Logo Background RSS

» Osmanlı

  • Osmanlı Başarısının Sırrı
    By Emrehan on Şubat 21st, 2009 | No Comments Comments
    Osmanlı LogosuAvusturya Kralı I. Ferdinand, Osmanlı Devleti ile aralarında devam eden savaş halini sonlandırmak üzere Ogier Ghislain de Busbecq isimli diplomatı 1554 yılında elçi olarak İstanbul’a gönderir. Döneminin önemli bir seyyahı, dilbilimci ve eski eser meraklısı olarak tanınan Busbecq, bir heyet ile birlikte İstanbul’a gelir. Osmanlı padişahı Kanunî Sultan Süleyman’ın o sırada Doğu’ya düzenlediği bir sefer nedeniyle İstanbul’da olmaması ve Busbecq ile Amasya’da görüşeceğini bildirmesi üzerine, Busbecq ve yanındaki heyet Amasya’ya hareket ederler.

    Amasya’da Sultanın huzuruna kabul edilen Busbecq, o kabulde yaşadıklarını ve 8 yıl boyunca yürüteceği elçilik görevi nedeniyle Türk topraklarında edindiği izlenimleri öğrencisi Nicholas Michault’a hitaben yazdığı mektuplarla bildirir. Dört uzun mektuptan oluşan Busbecq’in gözlemleri, genel olarak objektiflikten uzak, hatta çoğunlukla Türkleri aşağılayıcı ve alaya alan ifadelerle doludur. Fakat Busbecq kimi tespitleriyle de haklıya hakkını vermeyi ihmal etmemiştir. Ülkemizde “Türk Mektupları” ismiyle farklı yayınevleri tarafından neşredilen o mektuplardan birinde, Amasya’da Sultan’ın huzuruna kabulünde edindiği izlenimleri ve onun ifadesiyle “Türklerin hangi işe el atsalar başarmalarının sebebi”ni bakınız nasıl ifade ediyor: (daha fazla…)

  • Osmanlıda Eğitim Sistemi ve Maziye Bakış
    By Emrehan on Ocak 9th, 2009 | No Comments Comments

    ottomanI- Konunun Takdimi

    Mevzuya girmeden önce üç hakikati hatırlatmak istiyorum:

    Birincisi, her asır insanlarının, kendi zamanlarında meydana gelen fenalıkların sebeplerini geçmişlerine isnâd ederek suçsuzluklarını isbata kalkışmaları maalesef alışılmış bir durumdur. Halbuki tenkit edilenlerin bizim dedelerimiz olduğu, birgün bizim de dedeler makamına gelip tenkit edileceğimiz asla unutulmamalıdır. (daha fazla…)

  • Yavuz Sultan Selim’in pala bıyıklarının sünnetine uymadığı doğru mudur?
    By Emrehan on Kasım 5th, 2008 | No Comments Comments

    İslâm Hukukunda, Hz. Peygamberin “Bıyıkları kısaltınız, sakalları da bırakı­nız” manasını ifade eden hadisi sebebiyle, bıyıkların kısaltılması sünnettir. Ancak bunun tek istisnası, düşmana heybetli görünmek için, gazilerin bıyıklarını uzatmasının caiz görülmesidir. Nitekim Ebüssuud Efendi de bir fetvasında bu hakikati dile getirmiştir:

    “Sûfiler bıyıkları dibinden kırkmak sünnetdir deyü i’tikad eyleseler, şer’an mezbûrlara nesne lâzım olur mı? El-Cevâb: İftiradan ictinâb etmek lâzımdır. Mesnûn olan kaş mikdârı kalınca almaktır. Ol dahi gaziler­den gayrıyadır. Gâzîler uzatmak mendûbdur; adüvve (düşmana) heybetli görünmek içün”. İşte gerçek bir Gazi olan Yavuz’un pala bıyıklarının hikmeti ve şer’î dayanağı budur.

    Prof.Dr. Ahmet Akgündüz – Bilinmeyen Osmanlı isimli eserinden alıntıdır.

  • Yavuz Sultan Selim’in Küpe Taktığı Doğru mudur?
    By Emrehan on Kasım 5th, 2008 | No Comments Comments

    Konuyu bir kaç açıdan ele almakta yarar vardır:
    1- İslâm Hukukuna göre kulakların küpe takılmak üzere delinmesi ve küpe takılması, kadınlar için caiz görülmüş; ama erkekler için caiz görülmemiştir. Bazı hukukçular, erkek çocukların da kulaklarının delinebileceğini ve bu tür bir olayın Hz. Peygamber zamanında yapıldığı halde yasaklanmadığını ileri sürmektedirler. Her hal ü kârda ergen erkeklerin kulaklarını deldirmeleri ve küpe takmaları, çoğu hukukçulara göre haram ve bazılarına göre ise mekrûhdur; yani kısaca caiz değildir. (daha fazla…)

  • Osmanlı’da ve sarayda Ramazanlar
    By Emrehan on Eylül 3rd, 2008 | No Comments Comments

    Biz o devirlerde hayatta olmadığımız için, hep içimizde bir özlemdir Osmanlı Medeniyeti… İnsanlığın hâlâ hasretini çektiği, temelinde insan hak ve özgürlüklerine saygı, hoşgörü, adâlet barındıran yüksek erdemlerle dolu bir medeniyettir Osmanlı. Hangimiz hayalî de olsa şair Nedim’in “Bir sefa bahşedelim gel şu dil-i nâşada/ Gidelim serv-i revanım yürü sa’d abad’a/ İşte üç çifte kayık iskele amade/ Gidelim serv-i revanım yürü sa’d abad’a” dizelerinde kendini zamanın işlemeli kıyafetleri içerisinde bir kayıkta bulmadı ki. (daha fazla…)

  • Özlenen Osmanlı
    By nurahasret on Ağustos 26th, 2008 | No Comments Comments

    Osmanlıların Güvenilirliği:
    Osmanlılar fethettikleri tüm topraklarda güvenilir karakterleriyle tanınmışlardır. Bu özellik, onların Kuran ahlakını örnek alıp yaşamalarının bir sonucudur. Allah Kuran’da iman edenler için “(Bir de) Onlar, kendilerine verilen emanete ve verdikleri ahde (harfiyyen) riayet edenlerdir” (Mearic Suresi, 32) şeklinde bildirmektedir. (daha fazla…)

  • Derdi Olan Neylesin?
    By nurahasret on Ağustos 26th, 2008 | No Comments Comments

    Celâdet ve adaletin timsâli Yavuz Sultan Selim (rahmetullahi aleyh), Mısır Seferi’nden sonra fethettiği beldede adâlet ve otoriteyi tesis için, bir süre kalmak ister. Bunun için hazırlıklar yapılır ve padişahın otağ-ı hümâyunu kurulur. Sultanın çadırını temizlemekle vazifeli kadınlardan biri, akşamları çadıra dönen Yavuz’u o gün ilk defa yakından görür ve o andan sonra onun sevgisiyle yanmaya başlar. Zamanla bu sevgi, bir sevdâ olur Mısırlı kadının yüreğinde. O, düştüğü derdin çaresizliğini bilir; fakat bununla birlikte çâre aramaktan geri durmaz. (daha fazla…)

  • Prof. Dr. Ahmet Akgündüz – Bilinmeyen Osmanlı 1
    By Emrehan on Ağustos 6th, 2008 | No Comments Comments


    Prof. Dr. Ahmet Akgündüz – Bilinmeyen Osmanlı 1
    Rotterdam İslam Üniversitesi

  • El Birûnî Kimdir?
    By Emrehan on Haziran 12th, 2008 | No Comments Comments

    Ebu’r-Reyhan Muhammed b. El-Bîrûnî, milâdi 973 yılında Hârizm’in bir ke­nar mahallesinde doğdu. “Tahdîdü nihâyât’il-emâkin” isimli eserinin mukaddi­mesinden kendisinin Türk olduğu anlaşıl­maktadır. Çünkü orada şöyle bir ifade kul­lanmıştır: “Ben ne Arabım, ne de Acem. Arab ve Acem dillerini ana dilimden son­ra öğrendim. İlim dili olan Arabca yerine benim ana dilim ile ilim tesbit edilmiş olsa idi, (daha fazla…)

  • Malazgirt Meydan Savaşı ve Alparslan
    By Emrehan on Haziran 12th, 2008 | No Comments Comments

    Güzel işlere imza atmış bazı şahsiyetler, kendinden sonra gelenlerce hayırla yâd edildiği gibi, takipçilerini yanlışlara sürükleyen bazı kişiler de tarih boyunca beddualarla anılmıştır. Tarih sayfalarında her iki aksiyonun da temsilcilerine fazlasıyla rastlarız. İlk grupta yer alan tarihî şahsiyetlerden biri, Anadolu kapılarının Müslüman-Türklere açılmasına vesile olan Selçuklu hükümdarı Sultan Alparslan’dır (1033–1092). (daha fazla…)

  • İlk denizaltı
    By Emrehan on Mayıs 15th, 2008 | No Comments Comments

    Su altında ilerleyebilen bir vasıta yapma fikri, ilk olarak Leonardo da Vinci (1412–1519) tarafından ortaya atılmıştır. 1620’de Hollandalı fizikçi Drebbel’in ve 1653’te Fransız fizikçi François de Son’un bu konuda yaptıkları çalışmalardan bir netice alınamamıştır. (daha fazla…)

  • İlk Önce Onlar Bulmuştu
    By Emrehan on Mayıs 15th, 2008 | No Comments Comments

    Dünyanın üzerine bir güneş gibi doğan İslâmiyet, ilim öğrenmeyi teşvik ederek Müslümanların her bakımdan örnek alınabilecek bir medeniyet kurmalarını sağlamıştır. Kur’ân-ı Kerîm’in ve Peygamber Efendimiz’in (sas) teşvikleriyle, M.S. 800–1500 yılları arasında İslâm dünyasında, her konuda olduğu gibi, ilmî çalışmalarda da önemli ilerlemeler olmuş; birçok Batılı araştırmacı, (daha fazla…)

  • Buharlı otomatik sistemleri ilk kim bulmuştur?
    By Emrehan on Mayıs 15th, 2008 | No Comments Comments

    Çeşitli kaynaklarda, buharlı otomatik sistemlerin ilk örneklerinin 1780 yılında İskoçyalı mühendis James Watt (1736–1819) tarafından icat edildiği belirtilir. (daha fazla…)

  • Uçağı ilk kim buldu ?
    By Emrehan on Mayıs 15th, 2008 | No Comments Comments

    İnsanoğlunun kuşlar gibi uçma hayalinin, ilk olarak 1903 yılında Wright Kardeşler tarafından gerçekleştirildiği bilinir. Hâlbuki ilk uçuş denemeleri 880 yılında, (daha fazla…)

  • Mimar Sinan Ve İstanbul Su Yolları
    By Emrehan on Mayıs 15th, 2008 | No Comments Comments

    Mimar Sinan denince, aklımıza hemen o anda geliverenler, Süleymaniye, Selimiye ve belki de Şehzade Camii’leridir. Biraz daha düşününce, bunlara ilâveten bizzat kendinin inşa ettiği veya sadece planlarını çizdiği, irili ufaklı camiler, mescitler, hanlar, hamamlar, (daha fazla…)

  • Akustikte Zirve Camiler…
    By Emrehan on Mayıs 15th, 2008 | No Comments Comments

    07.jpgYazımızın daha önce yayımlanmış bölümünde Mimar Sinan’ın hâlâ gıpta ile bakılan camilerindeki akustik tasarım inceliklerini aktarmıştık. Sinan’ın kullandığı boşluklu rezonatör, az yansımalı yüzeyler ve cami içerisindeki sesin anlaşılabilirliğini artırıcı mimarî düzenleme teknikleri günümüzden dahi ileri düzeyde uygulamalardır. (daha fazla…)

  • Çanakkale – Mehmet Akif Ersoy
    By Emrehan on Nisan 28th, 2008 | No Comments Comments

    Mehmet Akif ErsoyŞu boğaz harbi nedir, varmıki dünyada eşi?
    En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
    şüheda gölgesi bir baksana dağlar taşlar
    O rüku olmasa dünyada eğilmez başlar..
    Yaralanmış tertemiz alnından uzanmış yatıyor
    Bir Hilal uğruna yarab ne güneşler batıyor (daha fazla…)

  • Yavuz Sultan Selim Kimdir?
    By Emrehan on Nisan 18th, 2008 | No Comments Comments

    Yavuz Sultan Selim Han
    Yavuz Sultân Selim (1470-1520)

    Karakterinin sertliğinden dolayı “Yavuz“ ve şehzâdeliğinden beri “Selim Şah“ denen Sultân Selim, 7 Safer 918/Nisan 1512′de Osmanlı padişahı olmuş ve 8 sene, 9 ay bu tahtta oturduktan sonra 8 Şevval 926/ 21 Eylül 1520′de vefat etmiştir: (daha fazla…)

  • Prof. Dr. Ahmet Akgüzdüz Kimdir?
    By Emrehan on Nisan 18th, 2008 | No Comments Comments

    Prof. Dr. Ahmet Akgündüz
    Prof. Dr. Ahmed Akgündüz
    akgunduz@osmanli.org.tr

    1955 yılında Diyarbakır’ın Çüngüş kazasına bağlı Malkaya köyü’nde doğdu. İlkokulu köyde tamamlayan Akgündüz, Gaziantep İmam-Hatip Lisesi’ni ve Gaziantep Lisesi fen bölümünü bitirdi. (daha fazla…)

  • Mehmet Akif Ersoy Kimdir?
    By Emrehan on Nisan 9th, 2008 | No Comments Comments

    Mehmet Akif Ersoy

    (1873 – 1936)
    Mehmet Akif Ersoy

    Mehmed Akif, 1873 yılında İstanbul’da, sade ve geleneksel bir hayatın yaşandığı Fatih’in Sarıgüzel semtinin Nasuh mahallesinde 12 numaralı evde (Büyük bir yangında harap olan bu semtin ortasından bugün Vatan Caddesi geçmektedir) dünyaya geldi. Asıl adı Mehmet Ragif’tir. Ragif, ebced hesabıyla hicri 1290 rakamına karşılık gelmektedir ve bu rakam Akif’in doğum tarihidir. (daha fazla…)

  • Necip Fazıl Kısakürek Kimdir?
    By Emrehan on Nisan 9th, 2008 | No Comments Comments

    1904 – 1983
    Necip Fazıl KISAKÜREK

    26 Mayıs 1904′te, Perşembe günü sabaha karşı, İstanbul’da büyük bir konakta doğdu.

    Kayıtlı bir şecereyle, Alâüddevle devrinin Şeyhülislâmı Mevlâna Bektût Hazretlerine dayanan ve Osmanoğullarından daha eski bir familya olan Dülkadiroğullarına bağlı “Kısakürekler” soyuna mensuptur. (daha fazla…)

  • Orhan Bey Kimdir ?
    By Emrehan on Nisan 4th, 2008 | No Comments Comments

    Orhan Gazi Han

    Sultân Orhan

    Orhan Bey, 1281 (veya 1288) de Söğüt’te dünyaya geldi. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, annesi Mal Hâtun Osman Bey’in ilk hanımı ve Selçuklu Vezirlerinden Ömer Abdülaziz Bey’in kızıdır. Osmanlı padişahlarından Sultân, Hân, Seyfüddin ve Şücâ’uddin gibi ünvanları ilk olarak hakkıyla elde eden ve kullanan zattır. 1324 yılında 36 veya 43 yaşında babasının yerine Osmanlı Beyliğinin uc beyi oldu. Askerî bir deha olan Orhan Bey, kısa zamanda şöhretini dünyaya duyurmasını, ilmiyeden gelen vezir Hacı Kemâlüddin oğlu Alâ’addin Paşa, kardeşi ve veziri Alâ’addin Paşa, yine ilmiyeden gelen Molla Tâceddin Kürdî ve Vezir Hayreddin Paşa, vezir Lala Şahin Paşa ve de önce Bilecik sonra da Bursa Kadılığına getirilen Çandarlı Kara Halil gibi devlet adamları ile meşveret etmesine ve onların tecrübelerinden yararlanmasına borçludur. Osmanlı Devleti, Orhan Bey zamanında kurulmuştur. (daha fazla…)

  • Osman Bey Kimdir?
    By Emrehan on Nisan 4th, 2008 | No Comments Comments

    slayt1.jpg

    Osman Bey

    Osman Bey, Osmanlı Devleti’ni ve Osmanoğullarını kuran ve adını devletine ve soyuna vermiş bulunan ilk Osmanlı Sultânıdır. Kendisine Kara Osman, Fahruddin ve Mu’înüddin de denmiştir. Osman Gâzî, hayatının sonuna kadar emîr yani bey olarak anılmıştır; vefâtından sonra Hân ve Sultân denmiştir. Çünkü hayatının sonlarına doğru uc beyi olmuştur. (daha fazla…)

  • Osmanlı Armasının Anlamı
    By Emrehan on Nisan 3rd, 2008 | No Comments Comments

    Osmanlı Arması Topkapı Sarayı Harem girişinde köşeye yerleştirilmiş bir arma.
    Tuğra II. Abdülhamid Han’a ait. Bu da eserin 1876-1909 yılları arasında yapıldığını göstermektedir.
    Osmanlı Arması 18. asır sonlarında meydana gelmeye başlayıp, karakteristik özelliklerini II. Abdülhamit Han devrinde kazanmıştır. Bu devirde devletin unsurlarını armaya yerleştirme fikri ön plana çıkmıştı.

    (daha fazla…)

  • Yabancıların Gözüyle Osmanlı
    By Emrehan on Nisan 1st, 2008 | No Comments Comments

    Geza Feher söylüyor:
    “Türklerin beşer irfanını ciddî bir suretle ileri götürdük¬leri, şimdiye kadarki bilinen materyallerden bile açık ola¬rak anlaşılmaktadır.”66
    Fransız asilzadesi Cornelle le Bruyn’u dinleyelim:
    “…(Türkler) kendilerini dünya milletlerinin en cesuru sayarlar. Gerçi pervasızlıkları, ölümü hafife aldıkları malûmdur. Bunun sebebi, şehit oldukları anda Cennet’e gideceklerine olan sarsılmaz itikatlarıdır… Süslü elbisele¬rimizle alay ederler ve bize ‘kuyruksuz maymunlar’ derler.” (daha fazla…)

  • Muhabbet Geleneğini İhya Hasreti
    By Emrehan on Nisan 1st, 2008 | No Comments Comments

    SEVGİ VE BİLGİ KATILMIŞ SOHBETE “muhabbet” derler. Osmanlı ceddimizin, sevgi, bilgi, şefkat, dostluk, paylaşım gibi, bugün çoğunu unuttuğumuz kavramlardan oluşan bir “muhabbet” geleneği vardı.
    Eski kahvehaneler bile bu geleneğe hizmet ederdi. Şu deyiş meşhurdur:
    Gönül ne kahve ister, ne kahvehane
    Gönül sohbet ister, kahve bahane. (daha fazla…)

  • Vakıf insan, Vakıf Devlet ve Vakıf Kültürü
    By Emrehan on Nisan 1st, 2008 | No Comments Comments

    MALÛM… HEM DİNÎ, hem de millî kültürümüzün temelinde “eşref-i mahlukat” olarak “insan” var. Medeniyet anlayışımıza, “Her şey İnsan için” görüşü hâkimdir.
    Bu merkezde eğitilen Osmanlı insanı din, dil, renk, ırk farkı gözetmeksizin insanlara hizmeti ibadet telakki etmiş , “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır” prensibi içinde, hayırda yarışmış, bu ulvî ve külli yarışın bir sonucu olarak da, büyük hayır müesseseleri (vakıflar) vücuda getirmişler… (daha fazla…)

Advertisement