<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Taka &#187; Kuran</title>
	<atom:link href="http://www.yoremizden.com/tag/kuran/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yoremizden.com</link>
	<description>Karadeniz ve Trabzon kültürünü yaşatma ve sevdirme sitesi...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 22 Jul 2010 08:50:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Feragat, sevgidendir!</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/feragat-sevgidendir/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/feragat-sevgidendir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Aug 2009 09:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce İklimi]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[feragat]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Hasan]]></category>
		<category><![CDATA[karakalem dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[metin karabasoglu]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[risale-i nur]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman aleyhisselam]]></category>
		<category><![CDATA[ulusalcılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.net/?p=234</guid>
		<description><![CDATA[Düz mantığın bildik çıkarımlarına inat, hayat paradokslarla yüklüdür. O yüzdendir ki, ‘hayat kitabı’ Kur’ân, hak üzere yaratılmış kâinatta hak üzere bir hayat yaşayabilmemiz için birer ‘paradoks’ gibi gözüken gerçeklerle tanıştırır bizleri. Buyurur ki, “Kısasta hayat vardır.” Kısası bilakis hayatın yitimi olarak görüp de Kur’ân’a karşı ukalalığa girişen seküler aklın hüküm sürdüğü toplumlarda yaşanan bunca cinayet, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/08/feragat.jpg"><img class="size-medium wp-image-4312 alignleft" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/08/feragat-300x260.jpg" alt="feragat" width="300" height="260" /></a></p>
<p>Düz mantığın bildik çıkarımlarına inat, hayat paradokslarla yüklüdür. O yüzdendir ki, ‘hayat kitabı’ Kur’ân, hak üzere yaratılmış kâinatta hak üzere bir hayat yaşayabilmemiz için birer ‘paradoks’ gibi gözüken gerçeklerle tanıştırır bizleri. Buyurur ki, “Kısasta hayat vardır.” Kısası bilakis hayatın yitimi olarak görüp de Kur’ân’a karşı ukalalığa girişen seküler aklın hüküm sürdüğü toplumlarda yaşanan bunca cinayet, caydırma ve önleme yolundaki o kadar çabaya rağmen giderek artan adam öldürmeler, bir delilidir bu hakikatin. Kısas, hayata hürmet sonucunu doğurur; kısas olmasın diyenler ise, nice masumun haksız yere öldürüldüğü bir zeminin şahidi olur.</p>
<p>Aynı şekilde, Allah yolunda öldürülenler için ‘ölüler demeyiniz’ buyurur Kur’ân. Asıl olan ahiret yurdu ve aslolan âlemler Rabbinin rızası ise; asıl ‘ölü’ler, Allah yolunda öldürülenler değildir, bilakis onlar ‘fena’dan ‘beka’ devşirmişlerdir. Asıl ‘ölü’ler, bu dünyayı ahiret hesabına yaşamayıp âlemler Rabbinin rızasını gözetmeyerek insaniyetlerini heba edenlerdir; iki ayakları üstünde duruyor, yiyip içiyor oldukları halde dahi…</p>
<p>Yine, Allah sadakaları kat kat arttırır (ribalandırır), ribayı, yani faizi ise mahveder” buyurur Kur’ân. Ahiret âleminde daha bir aşikâr görülecek bu gerçeğin sağlaması, bu dünyada dahi yapılmaktadır. Faize bir şekilde bulaşıp da huzur devşiren yoktur.</p>
<p>Yine Kur’ân’ın öğrettiği bir paradoks, ‘sevgi’ye ilişkindir ve bize bir ‘sevgi sınavı’ öğretmektedir.</p>
<p>Bugünün anlayışıyla, hele romanların, filmlerin, şarkıların aktarımıyla, bir katıksız bağlanma, bir tereddütsüz sahiplenme durumu olarak sunulur sevgi. Öyle ki, sevgiyi böyle birşey zannettiği için işi iyice abartan, bir ‘hastalıklı sevgi’yle sözümona sevdiğine ‘yâ bana yâr olacaksan, ya da hiç kimseye’ seçeneğini bırakan, bu yüzden sözümona sevdiğini ‘öldürmeye’ kıyabilen insanlar vardır. Gazetelerin üçüncü sayfalarının yarı kısmı, ‘sevmek bağlanmaktır,’ ‘sevmek sahiplenmektir’ sanan bu arızalı ruhların ortalığa buladıkları kanın ve dehşetin haberiyle dolu değil midir zaten?</p>
<p>Halbuki Kur’ân-ı Hakîm, Süleyman aleyhisselamın henüz bir ‘peygamber’ değil, bilakis gençliğe doğru adım atmak üzere olan bir genç iken Allah’ın dilemesiyle sahip olduğu hikmetin bir nişanesi olarak dile getirdiği bir ‘sevgi sınavı’nın haberini bize verir. ‘Bir çocuk ve iki kadın’ diye özetleyebileceğimiz bir sevgi sınavını…</p>
<p>Ortada tek bir çocuk vardır, ama iki kadın o çocuğun ‘annesi’ olduğu iddiasındadır. Aralarındaki mesele, aynı zamanda hükümdar olan Davud aleyhisselama kadar gelir ve Davud aleyhisselam çocuğun kadınlardan birine verilmesine hükmeder. Ama huzurunda bulunan oğlu Süleyman, hükmün yanlış olduğu kanaatindedir. Bunun üzerine, Davud aleyhisselam meseleyi çözmesini oğluna havale ettiğinde, Süleyman aleyhisselam herkesi dehşete düşüren bir ‘çözüm’e hükmeder. Çocuk ortadan ikiye bölünecek; yarısı bir kadına, yarısı ötekine verilecektir. Kadınlardan biri bu çözüme karşı sessiz kalır; diğeri ise, çocuğun ölümü anlamına geldiği aşikâr bu ‘çözüm’ gerçekleşmesin diye, kendi ‘annelik’ iddiasını geri çeker ve çocuğun öbür kadına verilmesini ister. Tam da burada, Süleyman aleyhisselama verilen hikmet mucizevî bir surette kendini gösterir. “Çocuk, feragat eden bu kadınındır. Çocuğun annesi odur ve ona verilmelidir” buyurur Süleyman aleyhisselam.</p>
<p>Kıssada görüldüğü üzere, Süleyman aleyhisselamın çocuğun kime ait olduğunu anlamak için seçtiği ‘sevgi kriteri’ manidardır. Bir çocuğu herkesten fazla annesi sevebilir; ve bir anne, çocuğunu o kadar çok, o kadar içten ve o kadar gerçek bir sevgiyle sever ki, çocuğunun hayatını başka herşeye feda edebilir. İşte o kadın, çocuğun kendi çocuğu olduğundan emin olduğu halde, ve daha doğrusu çocuğun kendi çocuğu olduğundan emin olduğu için, Süleyman aleyhisselamın gerçekte asıl çözümü arkasında gizleyen zahirî ‘çözüm’üyle çocuğunun hayatından olmasın diye, çocuğuyla ilgili bütün iddialarından vazgeçmiş; davasında haklı olduğu halde, terk ve feragat yolunu seçmiştir. Bu yolu seçmesiyle de, çocuğun asıl annesinin kendisi olduğunu isbat etmiştir. Çünkü ancak gerçek bir anne ‘haksızlıkla suçlanmak’ pahasına çocuğunun hayatını kurtarmayı, çocuğunun hayatı pahasına ‘haklı çıkmaya’ tercih edebilir!</p>
<p>Sevmeyi neredeyse ölümüne bağlanmak ve neredeyse boğarcasına sahiplenmek diye anlayan patolojik sevgi tariflerinin rağmına, Kur’ân hazinesinden Hz. Süleyman’ın eliyle bize sunulan bu sevgi ölçüsü, ‘ölümüne direnmek’ yerine içinde hayat olan bir tercihe yönelmeyi şiar edinmiş ruhumu ‘mertlik testine tâbi tutanlar’a karşı kalbimi serinletiyor. Terketmediği için sevdiğinin ölümüne sebebiyet vermeyi değil, sevdiğinin hayatiyeti için terk etmeyi göze alabilmenin erdemine aklımı da ikna ediyor üstelik.</p>
<p>Yine bu hikmet iledir ki, Hz. Hasan’ın zor zamanda gerçekleştirdiği ve nicelerinin akıl sır erdiremediği feragati de, eseri Risale-i Nur için ‘Hz. Hasan’ın bir manevî veledi’ de diyen Bediüzzaman’ın sözümona ‘başarısız’ gözükmeye razı olarak sergilediği geri çekilme, terk ve feragatlari de tereddütsüz bir şekilde anlayabiliyorum.</p>
<p>Hz. Süleyman’ın eliyle bize sunulan bu hikmet, öte taraftan, bu topraklarda “Ya sev, ya terk et!” söylemi üzerinden bir faşizm üretmeye çalışan milliyetçi, ulusalcı, cemaatçi her türden zavallıyı gördüğümde dudaklarımda acı bir gülümsemenin belirmesine sebebiyet veriyor. İçimden bir ses, “Seviyorsan, gerekirse terk edersin; terke zorlarken terk edemediğine göre, sevgi sınavından kalan sensin” diyor, terk etmeyi sevmenin zıddı bilen bu anlayışın sahiplerine…</p>
<p>Nitekim, sevmenin gereğinde terk ve feragati de içerdiğini bilemediği için, düz mantığına sevmek ne pahasına olursa olsun sahiplenmektir diye bildiği için, içine girdiği yüreği de, kurduğu aile hayatını da, kurulan dostlukları da, mensubu ve belki önderi olduğu camiayı da, hatta içinde bulunduğu toplumu da felâkete sürükleyen ‘sözde sevgili’lerden geçilmiyor ortalık.</p>
<p>‘Üçüncü sayfa haberleri’ni bir örnek olarak hatırlatmıştım hani.</p>
<p>Dilerseniz, ‘Ergenekon’ ve ‘ulusalcılar’ merkezli ‘birinci sayfa’ haberlerine de bu gözle bakabilirsiniz..</p>
<p>Metin Karabaşoğlu – karakalem.net</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/feragat-sevgidendir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cennet&#039;te Dört Mevsim</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/cennette-dort-mevsim/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/cennette-dort-mevsim/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2009 10:20:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ünlem]]></category>
		<category><![CDATA[arayış]]></category>
		<category><![CDATA[azabın ayak sesleri]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[bulut]]></category>
		<category><![CDATA[Cennet]]></category>
		<category><![CDATA[Cennet'te Dört Mevsim]]></category>
		<category><![CDATA[dağlar]]></category>
		<category><![CDATA[denizler]]></category>
		<category><![CDATA[dudak]]></category>
		<category><![CDATA[fatiha]]></category>
		<category><![CDATA[Fırtına]]></category>
		<category><![CDATA[gayesiz]]></category>
		<category><![CDATA[gökgürültüsü]]></category>
		<category><![CDATA[gökyüzü]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[hatıralar]]></category>
		<category><![CDATA[kibrit]]></category>
		<category><![CDATA[kristal hayal]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[kuşlar]]></category>
		<category><![CDATA[mamureler]]></category>
		<category><![CDATA[melodram]]></category>
		<category><![CDATA[okyanus]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sahralar]]></category>
		<category><![CDATA[Sedat Turan]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[şimşek]]></category>
		<category><![CDATA[tedirgin]]></category>
		<category><![CDATA[ülke]]></category>
		<category><![CDATA[ümit]]></category>
		<category><![CDATA[yağmur]]></category>
		<category><![CDATA[yapraklar]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zafer dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[zehir]]></category>
		<category><![CDATA[zevk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.net/?p=127</guid>
		<description><![CDATA[Ve şimdi o ülkenin kapısı önündeyim&#8230; Omuzlarım, kaybedilmiş yılların ağırlığıyla çökmüş… Hayallerim yorgun&#8230;Soru işaretlerinin çengellerine asılmış beynimden şüpheler damlamakta…Sevgilerim yarım… En kuytu köşelere gizlenmiş,aransa da bulunamaz geçmiş…Hatıralar, azabın ayak sesleri… Gelecek, korkunun soğuk duvarlarına prangalanmış…‘’Belki de gelmeyecek!’’Ölümün kesin soluğudur saatler… Bedenim ayakta,ruhum yıkılmış.. Ve şimdi o ülkenin kapısı önündeyim… Gözlerimde bir ümit kıvılcımı… Yüreğim, delirtici [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!-- 		@page { size: 21cm 29.7cm; margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-128" title="cennet" src="http://www.yoremizden.net/wp-content/uploads/2009/06/cennet-150x150.jpg" alt="cennet" width="150" height="150" /></p>
<p><!-- 		@page { size: 21cm 29.7cm; margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p><!-- 		@page { size: 21cm 29.7cm; margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p><!-- 		@page { size: 21cm 29.7cm; margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p><!-- 		@page { size: 21cm 29.7cm; margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p style="font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ve şimdi o ülkenin kapısı önündeyim&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Omuzlarım, kaybedilmiş yılların ağırlığıyla çökmüş…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Hayallerim yorgun&#8230;Soru işaretlerinin çengellerine asılmış beynimden şüpheler damlamakta…Sevgilerim yarım…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">En kuytu köşelere gizlenmiş,aransa da bulunamaz geçmiş…Hatıralar, azabın ayak sesleri…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Gelecek, korkunun soğuk duvarlarına prangalanmış…‘’Belki de gelmeyecek!’’Ölümün kesin soluğudur saatler…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Bedenim ayakta,ruhum yıkılmış..</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ve şimdi o ülkenin kapısı önündeyim…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Gözlerimde bir ümit kıvılcımı… Yüreğim, delirtici fırtınalarla çalkalanan bir okyanus… Ki göğü kapkara bulutlarla kaplı…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">‘’<span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Güneş nerede?..’’</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Yıllarca sorduğum soru, geceler boyu cevabını aradığım bilmece:</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">‘’<span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Güneş nerede,ben neredeyim?..’’</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Kaç kapı yumrukladım,kaç adım harcadım çıkmaz sokaklarda!… Kaç nefes tükettim,kaç kez tükendim!.. </span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Kaç defa döndüm çılgınlığın yıkıcı hududundan,kimin kollarında!&#8230; Kimlerle haykırdım tedirgin ve gayesiz…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Nice zevklerin zehrini yudumladım, çare diye…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">‘’<span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Lakin,çare nerede ben neredeyim?..’’</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ve bir dönüm noktasında verdim hükmümü:’’Yaşam,bir arayış melodramıdır!&#8230;’’</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Aramadan yaşanmaz,bulamamak sonu olur her şeyin!&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ve şimdi, o ülkenin kapısı önündeyim…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">İçimde taşıyamayacağım kadar büyümüş bir boşluk…Tanıyamayacağım kadar değişmiş bir yeryüzü, dışımda…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Dağlar bakışsız,sahralar kızgın!&#8230; Kuşlar konuşmasız denizler bezgin!&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Tohumdan başka şeylerde yutuyor toprak!&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Her yön gökyüzünce kuşatılmış… Ölümün işgaline uğramış hayatları insanların…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">İnsanlar, ölüme mahkum!&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ölüme mahkumum!&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ve şimdi, o ülkenin kapısı önündeyim…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Gözlerimde bir ümit kıvılcımı… Yüreğim, seraplara bile hasret kum yangını bir çöl… Ki ne bir rüzgâr eser, ne bir damla düşer…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">‘’<span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Yağmur nerede?&#8230;’’</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Seneler eskiten soru, gündüzler boyu cevabını aradığım bilmece:</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">‘’<span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Yağmur nerede ben neredeyim?&#8230;’’</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Kaç kibrit ışığına koştum,şimşek diye!&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">‘’<span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Gökgürültüsüdür’’diyerek kaç kısık ses kolladım…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Kaç defa bulutlandı gözlerim, bomboş gökyüzüne bakarken…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Nice kristal hayal kırdım kupkuru çeşmelerde!&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Kendimi kumlara gömmekte aradım çareyi…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">‘’ <span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Lakin,çare nerede ben neredeyim?&#8230;’’</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ve şimdi o ülkenin kapısı önündeyim…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Dudaklarımda bir yıldız ıssızlığı… Yürüdüğüm yolların tozu üzerimde… Ve durmadan, kat kat artan bir heyecanla kıpırtılı…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Başımda,bir dünya dönüşü sarhoşluğu…Yitirdiğim fırsatların pişmanlığı,kalbimde..Ve durmadan,kat kat artan bir hasretle sarsıntılı…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Bedenim genç, ruhum yaşlı…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ve şimdi, o ülkenin kapısı önündeyim…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Gözlerimde bir ümit kıvılcımı… Yüreğim, bilmediği bir beldenin tutkunu… Ki döneceği bir yurdu yoktur zaten…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">‘’ <span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">O ülke nerede?&#8230;’’</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Yıllardır yıldıran soru, ömür boyu cevabını aradığım bilmece:</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">‘’ <span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">O ülke nerede,ben neredeyim?&#8230;’’</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Kaç diyar dolaştım,’’ burasıdır’’ümidiyle…Kaç şehirden çıktım kolum kanadım kırık!..</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Kaç kentten kovuldum!..</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Nice mamureler yaktım kızgınlığımla!</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">‘’ <span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">O ülke yok’’:Kendimi kandırmakta aradım çareyi…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">‘’<span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Lakin,çare nerede ben neredeyim?&#8230;’’</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ve şimdi o ülkenin kapısı önündeyim…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Fakat sormayın nasıl vardığımı!&#8230;Çünkü bilmiyorum…Bildiğim sadece yürüdüğümdür…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ben şimdi o ülkenin kapısı önündeyim!&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">O ülkenin her mevsimi bahardır!&#8230;Her bahar bir cennet hayatıdır,yaşanır…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Bütün mevsim çiçekler açar, Kuşlar öter her dem…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Güneş batmaz,nehirler kurumaz o beldede…Yapraklarsa sararmaz!..</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ruh ölmez o ülkede!&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Dört mevsim,cennettir!&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">O ülke ki kapısı ‘’ Fatiha’’dır…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">O ülke ki Kur’an’dır!&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Sedat Turan</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Zafer Dergisi 1991 Ağustos </span></span></p>
<p style="font-style: normal;">
<p style="font-style: normal;">
<p style="font-style: normal;">
<p><!-- 		@page { size: 21cm 29.7cm; margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/cennette-dort-mevsim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nur&#039;ların Filizlendiği Yer:Barla</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/nurlarin-filizlendigi-yerbarla/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/nurlarin-filizlendigi-yerbarla/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Jun 2009 11:31:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Risale İzdüşümleri]]></category>
		<category><![CDATA[ahir zaman]]></category>
		<category><![CDATA[Barla]]></category>
		<category><![CDATA[Bediüzzaman Said Nursi]]></category>
		<category><![CDATA[belde]]></category>
		<category><![CDATA[dolunay]]></category>
		<category><![CDATA[hürriyet]]></category>
		<category><![CDATA[imansızlık ateşi]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[komiteler]]></category>
		<category><![CDATA[küfür]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[müspet]]></category>
		<category><![CDATA[nazar]]></category>
		<category><![CDATA[nevruz]]></category>
		<category><![CDATA[nur]]></category>
		<category><![CDATA[Nur Risaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[nurani]]></category>
		<category><![CDATA[nutuklar]]></category>
		<category><![CDATA[şefkat]]></category>
		<category><![CDATA[sünneti ihya]]></category>
		<category><![CDATA[zulmani]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.net/?p=94</guid>
		<description><![CDATA[BARLA, BEDİÜZZAMAN’IN bedel ödemeğe başladığı belde… İmansızlığa karşı iman dirilişini haykırma bedeli… Küfrü kabullenmeme, zulme razı olmamanın diyeti; sürgünlerle sürülme, sorgularla yargılanma süreci… Yandıkça parladı, parladıkça yaktı… Küfrün külleri savruldu Barla’da başlayan bahar ateşiyle… Bu ateş dalga dalga Anadolu sathına yayıldı… Hapishaneler gül bahçesine, mahpuslar bahçıvana dönüştü. Nurlu bir yürüyüş başladı şefkat kumandanının önderliğinde… Önünü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-95" title="barlakatranağacı" src="http://www.yoremizden.net/wp-content/uploads/2009/06/barlakatranağacı-150x150.jpg" alt="barlakatranağacı" width="150" height="150" /></p>
<p>BARLA, BEDİÜZZAMAN’IN bedel ödemeğe başladığı belde… İmansızlığa karşı iman dirilişini haykırma bedeli… Küfrü kabullenmeme, zulme razı olmamanın diyeti; sürgünlerle sürülme, sorgularla yargılanma süreci…</p>
<p>Yandıkça parladı, parladıkça yaktı… Küfrün külleri savruldu Barla’da başlayan bahar ateşiyle… Bu ateş dalga dalga Anadolu sathına yayıldı… Hapishaneler gül bahçesine, mahpuslar bahçıvana dönüştü.</p>
<p>Nurlu bir yürüyüş başladı şefkat kumandanının önderliğinde… Önünü çelmek isteyen çelimsizlere dönüp bakmadı bile… Yanan imansızlık ateşi sonsuzluğu kavururken onlarla uğraşacak zaman mıydı?</p>
<p>Zulmani ve nurani ateşin ahir zamanda şiddetli çarpışmasıydı bu… Ölümü hiçe sayarak ölümüne vuruyordu küfri fikirlere… Kahroluyordu küfür komiteleri, müspet hareketle ellerinin kollarının bağlanmasından…</p>
<p>Görünürde zincirliydi, asılda ise hürriyet zirvesinde hikmet soluyor küfür kirliliğini defediyordu.</p>
<p>Defalarca zehirlendi ölmedi, biliyordu ki ölüm, hayatın sahibinin elindeydi, kuvvetsiz eller bir şey yapamazdı. Kuvvetli olan sebepleri arkasına alan değil, müsebbibül esbaba dayanandı… Bu kuvvet hayatında hep hakim oldu, paşalar padişahlar baş edemedi onunla. Bir başını değil saçları adedince başları olsa Kur’an yolunda vermeye hazırdı.</p>
<p>Hamasi nutuklar atmıyor, hakikati konuşturuyordu hayatında… Sünneti ihya… Kur’an’ı kainatla, kainatı Kur’an’la muhatap olma hakikatini… Nazarları kendine değil Nübüvvet güneşine çeviriyordu… Çünkü o bir dolunaydı… Nur Risaleleri Kur’an güneşi etrafında dönen dolunaylardı… Onun için gecede ıssız ve ışıksız kalanların sığınağı oldu.</p>
<p>Biz bulunduğumuz beldeleri “Barla” laştırmak için bedel ödedik mi veya ödemeye hazır mıyız? Şeytanı sürgünlerde süründürüyor, nefsi sorgularla sarsıyor, Kur’ani kuşanmışlıkla kainata ve hayata bakıyorsak içimizde bahar ateşi alevlenmeye başlamıştır. O ateş önce “ben” i yakar, buharlaştırır onu… Nurani hakikat semasına yüceltir. Kalbinden karanlık kalplere nur yağar artık. Beldelere bedel bir Nur talebesi olmuştur.</p>
<p>Evet, Barla Bediüzzaman’ın buharlaştığı belde. O, Barla denizinden buharlaşarak geçmiş, kalplerimize Nur olarak yağmıştır. Aynı yönde, aynı yolda yürürsek ona bir nebze olsun yaklaşmış oluruz.</p>
<p>Zatına nazar edilmesine sevmemiş, ihtiyaç da duymamış. Said Nursi zaten Bediüzzaman… Fakat yakın planda yansıttığı Nebevi nura her “an”da, her günde bizim ihtiyacımız var.</p>
<p>Dönen dünyada ihtiyaçlarımızı geciktiremeyiz… Ateşin baharı bulunduğumuz beldelerde “bedel” ödeyerek başlatmalıyız. Nevruz zuhur etmek üzere. Kışta kalmayı kabullenmiyorsak kımıldamalıyız.</p>
<p>Baharınız bereketli, nuraniyetiniz bol olsun ki, küfür karanlıkları Barla buluşmalarıyla aydınlığa kavuşsun.</p>
<p>Bediüzzaman Said Nursi<br />
(Ocak-Mart 1878 &#8211; 23 Mart 1960)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/nurlarin-filizlendigi-yerbarla/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşkın Ölümü</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/askin-olumu/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/askin-olumu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 25 Oct 2008 07:32:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[belagat]]></category>
		<category><![CDATA[cemal]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Eliot]]></category>
		<category><![CDATA[feragat]]></category>
		<category><![CDATA[hasene]]></category>
		<category><![CDATA[hüsn]]></category>
		<category><![CDATA[Hüsn'ü Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[hüsn-ü mücerred]]></category>
		<category><![CDATA[iffet]]></category>
		<category><![CDATA[ihsan]]></category>
		<category><![CDATA[ismet]]></category>
		<category><![CDATA[kafiyeperestlik]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[lafızperestlik]]></category>
		<category><![CDATA[mehasin]]></category>
		<category><![CDATA[nazm-ı maânî]]></category>
		<category><![CDATA[nizam]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[Risale]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyh Galib]]></category>
		<category><![CDATA[tenasüp]]></category>
		<category><![CDATA[TV]]></category>
		<category><![CDATA[üslubperestlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=1806</guid>
		<description><![CDATA[Gitgide daha fazla insanın dünyasında aşkın öldüğü bir zamanda yaşıyoruz. Kimileri, şehvetle aşkı karıştırıyorlar. Karşıdakini bir ‘insan’ olmaktan ziyade, bir beden, hatta elde edilecek bir ‘av’ olarak görenler zuhur ediyor. Bu ise, aşkı öldürüyor. Çünkü aşk ruhların beraberliğidir; bedenlerin değil&#8230; Hayatım boyu, ‘duygusal’ biri olmayı beceremedim. Bir ‘çocukluk aşkım’ olmadı meselâ. İlkgençlik yıllarım boyunca da, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/10/dirilis1.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-1807" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/dirilis-135x100.jpg" alt="" width="135" height="100" /></a></p>
<p>Gitgide daha fazla insanın dünyasında aşkın öldüğü bir zamanda yaşıyoruz.</p>
<p>Kimileri, şehvetle aşkı karıştırıyorlar. Karşıdakini bir ‘insan’ olmaktan ziyade,</p>
<p>bir beden, hatta elde edilecek bir ‘av’ olarak görenler zuhur ediyor.</p>
<p>Bu ise, aşkı öldürüyor. Çünkü aşk ruhların beraberliğidir;</p>
<p>bedenlerin değil&#8230;</p>
<p><span id="more-1806"></span></p>
<p>Hayatım boyu, ‘duygusal’ biri olmayı beceremedim. Bir ‘çocukluk aşkım’ olmadı meselâ. İlkgençlik yıllarım boyunca da, ne zaman kendimi ‘âşık oluyor gibi’ hissetsem, bunun bir ‘gibi’den ibaret olduğuna inandırdım kendimi. Aşk denilen şey öyle ‘-miş gibi hissederek’ gerçekleşen bir duyguysa çok temelsiz olmalıydı. Yok eğer aşk çok esaslı bir duyguysa, aşk, kendini ‘âşık oluyor gibi’ hissetmekten son derece farklı olmalıydı. Etrafıma baktığımda, ilkokul, ortaokul veya lisede âşık olduğu—yani, benim anlayışımca, âşık olduğunu düşündüğü—biriyle evlenmiş hiç kimse yoktu. Ama okul yıllarını ‘âşık oldum’ sarhoşluğuyla boşlayıp, hayatının ilerleyen yıllarında boşa kürek sallayan çoktu.</p>
<p>Bu gözlemlerimin eşliğinde, orta öğrenimim boyunca, ne zaman kendimi birine ‘âşık oluyor gibi’ hissetsem, bunun bendeki yansıması derslerime daha bir sıkı sarılmam oldu. Aşkın gerçekte hayatın daha sonraki dönemlerinde gerçekleşen, ciddi ve dolayısıyla ciddiye alınması gereken bir duygu olduğunu farketmiştim. Bu farkedişle, hayatımın o müstakbel yıllarına hazırlık namına, çevremdeki kızlar yerine, derslerimle ilgilenmiştim.</p>
<p>* * *</p>
<p>Gelin görün ki, insanın kendisini kalabalıklar içinde bir zombi gibi hissetmesine sebep olan bir durumdu bu. Sınıf içinde kızlarla oğlanlar sapır sapır âşık olup durur ve ders arası muhabbetler “duydun mu filan falana aşıkmış-filanı falana mektup verirken gördüm-falanla filan gene barışmışlar-sen kime âşıksın-hoop oğlum, o kıza ben göz koydum”lar ile geçip giderken, birileri ve birileriyle bir yerlerde gezmek yerine kendi köşesinde öylece işine bakıp dersine çalışıyor olmak, ya ‘ot gibi yaşamak,’ ya ‘ineklik,’ yahut ‘anormallik’ti.</p>
<p>Neyse ki, o beğenmediğimiz takvim yapraklarında yıllar önce okuduğum bir hikâyecik yetişiyordu imdadıma. Yanlışı çok sayıda insanın yapmasının doğrunun değerini eksiltmediğini kavrayacak yaşta ve doğru bildiğim noktada diretebilecek kavrayışta sayılırdım. Zombi gibi görülmek, ‘uzaylı garip yaratık’ muamelesine maruz kalmak kolay değildi gerçi; ama, okul içindeki modaya uyup, birilerine âşık olmaya çalışıp mektuplar yazmayı, çiçekler koparmayı denemedim.</p>
<p>Hayatımın ilerleyen yılları, ilkgençlik yıllarımda edindiğim bu düşünceyi şükür ki boşa çıkarmadı. Rabbim, aşkın bir hevesten öte bir duygu olduğunu, ‘-mış gibi olma’nın ötesinde insanı gelişip değiştiren, inceleştirip olgunlaştıran bir duygu olduğunu bilfiil gösterdi bana. Gün geldi, âşık da oldum; ama savrulmadım, dağılmadım, dağıtmadım. Gönül borcu duyduğum acılar yaşadım gerçi. Hissettiklerimin ‘-mış gibi’nin ötesinde olup olmadığını anlama çabası içinde sevgimi henüz açamadığım sevdiğimin, ben sevgimi ifade edemezken başkalarına yâr olması ihtimalinin sancısıyla yaşadım. Ama o sancılar, “Rabbim! Onun için hayırlısı ben isem, bizi birbirimize nasip et! Değilsem, hakkında hayırlısı kim ise, onu ona nasip et!” gibi dualar öğretti bana. Rabbimi, ‘kalbler kudret elinde olan Zât-ı Zülcelâl’ olarak tanımayı öğretti. “Hasbünallahi ve ni’mel-vekîl” diyerek, işi ve eşi için, Rabbü’l-âlemîni vekil tutmayı öğretti.</p>
<p>Aşk, bana bütün bunları ve çok daha fazlasını öğrettiği için, son derece değerli bir duygu olarak kaldı hep benim için. Değerli, gerçek, ciddi, ciddiye alınması gereken bir duyguydu aşk. Soylu bir duyguydu. İnsanın gerek kişilik olarak incelmesi, gerek Rabbini her işine vekîl tutmayı öğrenmesi için âşık olmasının lüzumuna da inanır olmuştum; ama ortalıkta görünen ‘aşk’ muhabbetleri bana benim anladığım aşktan söz etmiyordu. Ayağı yerden, duygusu gerçeklikten kesik bir melâl hali, bir sevda, bir hülya; hayır, aşk bu olamazdı. Aşk, önce ayağı yerden kesilmek, sonra da dümdüz yere çakılmak sûretinde yaşanması mukadder bir duygu olamazdı. Bir sevmede, bir bakmada, bir öpmede insanı batıran bir kör nokta olmamalıydı o.</p>
<p>* * *</p>
<p>Düşünceyle duygunun ayrıştığı bir çağda yaşıyordum oysa. Aşka böylesi bir yaklaşım, olabildiğine kuru, ruhsuz ve duygusuz geliyordu kimilerine. ‘Aşk uzmanları’ vardı ortalıkta; üç-beş süslü söz, beş-on uçuk benzetmeyle aşkı tarif edip geçiveriyorlardı. Onların dillerinden dökülenlere bakılırsa, sizinkine ‘aşk’ denmesi asla mümkün değildi. Ama, varsın öyle desinler, yaşadığınızı siz biliyordunuz. Yaşadıklarınızın ışığında, aşkın ayağı yerden kesilmek, gerçeklikle bağını koparıp bir noktaya odaklanmak anlamına gelmediğini biliyordunuz.</p>
<p>Ama, sizin darı olmadığınızı biliyor olmanız, tavukların da biliyor olması anlamına gelmiyordu. Başka pek çok şey kadar, ‘düşünce’yle ‘duygu’nun ayrışmaya maruz kaldığı bu çağda, ‘duygusal’ değilseniz ‘duygusuz’ oluyordunuz. Öyle bir çağdı ki bu, ‘duygulu’ olmayı ‘duygusallık’la karıştıranlar kadar, ‘düşünce’yi ‘duygusuzluk’ olarak anlayanlar da vardı.</p>
<p>* * *</p>
<p>Hayatımın en önemli keşiflerinden biri, işte böylesi bir iklimde gerçekleşti. Bu, duygusuzluk ile duygusallık arasındaki orta çizgiye tarif getiren bir keşifti ve üç sacayağı vardı: ‘hüsün,’ ‘cemal’ ve ‘hüsn-ü mücerred.’</p>
<p>Risale yolculuklarım esnasında, bu üç kavramdan ilk ikisi arasındaki nüansı farketmiştim öncelikle. Anladığım kadarıyla, ‘cemal’ daha ziyade dışa dönük bir güzelliğin ifadesi iken, ‘hüsn’ içe dönük bir güzelliğe işaretti. Her iki kelimeyi de ‘güzellik’ ile karşılayan Türkçe’nin bu noktadaki kısırlığına bedel, cemal zahire, hüsün ise bâtına bakan bir güzelliğe işaret ediyordu. Meselâ, yüzün güzelliği ‘cemal’de ifadesini bulurken, ruh güzelliği ‘hüsün’le ifade olunuyor; ve en önemlisi, ruhun hüsnü yüzün cemaline yansıdığında güzellik tamam oluyordu. Hüsünsüz cemal, tek başına, bir değer olmuyordu ve olamazdı bu yüzden. ‘İhsan,’ ‘mehasin,’ ‘hasene’ gibi Kur’ânî terminolojide de yeri olan, imana dair ve de ‘güzellik’ yüklü kavramların ‘hüsn’ün türevleri olması, bu bakımdan, bir tesadüf değildi. ‘Hüsn-ü mücerred’ kavramı ise, bu kelimeye ilave bir derinlik kazandırıyordu.</p>
<p>‘Hüsn-ü mücerred,’ en basit ifadeyle, ‘soyut güzellik’ti elbette. Ama bu kadarlık bir tarif, insanı bu güzelim kavramın içerdiği zenginlikten soyutlamaya yarıyordu sadece. Zihninden eserine aktardığı kavram haritasından hep hayır gördüğüm Risale müellifinden anladığım kadarıyla, hüsn-ü mücerred, nizamdan, düzenden, âhenkten, hakikatın tenasübünden hasıl olan birşeydi. Nizam, düzen, tenasüp ise tam olarak ancak akılla birlikte kavranabildiğine göre, ‘hüsn-ü mücerred’in zımnında, akılla kalbin, düşünceyle duygunun buluşması vardı. Hüsn-ü mücerred, bu açıdan bakılırsa, güzel ile doğruyu ayrıştırıp “Sanat güzeli, bilim doğruyu konu alır” gibi tasniflere girişen modern yaklaşımın bir reddiydi. Bize, ayrıştırılan bu unsurların beraberliğini haber veriyordu. Buna göre, bir yerde bir güzellik varsa, bir güzellik okunuyorsa, orada akla ve hakikate bakan bir yön, bir uyum, bir âhenk, bir tenasüb, bir yerli yerindelik vardı. Yine buradan hareketle, mühendislikle mimarinin, matematikle müziğin niye birbirine bakıp birbirini tamamladığını kavrayabilirdi insan. Tenasüb olmayınca güzellik gerçekleşmiyordu zira. Öyleyse, güzeli doğrudan, estetiği ilimden, duyguyu düşünceden ayrı düşünmenin gerçekte imkânı yoktu. Hakikatsiz bir ‘güzellik’ten söz edilemediği gibi, bir dizi hakikatin uyumsuz ve uygunsuz biçimde harmanlandığı bir ‘güzellik’ten de söz edilemezdi.</p>
<p>Bu keşif, daha sonraları, ‘belagat’a dair bir keşifle, biraz daha açılacaktı. Muhakemat gibi akıl yüklü bir eserin üç makalesinden biri olarak “Unsuru’l-Belagat”ı yazmış olan kılavuzum, belagatı da, düşünceyle duyguyu buluşturan bir çizgide tarif ediyordu. Bugün, belagat deyince, ‘süslü kelimeleri ardı ardına sıralamak’ geliyordu akla. Oysa hayır, bu değildi belagat. Belagat elbette güzel birşeydi, elbette kesin bir estetik içerik taşıyordu; ama ondaki bu güzellik, anlamsız söz oyunlarıyla filan edinilemezdi. Hayır; belagat, süslü kelimeler kullanmak, lafızperestlik, üslubperestlik, kafiyeperestlik yapmak değildi; ‘nazm-ı maânî’ idi, yani, anlamların tutarlı bir biçimde dizilmesi, fikirlerin okuyanı veya dinleyeni ‘bu da nereden çıktı?’ sorusuna sevketmeden, bir suyun pınardan süzülüp akarak denize kavuşması suretinde, pürüzsüzce akıp gitmesi idi. Ama işin bu kısmı zor geldiği için, acemiler, mânâya uysun uymasın sözlerin kafiyeli biçimde dizilmesine belagat demeye başlamışlardı.</p>
<p>* * *</p>
<p>Nitekim, şu zamanda da, ‘belagat’ deyince, ‘güzel söz’ deyince, hakikatin âhenkli bir biçimde, güzellikle sunulduğu sözler değil de, süslü kelime oyunları geliyordu akıllara. Güzellik deyince de, ‘hüsn’ün uzağında, yalnızca ‘cemal’i kastediliyordu.</p>
<p>Bu çağda, akılla kalb bölünmüş, doğru-güzel-iyi parçalanmış, doğru bilime, güzel sanata, iyi ahlâka verilmiş haldeydi. Bir şeyin doğruysa güzel ve iyi, iyiyse güzel ve doğru, güzelse doğru ve iyi olduğu gibi bir açıklamaya kulaklar kapalıydı artık. Bu parçalanmanın eşliğinde, ruhunu yitiriyor, bütünlüğünü kaybediyordu herşey. Ki, bu çağ, ruhun da inkâr edildiği bir çağ değil miydi zaten? Şefkat gibi, aşk gibi duyguları insan beynindeki kimyasal faaliyetlerle izaha yeltenenler, neyin nesiydi?</p>
<p>Böylesi bir çağda, Eliot gibi bir cesur yürek, hikmetin yerini bilginin, bilginin yerini malumatın, malumatın yerini ise verinin aldığı bir alçalıştan dert yanıyordu bir şiirinde. Herhangi bir gün herhangi bir kanalda ‘haberler’i izlediğinde, insan bu düşüşü, bu alçalışı görebiliyordu rahatlıkla. Kur’ân-ı Hakîm Nebe sûresinde bize ‘o büyük haber’den söz ederken, keza Hz. Peygamberin sözleri hadis literatüründe ‘haber’ kelimesiyle de ifade edilirken, bugün haber diye önümüze sunulanlar en iyi ihtimalle malumat, ama ondan da ziyade bir dedikodudan ibaret değil miydi?</p>
<p>Böylesi bir zeminde, inkâr edilen ruh’la birlikte, ruh güzelliğinin, iç güzelliğinin, derunî güzelliğin ifadesi olan ‘hüsn’ün unutulup güzelliğin ‘cemal’le sınırlı kalması kazara değildi. Hüsün unutulunca, cemal de, hüsünden bağımsız olarak anlaşılacaktı elbet. Nitekim, gazetelerde, TV kanallarında ‘güzel’ deyince, iffetsiz ve ismetsiz olmanın ötesinde, kırk türlü psikolojik rahatsızlığı rahatlıkla sergileyen insanların kastediliyor olması, bir tesadüf değildi.</p>
<p>Hüsnün unutulduğu bir zeminde ise, Şeyh Galib’in o müthiş Hüsn ü Aşk’ı ile belgelediği üzere gerçekte hüsne karşı duyulan aşk adlı o güzelim duygu, yalnızca dışa dönük bir biçimde anlaşılır olacaktı. Daha da vahimi, bu dışa dönüklüğün, gün gün yalnızca bedenlere, daha sonra da yalnızca bedenin bazı kısımlarına mahsus hale gelişiydi. İçinde karşısındaki insanı kendine esir etme, süründürme, çılgınlar gibi peşinde koşturma arzusu taşıyan bir insan, yüzü veya teni ne kadar güzel olursa olsun, ‘güzel insan’ olabilir mi; orası sorulmaz olmuştu artık. Yüzü güzelse, boyu posu yerindeyse, teni alımlıysa, ‘güzellik’ için bunlar yetip de artıyordu bile. Sonuçta, aşk ölüyor, ama insanlar içlerinde uyanan bir bedenî arzuyu, bir şehveti ‘aşk’ sanmaya başlıyordu. Böyle olmasa, birilerinin gömlek değiştirir gibi ‘sevgili’ değiştirmeleri ve buna rağmen ‘aşk’tan söz edebilmeleri mümkün olur muydu?</p>
<p>Oysa, aşk’a dair, yaşanmış ve yaşanası o kadar güzel hatırası vardı ki insanoğlunun. Meselâ, çağları aşıp gelen Leyla ile Mecnun öyküsü, aşk adlı duygunun kalitesini ve asaletini belgeleyen bir mühür gibiydi. Leyla’dan geçip Mevla’yı bulan Mecnun, aşk-ı mecazî’den aşk-ı hakikî’ye geçişin timsali iken, aşk-ı mecazî’ye de razı olduğumuz günler görmüştük. Bir Cyrano de Bergerac da, bir David Copperfield’de ‘aşk-ı hakikî’ teması, Mevlâ’yı bulma düşüncesi yoktu meselâ. Ama onlarda dahi, aşkın asaleti ve kalitesi vardı. Sevdiğine olan sevgisinden dolayı kendinden feragat edişin örnekleriydi bunlar. Ama, haydi bırakalım dünün İslâm klasiklerini, dünün Batı klasiklerine yer etmiş bu aşk tasvirine karşılık, şimdilerde “aşk eşittir ilk fırsatta cinsellik” anlamına gelen romanlar, filmler kaplamıştı ortalığı&#8230; Öyle ki, içlerinde, ‘aldatma’yı normal, evliliği ve sadakati ise ‘anormal’ ilan edebilenler vardı. Feragatin semtlerine asla uğramadığı, kendi benliklerine en ufak bir toz konmasına tahammül etmekten aciz, kendilerine toz konduğunu hissettiği anda avazı çıktığı kadar ortalığı velveleye vererek çekip giden insanlar, herkesin gözünün içine baka baka, ‘âşık olmak’tan söz ediyor ve sözümona habire ‘âşık oluyor’lardı. Bu sözün ne anlamda kullanıldığına birazcık dikkat ettiğinde, gerçek mânâda aşkın ölümüne pekâlâ hükmedebilirdi insan. “Filana âşığım” sözü, şimdilerde, “Filanın bedenine karşı şehvet duyuyorum” demeye geliyordu yalnızca.</p>
<p>* * *</p>
<p>Sözün kısası, elbette herkesin dünyasında değilse de, giderek daha fazla insanın dünyasında aşkın öldüğü bir zamanda yaşıyoruz. Gitgide daha fazla sayıda insan, kendini âşık hissetmekle aşkı, sevdayla aşkı, arzu duymakla aşkı, şehvetle aşkı karıştırıyor. Karşıdakini bir ‘insan’ olmaktan ziyade, bir beden, hatta elde edilecek bir ‘av’ olarak gören insanlar zuhur ediyor böylece. Böylesi bir duygulanım ise, en başta, aşkı öldürüyor.</p>
<p>Çünkü aşk, bir bedenin bir diğer bedene duyduğu ilgi değildir. İki insanın, Allah’ın kalblerine koyduğu bir sevgiyle insan olarak birbirlerini sevmesidir. İnsanı insan yapan ise, bedeni değil, ruhu, aklı ve kalbidir. Bir başkasına duyulan bedenî bir ilgi, insanı insan yapmaz; zira, böylesi bir ilgi, tek başına, ‘hayvanî bir ilgi’den ibarettir ve akıl ve kalbe değil, bedenî arzu ve hevese baktığı için zamanla dağılıp gitmektedir. Bir ‘kullan-at’ ikliminde sözümona ‘aşk’ yaşayan insanların zaman içinde birbirlerine olan ilgilerinin dağılması, araya aldatmacaların girmesi, bu ‘aldatma’lara göz yummaya mecbur kalınması, elbette tesadüf değildir.</p>
<p>Oysa aşk, iki insanın beraberliğidir; dolayısıyla, öncelikle iki kalbin, iki aklın, iki ruhun beraberliği&#8230; Bu bakımdan, bedene endeksli bir aşk tarifi, gerçekte aşka yapılan en büyük kötülük hükmündedir, zira aşkı öldürmektedir.</p>
<p>Aşkın Ölümü / Metin Karabaşoğlu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/askin-olumu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hoş Geldin Ramazan</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/hos-geldin-ramazan/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/hos-geldin-ramazan/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Aug 2008 16:00:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aktüel]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Oruç]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=1011</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, dogrunun ve dogruyu egriden ayırmanın açık delilleri olarak kendisinde Kur’an’ın indirildigi aydır. Sizden her kim bu ayda bulunursa oruç tutsun&#8221; Bakara, 2/185.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/08/ramazan2.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-644" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/08/ramazan2.jpg" alt="" width="272" height="204" /></a></p>
<p align="center"><span style="Verdana;">&#8220;<strong>Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, dogrunun ve dogruyu egriden ayırmanın açık delilleri olarak kendisinde Kur’an’ın indirildigi aydır. Sizden her kim bu ayda bulunursa oruç tutsun&#8221; Bakara, 2/185. </strong></span></p>
<p align="center"><span style="Verdana;"><strong></strong></span></p>
<p align="center"><span style="Verdana;"><strong></strong></span></p>
<p align="center">
<p align="center"><strong></strong></p>
<p align="center"><strong></strong></p>
<p align="center"><strong></strong></p>
<p align="center"><strong></strong></p>
<p align="center"><span style="Verdana;"><strong></strong></span></p>
<p align="center"><span style="Verdana;"><strong></strong></span></p>
<p align="center"><strong></strong></p>
<p align="center"><span style="Verdana;"><strong></strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/hos-geldin-ramazan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başarının sırrını açıklayan ayet!</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/basarinin-sirrini-aciklayan-ayet/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/basarinin-sirrini-aciklayan-ayet/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Aug 2008 10:43:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ayet]]></category>
		<category><![CDATA[Başarı]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=812</guid>
		<description><![CDATA[Toz gibi yumurtadan çıkan minik bir yavrunun hayatına dikkatinizi çekeceğim. Altıgen bir kutunun içerisinde dünyanın en özel sütüyle sürekli beslenir. On binlerce kardeşiyle birlikte kendisine dadılık yapan işçiler yetişinceye kadar on bin kez doyurulur. Bu hızla altı günde ilk ağırlığının 1500 katına ulaşır. Kutusundan çıkar çıkmaz, kimseden ders almadan ve boş beklemeden yuvasındaki atık maddeleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/06/kuran22.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-167" title="kuran2" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/06/kuran2-148x150.jpg" alt="" width="148" height="150" /></a>Toz gibi yumurtadan çıkan minik bir yavrunun hayatına dikkatinizi çekeceğim. Altıgen bir kutunun içerisinde dünyanın en özel sütüyle sürekli beslenir. On binlerce kardeşiyle birlikte kendisine dadılık yapan işçiler yetişinceye kadar on bin kez doyurulur. Bu hızla altı günde ilk ağırlığının 1500 katına ulaşır.<br />
Kutusundan çıkar çıkmaz, kimseden ders almadan ve boş beklemeden yuvasındaki atık maddeleri dışarıya taşır ve yuvayı yeni kardeşleri için temizler. Önce vücudunun salgıladığı mikrop öldürücü sıvıyı yuvaya sürer. Ardından da yeni doğan binlerce kardeşleriyle uyum içinde kanatlarını vantilatör gibi çırparak içerdeki kirli havayı dışarıdaki temiz havayla değiştirir.<span id="more-812"></span><br />
Hayatı yeni başlamıştır ve son nefese değin durmayacak, yavaşlamayacaktır. Kovan içinde veya dışında, ilahi plan kendisine hangi görevi vermişse onu gerçekleştirmek üzere sürekli çalışır. İnsanlara bir kilo bal bırakabilmek için 40 bin kardeşiyle birlikte 6 milyon çiçeği dolaşır. Bir kilo bal uğrunda yüz bin km kanat çırpmayı, ya da dünyanın etrafında 7 defa dönmeyi göze alır.<br />
Bal arısı çalışkanlığı sayesinde adını tarihe yazdırmış, insanların hayatında yer ve rol edinmiştir. İnsan da benzer biçimde İnşirah suresinin sonundaki ilahi emre tam uysa adı tarihe altın harflerle yazılır. Dertlerden kurtulur, huzur bulur. Başarının efendisi olur.<br />
Başarımızı arttırmak ve hayatımızdaki değerleri yükseltmek istiyoruz. Bu yolda bize yol ve yordam sunacak eserler arıyoruz. Ancak son zamanlarda televizyonun ve internetin getirdiği eylemsiz, girişimsiz hayalcilikten sıyrılamıyoruz. Hele de anne babalarımız bizi koruyup besledikçe de cam fanus içerisinde hayatın çilelerinden mahrum büyüyoruz. Derken ergenlik çağı geçiyor ve ansızın yaşadığımızı, omuzlarımızda büyük bir sorumluluk bulunduğunu fark ediyoruz.<br />
Önce kolay ve bedavadan yollar arıyoruz. Alın terinin değerini keşfedemeyenler piyangoyla, at yarışıyla hayata tutunabileceklerini sanıyorlar. Derken akıllı gibi görünerek başta türlü hayalciliklere kapılıyoruz. &#8220;Başarıyı hayal etmeyi başarının yeter şartı sayan&#8221; kitapların büyüsüyle bodruma çekilip hayal kurmakla hedeflerimize ulaşacağımızı sa nıyoruz. Sihir gibi, hokus pokus yoluyla&#8230; Sonra da insanı yaratıcı yerine koyan sırlı, çekimli, kuantumlu formüllere inanıyor, yıllar içinde bir arpa boyu yol alamıyoruz. Biz böyle hayallerle oyalanırken hayat ayaklarımızın altından akıp gidiyor.<br />
Küresel aktörlerin istediği budur. Kendi elitleri dışındaki toplulukları sürü yerine koyuyorlar. Sürüler düşünmemeli, sadece onlara hizmet için çalışmalı, dönen dolapları anlamamalı, boş hayallerle oyalanmalı. Sürüler sadece taklit etmeli, çılgınca tüketmeli, borç içerisinde kavranmalı, özgün bir sanata, ciddi bir beceriye sahip olanlarsa mutlaka kendi küresel değerlerine boyun eğenler arasından çıkmalı.<br />
Küresel güçlerin pazarladığı her şey o güçlerin saflarını güçlendirmeye hizmet ediyor. Biz de başardığımızı kazandığımızı sanarak oyalanıyoruz ve yıllar sonra perdeler çekilince soyulduğumuzu anlıyoruz.<br />
Bir sır arayana benim verebileceğim sır iki kanattır: Hikmetine uygun şekilde üretmek için çalış ve gerektiği gibi dua et. İste ve hakkıyla çırpın. Dua ve çalışma başarı güvercininin iki kanadıdır.<br />
Hayatta yeterince başarılı olabilecek misiniz? İnsanların dünyasına muhteşem katkılar sunabilecek misiniz? İyi şeyler üretmek istemiyorsanız, yeşeren çekirdek olmak istemiyorsunuz demektir. Öyleyse ya ekildiğiniz toprakta, ya da sizi yiyen bir kuşun midesinde çürüyüp yok olursunuz. Değerinizi beslemek istiyorsanız yapacağınız bellidir:<br />
-Hayatınızdaki tüm gereksiz meşguliyetleri çıkarıp atın.<br />
-Başarının sadece alın terinden geçtiğini onaylayın. Alın terinizi katmadığınız başarının onurunu üstlenemeyeceğini kabul edin.<br />
-Erken kalkın ki dünya erken kalkanların malıdır.<br />
-Asla boş oturmayın. Ne televizyonun, ne bilgisayarın karşısında ne parkta, ne otobüste, ne kuyrukta&#8230; Hiçbir yerde bir dakika bile boş durmayın. Boş durmak, faydasız bir iş yapmaktır.<br />
-Boş dakikalarınızda yapabileceğiniz faydalı işler, hobiler listesi oluşturun.<br />
-Yapacak hiçbir iş bulamıyorsanız yürümek, gülümsemek, derin solumak, hatta salonu dağıtıp düzeltmek de bir iştir. Yapacak iş bulamamak imkânsızdır. Çevrede milyonlarca iş varken boş duran kimseyi suçlamasın.<br />
-İlle de işi başkası vermek zorunda değil. Kendinize iş yapın. Siz de bir gün kendi işinize ücret ödeyebilir hale gelirsiniz.<br />
-İşleriniz arasında saat başı 5-10 dakika kaslarınızı gevşetmek ve zihninizi boşaltmak için durun. Ancak en iyi dinlenmenin yolunun da farklı biçimde çalışmak olduğunu unutmamalısınız.<br />
İnsanı çok çalışmak bir yorarsa, boş oturmak on yorar.<br />
Çalışarak ilerleyeceksiniz ve attığınız her adım sizi yeni bir kapının önüne getirecek. Siz ilerledikçe yeni yollar açılacak. Çalışmaya alışmanızın sonunda,<br />
-Akşamınıza gönül huzuru içerisinde uyumaya hazır ulaşacaksınız.<br />
-O günkü iş ve üretim hâsılanız kalbinizi coşturacak.<br />
-Yaşamanın, kendini gerçekleştirmenin evrende varlık, etki ve iz oluşturmanın değerini kavrayacaksınız.<br />
-Sevilen meşguliyetlerle en ciddi hastalıkların bile iyileşebildiğini fark edeceksiniz.<br />
-Vücudunuzdan toksinleri, zihninizden düşünce virüslerini atmış olacaksınız.<br />
-Basit kafalarla ve dedikodularla kıvranan doyumsuz ve tatminsiz insanlarla aranızda uçurumlar oluşacak.<br />
-Üretiminiz ve birikiminiz hızla artacak, başarınız geometrik katlanacak.<br />
-Varlığınız insanlığa rahmet olacak ve vesilenizle çok sayıda insanın ıstırabı dinecek.<br />
Edison&#8217;a başarısının sırrını sormuşlar da yüzde birini zekâyla, yüzde doksan dokuzunu çalışmayla ilişkilendirmiş. Çalışmaya köle olan başarıya sultan olur. İşte başarının sırrını açıklayan o ayet: &#8220;Bir işten boş kaldın mı hemen diğer işe giriş.&#8221; (Kur&#8217;an: İnşirah, 7-8)<br />
Çalışmanın coşkusunu keşfetmek muhteşem bir ilahi lütuftur. Şükürsüz gönüller çalışmaktaki lezzetleri tadamıyorlar. Herkesin çalışmanın coşkusunu keşfetmesini dilerim.</p>
<p>Dr. Muhammed Bozdağ</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/basarinin-sirrini-aciklayan-ayet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an, Siddet ve Fitne Üzerine Bazi Tesbitler</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/kuran-siddet-ve-fitne-uzerine-bazi-tesbitler/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/kuran-siddet-ve-fitne-uzerine-bazi-tesbitler/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2008 17:09:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Fitne]]></category>
		<category><![CDATA[islamic university of rotterdam]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Prof Dr Ahmet Akgündüz]]></category>
		<category><![CDATA[Rotterdam İslam Üniversitesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=492</guid>
		<description><![CDATA[* Islam hosgörü dinidir * Savas Hukuku ve Baris Hukuku Hükümlerinin Kasten Birbirine Karistirilmasi Asla Kabul Edilemez; Wilders bunu yapmaktadir. * Savas Zamaninda Siddete Karsi Çikan Islam, Baris Zamaninda siddete müsaade eder mi? * Fitne ne demektir? * Bütün Dinler Ahiretin Oldugunu ve Ahirette Allahin Ebedi bir Azabi Bulundugunu Kabul etmektedirler 1. Islam hosgörü dinidir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/08/smalllogo2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-493" title="smalllogo" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/08/smalllogo2.jpg" alt="" width="87" height="87" /></a>* Islam hosgörü dinidir<br />
* Savas Hukuku ve Baris Hukuku Hükümlerinin Kasten Birbirine Karistirilmasi Asla Kabul Edilemez; Wilders bunu yapmaktadir.<br />
* Savas Zamaninda Siddete Karsi Çikan Islam, Baris Zamaninda siddete müsaade eder mi?<br />
* Fitne ne demektir?<br />
* Bütün Dinler Ahiretin Oldugunu ve Ahirette Allahin Ebedi bir Azabi Bulundugunu Kabul etmektedirler<span id="more-492"></span></p>
<p><strong>1. Islam hosgörü dinidir</strong></p>
<p>Dünyada ve Hollanda&#8217;da bazi siyasiler ve çevreler tarafindan Kur&#8217;an&#8217;in siddeti ve terörü tesvik eden bir din olduguna dair ithamlar yapilmasindan dolayi bütün dünyada bu konu tartisilir hale geldi. Bu sebeple hakli olarak bazi Müslümanlar da bu konuyu sorar hale geldiler. Bize düsen meseleyi bazi yönleriyle öncelikle de Müslümanlara hitaben anlatmaktir. Elbette ki akli olan her insan bu sözlerimizin muhatabidir.</p>
<p>Islam hosgörü dinidir; insani en kiymetli varlik olarak kabul eder; ma&#8217;sum insanlara karsi yapilan tecavüz ve hücumlari büyük günahlar arasinda sayar. Nitekim bahsini ettigimiz Kur&#8217;an ayeti bunu haykirmaktadir: &#8216;Kim bir baska cani öldürmek veya yeryüzünde anarsi çikarmak gibi bir suçu bulunmadan haksiz yere bir cana kiyarsa, bütün insanligi öldürmüs gibi olur. Kim bir caninin kurtulusuna vesile olursa, bütün insanligi ihya etmis gibi olur. Bizim peygamberlerimiz, onlara çok açik deliller getirdiler. Ancak bütün bunlardan sonra insanlardan çogu yine yeryüzünde asiriya gitmis ve zulm etmislerdir.&#8217; (5: 32). Gerçek su ki, müslüman ölüme degil, sadece hayata hizmet eder. Bu hadise sebebiyle Islamin koydugu iki temel hukuk prensibini asla unutmamaliyiz: Birincisi: Kur&#8217;an&#8217;in &#8216;Bir suçlu bir baska suçlunun yükünü yüklenemez&#8217; (6: 164). Yani bir cani yüzünden bir baska insan asla cezalandirilamaz. Hukukta cezalar ve suçlar sahsîdir. Ikincisi ise, berâat-i zimmat esastir. Yani suçlulugu isbat edilinceye kadar kimse suçlanamaz. Delil olmadan kimseyi cezalandirmak adalet degildir. Aksi isbat edilmedikçe insanlar masum kabul edilirler.</p>
<p>Islamin temel anlayisi sudur: Nasil ki sen bir gemide veya bir evde bulunsan, seninle beraber dokuz masum ile bir câni var. O gemiyi batirmak ve o evi yakmaya çalisan bir adamin, ne derece zulm ettigini bilirsin. Ve zalimligini, yerlere ve göklere isittirecek derecede bagiracaksin. Hattâ bir tek masum, dokuz câni olsa; yine o gemi hiç bir kanun-u adâletle batirilamaz.</p>
<p><strong>2. Savas Hukuku ve Baris Hukuku Hükümlerinin Kasten Birbirine Karistirilmasi Asla Kabul Edilemez</strong></p>
<p>Bundan birkaç sene önce Twente Üniversitesinde bir konferansa katildim. 600 kisiyi bulan dinleyiciler arasindan birisi, Kur&#8217;an&#8217;in siddet içerdigini ve insanlari siddete tesvik ettigini iddia etti ve bana Kur&#8217;an&#8217;dan bir ayet okudu. Meali söyleydi: ‘küfrün önderlerine karsi savasin. Çünkü onlar yeminleri olmayan adamlardir. (Onlara karsi savasirsaniz) umulur ki küfre son verirler.&#8217; Ben ise ayetin bas tarafini okumasini söyledim Okumak istemedi. Ben tamamladim. ‘Eger antlasmalarindan sonra yeminlerini bozarlar, ve dininize saldirirlarsa,&#8230;.&#8217; (Kur&#8217;an, Tevbe, Ayet 12). Su anda bazi siyasetçilerin ve Islam&#8217;a bu yönüyle saldiranlarin tamami bu sekilde davranmaktadir ve ayetleri sadece islerine gelen yönlerini alarak çarpitmaktadirlar.</p>
<p>Daha önemli bir nokta da sudur: Bildiginiz gibi, her devletin Savas Hukuku kurallari ayridir ve baris hukuku kurallari ayridir. Eger siz baris hukuku kurallari ile savas hukuku kurallarini birbirine karistirirsaniz, o zaman Hollanda&#8217;nin Afganistanda ve Türkiyenin Kuzey Irakta yaptigina da siddet dersiniz. Aynen öyle de Islam Hukukunun birinci kaynagi Kur&#8217;an-i Kerimdir. Kur&#8217;an-i Kerimde hem baris dönemine ve hem de savas dönemine ait ayetler vardir. Iste Wilders ve benzerleri, Kur&#8217;an&#8217;in savas dönemine ait bazi ayetlerini alarak sanki genelmis gibi göstermektedirler. Dogrudur; Kur&#8217;an&#8217;da 109 tane Savas Hukuku ile alakali hükümler vardir. Mesela Hz. Peygamberin Medine&#8217;yi müdafaa ederken inen bazi savas hükümleri bunlara misaldir.<br />
‘190. Size karsi savas açanlara, siz de Allah yolunda savas açin. Sakin asiri gitmeyin, çünkü Allah asirilari sevmez.<br />
191. Onlari (size karsi savasanlari) yakaladiginiz yerde öldürün. Sizi çikardiklari yerden siz de onlari çikarin. Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Haram&#8217;da onlar sizinle savasmadikça, siz de onlarla savasmayin. Eger onlar size karsi savas açarlarsa siz de onlari öldürün. Iste kâfirlerin cezasi böyledir.<br />
192. Eger onlar (savastan) vazgeçerlerse, (sunu iyi bilin ki) Allah gafûr ve rahîmdir.<br />
193. Fitne tamamen yok edilinceye ve din (kulluk) de yalniz Allah için oluncaya kadar onlarla savasin. Sayet vazgeçerlerse zalimlerden baskasina düsmanlik ve saldiri yoktur.&#8217; (Bakara Suresi).</p>
<p>Simdi siz bu ayetleri okur da baris zamanina uygularsaniz, o zaman hata yapmis olursunuz. Maalesef mesela Washington Times&#8217;in yazarlarindan Cal Thomas tipki Wilders gibi davranmis ve bu ayetin sadece ‘Onlari yakaladiginiz yerde öldürün&#8217; ayetini alarak Islami ve Kur&#8217;ani suçlamistir. Dogrudur; Kur&#8217;an-i Kerimde 109 adet savas ayeti bulunmaktadir. Ancak bunlar tamamen savas dönemin e ait hükümlerdir. Eger süz bu ayetlerin niçin nazil oldugunu veya hangi münasebetle Peygambere indirildigini bilmezseniz, manayi anlayamazsiniz. Biraz önce Bakara suresinden naklettigimiz ve tamamen savunma savasiyla alakali ayetleri siddet ayetleri olarak vasiflandirirsiniz. Ben  bu ayetlerden bazilarinin numaralarini verebilirim: 2: 244, 216; 3: 56, 151; 4: 74, 76, 89, 95, 104; 5: 53 gibi).</p>
<p>Maalesef dünyadaki bazi politikacilar, Kur&#8217;an ve Islam Hukuku konusunda cahildirler. Bunlar Kur&#8217;anin Savas Hukuku ile alakali ayetlerini tahrif ederek sanki Kur&#8217;anda siddeti tesvik eden ayetler oldugunu iddia etmektedirler. Ayrica her konuda oldugu gibi bu konularda genellemelere gitmektedirler. Bu sebeple bazi yanlis tefsir edilmeye çalisilan ayetleri zikretmek istiyoruz.</p>
<p>A) Ayet 47:4 &#8220;(Savasta) inkâr edenlerle karsilastiginiz zaman boyunlarini vurun. Nihayet onlara iyice vurup sindirince bagi sikica baglayin (esir alin). Savas sona erince de artik ya karsiliksiz veya fidye karsiligi saliverin. Durum su ki, Allah dileseydi, onlardan intikam alirdi. Fakat sizi birbirinizle denemek ister. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onlarin yaptiklarini bosa çikarmaz..&#8221; Bu ayet tümüyle savas hukukunu düzenlemektedir. Eger bu kurallari modern savas hukuku ile kiyaslayacak olursaniz, Kur&#8217;anin koydugu hükümlerin daha mükemmel ve insanligin yararina oldugunu görürsünüz. Baska türlü izahlar tamamen çarpitmadir.</p>
<p>B) Ayet 8: 39: &#8220;Fitne ortadan kalkincaya ve din tamamen Allah&#8217;in oluncaya kadar onlarla savasin! (Inkâra) son verirlerse süphesiz ki Allah onlarin yaptiklarini çok iyi görür.&#8221; Bu surenin adi savas ganimetleri manasini ifade etmektedir. Hatta Ku&#8217;an ayet 8: 1&#8242;de söyle demektedir: &#8220;Sana savas ganimetlerini soruyorlar &#8230;&#8221; Bir çocuk bile Kur&#8217;anin bu ayetlerle savas hukukunu düzenledigini anlar; zira bu ayetten sonar yine Ku2anin ganimetlerin taksimini düzenleyen ayeti gelmektedir.</p>
<p>C) Ayet 8: 60: &#8220;Onlara (düsmanlara) karsi gücünüz yettigi kadar kuvvet ve cihad için baglanip beslenen atlar hazirlayin, onunla Allah&#8217;in düsmanini, sizin düsmaninizi ve onlardan baska sizin bilmediginiz, Allah&#8217;in bildigi (düsman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsaniz size eksiksiz ödenir, siz asla haksizliga ugratilmazsiniz..&#8221;  Eger bütün silah teknolojilerini ve harp taktiklerini fitnenin ve siddetin belirtisi Kabul ederseniz, o Zaman dünyadaki en büyük fitne ve siddet Amerika Birlesik Devletleri ve Batili Devletlerdir; zira bütün dünyaya silah teknolojisini veren ve hazirlana bunlardir. Kur&#8217;an Müslümanlara kendilerini harbe hazirlanmalari için talimat vermektedir. Bundan normal daha ne olabilir? Bu ayet de Savas Hukukuna dâhildir. Keske bütün Islam ülkeleri bu talimatlara uysalardi da b atili devletler gibi kuvvetli olsalardi.</p>
<p>D) Ayet 4: 89: &#8220;Sizin de kendileri gibi inkâr etmenizi istediler ki onlarla esit olasiniz. O halde Allah yolunda göç edinceye kadar onlardan hiçbirini dost edinmeyin. Eger yüz çevirirlerse onlari yakalayin, buldugunuz yerde öldürün ve hiçbirini dost ve yardimci edinmeyin&#8221;. Bu ayet de Savas Hukuku ile alakalidir. Eger herhangi bir akilli insan, savas hukukunda uzman olsun olmasin, diyecekler ki, bu ayet savasi ilgilendirmektedir baris zamanini degil. Zaten bir sonraki ayeti okuyan da hemen bunu anlayacaktir: &#8220;Ancak kendileriyle aranizda antlasma bulunan bir topluma siginanlar yahut ne sizinle ne de kendi toplumlariyla savasmak (istemediklerin) den yürekleri sikilarak size gelenler müstesna&#8230;..&#8221;<br />
Böylesine bir çarpitma ne ahlakidir, ne insanidir; ayni zamanda bütün mukaddes kitaplara da hakarettir, cahillik ve ahlaksizliktir.</p>
<p><strong>3. Savas Zamaninda Siddete Karsi Çikan Islam Baris Zamaninda siddete müsaade eder mi?</strong></p>
<p>Islam&#8217;da soykirim olup olmayacagini veya insana karsi siddet uygulanip uygulanamayacagini harp halinde bile yasak ve serbest fiilleri ayri ayri özetleyerek izah edebiliriz:<br />
A) Yasak fiiller: Zulüm ve iskence ile öldürmek; muhârip sinifina girmeyen kadinlari, küçükleri sahiplerine hizmet için gelmis köleleri, sakat ve müzminleri, yaslilari, hastalari, akil hastalarini ve dünyadan el etek çekmis din adamlarini öldürmek yasaktir. Ancak bunlardan biri bedeni, fikri ve mali ile savasa katilirsa, öldürülebilirler.</p>
<p>Insan ve hayvanlarin uzuvlarinin kesilmesi (müsle) de yasaktir. Verilen söze veya muâhedeye aykiri hareket yasaktir. Savas zarureti bulunmadan ziraî mahsuller, orman ve agaçlar yakilamaz. Zina ve gayr-i mesrû münasebetler yasaktir. Rehineler öldürülemez; ölülerin basi ve uzuvlari kesilemez ve katliam yapilamaz. Basta baba olmak üzere yakin akraba, savasla ilgisi olmayan esnaf ve tüccarlar öldürülmez. Daha baska yasaklar da bulunmakla beraber, biz bu kadariyla iktifâ ediyoruz[1].</p>
<p>B) Normal zamanlarda yasak oldugu halde savas sebebiyle serbest hale gelen fiiller iki gruba ayrilir:<br />
Birinci grup; düsman sahislara karsi yapilmasi caiz olan fiillerdir. Savasa katilan düsman askerlerini öldürmek, yaralamak, takip etmek ve esir almak caizdir. Öldürülmemesi gerekenleri daha önce belirtmistik. Hz. Peygamber&#8217;in &#8220;Harp hiledir&#8221; hadisi geregi, düsmani sasirtmak, moralini bozmak ve yanlis taktik ve stratejilere sevk etmek amaciyla savasta hile yapilabilir. Bunun hazirlayicisi demek olan soguk harp yani propaganda da caiz görülmüstür. Düsmana her çesit silahla hücum edilebilir. Ancak zehirli silahlarin kullanilmasi, hukukçular tarafindan reddedilmistir. Kalelerin yakilmasi veya düsmanin suda bogulmasi da caiz görülmüstür. Gece baskini ve pusu da harbin sevk ve idaresinde caiz görülen harb vasitalari arasindadir. Bedir harbinde yapildigi gibi suyollari kesilebilir veya kullanilmaz hale getirilebilir. Düsmana haber sizdiran casuslar ölüm cezasina çarptirilirlar. Kisaca yasak fiillerin disinda bütün fiiller harp zamaninda serbest hale gelir. Bu arada hava ve deniz harbinin de caiz görüldügünü sadece belirtelim[2].</p>
<p>Ikinci grup ise; düsman mallarina karsi harp esnasinda yapilabilecek fiillerdir. Islâm hukuku, temelde sulh veya harp halinde her çesit mal telefini yasaklar. Ancak harp zarureti geregi bu kaidenin istisnalari ortaya çikmis ve düsmana ait binalarin yikilmasi, agaçlarin kesilmesi ve ziraî mahsullerin telef edilmesi caiz görülmüstür[3].</p>
<p>Harp halinde bile bu sinirlamalari getiren bir dinin siddete, insan öldürmeye, katliama ve soykirima müsaade etmesi mümkün degildir.</p>
<p><strong>4. Fitne ne demektir?</strong></p>
<p>Fitne, Arapça kelime manasi olarak &#8220;topraktan çikarilan altin ve gümüs gibi madenlerin hasini posasindan ayirmak üzere yüksek dereceli ateste yakmak ve eritmek&#8221;  demektir. Inananlari inkârcilardan, salihleri sapiklardan, iyileri kötülerden seçmek, insanlari terbiye ve tecrübe etmek ve herkesin gerçek ayarini belirtmek isine de Kur&#8217;an, &#8220;fitne&#8221; tabir etmektedir. Yani, dünya hayatinin tamami, bir fitne ve imtihandir. &#8220;Her nefis ölümü tadacaktir. Biz sizi sinamak için hayra ve serre mübtela kiliyoruz. Sonunda bize döndürüleceksiniz.&#8221; [Enbiya: 35]; &#8220;Bilmem, belki de O (Allah) sizi denemek (üzere) bir süreye kadar yasamak için (mühlet) veriyor.&#8221;[Enbiya: 111]; &#8220;Insanlar sadece &#8220;iman ettik&#8221; demekle, bir fitneye ve imtihana tabi tutulmadan birakilacaklarini mi sandilar? Yemin olsun ki biz, daha öncekileri de  sinadik. Elbette Allah (bu imtihanin sonunda) sadiklari da bilecek, yalanci sahtekârlari da bilecektir.&#8221; [Ankekubt: 2, 3]; &#8220;Mallariniz ve evlatlariniz sizin için bir fitne (imtihan) dir.&#8221;[Tegabün: 15]</p>
<p>Fitnenin, imtihan anlaminda kullanilan bu genel tanimi yaninda, biraz da &#8220;insanlar arasinda fesat çikarmak, dirlik ve düzeni bozmak, ortaligi karistirmak&#8221; gibi özel manalari üzerinde duracagiz. Bu nedenle Cenab-i Hak: &#8220;&#8230; Fitne çikarmak adam öldürmekten daha siddetli bir günahtir.&#8221;[Bakara: 191] &#8220;&#8230; Onlarla çarpisin (ve cihat edin ki) fitne ortadan kalksin, din yalniz Allah&#8217;in dini olsun.&#8221;[Bakara: 191]</p>
<p>Insanlarin kafasini karistiracak, saskinliga ve taskinliga sebep olacak ve ihtilaf çikaracak sekilde bazi yersiz ve yararsiz konulari gündeme getirmek de, manevi bir fesatçilik sayilmistir. &#8220;Kalplerinde egrilik olanlar, fitne çikarmak ve kendi keyiflerine göre yorumlamak için, mütesabih ayetlerin pesine düserler. Hâlbuki onun hakiki te&#8217;vilini Allah&#8217;tan baska kimse bilemez&#8221;[Al-i Imran: 7] ayeti bu duruma isaret etmektedir.</p>
<p>Fitne, bir diger manada, zalim yöneticilerin istismar araci olmak ve onlarin zulmüne ugramaktir. &#8220;Rabbimiz bizi zalimlerin fitnesi kilma. Rahmetinle bizi inkârci güruhun elinden kurtar&#8221;[Yunus: 85]</p>
<p>5. Bütün Dinler Ahiretin Oldugunu ve Ahirette Allahin Ebedi bir Azabi Bulundugunu Kabul etmektedirler</p>
<p>Pavlos Romalilara yazdigi bir mektupta demektedir ki, ‘Allah insanlari kendi itaatsizliklerinden dolayi ve bütün insanlara merhamet olsun diye ebedi hapse atacaktir.&#8217; (Rom. 11: 32). Ebedi azap konusunda da (Matt. 25: 46) su hakikat Hiristiyanlikta vurgulanmaktadir ki, ebedi azap kesindir, nihaidir ve devamlidir.<br />
Islamiyete göre de mükâfat veya mücazat bu dünyadaki hayat imtihanindan sonar insanlar beklemektedir. Iyi isler yapan ve Allaha inanan insanlar Allah&#8217;in rizasini kazanirlar ve ebedi Cennet ile mükâfatlandirilirlar. Sapitanlar, Allahi inkar edip O&#8217;nun hükümlerini çigneyenler ise, Cehenneme müstahak olurlar ve ebedi azap ile karsilasirlar.</p>
<p>Bazi cahil insanlar ebedi azap ile alakali Kur&#8217;anin bazi ayetlerini okuyarak sunu iddia etmektedir ki, Kur&#8217;an insanliga karsi siddet ihtiva etmektedir. Mesela 4:56 ayeti gibi ki buyruluyor: &#8220;Süphesiz âyetlerimizi inkâr edenleri gün gelecek bir atese sokacagiz; onlarin derileri pisip aci duymaz hale geldikçe, derilerini baska derilerle degistiririz ki aciyi duysunlar! Allah daima üstün ve hakîmdir..&#8221; Böyle bir iddia bütün mukaddes kitaplari inkârdir ve onlara hakarettir. &#8220;Sizi sadece bos yere yarattigimizi ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceginizi mi sandiniz?&#8221; (23: 115).</p>
<p>Islama göre, Cehennemin vücudu ve siddetli azabi, hadsiz rahmete ve hakiki adalete ve israfsiz, mizanli hikmete ziddiyeti yoktur. Belki rahmet ve adalet ve hikmet, onun vücudunu isterler. Çünkü, nasil bin mâsumlarin hukukunu çigneyen bir zâlimi cezalandirmak ve yüz mazlum hayvanlari parçalayan bir canavari öldürmek, adalet içinde mazlumlara bin rahmettir. Ve o zâlimi affetmek ve canavari serbest birakmak, bir tek yolsuz merhamete mukabil, yüzer biçarelere yüzer merhametsizliktir.</p>
<p>Evet, nasil bir serseri âsi ve raiyete tecavüz eden bir adam, oranin izzetli hâkimine dese, &#8220;Beni hapse atamazsin ve yapamazsin&#8221; diye izzetine dokunsa, elbette o sehirde hapis olmasa da o edepsiz için bir hapis yapacak, onu içine atacak. Aynen öyle de, kâfir-i mutlak, küfrüyle izzet-i celâline siddetle dokunuyor. Ve azamet-i kudretine inkâr ile dokunduruyor. Ve kemâl-i rububiyetine tecavüzüyle ilisiyor. Elbette Cehennemin pek çok vazifeler için pek çok esbab-i mucibesi ve vücudunun hikmetleri olmasa da, öyle kâfirler için bir Cehennemi halk etmek ve onlari içine atmak, o izzet ve celâlin se&#8217;nidir.</p>
<p>Netice itibariyle Kur&#8217;an&#8217;i veya Islami siddet Kitabi veya siddet dini olarak vasiflandiranlar, ya Islam&#8217;a ve Kur&#8217;an&#8217;a düsmanliklarindan veya cehaletlerinden yahut akli dengesizliklerinden bunu yapmaktadirlar. Bize düsen bilimle ve akilla bunlara cevap vermektir. Bazan onlari muhatap almamak en iyi cevap teskil edebilir. Zira her üren köpege tas atacak olursaniz yeryüzünde tas kalmaz sözü meshur bir atasözüdür.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Ahmet Akgündüz<br />
Rotterdam Islam Üniversitesi Rektörü</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/kuran-siddet-ve-fitne-uzerine-bazi-tesbitler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mukabele nedir?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/mukabele-nedir/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/mukabele-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 15:17:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=174</guid>
		<description><![CDATA[llah’ın iki elçisi her Ramazan’da Kur’anı karşılıklı okumak için bir araya gelirdi. Bu sünnet günümüze mukabele olarak gelmiştir. Mukabele, karşılıklı yapılan iş, karşılıklı yapılan okuma, karşılaştırma manalarına gelir. Mukabeleye arz ve arza kökünden gelen muaraza da denilmektedir ki bu da her yıl Ramazan ayında, o zamana kadar nazil olan ayet ve sureleri Cebrail (as)’in Hz. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/06/mukabele2.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-175" style="float: left;" title="mukabele" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/06/mukabele2.jpg" alt="" width="148" height="175" /></a>llah’ın iki elçisi her Ramazan’da Kur’anı karşılıklı okumak için bir araya gelirdi. Bu sünnet günümüze mukabele olarak gelmiştir. Mukabele, karşılıklı yapılan iş, karşılıklı yapılan okuma, karşılaştırma manalarına gelir. Mukabeleye arz ve arza kökünden gelen muaraza da denilmektedir ki bu da her yıl Ramazan ayında, o zamana kadar nazil olan ayet ve sureleri Cebrail (as)’in Hz. Peygamber’e O’nun da Cebrail’e okuması manasında bir terimdir. <span id="more-174"></span><br />
Kainat durdukça insanlara bir hidayet ve nur olarak gönderilen bu Kitab-ı Kebir’in okuması da yine öyle kainat çapında büyükler tarafından yapılacaktı. Bunun üzerine Allah’ın sevgili iki elçisi, Kur’an-ı Kerim’i birbirlerine okumak üzere Ramazan ayında her gece bir araya gelmekteydi. Her yıl bir defa yapılan bu karşılıklı okuma işi Allah Resulu’nun vefat edeceği yıl iki defa yapılmıştı. Bu son yapılan okuma işine de ‘Arza-i ahire’ denilmiştir. Allah Resulu bu mukabele (karşılıklı okumanın) iki defa yapılmasından vefatının yaklaştığını anlayarak bunu sevgili kızı Hz. Fatıma’ya bir sır olarak bildirmiştir.</p>
<p>Zaman / Ailem<br />
Sayı: 249<br />
Bölüm: Kavramlar</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/mukabele-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an-ı Kerim, nasıl şefaatçi olur?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/kuran-i-kerim-nasil-sefaatci-olur/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/kuran-i-kerim-nasil-sefaatci-olur/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 14:51:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=166</guid>
		<description><![CDATA[Ebû Hüreyre Hazretleri’nin, Kur’an okuyanların kazanacağı mânevî derecelerle ilgili olarak Peygamber Efendimiz’den rivayet ettiği şu hadîsi şerîf, mü’min gönüllerin heyecanla tutuşmasına vesile olacak güzelliktedir: “Kıyamet gününde Kur’an-ı Kerîm gelecek ve Allah Teâlâ’ya: ‘Yâ Rabbî! Kur’an okuyan kimseyi şeref süsüyle süsle!’ diyecek; bunun üzerine Kur’an okuyan kimse şerefle süslenecek. Yine Kur’an-ı Kerîm: ‘Allah’ım! Ona şeref elbisesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/06/kuran22.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-167" style="float: left;" title="kuran2" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/06/kuran22.jpg" alt="" width="148" height="175" /></a>Ebû Hüreyre Hazretleri’nin, Kur’an okuyanların kazanacağı mânevî derecelerle ilgili olarak Peygamber Efendimiz’den rivayet ettiği şu hadîsi şerîf, mü’min gönüllerin heyecanla tutuşmasına vesile olacak güzelliktedir: “Kıyamet gününde Kur’an-ı Kerîm gelecek ve Allah Teâlâ’ya: ‘Yâ Rabbî! Kur’an okuyan kimseyi şeref süsüyle süsle!’ diyecek; bunun üzerine Kur’an okuyan kimse şerefle süslenecek.<span id="more-166"></span><br />
Yine Kur’an-ı Kerîm: ‘Allah’ım! Ona şeref elbisesi giydir!’ diyecek; hemen o zâta elbiselerin en değerlisi giydirilecek. Sonra Kur’an: ‘Rabb’im! Ona şeref tacı giydir!’ diye niyâz edecek; o kimseye şeref tacı giydirilecek. Sonunda Kur’an-ı Kerîm: ‘Yâ Rabbî! O kulundan razı ve hoşnut ol! Senin hoşnutluğundan üstün bir şey yoktur.’ diyerek Kur’an okuyan kimseyi mânevî mertebelerin en yükseğine ulaştıracak (Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’an 18; Dârimî, Fezâilü’l-Kur’an 1). Yüce Kitab’ımızın, kendisini okuyanlara kazandırdığı güzelliklerin haddi hesabı yoktur. Mahşerde, güneşin tepeye dikildiği, herkesin kan ter içinde çırpındığı o dehşetli saatlerde, Kur’an’ın, kendisini okuyan ve buyruklarına göre yaşayan kimselere sağlayacağı büyük imkândan söz eden Efendimiz (sas) şöyle buyuruyor: “Kıyamet gününde, Kur’an-ı Kerîm ile Onun buyruklarını tutup yasaklarından kaçan mü’minler ortaya getirilecekler. Kur’an’ın önünde en uzun iki sûresi, Bakara ile Âl-i İmrân bulunacak. O sırada bu iki sûre, iki bulut gibi görünecek veya aralarında bir nur bulunan iki siyah gölgeliği andıracaklar, yahut bu iki sûre, kıyamet gününde sahiplerini savunmak üzere saf bağlayıp kanat germiş iki kuş sürüsü gibi gelecekler.” (Müslim, Müsâfirîn 253; Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’an 5). Herkesin bir kurtarıcı beklediği mahşerin o dayanılmaz vakitlerinde Kur’an-ı Kerîm’in bir şefaatçi olarak ortaya çıkması ve kendisini okuyup ona göre yaşayanların elinden tutması, Allah’ım, ne güzel bir imkândır.</p>
<p>Kur’an öğrenmeyi geciktirmeyin!</p>
<p>Soru: “Önce, hayatımı düzelteyim, sonra Kur’an-ı Kerim’i öğrenirim diyorum. Bu doğru bir düşünce mi?”</p>
<p>Kur’an öğrenmeme yönündeki bu tarz mazeretleri nefis ve şeytan fısıldıyor. Halbuki yaşantımız ayrı, Kur’an-ı Kerim öğrenmek ayrı bir şeydir. Belki çevremiz bunu yadırgayacaktır; ama önemli olan çevremiz değil bizim Allah’la (cc) olan irtibatımızdır. Yarına çıkacak garantimiz var mı?</p>
<p>[b]Zaman / Ailem<br />
SEÇKİN SEZGİN<br />
Sayı: 185<br />
Bölüm: Kur&#8217;an iklimi<br />
[/b]</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/kuran-i-kerim-nasil-sefaatci-olur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kur’an-ı Kerim’i nasıl ezberleyebilirim?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/kuran-i-kerimi-nasil-ezberleyebilirim/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/kuran-i-kerimi-nasil-ezberleyebilirim/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 14:44:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an-ı Kerim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=164</guid>
		<description><![CDATA[Kur’an-ı Kerim’i, bazı sûre ve ayetleri, hatta duaları kolayca ezberlemek ve ezberlediğimizde de daha kalıcı olması için önerdiğimiz yöntemleri adım adım uygulayın. 1. Yüce Rabb’imizin sözlerini ezberlediğinizi düşünerek kalbî samimiyetinizi muhafaza edin. 2. Ezbere başlamadan önce abdest alın ve “Ya Rabbî! Bana ezberlemeyi ve öğrenmeyi kolaylaştır” deyip samimi kalple dua edin. 3. Mümkün olduğu kadar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/06/quran2.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-165" style="float: left;" title="quran" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/06/quran2.jpg" alt="" width="148" height="175" /></a>Kur’an-ı Kerim’i, bazı sûre ve ayetleri, hatta duaları kolayca ezberlemek ve ezberlediğimizde de daha kalıcı olması için önerdiğimiz yöntemleri adım adım uygulayın.<br />
1. Yüce Rabb’imizin sözlerini ezberlediğinizi düşünerek kalbî samimiyetinizi muhafaza edin.</p>
<p>2. Ezbere başlamadan önce abdest alın ve “Ya Rabbî! Bana ezberlemeyi ve öğrenmeyi kolaylaştır” deyip samimi kalple dua edin. <span id="more-164"></span></p>
<p>3. Mümkün olduğu kadar zihninizin saf ve duru olduğu anlarda ezber yapın. Bir de zihninizi boş ve lüzumsuz şeylerden arındırdıktan sonra ezbere başlayın. Dolu kap boşalmadan içine bir şey yerleştiremezsiniz. Zihnin saf ve duruluğu için günahlardan da uzak durulmaya çalışılmalıdır.</p>
<p>4. Ezberlerinizi genellikle sabahın erken vakitlerinde saf ve duru zihinle yapmaya çalışın. Eğer akşam uyumadan önce çalışıp ön hazırlık yaparsanız siz uykuda iken hafızanıza kaydedildiğini fark edersiniz.</p>
<p>5. Şunu da unutmayın ki siz Kur’an-ı Kerim’in başına oturduğunuzda, şeytan bütün gücüyle size vesvese verecek ve ne kadar işiniz, probleminiz varsa aklınıza getirecek, sizi Kur’an’dan alıkoymaya çalışacaktır. Bu bir oyundur, sakın tuzağa düşmeyin!</p>
<p>6. Kararlılık gösterin. Sizdeki bu kararlılığı görünce şeytan perişan olur.</p>
<p>7. Rabb’imizin bir hadis-i kudside “Kur’an’la meşgul olup da dua etmeye, bir şeyler istemeye fırsat dahi bulamayanlara, dua edip isteklerde bulunanlardan daha çok vereceğini” bildirdiğini unutmayınız.</p>
<p>8. Ezberlediğiniz bölümlerin yazı hattı hep aynı olsun. Çünkü gözlerinizle fotoğrafını çekmektesiniz. Hafızanıza aynı hatla kaydettiğinizde hatırlamanız daha da kolay olur.</p>
<p>9. Ezber yaptığınız mekan sade ve sessiz olsun. Sade bir mekanda gözlerinizi ve zihninizi meşgul edecek şeyler olmaz ve daha çabuk ezberinize yoğunlaşırsınız. Mümkünse ezberlerinizi hep aynı yerde yapın.</p>
<p>10. Ezber yaparken mutlaka hafif sesli okuyun. Sesli çalıştığınızda kulaklarınızdan da yardım alırsınız ve daha çabuk ezberlersiniz.</p>
<p>11. Harflerin mahreçlerini ve telaffuzlarını okuyuşunuzun düzgün olmasına dikkat edin. Çünkü yanlış ezberlediğinizde düzeltmek çok zor olur. Bunun için de hocanız ile çalışın. Hoca imkanınız yoksa ehil hocaların kaset ve CD’lerinden faydalanın.</p>
<p>12. Bir sayfayı veya sûreyi ezberlemeye başlamadan önce mahreç, telaffuz ve tecvidine dikkat ederek en az on defa yüzünden okuyun. Dinleme imkanınız varsa üç dört defa dinleyin.</p>
<p>13. Ezberleyeceğiniz bölümün mealini okuyun.</p>
<p>14. Ayetleri yüzüne okurken mümkünse sesinizi güzelleştirmeye çalışın.</p>
<p>15. Birinci ayeti ezberledikten sonra ezberinizden en az üç defa tekrar edin.</p>
<p>16. İkinci ayeti ezberleyin ve onu da üç defa tekrar edin. Sonra da her iki ayeti üç defa tekrar edin.</p>
<p>17. En sonunda da sayfayı ya da sureyi ezberden en az on defa tekrar ederek iyice pekiştirin. Bu pekiştirmeyi sakın ihmal etmeyin. “Demir tavında dövülür” atasözünü hatırlayın.</p>
<p>18. Ezberlediğiniz yerleri namazlarınızda okuyun.</p>
<p>19. Kendinizi toparlayıp ezbere yoğunlaşamıyorsanız iki rekat “hacet namazı” kılıp dua ediniz ve istiğfar okuyun.</p>
<p>20. Artık ezberlediniz… Sıra, ayetlerdeki kurtuluş mesajlarına kulak vermeye, üzerinde düşünmeye ve hayatınıza taşımaya gelmiştir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p><strong>Zaman / Ailem<br />
Hazırlayan: Nazif Yılmaz (Kadıköy Anadolu İHL meslek dersleri öğretmeni, (Ensar Vakfı Değerler Eğitimi Merkezi) Kur’an Komisyonu üyesi<br />
Sayı: 192<br />
Bölüm: Kur&#8217;an iklimi </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/kuran-i-kerimi-nasil-ezberleyebilirim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
