k.s. (10. yy):<br />
&#8220;Kim Allah rızası için kardeş olmanın faziletini ve böyle bir sevginin derecesini iyice anlamışsa kardeşinin hallerine sabreder, ona teşekkür eder, yumuşak davranır, verdiği sıkıntılara tahammül eder. Tıpkı kıymetli bir şeyi isteyen kimsenin, onu elde etmek için en değerli şeylerini o uğurda harcaması gerektiği gibi&#8230;&#8221;</p>
<p>İmam-ı Rabbanî k.s. (17. yy):<br />
&#8220;Allah Tealâ bu yolun büyüklerine olan muhabbetinizi artırsın. Bu sevgiyi dünya ve ahiret saadetinin sermayesi bilin! Bu sevginizin artması için Allah Tealâ&#8217;ya<br />
dua edin! Bu sevgi, insanın İslâmiyet&#8217;e uymasını kolaylaştırır. Kalbin her an Allah Tealâ ile olması bu sevgi ile elde edilir. Eğer dünyanın bütün sıkıntılarını, karanlıklarını ve lekelerini kalbe doldursalar, bu sevgi varsa, hiç üzülmemelidir. Ümitli<br />
olmalıdır. Eğer kalbe dağlar gibi manevi haller ve nurlar yağdırsalar, fakat bu sevgi kıl kadar azalsa, bunları felaket bilmelidir ve istidraç olduğunu anlamalıdır.<br />
Buna sıkı yapışın, sonra işinize bakın! Kıymetli ömrü lüzumsuz şeylerle boş yere geçirmeyin.&#8221;</p>
<p>İmam Gazalî rh.a. (11. yy):<br />
&#8220;Dostluk güzel huyun meyvesidir. Ayrılık ise kötü huyun neticesidir. Allah için sevmek ve din uğrunda kardeş olmak, Allah&#8217;a yakınlığın en faziletlisi ve ibadetlerin en güzelidir.&#8221;</p>
<p>Mücahid b. Cübeyr k.s. (8. yy):<br />
&#8220;Allah için sevenler güler yüz ve tatlı sözle buluştukları zaman, günahları sonbahar yaprakları gibi dökülür.&#8221;</p>
<p>Efendimiz&#8217;in Dilinden</p>
<p>Mümin Kalbin Hali</p>
<p>&#8220;Üç şey var ki müslüman bir kimsenin kalbi onlarda hile yapmaz. Bunlar:<br />
Allah için amelde ihlâslı olmak.<br />
Önündeki lidere karşı sadık ve samimi davranmak.<br />
Cemaate sımsıkı sarılmak&#8230;<br />
Şüphesiz müminlerin (birbirlerine yaptıkları) duaları onları destekler.&#8221;</p>
<p>Allah&#8217;ın Dostları</p>
<p>&#8220;Kıyamet günü Arş-ı Azam&#8217;ın etrafında bir takım insanlar için kürsüler kurulacak. Onların yüzleri ayın ondördü gibi parlayacak. İnsanlar feryat ederken onlar sakin olurlar, insanlar korkarken onlar korkmazlar. Onlar Allah&#8217;ın korku ve kederleri olmayan gerçek dostlarıdır.&#8221; Bu sözleri üzerine kendisine &#8220;Onlar kimler ey Allah Rasulü?&#8221; diye sorulunca şöyle cevap verdiler: &#8220;Onlar Allah için birbirini sevenlerdir.&#8221;</p>
<p>Allah&#8217;ın Sevgisi</p>
<p>&#8220;Allah Tealâ buyuruyor ki: Benim için birbirini seven, birbirini ziyaret eden, birbirine bol bol ihsan eden ve yardımda bulunanlara sevgim hak oldu.&#8221;</p>
<p>İki El Gibi</p>
<p>&#8220;Birbirini Allah için seven iki kardeşin buluşması, biri diğerini yıkayan iki el gibidir. Ne zaman böyle iki mümin bir araya gese, Allah Tealâ birini diğerinden faydalandırır.&#8221;<br />
En Büyük Kötülük &#8220;Mümin kişiye kötülük olarak, din kardeşine hakarette bulunması yeter.&#8221;</p>
<p>Sohbetin Meyveleri</p>
<p>Şehabeddin Sühreverdî k.s. (12. yy):<br />
&#8220;Sohbet, insanın iç aleminin gözeneklerini açar. Sohbetle insan, hadiselerin hakikatini kavrar.<br />
Belanın ne olduğunu ona uğrayan bilir, denmiştir. İnsanın iç dünyasının kuvvet kazanması, ilminin sağlam olmasıyla mümkün olur. Sadakatinin kuvvet kazanması ise, onun bir takım bela ve musibetlerle karşılaşması ve hadiselerden imanla çıkmasıyla mümkün olur.<br />
Bütün bunlar sohbetle, dostlukla, dayanışma ve yardımlaşma ile meydana gelir. Bunlarla gönlün kuvvetleri güç kazanır, ruhlar huzur ve sükun bulur. Allah&#8217;a yönelmenin yolunu bulur ve O&#8217;na yönelir.<br />
Bunun örneği seslerde görülür. Sesler biraraya gelip birleşince daha gür olarak çıkar ve etraftaki engelleri aşar ve yayılır.&#8221;</p>
<p>Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevî k.s. (19. yy):<br />
&#8220;Sohbetin üç faydası vardır. Birincisi, hayır ehli kişilerle sohbette bulunmak, Hak yolcusunu eski haline dönmekten ve tembellikten alıkoyar, onu kötülük işlemekten uzaklaştırır. Kötülüklerden uzaklaşmak onu kötülük işlemekten kurtarır. İtaate yakın olmak ise nefse hakim olmaya götürür. Böylece, sohbetin bereketi ve ruhaniyetin kuvveti, Hak yolcusunun işlerini kolaylaştırır.<br />
İkincisi, kalplerin anlaşılması sadece sohbetle mümkün olur. Sohbetin tadını alan ve sohbetle hallenen kimseye başkaları tesir edemez. Huy, farkına varmadan diğer huyun tesiri altında kalır. Kişi dostunun dini üzeredir, mümin müminin aynasıdır. Aynada görülenler, o aynaya bakanların da görüntüsüdür. Bunun için Şazelî ve Nakşibendîler sohbete çok önem verirler. Biliniz ki, iki kişi arasında sohbeti çeken şey, ortak hisler ve mensubiyettir. İnsanların bazıları kendilerini bazı insanlara yakın hissederler. Yani her topluluk kendisine bir sohbet halkası kurar.<br />
Üçüncüsü, Hak yolcusu kendi nefsiyle de imtihan edilmektedir. Kendi başına kaldığı zaman şeytanın bir takım hayal, kuruntu ve bâtıl itikatlarla onu kandırması çok kolay olur. Bu kandırma yolları bozuk düşünceler, tembellik, hile, kudret, din dışılık, istidraç türü şeyler de olabilir. Şeytan, bütün bunları kişinin önüne atarak, bunları ona doğruymuş gibi gösterebilir. Bunun içindir ki, Hak yolcusunun mutlaka bir mürşidi olmalıdır. Ancak o zaman bu düşük hallerden kurtulup doğruyu bulabilir.&#8221;</p>
<p>Abdülkadir Geylânî k.s. (11. yy):<br />
&#8220;Kişinin kardeşleriyle sohbeti, kardeşlerini kendine tercih etmek, cömertlik ve mertlik göstermek, onları bağışlamak ve hizmet şartıyla&#8230; Yani hiç kimse üzerinde hak iddia etmeden, hiç kimseden hak istemeden ve herkesin üzerinde hakkı olduğunu düşünerek onlarla bir arada bulunmak demektir.<br />
Dedikleri ve yaptıkları şeylerde onlara uygun tavır göstermek, kendi aleyhine de olsa daima onlarla birlikte bulunmak, sofi kardeşleriyle sohbet etmenin edeplerindendir.<br />
Onların lehinde mazeret gösterir, onları mazur görür. Onlara muhalefet etmeyi, onlardan uzaklaşmayı, onlarla mücadele etmeyi ve sert davranmayı terk eder. Ayıplarını görmezden gelir.<br />
Kardeşlerinin kalplerindeki sevgiyi kaybetmemeli ve onların istemedikleri şeyleri yapmaktan daima kaçınmalıdır.<br />
Kardeşlerden biri ona gücenecek olsa, dargınlığının sona ermesi için ona iyi davranmalı, dargınlığı bitmediği takdirde bu dargınlık sona erinceye kadar ona ihsanını artırmalı ve iyi davranışını devam ettirmelidir.&#8221;</p>
<h2><small>Mehmet IŞIK • Şubat  2008<br />
Semerkand Dergisi<br />
</small></h2>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/cennetin-anahtari-muhabbet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dile Gül Koymak</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/dile-gul-koymak/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/dile-gul-koymak/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Jul 2008 13:07:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[edep]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[İletişim]]></category>
		<category><![CDATA[ilim]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[irfan]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=358</guid>
		<description><![CDATA[Konuşmasından anlaşılır insan -Güzel konuşmasından Kalpten kalbe yol vardır derler.Bunu biraz daha değiştirerek söylersek: Dilden kalbe yol vardır Gönlü yumuşak insanların konuşmaları da yumuşak ve ılımlıdır. Onlar asla kalp kırmaz. Çünkü bir mihenk vardır gönülde; sözünü önce ölçer biçer sonra muhatabına sunar. Katı kalpli insanlar ise, bu mihengi yitirmiştir. Gönül kayalıklarında paramparça olmuştur mihenkleri. Olur]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/gul2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-371" title="gul" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/gul-150x150.jpg" alt="gul 150x150 Dile Gül Koymak" width="150" height="150" /></a>Konuşmasından anlaşılır insan -Güzel konuşmasından<br />
Kalpten kalbe yol vardır derler.Bunu biraz daha değiştirerek söylersek:<br />
Dilden kalbe yol vardır<br />
Gönlü yumuşak insanların konuşmaları da yumuşak ve ılımlıdır. Onlar asla kalp kırmaz. Çünkü bir mihenk vardır gönülde; sözünü önce ölçer biçer sonra muhatabına sunar.<span id="more-358"></span><br />
Katı kalpli insanlar ise, bu mihengi yitirmiştir. Gönül kayalıklarında paramparça olmuştur mihenkleri. Olur olmaz yerde kelâm eder, ya baş kırar, ya da göz çıkarır.<br />
Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır denmiş, derler. Ne kadar doğru. En öfkeli olduğumuz anlarda bile yüreğimizdeki karanlığı gündüz aydınlığına çevirir güzel bir söz.</p>
<p>Söz ola kese savaşı, Söz ola kestire başı</p>
<p>Söz ola ahulu aşı, Yağ ile bal ede bir söz.</p>
<p>diyor Yunus.<br />
Elbette öyledir. En karamsar anları bile cennet iklimine çevirir, alımlı ve iç açıcı bir söz. Bu sebepten, güzel ve nazik konuşan insanların pek düşmanları olmaz çevrelerinde. Bazen bilmeden açtıkları yaralar olur elbet gönüllerde.Lâkin o yarayı dudaklarından akan bal gibi kelimelerle bir anda iyileştirirler. Asla başka bir zamana bırakmazlar açtıkları yaraları, oluşturdukları çizikleri. Acı konuşan insan böyle mi? Dil yayından karşıdakine fırlattıkları kırıcı söz oku, paramparça eder muhatabın yüreğini. Onlar dönüp bakmazlar bile. Kırdıkları kalbin çırpınışları ve yanaklardan sızan damlaları görmezlikten gelip, dönüp giderler..<br />
Bak bu hususta Hz. Ömer ne diyor:Ey Kâbe seni bin sefer yıksam yine yapabilirim. Ama kırık bir kalbi asla! İşte bu derece zor durumda olan bir kırık kalp eğer onarılırsa sen artık Halkın sevgili kullarından olduğuna inanabilirsin. Çünkü bir hadis-i şerifte şöyle diyor, Nebiler Nebisi: Gerçek mümin, elinden ve dilinden başkalarının zarar görmediği kişidir. .</p>
<p>İşte dost! Tatlı dil ve acı dil arasındaki fark, cennet ile cehennem arasındaki fark gibidir.<br />
Sen diline ister gül koy, istersen bal ve gönüllere cennet asa bir iklim ör. İstersen kor koy, başkalarını alev alev yak. Tercih senin&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/dile-gul-koymak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ruh ve Beyin</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/ruh-ve-beyin/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/ruh-ve-beyin/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Jul 2008 18:16:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimoğlu İsmail]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=333</guid>
		<description><![CDATA[Ruhun bedenden ayrılması son noktadır. Ruh bedenden ayrılınca organların bütünü yerindedir. Yani organlarda bir noksanlık ve değişim yok. Fakat göz görmez, ağız konuşmaz. Kulak işitmez. Niçin? Çünkü ruh bedenden ayrılmıştır. Anlıyoruz ki, ruh aynı manada candır, hayattır. Ruh ayrıldı, nereye gitti? Canlı organizma yaratmak Allah&#8217;a ait olduğuna göre. Hayat Allah&#8217;ın sıfatıdır. Hayatı veren O&#8217;dur. Hayat]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="justify;"><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/karanliktaki_adam2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-342" title="karanliktaki_adam" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/karanliktaki_adam-150x150.jpg" alt="karanliktaki adam 150x150 Ruh ve Beyin" width="150" height="150" /></a><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Ruhun bedenden ayrılması son noktadır. Ruh bedenden ayrılınca organların bütünü yerindedir.</span><span style="small;"> Yani organlarda bir noksanlık ve değişim yok. Fakat göz görmez, ağız konuşmaz. Kulak işitmez. Niçin? Çünkü ruh bedenden ayrılmıştır.<br />
Anlıyoruz ki, ruh aynı manada candır, hayattır. Ruh ayrıldı, nereye gitti? Canlı organizma yaratmak Allah&#8217;a ait olduğuna göre. Hayat Allah&#8217;ın sıfatıdır.<br />
Hayatı veren O&#8217;dur. </span></span><span id="more-333"></span></p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Hayat cansız cisimlerle &#8220;enerji&#8221; halinde gözükürken, bitkilerde basit bir hayat, hayvanlarda daha gelişmiş hayat, kainatta yıldızlar, gezegenler, bir büyük hayat&#8230;<br />
İnsanlarda kemale ermiş bir hayat vardır. Melekler ruhani varlıklardır. Yani ruhumuz gibi bir şey. </span></span>
</p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Bu gibi konular, insanın kültürüne ve anlayışına göre şekillenir. Anlatmak zordur; fakat anlaşılır. İnsanı diğerinden ayıran kalp ile beyindir. Kalp ile dini duygular anlaşılırken, beyin ilmin ve teknolojinin inkişaf merkezidir. Bu yolda yürüyen insanın beyni yokuş çıkan yüklü bir kamyon gibi zorlanır. Beyin yorgunluğu organların bütününü yorar. Kainat kitabını okuyanlar, onun bir cüzü olan insanı da okur. </span></span></p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Bugün bilimlerin sınırları belli olmadığından kimyayı anatomide bulmak mümkün. Fizik metafiziğe doğru gittikçe sınırları öyle genişliyor ki astronomiyle arkeolojiyi, arkeolojiyle de botaniği el ele görebilirsiniz. Çünkü ilim, Allah&#8217;ın sıfatıdır ve bir bütündür. Dinli, dinsiz kısımlara ayrılamayacağı gibi, bilimlerin arasına beton duvarlar da koyamazsınız. Bu sebeple ilmi olanlar Allah&#8217;ın sıfatlarını daha kolay anlar. Bu anlayış zorlanmayı da beraberinde getirir. İnsanın ilmi sınırlıdır. Sınırlı ilimle sonsuzu anlamak, matematikçilere nasip olmasa da iman imdada yetişir. Fizyolojiyle psikoloji ayrı düşünülemez. İnsan kainat kitabında bir noktadır. O noktada kitap yeniden yazılmıştır. </span></span></p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">İnsan okuyarak, dinleyerek, düşünerek ilmini artırır. Sır, düşünmektedir. Düşünen insan beynin et parçasından başka bir şey olduğunu anlar. Allah etten göz yaratmış, görüyor. Etten kulak yaratmış işitiyor, etten beyin yaratmış problem çözüyor. Etin bu halleri ruhun gücünü, ruhun gücü de külli iradeyi anlatıyor. </span></span></p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Evet, harflerden kelimeler, kelimelerden kitaplar yazılıyor. Amma bunların mânâ yükü nerede? </span></span></p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Tuz ruhu ile insan ruhu arasındaki farkı göremeyenlere ne diyelim? </span></span></p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Psikoloji ruhun yaptıklarını anlatırken, psikoloji öğretmenlerinden ruhun varlığına inanmayanları da gördüm. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Coğrafyada, fizikte keşifler ve icatlar yapanlar, henüz insanı keşfedemedi.</span></span></p>
<div><em>Hekimoğlu İsmail</em></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/ruh-ve-beyin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

