<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Taka &#187; Kur&#8217;an-ı Kerim</title>
	<atom:link href="http://www.yoremizden.com/tag/kuran-i-kerim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yoremizden.com</link>
	<description>Karadeniz ve Trabzon kültürünü yaşatma ve sevdirme sitesi...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 10:21:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	
		<item>
		<title>Kutlu Doğum Haftası 2010 Yılı Yazısı – Prof. Dr. Ali Bardakoğlu</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/kutlu-dogum-haftasi-2010-yili-yazisi-%e2%80%93-prof-dr-ali-bardakoglu/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/kutlu-dogum-haftasi-2010-yili-yazisi-%e2%80%93-prof-dr-ali-bardakoglu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Apr 2011 08:31:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>caykarali</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammet SAV]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kutlu doğum haftası]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Ali BARDAKOĞLU]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=5510</guid>
		<description><![CDATA[HZ. PEYGAMBER SEVGİSİ ETRAFINDA BÜTÜNLEŞMEK Dünya hayatının sonu gelmez koşuşturması, çeşitli yönlerden maruz kaldığımız bilgi kirliliği ve iç dünyamızda yaşadığımız gelgitler neticesinde insanlığa umut kapıları açacak ahlâkî duyarlılığa sahip bir dindarlık ortaya koymakta zorluk çekiyoruz. İnsanlığın huzur ve mutluluğu elde etmekte zorlandığı, kişisel çıkar ve haz odaklı bir yaşantının özendirildiği günümüzde Rabbimizin âlemlere rahmet olarak]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_5536" class="wp-caption alignleft" style="width: 223px"><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2011/04/kutlu-dogum.jpg"><img class="size-medium wp-image-5536" title="Kutlu Doğum Haftası" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2011/04/kutlu-dogum-213x300.jpg" alt="kutlu dogum 213x300  Kutlu Doğum Haftası 2010 Yılı Yazısı – Prof. Dr. Ali Bardakoğlu " width="213" height="300" /></a><p class="wp-caption-text">Kutlu Doğum Haftası</p></div>
<p>HZ. PEYGAMBER SEVGİSİ ETRAFINDA BÜTÜNLEŞMEK</p>
<p>Dünya hayatının sonu gelmez koşuşturması, çeşitli yönlerden maruz kaldığımız bilgi kirliliği ve iç dünyamızda yaşadığımız gelgitler neticesinde insanlığa umut kapıları açacak ahlâkî duyarlılığa sahip bir dindarlık ortaya koymakta zorluk çekiyoruz. İnsanlığın huzur ve mutluluğu elde etmekte zorlandığı, kişisel çıkar ve haz odaklı bir yaşantının özendirildiği günümüzde Rabbimizin âlemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamberimiz’in getirdiği kutlu mesajı daha iyi anlamaya ve onun örnek ahlakını rehber edinmeye her zamankinden daha fazla muhtacız.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de büyük bir ahlak üzere olduğu bildirilen Sevgili Peygamberimiz birlikte yaşamanın vazgeçilmez unsurları olan barışı, hoşgörüyü, affı, merhameti, şefkati kuru bir iddia olmaktan çıkarıp yaşanılan bir gerçekliğe dönüştürdü. Onun sözlerine ve davranışlarına yansıyan örnek ahlakı sayesinde Cahiliye toplumundaki insanlar şirkten, haksızlıktan, kibir ve nefretten, bencillikten uzaklaşarak adalet, tevazu, sevgi ve fedakarlıkla bütünleşmiş erdemli bireyler haline geldiler.<span id="more-5510"></span></p>
<p style="text-align: justify;">O rahmet elçisinin tertemiz yaşantısında ve öğütlerinde bireysel ve toplumsal hayatımızı aydınlatacak mükemmel örnekler buluruz. Onun hayatı dürüstlüğün, doğruluğun, erdemli davranışların, affediciliğin, insanların dertlerine ortak olmanın, insanlara sırf insan oldukları için sevgi ve saygı duymanın, intikam yerine bağışlayabilmenin, şefkat ve merhametin sınır tanımayan boyutlarını sunar. O, kutlu sözleriyle bize insanlığımızı hatırlattı ve kalplerimizi yumuşattı.</p>
<p style="text-align: justify;">Tatlı dil ve güler yüzün, işini bilen kişiye yardım etmenin, bilmeyene iş öğretmenin sadaka olduğunu, birbirimizi sevmedikçe olgun bir imana sahip olamayacağımızı ondan öğrendik. O bize yaratıcımızı tanıttı. Sadece insanlara değil, bitkilere, hayvanlara hatta cansız varlıklara kadar bütün yaratılmışlara karşı şefkat dolu bir sineye sahip olmamızı, çevremize sevgiyi, nezaketi ve fedakarlığı yaymamızı tavsiye etti. Bize sınırsız nimetleri verene nasıl şükredileceğini, güzel düşünmeyi, güzel konuşmayı ondan öğrendik. Hayatımız onun güzel sözleriyle anlam kazandı. O bize iyiyi ve kötüyü, güzeli ve çirkini gösterdi. Sahte ile gerçeğin farkını açıkladı. Bocalamaktan, bencilliğe esir düşüp erimekten kurtardı. Dünya-ahiret dengesini, varoluşun nihai anlamını O’ndan öğrendik. O’nun getirdikleri sayesinde kendimizi ve Rabbimizi tanıdır, kalıcı kurtuluşun aydınlık yolunu öğrendik.</p>
<p style="text-align: justify;">O cömertlik ve şefkat peygamberiydi. “Kesenin ağzını sıkma, Allah da sana sıkarak verir” buyurarak yardımlaşmaya davet eden bir peygamber… Şefkat kimi zaman onun dilinde güzel bir cümle, kimi zaman gözlerinde ılık birkaç damla, bazan da etrafına yayılan iyilik olarak beliriyordu. Mekke döneminde kendisine dayanılması güç eziyetlerde bulunan müşrikler için bile beddua etmeyip hidayet diledi. Onun eşsiz şefkatinden en çok çocuklar, kimsesizler, yaşlılar ve zayıflar istifade etti. Yetim doğdu ama yetimleri unutmadı. “Kalbim katılaştı. Ne duygulanabiliyor ne de ağlayabiliyorum” diyen bir sahabisine “fakiri doyur, bir yetimin başını okşa. İçinde bir şeylerin kımıldadığını hissedeceksin” tavsiyesinde bulundu. Düşkünler onun himayesinde huzur buldular. Hayvanlar susuz ve aç bırakılmaktan, ağır yük taşımaktan onun şefkat dolu uyarıları sayesinde kurtuldular.</p>
<p style="text-align: justify;">O, af peygamberiydi. Hiç affedilmez gibi gözüken davranışları bile affetti. Taif’te kendisini taşa tutanları, canına kastedenleri ve daha nicelerini bağışlayıp, kötülüklerine iyilikle karşılık veren, bütün ümitleri boşa çıktığı anda dahi ellerini açıp beddua değil hidayetleri için Allah’a dua eden, kendisini yurdundan çıkaranları Mekke’yi fethettiğinde serbest bırakan da yine o Rahmet Elçisi’ydi.</p>
<p style="text-align: justify;">O incelik ve zerafet peygamberiydi. Kaba davranışlara karşı nezaketiyle eritti yürekleri. Yaşayış tarzları, karakterleri birbirinden farklı olan insanların her birine karşı nazik ve anlayışlı bir tavır sergiledi. Kendisinden kısa ama özlü bir nasihat isteyen bir kişiye “öfkelenme!” tavsiyesinde bulunan; yanında en son konuşanı ilk önce konuşan gibi dikkatle dinleyen bir nezaket peygamberiydi. Çocukları dikkatle dinlemek, kölelerin sofrasına oturmak, sadaka vermeyi soyluca yapmak, yanındaki kişiye dünyanın en önemli insanı olduğunu hissettirecek derecede hürmet göstermek onun nezaket sanatının ürünlerindendi.</p>
<p style="text-align: justify;">Çağın getirdiği sıkıntılarla bunalan ruhlara, manevi hayatın ihmaliyle daralan kalplere onun kutlu mesajları şifa olacaktır. Efendimizin insanlığın huzur ve mutluluğu için yaptığı çağrıya ve yol göstericiliğine her zamankinden daha fazla muhtacız. Onun şahsında belirginleşen sevgi, şefkat ve merhamet öğretisi kendimiz için istediğimizi başkası için de istemeyi, insana sırf insan olduğu için değer verebilmeyi, iyiliğe ve güzelliğe ulaşma yolunda çaba göstermeyi gerekli kılmaktadır. Onun örnek aile hayatı, kin, nefret ve intikam duygularını sevgi ve şefkate dönüştüren rahmet ve barış yüklü mesajını tam anlamıyla kavradığımızda dil, din, cins ve ırk gibi aidiyetlerimizden kaynaklanan yapay ayrılıklar ve çatışmalar yerini birbirimizi anlamaya, sevgi ve saygıya bırakacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüce kitabımızın ve Hz. Muhammed’in kendimize güveni, sevgi ve saygıyı, kardeşliği, paylaşma ve yardımlaşma kültürünü öğütleyen sesine kulak verelim. Efendimiz’in getirdiği değerlerin ve yol gösterici öğütlerinin farkına varmak ve onları bir davranış bilincine dönüştürmek dindarlığımızın olgunlaşması açısından temel hedefimiz olsun. Hayatın karmaşası içinde gözden kaçırdığımız güzelliklerin farkına varalım. Aynı coğrafyayı ve aynı değerleri paylaşan bireyler olarak korku ve düşmanlığı sevgiye, kavgayı barışa, bencilliği fedakarlığa, haksızlığı adalete, kibri alçakgönüllülüğe, küçümseme ve dışlamayı ötekine saygıya dönüştürelim. Peygamberimizin örnek hayatıyla kendi hayatımız arasında sağlam bilgiye dayalı bir köprü kurmak için o kutlu elçinin insanlığın huzur ve mutluluğu için yaptığı çağrı ve öğretileri etrafında gönüllerimizi birleştirelim.</p>
<p style="text-align: justify;">Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU<br />
Diyanet İşleri Eski Başkanı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/kutlu-dogum-haftasi-2010-yili-yazisi-%e2%80%93-prof-dr-ali-bardakoglu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an, Siddet ve Fitne Üzerine Bazi Tesbitler</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/kuran-siddet-ve-fitne-uzerine-bazi-tesbitler/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/kuran-siddet-ve-fitne-uzerine-bazi-tesbitler/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2008 17:09:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Fitne]]></category>
		<category><![CDATA[islamic university of rotterdam]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Prof Dr Ahmet Akgündüz]]></category>
		<category><![CDATA[Rotterdam İslam Üniversitesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=492</guid>
		<description><![CDATA[* Islam hosgörü dinidir * Savas Hukuku ve Baris Hukuku Hükümlerinin Kasten Birbirine Karistirilmasi Asla Kabul Edilemez; Wilders bunu yapmaktadir. * Savas Zamaninda Siddete Karsi Çikan Islam, Baris Zamaninda siddete müsaade eder mi? * Fitne ne demektir? * Bütün Dinler Ahiretin Oldugunu ve Ahirette Allahin Ebedi bir Azabi Bulundugunu Kabul etmektedirler 1. Islam hosgörü dinidir]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/08/smalllogo2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-493" title="smalllogo" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/08/smalllogo2.jpg" alt="smalllogo2 Kuran, Siddet ve Fitne Üzerine Bazi Tesbitler" width="87" height="87" /></a>* Islam hosgörü dinidir<br />
* Savas Hukuku ve Baris Hukuku Hükümlerinin Kasten Birbirine Karistirilmasi Asla Kabul Edilemez; Wilders bunu yapmaktadir.<br />
* Savas Zamaninda Siddete Karsi Çikan Islam, Baris Zamaninda siddete müsaade eder mi?<br />
* Fitne ne demektir?<br />
* Bütün Dinler Ahiretin Oldugunu ve Ahirette Allahin Ebedi bir Azabi Bulundugunu Kabul etmektedirler<span id="more-492"></span></p>
<p><strong>1. Islam hosgörü dinidir</strong></p>
<p>Dünyada ve Hollanda&#8217;da bazi siyasiler ve çevreler tarafindan Kur&#8217;an&#8217;in siddeti ve terörü tesvik eden bir din olduguna dair ithamlar yapilmasindan dolayi bütün dünyada bu konu tartisilir hale geldi. Bu sebeple hakli olarak bazi Müslümanlar da bu konuyu sorar hale geldiler. Bize düsen meseleyi bazi yönleriyle öncelikle de Müslümanlara hitaben anlatmaktir. Elbette ki akli olan her insan bu sözlerimizin muhatabidir.</p>
<p>Islam hosgörü dinidir; insani en kiymetli varlik olarak kabul eder; ma&#8217;sum insanlara karsi yapilan tecavüz ve hücumlari büyük günahlar arasinda sayar. Nitekim bahsini ettigimiz Kur&#8217;an ayeti bunu haykirmaktadir: &#8216;Kim bir baska cani öldürmek veya yeryüzünde anarsi çikarmak gibi bir suçu bulunmadan haksiz yere bir cana kiyarsa, bütün insanligi öldürmüs gibi olur. Kim bir caninin kurtulusuna vesile olursa, bütün insanligi ihya etmis gibi olur. Bizim peygamberlerimiz, onlara çok açik deliller getirdiler. Ancak bütün bunlardan sonra insanlardan çogu yine yeryüzünde asiriya gitmis ve zulm etmislerdir.&#8217; (5: 32). Gerçek su ki, müslüman ölüme degil, sadece hayata hizmet eder. Bu hadise sebebiyle Islamin koydugu iki temel hukuk prensibini asla unutmamaliyiz: Birincisi: Kur&#8217;an&#8217;in &#8216;Bir suçlu bir baska suçlunun yükünü yüklenemez&#8217; (6: 164). Yani bir cani yüzünden bir baska insan asla cezalandirilamaz. Hukukta cezalar ve suçlar sahsîdir. Ikincisi ise, berâat-i zimmat esastir. Yani suçlulugu isbat edilinceye kadar kimse suçlanamaz. Delil olmadan kimseyi cezalandirmak adalet degildir. Aksi isbat edilmedikçe insanlar masum kabul edilirler.</p>
<p>Islamin temel anlayisi sudur: Nasil ki sen bir gemide veya bir evde bulunsan, seninle beraber dokuz masum ile bir câni var. O gemiyi batirmak ve o evi yakmaya çalisan bir adamin, ne derece zulm ettigini bilirsin. Ve zalimligini, yerlere ve göklere isittirecek derecede bagiracaksin. Hattâ bir tek masum, dokuz câni olsa; yine o gemi hiç bir kanun-u adâletle batirilamaz.</p>
<p><strong>2. Savas Hukuku ve Baris Hukuku Hükümlerinin Kasten Birbirine Karistirilmasi Asla Kabul Edilemez</strong></p>
<p>Bundan birkaç sene önce Twente Üniversitesinde bir konferansa katildim. 600 kisiyi bulan dinleyiciler arasindan birisi, Kur&#8217;an&#8217;in siddet içerdigini ve insanlari siddete tesvik ettigini iddia etti ve bana Kur&#8217;an&#8217;dan bir ayet okudu. Meali söyleydi: ‘küfrün önderlerine karsi savasin. Çünkü onlar yeminleri olmayan adamlardir. (Onlara karsi savasirsaniz) umulur ki küfre son verirler.&#8217; Ben ise ayetin bas tarafini okumasini söyledim Okumak istemedi. Ben tamamladim. ‘Eger antlasmalarindan sonra yeminlerini bozarlar, ve dininize saldirirlarsa,&#8230;.&#8217; (Kur&#8217;an, Tevbe, Ayet 12). Su anda bazi siyasetçilerin ve Islam&#8217;a bu yönüyle saldiranlarin tamami bu sekilde davranmaktadir ve ayetleri sadece islerine gelen yönlerini alarak çarpitmaktadirlar.</p>
<p>Daha önemli bir nokta da sudur: Bildiginiz gibi, her devletin Savas Hukuku kurallari ayridir ve baris hukuku kurallari ayridir. Eger siz baris hukuku kurallari ile savas hukuku kurallarini birbirine karistirirsaniz, o zaman Hollanda&#8217;nin Afganistanda ve Türkiyenin Kuzey Irakta yaptigina da siddet dersiniz. Aynen öyle de Islam Hukukunun birinci kaynagi Kur&#8217;an-i Kerimdir. Kur&#8217;an-i Kerimde hem baris dönemine ve hem de savas dönemine ait ayetler vardir. Iste Wilders ve benzerleri, Kur&#8217;an&#8217;in savas dönemine ait bazi ayetlerini alarak sanki genelmis gibi göstermektedirler. Dogrudur; Kur&#8217;an&#8217;da 109 tane Savas Hukuku ile alakali hükümler vardir. Mesela Hz. Peygamberin Medine&#8217;yi müdafaa ederken inen bazi savas hükümleri bunlara misaldir.<br />
‘190. Size karsi savas açanlara, siz de Allah yolunda savas açin. Sakin asiri gitmeyin, çünkü Allah asirilari sevmez.<br />
191. Onlari (size karsi savasanlari) yakaladiginiz yerde öldürün. Sizi çikardiklari yerden siz de onlari çikarin. Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Haram&#8217;da onlar sizinle savasmadikça, siz de onlarla savasmayin. Eger onlar size karsi savas açarlarsa siz de onlari öldürün. Iste kâfirlerin cezasi böyledir.<br />
192. Eger onlar (savastan) vazgeçerlerse, (sunu iyi bilin ki) Allah gafûr ve rahîmdir.<br />
193. Fitne tamamen yok edilinceye ve din (kulluk) de yalniz Allah için oluncaya kadar onlarla savasin. Sayet vazgeçerlerse zalimlerden baskasina düsmanlik ve saldiri yoktur.&#8217; (Bakara Suresi).</p>
<p>Simdi siz bu ayetleri okur da baris zamanina uygularsaniz, o zaman hata yapmis olursunuz. Maalesef mesela Washington Times&#8217;in yazarlarindan Cal Thomas tipki Wilders gibi davranmis ve bu ayetin sadece ‘Onlari yakaladiginiz yerde öldürün&#8217; ayetini alarak Islami ve Kur&#8217;ani suçlamistir. Dogrudur; Kur&#8217;an-i Kerimde 109 adet savas ayeti bulunmaktadir. Ancak bunlar tamamen savas dönemin e ait hükümlerdir. Eger süz bu ayetlerin niçin nazil oldugunu veya hangi münasebetle Peygambere indirildigini bilmezseniz, manayi anlayamazsiniz. Biraz önce Bakara suresinden naklettigimiz ve tamamen savunma savasiyla alakali ayetleri siddet ayetleri olarak vasiflandirirsiniz. Ben  bu ayetlerden bazilarinin numaralarini verebilirim: 2: 244, 216; 3: 56, 151; 4: 74, 76, 89, 95, 104; 5: 53 gibi).</p>
<p>Maalesef dünyadaki bazi politikacilar, Kur&#8217;an ve Islam Hukuku konusunda cahildirler. Bunlar Kur&#8217;anin Savas Hukuku ile alakali ayetlerini tahrif ederek sanki Kur&#8217;anda siddeti tesvik eden ayetler oldugunu iddia etmektedirler. Ayrica her konuda oldugu gibi bu konularda genellemelere gitmektedirler. Bu sebeple bazi yanlis tefsir edilmeye çalisilan ayetleri zikretmek istiyoruz.</p>
<p>A) Ayet 47:4 &#8220;(Savasta) inkâr edenlerle karsilastiginiz zaman boyunlarini vurun. Nihayet onlara iyice vurup sindirince bagi sikica baglayin (esir alin). Savas sona erince de artik ya karsiliksiz veya fidye karsiligi saliverin. Durum su ki, Allah dileseydi, onlardan intikam alirdi. Fakat sizi birbirinizle denemek ister. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onlarin yaptiklarini bosa çikarmaz..&#8221; Bu ayet tümüyle savas hukukunu düzenlemektedir. Eger bu kurallari modern savas hukuku ile kiyaslayacak olursaniz, Kur&#8217;anin koydugu hükümlerin daha mükemmel ve insanligin yararina oldugunu görürsünüz. Baska türlü izahlar tamamen çarpitmadir.</p>
<p>B) Ayet 8: 39: &#8220;Fitne ortadan kalkincaya ve din tamamen Allah&#8217;in oluncaya kadar onlarla savasin! (Inkâra) son verirlerse süphesiz ki Allah onlarin yaptiklarini çok iyi görür.&#8221; Bu surenin adi savas ganimetleri manasini ifade etmektedir. Hatta Ku&#8217;an ayet 8: 1&#8242;de söyle demektedir: &#8220;Sana savas ganimetlerini soruyorlar &#8230;&#8221; Bir çocuk bile Kur&#8217;anin bu ayetlerle savas hukukunu düzenledigini anlar; zira bu ayetten sonar yine Ku2anin ganimetlerin taksimini düzenleyen ayeti gelmektedir.</p>
<p>C) Ayet 8: 60: &#8220;Onlara (düsmanlara) karsi gücünüz yettigi kadar kuvvet ve cihad için baglanip beslenen atlar hazirlayin, onunla Allah&#8217;in düsmanini, sizin düsmaninizi ve onlardan baska sizin bilmediginiz, Allah&#8217;in bildigi (düsman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsaniz size eksiksiz ödenir, siz asla haksizliga ugratilmazsiniz..&#8221;  Eger bütün silah teknolojilerini ve harp taktiklerini fitnenin ve siddetin belirtisi Kabul ederseniz, o Zaman dünyadaki en büyük fitne ve siddet Amerika Birlesik Devletleri ve Batili Devletlerdir; zira bütün dünyaya silah teknolojisini veren ve hazirlana bunlardir. Kur&#8217;an Müslümanlara kendilerini harbe hazirlanmalari için talimat vermektedir. Bundan normal daha ne olabilir? Bu ayet de Savas Hukukuna dâhildir. Keske bütün Islam ülkeleri bu talimatlara uysalardi da b atili devletler gibi kuvvetli olsalardi.</p>
<p>D) Ayet 4: 89: &#8220;Sizin de kendileri gibi inkâr etmenizi istediler ki onlarla esit olasiniz. O halde Allah yolunda göç edinceye kadar onlardan hiçbirini dost edinmeyin. Eger yüz çevirirlerse onlari yakalayin, buldugunuz yerde öldürün ve hiçbirini dost ve yardimci edinmeyin&#8221;. Bu ayet de Savas Hukuku ile alakalidir. Eger herhangi bir akilli insan, savas hukukunda uzman olsun olmasin, diyecekler ki, bu ayet savasi ilgilendirmektedir baris zamanini degil. Zaten bir sonraki ayeti okuyan da hemen bunu anlayacaktir: &#8220;Ancak kendileriyle aranizda antlasma bulunan bir topluma siginanlar yahut ne sizinle ne de kendi toplumlariyla savasmak (istemediklerin) den yürekleri sikilarak size gelenler müstesna&#8230;..&#8221;<br />
Böylesine bir çarpitma ne ahlakidir, ne insanidir; ayni zamanda bütün mukaddes kitaplara da hakarettir, cahillik ve ahlaksizliktir.</p>
<p><strong>3. Savas Zamaninda Siddete Karsi Çikan Islam Baris Zamaninda siddete müsaade eder mi?</strong></p>
<p>Islam&#8217;da soykirim olup olmayacagini veya insana karsi siddet uygulanip uygulanamayacagini harp halinde bile yasak ve serbest fiilleri ayri ayri özetleyerek izah edebiliriz:<br />
A) Yasak fiiller: Zulüm ve iskence ile öldürmek; muhârip sinifina girmeyen kadinlari, küçükleri sahiplerine hizmet için gelmis köleleri, sakat ve müzminleri, yaslilari, hastalari, akil hastalarini ve dünyadan el etek çekmis din adamlarini öldürmek yasaktir. Ancak bunlardan biri bedeni, fikri ve mali ile savasa katilirsa, öldürülebilirler.</p>
<p>Insan ve hayvanlarin uzuvlarinin kesilmesi (müsle) de yasaktir. Verilen söze veya muâhedeye aykiri hareket yasaktir. Savas zarureti bulunmadan ziraî mahsuller, orman ve agaçlar yakilamaz. Zina ve gayr-i mesrû münasebetler yasaktir. Rehineler öldürülemez; ölülerin basi ve uzuvlari kesilemez ve katliam yapilamaz. Basta baba olmak üzere yakin akraba, savasla ilgisi olmayan esnaf ve tüccarlar öldürülmez. Daha baska yasaklar da bulunmakla beraber, biz bu kadariyla iktifâ ediyoruz[1].</p>
<p>B) Normal zamanlarda yasak oldugu halde savas sebebiyle serbest hale gelen fiiller iki gruba ayrilir:<br />
Birinci grup; düsman sahislara karsi yapilmasi caiz olan fiillerdir. Savasa katilan düsman askerlerini öldürmek, yaralamak, takip etmek ve esir almak caizdir. Öldürülmemesi gerekenleri daha önce belirtmistik. Hz. Peygamber&#8217;in &#8220;Harp hiledir&#8221; hadisi geregi, düsmani sasirtmak, moralini bozmak ve yanlis taktik ve stratejilere sevk etmek amaciyla savasta hile yapilabilir. Bunun hazirlayicisi demek olan soguk harp yani propaganda da caiz görülmüstür. Düsmana her çesit silahla hücum edilebilir. Ancak zehirli silahlarin kullanilmasi, hukukçular tarafindan reddedilmistir. Kalelerin yakilmasi veya düsmanin suda bogulmasi da caiz görülmüstür. Gece baskini ve pusu da harbin sevk ve idaresinde caiz görülen harb vasitalari arasindadir. Bedir harbinde yapildigi gibi suyollari kesilebilir veya kullanilmaz hale getirilebilir. Düsmana haber sizdiran casuslar ölüm cezasina çarptirilirlar. Kisaca yasak fiillerin disinda bütün fiiller harp zamaninda serbest hale gelir. Bu arada hava ve deniz harbinin de caiz görüldügünü sadece belirtelim[2].</p>
<p>Ikinci grup ise; düsman mallarina karsi harp esnasinda yapilabilecek fiillerdir. Islâm hukuku, temelde sulh veya harp halinde her çesit mal telefini yasaklar. Ancak harp zarureti geregi bu kaidenin istisnalari ortaya çikmis ve düsmana ait binalarin yikilmasi, agaçlarin kesilmesi ve ziraî mahsullerin telef edilmesi caiz görülmüstür[3].</p>
<p>Harp halinde bile bu sinirlamalari getiren bir dinin siddete, insan öldürmeye, katliama ve soykirima müsaade etmesi mümkün degildir.</p>
<p><strong>4. Fitne ne demektir?</strong></p>
<p>Fitne, Arapça kelime manasi olarak &#8220;topraktan çikarilan altin ve gümüs gibi madenlerin hasini posasindan ayirmak üzere yüksek dereceli ateste yakmak ve eritmek&#8221;  demektir. Inananlari inkârcilardan, salihleri sapiklardan, iyileri kötülerden seçmek, insanlari terbiye ve tecrübe etmek ve herkesin gerçek ayarini belirtmek isine de Kur&#8217;an, &#8220;fitne&#8221; tabir etmektedir. Yani, dünya hayatinin tamami, bir fitne ve imtihandir. &#8220;Her nefis ölümü tadacaktir. Biz sizi sinamak için hayra ve serre mübtela kiliyoruz. Sonunda bize döndürüleceksiniz.&#8221; [Enbiya: 35]; &#8220;Bilmem, belki de O (Allah) sizi denemek (üzere) bir süreye kadar yasamak için (mühlet) veriyor.&#8221;[Enbiya: 111]; &#8220;Insanlar sadece &#8220;iman ettik&#8221; demekle, bir fitneye ve imtihana tabi tutulmadan birakilacaklarini mi sandilar? Yemin olsun ki biz, daha öncekileri de  sinadik. Elbette Allah (bu imtihanin sonunda) sadiklari da bilecek, yalanci sahtekârlari da bilecektir.&#8221; [Ankekubt: 2, 3]; &#8220;Mallariniz ve evlatlariniz sizin için bir fitne (imtihan) dir.&#8221;[Tegabün: 15]</p>
<p>Fitnenin, imtihan anlaminda kullanilan bu genel tanimi yaninda, biraz da &#8220;insanlar arasinda fesat çikarmak, dirlik ve düzeni bozmak, ortaligi karistirmak&#8221; gibi özel manalari üzerinde duracagiz. Bu nedenle Cenab-i Hak: &#8220;&#8230; Fitne çikarmak adam öldürmekten daha siddetli bir günahtir.&#8221;[Bakara: 191] &#8220;&#8230; Onlarla çarpisin (ve cihat edin ki) fitne ortadan kalksin, din yalniz Allah&#8217;in dini olsun.&#8221;[Bakara: 191]</p>
<p>Insanlarin kafasini karistiracak, saskinliga ve taskinliga sebep olacak ve ihtilaf çikaracak sekilde bazi yersiz ve yararsiz konulari gündeme getirmek de, manevi bir fesatçilik sayilmistir. &#8220;Kalplerinde egrilik olanlar, fitne çikarmak ve kendi keyiflerine göre yorumlamak için, mütesabih ayetlerin pesine düserler. Hâlbuki onun hakiki te&#8217;vilini Allah&#8217;tan baska kimse bilemez&#8221;[Al-i Imran: 7] ayeti bu duruma isaret etmektedir.</p>
<p>Fitne, bir diger manada, zalim yöneticilerin istismar araci olmak ve onlarin zulmüne ugramaktir. &#8220;Rabbimiz bizi zalimlerin fitnesi kilma. Rahmetinle bizi inkârci güruhun elinden kurtar&#8221;[Yunus: 85]</p>
<p>5. Bütün Dinler Ahiretin Oldugunu ve Ahirette Allahin Ebedi bir Azabi Bulundugunu Kabul etmektedirler</p>
<p>Pavlos Romalilara yazdigi bir mektupta demektedir ki, ‘Allah insanlari kendi itaatsizliklerinden dolayi ve bütün insanlara merhamet olsun diye ebedi hapse atacaktir.&#8217; (Rom. 11: 32). Ebedi azap konusunda da (Matt. 25: 46) su hakikat Hiristiyanlikta vurgulanmaktadir ki, ebedi azap kesindir, nihaidir ve devamlidir.<br />
Islamiyete göre de mükâfat veya mücazat bu dünyadaki hayat imtihanindan sonar insanlar beklemektedir. Iyi isler yapan ve Allaha inanan insanlar Allah&#8217;in rizasini kazanirlar ve ebedi Cennet ile mükâfatlandirilirlar. Sapitanlar, Allahi inkar edip O&#8217;nun hükümlerini çigneyenler ise, Cehenneme müstahak olurlar ve ebedi azap ile karsilasirlar.</p>
<p>Bazi cahil insanlar ebedi azap ile alakali Kur&#8217;anin bazi ayetlerini okuyarak sunu iddia etmektedir ki, Kur&#8217;an insanliga karsi siddet ihtiva etmektedir. Mesela 4:56 ayeti gibi ki buyruluyor: &#8220;Süphesiz âyetlerimizi inkâr edenleri gün gelecek bir atese sokacagiz; onlarin derileri pisip aci duymaz hale geldikçe, derilerini baska derilerle degistiririz ki aciyi duysunlar! Allah daima üstün ve hakîmdir..&#8221; Böyle bir iddia bütün mukaddes kitaplari inkârdir ve onlara hakarettir. &#8220;Sizi sadece bos yere yarattigimizi ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceginizi mi sandiniz?&#8221; (23: 115).</p>
<p>Islama göre, Cehennemin vücudu ve siddetli azabi, hadsiz rahmete ve hakiki adalete ve israfsiz, mizanli hikmete ziddiyeti yoktur. Belki rahmet ve adalet ve hikmet, onun vücudunu isterler. Çünkü, nasil bin mâsumlarin hukukunu çigneyen bir zâlimi cezalandirmak ve yüz mazlum hayvanlari parçalayan bir canavari öldürmek, adalet içinde mazlumlara bin rahmettir. Ve o zâlimi affetmek ve canavari serbest birakmak, bir tek yolsuz merhamete mukabil, yüzer biçarelere yüzer merhametsizliktir.</p>
<p>Evet, nasil bir serseri âsi ve raiyete tecavüz eden bir adam, oranin izzetli hâkimine dese, &#8220;Beni hapse atamazsin ve yapamazsin&#8221; diye izzetine dokunsa, elbette o sehirde hapis olmasa da o edepsiz için bir hapis yapacak, onu içine atacak. Aynen öyle de, kâfir-i mutlak, küfrüyle izzet-i celâline siddetle dokunuyor. Ve azamet-i kudretine inkâr ile dokunduruyor. Ve kemâl-i rububiyetine tecavüzüyle ilisiyor. Elbette Cehennemin pek çok vazifeler için pek çok esbab-i mucibesi ve vücudunun hikmetleri olmasa da, öyle kâfirler için bir Cehennemi halk etmek ve onlari içine atmak, o izzet ve celâlin se&#8217;nidir.</p>
<p>Netice itibariyle Kur&#8217;an&#8217;i veya Islami siddet Kitabi veya siddet dini olarak vasiflandiranlar, ya Islam&#8217;a ve Kur&#8217;an&#8217;a düsmanliklarindan veya cehaletlerinden yahut akli dengesizliklerinden bunu yapmaktadirlar. Bize düsen bilimle ve akilla bunlara cevap vermektir. Bazan onlari muhatap almamak en iyi cevap teskil edebilir. Zira her üren köpege tas atacak olursaniz yeryüzünde tas kalmaz sözü meshur bir atasözüdür.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Ahmet Akgündüz<br />
Rotterdam Islam Üniversitesi Rektörü</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/kuran-siddet-ve-fitne-uzerine-bazi-tesbitler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rabbim Görün Bana Bakayım Sana</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/rabbim-gorun-bana-bakayim-sana/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/rabbim-gorun-bana-bakayim-sana/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Jul 2008 13:46:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Dua Ufku]]></category>
		<category><![CDATA[edep]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[hakk]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Melek]]></category>
		<category><![CDATA[Mümin]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Zikir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=363</guid>
		<description><![CDATA[A&#8217;raf Sûresi&#8217;nin 143. ayeti, Hz. Musa&#8217;nın (aleyhisselam), farklı bir buudda buluşma yerine gelip Rabb&#8217;inin kelamına muhatap olduktan sonra, Cenab-ı Hakk&#8217;tan taleb-i rüyetini (Cenab-ı Hakk&#8217;ı görmek istemesini) anlatmaktadır. Evet o, bu ayette Rabb-i Kerim&#8217;ine, &#8220;Rabbim, görün bana, bakayım Sana!&#8221; yani Rabb&#8217;im tecelli buyur, nurdan hicabını kaldır, vuslatına vâsıl olup göreyim Seni! demiştir. Kelamcılar arasında bu meselenin]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/ay2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-366" title="ay" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/ay2.jpg" alt="ay2 Rabbim Görün Bana Bakayım Sana" width="150" height="112" /></a>A&#8217;raf Sûresi&#8217;nin 143. ayeti, Hz. Musa&#8217;nın (aleyhisselam), farklı bir buudda buluşma yerine gelip Rabb&#8217;inin kelamına muhatap olduktan sonra, Cenab-ı Hakk&#8217;tan taleb-i rüyetini (Cenab-ı Hakk&#8217;ı görmek istemesini) anlatmaktadır.<span id="more-363"></span></p>
<p>Evet o, bu ayette Rabb-i Kerim&#8217;ine, &#8220;Rabbim, görün bana, bakayım Sana!&#8221; yani Rabb&#8217;im tecelli buyur, nurdan hicabını kaldır, vuslatına vâsıl olup göreyim Seni! demiştir. Kelamcılar arasında bu meselenin değişik yönleriyle bir hayli ve oldukça uzun boylu münakaşası yapılır. Meselenin bir yönünü, &#8220;Cenab-ı Hakk&#8217;ın görülüp görülmeyeceği&#8221;, diğer yönünü de, &#8220;Cenab-ı Hakk&#8217;ın görülmesi mümkünse, dünyada herkes bunu görebilir mi?&#8221; hususu teşkil eder. Şayet O&#8217;nun görülmesi dünyada mümkün değilse, Hz. Musa&#8217;nın isteği ne manaya gelir?<br />
Önce kısaca bir fikir vermek için dolaylı yoldan soruyla alakalı bazı hususları arz etmek istiyorum. Ehl-i Sünnet, Cenab-ı Hakk&#8217;ın rü&#8217;yetinin mümkün olduğunda icma halindedirler. Allah (celle celâluhu) görülür ama bu, bizim sair eşyayı görmemiz gibi değildir. Biz, gördüğümüz şeyleri güneşin ziyası altında, göz yardımıyla görürüz. Bunun için de gözün tümsekliği, yaratılış keyfiyeti, göz-ışık münasebeti gibi şartlar lazımdır. Allah mesafeden, ziya ile görünmekten münezzeh olduğu gibi, görünmek, bilinmek için ışığa ihtiyaç duymadan da münezzehtir. Allah, gözlerimizi bu dünyada Zât&#8217;ını görebilecek mahiyette yaratmamıştır. Allah görülür, ama nasıl? Kalble mi? Basarla mı? Basiretle mi? Ya da O, başka bir göz lütfeder de onunla mı görülür? Bunları bilemeyiz; bilemez ve keyfiyet mevzuunda hiçbir şey söyleyemeyiz.</p>
<p>Akaid kitaplarında &#8220;Cennette müminler, keyfiyetsiz, kemmiyetsiz, riyazî ve hendesi ölçüler içine girmeyecek şekilde Rabb-i Kerimlerini görürler.&#8221; deniliyor. Esasen O&#8217;nu görme mevzuu darb-ı meselle dahi anlatılamaz. Çünkü görülmek istenen Zât-ı Bâri&#8217;dir; şuunatı, tecellisi ve esmâsının cilveleri değil. Burada verâların verâsında, hicabı Nur olan Cenab-ı Hakk&#8217;ın Zât&#8217;ının görülmesi söz konusudur. Sahih, hatta mütevatir derecesine varan hadis-i şeriflerinde Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), ahirette Cenab-ı Hakk&#8217;ın görüleceği hususunu teyit etmektedir: Cerir b. Abdullah&#8217;ın (radıyallahu anh) anlattığına göre, &#8220;Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir dolunay gecesi aya baktı ve: &#8220;Siz şu ayı gördüğünüz gibi Rabbinizi de böyle perdesiz göreceksiniz ve O&#8217;nu görmede bir sıkışıklık da yaşamayacaksınız (herkes rahatça görecek)&#8230;&#8221; buyurdular. (Buhari, Tevhid, 24; Müslim, Mesâcid, 211)</p>
<p>Allah&#8217;ı görmek O&#8217;nu bilmek ile orantılıdır<br />
Ehl-i sünnet âlimleri, dünyada muktedir olamasalar da insanların ahirette Allah&#8217;ı görebileceğini söylerler. Onlara göre, &#8220;Gözler O&#8217;nu idrak edemez, fakat O, bütün gözerli idrak eder&#8221; mealindeki En&#8217;am Sûresi 103. ayetinin nefyettiği şey ihata meselesidir. Evet, Allah ihata edilmez. İhata, bir meseleyi olduğu gibi kavramadır. Kavrama ise, meseleyi kemmi ve keyfi ölçüler içine sokar. Sınırlı bir insanın ihata edebildiği şeyin de sınırlı olması icap eder. Bir insanın, Hâlık-ı kâinat gibi nâmütenahî (sınırsız) olması lazım ki O nâmütenâhiyi idrak edebilsin. Hâlbuki bu, katiyen mümkün değildir. Daha doğrusu Allah, imkân âlemi içinde böyle sınırsız bir varlık yaratmamıştır.</p>
<p>Öyleyse insan Allah&#8217;ı görür ama ihata ve idrak edip kavrayamaz. Zannediyorum bunu böyle anlamak en uygunudur ve ehl-i sünnet de böyle anlamıştır. Evet, cennette müminler, her hafta, Cenab-ı Hakk&#8217;ın cemâl-i bâkemâlini kendi mirât-ı ruhlarına göre müşahede edecekler. Herkes O&#8217;na karşı ne çapta bir ayna tevcih etmişse, O da o kadar tecelli ile onu şereflendirecektir. Yani herkes O&#8217;nu kendi mirât-ı ruhuna göre görecektir. Bunun manası, Allah cennette görülecek demek değil; görenler cennette bulunacak ve görecekler demektir.<br />
Mü&#8217;minler cennette Cenâb-ı Hakk&#8217;ı müşahede edeceklerdir. Elbette bu görme, Cenâb-ı Hakk&#8217;a bir mekan izafesi manâsına gelmez. Çünkü, mü&#8217;minler, cennette Cenâb-ı Hakk&#8217;ı göreceklerdir demek, Cenâb-ı Hakk, mekân itibariyle cennette olacak demek değildir. O, zaman ve mekân kayıtlarından mukaddestir, yücedir.</p>
<p>İşte bu görme, her mü&#8217;min için marifeti nispetinde olacaktır. Kim Cenâb-ı Hakk&#8217;ı ne kadar biliyorsa, marifet-i İlâhî&#8217;de ne kadar derinleşmişse, gözünden açılan perde de o nispette olacaktır. Onun içindir ki, bir nebi, bir veli ve sıradan diğer bir insanın orada müşahedeleri farklı farklı olacaktır. Bu sebeple Allah bilgisi çok önemlidir. Bu bilginin mutlaka marifet eksenli temrinlerle, ibadetlerle takviye edilmesi gerekir. 0 Mesihî rûhun bir başka yanı da, onda kozalite&#8217;nin, yani sebep-netice münasebetinin aşılmış olmasıdır. Tefekkür, marifete ayrı derinlik kazandırır ibadet onu insanın tabiatı hâline getirir. Kim dünyada ne kadar derinleşmişse cennetten de, Cemalullah&#8217;ı müşahededen de o derece zevk ve lezzet duyar.</p>
<p>F. Gülen , Zaman</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/rabbim-gorun-bana-bakayim-sana/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oruç nedir? Niçin oruç tutuyoruz?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/oruc-nedir-nicin-oruc-tutuyoruz/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/oruc-nedir-nicin-oruc-tutuyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 15:55:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Dua]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=186</guid>
		<description><![CDATA[Orucun Arap dilindeki karşılığı “savm” kelimesi olup, bu kelime “bir şeyden uzak durmak, kişinin kendini tutması ve engellemesi” manalarına gelmektedir. Terim olarak ise, “tan yerinin ağarmasından güneşin batma vaktine kadar, bir gaye uğruna bilinçli bir şekilde yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durup nefsi dizginlemek” demektir. Pek çok hüküm gibi oruç da, İslâm’ın ilk yıllarında]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/06/oruc2.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-187" style="float: left;" title="oruc" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/06/oruc2.jpg" alt="oruc2 Oruç nedir? Niçin oruç tutuyoruz?" width="148" height="175" /></a>Orucun Arap dilindeki karşılığı “savm” kelimesi olup, bu kelime “bir şeyden uzak durmak, kişinin kendini tutması ve engellemesi” manalarına gelmektedir. Terim olarak ise, “tan yerinin ağarmasından güneşin batma vaktine kadar, bir gaye uğruna bilinçli bir şekilde yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durup nefsi dizginlemek” demektir. <span id="more-186"></span><br />
Pek çok hüküm gibi oruç da, İslâm’ın ilk yıllarında değil de Medine döneminde farz kılınmıştır. Orucun farz kılınması tarih olarak hicretin ikinci yılının Şaban ayına rastlamıştır.</p>
<p>ORUCUN FARZ OLUŞU KUR’AN VE SÜNNET’LE SABİTTİR<br />
“Ey iman edenler, sizden öncekilere farz kılındığı gibi oruç tutmak size de farz kılındı. Böylece umulur ki korunursunuz.” (Bakara, 2/183) ayeti ile “O sayılı günler, Ramazan ayıdır. O Ramazan ayı ki insanlığa bir Rehber olan, onları doğru yola götüren ve hakkı batıldan ayıran en açık ve parlak delilleri ihtiva eden Kur’ân o ayda indirildi. Artık sizden kim Ramazan ayının hilâlini görürse, o gün oruç tutsun. Hasta veya yolcu olan, tutamadığı günler sayısınca, başka günlerde oruç tutar. Allah sizin hakkınızda kolaylık ister, zorluk istemez. Oruç günlerini tamamlamanızı, size doğru yolu gösterdiğinden ötürü Allah’ı tazim etmenizi ister. Şükredesiniz diye bu kolaylığı gösterir.” (Bakara 2/185) ayeti orucun İslam dininde farz olduğunu anlatmaktadır.</p>
<p>Bir hadis-i şeriflerinde Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur:</p>
<p>“İslâm beş esas üzerine kurulmuştur: Allah’tan başka ilah bulunmadığına ve Peygamber Efendimiz’in Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna şahitlik etmek, namazı kılmak, zekât vermek, Ramazan orucu tutmak, gücü yetenler için Beytullah’ı ziyaret etmek.” (Buharî, İman 1; Müslim, İman 20; Tirmizi, İman 3)</p>
<p>***</p>
<p>Orucun farz olduğunu bildiren diğer bir rivayet de şudur:</p>
<p>“Saçı başı dağınık bir adam Peygamber Efendimiz’e gelerek: “Ya Resûlallah! Bana Allah’ın üzerime oruç olarak neyi farz kıldığını haber verir misin?” dedi. Peygamber Efendimiz bunun üzerine şöyle buyurdu: “Ramazan ayını (orucunu) farz kıldı.” Adam: “Benim üzerimde bundan başka bir borç var mıdır?” diye sorunca, Peygamber Efendimiz: “Hayır, ancak kendiliğinden nafile olarak yaparsan bu müstesnâ” buyurdu. Adam, bundan sonra sorularına devam ederek: “Allah’ın bana farz kıldığı zekâttan haber ver” dedi. Peygamber Efendimiz ona İslâm’ın gösterdiği yolları ve esasları anlattı. Bundan sonra adam şöyle dedi: “Sana ikramda bulunan Allah’a yemin olsun ki, bu söylenenlerden ne fazla ne de eksik yaparım.” Bunun üzerine Peygamber Efendimiz: “Eğer doğru söylüyorsa, bu adam kurtulmuştur, (yahut başka bir rivayette de) cennete gidecektir.” buyurdu. (Buharî, İman 3; Savm 1; Müslim, İman 8, 9; Ebu Davud, Salat 1; Nesâi, Salat 4)</p>
<p>***</p>
<p>Niçin oruç tutmalıyız?</p>
<p>Mümin, herhangi bir menfaat düşüncesi ile değil yalnız Allah’ın emri olduğu için ve onun rızasını kazanmak maksadıyla oruç tutmalıdır. Orucunu bedene, topluma kazandırdığı hususların bulunması ile beraber, insan orucu bunlar için değil sadece Allah emrettiği için tutmalıdır.</p>
<p>Hz. Ali (radıyallâhu anh) diyor ki:</p>
<p>- Karşılığında bir menfaat umarak yapılan ibadet, ticaretçinin ibadetidir.</p>
<p>- Korku sebebiyle yapılan ibadet kölenin ibadetidir.</p>
<p>- Allah’ın nimetlerine şükretmek maksadıyla yapılan ibadet, hür olan kimsenin ibadetidir. (Ali el-Kârî, Mirkâtü’l-Mefâtih, 2/135)</p>
<p>Makbul olan ibadet, Hz. Ali’nin de belirttiği gibi Allah’ın nimetlerine karşı şükran borcunu yerine getirerek onun rızasını kazanmak maksadıyla yapılan ibadettir.</p>
<p>Allah, ancak böyle samimi bir düşünce ile yapılan ibadetleri kabul eder.</p>
<p>***</p>
<p>Önce iftar mı edelim, namaz mı kılalım?</p>
<p>Bazen şöyle sorular gelebiliyor: “Oruç tutulan akşamlarda öncelikle iftar yemeğini mi yemeli? Yoksa akşam namazını mı kılmalı?”</p>
<p>Akşam vaktinin girdiği kesin olarak biliniyorsa, önce hurma, su gibi birşey ile oruç açılır, sonra namaz kılınabilir.</p>
<p>Yemeği acele olarak yiyip, sonra namaz kılmak da uygundur. Ancak iftar sofrasında çeşitli yemekler olduğu için, akşam namazı gecikebilir. Namazı ilk vaktinde kılmak en güzelidir. Bu bakımdan orucu açtıktan, iftar ettikten sonra namazı kılmak iyi olur. Bununla beraber yemek hazırken namaz kılmanın mekruh olduğu şeklinde bir görüş de vardır. Bundan maksat namaz kılarken aklın yemekte olması dolayısıyla namazı hakkıyla eda edememek neticesini vereceğidir. Yemek yemek namazın vaktini fazlasıyla ertelemeyecekse bu yolu izlemek mümkündür. Ancak yukarıda belirttiğimiz gibi orucu Efendimiz’in tavsiyeleri doğrultusunda ezanla birlikte açtıktan sonra da namazı çok geciktirmemek için onu edâ etmek, daha sonra da iftarımızı yapmak en uygun görüş olmaktadır. Böylece oruç Efendimiz’in tavsiyesi doğrultusunda erken açılmış, namaz da erken kılınmış olur.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>İFTÂR DUÂSI NASILDIR?</p>
<p>İftârda dua etmek Efendimiz’in sünnetlerindendir. Birkaç iftâr duâsı vardır. Meşhur olanlarından bazıları şunlardır:</p>
<p>“Zehebe&#8217;z-zameu vebtelleti&#8217;l-urûku ve sebete&#8217;l-ecru inşâallâhu teâlâ”</p>
<p>Manası: Susuzluk gitti, damarlar ıslandı ve inşaallah mükâfat gerçekleşti.</p>
<p>Bir başka iftâr duâsı da şöyledir:</p>
<p>“Eftara indekümü&#8217;s-sâimûne ve ekele taâmekümü&#8217;l-ebrâru ve sallet aleykümü&#8217;l-melâiketü.”</p>
<p>Manası: Yanınızda oruçlular iftar etsin, yemeğinizi iyi insanlar yesin ve melekler size dua etsin.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>ORUÇ TUTMAK KİMLERE FARZDIR?</p>
<p>İslâm, emir ve yasakların yapılmasını istediği kimselerde bir takım şartlar arar. Bu anlamda diğer ibadetlerde olduğu gibi, oruç ibadetinde de belli başlı özelliklere sahip olan kimseler mükellef tutulmuştur. Bunları şu şekilde sıralamamız mümkündür:</p>
<p>1. Müslüman olmak:</p>
<p>Oruç ibadetinin bir kimseye farz olması için, o kişinin Müslümanlığı kabul etmiş olması gerekir. Müslüman olmayan kimseler, böyle bir ibadeti yapmaya zorlanamaz.</p>
<p>2. Ergenlik çağında ve akıllı olmak:</p>
<p>İbadetlerin farz olması için bulunması gerekli olan şarlardan biri de o kimsenin ergenlik çağında ve aynı zamanda akıllı olmasıdır. Zira henüz belli bir yaşa (ergenlik) gelmemiş kimseler İslâm’da mükellef kabul edilmemişlerdir. Bu anlamda çocuklar ve ergenlik yaşına ulaştığı halde akıldan mahrum olanlar, bu ibadetten muaf tutulmuşlardır. Bu hususu Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şu beyanlarıyla bildirmişlerdir: “Üç kişiden sorumluluk kaldırılmıştır: Buluğ çağına erinceye kadar çocuktan, aklı yerine gelinceye kadar deliden, uyanıncaya kadar uyuyandan.” (Buhârî, Hudûd 22)</p>
<p>3. Oruç tutmaya güç yetmek ve yolcu olmamak:</p>
<p>Orucun farz olması için, mükellefin beden itibariyle sağlıklı olması, hasta olmaması ve mukim olması gerekir. Bedenen oruç tutmaya muktedir olmayanların, hastaların ve seferde olan kimselerin oruç tutmaları farz değildir. Ancak bu kimseler yine de oruç tutacak olsalar, tutmuş oldukları oruç geçerlidir. Şayet kendilerine verilen bu ruhsatı kullanır da tutmazlarsa, o zaman da tutmadıkları gün sayısı kadar daha sonra tutarlar. Bu hususla ilgili olarak Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurulur:</p>
<p>“Oruç sayılı günlerdedir. Sizden her kim o günlerde hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç tutar. Oruç tutamayanlara fidye gerekir. Fidye bir fakiri doyuracak miktardır. Her kim de, kendi hayrına olarak fidye miktarını artırırsa bu, kendisi hakkında elbette daha hayırlıdır. Bununla beraber, eğer işin gerçeğini bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.” (Bakara 2/184)</p>
<p>Aynı zamanda hayız, hâmile ve emzikli kadınlar da, oruçtan muaf tutulmuş olup, bunlar, mazeretleri sona erince, tutamadıkları gün sayısınca oruçlarını kaza ederler.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>ORUÇ TUTMANIN FARZ OLMADIĞI DURUMLAR</p>
<p>Yolculuk: İslâm, insanlara üstesinden gelemeyecekleri mükellefiyetleri yüklemez. Emirler takat ölçüsündedir. Yolculuk ise, zaman zaman meşakkat ve sıkıntıların olduğu bir durumdur. Böyle bir durumdaki Müslüman yolculuğun vereceği meşakkat karşısında oruç tutmada zorlanabilir. Bundan dolayıdır ki Cenab-ı Hakk, Bakara suresinin 184. âyetinde bu durumdaki kimselere oruç tutmama noktasında ruhsat vermiştir. Seferde iken oruç tutmayan daha sonra kaza eder. Ancak dileyen kimseler, yolcu oldukları halde bu orucu tutabilirler.</p>
<p>Hastalık: Yüce Yaratıcı, oruç tutamayacak kadar hasta olan kimselere de ruhsat vermiş, oruç mükellefiyetinden onları istisna etmiştir. Bunlar iyileştikten sonra tutamadıkları orucu kaza ederler. Burada hastalığı tam olarak tarif etmek gerekir. Hastalık, insanın hayatî fonksiyonlarının muntazam şekilde seyir etmemesi veya etraftan gelen uyarılara cevap verilmeme hali olarak tarif edilebilir. Hastalık, oldukça ciddi ve tedavi gerektiren bir durum olabileceği gibi basit bir rahatsızlık da olabilir. Bu ayırımı yapmayı yani oruç tutup tutmaması gereken kimseleri ayırmayı İslâm, Tabib-i Müslim-i Hâzık’a, (müslüman mütehassıs hekime) bırakmıştır. Tabiatıyle rastgele bir kimseye danışarak oruç tutmamak Allah katında o şahsa manevî mesuliyet yükler.</p>
<p>Gebelik ve çocuk emzirmek: Gebe olan ya da çocuğunu emzirme durumunda olan kadınlar, gerek kendilerine, gerekse çocuklarına bir zarar gelmemesi için, oruç tutmama noktasındaki ruhsata dahildirler ve daha sonra müsait olduklarında kaza ederler. (Bkz: İbn Mâce, Sıyâm 3)</p>
<p>Yaşlılık: İslâm, oruç tutamayacak kadar yaşlı olan kimselere ruhsat tanımış, tutamadıkları her gün için bir fakir doyurmak suretiyle bu onları bu ibadetten muaf tutmuştur.</p>
<p>Aşırı açlık ve susuzluk: Oruçlu olan bir kimse, aşırı açlık ve susuzlukla karşı karşıya kalsa, orucun, onun beden ve ruh sağlığını ciddi boyutta etkileyeceğinden endişe etse yahut doktor bu hususta kendisine tutmaması noktasında rapor vermiş olsa, bu kimse de oruçtan muaf tutulmuş olup, sağlığına kavuştuğunda, tutamadığı günler kadar tutmak suretiyle bu ibadeti yerine getirmiş olur.</p>
<p>İkrah: Yani zorla oruç tutturulmamak halidir. Birisi oruç tutana, “Orucunu bozmazsan seni öldürürüm veya bir uzvunu keserim” diye tehdit etmişse, dediğini yapmaya gücü yetiyorsa, oruçlunun orucunu bozması mübah olur.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>ORUCU BOZMAYAN ŞEYLER NELER?</p>
<p>* Unutarak yemek içmek ve cinsî münasebette bulunmak. Unutarak yapılan bu işler orucu bozmaz. Ancak oruçlu olduğunu hatırladığı anda, bu işleri yapmayı bırakması gerekir.</p>
<p>* Birinin unutarak yiyip içtiği görülürse, eğer yiyip içen adam, güçsüz, zayıf ve ihtiyar birisi ise hatırlatmamak daha iyidir. Zira bu, Allah’ın, o kimseye, güçsüzlüğüne merhameten orucunu unutturmak suretiyle ikram ettiği bir rızıktır. Unutarak yiyip içen kimse güçlü, kuvvetli biri ise hemen hatırlatılmalıdır.</p>
<p>* Uyurken ihtilâm olmak.</p>
<p>* Hanımını öpmek, elle tutmak, okşamak.. Bu durumda meni gelmedikçe oruç bozulmaz.</p>
<p>* Kadına el sürmeden sadece bakmak veya şehevî konuları düşünmek sebebiyle tahrik olup meninin gelmesi.</p>
<p>* Geceden cünüp olan kimsenin, yıkanmayı sahurdan sonraya, oruçlu vaktine bırakması.</p>
<p>* Ağza gelen balgamı yutmak.</p>
<p>* Kafasından burnun içine gelen akıntıyı çekip yutmak.</p>
<p>* Denize, yahut başka bir suya dalınca, kulağa su kaçması.</p>
<p>* İstek dışı olarak boğaza sigara dumanı gibi keyif verici bir duman girmesi.</p>
<p>* Boğazına toz veya sinek kaçmak. Gözyaşı veya yüz teri ağza girecek olsa, eğer bir-iki damla kadarsa orucu bozmaz. Ancak tuzluluğu bütün ağız içinde hissedilecek kadar çok olup oruç hatırda iken yutulursa orucu bozar.</p>
<p>* Sahurdan dişleri arasında kalmış nohut tanesinden küçük bir şeyi yutmak.. Nohut tanesinden büyük olursa orucu bozar.</p>
<p>* Hariçten susam veya buğday tanesi kadar bir şeyi ağzına alıp yavaş yavaş ve tadı boğazına varmayacak şekilde çiğneyip yok etmek.</p>
<p>* Kendiliğinden gelen kusuntu, yine kendiliğinden geriye gitse, ağız dolusu bile olsa orucu bozmaz. Kusma isteğiyle ağza getirilen az miktardaki kusmuk ise kendiliğinden içeri gitse orucu bozmaz. Fakat miktarı ağız dolusu ise orucu bozar.</p>
<p>* Kan aldırmak.</p>
<p>* Göze sürme çekmek.</p>
<p>* Derideki gözeneklerden içeri giren şeyler orucu bozmaz. Buna binaen, vücuda sürülen yağ veya yıkanılıp soğukluğu içeri nüfuz eden su, orucu bozmaz. Çünkü bunlar yoluyla içeri girerler.</p>
<p>* Baş veya karındaki bir yaraya konulan ilâç, vücuttan içeri girmedikçe oruç bozulmaz.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>AŞI VE İĞNELER ORUCU BOZAR MI?</p>
<p>İnsan vücudunda gıdalanmaya esas olan kanal ve yollar iki kısımdır:</p>
<p>a. Burun, kulak, ön ve arka yollar gibi tabiî ve aslî kanallar. Bunların herhangi bir yerinden vücudun iç kısmına geçecek olan maddeler ittifakla orucu bozarlar. İç kısma ulaşmayanlar ise, orucu bozmazlar.</p>
<p>b. İkinci kısım yollar ise, sonradan meydana gelen ârızî kanal ve yollardır. Vücuddaki bir kesik, yara, v.s. gibi. Bu yollardan içeri geçiş kesinlik kazandığı takdirde orucun bozulacağında yine ittifak vardır. Ancak iç kısma geçiş şüpheli durumlarda ise İmam Ebu Yusuf ve Muhammed’e (İmameyn) göre oruç bozulmaz, İmam-ı A’zam Hazretlerine göre ise oruç bozulur.</p>
<p>Görüldüğü gibi İmam-ı A’zam ile iki talebesi arasındaki ihtilâf esasta değil, keyfiyet üzerindedir. Yani içe nüfuz katiyet kazandığı zaman, onlara göre de oruç bozulmuş olmaktadır.</p>
<p>Bu genel kaideler ışığında iğne ve aşıları incelediğimizde şu durum ortaya çıkmaktadır: Çiçek aşısı gibi deri üzerinden yapılan aşı ve ilâçlamalar orucu bozmaz. Çünkü deri vücudun dış kısmını teşkil eder. Bunun dışında kalan iğne ve aşılar, genel olarak damardan, kaba etten ve deri altından yapılmaktadır. Her üç halde de ilâç verilmeksizin vücudun derinliğine batırılan iğnenin bir tarafı dışta kaldığı için, yalnız batırmakla oruç bozulmaz. Ancak içeri ilâç, su gibi maddeler enjekte edilirse oruç bozulur. Çünkü bu maddeler vücud içinde kararlaşıp yerleşir. Damardan verilen ilâçlar ise, doğrudan doğruya kana intikal eder. Oradan organlara dağılır. Kaba et ve deri altındaki ilâçlar da yine içeriye nüfuz etmiş sayılır. Bu itibarla vücuda ilâç zerketmek için yapılan aşı ve iğneler, orucu bozarlar. Ancak kefaret icap etmez. Yalnızca kaza kâfi gelir.</p>
<p>Önemli hastalığı olanlar, zaten oruçlarını bozabilirler. Bunlara oruçlu halde yapılan iğne ile oruçları bozulur. Sağlık durumları düzeldiğinde oruçlarını kazâ ederler. Bu gibi kimselerin mümkünse iğneyi geciktirerek iftardan sonra yaptırmaları daha iyidir.</p>
<p>* Vücuda dışardan kan almak, ilâç almak gibidir. Orucu bozar. Fakat kan vermek orucu bozmaz.</p>
<p>* Abdestte ağza su verip geri boşalttıktan sonra, arta kalan yaşlığın tükürük ile beraber yutulması orucu bozmaz.</p>
<p>* Dişlerin arasından çıkan kan, az olup tükürük içinde kaybolmakta ise bu kanın yutulması oruca zarar vermez. Ancak kan tükürüğe galebe çalacak çoğunlukta ise bunu yutmakla oruç bozulur.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>ORUCU BOZUP YALNIZ KAZÂYI GEREKTİREN DURUMLAR</p>
<p>* Yenilip içilmesi normal, alışılmış olmayan ve insan tabiatının meyletmediği şeylerin yenilip içilmesi orucu bozar ve sadece kazayı gerektirir. Taş, toprak, çiğ pirinç, çiğ hamur, un gibi insanların normalde yemediği şeyleri yemek orucu bozar ve sadece kazayı gerektirir.</p>
<p>* Henüz içi olmamış yeşil cevizi yemek. Veya bademi, fındığı ve kuru fıstığı kabuğuyla birlikte çiğnemeden yutmak.</p>
<p>* Arka yola fitil koymak, ilâç akıtmak.</p>
<p>* Burna ilâç çekmek.</p>
<p>* Kulağın içine yağ damlatmak.</p>
<p>* Boğaza huni ile bir şey akıtmak.</p>
<p>* Karında veya başta bulunan herhangi bir yaraya sürülen ilâcın vücuttan içeri nüfuz etmesi.</p>
<p>* Boğaza kaçan yağmur, kar veya doluyu istemeyerek yutmak.</p>
<p>* Abdest alırken boğazına veya burna su çekerken genzine hata ile suyun kaçması.</p>
<p>* İsteyerek boğazına veya burnuna duman çekmek. Sigara, anber gibi lezzet ve keyif verici bir duman olursa kefaret de gerekir.</p>
<p>* Ramazan günü zor kullanmak suretiyle yapılan cinsel ilişkiden dolayı, bu işe zorlanan kimseye sadece kaza gerekir, kefaret gerekmez. Zor kullanmak, can almak, bir organı kesmek veya bunlardan birine sebebiyet verecek şekilde dövmekle yapılan zorlamadır. Üzüntü ve acı verecek derecede olan dövmek veya sadece hapsetmek suretiyle yapılan bir zorlamadan dolayı Ramazan orucunu bozmak kaza ile birlikte kefareti de gerektirir.</p>
<p>* Dişleri arasında kalan nohut tanesi kadar olan bir şeyi yemek.</p>
<p>* Kendi isteğiyle dışarı kusmak. Bu kusma ağız dolusundan az da olsa orucu bozar.</p>
<p>* Ağız dolusu kendiliğinden gelen veya isteyerek getirilen kusmuğu mideye çevirmek.</p>
<p>* Sahur vakti geçtiği halde, geçmedi zannıyla sahur yemek.</p>
<p>* Güneş battı, iftar oldu zannıyla oruç bozmak.</p>
<p>* Ramazan orucundan başka bir orucu bozmak. İsterse kasden olsun..</p>
<p>* Hanımını öpmek, okşamak, sarılma, v.s. sebebiyle erkekten ve kadından meninin gelmesi. Şehvetle sadece mezinin gelmesi ile oruç bozulmaz.</p>
<p>* Ramazan orucunu tutmaya niyet etmeden gündüz yiyip içmek de sadece kazâyı gerektirir. Kefaret icab etmez. Çünkü kefaret oruç tutmamanın değil, tutulan orucu bozmanın cezasıdır. Fakat böyle bir şey günahtır. Tevbe etmek gerekir.</p>
<p>* El ile meni getirmek (istimna’ &#8211; mastürbasyon).</p>
<p>* Kan yutmak. Çoğunluğunu tükürük teşkil eden ağızdaki az kanı yutmak orucu bozmaz.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Resulullah aleyhissalatu vesselam, iftar ettiği zaman şu duayı okurdu: “Allahümme leke sumtü ve ala rızkıke eftartü. (Ey Allahım senin rızan için oruç tuttum ve senin rızkınla orucumu açıyorum.)” Ebu Davud, Savm 22</p>
<p>***</p>
<p>“Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir; diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir. Oruçlunun ağzından çıkan koku (halüf), Allah indinde misk kokusundan daha hoştur.’’ Buhari, Savm 2</p>
<p>***</p>
<p>“Oruç perdedir. Biriniz birgün oruç tutacak olursa kötü söz sarfetmesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa “ben oruçluyum!’’ desin (ve ona bulaşmasın).’’ Buhari, Savm 2</p>
<p>***</p>
<p>“Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar.” Tirmizi, Cihâd 3</p>
<p>***</p>
<p>Ebu Ümâme (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ey Allah’ın Resülü dedim, bana öyle bir amel emret ki (yaptığım takdirde) Allah beni mükâfaatlandırsın.’’ “Sana dedi, orucu tavsiye ederim, zira onun bir eşi yoktur.’’ Nesâi, Sıyam 43</p>
<p>***</p>
<p>“Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır. Oradan sadece oruçlular girer. Oruçlular girdiler mi artık kapanır, kimse oradan giremez.” Buhari, Savm 4</p>
<p>***</p>
<p>“Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz.’’ Tirmizi, Savm 82</p>
<p>***</p>
<p>“Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur.” Buhari, Savm 5</p>
<p>Zaman ailem<br />
ALİ BUDAK, ALİ DEMİREL<br />
Sayı: 249<br />
Bölüm: Mübarek Günler</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/oruc-nedir-nicin-oruc-tutuyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mukabele nedir?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/mukabele-nedir/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/mukabele-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 15:17:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=174</guid>
		<description><![CDATA[llah’ın iki elçisi her Ramazan’da Kur’anı karşılıklı okumak için bir araya gelirdi. Bu sünnet günümüze mukabele olarak gelmiştir. Mukabele, karşılıklı yapılan iş, karşılıklı yapılan okuma, karşılaştırma manalarına gelir. Mukabeleye arz ve arza kökünden gelen muaraza da denilmektedir ki bu da her yıl Ramazan ayında, o zamana kadar nazil olan ayet ve sureleri Cebrail (as)’in Hz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/06/mukabele2.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-175" style="float: left;" title="mukabele" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/06/mukabele2.jpg" alt="mukabele2 Mukabele nedir?" width="148" height="175" /></a>llah’ın iki elçisi her Ramazan’da Kur’anı karşılıklı okumak için bir araya gelirdi. Bu sünnet günümüze mukabele olarak gelmiştir. Mukabele, karşılıklı yapılan iş, karşılıklı yapılan okuma, karşılaştırma manalarına gelir. Mukabeleye arz ve arza kökünden gelen muaraza da denilmektedir ki bu da her yıl Ramazan ayında, o zamana kadar nazil olan ayet ve sureleri Cebrail (as)’in Hz. Peygamber’e O’nun da Cebrail’e okuması manasında bir terimdir. <span id="more-174"></span><br />
Kainat durdukça insanlara bir hidayet ve nur olarak gönderilen bu Kitab-ı Kebir’in okuması da yine öyle kainat çapında büyükler tarafından yapılacaktı. Bunun üzerine Allah’ın sevgili iki elçisi, Kur’an-ı Kerim’i birbirlerine okumak üzere Ramazan ayında her gece bir araya gelmekteydi. Her yıl bir defa yapılan bu karşılıklı okuma işi Allah Resulu’nun vefat edeceği yıl iki defa yapılmıştı. Bu son yapılan okuma işine de ‘Arza-i ahire’ denilmiştir. Allah Resulu bu mukabele (karşılıklı okumanın) iki defa yapılmasından vefatının yaklaştığını anlayarak bunu sevgili kızı Hz. Fatıma’ya bir sır olarak bildirmiştir.</p>
<p>Zaman / Ailem<br />
Sayı: 249<br />
Bölüm: Kavramlar</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/mukabele-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kur’an bilgimiz ne durumda?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/kuran-bilgimiz-ne-durumda/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/kuran-bilgimiz-ne-durumda/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 14:59:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=170</guid>
		<description><![CDATA[Kur’an ne demektir? Kur’an, Cenab-ı Hakk’ın Cebrâil (as) vâsıtasıyla Efendimiz’e toplam 23 senede Arapça olarak indirdiği, bize kadar ilk nâzil olduğu şekilde tevâtürle, yani yalan söylemeleri mümkün olmayan üstün vasıflı insanların ortak rivayetleriyle gelen ve mushaflarda yazılı olup, okunması ile ibâdet edilen, hiçbir kimsenin bir benzerini getiremediği ve getiremeyeceği son ilâhî kitaptır. Sûre nedir? Kur’an’ın]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/06/kuran42.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-171" style="float: left;" title="kuran4" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/06/kuran42.jpg" alt="kuran42 Kur’an bilgimiz ne durumda?" width="148" height="175" /></a></p>
<p>Kur’an ne demektir?<br />
Kur’an, Cenab-ı Hakk’ın Cebrâil (as) vâsıtasıyla Efendimiz’e toplam 23 senede Arapça olarak indirdiği, bize kadar ilk nâzil olduğu şekilde tevâtürle, yani yalan söylemeleri mümkün olmayan üstün vasıflı insanların ortak rivayetleriyle gelen ve mushaflarda yazılı olup, okunması ile ibâdet edilen, hiçbir kimsenin bir benzerini getiremediği ve getiremeyeceği son ilâhî kitaptır.<span id="more-170"></span></p>
<p>Sûre nedir?</p>
<p>Kur’an’ın ayrıldığı 114 bölümden her birine sûre denir. Kur’an-ı Kerim, Fatiha sûresiyle başlar, Nas sûresiyle son bulur. Ayrıca Mekke döneminde inen sûrelere Mekkî, Medine döneminde inen sûrelere ise Medenî sûreler denilir.</p>
<p>Vahiy kâtipliği nedir?</p>
<p>Vahiyleri yazıya geçiren, Efendimiz’in devamlı yanında bulunan kişilere vahiy kâtibi denir. Sayıları 42’ye kadar yükselen kâtiplerden bazıları şunlardır: Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Zeyd b. Sabit.</p>
<p>Hafız nedir?</p>
<p>Kur’an’ın tamamını ezberleyen kimselere hâfız denir.</p>
<p>Hatim nedir?</p>
<p>Hatim, mühürlemek, sona erdirmek ve bitirmek anlamlarına gelmektedir. Terim olarak ise Kur’an’ı sonuna kadar okuyup bitirmek demektir. Bir kimsenin Kur’an-ı Kerim’i hatmetmesi demek, Kur’an’daki 114 sûrenin tamamını okuyup bitirmesi demektir. Hatim, Kur’an’ı yüzünden okumak suretiyle yapılabileceği gibi ezberden okunarak da yapılabilir.</p>
<p>“Mukâbele” nedir?</p>
<p>Ramazanlarda Efendimiz, Cebrail (as) ile o zamana kadar mevcut vahiy metinlerini karşılıklı okuyorlardı. Efendimiz, son Ramazan’ında ise Cebrail’le (as) Kur’an’ı iki defa mukâbele ettiklerini bildirdi. O zamandan beri Ramazan aylarında Kur’an mukâbele halinde (karşılıklı) olarak okunmaktadır.</p>
<p>Kaç senede nâzil oldu?</p>
<p>Miladi 610 senesinde inmeye başlayan Kur’an, yaklaşık 23 yıl sonra Miladi 632 senesinde inen Maide Sûresi’nin üçüncü ayeti olan, “Bugün sizin dininizi kemale erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım.” ayet-i kerimesi ile tamamlandı.</p>
<p>Kitap haline getirilmesi</p>
<p>Kur’an, Efendimiz’in (sas) sağlığında kitap haline getirilemedi. Hz. Ebu Bekir bu iş için vahiy katiplerinden hâfız Hz. Zeyd bin Sabit’i görevlendirdi. Miladi 633 yılında Kur’an yazılı bir kitap haline getirildi. Hz. Osman zamanında da çoğaltıldı.</p>
<p>Kur’an dinliyor muyuz?</p>
<p>Kur’an’ı okumak kadar dinlemek de önemlidir. Kur’an-ı Kerim’i hem okuma hem de dinleme mevzuunda değişik seviyeler, farklı duyuş ve hissedişler vardır. Hak rızasına ulaştıracak bir okumada, okuyan insan her şeyi nazarından silip sadece Allah’a müteveccih olmalı; dinleyenler de, ses ve nağme kime ait olursa olsun, Kur’an’ın kendisini, İlahi kelamın mana ve muhtevasını dinlemeye çalışmalıdır. Okunan, Allah’ın kelamıdır; onu ruhanîler de dinler, melekler de. Kur’an’ı istenen seviyede dinleyebilmek için de, okuyan kim olursa olsun, önce onu zihnen ortadan kaldırmak ve tamamıyla okunan ayetlere, Allah’ın kelamına yönelmek gerekir.</p>
<p>Latin harfleriyle olsa olmaz mı?</p>
<p>Sadece Arapçasını öğrenene kadar okunuşu Latin harfleriyle yazılmış olanı okumakta çok mahzur görülmese de bir müslümana yakışan orijinalini öğrenmektir. Çünkü dünyadaki birçok dilde olduğu gibi Arapçada da sesi birbirine benzeyen bazı harfler vardır. Bunlar doğru telaffuz edilmediğinde anlam değişmekte, hatta bazı durumlarda kişinin dindeki konumunu bile zora sokmaktadır. Bu açıdan Cenab-ı Hakk’ın hoşnut olacağı şey orijinalini öğrenmektir. Zaten en fazla bir hafta sürecek ve ahirette bizim yoldaşımız olacak bir eğitimi gözümüzde büyütmenin pek fazla anlamı yoktur.</p>
<p>Kur’an her derde şifadır</p>
<p>Arş-ı azamdan gelen Kur’an’ın mübarek ilahi hitabı o kadar feyizlidir ki bir Asâ-yı Mûsa (as) gibi vurulduğu yerden oluk oluk nur, oluk oluk hidayet fışkırmaktadır. Tarihte hangi toplumda, hangi insanda bir meziyet bir kabiliyet bir zindelik varsa hep Kur’anî’dir. Hep onun apaçık dehlizlerden ulaşan ışığıdır, nurudur.</p>
<p>Cehaletin son noktasına ulaşmış bedevileri aleme muallim kılan, çocuklarını diri diri toprağa gömenleri bir şefkat abidesi eyleyen, söz sultanı olduklarını iddia edenleri kapıkulu yapan, kendi elleriyle yapıp ardından taptıkları putlardan onları halas eden yine Kur’an’dır. O sadece Arabistan’daki çöllere hayat vermekle kalmamış tüm alemi bir Nil-i mübarek gibi ihya etmiş. O çöldeki bir serap olmamış. Görenleri, duyanları yanına koşturan berrak bir ırmak gibi kaynağı Mekke’den tüm dünyayı dolaşmış.</p>
<p>İslamiyet’i insanların ruhuna, hissiyatına, düşüncesine nakış nakış işleyen bir Nur-u ezelidir. Onu dinleyelim! O nur ile nurlanalım.</p>
<p>Kur’an öğrenmemiz şart mı?</p>
<p>Kur’an, bizi cennete ulaştırıp, cehennemden koruyan merhamet ve şefkat dolu bir kitaptır. Asla zatını kavrayamayacağımız ama isim ve sıfatların tecellilerini kâinatta mutlaka bulmamız gereken Yüce Allah’ımızın bizi muhatap kabul edip bir mektup göndermesi eşsiz bir güzelliktir. Kur’an’ı okurken, insan bir nokta gelir ki, Cenab-ı Hak’la konuşur gibi olur. Ayetler bizzat ona ait olduğu için ağızdan çıkan her kelime O’nun emir, müjde ve yasaklarının yeniden canlanmasına vesile olur. Her bir kelimeye karşılık olarak yaratılan güzel ruhlar ve melekler hadislerin ifadesiyle kıyamete kadar o güzel kelimeyi zikreder ve sahibine sürekli sevap yazılır. “Şart mı?” sorusunu daha rahat anlayabilmek için şöyle de sormak mümkün: “Gurbettesiniz ve annenizden size mektup gelmiş. Okumanız şart mı?” “Bir sınava hazırlanıyorsunuz ve birisi size o sınavla ilgili en önemli kaynak kitabı göndermiş. ‘Canım başkası okusun!’ der misiniz?”</p>
<p>Âlemlerin Rabb’i olan Allah, bir lütuf eseri olarak kullarıyla konuşmuş ve onlara kitaplar göndermiş. O da yetmemiş izah etmesi ve yaşantısıyla da bire bir örnek olması için peygamberler göndermiş. Bazı vaatlerde ve uyarılarda bulunmuş, tâ ki insanoğlu imtihanını başarıyla verebilsin. Kekeleyerek, “çat pat” da olsa Kur’an okumaktan vaz geçmeyelim.</p>
<p>Kur’an’ın kalbi: Ayetü’l-Kürsî</p>
<p>Bakara Suresi’nin 255. ayeti, ayette geçen kürsî tabirinden dolayı bu ismi almıştır. Kur’an-ı Kerim’in bütünü içinde ayrı bir fazîleti olan bu ayet hakkında Resulullah’tan bazı hadisler nakledilmiştir. Muhammed b. İsâdan nakledildiğine göre İbnü’l-Aska’ şöyle der: “Adamın biri Hz. Peygamber’e gelip Kur’an’ın en faziletli ayeti hangisidir?” diye sordu. Resulullah (sas) şöyle buyurdu: “Âllâh’u lâ ilâhe illâ huve’l-Hayyu’l-Kayyûm&#8230;” (Müslim, Müsafirîn, 258). Başka bir hadiste de: “Kur’an’ın en faziletli ayeti Bakara Suresi’ndeki Âyetü’l-Kürsî’dir. Bu ayet bir evde okunduğu zaman Şeytan oradan uzaklaşır.” (Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’an, 2) Resulullah (sas) bir defa Kab’ın oğlu Ubey’e, ezberinde olan ayetlerden hangisinin daha yüce olduğunu sormuş, “Allah ve Resulü daha iyi bilir.” cevabını alınca, soruyu tekrar etmiş, bunun üzerine Ubey, bildiği en yüce ayetin “Âllâh’u lâ ilâhe illâ huve’l-Hayyu’l-Kayyûm&#8230;” olduğunu söylemiştir. Resulullah (sas) aldığı cevaptan memnun olarak Ubey’in göğsüne vurarak “Ey Ebû Münzir! İlim sana kutlu olsun.” buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, Vitr, 17) Ayrıca Hz. Peygamber (sas) “Âyetü’l-Kürsî Kur’an âyetlerinin şahıdır.” buyurmuştur. (Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’an, 2)</p>
<p>Bu ayet-i kerîmede Cenâb-ı Allah’ın yüceliği, sıfatları, kâinatta meydana gelen büyük olayların tamamen O’nun iradesi doğrultusunda vukû bulduğu, O’nun isteği ve izni olmadan hiçbir kimsenin başkasına şefaat edemeyeceği anlatılmaktadır.</p>
<p>[b]Zaman / ailem<br />
ALİ DEMİREL<br />
Sayı: 185<br />
Bölüm: Kur&#8217;an iklimi<br />
[/b]</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/kuran-bilgimiz-ne-durumda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kur’an-ı Kerim’i okumayı öğrenmemiz şart mı?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/kuran-i-kerim-okumayi-ogrenmemiz-sart-mi/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/kuran-i-kerim-okumayi-ogrenmemiz-sart-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 14:57:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=169</guid>
		<description><![CDATA[“Kur&#8217;an&#8217;ı öğrenmemiz şart mı?” deniyor. Bu soruyu daha rahat anlayabilmek için şöyle de sormak mümkün: “Askerdesiniz ve ailenizden mektup gelmiş. Okumanız şart mı?” “Öğrencisiniz, bir devlet başkanından sizin adınıza, size hitap eden bir mektup gelmiş.” “Canım başkası okusun!” der misiniz? Âlemlerin Rabb’i olan Cenab-ı Hak, bir lutuf eseri olarak kullarıyla konuşmuş ve onlara kitaplar göndermiş.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Kur&#8217;an&#8217;ı öğrenmemiz şart mı?” deniyor. Bu soruyu daha rahat anlayabilmek için şöyle de sormak mümkün: “Askerdesiniz ve ailenizden mektup gelmiş. Okumanız şart mı?” “Öğrencisiniz, bir devlet başkanından sizin adınıza, size hitap eden bir mektup gelmiş.” “Canım başkası okusun!” der misiniz?<br />
Âlemlerin Rabb’i olan Cenab-ı Hak, bir lutuf eseri olarak kullarıyla konuşmuş ve onlara kitaplar göndermiş. <span id="more-169"></span><br />
O da yetmemiş izah etmesi ve yaşantısıyla da bire bir örnek olması için peygamberler göndermiş. Bazı vaatlerde ve uyarılarda bulunmuş, tâki insanoğlu imtihanını başarıyla verebilsin. Kur’an, sonuçta bizi Cennet’e ulaştırıp, Cehennem’den koruyan merhamet ve şefkat dolu bir kitaptır. Asla zatını kavrayamayacağımız ama isim ve sıfatların tecellilerini kâinatta mutlaka bulmamız gereken Yüce Allah’ımızın bizi muhatap kabul edip bir mektup göndermesi eşsiz bir güzelliktir. Kur’an’ı okurken, insan bir nokta gelir ki, Cenab-ı Hak’la konuşur gibi olur. Ayetler bizzat O’na ait olduğu için ağızdan çıkan her kelime onun emir, müjde ve yasaklarının yeniden canlanmasına vesile olur. Her bir kelimeye karşılık olarak yaratılan güzel ruhlar ve melekler hadislerin ifadesiyle kıyamete kadar o güzel kelimeyi zikreder ve sahibine sürekli sevap yazılır.</p>
<p>Kekeleyerek<br />
okuyorum,<br />
ne yapayım?<br />
Kur’an’ı okurken “kekeliyorum, çat pat okuyorum’’ diyorsanız bakın Allah Resulu (sas) sizi nasıl müjdeliyor: “Kur’an mahir olan (hıfzını ve okuyuşunu güzel yapan) Sefere denilen kerim ve muti  meleklerle beraber olacaktır. Kur’an’ı kekeleyerek okuyana iki sevap vardır.’’ Yine Peygamber Efendimiz bizlerin öğrenme çabamıza büyük önem veriyor ve şöyle buyuruyor: ‘’Bir grup, Kitabullah’ı okuyup ondan ders almak üzere Allah’ın evlerinden birinde bir araya gelecek olsalar, mutlaka üzerlerine sekinet iner ve onları Allah’ın rahmeti bürür. Melekler de kanatlarıyla sararlar. Allah onları yanında bulunan yüce cemaatte anar.’’<br />
Latin harfleriyle<br />
yazılan Kur’an’ı okusak olmaz mı?<br />
Arapçasını öğrenene kadar Latin harfleriyle yazılı olanı okumakta mahzur görülmese de aslolan orijinalini öğrenmektir. Çünkü dünyadaki birçok dilde olduğu gibi Arapça’da da sesi birbirine benzeyen bazı harfler vardır. Bunlar doğru telaffuz edilmediğinde anlam değişmekte, hatta bazı durumlarda kişinin dindeki konumunu bile zora sokmaktadır. Bu açıdan Cenab-ı Hakk’ın hoşnut olacağı şey orijinalini öğrenmektir. Zaten en fazla bir hafta sürecek ve sonsuzluk ikliminde bizim yoldaşımız olacak bir eğitimi gözümüzde büyütmenin pek fazla anlamı yoktur.</p>
<p>Öğrenmek çok mu zor?</p>
<p>Anne-babanız çocukluğunuzda sizin Kur’an öğrenmeniz için gerekli ilgiyi göstermemiş olabilir. Artık kanı kaynayan bir delikanlı, genç bir kızsınız. Genç bir baba ya da annesiniz. Veya çocukları büyümüş olgun bir insansınız. Birçoğunuz Elifba’dan yukarı çıkamadınız. Kendinizi ‘’Öğrenemiyorum, aklım almıyor, zor geliyor. Benim öğrenme zamanım geçti.’’ gibi mazeretlerle kandırıyorsunuz. Öncelikle insanın başaramayacağı bir iş yoktur. Kur’an kelamı da zor değil, bilakis öğrenilmesi kolaydır&#8230; ‘’Kur’an’ı okumasını neden öğrenemedim?’’ diyorsanız öncelikle kalbinizi kontrol edin. Kur’an-ı Kerim’i ne kadar aşkla ve şevkle öğrenmek istediğinizi bir sınayın. Eğer o öğrenme aşkını yakalarsanız 10-15 günde Kur’an’ı okuduğunuzu göreceksiniz. Kur’an okumanın zevkini daha iyi alabilmek için size bir önerimiz olacak: Fatiha’dan okumaya başladığınızda okuduğunuz yerlerin meallerini de okuyun. Göreceksiniz, Kur’an okumanın zevkine doyamayacaksınız.</p>
<p>Zaman / Ailem<br />
Sayı: 131<br />
Bölüm: Kur&#8217;an iklimi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/kuran-i-kerim-okumayi-ogrenmemiz-sart-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kur’an hakkında ne biliyoruz?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/kuran-hakkinda-ne-biliyoruz/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/kuran-hakkinda-ne-biliyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 14:53:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=168</guid>
		<description><![CDATA[Günümüzde pek çok düşünür, gelecek yılların Kur’an’a açık yıllar olabileceği hususunda hemen hemen ittifak halindedir. Aslında, az dikkat edildiğinde, içinde bulunduğumuz çağın, düşünce ve tasavvurlarımızın üstünde bir süratle Kur’an’a doğru kaydığı da hemen sezilebilir. Artık bugün, en âmiyâne bakışlar dahi, Kur’an’ın ne denli kâinatla içli-dışlı olduğunu sezebiliyor ve O’nun varlık adına beyanlarındaki isabeti görüyor, mesajlarındaki]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde pek çok düşünür, gelecek yılların Kur’an’a açık yıllar olabileceği hususunda hemen hemen ittifak halindedir.<br />
Aslında, az dikkat edildiğinde, içinde bulunduğumuz çağın, düşünce ve tasavvurlarımızın üstünde bir süratle Kur’an’a doğru kaydığı da hemen sezilebilir. Artık bugün, en âmiyâne bakışlar dahi, Kur’an’ın ne denli kâinatla içli-dışlı olduğunu sezebiliyor ve O’nun varlık adına beyanlarındaki isabeti görüyor,<img src="http://www.yoremizden.com/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" mce_src="http://www.yoremizden.com/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="trans Kur’an hakkında ne biliyoruz?" class="mceWPmore mceItemNoResize" title="Daha fazla..." /> mesajlarındaki güç ve nuraniyet karşısında hayret ve hayranlıktan kendilerini alamıyorlar. Bugün, bu yüce kitabın; varlığın bağrındaki sırları, tabiatın ruhundaki incelikleri zevkle mütalâa edilecek bir kitap şeklinde, ilim ve irfan erbabının gözleri önüne serdiğini, yine ilim ve hikmetle uğraşanlar söylüyorlar.<br />
Varlığı didik didik edip, onun, gaye, muhteva ve esaslarını herhangi bir tereddüte meydan vermeyecek şekilde açıklayıp ortaya koyan, bize hem bu dünya hem de öte dünya saadeti sunan vahyî menşeini koruyan biricik Allah mesajı Kur’an’dır.<br />
Kur’an-ı Kerim’le alakalı her Müslümanın bilmesi gerekli olan bazı bilgiler vardır. Şimdi bu bilgileri beraberce öğrenelim.</p>
<p>Kur’an’ın sözlük anlamı<br />
Kur’an-ı Kerim, Allahu Teâlâ’nın Cebrâil aleyhisselâm vâsıtasıyla Efendimize yirmi üç senede Arapça olarak indirdiği, bize kadar ilk nâzil olduğu şekilde tevâtürle, yani yalan söylemeleri mümkün olmayan üstün vasıflı insanların bildirmeleri ile gelen ve mushaflarda yazılı olup, okunması ile ibâdet edilen, hiçbir kimsenin bir benzerini getiremediği ve getiremeyeceği son ilâhî kitaptır.</p>
<p>Ayet ne demektir?<br />
Kur’an-ı Kerim’deki sûreleri meydana getiren cümle veya cümleciklerden her birine ayet denir.</p>
<p>Sûre nedir?<br />
Kur’an’ın ayrıldığı 114 bölümden her birine sûre denir. Bakara Sûresinden Tevbe sûresine kadar olan yedi sûreye es-Seb’ut-tıvâl (uzun sûreler), Fâtiha’ya ve âyetleri yüzden az olan sûrelere mesânî (orta), kısa sûrelere de mufassal (yâni fasıllara ayrılmış sûreler) denilmiştir. Ayrıca Mekke döneminde inen sûrelere Mekkî, Medine döneminde inen sûrelere ise Medenî sûre denilir.</p>
<p>Cüz ne demektir?<br />
Kur’an’ın yirmi sayfalık bölümlerinden her birine cüz denir. Kur’an’da toplam otuz cüz vardır.</p>
<p>Vahiy katipliği nedir?<br />
Allah Rasulü’ne gelen vahiyleri yazıya geçiren, Efendimiz’in devamlı yanında bulunan kişilere vahiy katibi denir. Sayıları 42’ye kadar yükselen bu vahiy katiplerinden bazıları şunlardır: Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Zeyd b. Sabit, Hz. Abdurrahman b. Haris.</p>
<p>Kur’an’ın inişi kaç senede tamamlandı?<br />
Miladi 610 senesinde inmeye başlayan Kur’an, yaklaşık 23 yıl sonra Miladi 632 senesinde inen Maide sûresinin üçüncü ayeti olan, “Bugün sizin dininizi kemale erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım.” ayet-i kerimesi ile tamamlandı.</p>
<p>Hâfız nedir?<br />
Kur’an-ı Kerim’in tamamını ezberleyen kimselere hafız denir. Bu tür kimseler için “Hâfız-ı Kur’ân” veya “Hâfız-ı Kelâm” ifadeleri de kullanılır.</p>
<p>Hatim nedir?<br />
Kelime manası itibariyle hatim, mühürlemek, sona erdirmek ve bitirmek anlamlarına gelmektedir. Terim manası ise Kur’an-ı Kerim’i başından sonuna kadar okuyup bitirmek demektir. Bir kimsenin Kur’an-ı Kerim’i hatmetmesi demek, Kur’an’daki 114 surenin tamamını okuyup bitirmesi demektir. Hatim, Kur’an’ı yüzünden okumak suretiyle yapılabileceği gibi ezberden okumakla da yapılabilir.</p>
<p>Kur’an kimin zamanında kitap haline getirildi?<br />
Vahiy, Efendimiz’in son günlerine kadar devam ettiği için parça parça yazıya geçirilmiş olan Kur’an, Allah Rasulü’nün sağlığında kitap haline getirilemedi. Efendimiz’den sonra halife olan Hz. Ebu Bekir bu iş için vahiy katiplerinden aynı zamanda hafız olan Zeyd b. Sabit’i görevlendirdi. Allah Rasulü’nün vefatından yaklaşık bir sene sonra miladi 633 yılında Kur’an kitap haline getirildi.</p>
<p>Mukabele nedir?<br />
Her sene Ramazan ayında Efendimiz, Cebrail (a.s) huzurunda o zamana kadar vahiy edilmiş olan Kur’an metninin tamamını okuyordu. Allah Rasulü vefat ettiği senenin Ramazanında ise Cebrail’in kendisine Kur’an’ı iki defa okuttuğunu, yani iki kere mukabele ettiklerini bildirdi. O zamandan beri Müslümanlar, Ramazan ayında Kur’an’ı mukabele halinde okumayı âdet haline getirmişlerdir.</p>
<p>[b]Ailem / Zaman<br />
ALİ DEMİREL<br />
Sayı: 131<br />
Bölüm: Kur&#8217;an iklimi[/b]</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/kuran-hakkinda-ne-biliyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an-ı Kerim, nasıl şefaatçi olur?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/kuran-i-kerim-nasil-sefaatci-olur/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/kuran-i-kerim-nasil-sefaatci-olur/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 14:51:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=166</guid>
		<description><![CDATA[Ebû Hüreyre Hazretleri’nin, Kur’an okuyanların kazanacağı mânevî derecelerle ilgili olarak Peygamber Efendimiz’den rivayet ettiği şu hadîsi şerîf, mü’min gönüllerin heyecanla tutuşmasına vesile olacak güzelliktedir: “Kıyamet gününde Kur’an-ı Kerîm gelecek ve Allah Teâlâ’ya: ‘Yâ Rabbî! Kur’an okuyan kimseyi şeref süsüyle süsle!’ diyecek; bunun üzerine Kur’an okuyan kimse şerefle süslenecek. Yine Kur’an-ı Kerîm: ‘Allah’ım! Ona şeref elbisesi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/06/kuran22.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-167" style="float: left;" title="kuran2" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/06/kuran22.jpg" alt="kuran22 Kuran ı Kerim, nasıl şefaatçi olur?" width="148" height="175" /></a>Ebû Hüreyre Hazretleri’nin, Kur’an okuyanların kazanacağı mânevî derecelerle ilgili olarak Peygamber Efendimiz’den rivayet ettiği şu hadîsi şerîf, mü’min gönüllerin heyecanla tutuşmasına vesile olacak güzelliktedir: “Kıyamet gününde Kur’an-ı Kerîm gelecek ve Allah Teâlâ’ya: ‘Yâ Rabbî! Kur’an okuyan kimseyi şeref süsüyle süsle!’ diyecek; bunun üzerine Kur’an okuyan kimse şerefle süslenecek.<span id="more-166"></span><br />
Yine Kur’an-ı Kerîm: ‘Allah’ım! Ona şeref elbisesi giydir!’ diyecek; hemen o zâta elbiselerin en değerlisi giydirilecek. Sonra Kur’an: ‘Rabb’im! Ona şeref tacı giydir!’ diye niyâz edecek; o kimseye şeref tacı giydirilecek. Sonunda Kur’an-ı Kerîm: ‘Yâ Rabbî! O kulundan razı ve hoşnut ol! Senin hoşnutluğundan üstün bir şey yoktur.’ diyerek Kur’an okuyan kimseyi mânevî mertebelerin en yükseğine ulaştıracak (Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’an 18; Dârimî, Fezâilü’l-Kur’an 1). Yüce Kitab’ımızın, kendisini okuyanlara kazandırdığı güzelliklerin haddi hesabı yoktur. Mahşerde, güneşin tepeye dikildiği, herkesin kan ter içinde çırpındığı o dehşetli saatlerde, Kur’an’ın, kendisini okuyan ve buyruklarına göre yaşayan kimselere sağlayacağı büyük imkândan söz eden Efendimiz (sas) şöyle buyuruyor: “Kıyamet gününde, Kur’an-ı Kerîm ile Onun buyruklarını tutup yasaklarından kaçan mü’minler ortaya getirilecekler. Kur’an’ın önünde en uzun iki sûresi, Bakara ile Âl-i İmrân bulunacak. O sırada bu iki sûre, iki bulut gibi görünecek veya aralarında bir nur bulunan iki siyah gölgeliği andıracaklar, yahut bu iki sûre, kıyamet gününde sahiplerini savunmak üzere saf bağlayıp kanat germiş iki kuş sürüsü gibi gelecekler.” (Müslim, Müsâfirîn 253; Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’an 5). Herkesin bir kurtarıcı beklediği mahşerin o dayanılmaz vakitlerinde Kur’an-ı Kerîm’in bir şefaatçi olarak ortaya çıkması ve kendisini okuyup ona göre yaşayanların elinden tutması, Allah’ım, ne güzel bir imkândır.</p>
<p>Kur’an öğrenmeyi geciktirmeyin!</p>
<p>Soru: “Önce, hayatımı düzelteyim, sonra Kur’an-ı Kerim’i öğrenirim diyorum. Bu doğru bir düşünce mi?”</p>
<p>Kur’an öğrenmeme yönündeki bu tarz mazeretleri nefis ve şeytan fısıldıyor. Halbuki yaşantımız ayrı, Kur’an-ı Kerim öğrenmek ayrı bir şeydir. Belki çevremiz bunu yadırgayacaktır; ama önemli olan çevremiz değil bizim Allah’la (cc) olan irtibatımızdır. Yarına çıkacak garantimiz var mı?</p>
<p>[b]Zaman / Ailem<br />
SEÇKİN SEZGİN<br />
Sayı: 185<br />
Bölüm: Kur&#8217;an iklimi<br />
[/b]</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/kuran-i-kerim-nasil-sefaatci-olur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

