<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Taka &#187; Kişisel Gelişim</title>
	<atom:link href="http://www.yoremizden.com/tag/kisisel-gelisim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yoremizden.com</link>
	<description>Karadeniz ve Trabzon kültürünü yaşatma ve sevdirme sitesi...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 10:21:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	
		<item>
		<title>Prof. Dr. Mehmet Emin Ay &#8211; Ailede İletişim Yokluğu</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/prof-dr-mehmet-emin-ay-ailede-iletisim-yoklugu/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/prof-dr-mehmet-emin-ay-ailede-iletisim-yoklugu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Aug 2008 07:54:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[İletişim]]></category>
		<category><![CDATA[islamic university of rotterdam]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Emin Ay]]></category>
		<category><![CDATA[Rotterdam İslam Üniversitesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=930</guid>
		<description><![CDATA[Prof. Dr. Mehmet Emín Ay &#8211; Ailede uyusamama ve anlasamamanin temelinde var olan gerçek: Iletisim yoklugu, Rotterdam İslam Üniversitesi Konferansı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><object classid="clsid:6bf52a52-394a-11d3-b153-00c04f79faa6" width="425" height="350" codebase="http://activex.microsoft.com/activex/controls/mplayer/en/nsmp2inf.cab#Version=5,1,52,701"><param name="autostart" value="false" /><param name="url" value="http://www.iurtv.nl/tr/58/100kbpsProf.%20Dr.%20Mehmet%20Em%C3%ADn%20Ay.wmv" /><embed type="application/x-mplayer2" width="425" height="350" src="http://www.iurtv.nl/tr/58/100kbpsProf.%20Dr.%20Mehmet%20Em%C3%ADn%20Ay.wmv" autostart="false"></embed></object><br />
<strong>Prof. Dr. Mehmet Emín Ay &#8211; Ailede uyusamama ve anlasamamanin temelinde var olan gerçek: Iletisim yoklugu, Rotterdam İslam Üniversitesi Konferansı</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/prof-dr-mehmet-emin-ay-ailede-iletisim-yoklugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
<enclosure url="http://www.iurtv.nl/tr/58/100kbpsProf.%20Dr.%20Mehmet%20Em%C3%ADn%20Ay.wmv" length="50977836" type="video/x-ms-wmv" />
		</item>
		<item>
		<title>İnsan İlişkilerinde En Güçlü Duygu: Güven</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/insan-iliskilerinde-en-guclu-duygu-guven/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/insan-iliskilerinde-en-guclu-duygu-guven/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Aug 2008 10:16:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Güven]]></category>
		<category><![CDATA[Harun Avcı]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[Sızıntı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=584</guid>
		<description><![CDATA[Kodak firmasının kurucusu Eastman, basit bir film makinesi ile 1935&#8242;li yıllarda Afrika&#8217;daki vahşi hayvanların fotograflarını çok yakından çeker ve daha sonra bunları evinde yakın dostlarına gösterir. Hayvanların bu kadar yakından filme alınmış olmasının heyecanıyla içlerinden birisi dayanamaz; &#8220;Aziz dostum, bu işi nasıl becerdin?&#8221; diye sorar. O da cevaben; &#8220;Yanıma güvendiğim bir avcı aldım. Makinenin 10]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/08/insan2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-585" title="insan" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/08/insan-150x150.jpg" alt="insan 150x150 İnsan İlişkilerinde En Güçlü Duygu: Güven" width="150" height="150" /></a>Kodak firmasının kurucusu Eastman, basit bir film makinesi ile 1935&#8242;li yıllarda Afrika&#8217;daki vahşi hayvanların fotograflarını çok yakından çeker ve daha sonra bunları evinde yakın dostlarına gösterir. Hayvanların bu kadar yakından filme alınmış olmasının heyecanıyla içlerinden birisi dayanamaz; &#8220;Aziz dostum, bu işi nasıl becerdin?&#8221; diye sorar. O da cevaben; &#8220;Yanıma güvendiğim bir avcı aldım. <span id="more-584"></span>Makinenin 10 metre kadar önüne hayalî bir çizgi çizdim. Avcıya, ben film çekerken herhangi bir hayvan bu çizgiyi geçme teşebbüsünde bulunursa derhal vur, dedim&#8221; der. İzleyiciler şaşırır ve hep bir ağızdan; &#8216;insan bu kadar tehlikeli bir işe nasıl teşebbüs edebilir, ya avcı vurmasaydı?&#8217; diye sorduklarında, &#8220;Dostlarım, hayatta başarılı olmak istiyorsanız, birlikte çalıştığınız insanlara güvenmeyi öğrenmelisiniz&#8221; der.<br />
Günlük hayatta temas içinde olduğumuz değişik kişiler vardır. Kimisiyle ticarî ilişki, kimisiyle birlikte çalışma, kimisiyle sadece selâmlaşıp geçme veya ayak üstü bir konuşma şeklinde sürer bu münasebetlerimiz. Bazı kimselerle ise dertlerimizi, sevinç, endişe ve hasretlerimizi paylaşırız. Hayat onlarla daha tatlı, daha mânâlı hâle gelir. İç dünyamızı açabildiğimiz bu insanlar doğrularımızı ve yanlışlarımızı, iyi ve kötü yönlerimizi dostça söylerler yüzümüze karşı. Hayâllerimizi, isteklerimizi, daha doğrusu kendimizi gerçekleştiririz onlar sayesinde. Ve onların yanında &#8220;gerçek ben&#8221; oluruz. Dostluğu, arkadaşlığı, kardeşliği, sırdaşlığı onlarla yaşarız. Gerçek dostluk ve arkadaşlıklar yılların geçmesiyle, insanların birbirini tanıması ve tartmasıyla, güven duygusuyla kurulur. Güveni sarsmadan bu güzel münasebetleri hayat boyu sürdürmek gerçekten zordur. Güven sarsılınca bütün ilişkiler bir anda yıkılır; yere düşen cam misali paramparça olur. Çünkü emniyet hissi insanları birbirine bağlayan, alâkalarını geliştiren bir yapıştırıcıdır. Eşler arasında, çocuklarla ebeveyn arasında, işverenle çalışanlar, yönetilenlerle yöneticiler arasında, devlet ile fertler arasında ve kurumlar arasında güven olmadığı zaman hiçbir iş iyi gitmez. Bu durumda insan potansiyelini kullanamaz, güzel duygularını sergileyemez, yapabileceklerini yapamaz, yenilikleri deneyemez, ilişkiler mekanikleşir, hayat robotlaşır, maddî-manevî kazanç yolları kapanır. Güven duygusu olmayan bir aile düşünün; anne-baba birbirine, çocuklar ebeveyne güvenmiyor, aynı çatı altında olmalarına rağmen kimse niyetini, yapacaklarını çeşitli endişelerle açıkça söyleyemiyor. Orada ailenin hangi ferdinin düşüncesi, sevinci, acısı veya derdi paylaşılır? Kim gerçek duygusunu açıklar ve kim dürüst olur? Bu ailede olsa olsa, utanca boğulmuş, kendine güveni olmayan, sevgiden mahrum çocuklar; birbirini yiyip bitiren, kendi menfaati için diğerini istismar eden, kızgın, bunalmış, yorgun eşler olur.</p>
<p>Duygu ve düşüncelerini, ideallerini, hayallerini, güçlü ve zayıf yanlarını açıkça ortaya koyabilme ve bundan zarar görmeme güvencesine sahip fertlerden oluşan bir ailede ise bunların tam tersi olur. Orada anlayış, sevgi, hoşgörü ve şefkat esintileri hâkimdir; acılar, sevinçler, endişeler hep birlikte paylaşılır; hayâl ve özlemler birlikte gerçekleştirilmeye çalışılır.</p>
<p>Emniyet duygusu nasıl sağlanır? İnsanlar kime güvenir? Malını, canını, namusunu gönül rahatlığı ile kime emanet edebilir? Niçin herkes emin insan değildir? Onlar ailede, toplumda ve iş dünyasında güvenin önemini mi bilmezler, yoksa güvenilir olmak işlerine mi gelmez? Ya da güvenilir olmanın nasıl gerçekleşeceğini mi bilmezler?</p>
<p>Güven duygusunun önemi hakkında şimdiye kadar çok şey söylenmiştir. Peygamberimiz (sas); &#8220;Hakiki mümin odur ki, insanlar malları ve canları hususunda emniyet içindedirler&#8221; diyerek emniyetin, güvenin önemini belirtirken; güven insanının altı vasfını da bildirmektedir. &#8220;Siz bana altı meselede söz verin, ben de size cenneti tekeffül edeyim: Konuşurken doğru konuşun, vadettiğinizi yerine getirin, emanette emin olun, iffetli olun, gözlerinizi harama karşı koruyun ve ellerinizi başkalarına zarar vermekten uzak tutun.&#8221; Bugünkü ölçülerle de tarttığımız zaman, bu vasıflara sahip insanların güvenilir insanlar olduğunu görebiliriz. İnsanın karekterinde mütevazılık sadakat, hoşgörü, hakkaniyet, cesaret, sabır, çalışkanlık, sadelik gibi üstün vasıflar varsa, bunlar insanda güven uyandırır. Ancak insanlarla iyi bir diyalog kurulabilmesi için, sadece böyle bir karektere sahip olmak yeterli değildir. Duygu ve düşüncelerimizi onlara rahatça açabilmemiz ve böylece hayatımızdaki zorlukları aşmamız için, insanlarla kolay diyalog ve münasebet kurabilme maharetine de sahip olmak gerekir. Karekteri zayıf olanlar ise, bu ustalığa sahip olsalar bile hayatta başarılı olamayacak, yapmacık hareketleri mutlaka açığa çıkacaktır.</p>
<p>Güven İçin Açık İletişim<br />
Ailede olduğu gibi aile dışı fertler arasında da güzel ilişkilerin kurulabilmesi için, kişilerin duygu ve düşüncelerini açabilme güvencesinin olması gerekir. Bir kimseye kendini tanıtma ve kendini açma ölçüsüyle o kişiyle olan yakınlık, samimiyet ve güven derecesi arasında yakın bir alâka vardır. Şüphesiz karşılaştığımız her kişiye duygu ve düşüncelerimizi açamayız. Bu durum tavsiye de edilmez. Kendini açmak ancak güven duyulan kişiye yapılır. Bir insanın karşısındakine güven duyabilmesi ise zaman içinde gerçekleşir. Kendini açan kişi karşısındakine güven verir ve karşılığında &#8220;sana güveniyorum&#8221; mesajını alır. Güven duyulan kişi kendini daha da açar, böylece daha derin ve yakın bir münasebet doğar. İnsan kendini kapadıkça, karşısındakini de kapanmaya zorlayan bir fâsid daire oluşturur. Kuşkusuz her zaman açık iletişim yapılamaz. Açık iletişimin riskleri de vardır, ama insan sürekli içe kapanık yaşayamaz, yaşasa bile gelişemez, büyük bir yalnızlığa düşer. Açık iletişim her zaman karşıdakinden beklenmemeli ve başkalarının açık iletişimde bulunmasına bağımlı olmamalıdır. Açık olmak için risk göze alınmalıdır. Çünkü hayattaki bütün başarılar, az çok riskli davranışlara dayanır. Açık olur, karşımızdakine güvenir ve değer verirsek o da bize açık olur, güven duyar ve değer verir. Kişinin gerçekleri öğrenmesi, kendini geliştirmesi ve düşündüklerini gerçekleştirmesi yönünde atılan adımlar açık olma riskini kabullenmeye bağlıdır. Açık iletişim lider ve yöneticiler için de çok önemlidir.</p>
<p>İyi lider, hiçbir küçük grubun, herşeyin cevabını bilemeyeceği düsturuna inanır. Yönetim dışında çalışanların da zengin bir bilgisi olduğunu, onların zekâ bakımından daha geri olmadığını, kendilerinin ise bir eğitim fırsatı yakaladıkları için o makamda olduklarını düşünür. Bu yüzden lider, tabandaki bilgi zenginliğiyle sürekli temas halinde olmak ister. Gâyesi sadece onlara birşeyler öğretmek değil, işlerini daha iyi yapmalarına nasıl yardımcı olabileceğini sormak ve gerçekte neler olup bittiğini öğrenmektir. Lider herşeyi kapalı kapılar ardında değil; açıkça ortaya koyup tartışarak; hedeflerini, endişelerini ve ihtiyaçlarını dile getirerek tabandan yukarıya doğru iletişim kurulmasını ve bilgi akmasını sağlar. Böylece insanlar yaptıkları işe değer verildiğini görür. Kim önemsenmek istemez ki? Kim kendisine özen gösterilmesini, söyledikleriyle ilgilenilmesini istemez ki? Tabana inmeyen, onlarla açık iletişim kurmayan lider, insanlara önemli olduklarını, onların fikirlerine değer verdiğini nasıl anlatabilir ve onların desteğini nasıl arkasında bulabilir? İnsanlar kendilerine değer veren, fikirleriyle ilgilenen lider ve yöneticiye güven duyar, onu hayal kırıklığına uğratmak istemezler.</p>
<p>Türkiye 2001 yılı Ocak ayında acı bir olay yaşadı. Daha önce faili meçhul cinayetlerin işlendiği, vatandaşın devlet adamından uzak durduğu, belki kendini yeterince güvende hissetmediği Diyarbakır&#8217;da, emniyet müdürü hunharca öldürüldü. Ertesi gün Valilik önünde cenaze töreni yapılacaktı. Çeşitli semtlerden gruplar halinde harekete geçen halk, sabahın erken saatlerinde on binlerce kişilik bir kalabalık halinde tören alanında toplandı. Onlar ölen emniyet müdürleri için ağlıyor, babalarını kaybetmiş gibi üzülüyorlardı. Ne değişmişti de halk bu devlet adamına sahip çıkıyordu? Ne idi onu &#8220;sevilen müdür&#8221; yapan? O ne yapmış da kazanmıştı insanları? Kendisi şunları söylüyor, ölümünden önce yapılan bir röportajın satır aralarında: &#8220;Vatandaşla bire bir temas kurduk. Sosyal ve sportif faaliyetlerde yanında olduk.&#8221; Ve devam ediyor, &#8220;Herkesi dinlerim. Herkesle konuşurum. Bakkal Atilla&#8217;nın yanına giderim, o müsait değilse, bakkal Ahmet&#8217;e uğrarım. Şuradaki bakkalın gösterdiği samimiyet, dünyanın en güzel samimiyetidir. Yani ben halkın yanındayım. Bana görev verilirken deniyor ki, git Diyarbakır&#8217;daki insanın malını, canını, ırzını koru. Görevimiz bu. Emniyet müdürü olmak bir şey değil. Hepimiz insanız. Biz keyfî muamele yapamayız. İnsanların sevgiye, saygıya ihtiyacı var. Diyarbakır eğer bana saygı duyuyorsa ve ben ona sevgi saygı duyuyorsam yapılacak bir şey yok. İnsanların da Diyarbakır&#8217;da aradığı şey bu.&#8221;</p>
<p>İşte güven sağlamanın sırrı budur. İnsanlarla iç içe olmak. Bire bir münasebet kurmak. Makamını ve rütbesini bir ayrıcalık; insanlardan uzak durma, onları hor görme, hiçe sayma, itip kakalama ve dikkate almama vesilesi yapmamak. Kendini insanlardan bir insan olarak görmek. Yaşı, cinsiyeti, ırkı ne olursa olsun.. herkese sevgi, saygı, şefkat ve samimiyetle muamele etmek. Hz. Ali ne güzel demiş: &#8220;İnsanlar içinde bir insan ol.&#8221;</p>
<p>İster devlet kademelerindeki yöneticiler, ister kâr etmeyi hedefleyen şirketin yöneticileri veya insanların gönlünü kazanmak isteyen bir hareketin mensupları olsun; bu sırra ters hareket ettikleri zaman güven ortadan kalkar, anarşi başlar, kârlılık azalıp ekonomik çöküntüye girilir, insanlar arasında tedirginlik yaygınlaşır ve herkes birbirine şüpheyle bakar. Böyle bir ortamda elbette insanca bir hayat olmaz ve hiçbir hedef gerçekleşemez. Ama bu sırrı yakaladığınızda insanlar yolunu bulmuş ırmak gibi, hiçbir zorlama olmadan hedefe doğru kendiliğinden akar gider. İşte gerçek başarı o zaman elde edilir.</p>
<p>Kendinizi ve İşi Paylaşmak Güveni Artırır<br />
İnsanlarla sıradan olan temasların güçlü tutulması, güveni artırıcı bir davranıştır. Belki bazı yöneticiler, personeliyle arkadaşlık kurmamayı bir prensip olarak benimseyebilirler. Bunlar sahip olunan gücün gösterişine, şatafatına ve prestijine takılıp kalırlar. Kendi kusurlarını gözden kaçırırlar. Unvan ve makamın sağladığı gücü elde tutmak isterler. Böylece çalıştıkları insanlardan daha da koparlar. Açık ve gerçekçi olanlar, yanında çalışanlardan aynı karşılığı görür. İnsanların eşit yaratıldığı inancına sahip olanlar, sıradan işlerde başkalarıyla daha rahat münasebet kurar ve kendi düşüncelerini, işini, görevlerini başkasıyla daha rahat paylaşır.</p>
<p>Kafanızdan geçen düşünce ve fikirleri bir bütünlük içinde açıklama mütevazılığını gösterebilirseniz, sizi daha iyi anlayacaklardır. Tıpkı bir işletmenin genel müdürünün her çalışana şirketin bütününü finansal konular dahil öğretmesi ve bütünün başarısı için mümkün olduğu kadar sorumluluk üstlenmeleri konusunda motive ederek çalışanları işverene dönüştürmeyi başarması gibi.</p>
<p>Kendinize ve Başkalarına Kulak Verin<br />
Dinlemesini bilen birçok meseleyi çok daha kolay çözebilir. Dinleme sabrı olan birisi bu maharetini kullanarak başkalarıyla daha rahat diyalog kurabilir. Dinleyerek daha fazla şey öğrenebilir, yeni fırsatlar yakalar, kavrama derinleşir, farklı bakış açıları açıklık kazanır, problemlere yeni çözüm yolları bulunur.</p>
<p>İnsan kendisini dinlerse, kendisini daha derinlemesine anlar. Kim olduğunu ve neler yaşadığını bilen, öbür insanları daha kolay anlar ve onların bakış açılarını daha kolay görür. Değişik ruh hallerimizi ve duygularımızı dinlemeyi öğrenirsek, kendimizin daha çok farkına varırız. Güçlü ve zayıf yanlarımızın farkına varırız. Bunlar insana daha geniş bir bakış açısı kazandırdığından, başkalarının bakış açılarını kavramamıza yardımcı olur. Dinlemek, bir kişiye önemli olduğunu anlatır; karşıdaki ile ilgilendiğini göstermenin yanı sıra, onun hayal kırıklıklarını vaktinden önce görebilmeyi ve onu önlemeyi sağlar. Etrafınızdakileri sadece bir çalışan, bir memur veya sıradan bir vatandaş değil, insan olarak görmek, onun arzu, istek ve beklentilerini dikkate alarak davranmak gerekir.</p>
<p>İnsanların duygularını sezmeye çalışın. Bu konuda kendinize güveninizi arttırın. İlişkilerin kırılganlığını ve insanlar açısından taşıdığı önemi anlayın. Bu münasebetleri kurmanın ne kadar güç olduğunu, ilişkilerin örselenmesinin ise ne kadar kolay olduğunu bilin. Kendinize ve başkalarına kulak verin.</p>
<p>Tahmin Edilebilir Olun<br />
Karmaşık bir dünyada tutarlı ve tahmin edilebilir olmak, birlikte olduğu insanların kendilerini güvende hissetmelerine yardımcı olur. Ayaklarının altındaki zeminin kaymayacağından emin olan yeni fikirlere açık olur, risk almaktan korkmaz. Sağlam ve tahmin edilebilir olmak, insanların güvenle bir arada çalışmalarını, risk almalarını ve kendilerini ortaya koymalarını sağlar. Birlikte çalıştığınız insanların sizin ne düşündüğünüzü, o düşünceyle nereye yöneldiğinizi anlamalarını sağlayın. Her gün yön değiştirmeyeceğiniz, boy gösteren her yeni şeye kapılmayacağınızı bilirlerse, bu onlara rahatlık hissi verir, güven duygusu sağlar. Kestirilebilirlik, her durumda aynı kişi olmakla ilgilidir; insanlar sizin nasıl bir cevap vereceğinizi tahmin edebilirler. Doğruyu söylemekten korkmayın! Hep aynı mesajı verin; insanlardan ne beklediğinizi kesin olarak belirtin. İnsanlar kendilerini güvenli hissederse, canla başla çalışırlar ve o zaman yapamayacakları bir şey yoktur.</p>
<p>Prof.Dr. Harun AVCI<br />
<span class="renk060686">SIZINTI Mayıs 2001 </span><span class="renk051081">Yıl :</span><span class="renk060686">23</span><span class="renk051081"> Sayı :</span><span class="renk060686">268</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/insan-iliskilerinde-en-guclu-duygu-guven/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Değişen Kültür ve Aile İçi Sesleniş</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/degisen-kultur-ve-aile-ici-seslenis/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/degisen-kultur-ve-aile-ici-seslenis/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Aug 2008 15:21:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe İzci]]></category>
		<category><![CDATA[Semerkand]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Kültürü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=556</guid>
		<description><![CDATA[Toplum ve kullandığı dil arasında da karşılıklı bir etkileşim vardır. Yani toplumda bir değişiklik meydana geldiği zaman dilde de bir değişim yaşanır. Bunun gibi dilde meydana gelen bir değişiklik de toplumu etkiler ve onu değiştirir. Bu değişimden ev hayatımız da ciddi şekilde etkilenir. Dil, bir medeniyetin meydana gelmesinde çok önemli bir unsur ve toplumların kültürü,]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/08/kultur2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-557" title="kultur" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/08/kultur-150x150.jpg" alt="kultur 150x150 Değişen Kültür ve Aile İçi Sesleniş" width="150" height="150" /></a>Toplum ve kullandığı dil arasında da karşılıklı bir etkileşim vardır. Yani toplumda bir değişiklik meydana geldiği zaman dilde de bir değişim yaşanır. Bunun gibi dilde meydana gelen bir değişiklik de toplumu etkiler ve onu değiştirir. Bu değişimden ev hayatımız da ciddi şekilde etkilenir.<span id="more-556"></span></p>
<p>Dil, bir medeniyetin meydana gelmesinde çok önemli bir unsur ve toplumların kültürü, yaşayışı, inanç ve ahlâkıyla son derece irtibatlı. Yani bir toplumun konuşurken, kendini ifade ederken kullandığı dil o toplumun nelere sahip olduğu ya da olmadığı hakkında oldukça bilgi vericidir. Bu durum bireyler için de geçerli.</p>
<p><strong>Teknolojinin Evimize Taşıdıkları</strong></p>
<p>Bilhassa son dönemde teknolojide ulaşılan düzey, kitle iletişim araçlarının, televizyon ve internetin neredeyse her eve girmesiyle dilimiz yoğun bir etki altında kaldı. Konuştuğumuz dil, ifade tarzımız değişmeye başladı. Bu durum yalnızca toplumun bir kesiminde değil en ücra köşelerinde dahi görülebiliyor artık.</p>
<p>Biz bu değişimin olumlu olmadığı kanaatindeyiz. Çünkü değişen şey, her devirde görülebilen dede ile torun arasındaki lisan farkından ibaret değil. Bir gelişmeye yol açmıyor. Aksine, bir bozulma yaşıyoruz ve artık elimizde ne kaldıysa sahip olduğumuz değerleri de kaybettirme riskine sahip. Bu nedenle dilin yozlaşmaması için, kullandığımız kelimelere, hitap tarzlarımıza dikkat etmek hepimizin sorumluluğu.</p>
<p>Bu noktada en azından bize düşen görev aile içinde, yakın çevremizde doğru bir dille iletişim kurmak. Bunu basit görmemek gerekiyor. Göl damlalardan oluşur. Artık gölün temiz, güzel bir göl olup olmayacağı bizim bırakacağımız damlalara bağlı olacak.</p>
<p>Uzun zamandır izini kaybettiğim bir arkadaşımın telefon numarası geçenlerde tesadüfen elime geçti. Yılların özlemiyle ona sürpriz yapayım istedim. Heyecanla telefonun numaralarını tuşladım. Az sonra arkadaşımın telefonu &#8220;Seni çok çok özledim arkadaşım eşek&#8221; melodisi eşliğinde çalmaya başladı.</p>
<p>Ne hissetmiş olabilirim? Aslında o ezgi benim de hoşuma giderdi. Ama bir konuşmaya başlarken kullanılacağı aklıma gelmemişti. Doğrusu telefonumun diğer ucundaki gerçekten bir eşek bile olsa ben yine onu böyle karşılamak istemezdim.</p>
<p>Aslında çok iyi niyetli biridir, bundan eminim. Sadece muziplik yaptığını zannediyordur. Fakat insanlara nasıl hitap ediyorsanız onlardan size dönecek olan da aynı türden bir şeydir. Gariptir ki başlatılan eğer işe yaramaz, kötü bir şey ise kısa sürede salgına dönüşüyor.</p>
<p><strong>Çocuğa Seslenirken</strong></p>
<p>Annelerin hitap dağarcığında sıklıkla rastlanır oldu, çocuklarına &#8220;erkeğim, sevgilim, aşkım&#8221; gibi sözlerle hitap ediyorlar. Babalar da güzel kızım demek yerine kısaca &#8220;güzelim&#8221; diyorlar.</p>
<p>Ve ben merak ediyorum: Dede Korkut Masalları&#8217;nda yer alan ak pürçekli hatun kişi, evladını az mı seviyordu ki ona &#8220;Oğul! Oğul! Can oğul!&#8221; diye sesleniyordu. Bu hatun kişilerin yetiştirdiği nesiller eğlence olsun diye mi türkü yakarken bile &#8220;İki büyük nimetim var / Biri anam biri yarim / İkisine de hürmetim var / Biri anam biri yarim&#8221; diyerek saza-söze düzen vermişler.</p>
<p><strong>Eşlerin Arasına Giren Kelimeler</strong></p>
<p>Topluca bir özeleştiri yapmamız gerekse, bugün eşler arasındaki hitap şekilleri de muhabbet ve saygıdan yana körelmiş bir intiba uyandırıyor. Bunun için köylü-kentli, okumuş-okumamış ayırımı yapmak yersiz olur. Ziyadesiyle manevi eğitimle, dinî terbiyeyle ilgili bir mevzudur bu. Görünen manzaramız, ruhsuzlaştığımızı, bir takım erdem ve incelikleri bozuk para gibi harcadığımızı, hassasiyetlerimizi yitirdiğimizi veya önemsemediğimizi ele veriyor.</p>
<p>Mesela aile reisinin, babanın, eve getirdiği kazancına göre &#8220;bizim herif&#8221; veya &#8220;filan bey&#8221; muamelesi görmesi müslüman aileye hiç yakışmıyor. Yine erkeklerin kazançları arttıkça burunlarını havaya dikip, evdeki vefakâr eşine küçültücü davranmak ve aşağılayıcı hitaplar kullanmak hiç yakışık almıyor. Bilhassa öfke anlarda kullanılan sözlere değinmek bile istemem. &#8220;El yaresi geçer, dil yaresi geçmez&#8221; demişler. Peki, çocuklarımıza kızdığımızda dilimize geliveren sözlere ne demeli.</p>
<p>Öfke ile o iflah olmaz intizar sözlerini, bedduaları hanımlar hemencecik su gibi dillerinden döktürüveriyorlar. İyi ki tevbe var, yoksa çocuklar da anaları da iflah olamazdı.</p>
<p>Kızarken bile edeplice sözlerle kendimizi ifade etmeye özen göstersek daha iyi olmaz mı? &#8220;Hayâ imandandır.&#8221; hadis-i şerifini hep hatırda tutmaya gayret edelim. &#8220;Hayâ&#8221;. Bu kısacık kelime öylesine bir derinliğe ve kapsama sahip ki, imanın bir göstergesi olduğu bize bizzat Rasulullah Efendimiz tarafından bildiriliyor.</p>
<p>Kendine saygısı olan başkalarına da saygı gösterir. Başkalarından saygı bekleyen önce kendisi saygılı olabilmeyi başarmalıdır. Karşıdaki kişi takdir etsin veya etmesin, layık olsun veya olmasın, &#8220;eşref-i mahlukat&#8221; oluşuna binaen saygıda kusur etmemek, kendi özsaygımızın yansımasıdır. Hayâ ve edep müslüman kimliğinin temel vasıflarındandır.</p>
<p><strong>Büyükleri Hitapla Küçültmek</strong></p>
<p>Parkta oynayan çocukları seyrediyordum. 5-6 yaşlarındaki erkek çocuk, annesine &#8220;Hey anne, dostum!&#8221; diye seslenerek su istedi. Belli ki çizgi film karakterlerinden etkileniyorlar. Abla ve ağabey sıfatlarını hiç kullanmayan çocuklar, büyüğe saygıyı küçüğe şefkati güç öğrenir.</p>
<p>Bizim kültürümüzle geleneğimizle hiçbir münasebeti bulunmamasına rağmen, küçük çocukların aile büyüklerine adlarıyla hitap etmesi hoşa gidiyor ve göz yumuluyor.</p>
<p>İşyerinde statüsü ne olursa olsun isimlere ilave edilen saygı ifadeleri vardır, &#8220;bey&#8221; &#8220;hanım&#8221; &#8220;efendi&#8221; gibi.. Ancak evden içeri girince, hanımlar kocalarına göbek adını kendisi koymuş gibi hitap ediyor. Dahası, misafirlerinin yanında bile ona sadece adıyla hitap ederek sanki onu eleman konumuna düşürüyor ve aslında samimiyetini değil, seviyesizliğini ortaya döküyor.</p>
<p>Osmanlı kadınının torunlarıyız ama tırnağı kadar olabiliyor muyuz? Onlar kocalarına adı ile seslendiğinde cennetten bir ağaç kuruduğuna inanırmış. Neden? Tabii ki dilini saygılı sevgili ifadelere alıştırabilmek için. Aynı hassasiyeti eşlerimizden beklemek elbette bizim de hakkımız. Tek taraflı yaklaşımdan yana olamayız. İnsan kendini hanesinde değerli hissedebilmeli. Aksi takdirde evine gelirken ya ayakları geri geri gider ya da evden kaçmak ister.</p>
<p><strong>Kısaltma İsimde mi Saygıda mı?</strong></p>
<p>Bir de beyinin adını tam olarak söyleme zahmetinde bulunmayanlara bile rastlanıyor. Güzel isimlerle dalga geçercesine kısaltmalar yapılıyor veya hoş olmayan lakaplar takılıyor. Fatıma&#8217;yı Fatoş&#8217;a, Eda&#8217;yı Edoş&#8217;a, Abdullah&#8217;ı Aptuş&#8217;a, Mustafa&#8217;yı Musti&#8217;ye çevirmek art düşünce ile yapılmıyor olsa da nihayetinde seviye ve saygı sorununa işaret ediyor.</p>
<p>Çocuklara de iki üç isim birden verip sonra kısaltma hastalığı var. Genç kız kendini şöyle tanıtıyor: Benim adım Rukiye, kısaca bana Rukiş diyebilirsiniz. Tam bir taklittir bu. Bazı dizilerde, filmlerde kötülenen veya aşağılanan karakterler en yakın aile bireylerine lakap olarak reva görülebiliyor. Mesela Şaban, isim midir, lakap mıdır?</p>
<p>Sözün özü, dilimize ve aile mahremiyetimize gösterdiğimiz itina, aslında dinî hassasiyetimizin bir yansımasıdır. Sohbetlerimizde birbirimize güzel örnekler sunalım. Hanelerimizi şöyle bir gözden geçirerek hata ve eksiklerimiz var ise telafi etmeye çalışalım. İmkanlarımız sınırlı, kültürel alt yapımız farklı olabilir. Gerçekte bunların hiç biri aile içi muhabbetin kurulmasında ve güzel bir seviye tutturulmasında aşılmaz engeller değildir.</p>
<p>Çok güzel örneklerimiz de var. Onlara sadece imrenmek yerine onlar gibi olmaya çabalayalım.</p>
<blockquote><p>Karşıdaki kişi takdir etsin veya etmesin, layık olsun veya olmasın, &#8220;eşref-i mahlukat&#8221; oluşuna binaen saygıda kusur etmemek, kendi özsaygımızın yansımasıdır.</p>
<p><a title="Ayşe İZCİ tarafından yazılan yazılar" href="http://www.semerkanddergisi.com/?author=19"><span style="font-size: small; color: #00abbd; background-color: #eef5e1;">Ayşe İZCİ</span></a><span style="font-size: small; background-color: #eef5e1;"> • Semerkand Dergisi Nisan 2008</span></p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/degisen-kultur-ve-aile-ici-seslenis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aile çok önemli bir kurum, peki ama kimler asla evlenmemeli?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/aile-cok-onemli-bir-kurum-peki-ama-kimler-asla-evlenmemeli/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/aile-cok-onemli-bir-kurum-peki-ama-kimler-asla-evlenmemeli/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Aug 2008 06:27:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Gülay Atasoy]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=521</guid>
		<description><![CDATA[Evlilik kişiye sorumluluklar yükleyen önemli bir müessese. Evliliğe niyet eden kişinin birçok şeyden fedakârlık yapması gerekiyor. &#8216;Ben sorumsuzca bildiğim gibi yaşarım&#8217; diyerek evlenenler, eşlerine bir ömür boyu ızdırap çektiriyor. Her genç, belirli bir yaşa geldikten sonra evlenmek ister. Düşler görülür, hayaller kurulur. Mutluluk kapıda hazır sanılarak beklenir. Beyaz atlı prens ve prenses için dualar edilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/08/aile3.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-522" title="aile" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/08/aile-150x150.jpg" alt="aile 150x150 Aile çok önemli bir kurum, peki ama kimler asla evlenmemeli?" width="150" height="150" /></a>Evlilik kişiye sorumluluklar yükleyen önemli bir müessese. Evliliğe niyet eden kişinin birçok şeyden fedakârlık yapması gerekiyor. &#8216;Ben sorumsuzca bildiğim gibi yaşarım&#8217; diyerek evlenenler, eşlerine bir ömür boyu ızdırap çektiriyor.</p>
<p>Her genç, belirli bir yaşa geldikten sonra evlenmek ister. Düşler görülür, hayaller kurulur. Mutluluk kapıda hazır sanılarak beklenir. Beyaz atlı prens ve prenses için dualar edilir. Talih kuşunun konması için gözler yukarılara çevrilir. <span id="more-521"></span>Oysa, evlilikteki mutluluk ne prensin beyaz atında ne de talih kuşunun kanatları altındadır. O, gencin ruh bedenine uygun elbisenin etekleri arasındadır. İnsan bedeni, giydiği elbisenin içinde rahat etmek ister. Şayet elbise bedenine uymaz, dar veya bol gelirse hemen çıkarır. Mesela, kutuplardaki bir insan altın sırmalarla işlenmiş elbiseyi güzelliğine aldanarak giyse bir müddet sonra çıkarıp atar. Ne kadar eski de olsa kürkünü giyer. Çölde yaşayan insan da sıcaktan bunaldığı için lime lime olan ince elbisesini kürke tercih eder.</p>
<p>Kimileri mükemmel birisiyle evlenir. Fakat ruh bedenine dar veya bol gelir. Rahat edemediğinden &#8220;eş&#8221; denilen elbiseyi çıkarıp atar. Günümüzde ruh bedenine uygun olmayan elbiseler giyildiği, &#8220;kalbe mukabil kalp&#8221; seçilmediği için boşanmalar bu denli artmıştır.</p>
<p>Kimler evlilik elbisesi giymemeli?</p>
<p>Meslek âşıkları: Bu kişilerin gözü mesleklerinden başka bir şey görmez. Eve dosyalarla dönerler. Ya da ellerinde telefonla sürekli iş takibinde bulunurlar. &#8220;Ben size para kazanıyorum zamanım yok ki sizinle ilgileneyim vb.&#8221; diyerek eşlerini ve çocuklarını yalnızlığa iterler.</p>
<p>&#8216;Ben&#8217;merkezciler: Onlar &#8220;ben&#8221; merkezli yaşayan bencil insanlardır. Kendilerinden başka kimsenin mutluluğunu düşünmezler. &#8220;Ben rahat edeyim, ben mutlu olayım&#8221; diyerek gözlerini hep almaya dikip fedakarlık, şefkat ve merhamet duygularından yoksundurlar.</p>
<p>Büyüyememişler: Bunlar annelerine bağımlıdırlar. Kendilerine ait bir kişilikleri yoktur. Karar mekanizmaları annelerinin elindedir. Şayet her iki tarafın annesi de kötüyse o evlilik yürümez.</p>
<p>Rekabetçiler: Eşlerini hayat arkadaşı, can yoldaşı değil de rakip olarak görürler. Kadın ve erkek ailenin idarecisi olma yarışına girerler. Bu rekabet koşusunda ya eşlerden birisinin kalbi durur ya da eşler, &#8220;sen ben&#8221; diye saltanat savaşını sürdürüp dururlar.</p>
<p>Kumarbazlar: Bütün paralarını kumara yatırırlar. Eş ve çocuklarını sefalete terk ederler.</p>
<p>Bağımlılar: Bunlar hem paralarını alkol ve maddeye yatırırlar. Hem de eşlerine şiddet uygularlar. Eşlerine şiddet uygulayan erkeklerin yüzde 70&#8242;inin sarhoşken bu işi yaptıkları tespit edilmiştir.</p>
<p>Şiddet meraklıları: Her işi şiddete başvurarak yaparlar.</p>
<p>Eşini aldatanlar: Eşlerini devamlı aldatırlar. Bir başka kadına tercih edilmek kadınına ağır darbeler vurur.</p>
<p>&#8216;Para&#8217;cılar: Hayatı &#8220;rahat yaşayacağım&#8221; düşüncesiyle paraya taparlar. Hep gözleri yükseklerdedir. Hiçbir zaman ellerindekilerle yetinmezler.</p>
<p>Bu listeye, tedavisi olmayan, çevresine mutlaka zarar verme potansiyeli bulunan, sürekli müşahede altında olması gereken psiklojik rahatsızlık sahibi kişileri de ekleyebiliriz. Eğer evlenen kişiler bu noktaları dikkate alırlarsa o zaman ne yuvalar yıkılıp, eşler mutsuz olur ne de çocuklar evlilik enkazının altında kalır. Çünkü elbiselerini koruyup kolladıkları gibi eşlerini koruyup kollar onu ebediyen kaybetmek istemezler.<br />
Gülay Atasoy / Zaman</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/aile-cok-onemli-bir-kurum-peki-ama-kimler-asla-evlenmemeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dile Gül Koymak</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/dile-gul-koymak/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/dile-gul-koymak/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Jul 2008 13:07:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[edep]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[İletişim]]></category>
		<category><![CDATA[ilim]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[irfan]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=358</guid>
		<description><![CDATA[Konuşmasından anlaşılır insan -Güzel konuşmasından Kalpten kalbe yol vardır derler.Bunu biraz daha değiştirerek söylersek: Dilden kalbe yol vardır Gönlü yumuşak insanların konuşmaları da yumuşak ve ılımlıdır. Onlar asla kalp kırmaz. Çünkü bir mihenk vardır gönülde; sözünü önce ölçer biçer sonra muhatabına sunar. Katı kalpli insanlar ise, bu mihengi yitirmiştir. Gönül kayalıklarında paramparça olmuştur mihenkleri. Olur]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/gul2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-371" title="gul" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/gul-150x150.jpg" alt="gul 150x150 Dile Gül Koymak" width="150" height="150" /></a>Konuşmasından anlaşılır insan -Güzel konuşmasından<br />
Kalpten kalbe yol vardır derler.Bunu biraz daha değiştirerek söylersek:<br />
Dilden kalbe yol vardır<br />
Gönlü yumuşak insanların konuşmaları da yumuşak ve ılımlıdır. Onlar asla kalp kırmaz. Çünkü bir mihenk vardır gönülde; sözünü önce ölçer biçer sonra muhatabına sunar.<span id="more-358"></span><br />
Katı kalpli insanlar ise, bu mihengi yitirmiştir. Gönül kayalıklarında paramparça olmuştur mihenkleri. Olur olmaz yerde kelâm eder, ya baş kırar, ya da göz çıkarır.<br />
Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır denmiş, derler. Ne kadar doğru. En öfkeli olduğumuz anlarda bile yüreğimizdeki karanlığı gündüz aydınlığına çevirir güzel bir söz.</p>
<p>Söz ola kese savaşı, Söz ola kestire başı</p>
<p>Söz ola ahulu aşı, Yağ ile bal ede bir söz.</p>
<p>diyor Yunus.<br />
Elbette öyledir. En karamsar anları bile cennet iklimine çevirir, alımlı ve iç açıcı bir söz. Bu sebepten, güzel ve nazik konuşan insanların pek düşmanları olmaz çevrelerinde. Bazen bilmeden açtıkları yaralar olur elbet gönüllerde.Lâkin o yarayı dudaklarından akan bal gibi kelimelerle bir anda iyileştirirler. Asla başka bir zamana bırakmazlar açtıkları yaraları, oluşturdukları çizikleri. Acı konuşan insan böyle mi? Dil yayından karşıdakine fırlattıkları kırıcı söz oku, paramparça eder muhatabın yüreğini. Onlar dönüp bakmazlar bile. Kırdıkları kalbin çırpınışları ve yanaklardan sızan damlaları görmezlikten gelip, dönüp giderler..<br />
Bak bu hususta Hz. Ömer ne diyor:Ey Kâbe seni bin sefer yıksam yine yapabilirim. Ama kırık bir kalbi asla! İşte bu derece zor durumda olan bir kırık kalp eğer onarılırsa sen artık Halkın sevgili kullarından olduğuna inanabilirsin. Çünkü bir hadis-i şerifte şöyle diyor, Nebiler Nebisi: Gerçek mümin, elinden ve dilinden başkalarının zarar görmediği kişidir. .</p>
<p>İşte dost! Tatlı dil ve acı dil arasındaki fark, cennet ile cehennem arasındaki fark gibidir.<br />
Sen diline ister gül koy, istersen bal ve gönüllere cennet asa bir iklim ör. İstersen kor koy, başkalarını alev alev yak. Tercih senin&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/dile-gul-koymak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Siz Hiç &#8216;Kendiniz&#8217; Olabildiniz mi?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/siz-hic-kendiniz-olabildiniz-mi/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/siz-hic-kendiniz-olabildiniz-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Jul 2008 12:24:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=346</guid>
		<description><![CDATA[İnsanlık tarihiyle başlayan derin bir soru. önemli bir problem; Siz, biz hepimiz “ne kadar kendimiz olabiliyoruz?” Ya da insan “kendi” olabilir mi? Siz hiç “kendiniz” olabildiniz mi? Biz kimin hayatını yaşıyoruz? Duygularımız, düşüncelerimiz, davranışlarımız, ideallerimiz ne kadar bizim? Nereden, nasıl aldık onları? Hiç soru sorduk mu alırken, üzerimizde taşırken, onlarla yaşarken? “İnsanın kendisi olması” ne]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/1284292.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-380" title="128429" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/128429-150x150.jpg" alt="128429 150x150 Siz Hiç Kendiniz Olabildiniz mi?" width="150" height="150" /></a>İnsanlık tarihiyle başlayan derin bir soru. önemli bir problem;</p>
<p>Siz, biz hepimiz “ne kadar kendimiz olabiliyoruz?”</p>
<p>Ya da insan “kendi” olabilir mi?</p>
<p>Siz hiç “kendiniz” olabildiniz mi?<span id="more-346"></span></p>
<p>Biz kimin hayatını yaşıyoruz?</p>
<p>Duygularımız, düşüncelerimiz, davranışlarımız, ideallerimiz ne kadar bizim?</p>
<p>Nereden, nasıl aldık onları?</p>
<p>Hiç soru sorduk mu alırken, üzerimizde taşırken, onlarla yaşarken?</p>
<p>“İnsanın kendisi olması” ne demek?</p>
<p>Olmanın bu boyutu üzerine yeterince kafa yorduk mu, şakaklarımız ağrıdan çatlayacak duruma geldi mi? “Acaba kendimiz olamadık mı” endişesiyle sık sık kalbimiz daraldı mı?</p>
<p>Kendimiz olmak…</p>
<p>Olamadığımız bir şey mi, olunmaz mı artık.</p>
<p>Hayatta iki sınıf insan var;</p>
<p>Bir; kendi olanlar.</p>
<p>İki, asla kendisi olamayanlar.</p>
<p>Kendisi olamayan insan iç ve dış faktörlerin etkisi altındadır ancak bu süreçte iç faktör daha belirleyicidir.</p>
<p>İç istilaya uğramış kendisi olamayan insan “başkası” da olamaz, olsa olsa içi boş bir “kalıp” olur. Böylelerinin varlığı-yokluğu kimseyi etkilemez.</p>
<p>İnsan başkasına benzer, esinlenir, taklit eder ama o kadardır. Ne kendisidir ne de başkasıdır.</p>
<p>Kendi hayatına sahip çıkıp o hayatın müellifi olamayanlar, başkalarının hayatına nasıl renk katarlar ki?</p>
<p>Kendi olamayan insanlar sürekli “sorun” olurlar, insanı ve insanlığı ilgilendiren basit bir sorunu dahi çözdüklerine kimse şahit olamaz.</p>
<p>Onlar korkularıyla, kaprisleriyle ve derileriyle yaşarlar.</p>
<p>“İnsanın kendisi olma çabası” daha ilk adımda kazandırır, çünkü bu bir erdemdir.</p>
<p>“İradeyi” tercih etmek her zaman bedeli ağır bir “insanlık halidir.”</p>
<p>Benim bildiğim insanlık da “ağır” yaşanır.</p>
<p>Derin bir sorumluluk hissiyle, kâinatı içine alan bir tecessüsle, duyarlılıkla, duyguyla, düşünceyle, iradeyle, idrakle, irfanla, cesaretle, kalple, vicdanla, değerler manzumesiyle…</p>
<p>İnsanın kendisi olması zordur, fakat o zor yolculukta alınan her nefes, her yorgunluk, her meşakkat sizi biraz daha “kendiniz olmaya” doğru taşır.</p>
<p>Gerçekten mutlu insanlar da kendi olabilen insanlardır.</p>
<p>Hepimizin “kendi olduğumuz” bir ülke var, henüz keşfetmediğimiz, keşfetme ufkuna ulaşıp da merkezine ayak basmadığımız için hala “meçhul” bir yerde duruyor.</p>
<p>O ülkede kalbimizi bularak şuurla tanışıp hayatımıza da yönelebiliriz.</p>
<p>Çünkü insanın, “başkası değil, kendisi olabilmesi için” kendi hayatının merkezine seyahate ihtiyacı var.</p>
<p>Uzun ve çileli bir yolculuk, sancılı bir süreçtir insanın kendisi olabilmesi.</p>
<p>Başkalarının güdümüne sığınıp gölgesinin sınırları dışına çıkmamak, yani kendi olmayı istememek, başkası olmaya razı gelmek ise şuursuzluktur, yenilmişliktir, yaşamamaktır.</p>
<p>İnsan kendi olabildiği kadar değerlidir ve vazgeçilmezdir.</p>
<p>Çünkü kendi olan her insan tektir.</p>
<p>İnsanın “en gerçek” ve “en güçlü” hali kendi olduğu haldir.</p>
<p>İnsanın bu kadar özenle yaradılışı, bu kadar donanımı “başkası olmaya öykünsün” diye değildir.</p>
<p>Kendini inşa etmek ağır bedelleri göze almışlık içerir ki, bu da her türlü takdire şayandır.</p>
<p>Başkası olanlar ise o kadar çoktur ki, sürü gibi yaşarlar. Özel bir adları, insanı heyecanlandıran bir varlık serüvenleri yoktur. Bu kadar yokluk içinde onlar da yok olurlar.</p>
<p>Kendi olamayan kalabalıklar eşyaya, mekâna, makama, şöhrete, servete, payeye değer verirler.</p>
<p>Kendi olamadıklarından, gerçekte varlığa değer katma gücü hiç olmayan o tür şeylerle avunurlar, durmadan “yeni ve sürekli aldanmaya” doğru açılırlar.</p>
<p>Yanılgı öyle bir noktaya gelir ki orada dünya ve içindekileri tüketmeyi “mutluluk” zannederler.</p>
<p>Aldananlar arasında hayatın her anı acemilikle, hiç yaşanmamış gibi yaşamakla geçer.</p>
<p>Peki nasıl oluyor, insan yaşadığı, üzerinden zaman geçtiği, mekana değdiği, insana dokunduğu, hüsran yaşadığı, kalbi kırıldığı halde hiç ibret almıyor, ders çıkarmıyor, bir şuur inşa etmiyor…</p>
<p>“Anlamla” bir yere demirletemediğimiz serkeş dünya size, bize “derin hüsran”, “büyük aldanmışlık” ve en kötüsü “kendimiz olamamayı” bıraktığı halde hala neden bütün gücümüzle ona koşuyoruz…</p>
<p>Bu kadar savrulmak yetmiyor mu?</p>
<p>İnsan neden “kendi olmaya” karar veremiyor?</p>
<p>Nedir bu korkaklık, iradesizlik, erken teslimiyet.</p>
<p>Mutsuzluktan mutlu olmak mıdır hedef?</p>
<p>Kendi olamayanların bugüne kadar başkalarına ne faydası oldu onu da iyi düşünmek gerek.</p>
<p>İnsan nasıl bu kadar hızla çaptan düşer?</p>
<p>Siz başkasını fikriyle akledemez, başkasının kalbiyle de hissedemezsiniz.</p>
<p>Galiba yol, yordam, usul, adap bilmiyoruz yaşama dair, insan olmaya dair.</p>
<p>İnsanı her durumda var eden şey maddi unsurlar değil, manevi unsurlardır.</p>
<p>İnsan dünyaya bıraktıklarıyla yaşamaz, onlarla mutluluğa ulaşamaz, insan insanlığa bıraktıklarıyla yaşar ki, bu tür bir yaşamın içine mutluluk koşarak gelir.</p>
<p>İnsanlıktan amaç, insanın kendisi olabilmesi değil mi gerçekte?</p>
<p>“İnsan kendi olabilir mi” sorusuna vereceğimiz yanıt bizim ne olabileceğimizi de içeriyor.</p>
<p>Bizi anlamlı kılacak, mutlu edecek şey, “insanın bütünlüğü” içinde taşıdığımız o hayatı, geçirdiğimiz yılları ne uğrunda ve nasıl yaşadığımızdır.</p>
<p>İnsanın hayatına sahip çıkma gücü vardır. Bu güç bazılarımıza fazla gelir ve onu kullanmaktan korkarız…</p>
<p>Gücünü kullanamayanlar kaybeder.</p>
<p>Kant, “iradeni kullanma cesaretini edin” demişti.</p>
<p>Hayat bize verilmiş bir “emanettir”, kimseye emanet edilmeye gelmez.</p>
<p>“Kul” olarak insanın yüklendiği “ağır sorumluluk” da bu değil mi?</p>
<p>İnsanın “kendi olma çabası” bende “emanete sahip çıkma” kararlılığını çağrıştırıyor.</p>
<p>İçimizden bir tek insanın bile, “insanı ve insanlığı yücelten” o yolda yürümesi hepimizin onurudur ve aynı zamanda ümidimizdir.</p>
<p>Sürüden ayrılıp, yeniden “emanete sahip çıkmanın” meşakkatli yolculuğuna çıkmanın zamanı…</p>
<p>İnsan kendi olabildiği, “emanette emin kalabildiği” kadar değerlidir.</p>
<p>Bir kere daha soralım;</p>
<p>Siz, biz ne kadar kendimiz olabildik?</p>
<p>Kendimiz olabilmek için ne yapıyoruz, neleri göze aldık?</p>
<p>Yıllar bir bir ardımızdan dökülürken, bugüne ne tür bedeller ödeyerek geldik?</p>
<p>Şimdi siz, biz kimin hayatını yaşıyoruz?</p>
<p>Eğer kendi hayatımızı yaşıyorsak bunun emareleri olmalı…</p>
<p>Elle tutulur, gözle görülür hale getirip sayabiliyorsak “kendi hayatımız” adına iyi yoldayız demektir…</p>
<p>Merak etmeyin biz iyiysek, iyi yoldaysak insanlık da iyi yoldadır demektir.</p>
<p>Bütün önemli meseleler “dar dairede” cereyan eder, sonra şümul kazanır.</p>
<p>Gelin bütün müktesebatımızı insan-kainat-yaratıcı münasebetinde istikameti yakalamaya hasrederek “kendimiz olalım”, “emanete sahip çıkarak” bütün kalplere ve ruhlara rahat bir nefes aldıralım.</p>
<p>İnsan, özüne dönüp “kendi olabildiği” kadar kıymetlidir ve insanın “en gerçek”, “en güçlü” hali de kendi olduğu haldir.</p>
<p>MEHMET GÜNDEM</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/siz-hic-kendiniz-olabildiniz-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Açık Kapı</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/acik-kapi/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/acik-kapi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Jul 2008 18:29:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Başaran]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=335</guid>
		<description><![CDATA[İnsanı değerli kılan, Allah&#8217;ın ona değer vermesinden başka bir şey olamaz&#8230; Bir cihaz olarak düşünülürse akıllara ziyan mükemmelliği değildir &#8216;değer&#8217;li oluşunun sebebi&#8230; Temiz bir zemin üzerinde diz çöküp ellerini kaldırdığın zaman, arada hiçbir perde olmaksızın &#8216;huzur&#8217;a çıkmış olursun. Hiçbir sınavdan geçmeden&#8230; Hiçbir başarı şartı olmadan&#8230; Aracısız. Randevusuz. *** İltica edilecek en yüksek makam&#8230; Ve camiler&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/her_secret_addiction_by_black_white_club2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-340" title="her_secret_addiction_by_black_white_club" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/her_secret_addiction_by_black_white_club-150x150.jpg" alt="her secret addiction by black white club 150x150 Açık Kapı" width="150" height="150" /></a>İnsanı değerli kılan, Allah&#8217;ın ona değer vermesinden başka bir şey olamaz&#8230;<br />
Bir cihaz olarak düşünülürse akıllara ziyan mükemmelliği değildir &#8216;değer&#8217;li oluşunun sebebi&#8230;<br />
Temiz bir zemin üzerinde diz çöküp ellerini kaldırdığın zaman, arada hiçbir perde olmaksızın &#8216;huzur&#8217;a çıkmış olursun.<br />
Hiçbir sınavdan geçmeden&#8230;<br />
Hiçbir başarı şartı olmadan&#8230;<br />
Aracısız.<br />
Randevusuz.<br />
***<span id="more-335"></span></p>
<p>İltica edilecek en yüksek makam&#8230;<br />
Ve camiler&#8230; Kapıları yirmi dört saat açık&#8230; (Şimdilerde resmi daire gibi namaz vakitlerinde açılması, hırsızlık korkusu vs. gibi arızalar, topluma aittir&#8230;)<br />
Yaşlılara, ön saflar layık görülür hürmeten; hepsi o&#8230;<br />
İşçiler için ayrı bir bölüm, zenciler için bodrum katı, beceriksizler için ön eleme, makam sahibi olmayanlar için arka taraflar veya fakirler için ayrı bir organizasyon yoktur&#8230;</p>
<p>***<br />
&#8216;Enbiyanın Seyyidini bile alan&#8217; dünyada, kapılar yüzünüze çarpılır ya bazen&#8230;<br />
Renginiz tutmaz mesela&#8230;<br />
Torpiliniz yetersizdir.<br />
Tipiniz tuhaf&#8230;<br />
Veya yaratılıştan, omuz atacak cesarete, amuda kalkacak performansa, anahtar deliğinden sızacak omurgasızlığa sahip değilsinizdir.<br />
Ve veya sistem için hazım problemi teşkil ediyorsunuzdur.<br />
İnsan üzülür.<br />
İşte o zaman teselligâhtır Yaradan&#8217;ın kapısı.<br />
***<br />
Mevlâna&#8217;nın tarif ettiği hani&#8230; &#8216;Gel&#8217; diye çağırdığı&#8230;</p>
<p>***</p>
<p>Benim Sevgili Peygamberim &#8216;Ümmetim&#8230;&#8217; diye Miraç&#8217;ta bile yalvarırken Allah&#8217;a, belki en çok da kusurlu, hatalı, zavallı olanları düşünüyordu. Yani hepimizi&#8230;</p>
<p>Bir kısmımızı değil.</p>
<p>***</p>
<p>Hal böyleyken insan kendini tarif etmeye kalktığında elbette en önemli ve şerefli sıfatı kulluğudur. O&#8217;nun kulu&#8230;</p>
<p>Sevgilisinin ümmeti&#8230;</p>
<p>***</p>
<p>Sülalede vezir, paşa, ağa yok&#8230;</p>
<p>Han, hamam, kat, yat, hak getire&#8230;</p>
<p>Olsun&#8230;</p>
<p>Kimi zaman ay sonu bile zor gelir&#8230;</p>
<p>Velâkin&#8230;</p>
<p>Kapanan kapı burnunu ve kalbini acıttığı zaman&#8230;</p>
<p>Sakla gözyaşını seher vakti için&#8230; Bir açık kapı herkes için her zaman var&#8230;</p>
<p>Allah&#8217;ın kulu olduğunu hatırla yeter&#8230;</p>
<p>Murat Başaran</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/acik-kapi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ruh ve Beyin</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/ruh-ve-beyin/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/ruh-ve-beyin/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Jul 2008 18:16:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimoğlu İsmail]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=333</guid>
		<description><![CDATA[Ruhun bedenden ayrılması son noktadır. Ruh bedenden ayrılınca organların bütünü yerindedir. Yani organlarda bir noksanlık ve değişim yok. Fakat göz görmez, ağız konuşmaz. Kulak işitmez. Niçin? Çünkü ruh bedenden ayrılmıştır. Anlıyoruz ki, ruh aynı manada candır, hayattır. Ruh ayrıldı, nereye gitti? Canlı organizma yaratmak Allah&#8217;a ait olduğuna göre. Hayat Allah&#8217;ın sıfatıdır. Hayatı veren O&#8217;dur. Hayat]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="justify;"><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/karanliktaki_adam2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-342" title="karanliktaki_adam" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/karanliktaki_adam-150x150.jpg" alt="karanliktaki adam 150x150 Ruh ve Beyin" width="150" height="150" /></a><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Ruhun bedenden ayrılması son noktadır. Ruh bedenden ayrılınca organların bütünü yerindedir.</span><span style="small;"> Yani organlarda bir noksanlık ve değişim yok. Fakat göz görmez, ağız konuşmaz. Kulak işitmez. Niçin? Çünkü ruh bedenden ayrılmıştır.<br />
Anlıyoruz ki, ruh aynı manada candır, hayattır. Ruh ayrıldı, nereye gitti? Canlı organizma yaratmak Allah&#8217;a ait olduğuna göre. Hayat Allah&#8217;ın sıfatıdır.<br />
Hayatı veren O&#8217;dur. </span></span><span id="more-333"></span></p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Hayat cansız cisimlerle &#8220;enerji&#8221; halinde gözükürken, bitkilerde basit bir hayat, hayvanlarda daha gelişmiş hayat, kainatta yıldızlar, gezegenler, bir büyük hayat&#8230;<br />
İnsanlarda kemale ermiş bir hayat vardır. Melekler ruhani varlıklardır. Yani ruhumuz gibi bir şey. </span></span>
</p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Bu gibi konular, insanın kültürüne ve anlayışına göre şekillenir. Anlatmak zordur; fakat anlaşılır. İnsanı diğerinden ayıran kalp ile beyindir. Kalp ile dini duygular anlaşılırken, beyin ilmin ve teknolojinin inkişaf merkezidir. Bu yolda yürüyen insanın beyni yokuş çıkan yüklü bir kamyon gibi zorlanır. Beyin yorgunluğu organların bütününü yorar. Kainat kitabını okuyanlar, onun bir cüzü olan insanı da okur. </span></span></p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Bugün bilimlerin sınırları belli olmadığından kimyayı anatomide bulmak mümkün. Fizik metafiziğe doğru gittikçe sınırları öyle genişliyor ki astronomiyle arkeolojiyi, arkeolojiyle de botaniği el ele görebilirsiniz. Çünkü ilim, Allah&#8217;ın sıfatıdır ve bir bütündür. Dinli, dinsiz kısımlara ayrılamayacağı gibi, bilimlerin arasına beton duvarlar da koyamazsınız. Bu sebeple ilmi olanlar Allah&#8217;ın sıfatlarını daha kolay anlar. Bu anlayış zorlanmayı da beraberinde getirir. İnsanın ilmi sınırlıdır. Sınırlı ilimle sonsuzu anlamak, matematikçilere nasip olmasa da iman imdada yetişir. Fizyolojiyle psikoloji ayrı düşünülemez. İnsan kainat kitabında bir noktadır. O noktada kitap yeniden yazılmıştır. </span></span></p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">İnsan okuyarak, dinleyerek, düşünerek ilmini artırır. Sır, düşünmektedir. Düşünen insan beynin et parçasından başka bir şey olduğunu anlar. Allah etten göz yaratmış, görüyor. Etten kulak yaratmış işitiyor, etten beyin yaratmış problem çözüyor. Etin bu halleri ruhun gücünü, ruhun gücü de külli iradeyi anlatıyor. </span></span></p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Evet, harflerden kelimeler, kelimelerden kitaplar yazılıyor. Amma bunların mânâ yükü nerede? </span></span></p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Tuz ruhu ile insan ruhu arasındaki farkı göremeyenlere ne diyelim? </span></span></p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Psikoloji ruhun yaptıklarını anlatırken, psikoloji öğretmenlerinden ruhun varlığına inanmayanları da gördüm. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Coğrafyada, fizikte keşifler ve icatlar yapanlar, henüz insanı keşfedemedi.</span></span></p>
<div><em>Hekimoğlu İsmail</em></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/ruh-ve-beyin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sınırsız Şartlara Bağlı Mutluluklar</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/sinirsiz-sartlara-bagli-mutluluklar/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/sinirsiz-sartlara-bagli-mutluluklar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Jul 2008 17:53:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Dua]]></category>
		<category><![CDATA[Genç Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Ulusoy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=302</guid>
		<description><![CDATA[Mutsuzluk ve hayatından memnuniyetsizlik, insanın temel sorunu. Bu temel sorun ona dışarıdan dayatılmıyor. İnsanlar bu gezegen üzerindeki varlıklarını, gezegenle birlikte yaptıkları yolculuğun anlamsızlığını bir takım sınırsız şartlara bağlıyorlar. Kendi yaşamları için olmazsa olmaz kurallar koyuyorlar. Olmazsa olmaz şeklinde getirilen beklentiler, istekler, arzular, hedefler kişilerde düş kırıklıkları yaşanmasına yol açıyor. Bu da hayatın yaşanmaya değmez olduğu]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.gencdergisi.com/core/utilities/resize.aspx?file=/assets/news/mayiskucuk.jpg&amp;width=380"></a></p>
<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/kalp2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-321" title="kalp" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/kalp-150x150.jpg" alt="kalp 150x150 Sınırsız Şartlara Bağlı Mutluluklar" width="150" height="150" /></a>Mutsuzluk ve hayatından memnuniyetsizlik, insanın temel sorunu. Bu temel sorun ona dışarıdan dayatılmıyor. İnsanlar bu gezegen üzerindeki varlıklarını, gezegenle birlikte yaptıkları yolculuğun anlamsızlığını bir takım sınırsız şartlara bağlıyorlar. Kendi yaşamları için olmazsa olmaz kurallar koyuyorlar. Olmazsa olmaz şeklinde getirilen beklentiler, istekler, arzular, hedefler kişilerde düş kırıklıkları yaşanmasına yol açıyor. Bu da hayatın yaşanmaya değmez olduğu fikrini uyandırıyor.<span id="more-302"></span>Sabah yatağından kalkan bir insanın o günkü hava şartları ile ilgili “Mutlu olmak için ılık bir hava olmalı. Gökyüzü açık olmalı, hava ne soğuk ne sıcak olmamalı, yollar karlarla kaplı olmamalı”şeklinde bir kuralı varsa, yağmurlu bir günde bu kişinin yaşamını düşünün. Aklından geçireceği ilk düşünce “Ne berbat bir gün” olacaktır. Sabahtan akşama kadar bu yağmurlu ve kapalı hava için yüzlerce kez söyleyeceği ‘berbat’ sözcüğü onun o günkü hayatının psikolojisini belirleyecektir.</p>
<p>Yaşadığı gün için berbat yakıştırmasını kullanan bir kişinin, kendi içsel dünyasında berbat bir gün yaşaması da oldukça muhtemeldir. Peki ‘berbat’ yakıştırmasının arkasındaki temel yanılgı nedir?</p>
<p>Kanaatimce, bu yanılgı, insanın iradesine bırakılmamış olayları kendi iradesi ile oluyormuş gibi düşünmesidir.</p>
<p>Oysa insan aklı kainatın işleyişinde mühendis kılınmamıştır. Mutlu ve memnun bir gün yaşamayı yağmursuz bir hava şartına bağlayan kişi, farkında olmadan da yapsa, yağmurun yağıp yağmamasının onun istek ve arzularına göre ayarlanmasını talep etmektedir.</p>
<p>İnsanın buna hakkı yoktur. Çünkü her ferdin keyfine göre hareket edilirse dünyanın nizam ve intizamı fesada gider. Bir ferdin istek ve arzularının hilafına, kainatın idare edilmesi için, kainatta binlerce hikmetin gözetilmesi icap eder. Cenab-ı Hak her an bu hikmetlere göre kainatı idare eder; yoksa, bir ferdin istek ve arzusuna göre değil.</p>
<p>İnsan, yaşamını ‘olmazsa olmaz’lar üzerine kuramaz. Buna hakkı yoktur. Kendisine sunulan ve iradesine bağlanmamış olayları, durumları tenkit etmeden, mevcut nizam ve intizama uyabilir. Çünkü yaratılan her şey sonsuz hikmetle yaratılmaktadır; insanın cüz’i aklına göre değil.</p>
<p>İkinci yanılsama ise ‘olmazsa olmaz’ denilen her şeye bir mutlakiyet verilmesidir. Aşık olduğu insana “Sensiz yaşayamam” diyen bir insan, şu gezegendeki varlığını kendisi gibi aciz ve fani bir başka insana bağlamış olur. Bu, büyük riskler taşıyan çok ağır bir yatırımdır. Oysa olmazsa olmaz denilen her şey geçici ve fanidir. Her şeye hayat ve ölüm verilmektedir. Yani, her bir şey, belli bir noktadan sonra zaten bu dünyadan göçüp gitmektedir. Dünya içindeki hiçbir şey, bu yüzden, olmazsa olmaz demeye layık değildir. Onların dayanak noktaları da kendileri değildir. Olmazsa hiçbir şeyin olmayacağı, varlığı başka bir varlığa bağlı olmayan tek bir varlık vardır. O da, bütün kainatı yaratan bir Yaratıcıdır. Bizim ve tüm kainatın varlığı O’nun varlığına bağlıdır. Sonsuz ihtiyaçların giderilmesi O’nun irade, kudret ve hikmetine bağlıdır. O’nun kudreti olmaz ise, hiçbir şey olmaz.</p>
<p>‘Olmazsa olmaz ‘ın alternatifi hiçbir istek ve arzu duymamak, bir şeyler hedeflememek, çalışmamak değildir. Kişi havanın açık ve güneşli olmasını talep edebilir. Veya yağmura ihtiyacı vardır, yağmurun yağmasını ister. Mesele, bu talebi olmazsa olmaz sınırına getirip getirmeme noktasında düğümlenmektedir. İnsan Rabbinden her şeyi isteyebilir. O’na dua eder, hatta istekleri için yalvarır. Fiili olarak durmadan çalışır. Ama neticeyi Rabbinin bir iradesi ve hikmeti olarak görür. Her şeyi, her hali nimet olarak görür. Olmazsa olmaz olan O’dur. Onsuz yapamayacağımız şey, O’nun rahmetidir. O’nun rahmetide her an vardır ve ebedî olarak da var olacaktır. O zaman, insan için her şey vardır.<br />
Mustafa ULUSOY</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/sinirsiz-sartlara-bagli-mutluluklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eşinize değer veriyor musunuz?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/esinize-deger-veriyor-musunuz/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/esinize-deger-veriyor-musunuz/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 15:49:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=184</guid>
		<description><![CDATA[Kadın sıkıntıyla eşine yaklaştı ve sordu: - Şu konuyu konuşabilir miyiz? - Hangi konuyu? - Çocuğumuzun okuldaki başarısızlığını? - Ne bekliyordun bu çocuktan adam mı olur? - Neden olmasın? Biraz ilgilenip destek olsak? - Peki ne yapalım? - Bir öğretmen tutsak, kursa göndersek! - Boşuna uğraşma, senin oğlundan adam olmaz. - Benim işim gücüm var,]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft alignnone size-medium wp-image-185" style="float: left;" title="d" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/06/d2.jpg" alt="d2 Eşinize değer veriyor musunuz?" width="148" height="175" />Kadın sıkıntıyla eşine yaklaştı ve sordu:<br />
- Şu konuyu konuşabilir miyiz?<br />
- Hangi konuyu?<br />
- Çocuğumuzun okuldaki başarısızlığını?<br />
- Ne bekliyordun bu çocuktan adam mı olur?<br />
- Neden olmasın? Biraz ilgilenip destek olsak?<br />
- Peki ne yapalım?<br />
- Bir öğretmen tutsak, kursa göndersek!<br />
- Boşuna uğraşma, senin oğlundan adam olmaz.<br />
- Benim işim gücüm var, onunla uğraşamam. Onun için beni meşgul etme, gazete okuyorum! <span id="more-184"></span><br />
Kadın düşündü taşındı. Tartışsa mıydı? Israr etse bir kere ‘yok’ dedi mi var da demezdi. Peki ne yapsaydı? Neden hiçbir problemi konuşup, tartışamıyorlardı? Acaba kendisinde mi bir anormallik vardı? Gerçi çoğu ailelerde yaşanıyordu bu dram. Çoğu kadın aynı şikayetleri ediyordu eşinden. “Eşimiz eviyle ve çocuğuyla ilgilenmiyor, ailenin sıkıntılarına ilgisiz kalıyor. Karşılıklı konuşamadığımız için de problemler çözülmüyor, problemlerin altında eziliyoruz.. ”diyorlardı.</p>
<p>Halbuki Peygamberimiz kızları evlendikten sonra bile onları gördüğünde alınlarından öperdi. Dertlerini dinleyip sıkıntılarına ortak olurdu. Hz. Fatıma geldiği zaman ayağa kalkarak onu karşılar, “Hoş geldin kızım” der, öper, elinden tutarak yanına oturturdu. Bir akşam kızı Hz. Fatıma’nın evinde kalmıştı. Torunları Hz. Hasan ve Hüseyin gece kalkıp su istemişlerdi. O, Kainatın Efendisi kalkmış, torunlarına kendi elleriyle su vermişti. Sadece kızlarıyla ilgilenmez, önemli konularda eşleriyle konuşurdu. Mesela sahabeleriyle hicretten sonra ilk defa umre yapıp Kabe’yi tavaf etmek için yola çıkmışlardı. Kabe’ye yaklaştıklarında anlaşma gereği umre yapmadan dönmek zorunda kalmışlardı. Sahabeler çok üzülmüşlerdi. Israrla anlaşmayı dinlemeyip Kabe’ye girmek istiyorlardı. Yanında bulunan eşi Ümmü Seleme’ye durumu anlattı. Ümmü Seleme:</p>
<p>- Ey Allah’ın Resulü! Emrinin yerine getirilmesini istiyorsan çık, bir daha kimseye emretme, deveni kes, berberini çağır, seni tıraş etsin.</p>
<p>Peygamberimiz eşinin dediğini yaptı. Bunu gören sahabeler de aynı şeyi yaptı. En zor zamanında eşiyle olan istişaresinin meyvesini bu şekilde aldı. (Buhari, Şurut 15, Hac 106)</p>
<p>O koskoca bir peygamberdi. Kainat onun için yaratılmıştı. Fakat yine de eşinin görüşlerine başvuruyordu. Onu dinliyor, sözlerine değer veriyordu. Evet siz de eşinizin sıkıntılarına kulak verip onları dinleyin ki, “Semi” ismi üzerinizde tecelli etsin.</p>
<p>Zaman / ailem<br />
GÜLAY ATASOY<br />
Sayı: 217<br />
Bölüm: Evlilik</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/esinize-deger-veriyor-musunuz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

