<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Taka &#187; İslam</title>
	<atom:link href="http://www.yoremizden.com/tag/islam/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yoremizden.com</link>
	<description>Karadeniz ve Trabzon kültürünü yaşatma ve sevdirme sitesi...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 10:21:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	
		<item>
		<title>Kutlu Doğum Haftası 2010 Yılı Yazısı – Prof. Dr. Ali Bardakoğlu</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/kutlu-dogum-haftasi-2010-yili-yazisi-%e2%80%93-prof-dr-ali-bardakoglu/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/kutlu-dogum-haftasi-2010-yili-yazisi-%e2%80%93-prof-dr-ali-bardakoglu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Apr 2011 08:31:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>caykarali</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammet SAV]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kutlu doğum haftası]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Ali BARDAKOĞLU]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=5510</guid>
		<description><![CDATA[HZ. PEYGAMBER SEVGİSİ ETRAFINDA BÜTÜNLEŞMEK Dünya hayatının sonu gelmez koşuşturması, çeşitli yönlerden maruz kaldığımız bilgi kirliliği ve iç dünyamızda yaşadığımız gelgitler neticesinde insanlığa umut kapıları açacak ahlâkî duyarlılığa sahip bir dindarlık ortaya koymakta zorluk çekiyoruz. İnsanlığın huzur ve mutluluğu elde etmekte zorlandığı, kişisel çıkar ve haz odaklı bir yaşantının özendirildiği günümüzde Rabbimizin âlemlere rahmet olarak]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_5536" class="wp-caption alignleft" style="width: 223px"><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2011/04/kutlu-dogum.jpg"><img class="size-medium wp-image-5536" title="Kutlu Doğum Haftası" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2011/04/kutlu-dogum-213x300.jpg" alt="kutlu dogum 213x300  Kutlu Doğum Haftası 2010 Yılı Yazısı – Prof. Dr. Ali Bardakoğlu " width="213" height="300" /></a><p class="wp-caption-text">Kutlu Doğum Haftası</p></div>
<p>HZ. PEYGAMBER SEVGİSİ ETRAFINDA BÜTÜNLEŞMEK</p>
<p>Dünya hayatının sonu gelmez koşuşturması, çeşitli yönlerden maruz kaldığımız bilgi kirliliği ve iç dünyamızda yaşadığımız gelgitler neticesinde insanlığa umut kapıları açacak ahlâkî duyarlılığa sahip bir dindarlık ortaya koymakta zorluk çekiyoruz. İnsanlığın huzur ve mutluluğu elde etmekte zorlandığı, kişisel çıkar ve haz odaklı bir yaşantının özendirildiği günümüzde Rabbimizin âlemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamberimiz’in getirdiği kutlu mesajı daha iyi anlamaya ve onun örnek ahlakını rehber edinmeye her zamankinden daha fazla muhtacız.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de büyük bir ahlak üzere olduğu bildirilen Sevgili Peygamberimiz birlikte yaşamanın vazgeçilmez unsurları olan barışı, hoşgörüyü, affı, merhameti, şefkati kuru bir iddia olmaktan çıkarıp yaşanılan bir gerçekliğe dönüştürdü. Onun sözlerine ve davranışlarına yansıyan örnek ahlakı sayesinde Cahiliye toplumundaki insanlar şirkten, haksızlıktan, kibir ve nefretten, bencillikten uzaklaşarak adalet, tevazu, sevgi ve fedakarlıkla bütünleşmiş erdemli bireyler haline geldiler.<span id="more-5510"></span></p>
<p style="text-align: justify;">O rahmet elçisinin tertemiz yaşantısında ve öğütlerinde bireysel ve toplumsal hayatımızı aydınlatacak mükemmel örnekler buluruz. Onun hayatı dürüstlüğün, doğruluğun, erdemli davranışların, affediciliğin, insanların dertlerine ortak olmanın, insanlara sırf insan oldukları için sevgi ve saygı duymanın, intikam yerine bağışlayabilmenin, şefkat ve merhametin sınır tanımayan boyutlarını sunar. O, kutlu sözleriyle bize insanlığımızı hatırlattı ve kalplerimizi yumuşattı.</p>
<p style="text-align: justify;">Tatlı dil ve güler yüzün, işini bilen kişiye yardım etmenin, bilmeyene iş öğretmenin sadaka olduğunu, birbirimizi sevmedikçe olgun bir imana sahip olamayacağımızı ondan öğrendik. O bize yaratıcımızı tanıttı. Sadece insanlara değil, bitkilere, hayvanlara hatta cansız varlıklara kadar bütün yaratılmışlara karşı şefkat dolu bir sineye sahip olmamızı, çevremize sevgiyi, nezaketi ve fedakarlığı yaymamızı tavsiye etti. Bize sınırsız nimetleri verene nasıl şükredileceğini, güzel düşünmeyi, güzel konuşmayı ondan öğrendik. Hayatımız onun güzel sözleriyle anlam kazandı. O bize iyiyi ve kötüyü, güzeli ve çirkini gösterdi. Sahte ile gerçeğin farkını açıkladı. Bocalamaktan, bencilliğe esir düşüp erimekten kurtardı. Dünya-ahiret dengesini, varoluşun nihai anlamını O’ndan öğrendik. O’nun getirdikleri sayesinde kendimizi ve Rabbimizi tanıdır, kalıcı kurtuluşun aydınlık yolunu öğrendik.</p>
<p style="text-align: justify;">O cömertlik ve şefkat peygamberiydi. “Kesenin ağzını sıkma, Allah da sana sıkarak verir” buyurarak yardımlaşmaya davet eden bir peygamber… Şefkat kimi zaman onun dilinde güzel bir cümle, kimi zaman gözlerinde ılık birkaç damla, bazan da etrafına yayılan iyilik olarak beliriyordu. Mekke döneminde kendisine dayanılması güç eziyetlerde bulunan müşrikler için bile beddua etmeyip hidayet diledi. Onun eşsiz şefkatinden en çok çocuklar, kimsesizler, yaşlılar ve zayıflar istifade etti. Yetim doğdu ama yetimleri unutmadı. “Kalbim katılaştı. Ne duygulanabiliyor ne de ağlayabiliyorum” diyen bir sahabisine “fakiri doyur, bir yetimin başını okşa. İçinde bir şeylerin kımıldadığını hissedeceksin” tavsiyesinde bulundu. Düşkünler onun himayesinde huzur buldular. Hayvanlar susuz ve aç bırakılmaktan, ağır yük taşımaktan onun şefkat dolu uyarıları sayesinde kurtuldular.</p>
<p style="text-align: justify;">O, af peygamberiydi. Hiç affedilmez gibi gözüken davranışları bile affetti. Taif’te kendisini taşa tutanları, canına kastedenleri ve daha nicelerini bağışlayıp, kötülüklerine iyilikle karşılık veren, bütün ümitleri boşa çıktığı anda dahi ellerini açıp beddua değil hidayetleri için Allah’a dua eden, kendisini yurdundan çıkaranları Mekke’yi fethettiğinde serbest bırakan da yine o Rahmet Elçisi’ydi.</p>
<p style="text-align: justify;">O incelik ve zerafet peygamberiydi. Kaba davranışlara karşı nezaketiyle eritti yürekleri. Yaşayış tarzları, karakterleri birbirinden farklı olan insanların her birine karşı nazik ve anlayışlı bir tavır sergiledi. Kendisinden kısa ama özlü bir nasihat isteyen bir kişiye “öfkelenme!” tavsiyesinde bulunan; yanında en son konuşanı ilk önce konuşan gibi dikkatle dinleyen bir nezaket peygamberiydi. Çocukları dikkatle dinlemek, kölelerin sofrasına oturmak, sadaka vermeyi soyluca yapmak, yanındaki kişiye dünyanın en önemli insanı olduğunu hissettirecek derecede hürmet göstermek onun nezaket sanatının ürünlerindendi.</p>
<p style="text-align: justify;">Çağın getirdiği sıkıntılarla bunalan ruhlara, manevi hayatın ihmaliyle daralan kalplere onun kutlu mesajları şifa olacaktır. Efendimizin insanlığın huzur ve mutluluğu için yaptığı çağrıya ve yol göstericiliğine her zamankinden daha fazla muhtacız. Onun şahsında belirginleşen sevgi, şefkat ve merhamet öğretisi kendimiz için istediğimizi başkası için de istemeyi, insana sırf insan olduğu için değer verebilmeyi, iyiliğe ve güzelliğe ulaşma yolunda çaba göstermeyi gerekli kılmaktadır. Onun örnek aile hayatı, kin, nefret ve intikam duygularını sevgi ve şefkate dönüştüren rahmet ve barış yüklü mesajını tam anlamıyla kavradığımızda dil, din, cins ve ırk gibi aidiyetlerimizden kaynaklanan yapay ayrılıklar ve çatışmalar yerini birbirimizi anlamaya, sevgi ve saygıya bırakacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüce kitabımızın ve Hz. Muhammed’in kendimize güveni, sevgi ve saygıyı, kardeşliği, paylaşma ve yardımlaşma kültürünü öğütleyen sesine kulak verelim. Efendimiz’in getirdiği değerlerin ve yol gösterici öğütlerinin farkına varmak ve onları bir davranış bilincine dönüştürmek dindarlığımızın olgunlaşması açısından temel hedefimiz olsun. Hayatın karmaşası içinde gözden kaçırdığımız güzelliklerin farkına varalım. Aynı coğrafyayı ve aynı değerleri paylaşan bireyler olarak korku ve düşmanlığı sevgiye, kavgayı barışa, bencilliği fedakarlığa, haksızlığı adalete, kibri alçakgönüllülüğe, küçümseme ve dışlamayı ötekine saygıya dönüştürelim. Peygamberimizin örnek hayatıyla kendi hayatımız arasında sağlam bilgiye dayalı bir köprü kurmak için o kutlu elçinin insanlığın huzur ve mutluluğu için yaptığı çağrı ve öğretileri etrafında gönüllerimizi birleştirelim.</p>
<p style="text-align: justify;">Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU<br />
Diyanet İşleri Eski Başkanı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/kutlu-dogum-haftasi-2010-yili-yazisi-%e2%80%93-prof-dr-ali-bardakoglu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Abdülkadir-i Geylani&#8217;den Öğütler</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/abdulkadir-i-geylaniden-ogutler/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/abdulkadir-i-geylaniden-ogutler/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Jan 2011 09:56:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssadan Hisse]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülkadir-i Geylani]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülkadir-i Geylani'den Öğütler]]></category>
		<category><![CDATA[Ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[amel]]></category>
		<category><![CDATA[Böbürlenme]]></category>
		<category><![CDATA[cehennemlik işler]]></category>
		<category><![CDATA[cenk]]></category>
		<category><![CDATA[cenk etmek]]></category>
		<category><![CDATA[Firavun]]></category>
		<category><![CDATA[Fitne]]></category>
		<category><![CDATA[hakk]]></category>
		<category><![CDATA[ihlas]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Kibir]]></category>
		<category><![CDATA[makam]]></category>
		<category><![CDATA[nasib]]></category>
		<category><![CDATA[nasip]]></category>
		<category><![CDATA[nefis]]></category>
		<category><![CDATA[nifak]]></category>
		<category><![CDATA[sevgili peygamberim]]></category>
		<category><![CDATA[sıhhat]]></category>
		<category><![CDATA[şirk]]></category>
		<category><![CDATA[sünnet-i resulallah]]></category>
		<category><![CDATA[terbiye]]></category>
		<category><![CDATA[terbiye etmek]]></category>
		<category><![CDATA[tevazu]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe]]></category>
		<category><![CDATA[tevhid]]></category>
		<category><![CDATA[yaratan]]></category>
		<category><![CDATA[zenginlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/abdulkadir-i-geylaniden-ogutler/</guid>
		<description><![CDATA[Sakın yaptığın işlerde ve bulduğun manevi halde kendi gücünü görmeyesin. Bu hal kişiyi azdırır ve YARATAN&#8216;ın rahmet nazarından uzak kılar. Sakın sözünü dinletme ve kabul ettirme hevesine de kapılmayasın. Önce temeli at sonra üzerine binayı çık. Kalbini derin kaz ki oradan hikmet pınarları fışkırsın, sonra ihlas ve iyi işlerle o binayı yükselt. Bu işlerden sonra]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2011/01/deve.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-5015" title="deve" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2011/01/deve-300x198.jpg" alt="deve 300x198 Abdülkadir i Geylaniden Öğütler" width="300" height="198" /></a>Sakın yaptığın işlerde ve bulduğun manevi halde kendi gücünü görmeyesin.<br />
Bu hal kişiyi azdırır ve <strong>YARATAN</strong>&#8216;ın rahmet nazarından uzak kılar.<br />
Sakın sözünü dinletme ve kabul ettirme hevesine de kapılmayasın.<br />
Önce temeli at sonra üzerine binayı çık.</p>
<p>Kalbini derin kaz ki oradan hikmet pınarları fışkırsın, sonra ihlas ve iyi işlerle o binayı yükselt.<br />
Bu işlerden sonra halkı o köşke davet et.<br />
Başkasında bulunan bir hatayı defetmek istersen nefsinle yapma, imanınla yap.<br />
Kötülükleri ancak İMAN yıkar.<br />
Bu durumda RABB?in sana işlerinde yardımcı olur.<br />
O kötülüğü yok etmek için arkadaş olur, O kötülüğü ezer ortadan kaldırır.<br />
Eğer bir kötülüğü nefsin için, halkın seni tanıması için ortadan kaldırmaya niyet edersen rezil olursun.<br />
Her işte <strong>HAKK</strong>&#8216; ın rızası aranmalıdır.</p>
<p><strong>İSLAM </strong>gömleğin yırtık, <strong>İMAN </strong>elbisen pis, kalbin cahil, için kederle dolu.<br />
Gönlün <strong>İSLAMİYET</strong>? e açık değil. <span id="more-4985"></span><br />
İç alemin harap, dışın mamur, bütün sayfaların günah karası.<br />
Sevdiğin ve arzuladığın yalnızca dünya.</p>
<p>Kabir kapısı açık ve ahiret sana doğru gelmekte.<br />
En kısa zamanda aklını başına topla, yalnız dünya azığı toplamaktan vazgeç de ahiret azığını toplamakta acele et&#8230;</p>
<p>Sabırlı kulların bu dünyada çektiği cefa, Yüce Allah?ın (C.C) gözünden kaçmaz.<br />
Siz bir an olsun O&#8217;nun uğruna sabır yolunu tutun, yıllarca ecrini alırsınız.<br />
Ömrü boyunca ?Kahraman? lakâbıyla gezen, onu bir anlık cesareti sonunda kazanmıştır.</p>
<p>Ey evlad, önce nefsine öğüt ver, onu yola getir, sonra da başkalarını&#8230;<br />
Senin henüz ıslaha muhtaç hallerin var, bunu sen de biliyorsun.<br />
Bunu bildiğin halde başkalarının islâhı ile uğraşma yolunda nasıl başarılı olabilirsin?<br />
Gözlerin bir adım öteyi görmüyorken körleri neyle yola getirme sevdasındasın?</p>
<p>Size gereken, Yüce Yaratanı sevmek ve O&#8217;ndan başka kimseden korkmamaktır.<br />
Ve bütün işleri onun rızasını gözeterek yapmak&#8230;<br />
Bunlar Kalple olur, dil gürültüsüne getirip söze boğmakla olmaz.<br />
Sonra mihenk taşına vurulunca utanırsın.<br />
Kuru davaya kimse inanmaz.<br />
Halk arasında söylediğin sözleri yalnız kaldığında söylüyor musun?&#8230;<br />
Aynı duyguları tek başına kaldığın zaman da duyman mümkün oluyor mu?&#8230;<br />
İşte bunları yapabiliyorsan mesele yok&#8230;<br />
Kapı önünde <strong>TEVHİD</strong>, içeriye girince <strong>ŞİRK</strong>, yakışır mı?<br />
Bu, <strong>nifak</strong>, ikiyüzlülük alametidir, içi bozuk olmanın ta kendisidir.<br />
Acırım sana, sözün kötülükten sakınma hakkında, kalbin ise <strong>fitne </strong>çıkarmaya istekli.<br />
Şükrü dilinden bırakmıyorsun, ama kalbin daima itiraz halinde.</p>
<p>Geliniz aşırı, uygun olmayan arzularımızı bir yana atıp YARATANIMIZA koşalım.<br />
Bu yolda biraz perişanlık çekelim.<br />
Ne olur sanki biraz zahmet çeksek?<br />
O&#8217;na vardıktan sonra bütün çekilen sıkıntılar unutulur.<br />
İçimize ve dışımıza hükmeden nefsimizi HAK yoluna çevirelim, Rabbimizin Elçisine, Sevgilisine başvuralım, O&#8217;nun eteğini bırakmayalım.</p>
<p>Bütün amacın yemek, içmek ve arzularının tatmini olmasın.<br />
Bunların hepsi amaç değil, Yüce ALLAH?a (C.C.) ulaşmak için birer araçtır.<br />
Bütün hedefin sana en çok gerekli olana ulaşmak olmalı.<br />
Sana en gerekli olan ise YARATAN&#8217;ındır.<br />
O&#8217;nu ara.<br />
Her şeyin bir bedeli olur.<br />
Dünyaya <strong>AHİRET</strong>, yaratılmışlara ise bedel YARATAN&#8217;dır.<br />
Dünyayı kalbinden atarsan yerini HAK alır.</p>
<p>Yaşadığın günü ömrünün son günü bil, işlerini ona göre ayarla.<br />
Bu duygu sana yeter.</p>
<p>ALLAH?tan (C.C) başka ilah yoktur,? dediğinde bir DAVA  peşine düştün demektir.<br />
Her davada şahit isterler, şahidi olmayan davasını kaybeder.<br />
Ayrıca bu uğurda gelecek her türlü sıkıntıya göğüs gerip, sabır göstermek de birer şahid sayılır.<br />
Bunları yaparken <strong>İHLAS</strong>&#8216;lı olmak gerekir.</p>
<p>Hiçbir söz amelsiz ve ihlassız kabul edilmez.<br />
Kainatın Efendisinin (S.A.V) yolu İHLAS&#8217;tan ibarettir.</p>
<p>Dünyalık toplarken dikkatli ol.<br />
Gece odun toplayan gibi olma.<br />
Elini uzattığında neyi alacağını önceden kestirmelisin.</p>
<p>Gece odun toplayan eline geçeceğini bilemez, seni de ona benzetiyorum.<br />
Ayık ol, sonra felaket büyük olur.</p>
<p>HAK&#8217;la çekişme, nefsin için O&#8217;nu kötüleme, malın azaldı diye O&#8217;nu itham etme, insanlar sana yüz vermiyor diye O&#8217;nu suçlama.<br />
Suçu kendinde ara.<br />
Her işin kendi keyfine uygun olmasını istiyorsun, en büyük hüküm senin mi yoksa O&#8217;nun mu?<br />
Sen mi fazla biliyorsun yoksa O&#8217; mu?<br />
Merhametin O&#8217;nunkinden fazla mı?</p>
<p>Sen ve bütün yaratıklar O&#8217;nun kuludur.<br />
Her şeyde yalnız O&#8217;nun hükmü geçer bunu sakın unutma.</p>
<p>YARATAN&#8217;ın rızasına erme yolunda yapmacık hareketler fayda getirmez, bu yolda yersiz arzu ve boş temenni ile yürünmez.<br />
Hele içi başka dışı başka birinin eline hiçbir şey geçmez.<br />
Bir de yalancılık ortaya çıkarsa felaket o zaman başlar.<br />
Eğer bu hallerin azı sende varsa hemen tevbe et ve tevbeni bozma.<br />
<strong>Tevbe </strong>etmekten ziyade, tevbeyi bozmamak esas hünerdir.</p>
<p><strong>Böbürlenmeyi </strong>bırakın, Yüce ALLAH?a (C.C) karşı büyüklük satmakta neymiş?<br />
Kullara da <strong>kibirli </strong>davranmayın, haddinizi bilin.<br />
Varlığınıza <strong>tevazuyu </strong>yerleştirin.<br />
Önceden ne olduğunuzu düşünün; bir damla su.</p>
<p>Sonrası ne olacak malum&#8230;<br />
Bir hendeğe yuvarlanacak bir ağırlık.<br />
Hali böyle olana büyüklük taslamak yaraşır mı?</p>
<p>Hırsa kapılmayın, kötü arzular sizi esir etmesin.<br />
Dünyalık adamların kapısını aşındırmayın.<br />
Ezilip büzülerek onlardan dünyalık dilenmek size yakışmaz, sabırla doğru yoldan nasibini arasan daha iyi olmazmı?<br />
Ya bir de yaptığın dilenciliğin sonu boşa çıkarsa&#8230;<br />
<strong>Sevgili Peygamberimizin</strong> (S.A.V) En büyük belâ, <strong>nasibte </strong>olmayanı aramaktır,?<br />
Buyruğunu hiç duymadın mı?<br />
Nasibte olmayanı kullar hiçbir zaman veremez.<br />
Dünya oğullarının buna hiçbir zaman gücü yetmez.</p>
<p>Ey ilim iddiasında bulunan, hani ağlaman?<br />
Yüce ALLAH?ın (C.C) korkusundan gözlerin yaşarıyor mu?<br />
O&#8217;ndan korkman ve günahları itirafın nerede?<br />
<strong>Nefsinle cenk etmek </strong>ve onu <strong>terbiye etmek</strong> yok mu?<br />
O?nu HAK tarafına çağırman nerede?</p>
<p>Bunların hiçbiri sende yok.<br />
Bütün derdin kasa, masa, yemek ve eğlenmek.<br />
Aklını başına al.<br />
Dünyadaki nimetlerden sana gelecek bir kısmetin varsa gelir, üzülme içini ferah tut.<br />
Bekleme yükünden kurtulursun, hırsın ağırlığı seni yormaz.<br />
Eğer bu şekilde davranmazsan, bütün bu uğraşmalarından sana ne kalacak dersin?<br />
Sadece bir yorgunluk ve ağır bir hesap&#8230;</p>
<p>Doğruluk olmadan bilginin sana ne yararı dokunur?<br />
Doğruluğun olmadığı için bilgi sana bela olur.<br />
Öğrendin, namaz kıldın, oruç tuttun sebebi sana mal versinler, iyiliğini görsünler, seni öğsünler oldu.<br />
Sana yakışır mı bu düşünceler?</p>
<p>Farzet ki halkın sana ilgisi arttı, bunun ölüm anındaki sıkıntıya faydası olur mu acaba?<br />
Seni sevenlerle aranda uçurumlar olacak o anda.<br />
Topladığın malları başkaları paylaşacak, hesabı ve cezası da sana kalacak.</p>
<p>Yazık sana! <strong>Cehennemlik işleri</strong> yaparken cenneti umuyorsun.<br />
Geçici şeylerle avunuyor onları seviyor ve senin sanıyorsun.<br />
Ama yakında elinden alacaklar.</p>
<p>Yaratan hayatı sana emanet olarak verdi, O&#8217;nun rızası yolunda yaşamanı emretti.<br />
Sen ise kendi isteğin, heveslerinin peşinde hayatını tükettin.<br />
Sana verilen <strong>zenginlik, makam, sıhhat</strong> birer emanettir.<br />
Bütün bunları YARATICININ rızasına uygun yolda kullan.</p>
<p>Ey evlad, ana rahminde seni kim besledi.<br />
O halde iken ne kadar acizdin, bu hale seni getiren kim?<br />
Sen ise kendi varlığına ve halka dayanmaktasın, parana, mevkine, bilgine güveniyorsun.<br />
Güvendiklerin bugün var yarın yok olabilirler.<br />
Yüce ALLAH?tan (C.C) başka her kime güveniyor veya kimden korkuyorsan o senin ilahındır.<br />
Yakında bütün güvendiklerin yok olur kullarla aran açılır, sana karşı kalpleri katılaşır, kapıları yüzüne vururlar seni kapı kapı dolaştırırlar.<br />
Çağırsan yardımına koşan olmaz.</p>
<p>Bütün bunlara sebeb Hak&#8217;tan başkasına güvenmiş olman, O&#8217;nun nimetlerini başkalarından bilmiş olmandır.</p>
<p>Yüce ALLAH?ın (C.C) dininde olmayan şeyleri yapmaya çalışma.<br />
Elinde iki şahit olsun; biri KUTSAL KİTABIMIZ, diğeri SÜNNET-İ RESULALLAH.<br />
Bunlar seni RABBİNE ulaştırır.<br />
Ama sen bu şahitleri bırakıp nefsinin peşinden gitmeye devam ediyorsun.<br />
Elinde iki şahidin var; biri zayıf aklın, diğeri de şahsi arzun.<br />
Şüphesiz bunlar seni ateşe iter.<br />
<strong>Firavun </strong>gibilerin arasına katar.</p>
<p>Ey içi bozuk, yakında öleceksin, öldükten sonra yaptıklarına çok pişman olacaksın ama çok geç&#8230;<br />
Dilin güzel söze alıştığı için konuştu ve aldandı, ama kalbin hiçbir şeyden anlamaz bir halde.<br />
Bu durum seni kurtarmaz.<br />
Güzel konuşmayı kalb yapmalı, yalnızca dilin iyi söz söylemesi faydasızdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/abdulkadir-i-geylaniden-ogutler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İslâm Dininin ilme verdiği önem</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/islam-dininin-ilme-verdigi-onem/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/islam-dininin-ilme-verdigi-onem/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Apr 2009 10:59:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[ilim]]></category>
		<category><![CDATA[islam dini]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm Dininin ilme verdiği önem]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşar AYAZOĞLU]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/islam-dininin-ilme-verdigi-onem/</guid>
		<description><![CDATA[Yüce dinimiz İslam, sevgili peygamberimize vahyin gelişinden beri ilme büyük önem vermiştir. İlk ayet peygamberimize insanı yaratan ve bilmediklerini kalemle yazmayı öğreten Rabbinin adıyla okumaya davet ederek indi. Hem Kuran’ı Kerim de Hz. Muhammed (s.a.v.) Müslümanları doğrudan doğruya düşünmeye ve ilim öğrenmeye teşvik ediyor. “Oku!”, “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?1”, “Bilhem mediğiniz bir konuda]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_2912" class="wp-caption alignleft" style="width: 160px"><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/04/3f3-small-150x150.jpg"><img class="size-full wp-image-2912" title="Yaşar AYAZOĞLU" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/04/3f3-small-150x150.jpg" alt="3f3 small 150x150 İslâm Dininin ilme verdiği önem" width="150" height="150" /></a><p class="wp-caption-text">Yaşar AYAZOĞLU</p></div>
<p>Yüce dinimiz İslam, sevgili peygamberimize vahyin gelişinden beri ilme büyük önem vermiştir. İlk ayet peygamberimize insanı yaratan ve bilmediklerini kalemle yazmayı öğreten Rabbinin adıyla okumaya davet ederek indi. Hem Kuran’ı Kerim de Hz. Muhammed (s.a.v.) Müslümanları doğrudan doğruya düşünmeye ve ilim öğrenmeye teşvik ediyor. “Oku!”, “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?1”, “Bilhem mediğiniz bir konuda bir bilene sorun2” mealindeki ayetler ilim ve düşünceye teşvik eden yüzlerce ayetten sadece bir kaçıdır. <span id="more-2910"></span></p>
<p>Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) bilindiği gibi savaş esirlerini Müslüman çocuklarına öğretmenlik yapmaları karşılığında hürriyetlerine kavuşturduğu gibi birçok hadisinde de Müslümanları ilme ve düşünmeye teşvik etmiştir. “ilim öğrenmek kadın ve erkek her Müslüman’a farzdır.” “İlim Çin’de de olsa alınız.” “İlmin anahtarı sorudur.” Şeklindeki sözleri burada hatırlanması gerekenlerin sadece bir kaçıdır. Önemle hatırlanması gereken bir bilgide şudur ki: Hz. Peygamberimiz ilk Müslümanların sağlık problemlerini bilimsel olarak çözmek için henüz Müslüman olmamış yakınlarından teyzesinin kocası Haris’e adlı kişiyi İran’daki Cündişapur medresesine tıp ilmi öğrenmesi için göndermiştir.3 Böylece ilim Çin’de de olsa alınız sözlerinin ilk uygulayıcısı kendileri olmuştur.</p>
<p>Bizim bazı sözde aydınlarımızın iddia ettiği gibi İslam dini terakkiye(ilerlemeye), ilme asla mani değildir. Astronomi çalışmalarıyla tanınan 1473 Polonya doğumlu ünlü astronomi bilgini Kopernik gezegenlerin güneş etrafında döndüğünü açıklamak için yıllarca bekledi. Çünkü kilisenin baskısından çekinmekteydi. Yine 1564 İtalya doğumlu ünlü astronomi bilgini Galile astronomi üzerine verdiği eserler dolayısıyla papazların hücumuna uğramıştır. 1616 da kurulan bir komisyon Galile’den dünyanın döndüğü iddiasından vazgeçmesini istemiştir. Galile mahkemeye sevk edildi ve kitapları yasaklandı. Engizisyon onu 70 yaşındayken müebbet hapse mahkûm etti. İslam tarihi boyunca bilim adamlarına karşı asla böyle bir olay olmamıştır. Bu iki batılı âlimin görüşlerinden çok daha seneler önce 1200lü yıllarda Hz. Mevlana meşhur eseri mesnevisinde dünyanın döndüğünü şu beyitlerle ifade ediyor:</p>
<p>Dolap gibi dönüp duran gökten kıyas tut</p>
<p>Onun dönmesi acep nedendir?</p>
<p>Ey gök! Ne vakte dek yerin etrafında dönüp duracaksın?</p>
<p>Bu gökyüzü de elinde olmaksızın dönüp durmakta.</p>
<p>Evet, bugüne kadar, bilim ve teknolojinin bu kadar gelişmişliğine rağmen Kuran’daki hiçbir ayetin anlamanın akla ve bilime ters düştüğü görülmemiştir. Aksine bilim ve medeniyet geliştikçe Kuran’da anlatılan hakikatlerin doğrulukları aklen ve ilmen daha apaçık bir şekilde ortaya çıkmaktadır ve çıkmaya da devam edecektir.</p>
<p>Sözlerimi yine bir ayet meali ile bitirmek istiyorum. Yüce Allah Kuran’ı Kerimde “her ilim sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır.4” Buyurarak bilginin sonsuzluğu fikrini bizlere telkin etmektedir. Bize düşen ise İslamiyeti doğru anlamak, geçmişimizi iyi öğrenmek bunun içinde okumak, okumak, okumak.</p>
<p>Yaşar AYAZOĞLU</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/islam-dininin-ilme-verdigi-onem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>20</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Avrupa İslâm&#8217;dan Neden Korkuyor ?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/avrupa-islamdan-neden-korkuyor/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/avrupa-islamdan-neden-korkuyor/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jan 2009 13:36:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa islamdan neden korkuyor]]></category>
		<category><![CDATA[islam ve terör]]></category>
		<category><![CDATA[islamdan korkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[islamdan neden korkuyorlar]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet ve teroristler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=2174</guid>
		<description><![CDATA[Avrupa ile İslâm âleminin münâsebetleri gün geçtikçe artmaktadır. Ancak her zemin ve zamanda &#8220;eşitlik&#8221;den &#8220;hukuk devleti&#8221;nden ve &#8220;hak ve hürriyetler&#8221;den bahseden Avrupalılar, bu münasebetlerden rahatsız görünmektedirler. Bunun en önemli sebebi, din ve kültür meselesi olduğunu da çekinmeden söylüyorlar. Önemle ifade edelim ki, bugün Avrupa&#8217;da bir fikir ve ideoloji fetreti söz konusudur. Dinlerine en mutassıp olan]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-medium wp-image-2175 alignleft" title="islam1" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/islam1-300x225.jpg" alt="islam1 300x225 Avrupa İslâmdan Neden Korkuyor ?" width="200" height="140" />Avrupa ile İslâm âleminin münâsebetleri gün geçtikçe artmaktadır. Ancak her  zemin ve zamanda &#8220;eşitlik&#8221;den &#8220;hukuk devleti&#8221;nden ve &#8220;hak ve hürriyetler&#8221;den  bahseden Avrupalılar, bu münasebetlerden rahatsız görünmektedirler. Bunun en  önemli sebebi, din ve kültür meselesi olduğunu da çekinmeden söylüyorlar. Önemle  ifade edelim ki, bugün Avrupa&#8217;da bir fikir ve ideoloji fetreti söz konusudur.  Dinlerine en mutassıp olan Katoliklerin % 80&#8242;i dahi, kendi dinlerinin muharref  i&#8217;tikad esaslarına inanmamaktadır. Gençlik tamamen başıboşdur ve gençliği  bekleyen tuzakların başında, komunizm, sefâhate ve uyuşturucu ibtilası gibi  insanlığın düşmanı sayılan tehlikeler gelmektedir. Bu belâlara karşı  hristiyanlık âleminin akıllı kısmı, İslâm âlemiyle müşterek düşmana karşı  ittifakdan başka çare görmemektedirler. Bu yazımızda konunun bazı önemli  noktalarını vuzuha kavuşturmak istiyoruz.<span id="more-2174"></span></p>
<p><strong><span style="font-size: 8pt;">I- HAKİKİ HRİSTİYANLIK İSLÂMİYETE MUHALİF  DEĞİLDİR<br />
</span></strong><br />
Hristiyanların İslâm&#8217;dan korkmaları, bilgisizlikten  ve menfi propagandalardan kaynaklanmaktadır. Rahip Lelong&#8217;un &#8220;İslâm ve Batı&#8221;  isimli eserindeki şu cümlesi de bu kanaatimizi teyid etmektedir: &#8220;Bilgisizlik  yüzünden korku doğuyor, İslâm&#8217;dan ürkülüyor. Avrupa ve Amerika&#8217;da İslâm&#8217;ın  zenginlikleri yeterince bilinmiyor&#8230;. <strong><span style="font-size: xx-small;">[1]</span></strong>. Halbuki  Kur&#8217;ân, hakiki hristiyanlık ile İslâm&#8217;ın arasında temelde bir farklılık  bulunmadığını ifade ediyor. Mü&#8217;minleri tarif ederken &#8220;Onlar, sana ve senden  önceki peygamberlere inzal olunan kitaplara iman ederler&#8221; ifadesini kullanıyor  ve bu ifadeyle ehl-i kitabı İslâm&#8217;a davet ediyor, şöyle ki:</p>
<p>Ey insanlar!  Kur&#8217;ân&#8217;a iman ettiğiniz gibi diğer mukaddes kitaplara da iman ediniz. Çünkü  Kur&#8217;ân, onların doğruluklarına delil ve şahiddir. Ve ey ehl-i kitap! Geçmiş  peygamber ve kitaplara iman ettiğiniz gibi, Hz. Muhammed ve Kur&#8217;ân&#8217;a da iman  ediniz. Zira iman edip İslâmiyet&#8217;i kabul etmekte sizin için bir zorluk yoktur.  Bu, size ağır gelmesin. Zira Kur&#8217;ân, size bütün bütün dininizi terk etmenizi  emretmiyor. Ancak inanç esaslarınızı ikmal ediniz ve muharref olan dini  hükümlerinizi düzeltiniz diye size teklif ediyor. Zira Kur&#8217;ân, eski mukaddes  kitapların bütün güzelliklerini câmi&#8217;dir; onların temel esaslarını ta&#8217;dil ve  tekmil etmiştir. Sadece zaman ve zeminin değişmesiyle tebeddül eden fer&#8217;i  mevzularda farklı hükümler tesis etmiştir. Bunda, akli ve mantıki olmayan bir  cihet yoktur. Zira dört mevsimde yiyecek, giyecek ve diğer ihtiyaçlar değiştiği  gibi, bir insanın değişik hayat devrelerinde de, talim ve terbiyesi farklı olur.  Aynı şekilde insanlığın farklı devrelerinde, bazı fer&#8217;i hükümlerin değişmesi  kaçınılmazdır. Kur&#8217;ân, diğer dinlerin temel esaslarını değil, sadece fer&#8217;i  hükümlerden bir kısmını neshetmiştir. Yani vakitleri bitti, nöbet başka  hükümlere geldi demiştir.<strong><span style="font-size: xx-small;">[2]</span></strong></p>
<p><span style="font-weight: 700; font-size: 8pt;">II- HRİSTİYANLIK, YA SÖNECEKTİR YA DA  İSLÂM&#8217;LA BİRLEŞECEKTİR<br />
</span><br />
Yukarda zikredilen hakikatler karşısında  şunu ifade edelim ki, bugün hristiyanlık iflasın eşiğindedir. İslâm&#8217;a düşmanlığı  sürdürürlerse, hristiyanlık, mevcut menfi cereyanlar karşısında  dayanamayacaktır. İslâm ile barışıp, bazı muharref ve bâtıl inançlarından  sıyrılırsa hem kendi hayatiyetini bir manada devam ettirecek ve hem de  beşeriyetin saadetini teminde katkısı olacaktır. Bu noktada papazlara büyük  görev düşmektedir. Dünyevi menfaatleri ve siyasi hırsları için, beşerin  saadetini tehlikeye, sokmamalıdırlar. Zira onlar da biliyorlar ki, İslâmiyetin  esasları gerçek hristiyanlığa zıt değildir ve İncil&#8217;de müjdelenen &#8220;Fâreklit&#8221; de,  Hz. Muhammed&#8217;dir. Kur&#8217;ân, bazı papazların hakkı bildikleri halde, dünyevi  menfaati için gizlemelerini şiddetle kınamış ve tarih nazarında o papazlar rezil  duruma düşmüşlerdir. Günümüzdekilere ibret olsun diye bu konuyu biraz daha  yakından görelim:</p>
<p>Kur&#8217;ân&#8217;ın üçüncü suresi olan Al-i İmran&#8217;ın önemli bir  kısmının nüzul sebebi, Necran&#8217;dan gelen bir hristiyan hey&#8217;et ile Resulüllah&#8217;ın  münazarasıdır. Şöyle ki:<br />
Hz. Peygamber&#8217;e Necran&#8217;dan mürahhas olarak &#8220;vefd-i  Necran&#8221; diye bilinen 60 kişilik bir hey&#8217;et gelir. İçlerinde Abdülmesih ve Ebu  Hârise İbn-i Alkame isimli baş piskoposlar da bulunmaktadır. Bunlar, Bizans  İmparatorlarının tazim ve ikrâmda bulundukları hristiyan âlimlerdir. Ebu  Hârise&#8217;nin kardeşi Kürz de hey&#8217;etin içinde bulunmaktadır. Bir hafta kadar  Medine&#8217;de kalmışlar ve devamlı Resulüllah ile münâzaralarda bulunmuşlardır.  Hepsinde de mahcup ve mağlup olunca, Resülüllah Kur&#8217;ân&#8217;ın emri ile onları  ibtihâle yani açıktan mülââneye, lâ&#8217;netleşmeye davet etmiştir. Kur&#8217;ân&#8217;ın daveti  şöyledir: &#8220;Geliniz, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve  kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, bir araya gelelim. Sonra da  Allah&#8217;ın laneti yalancıların üzerine olsun diye duâ ve niyaz edelim.&#8221;<strong><span style="font-size: xx-small;">[3]</span></strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Bu teklifi duyan Nasara hey&#8217;eti  &#8220;Bize müsaade et teklifini görüşelim&#8221; dediler. Kendi aralarında vardıkları karar  ise şu oldu: Anladığınız gibi Hz. Peygamber gerçekten peygamberdir. İsa  hakkındaki sorularımızı ne güzel halletti. Bilirsiniz ki, herhangi bir kavim,  bir peygamber ile mülââneye kalkışırsa, büyüğü küçüğü mahvolur. Kökü kazınır.  Madem ki, dinimizde kalmak istiyoruz, musâlaha edelim. Ancak baş piskopos Ebu  Hârise&#8217;nin kardeşi Kürz müslüman olmuş. Hatta anlattığına göre, yolda Ebu  Hârise&#8217;nin katırı bir hayvanlık etmiş, Kürz de &#8220;Ta&#8217;sen lil-eb&#8217;ad: uzaktaki yani  Hz. Muhammed helâk olsun&#8221; demiş. Ebu Hârise ise, &#8220;Hayır, anan kahrolsun&#8221; deyince  sebebini sormuş ve verdiği cevap da şu olmuştur: Vallahi o bizim beklediğimiz  peygamberdir. Bu cevap üzerine Kürz, &#8220;O halde neden iman etmiyoruz?&#8221; deyince,  cevaben &#8220;Çünkü şu krallar, bize servetler verdiler, şimdi buna iman etsek  hepsini elimizden alırlar?&#8221; demiş. Kur&#8217;ân da böylesi rezillerin halini şöyle  tasvir eylemiş: &#8220;Insanlara, kadınlar, oğullar, yüklerle altın ve gümüş  yığınları, davarlar ve ekinler gibi hoşlarına giden dünyevi şeylerin sevgisi  bezendi. Halbuki bunlar, dünya hayatının geçici metâ&#8217;ıdırlar. Akibet güzelliği  ise Allah katındadır .</span><strong><span style="font-size: xx-small;">[4]</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: 8pt;">III-AVRUPA&#8217;NIN  İKİYÜZLÜLÜĞÜ<br />
</span></strong><br />
Tarihten ibret almayan Avrupa&#8217;lılar ve onların  yukarda anlatılan Ebu Hârise&#8217;ye benzeyen papazları, aynı cehâlet ve inatlarını  sürdürüyorlar. Türkiye&#8217;deki bazı benzerleri gibi, hele, hukuk ve hürriyetten her  zaman ve zeminde dem vurdukları halde, mesele İslâm&#8217;a ve müslümana gelince,  istibdad havarisi kesiliyorlar. İtalya&#8217;nın büyük yayın organlarından olan  LASAMDA&#8217;daki şu haberi aynen nakledip, İtalya&#8217;da bulunan yerli ve yabancı  müslümanlar hakkında yapılan gizli bir toplantıyı aynen yansıtmak  istiyoruz.</p>
<p>Bu toplantıda alınan kararlar, maalesef, aslen İtalyan olan  Prof.Dr. Michele Tridente hakkında aynen tatbik edilmiş ve insan hakları  havarisi kesilen Avrupalılar, bu İtalyan müslümana bakınız neler yapmışlardır.  Kendi dilinden dinleyelim:</p>
<p><strong>“Bari, 13 Şubat 1989<br />
Rektör Prof. Dr.  Halil CİN Selçuk Üniversitesi KONYA-TÜRKİYE<br />
Çok Aziz Dost ve Değerli  Rektör,</strong></p>
<p><strong>26.1.1989 tarihli zarif mektubunuza gecikerek cevap veriyorum.  Çünkü burada kâfirler bana öldürücü darbeyi vurmak için uğraşıyorlar. Allah  yardım edip önlemezse, çok büyük bir ihtimalle yaşamak istediğim Türkiye&#8217;ye göç  etmeye mecbur kalacağım. İslâm Sanat ve Mimarisi doktorası tevcih ederek bana  verdiğiniz şeref için en derin teşekkürlerimi ifade edecek kelime bulamıyorum.  Doktora diplomamı dost Prof. Mandel&#8217;den aldım.</strong></p>
<p><strong>Bu mücadelede yapayalnız  kaldım. Özellikle paralarını avuç avuç altınlar halinde sadece yatları için  değil aynı zamanda İslâm davası için de harcama imkânına sahip bulunan müslüman  kardeşler tarafından yalnız bırakıldım. Çok açıktır ki, onlardan asla kaybolan  fonlara katkılarını değil, ancâk kredi (ödünç) istedim. Netice itibarıyla  uğrunda her çeşit aşağılama ve tehlikeye maruz kaldığım bu yalnız ve çetin  cihatta sizin bana göstermiş olduğunuz manevî destek tek mükâfat oldu. Allah  daima himayesini sizin ve muhteşem ilim ve ışık merkezi Konya ve aynı şekilde  Büyük Mevlânâ&#8217;mız üzerinde tutsun. Mevlânâ Celâleddin-i Rûmi&#8217;nin ekte size  gönderdiğim ve benim şimdiki ruh halimi tam olarak yansıtan mısralarının  İtalyancadan başka bir dilde tercümesine sahip değilim.</strong></p>
<p><strong>Sizi, ailenizi,  Konya Üniversitesini ve Mevlânâ esprisinin mevcudiyetinden ve ışığından  yararlanan Konya&#8217;nın imtiyazlı halkını din kardeşliği hislerimle  kucaklıyorum.<br />
Yakında görüşmek üzere.</strong></p>
<p><strong>Dostunuz Mühendis Prof. Dr.  Michele Tridente”</strong></p>
<table id="AutoNumber2" style="border-collapse: collapse;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bordercolor="#111111">
<tbody>
<tr>
<td width="100%">
<p style="line-height: 150%;" align="center"><span style="font-family: Verdana; color: #ff0000;"><strong><span style="font-size: 8pt;">Prof. Dr. Michele Tridente’nin  Mektubu</span></strong></span></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="100%">
<p align="center"><img src="images/bgk-image002.jpg" border="1" alt="bgk image002 Avrupa İslâmdan Neden Korkuyor ?" width="369" height="560" title="Avrupa İslâmdan Neden Korkuyor ?" /></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Netice olarak, Avrupalılar ve bizdeki  Avrupa maskeliler iyi bilsinler ki, hristiyanlık ya intifâ ya istifa edecektir;  yani ya sönecek ya da bâtıl inançlardan arınıp İslâm&#8217;la birleşecektir. Akıl ve  fennin hükmettiği istikbalde, hâkim, hükümlerini ak­la ve fenne tesbit ettiren  Kur&#8217;ân olacaktır. Biz, komunizm ve benzeri insanlık düşmanı belâlara karşı,  dindar ve samimi hris­tiyanlarla dahi ittifaka taraftarız. Hakkı gizlemeye boşu  bo­şuna uğraşan papazları ise insafa davet ediyor ve İslâm&#8217;dan korkmayın  diyoruz.</p>
<p><strong><span style="font-size: 8pt;">IV- İSLÂMİYET PİSKOPOSLARI  MEŞGUL EDİYOR</span></strong></p>
<table id="AutoNumber3" style="border-collapse: collapse;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bordercolor="#111111">
<tbody>
<tr>
<td width="100%">
<p align="center"><img src="images/bgk-image004.jpg" border="1" alt="bgk image004 Avrupa İslâmdan Neden Korkuyor ?" width="378" height="231" title="Avrupa İslâmdan Neden Korkuyor ?" /></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>VATİKAN:</strong> Kapalı kapılar arkasında  ve büyük bir gizlilik içerisinde &#8220;İtalyan Piskoposlar Konferansı&#8221;nda nazik bir  konu tartışılıyor; İtalya&#8217;daki Müslüman varlığı. Çeşitli değerlendirmelere göre  ülkemizde 200.000 ile yarım milyon arasında müslüman vardır ve bunların büyük  bir çoğunluğu dışarıdan gelmiştir. Arap Yarımadası&#8217;nda çıkan &#8220;Khaleei Times&#8221;  gazetesine göre 10.000 İtalyan İslâm Dinine geçmiştir.</p>
<p>Bu artış fazla  olmasa da devamlıdır. Öyle ki, Roma Camisi&#8217;nin dışında, Bari&#8217;nin hemen yanı  başında, Casamassima&#8217;da, 53 yaşındaki sonradan müslüman olmuş &#8216;Michele  TRİDENTE&#8217;nin girişimleri ile bir İslâm Merkezi doğmaktadır. Bu merkezde, bir  kongre merkezi, bir matbaa, bir astronomi rasathanesi, bir tıp merkezi, bir  mezarlık ve bir medrese bulunmaktadır. TRİDENTE mühendistir ve Uygulamalı  çevrebilim dalında üniversite doçentidir. Kendisine İslâm Üniversitesi  tarafından da ödül verilmiştir. TRİDENTE sonradan müslüman olan ünlü Fransız  Roger Garaudy&#8217;nin İtalya&#8217;daki bir eşidir. TRİDENTE&#8217;nin girişimi, &#8220;Mezzahma&#8221;nın  ülkemize girişinin bir sembolü, bir işaretidir.</p>
<p>İslâm Dini&#8217;nin yayılışı  İtalya&#8217;da ve dışarıda Kilise için bir problem teşkil etmektedir. Bunun içindir  ki, yarın Roma Konferansı kapalı kapılar arkasında yapılacaktır. Uzmanların  raporlarından başka Monsenyör Giovanni Innocenzo&#8217;nun da konuşması öngörülmüştür.  Libya&#8217;da bulunan Vicario Apostolico doa Kaddafi rejimi ile güç ilişkilerden söz  edecektir.</p>
<p>Genelde çoğunluğu müslüman olan ülkeler katolikler için nazik  yerlerdir. Bunların en önemlisi Suudi Arabistan&#8217;dır. Burada yaşayan yüz bin  kadar hristiyan rahipsizdir. İslâm&#8217;ın kutsal yerlerinin bekçileri olan Suudi  Arabistan yetkilileri en küçük bir diyaloğa yanaşmamaktadırlar.<br />
Kongreye  katılanlardan Vatikan mensubu Monsenyör Vittorio lanari Mussolini&#8217;nin şu  sözlerini hatırlatmaktadır: &#8220;Eğer müslümanlar Mekke&#8217;de bir kilisenin açılmasını  kabul ederlerse Roma&#8217;da bir cami açılabilir&#8221;; &#8220;fakat dini kimliğimizin korunması  ticari bir mantıkla bağdaşamaz&#8221;. Rüşdi olayından başka, büyük göçlerle İslâm  yalnız İtalya için değil, Avrupa için de bir problemdir. Federal Almanya&#8217;da 2  milyon civarında, İngiltere&#8217;de 1,5 milyon, Fransa&#8217;da 2 milyon, Hollanda&#8217;da 300  bin müslüman vardır.</p>
<p>&#8220;Bir mevcudiyet haline gelen İslâmiyet bizi  düşündürüyor&#8221; diyor Isnari. Karşılıklı evlenmeler daha ciddi bir problem  oluşturmaktadır (Bu konu konferansda M. Bormann tarafından ele alınacaktır)  Fakat bu tek problem değildir: Afganistan&#8217;daki tek rahip P. Vanni Bressan&#8217;a göre  İslâm entegrizminin Batı&#8217;ya girişi küçümsenmemelidir.&#8221;</p>
<p><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: xx-small;">1- Yediler, İsmail, İstemeseler de, Zaman Gazetesi,  3.9.1989.<br />
2- Bediüzzaman Said Nursi, İşârât-ül-İ&#8217;câz, 48-50.<br />
3- Kur&#8217;ân,  AI-i İmran, 61.<br />
4- Kur&#8217;ân, AI-i İmran, 14; Elmalılı, 1011 vd., 1050  vd.</p>
<p></span></strong></p>
<p style="line-height: 150%; text-align: left;"><span style="font-family: Verdana; color: #ff0000;"><strong><span style="font-size: 8pt;">Prof. Dr. Ahmed  Akgündüz<br />
<a href="http://www.osmanli.org.tr/dosyaara.php?bolum=2&amp;id=140">Avrupa İslâm&#8217;dan Neden Korkuyor ?</a></span></strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/avrupa-islamdan-neden-korkuyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlıda Eğitim Sistemi ve Maziye Bakış</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/osmanlida-egitim-sistemi-ve-maziye-bakis/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/osmanlida-egitim-sistemi-ve-maziye-bakis/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jan 2009 12:53:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Akgündüz]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[ilim]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[medrese]]></category>
		<category><![CDATA[öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlıda eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlıda medreseler]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlıda üniversiteler]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr.Ahmed Akgündüz]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[türklerde eğitim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=2165</guid>
		<description><![CDATA[I- Konunun Takdimi Mevzuya girmeden önce üç hakikati hatırlatmak istiyorum: Birincisi, her asır insanlarının, kendi zamanlarında meydana gelen fenalıkların sebeplerini geçmişlerine isnâd ederek suçsuzluklarını isbata kalkışmaları maalesef alışılmış bir durumdur. Halbuki tenkit edilenlerin bizim dedelerimiz olduğu, birgün bizim de dedeler makamına gelip tenkit edileceğimiz asla unutulmamalıdır. İkincisi, karanlık mazi tabiri maarif açısından müslüman ve gayr-i]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ff0000;"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-2166" title="ottoman" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/ottoman-161x300.jpg" alt="ottoman 161x300 Osmanlıda Eğitim Sistemi ve Maziye Bakış" width="161" height="300" />I- Konunun Takdimi</strong></span></p>
<p>Mevzuya girmeden önce üç hakikati hatırlatmak istiyorum:</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Birincisi,</strong> </span>her asır insanlarının, kendi zamanlarında  meydana gelen fenalıkların sebeplerini geçmişlerine isnâd ederek suçsuzluklarını  isbata kalkışmaları maalesef alışılmış bir durumdur. Halbuki tenkit edilenlerin  bizim dedelerimiz olduğu, birgün bizim de dedeler makamına gelip tenkit  edileceğimiz asla unutulmamalıdır.<span id="more-2165"></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>İkincisi,</strong></span> karanlık mazi tabiri maarif açısından  müslüman ve gayr-i müslimlere göre farklı manalar ifade etmektedir. Başta Avrupa  olmak üzere bütün gayr-i müslim milletler için, eğitim açısından mazi deyince,  17. asırdan evvelki ilk ve ortaçağın tamamı akla gelmelidir. Günümüzde dahi  ortaçağ zihniyeti ve skolastik düşünce denince akla gelmesi icab eden, başta  Avrupa olmak üzere gayr-i müslimlerin bu devreye ait dünyasıdır. Avrupa&#8217;ya ait  olan ve hem eğitim ve hem de öğretim açısından insanlık tarihinin en karanlık  devreleri sıfatını hâiz bulunan bu devreleri, müslümanların ve hususan müslüman  Türkün tarihine de isnad etmek, hem tarihi bilmemek ve hem de tarihe iftira  etmek demek olur. Gerçekten bu dönemin Hristiyan dünyası, hem sosyal ve hem de  fen ilimleri açısından cehâlet sahrasında kurulmuş taassub çadırlarından oluşmuş  insan toplulukları manzarasını arzetmektedir. Hukuk ilmi açısından hiç bir  terakki yoktur; sadece Roma hukukunun katı kaideleri değiştirilemez ve hatta  yorumlanamaz mukaddes normlar olarak kabul edilmektedir. Fen ilimlerinde de  durum farklı değildir; Galile, müslüman âlimlerden aldığı feyzle dünya dönüyor  dedi diye Engizisyon mahkemelerinde idama mahkûm edilmiştir.</p>
<p>Halbuki  eğitim ve öğretim açısından karanlık olan mazi mefhumu, müslümanlar için  farklıdır. İslâm tarihi açısından asr-ı saâdetten ilk üçyüz senenin sonuna  kadar, günümüzde ileri eğitimin de ulaşamayacağı mükemmel ve bütün ilimlere açık  bir eğitim tarzı mevcuttur. İmam Matüridî gibi düşünce tarihinde zirveye  yükselmiş insanlar bu asrın meyvesi olduğu gibi, secde ve rükû’ halinde kıbleye  nasıl yönelme mümkündür? sualini dünyanın yuvarlaklığıyla açıklayan İmam Şafiî  gibi hukukçular da bu devrin meyveleridir. İslâm tarihinin ilk beşyüz yılı yani  milâdî XII. yüzyıla kadar olan devre de, ilk devre kadar mükemmel olmasa da, çok  önemli gelişmelere mazhardır. İlk müslüman Türk Devleti olan Karahanlılar  devrinde yetişen Serahsi ve Halvanîlerin hukuk ilmine yaptığı hizmetler, Râzî ve  Birunîlerin müsbet ilimlere olan katkıları, bu devreye ait ölmez misallerdir.  Ebül-izz&#8217;in 60 küsur otomatik makina modelini anlatan eseri ile İbn-i Sina&#8217;nın  Batı okullarında asırlarca ders kitabı olarak okutulan El-Kanun adlı kitabı,  saymakla bitmeyecek yüzlerce misallerden sadece ikisidir. Avrupa&#8217;da henüz XVII.  yüzyılda H. Grotious tarafından bir kaç sayfalık makalelerle temeli atılan  Devletler Hukuku ile alakalı Karahanlılar zamanında beş ciltlik ve 3.000  sayfalık eser yazıldığını ve hâlâ gündemde olduğunu ifade edersem, &#8220;Her şey  zıddıyla bilinir&#8221; kaidesi gereği mesele daha iyi anlaşılacaktır  kanaatindeyim.</p>
<p>Tesbitlerimize ve araştırmalarımıza göre, Osmanlı  Devleti&#8217;nin ilk iki asrını da bu devreden saymak gerekir. Zira bir görüşe göre  dünyanın ilk üniversitesi ünvanına sahip olan Fâtih&#8217;in yaptırdığı Sahn-ı Seman  yani sekiz fakülteli Fâtih Külliyesinde okutulan ders kitaplarına, bugünün ileri  seviyeli kabul edilen fakülteleri dahi ulaşabilmiş değildir. Adududdin&#8217;in  yazdığı ve Seyyid şerif Cürcanî tarafından şerhi yapılan şerh-i Mevâkıf isimli  düşünce tarihi, felsefe ve kelam ansiklopedisi mahiyetindeki bir dev eser bu  üniversitenin ilgili bölümünde ders kitabı olarak okutulurken, bugünün benzeri  fakülte mezunları ve hatta doçentleri ve profları bu kitabın mevzularını  anlamaktan hâlâ âciz durumdadırlar. İbn-i Sina&#8217;nın El-Kanun adlı tıp kitabının  Dar&#8217;üt-Tıp adlı Tıp fakültelerinde ders kitabı olarak okutulduğunu da unutmamak  icabetmektedir. Bazı iddiaların tersine, 17. yüzyılın başına kadar, devletin  dar&#8217;üş-şifalarında ve sarayda vazife gören tabipler ve ser-etıbbâların % 95&#8242;i  müslümanlardır ve medreselerden yetişmişlerdir.</p>
<p>İşte İslâm tarihinin  miladî XII. asra kadar olan devresi ile Osmanlı Devleti&#8217;nin ilk 150-200 yılını,  Avrupa&#8217;daki karanlık maziye kıyaslamak ve Ortaçağ zinhiyeti diye takdim etmek,  Ortaçağ zihniyetinin ta kendisidir. Bu devre, mazi değil, aydınlık istikbalin  köklerini teşkil eden mazideki istikbaldir.</p>
<p>Maalesef, miladî XII.  yüzyıldan sonra, Osmanlının ilk 150 yılını istisna bırakırsak, XX. asrın başına  kadar tesiri devam eden devre, İslam eğitim tarihi açısından karanlık bir  mazidir. Bu devrede fen ilimleri, medrese ilimleri diye ifade edilen dinî  ilimlerden ayrı gibi telakki edilmiş ve müsbet bazı gayretlere rağmen, bu  ayrılık devam edegelmiştir. Düşünce tarihinde bugünün fakültelerinde dahi  incelenemeyen mevzuları ihtiva eden şerh-i Mevâkıf&#8217;ın yerini, buna göre çok kısa  sayılan şerh-i Akâid ve benzeri eserler almıştır. İbn-i Sina&#8217;nın El-Kanun&#8217;u  yerini 200-300 sayfayı aşmayan hikmetdeki El-Hidâye<strong><span style="font-size: xx-small;">[1]</span><span style="color: #ff0000; font-size: xx-small;"> </span></strong>kitabı almıştır. Fıkıhda  mezheblerarası mukayeseli bir eser olan El-Hidaye okunurken, bu da yerini küçük  bir fıkıh metni olan Mülteka&#8217;ya bırakmıştır. Halbuki vicdanın zıyası dinî  ilimlerdir. Aklın nuru fen ilimleridir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli  eder. İkisinden de nasibini almış olan talebe iki kanadı ile ilmin fezasında  pervaz edip yükselebilir. İkisi ayrılıp, sadece dinî ilimleri okuyanlarda  taassup, sadece fen ilimlerini okuyanlarda ise, manevî meselelerde hile ve şüphe  ortaya çıkar. Tanzimat gençliği ve şu andaki Türk gençliği bunun en bâriz  misalidir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Üçüncüsü,</strong></span> mazide olduğu gibi  şimdi de, bizim üç büyük düşmanımız vardır; cehâlet, zaruret ve ihtilaf. Bu üç  düşmana karşı, san‘at, ma‘rifet ve ittifak silahıyla cihad edeceğiz. Ecnebiler,  fen ve sanayi silahıyla bizi manevî istibdadları altında geçmişte ezdiler ve  şimdi de ezmeye devam ediyorlar. Bizim de artık fen ve sanayi silahıyla i‘lây-ı  kelimetullahın en müthiş düşmanı olan cehâlet, fakirlik ve ihtilaf düşmanlarıyla  mücadele ve mücahede etmemizin zamanıdır. Bu hakikatların aksini hiç bir  müslüman söylememektedir.</p>
<p>Bu uzun mukaddimeden sonra, şimdi de eski ve  yeni eğitim sistemimizle alakalı bazı tesbitlerimizi takdim etmek  istiyoruz;</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>II &#8211; Eski Eğitim Sistemimiz ve Aksayan  Yönleri</strong></span></p>
<p>Başta Osmanlı Devleti olmak üzere eski eğitim  sistemimizle alakalı, bazı tesbitlerimizi aktarmak istiyoruz:</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">1)</span></strong> Eski eğitim sistemimiz hakkında kıymetli bir kısım  değerlendirmelerin varlığı yanında, özellikle resmî platformlarda yaygın olan  kanâatler, her sahada olduğu gibi, mevhûm bazı safsatalara dayanmaktadır. Bu  safsatayı netice veren dört yanlış kıyası burada özetlemek  istiyoruz:</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>A)</strong></span> Eski eğitim sistemimiz,  biraz sonra nakledeceğimiz bazı aksaklıklarına rağmen, günümüzdeki eğitim  sisteminden farklı olarak manevî temellere dayanmaktadır. Modern eğitimcilerin  çoğu, maneviyatı maddiyata kıyas yapmakla ve tarih boyu maneviyatımıza ve  dinimize düşman olan Avrupalıların eğitimle ilgili görüşlerini eski ve yeni  eğitimimizde hüccet kabul etmekle, büyük bir hatalı kıyas içine düşmüş  oluyorlar. Halbuki herşeyi maddede görenlerin akılları gözlerindedir. Göz ise  maneviyatta kördür. Ayrıca, 600 sene Osmanlı Devleti&#8217;ni millî ve manevî  değerlerinden koparmak için mücadele etmiş olan Avrupalıların eski eğitim  sistemimize müsbet gözle bakmaları mümkün değildir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>B)</strong></span> İkinci önemli yanlış kıyas, bazı ilimlerde meşhur  olanların başka ilimlerde de mütehassıs olduğuna hükmetmektir. Eski eğitim  sistemimiz ve dolayısıyla tarihimiz hakkında konuşanların bir kısmının, tarihi  ve eski eğitim sistemimizi bilmedikleri, gün gibi aşikârdır. Mesela, eğitimin  Osmanlı döneminde yaygın olmadığı ve Cumhuriyet döneminde alabildiğine yurdun  her köşesine yayıldığı ısrarla iddia edilmekte ve can düşmanımız Avrupa ile  birlikte ısrarla dedelerimizin câhil olduğu maalesef anlatılmaktadır. Acaba  cahillikten kasıt nedir? Eğer okuma-yazma bilmeme kasdediliyorsa, bu tamamen  yanlıştır. Zira arşiv belgeleri bu iddiaları yalanlamaktadır. Osmanlı  dönemindeki okuma-yazma nisbeti, belki bugün için geçerli olmayabilir, 1970&#8242;li  yıllara kadar, Cumhuriyet dönemine oranla kat kat fazladır. Gelin bir müşahhas  misal verelim. 1316 yani 1898 tarihli Aydın Vilâyeti Salnâmesi&#8217;ne göre, İzmir&#8217;in  nüfusu 157.098&#8242;dir. Toplam ilkokul sayısı ise, 36.087 nüfusa sahip müslümanlar  için 13 adettir. Yani her 2.500 nüfusa bir ilkokul düşmektedir. Bu  değerlendirmeye göre, nüfusu 3.000.000&#8242;u geçen İzmir&#8217;in şu anda 1.200&#8242;e yakın  ilkokulu bulunması icabeder. Gerçek rakamın ne olduğunu doğrusu ben de merak  ediyorum<strong><span style="font-size: xx-small;">[2]</span></strong>. Gayr-i müslimlerin sayıları 55&#8242;i bulan  mektepleri buna dahil değildir. Bizim köyde Rüşdiye mektebi yani ortakokul var  imiş; halbuki Cumhuriyet döneminde ilkokul 1950&#8242;lerden sonra açılmış. Yani bizim  köy ortaokulu kaybettiği gibi ilkokulu da 30-35 sene sonra görebilmiş. Aradaki  farkı idrâklerinize havale ediyorum.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>C) </strong></span>Yeni fenleri ve ilimleri bilmeyen âlimlerin sözlerini, dinî ilimlerde  de kabul etmemek gibi, bir başka yanlış kıyas daha vardır. Halbuki her ilimde  söz sahibi, ancak o ilmin mütehassısıdır. Yeni ilim ve fenlerde maharet sahibi  olan bir kısım aydınlarımızın bir öncekinin tersine gurura kapılarak, kendisini  dinde de mütehassıs kabul etmesi de, eskiyi değerlendirirken bizi hatalara  sevkeden önemli yanlış kıyaslardandır. Hatta Cumhurbaşkanı oldu diye, kendisini  müfessirlerle eş tutan devlet adamlarımızı dahi bu millet görmüş ve fetvalarını  da 12 Eylül&#8217;den sonra epeyce dinlemiştir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>D)</strong></span> Bir diğer önemli yanlış kıyas da, selefi halefe  ve maziyi hâle kıyas edip haksız itirazlarda bulunma hastalığıdır. XVII. asra  kadar Avrupa temizliğin kaidelerini dahi bilmezken, Fâtih medreselerinde neden  organik kimya okutulmadı diyen ahmaklar vardır. Halbuki fikirlerin birleşmesiyle  şu anda bedihî hakikatler haline gelen çok şeyler, mazide en büyük âlimler için  dahi kapalı kalmış olabilir. Her devir, kendi şartları çerçevesinde  değerlendirilmelidir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>2)</strong></span> Eski eğitim  sistemimizin temel teşkilatını, medrese, mektep ve tekye üçlüsü teşkil ediyordu.  XII. asra kadar ve Osmanlı Devleti&#8217;nin ilk 150 yıllık döneminde, medrese, hem  müsbet ilimlerin ve hem de din ilimlerinin öğretildiği tek öğretim  müesseseleridir. İlkokullar demek olan sıbyan, mahalle veya ibtidâî mektebler;  medrese adıyla vatanın bütün sathına yayılan orta öğretim mektebleri; yine  medrese yahut külliye, sahn adıyla üniversite mahiyetindeki yüksek öğretim  kurumları, fevkalade nizamlı çalışmıştır. Müsbet ilimlerde Câbirler, Ali  Kuşçular ve İbn-i Sinalar; sosyal ilimlerde İmam Gazaliler, Fahreddin Raziler ve  Fenariler ve hukukda İmam-ı A‘zamlar, Serahsiler ve Ebussuûdlar bu ilim  yuvalarının yetiştirdiği mükemmel talebelerdir. Mektebler, hususan Tanzimat  hareketinden sonra ayrı adlar altında, müsbet ilimlerden uzaklaşan medreselerin  boşluğunu kapatmak üzere kurulmuşlardır. Tekyeler ise, asırlarca Anadolu&#8217;yu  maddî ve manevî tehlikelere karşı koruyan Avrupalıların tabiriyle yenilmez kara  ordusunu ve bizim tabirimizle maneviyât erlerini yetiştiren manevî eğitim  mekânlarıdır. Maalesef Osmanlı Devleti&#8217;nin son zamanlarına doğru, medrese ehli,  mekteblileri dış görünüşlerinden dolayı, iman zaafıyla suçluyor mektebliler ise,  onları yeni fenleri bilmediklerinden noksan ve câhil addediyorlardı. Bu  fikirlerdeki ayrılık ve metodlardaki farklılıklara yabancıların tahriki de  katılınca, İslam ahlâkının sarsılması ve muâsır medeniyetten geri kalınması gibi  çok müthiş neticeler ortaya çıktı.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>3)</strong></span> Osmanlı Devleti&#8217;nin sonlarına doğru eski eğitim sisteminin başarıya ulaşmasına  engel olan çok önemli maniler çıkmıştır. Bunlardan dördünü özellikle saymak  istiyoruz:</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>A)</strong></span> Her alanda görülen  istibdad ve “benim bildiğim ve söylediğim doğrudur” anlayışı, hem mekteb ve hem  de medrese ehlini muvaffakıyet yolunda engellemiştir. İstibdadın mühim bir  çeşidi ve en tehlikelisi de, ehil olmayanların ilmiyeye intisabı ile ortaya  çıkan ilim istibdadıdır. Bugün de, kanun ve hukuk ne derse desin, benim  dediklerim hukukun kendisidir diyen müstebid ilim adamlarını ve hukukçuları  gazetelerden esefle takip ediyoruz.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>B)</strong></span> Batı&#8217;nın ıslahat adı altında içimize attığı ahlâksızlık tohumları, eğitim  sistemimizi, geçmişte olduğu gibi şimdi de engelleyen mühim manilerdendir.  Tanzimat gençliği, milletini ve devletini değil, midesini ve nefsinin süflî  arzularını düşünen bir gençlik haline getirilmiştir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">C)</span></strong> Tembelliği ve dağınıklığı netice veren ümitsizlik ve  bıkkınlıktır. Yabancı düşmanların da tesiriyle, Türk gençliğinin damarlarına  kendine güvenmemezlik hissi öylesine aşılanmıştır ki, müslüman Türk gencinin hiç  bir zaman bir Avrupalı kadar olamayacağı kendine kabul  ettirilmiştir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>D)</strong></span> Kanaatimize göre en  mühimi de, İslam dininin bazı meseleleri ile müsbet ilimlerin meseleleri  arasında, bâtıl bir hayal ile var zannedilen veya öyle takdim edilmeye çalışılan  çelişki ve çatışmadır. Tamamen yanlış anlamalardan ve kasdî propagandalardan  doğan bu mani, bizi dünya, yabancıları da âhiret saâdetinden mahrum eylemiştir.  Halbuki köle efendisine, hizmetkâr reisine ve veled pederine nasıl düşman ve  karşı olabilir? İslamiyet fenlerin seyyidi ve mürşidi; hakiki ilimlerin reisi ve  pederidir. Meselâ, İmam şafiî, namazdaki rükû‘ ve sücûd halinde kıbleye  yönelmeyi yer küresinin yuvarlaklığı ile izah ederken ve İmam Fahreddin Razî  meseleyi kesin delillerle isbat ederken ve bunun karşısında Avrupa papazları  dünyanın bir tepsi gibi olduğunu iddia ederken, mesele bugün tam tersine  çevrilerek anlatılmaktadır. Buna sebep bazı safdillerin yanlış  izahlarıdır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>4)</strong></span> Eski eğitim  sistemimizin, hususan Tanzimat&#8217;tan sonra aksayan bir diğer yönü de, din  hürriyeti adı altında bugün olduğu gibi, yabancılar tarafından açılan  okullardır. Bu durumu ve neticelerini Mısır Müftüsü Muhammed Abdüh şöyle  anlatmaktadır:</p>
<p>&#8220;Nerede müslüman bir bölge varsa, orada bir Amerikan  okulunun veya bir başka Avrupa dinî cemaatinin okulunun bulunduğunu görüyoruz.  Müslümanlar, çocuklarını, dünyevî refah açısından yararlı olur ümidiyle buralar  gönderiyorlar. Gençlik çağının heyecanlı dönemlerinde yabancı okullara giden  müslüman çocukları, bu okullarda tahsil hayatı boyunca İslama ve temel  esaslarına aykırı şeyler duyuyor veya yaşıyorlar. Kulakları, babalarının  inançlarına hakaret eden laflarla doluyor. Öğrenim çağı tamamlanmadan, kalpleri  her çeşit İslamî inançtan sıyrılıyor ve müslüman adı altında yeni bir nesil  ortaya çıkıyor. Bununla da kalmayıp kendilerini kirleten şeyleri, söz ve  fiilleriyle cemiyet içinde de yaymaya başlıyorlar&#8221;<strong><span style="font-size: xx-small;">[3]</span></strong>. Bunları duyunca, Robert Kolejini kuran Amerikalı papazın,  &#8220;Fâtih İstanbul&#8217;u burada inşa ettiği Rumelihisarı ile fethe başladı. Ben de bu  okul ile İstanbul&#8217;u yeniden Hıristiyan âlemine kazandıracağım&#8221; sözünü  hatırlıyorum.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">III &#8211; Yeni Eğitim Sistemimiz  Hakkında Bazı Tesbitler<br />
</span></strong><br />
Ben mazi ile irtibat sağlamaya  çalışarak yeni eğitim sistemi ile alakalı hayatî bazı tesbitlerimi de takdim  etmek istiyorum:</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>1)</strong></span> Türk düşmanı olan  Fener Patriği Gregorius tarafından Rus Çarına gönderilen mektupta, Türklerin  ancak eğitim sistemine müdahele ile ve içlerinden kendi tarihlerine düşman bir  nesil yetiştirmekle mağlup edilebileceğini ifade ettiğini hepimiz biliyoruz. O  hâin diyor: &#8220;Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak mümkün değildir. Türklerde evvela  itaat duygusunu kırmak, dinî hislerini gevşetmek icabeder. Maneviyatları  sarsıldığı gün, onları zaferlere götüren kuvvetleri de kesilmiş olacaktır.  Yapılacak olan, Türklere bir şey hissettirmeden bünyelerinde bu tahribi  tamamlamaktır&#8221;<span style="font-size: xx-small;"><strong>[4]</strong></span>.</p>
<p>Bu tahribin dinden tecerrüd  eden Cumhuriyet dönemi eğitim sistemi ile nasıl yapıldığı ise, Cumhuriyetin  mimarı kabul edilen Mustafa Kemal tarafından aynen şöyle ifâdelendirilmektedir.  Hiç yorum yapmadan aynen naklediyoruz:</p>
<p>Ruşen Eşref Ünaydın anlatıyor:  &#8220;(Atatürk diyor):</p>
<p>1910&#8242;larda Abdullah Cevdet maskarasının İçtihad&#8217;ında  bir yazı okumuştum. Milletlerin maddî ve manevî varlıklarından söz ediyordu.  Alman mütefekkiri Ludwig Büchner, manevî boşlukları doldurulmamış, beslenmemiş  milletlerin, hangi maddi düzeyde olursa olsun, birgün çökeceğini anlatıyor ve  ispatlıyordu. Tarihden, zaferlerden, büyük adamlardan mahrum milletler, maddî  imkânları geniş olsa da, ciddî bir sallantıya dayanamazlar, çöküp giderler  diyordu. Birdenbire düşündüm: &#8220;laikiz&#8221; dedik, dinle alakamızı devlet olarak  kestik. &#8220;Cumhuriyetiz&#8221; dedik, rejimimizi tehlikeye düşürmemek için saltanat  devrini kötüledik, kazanılmış büyük zaferleri bile bir kaç satırla geçiştirmeye  kalkıştık. Latin harflerini aldık, yeni nesilleri binlerce yıllık tarih  hazinesinden mahrum bıraktık&#8221;<strong><span style="font-size: xx-small;">[5]</span></strong>. İşte altmış yıldır  bu eğitim sisteminin meyvelerini topluyoruz. Son 20 yıl bir tarafa bırakılırsa,  Avrupa&#8217;nın dansını, içkisini ve balesini taklid edenlerden başka var mı? Japonya  son 40 yılda dünyanın süper ekonomik gücü haline geldi. Almanya II. Dünya  Harbi&#8217;nin tahribine rağmen bu hale ulaştı. Halbuki onlardan daha evvel eğitim  sistemimiz dinden ve maneviyattan koparılmıştı. Bırakınız onların seviyesine  gelmeyi, 1950 yılına kadar sadece üç çaya su bendi yapılmış; baraj değil. Eğitim  sistemimiz, ilîm adamı olması gerekirken, sokak gösterilerine katılıp kanunları  hiçe sayan anarşist proflar da yetiştirmiş. Bu eğitim sisteminin yetiştirdiği ve  şu anda Türkiye&#8217;nin İngiltere Büyükelçisi zata, bakınız, Leicster&#8217;daki Türk  master ve doktora talebelerine ne tavsiyelerde bulunuyor: &#8220;bırakınız ilmi ve  bilimi; gidin puba ve diskoteğe; alın birer İngiliz kızını kolunuza; öğrenin  İngilizceyi; dönün vatanınıza&#8221;. Bu tavsiyeleri, bu yaz (1990 yazı) dinleyen  arkadaşlardan ben de esefle dinledim.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>2)</strong></span> Bugünkü eğitim sistemimizde gençlere verilen  belli bir gaye ve ideal, maalesef mevcut değildir. Önemle ifade edelim ki, bir  veya bir kaç insanı sevmek yahut sevmemek, bir milletin eğitim sisteminin  gayesini teşkil edemez. Zira bir milletin millî ve manevî kahramanları,  okullarda öğretilse de öğretilmese de, zaten sevilir. Yunan eğitiminin bir  gayesi var; İngiliz eğitiminin bir gayesi var. Bize din ve tarih düşmanlığı  öğreten Avrupa, dinine mutaassıptır. Hatta bir adi Bulgara, bir İngiliz neferine  yahut serseri bir Fransıza: &#8220;Sarık sar. Sarmazsan hapse atılacaksın&#8221; denilse,  taassupları gereğince diyecektir: &#8220;Hapse değil, öldürseniz bile, dinime ve  milliyetime bu hakareti yapmıyacağım.&#8221; Tarihinden koparılmış, dininden tecrid  edilmiş ve sadece bir kaç insanın sevgisi yahut nefreti ile techiz edilmiş Türk  gençliğinin, eğitimden beklediği gaye nedir? Dinsiz millet yaşamayacağına ve  laik eğitim adıyla o İslamiyetten de uzaklaştığına göre, hangi gaye ile techiz  edilebilecekdir. Önemle ifade edelim ki, bizdeki, hususan Cumhuriyetin ilk  yıllarında laik eğitimden kasdedilen, dinden uzak bir eğitim değildir; belki  sadece İslam dininden uzak bir eğitimdir. Bu noktaya dikkat  edilmelidir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>3)</strong></span> Eğitimden gaye,  bilgili, milletine faydalı ve devletine saygılı insanlar yetiştirmektir.  Milletini düşünen bir devlet, bu gayeyi en iyi şekilde temin eden yolu arayıp  bulacaktır. Tesbitlere göre, mesela İmam-Hatip Okulları daha başarılı öğrenci  yetiştiriyorsa, gayeye daha iyi hizmet ettiği için sayıları arttırılıp imkânları  çoğaltılmalıdır. Makul ve mantıkî netice budur. Halbuki Türkiye&#8217;deki mevcut  eğitim sisteminde durum tam tersinedir. 160 milyona küçük bir ilkokul yaptıran  vatandaşımız her türlü tebriğe layık görülüyor ve TV&#8217;de boy gösteriyor iken,  1.5-2 milyara Gaziantep&#8217;de İmam-Hatip yaptıran bir vatandaş neredeyse  azarlanıyorsa, bu işte bir çarpıklık var demektir. Başarısız olsa da, bazı  şahısları sevip sevmemek, eğitimin nirengi noktasıdır. Bir zamanlar 10 yıl  İstanbul Valiliğinde bulunmuş bir zat, sicili ve görevinde çok başarılı olan bir  kaymakama, “içki içmeyen kaymakamları aramızda görmek istemiyoruz”  diyebilmektedir. Bu zihniyetle bizim çağı yakalamamız mümkün değildir. Rusya&#8217;da  ve hatta Bulgaristan&#8217;da bile modası geçen fikirler, günümüz Türkiye&#8217;sinde hâlâ  geçerli akçe ise, Türk eğitim sisteminin yeniden ciddi olarak sorgulanması  gerekmektedir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>4)</strong></span> Türk eğitim  sistemindeki yalan öğretime de mutlaka son verilmelidir. Bize hukuk fakültesinde  Osmanlı Devleti&#8217;nde insan hak ve hürriyetleri Tanzimat Fermanı ile gündeme geldi  diye öğretmişlerdi. Osmanlıda her şey padişahın ağzında denirdi. Araştırınca  gördük ki, İslam hukukunda insan hak ve hürriyetleri Kur’ân ve hadîsçe garanti  altına alınmış; dünyanın ilk tapu, gümrük, çevre hukuku gibi hukukî  düzenlemelerini ilk defa Osmanlılar yapmışlar. Biz, ortaöğretimde Osmanlı  Devleti&#8217;nde okullar yoktu diye öğrendik. Sonra arşivlerde gördük ki, mesela  İzmir&#8217;de Osmanlı dönemindeki okul sayısı şimdikinden daha fazlaymış veya en  azından eşitmiş. Biz Mustafa Kemal&#8217;in kendi gayretiyle ve Vahideddin&#8217;e rağmen  Anadolu&#8217;ya çıktığını öğrendik; sonra İngiliz arşivlerinde gördük ki, 40.000  Osmanlı altınını cebine koyup onu Anadolu&#8217;ya gönderen Sultan Vahideddin imiş.  Hulasa bu metot, Türk eğitim sisteminin en buyük yüz karasıdır.</p>
<p>Son  sözüm, mazisini bilmeyen geleceğini düşünemez. Dinsiz millet yaşayamaz. Dinden  tecrid edilen bir maarifden maddî ve manevî hayır beklenemez. Din ve tarih şuuru  verilemeyen bir eğitim sisteminden vatanına ve milletine faydalı münevverler  değil, zulmetli münevverler yetişebilir. Her müessesemiz gibi, eğitim sistemimiz  de belli bir gayeye tevcih edilmeli ve yalan öğretime son verilmelidir. Eğitim  sistemimiz, kendi yürüyüşünü terketmiş; başkasının yürüyüşünü de  öğrenememiştir.</p>
<table id="AutoNumber2" border="0" cellspacing="1" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="100%">
<p style="line-height: 150%;" align="center"><span style="color: #ff0000; font-size: xx-small;"><strong>İzmir&#8217;deki Mektepleri Gösteren Aydın Salnâmesinden Bazı  Sayfalar</strong></span></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="100%">
<p align="center"><img src="images/liste.jpg" border="1" alt="liste Osmanlıda Eğitim Sistemi ve Maziye Bakış" width="372" height="299" title="Osmanlıda Eğitim Sistemi ve Maziye Bakış" /></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong><span style="font-size: xx-small;"><br />
[1] El-Hidâye kitabından kasdımız, Merğinânî&#8217;nin İslam  Hukukuna dair olan eseri değildir. Belki hikmete ve felsefeye dâir bir  eserdir.</span></strong></p>
<p><strong>[2] Salnâme-i Vilâyet-i Aydın, 1316, sh. 154 vd.,  199.</strong></p>
<p><strong>[3] BOA, YEE, Akgündüz, Belgeler Gerçekleri Konuşuyor,  I/144-145.</strong></p>
<p><strong>[4] Kutay, Cemal, Tarih Konuşuyor Dergisi, c. 1, sy. 1, sh.  69-70.</strong></p>
<p><strong>[5] Milliyet, 16 Kasım 1974, İsmet Bozdağ.</strong></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Osmanlıda Eğitim Sistemi ve Maziye Bakış<span style="font-size: 8pt; color: #ff0000;"><br />
Prof.  Dr. Ahmed Akgündüz</span></strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/osmanlida-egitim-sistemi-ve-maziye-bakis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnanan Sarsılsa da Devrilmez</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/inanan-sarsilsa-da-devrilmez/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/inanan-sarsilsa-da-devrilmez/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Nov 2008 20:22:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[itikat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=1973</guid>
		<description><![CDATA[ &#8220;Gevşeklik göstermeyin, tasalanmayın; Eğer iman ediyorsanız üstünsünüz.&#8221; Hâlihazırdaki tablo oldukça ürpertici; ancak iman, ümit ve Allah’a teveccüh sayesinde aşıl-mayacak gibi de değil. Eğer insan, güneşe doğru yürür veya uçarsa, gölgesini arkasına almış olur; sırtını güneşe dönerse bu defa da gölgesinin arkasında kalmış olur. Bu itibarla gözlerimiz hep sonsuz ışık kaynağında olmalıdır. Evet, her şey, Âkifçe]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span class="KONURENK"><strong><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/11/kuran1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1974" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/kuran-255x300.jpg" alt="kuran 255x300 İnanan Sarsılsa da Devrilmez" width="255" height="300" title="İnanan Sarsılsa da Devrilmez" /></a> </strong><strong><em>&#8220;Gevşeklik göstermeyin, tasalanmayın;<br />
Eğer iman ediyorsanız üstünsünüz.&#8221; </em><br />
</strong><br />
Hâlihazırdaki tablo oldukça ürpertici; ancak iman, ümit ve Allah’a teveccüh sayesinde aşıl-mayacak gibi de değil. Eğer insan, güneşe doğru yürür veya uçarsa, gölgesini arkasına almış olur; sırtını güneşe dönerse bu defa da gölgesinin arkasında kalmış olur. Bu itibarla gözlerimiz hep sonsuz ışık kaynağında olmalıdır. Evet, her şey, Âkifçe ifadesiyle: Allah’a dayanıp, sa’ye sarılıp, hikmete râm olmaktan geçmektedir. Ülkede iç içe kriz yaşandığı bir gerçek; ancak, sebepleri bili-nip, iman, ümit ve azimle karşı çıkıldığında, bu kabîl krizler hemen her zaman aşılmış; aksine, problemler vehim ve hayallerle köpürtülüp ya da onlar üzerinde politika yapıldığında şişmiş, bü-yümüş, olduğunun üstünde bir görünüme ulaşmış ve psikolojik tahribatıyla içinden çıkılmaz hâle gelmiştir.<br />
<span id="more-1973"></span><br />
Günümüzde, tarihî tekerrürler devr-i dâimlerinden biriyle daha karşı karşıya bulunuyoruz; her tarafta üst üste felâketler, her yerde toplumu sarsan musibetler; depremler, seller, yangınlar, trafik faciaları ve bilmem daha ne belâlar.! sonra değişik türden zulümler, istibdatlar, komplolar, cinayetler, vicdanlara baskılar.. ve onca mazlumiyetlere, mağduriyetlere rağmen “belâ-yı dertten” ah etmeyen iradesizler, sessizler.. buna karşılık insanlara zulüm ve gadirde bulunan, zulmederken de ağlayıp-sızlayıp mazlumu haksız göstermeye çalışan şarlatan zalimler.. değişik sâiklerden ötürü her zaman öfkeyle oturup-kalkan muvazenesiz yığınlar; onları her an biraz daha şiddete, hiddete iten farklı çevreler: mütegallipler, vurdumduymazlar, idare bilmezler ve tahrikçiler.. aldatmayı akıllılık, hırsızlığı mârifet sayan hortumcular; hortumculardan pay alan fırsatçılar.. teşriî masûni-yete sığınan haramhor ahlâkzedeler.. tekvînî masûniyet (!) gücünü “Hak kuvvettedir.” deyip so-nuna kadar kullanan Yezid ve Şimirzâdeler.. rüşvetçiler, irtikâpçılar, ihtilâsçılar, silah kaçakçıları, uyuşturucu şebekeleri ve uyuşturucular.. ve daha adı konmamış ne mel’un organizasyonlar..!</p>
<p>Evet, bugün hemen her bucakta ürperten bir hazan.. ve her yerde insanî değerler ayaklar al-tında; ne insana saygı var ne de evrensel değerlere. Üç-beş tane saygılı gibi davranan bulunsa da, onlar da gösterdikleri saygıya ücret peşinde. Kitleler, her kesimiyle hemen her yerde yığın telâkki edilmekte; yığınların hâli ise en acı şekliyle gelip yüreklere oturmakta. İş-aş-ekmek vaadi, seçim zamanlarında sıkça duyulan sözlerden. Bugüne kadar onunla da yüz yüze görüşüp tanışma imkânı olmadığından şimdilerde o türlü vaatlere de kimse itibar etmiyor. Her yerde ilim, Allah’a emanet!. mârifet, Kafdağı’nın arkasında.. sanat, ideolojilere kavaslık yapıyor.. pek çoğu itibarıyla ilim yuvaları taklide teslim.. hakikat aşkı, ilim tutkusu, araştırma şevki, iltifat görmeyen gayretler.. iltifat görmeyen bir kısım gayretler de ihtimal birer hobiden ibaret.. bugünümüzü-yarınımızı emanet edeceğimiz hayatî müesseselerde hayattan eser yok.. propagandalara bakınca, dünyalara yetecek kadar bir güce sahip gibiyiz; oysaki realiteler bir kasabaya bile yetmediğimizi haykırıyor. Ahlâkî değerler, sorumluluk duygusu, hak düşüncesi, adalet mülâhazası açısından dünya stan-dartlarının çok çok altında olduğumuz apaçık: Çoğumuz itibarıyla ne ar, ne hayâ, ne hakka saygı ne de düşünceye hürmetimiz var.. Allah korkusu, fazilet hissi çoktan unutulmuş.. kuldan utanma ise şimdilerde o can sıkan duygudan da (!) kurtulma peşindeyiz.. bir yığın kalbsizler, ruhsuzlar hâline geldiğimiz, yüzlerimizden okunuyor; çoğumuzda ne merhamet ve şefkat hissi ne de hürmet duygusu kaldı. Dini, diyaneti, eski püskü, partal bir müessese kabul edenlerin sayısı hiç de az değil.. her yerde dinî duygular harap, dindarlık makhur; her tarafta lâubâlîlik ve ahlâkî çöküntü; her yanda iç içe hıyanet ve her bucakta âh u efgân.. insanî duygular açısından erozyona uğramış ruhlarda hissizlik, hareketsizlik.. veya “Âlemi ben mi kurtaracağım?” mazeretleri.. müteessir gö-nüller, heyecanlarının esiri ve muvazenesiz.. “Gün bugündür, dem bu demdir.” diyenlerin sayısı belli değil.. hayatını köşe dönmeye veya köşe kapmaya bağlamışların adedini Allah bilir. Bütün bunlara karşılık azıcık duyan ve düşünen kafalar ise, kaba kuvvetin balyozları altında inim inim.. millete hizmet edenlerin kaderi ezilmek.. ve samimiyetle çarpan sinelere karşı her köşe başında ayrı bir şeytanî tuzak.. şimdilik sessiz duranlara bir şey diyen yok.. yarın, öbür gün ne olacak, onu da bekleyip göreceğiz&#8230;</p>
<p>Hemen her fırsatta iman, İslâm ve insanî değerlerin karşısına çıkan marjinal fakat çığırtkan bir kesim var ki dine, imana düşman oldukları kadar hür düşünceye, gerçek demokrasiye, insan haklarına karşı da fevkalâde saygısızlar. Bunlar, kendilerine ters gelen her düşünce, her görüşe karşı hemen savaş ilân etmekte; farklı görüş taşıyan hemen herkesi karalamakta; haysiyetleriyle, şerefleriyle oynamakta, hatta baş edemedikleri düşünceleri kontrgerillâlarla ortadan kaldırarak muhalif her sesi kesmekteler. Hele bunların içinde öyle tipler var ki ne fikir namusu tanırlar ne de ruh iffeti. Bugün doğru dediklerine yarın rahatlıkla yalan diyebilir; bugün alkışlayıp göklere çıkar-dıklarını yarın yerin dibine batırabilirler. İkiyüzlü bu fıtrat garibelerinin hiç değişmeyen bir yanları varsa o da, her zaman yüzüp gezmeleri ve her zaman yılan gibi zehirlemekten lezzet almalarıdır. Hele bazılarında bir küfür yobazlığı var ki hiç sorma!. ne Allah bilir ne de Peygamber tanırlar.. bunlar, basiretleri açısından kördürler görmezler, kulakları sağırdır işitmezler.. ne ruhla münase-betleri vardır, ne de beyinle ciddî bir alâkaları, ne Allah’a karşı saygı taşırlar, ne de Peygamber hürmeti bilirler.. çoğu öyle mük’ap cahildir ki; bilmezler, bilmediklerini de bilmezler, ama kendile-rini bilir sanırlar.</p>
<p>Hâsılı, bugün, olmamasını arzu ettiğimiz ne kadar menfilik varsa her yerde diz boyu, hatta ondan da öte; yıllardan beri milletçe beklediğimiz şeylere gelince, onlardan da hiç mi hiç haber yok. Manzara bu olunca, ümitten, azimden söz etmek de oldukça zor; ama biz milletçe bu zoru aşma mecburiyetindeyiz. Bugün başımıza gelenler, gelecekte de katlanarak karşımıza çıkabilir.. ülke bir baştan bir başa mezaristan hâlini alabilir.. milletin azmi, ümidi, tıpkı bir kefen gibi onun başına geçirilebilir.. ırmaklar Revân Nehri’ne, çöller Kerbelâ’ya, düşmanlar Şimir’e, aylar Muharrem’e dönüşebilir.. kundaklamayı kundaklamalar takip edebilir.. dev yangınlar olabilir, yangınlar evlerimizin-barklarımızın yanında, beklentilerimizi, plânlarımızı da kül edebilir.. dost-düşman herkes bizi yalnız bırakabilir; yalnız bırakmaktan da öte, hiç ummadığımız kimselerce arkadan hançerlenebiliriz. Evet, işte düşmanların böyle esirip köpürdüğü, dostların vefasızlık gös-terip bizi bütün bütün terk ettiği durumlarda dahi kat’iyen teslim olmamalı, eğilmemeli; iman ve ümitlerimize dayanarak dimdik ayakta durmalı ve bir küheylan gibi hız kesmeden çatlayıncaya kadar koşmasını bilmeliyiz.</p>
<p>Hatta hâlihazırdaki fecâyi ve fezâyi şimdikinin kat katına ulaşsa.. etrafımız âh u efgân ile inle-se.. çevremizdeki çığlıklar gidip tâ âsumana dayansa.. yaşanan ızdıraplar magmalar gibi köpürüp yüreklere vursa ve bütün bir millet çaresizlikle kıvranıp dursa.. düşünen başlar üzerinde kılıçlar kavisler çizse, beyinler balyozlarla ezilse.. dört bir yanda sadece zalimlerin “hayhuy”u duyulsa.. en canlı, en temiz vicdanları simsiyah bir yeis sarsa.. hanlar devrilip hânümanlar yerle bir olsa.. ay batsa, güneş sönse, nazarlarla beraber gönüller de karanlığa gömülse.. kuvvet gemi azıya alsa, hak kaba kuvvetin paletleri altında kalıp ezilse.. her yerde dişli dişini gösterip gezse, zayıf dilini tutup sessizlik murâkabesine dalsa.. bütün mukavemetsiz ruhlar bir bir yıkılsa ve kalbzedeler üst üste devrilse&#8230;</p>
<p>Her şeye rağmen biz duruşumuzu, tavrımızı değiştirmeden konumumuzun hakkını vermeli, yerimizde durmalı, herkesin başvuracağı bir güç, bir ümit kaynağı olmalı ve sönmeye yüz tutan bütün meş’aleleri yeniden tutuşturmaya çalışmalıyız.</p>
<p>Allah’a inancımız tam ise, ümit, azim, kararlılık şiarımız olmalı; millete hizmet de vazifemiz. O kadar Hakk’a saygı duymalı ve o denli hayatımızı başkalarının mutluluğu içinde görmeliyiz ki, yemeyip yedirdiğimizi, giymeyip giydirdiğimizi ve kendimize rağmen yaşadığımızı görenler, ema-nette emin bir kısım kimselerle karşılaşmanın mutluluğunu yaşasınlar. Biz o denli nezih yaşamalı-yız ki; haramlar, gayri meşrular değil hayatımızı, rüyalarımızın ufkunu bile kirletmemeli.. aslında böyle bir kirlenme, kim bilir belki de hiç beklenmedik şekilde ne irtifa kayıplarına sebebiyet veri-yordur..! Konumunun hakkını veremeyip bulunduğu noktadan kayanların iflâh olduğu hiç gö-rülmemiştir. Kaldı ki biz, değil bir kısım dünyevî mülâhazalar, yaşama sevdasını ya da menfaat ve çıkar düşüncesini dahi intihar sayma konumundayız. Dahası biz Cennet’i bile kulluğumuza gaye yapmaktan kaçınmalı ve bütün gönlümüzü Hak rızasının engin vâridâtına bağlayarak şahsî istek-lerimize karşı kat’î bir tavır alma durumundayız. Hiçbir zaman almayı düşünmeden hep vermeli, geriye döneceğini beklemeden de sürekli ihsanda bulunmalıyız.. ve “Cânân” deyip sefere azmet-tiğimiz bu kutlular yolunda hiç ama hiç mi hiç “can” sevdasına düşmemeliyiz.</p>
<p>Dünden bugüne bu kutlular yoluna baş koyanlar, dört bir yanda düşmanlık duygularının kö-rüklendiği, dost gönüllerin bile vefasızlık edip hasımları sevindirdiği, varlığını kine, nefrete bağla-mış ruhların diş gıcırdatıp hiddetle üzerlerine geldikleri durumlarda bile ne yeis, ne sarsıntı, ne öfke ne de düşmanca duygularla onlara karşılık vermeyi düşünmemiş; kötülükleri hep iyilikle savmış; fena muameleleri hüsnühâl, yumuşak beyan ve farklı ihsanlarla rehabilite ederek, âdeta bütün kırılmaları ve tahribatı tamire çevirmiş ve yıkma düşüncelerine yapma hamleleriyle muka-belede bulunmuşlardır. Bu itibarla da –maâzallah– bir gün ülkede her şey altüst olsa, yığınlar gidip karanlıklara gömülse, yollar harap olup köprüler yıkılsa; bu insanlar paniklemeyi inanç ve iradelerine karşı saygısızlık sayarak, yeis ve durgunluk içinde ölüm görüntüleri sergilemektense başkalarının yaşama hislerini harekete geçirmek için uçma gayretlerinde bulunacak ve her hâlle-riyle, yürüyebilene yolların açık olduğunu haykıracaklardır.</p>
<p>Ben inanıyorum ki, bu azim kahramanlarına, bugün olmasa da yarın mutlaka bir inayet eli uzanacak.. yollarını kesen tipi-boran dinecek.. kar-buz eriyip gidecek ve çevrelerindeki birkaç asırlık o kupkuru çöller Cennetlere dönecek ve mutlaka tâli’ onlara da gülecektir.</p>
<p>Yeis, yol kesen bir gulyabanî, acz ve çaresizlik düşüncesi ise ruhu öldüren birer hastalıktır. Şanlı geçmişimizde yol alanlar, hep imanla, ümitle yol almışlardır. Kendini acz ve ümitsizliğe sa-lanlar da yollarda kalmışlardır. Hissizler, hareketsizler yol alamazlar.. uyuyanlar hedefe ulaşamaz-lar.. hele azmini, iradesini yitirenler asla uzun zaman ayakta kalamazlar.</p>
<p>Şimdi, eğer yarınlarımızı düşünüyor ve dipdiri geleceğe varmayı düşlüyorsak, yolların yürü-nerek alınabileceğini ve zirvelere azim, irade ve plânlarla ulaşılabileceğini asla hatırdan çıkarma-malıyız. Ulaşılmaz gibi görünen zirveler şimdiye kadar defaatle aşıldı; defaatle yüksek tepeler az-min, iradenin ayaklarına yüz sürdü ve onlarda ulaşılmaz şahikalara ulaşma azmini coşturdu. As-lında hangi devirde olursa olsun yürüdüğü yolun, yöneldiği gayenin ve dayanıp bel bağladığı kuvvetin farkında olanlar, bu şuur ve kendi iç dinamikleri sayesinde tekrar tekrar o zirveleri aşmış ve o şahikalara ulaşmışlardır. Arz, onların ayaklarının altında küçüldükçe küçülmüş, gökler onla-rın irfanlarına sine açmış, mesafeler onların gayretlerine selâm durmuş ve karşılarına çıkan engel-ler de onları hedefe taşıyan birer köprü hâline gelmiştir.. evet, bu babayiğitler karşısında karanlık-lar her zaman bozgun yaşamış, musibetler rahmete inkılâp etmiş, sıkıntılar kurtuluş yolu olmuş, tazyikler de birer terakki rampası&#8230;</p>
<p>İşte böyle birinin bugününü bütün bütün yıksalar, o yönelir yarınlara ve yoluna o kulvarda devam eder; yarınlarını da yok etseler, atını mahmuzlar ve öbür günlere koşar. Baş edemezler böyle biriyle ve edememeliler de. Zira o, imanı, azmi, ümidi sayesinde, bozgunlar yaşadığı ya da yıkıldığı durumlarda bile hep bir başka muvaffakiyet ve zaferin projeleriyle serinlemiştir. Ve yine böyle biri, önünde kinlerin, nefretlerin kudurup durduğu, ufkunu üst üste karanlıkların sardığı anlarda bile asla ümitsizliğe düşmemiş ve paniğe kapılmamıştır. Zira o, ne sadece dün, ne bugün ne de yarındır. O bütün bu zamanların hepsine sözünü geçirme konumunda bir “sahibülvakt” ve bir “ibnüzzaman”dır. Bilir yaşadığı zamanın dilini, bildiği gibi dinin ruhunu, Kitab’ının esrarını. Görüldüğü ve hissedildiği her yerde hatırlatır Saadet Çağı’nın insanlarını. O, duyguları, düşünce-leri, iffeti, ismeti, vefası, sadakati ve eğilip bükülme bilmeyen sağlam karakteriyle âdeta granitten bir âbide gibidir; çevresinde her şey üst üste devrilse –alimallah– tırnak kadar bir parçası dahi kopup düşmez.</p>
<p>Öyle ümit ediyoruz ki; işte bu sağlam karakter sayesinde, bugün olmasa da yarın mutlaka, hicranla yanan sinelerin hicranı dinecek, asırlardan beri iki büklüm yaşayanlar bellerini doğrulta-rak var olduklarını haykıracak, zulmetlere yenik ruhlar dirilip çevrelerini saran karanlıkları kova-cak ve herkes olağanüstü bir gayret ve performansla kendi ruh ve mânâ köklerinin kılavuzluğun-da bütün engelleri aşarak, özüyle bütünleşip tali’inin zirvesine ulaşacaktır.</span></p>
<p> </p>
<p><span class="KONURENK"><span class="renk060686">Kasım 2008 </span><span class="renk051081">Yıl :</span><span class="renk051081"> Sayı :</span><span class="renk060686">358 Sızıntı dergisinden alıntıdır</span><br />
</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/inanan-sarsilsa-da-devrilmez/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Mehmet Emin Ay &#8211; Ailede ideal din egitimi</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/prof-dr-mehmet-emin-ay-ailede-ideal-din-egitimi/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/prof-dr-mehmet-emin-ay-ailede-ideal-din-egitimi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Sep 2008 07:01:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Videos]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Ailede ideal din eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[dr]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[İdeal]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[islamic university of rotterdam]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Emin Ay]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Rotterdam İslam Üniversitesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=488</guid>
		<description><![CDATA[Prof. Dr. Mehmet Emin Ay &#8211; Ailede ideal din egitimi Rotterdam İslam Üniversitesi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><object classid="clsid:6bf52a52-394a-11d3-b153-00c04f79faa6" width="280" height="250" codebase="http://activex.microsoft.com/activex/controls/mplayer/en/nsmp2inf.cab#Version=5,1,52,701"><param name="autostart" value="false" /><param name="url" value="http://www.iurtv.nl/tr/58/58kbpsProf.%20Dr.%20Mehmet%20Emin%20Ay%20-Ailede%20ideal%20din%20egitimi%20-%20I.wmv" /><embed type="application/x-mplayer2" width="280" height="250" url="http://www.iurtv.nl/tr/58/58kbpsProf.%20Dr.%20Mehmet%20Emin%20Ay%20-Ailede%20ideal%20din%20egitimi%20-%20I.wmv" autostart="false"></embed></object>
</p>
<p style="text-align: center;">Prof. Dr. Mehmet Emin Ay &#8211; Ailede ideal din egitimi<br />
Rotterdam İslam Üniversitesi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/prof-dr-mehmet-emin-ay-ailede-ideal-din-egitimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
<enclosure url="http://www.iurtv.nl/tr/58/58kbpsProf.%20Dr.%20Mehmet%20Emin%20Ay%20-Ailede%20ideal%20din%20egitimi%20-%20I.wmv" length="27458547" type="video/x-ms-wmv" />
		</item>
		<item>
		<title>Tıptaki Gelişmeler İslâm&#8217;a Davet Ediyor</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/tiptaki-gelismeler-islama-davet-ediyor/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/tiptaki-gelismeler-islama-davet-ediyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Sep 2008 08:28:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lokman Hekim]]></category>
		<category><![CDATA[İhsan ÖMEROĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Sızıntı]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<category><![CDATA[Tıptaki Gelişmeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=1032</guid>
		<description><![CDATA[20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren hücrenin moleküler yapı ve işleyişindeki mekanizmaların keşfedilmeye başlanması, hem hastalıkların oluşma sebeplerini hem de sağlığı devam ettirebilmenin şartlarını daha iyi anlamamıza vesile oldu. Medyada artık ‘tıbbî başarıların, hızla gelişen ilim ve teknolojinin de yardımıyla hastalıkların tedavisine ve ortalama ömrün uzamasına büyük katkı sağlayacağı, 21. yüzyıl insanlarının çok daha sağlıklı olacağı’]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/09/islam1.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-1293" title="islam" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/islam-91x150.jpg" alt="islam 91x150 Tıptaki Gelişmeler İslâma Davet Ediyor" width="91" height="150" /></a>20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren hücrenin moleküler yapı ve işleyişindeki mekanizmaların keşfedilmeye başlanması, hem hastalıkların oluşma sebeplerini hem de sağlığı devam ettirebilmenin şartlarını daha iyi anlamamıza vesile oldu. Medyada artık ‘tıbbî başarıların, hızla gelişen ilim ve teknolojinin de yardımıyla hastalıkların tedavisine ve ortalama ömrün uzamasına büyük katkı sağlayacağı, 21. yüzyıl insanlarının çok daha sağlıklı olacağı’ yorumları yapılıyordu. Zîrâ yüz yıl önce en büyük ölüm sebebi olarak bilinen mikrobik hastalıklar, 1930’larda keşfedilip geliştirilen antibiyotiklerin kullanılmasıyla azaltılmış; toplu sakatlanmalara ve ölümlere yol açabilecek salgın hastalıkların önü alınmıştı.<span id="more-1032"></span></p>
<p>Yirminci yüzyılın ilk yarısında Batı’da hayat standardının yükselmesi, beraberinde yeni hastalıkları getirdi. ‘Modern hayat tarzının yol açtığı rahatsızlıklar’ şeklinde tarif edilen bu hastalıklar, bütün vücudu tesiri altına alan metabolik rahatsızlıklar (kanser, kalb-damar hastalıkları, şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve şişmanlık); hareket sistemini bozan romatizma ve eklem rahatsızlıkları; psikiyatrik hastalıklar (anksiyete, panik atak, yalnızlık, depresyon); hem ortalama ömrün artışına hem de yaşlanmaya bağlı ortaya çıkan demans (bunama) ve Alzheimer hastalığı olmak üzere dört kategoride toplanabilir. Tıbbî sahadaki bütün gelişmelere rağmen, bu hastalıkların görülme sıklığı artmaya devam etmektedir.</p>
<p>ABD’de her üç erişkinden ikisi; kalb-damar rahatsızlığı, yüksek tansiyon, şeker ve şişmanlık gibi en az bir kronik (uzun süreli) hastalıktan muzdariptir. 60 yaşın üzerindeki her yaşlı için de durum aynıdır. ABD’de ‘iş görememe’ sebeplerinden biri kabul edilen depresyonun görülme sıklığı % 20’ye yükselmiş, depresyon yaşı da 12’ye kadar düşmüştür. Her iki depresyon hastasından biri, en az on yıl bu hastalıkla mücadele ettiği hâlde, hiçbir şekilde tedavi olamamaktadır. Erişkinlerdeki bu hazin tablo, gençler ve çocuklar arasında da yaygınlaşmaya başlamıştır. Meselâ, ABD’de her beş çocuktan ikisi aşırı kiloludur. Çocuklarda şeker ve/veya yüksek tansiyon görülme sıklığı hızla artmaktadır. Benzer durum psikiyatrik hastalıklar için de geçerlidir; dikkat eksikliği ve hiperaktivite rahatsızlıkları, bugün her üç Amerikalı çocuktan birinde görülür hâle gelmiştir. Türkiye’de ise, erişkinlerde şişmanlık nispeti halihazırda % 30 seviyesindedir. Çocukluk çağı psikiyatrik hastalıkları hızla artmaktadır. Sağlık Bakanlığı’nın 2006 yılı kronik hastalıklar raporuna göre, ülkemizde 22 milyon kişi yukarıda bahsedilen kronik hastalıklardan en az birinden muzdariptir.</p>
<p>Tedavi edici hekimlikteki gelişmelere rağmen, dünya genelinde sözü edilen hastalıklardaki artışın önüne geçilememekte ve ülkelerin sağlık harcamaları her geçen gün artmaktadır. Bu durumdan en fazla ABD toplumunun müteessir olduğu görülmekte; ancak söz konusu hastalıkların tedavisi için kayda değer bir çözüm de henüz ufukta gözükmemektedir.</p>
<p>Sağlığı koruyabilmek, kronik hastalıkların tedavisinden daha mühimdir. Koruyucu hekimlik alanında her yıl yayımlanan binlerce çalışma, modern hayat tarzının yol açtığı hastalıklardan korunmak için, temel bazı reçetelerin var olduğunu ortaya koymuştur. Bu reçetelerin gerek Kur’ân-ı Kerîm’de gerekse Peygamberimiz’in (sas) hadîslerinde bir emir, bir yasak veya bir tavsiye şeklinde mevcut olduğu görülür. Modern hayat tarzının yol açtığı hastalıklardan korunmak ve daha sağlıklı toplumlar inşa edebilmek için, yapılan bazı temel tavsiyeler şu şekilde özetlenebilir:</p>
<p><strong>1. Kalori kısıtlaması: </strong>Şişmanlık, bugün her tür kronik hastalığın anası kabul edilmektedir. Şişman erişkinlerin hemen tamamında en az bir kronik hastalık görülmektedir. Bu hususta piyasaya sürülen ilâçlardan kayda değer bir tedavi elde edilememiştir. Bazı ilâçlar ölüme kadar varan yan tesirlerinden dolayı piyasadan toplatılmıştır. Şişmanlık konusundaki çalışmalar, ‘ne yendiğinden çok, ne kadar yendiğinin’ önemli olduğunu ortaya koymuştur. Bugün sağlıklı bir hayat yaşamaya vesile olabilecek tek ilmî hakikat, kalori kısıtlamasıdır.<sup>1</sup></p>
<p>Posalı ve lifli yiyeceklerle beslenmek, az yemek, hareketli bir hayat sürmek şişmanlamayı ve kronik hastalıklara yakalanmayı engellemeye vesile en önemli tavsiyelerdir. Neyin ne kadar yenmesi gerektiği konusunda yapılan binlerce tıbbî çalışma, Peygamberimiz’in (sas), ‘midenin üçte birinin yemeğe, üçte birinin suya ayrılması, üçte birinin de boş bırakılması’ prensibi kadar kapsamlı bir çözüm ortaya koyamamıştır. Ayrıca, iyice acıkmadan sofraya oturulmamasını ve doymadan kalkılmasını tavsiye eden Peygamberimiz’in (sas) kepekli ekmek yemeyi tercih ettiğini biliyoruz.</p>
<p>Fasılalı açlık (intermittent fasting) olarak bilinen beslenme tarzı da, orucun fizyolojik yanıyla benzerlik taşır. Sağlıklı bir hayat sürmek ve hastalıkları tedavi etmek için kullanılan fasılalı açlık, Avrupa ülkelerinde (bilhassa Almanya) ‘tabiî tedavi’ kliniklerinin en önemli metotlarındandır. Bu tedavi, bir gün üç öğün yeme, ertesi gün sabah ve akşam dışında hiçbir şey yememe şeklinde münavebeli olarak uygulanır. Fasılalı açlık üzerinde araştırma yapanlar, bu tedaviye benzer bir durumun İslâm’da ibadet olarak yer aldığını duyduklarında hayretlerini gizleyememişlerdir. Açlık dönemlerinde başta sindirim sistemi olmak üzere, vücutta son derece önemli bakım ve tamir hizmetleri icra edilir ve hücre yaşlanması yavaşlar. <sup>2</sup></p>
<p>Çok yemeye ve şişmanlığa bağlı olarak artan serum kolesterol miktarları, kan damarlarının içini döşeyen hücrelerin (endotel) hasarlanmasında önemli bir risk faktörüdür. Genel kanaatin aksine yiyeceklerle alınan kolesterolün kan kolesterolünün yükselmesinde az tesirli olduğu gösterilmiştir. Kan kolesterolünü yükselten en önemli unsur çok yemektir. <sup>3</sup> Kolesterol, vücudumuzdaki hücreler tarafından da üretilir. Bu sebeple yediğimiz gıdalarda kolesterol olmasa bile, çok yeme, vücudumuzda kolesterol sentezini uyarabilir. Bu da kandaki kolesterolün artmasına yol açar.</p>
<p><strong>2. Uykunun önemi ve düzeni:</strong> Uyku, insan vücudunun oksijen, su ve besinlerden sonra gelen en temel ihtiyaçlarındandır. Ana uyku için en uygun periyot, gecedir. İnsan vücudunda iradedışı çalışan bir otonom sinir sistemi mevcuttur. Bu sistem iki ayrı bölümden oluşur. Aydınlıkta aktif olan sempatik sistem; beden ve zihin çalışmaları için gerekli alt yapının hazırlanmasına vesile olur (meselâ kan şekeri seviyesinin düzenlenmesi, kan basıncının ayarlanması, çalışan vücut bölümlerine daha fazla kan takviyesi yapılması gibi). Karanlıkla birlikte bu sistem, yerini parasempatik sisteme bırakır. Bu sistem ise, vücudun dinlenmesinde, gün boyu boşalmış enerji depolarının doldurulmasında, biriken atıkların vücuttan uzaklaştırılması için gerekli düzenlemelerin yapılmasında ve hasar görmüş hücrelerin tamiri için uygun ortamın hazırlanmasında vazife görür. Bu dönemde kan şekeri, kan basıncı ve uyanıklık derecesi düşer ve vücut hücreleri yenilenir. Gece boyu aktif olan bu sisteme, beyinden salgılanan ve kendine hayatî vazifeler verilen melatonin hormonu da eşlik eder. Geceleri uzun zaman aydınlıkta kalınması, uyku düzeninin bozulmasına bağlı hastalıkların oluşmasına yol açar. <sup>4</sup> Melatonin daima karanlıkta sentezlenir, kana salınır ve hücrelerin içine girerek vazifesini icra eder. Eğer kişiler aydınlıkta uyur veya geceleri uzun süre aydınlığa maruz kalırsa, melatonin az salgılanır ve vazifelerini sağlıklı şekilde icra edemez. Geceleri yeterli süre uyunmaması, bilhassa yüksek tansiyon ve şişmanlıkla yakından ilgilidir. <sup>5</sup> ABD’de yapılan toplum tarama çalışmaları, geceleri televizyon seyretme süresi ile uzun süre aydınlığa maruz kalmanın kronik hastalıklarla doğrudan bağlantılı olduğunu göstermiştir. <sup>6</sup></p>
<p>Kur’ân-ı Kerîm’de de ifade edildiği gibi, istirahat asıl olarak karanlıkta yapılır. Günü namazlar ile taksim eden dinimiz uyku için, yatsı ile sabah namazı arasındaki karanlık vakti tavsiye etmiştir. Uyku kadar önemli olan ikinci bir husus da, aydınlık ve karanlık periyodun başladığı saatlerde (kerahet vakitleri) uyumamaktır. Bu vakitlerde uyunması yukarıda bahsedilen otomatik sinir sisteminin çalışma düzenini ve melatonin ritmini bozar. Zîrâ bu iki dönem sempatik ve parasempatik sinir sistemlerinin devir-teslim yaptıkları dönemlerdir. Bu sebeple uykunun süresi kadar vakti de sağlık açısından son derece önemlidir. Peygamberimiz’in (sas) sünnetlerinden olan öğle vaktinde kısa süreli kaylule de sağlık açısından büyük önem arz eder. Araştırmaların oldukça faydalı olduğunu gösterdiği bu kısa uyku, bazı ülkelerde bazı şirketler tarafından uygulanmaktadır.</p>
<p><strong>3. Aile huzuru:</strong> Sıhhatli bir hayata ve sağlıklı yaşlanmaya katkısı oldukça fazla olan unsurlardan biri de, aile ortamında büyümek ve bir aile kurarak istikrarlı hayat sürmektir. Bilhassa geniş ailelerde (büyükbaba ve büyükanne ile birlikte) yetişen çocuklar, hayatın sıkıntılarına karşı daha mukavim olmakta ve psikiyatrik hastalıklardan korunmaktadır. Çocuk sahibi olma da, hastalıklardan korunmada önemli faktördür. İslâm’da evlenmek ve çocuk sahibi olmak teşvik edilmekte, boşanmak ise hoş karşılanmamaktadır. Tıbbî çalışmalar, ciddi problemleri olmayan bir evliliği bitirmenin, korumaya gayret etmekten çok daha büyük streslere yol açtığını göstermiştir. Son çalışmalar, aile ortamında birlikte yemek yemenin sağlık üzerine büyük faydaları olduğunu ortaya koymuştur. Aileyle birlikte yenen akşam yemeği, başta endorfin denen güçlü ağrı kesici kimyevî maddeler olmak üzere, sindirim sistemi ve beyinde fertlerin beden ve ruh sağlıkları üzerine müspet tesirleri olan pek çok hormon salgılanmasına vesile olmaktadır. Çocukların aile ortamında dinî değerlerle büyütülmesi, onların sağlık üzerinde menfî neticeler doğuracak kötü alışkanlıklardan uzak kalmaları açısından da ehemmiyet arz etmektedir. <sup>7</sup></p>
<p><strong>4. Psikiyatrik hastalıklar:</strong> Depresyon, sanayileşmiş ülkelerde en büyük sağlık problemidir. Beslenme ve barınma gibi temel ihtiyaçlar açısından ciddi problemler olmamasına rağmen, bu ülkelerde depresyon sıklıkla görülmekte, tedavide kullanılan ilâçlar da genellikle her iki hastadan birinde işe yaramamaktadır. Depresyon, bunalım, sıkıntı gibi rahatsızlıklarda beyinde bazı ‘biyokimyevî’ değişiklikler olur; ancak bunlar birer hastalık sebebi olmaktan ziyade, hastalığın beyin denen sahnedeki yansımalarıdır.</p>
<p>Mânevî yönüne ehemmiyet veren, başkalarına yardım eden, hayır işleriyle uğraşan, başkalarının dertleriyle ilgilenen kişilerin bu tür hastalıklardan büyük nispette korundukları bilinmektedir. Bu tür faaliyetlerle uğraşan fertler, ruhen huzurlu olmalarının bir neticesi olarak psikiyatrik hastalıklardan korunmaktadır. Yaratıcı’nın, kulları için her zaman iyi ve hayırlı olanı takdir ettiğine, hayatın getirdiği sıkıntıların insanın olgunlaşması için birer imtihan ve basamak olduğuna, ölümün bir son değil, yeni bir başlangıç olduğuna inanmak aklî melekelerin ve kalb selâmetinin korunmasında mühim bir unsurdur. <sup>8</sup></p>
<p><strong>5. Yaşlanmanın tesirlerinin azaltılması:</strong> Yaşlanma, tabiî ve önlenemez bir süreçtir. Her şeyin yaşlanacağını ve nihayet öleceğini biliyoruz. Onbinlerce araştırmacı yaşlılığın geciktirilmesi için, yıllardır çalışmaktadır. Denenen onlarca metodun hiçbiri müspet netice vermemiştir. Dr. Harman’ın ortaya koyduğu ‘yaşlanmanın sebeplerinden biri olan oksitlenme’<sup>9</sup> teorisi, son yıllarda milyonlarca insanın besinler yoluyla daha çok tabiî antioksidan almasına ve antioksidan ilâçların daha çok tüketilmesine yol açmış; ancak yüksek miktarda ilâç almanın hiçbir ek faydası görülmemiştir. <sup>10</sup> Antioksidan ilâç ve vitaminler (E ve C vitamini) de dâhil olmak üzere, hiçbir diyetin ortalama ömrün uzamasına vesile olmadığı bilinmektedir. Bugün itibariyle yaşlanmanın zararlı tesirlerini azaltmanın yolu, hayat tarzından geçmektedir. Bu tavsiyeler; az yeme, beden ve zihin olarak mümkün olduğunca faal yaşama, 5-6 saatten fazla veya az uyumama, düzenli bir hayat sürme şeklinde sıralanabilir.</p>
<p>Netice itibariyle, her yıl Pubmed adlı tıbbî veritabanında yayımlanan yüzbinlerce çalışmanın neticeleri, İslâm’ın hayata hayat veren düsturlarıyla örtüşmektedir. Bediüzzaman Hazretleri’nin ifade ettiği gibi, <em>“Zaman ihtiyarladıkça Kur’ân gençleşmektedir.” </em></p>
<p><strong>Dipnotlar</strong><br />
1. Levenson CW, Rich NJ. Eat less, live longer? New insights into the role of caloric restriction in the brain. Nutr Rev. 2007; 65(9): 412-5.<br />
2. Everitt AV, Le Couteur DG. Life extension by calorie restriction in humans. Ann N Y Acad Sci. 2007; 1114: 428-33.<br />
3. Ravnskov U. Is atherosclerosis caused by high cholesterol? Qjm. 2002; 95(6): 397-403.<br />
4. Van Someren EJ, Riemersma-Van Der Lek RF. Live to the rhythm, slave to the rhythm. Sleep Med Rev. 2007; 11(6): 465-84.<br />
5. Alvarez GG, Ayas NT. The impact of daily sleep duration on health: a review of the literature. Prog Cardiovasc Nurs. 2004; 19(2): 56-9.<br />
6. Gao X, Nelson ME, Tucker KL. Television viewing is associated with prevalence of metabolic syndrome in Hispanic elders. Diabetes Care. 2007; 30(3): 694-700.<br />
7. Hopkins GL, McBride D, Marshak HH, Freier K, Stevens JV, Jr., Kannenberg W, Weaver JB, 3rd, Sargent Weaver SL, Landless PN, Duffy J. Developing healthy kids in healthy communities: eight evidence-based strategies for preventing high-risk behaviour. Med J Aust. 2007; 186(10 Suppl): S70-3.<br />
8. Moreira-Almeida A, Neto FL, Koenig HG. Religiousness and mental health: a review. Rev Bras Psiquiatr. 2006; 28(3): 242-50.<br />
9. Harman D. Aging: a theory based on free radical and radiation chemistry. J Gerontol. 1956; 11(3): 298-300.<br />
10. Ye Z, Song H. Antioxidant vitamins intake and the risk of coronary heart disease: meta-analysis of cohort studies. Eur J Cardiovasc Prev Rehabil. 2008; 15(1): 26-34.<br />
11. Irmak MK, Korkmaz A, Erogul O. Selective brain cooling seems to be a mechanism leading to human craniofacial diversity observed in different geographical regions. Med Hypotheses. 2004; 63(6): 974-9.</p>
<p>Sızıntı Dergisi / İhsan ÖMEROĞLU<br />
<span class="renk060686">Ağustos 2008 </span><span class="renk051081">Yıl :</span><span class="renk060686">8</span><span class="renk051081"> Sayı :</span><span class="renk060686">355</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/tiptaki-gelismeler-islama-davet-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an, Siddet ve Fitne Üzerine Bazi Tesbitler</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/kuran-siddet-ve-fitne-uzerine-bazi-tesbitler/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/kuran-siddet-ve-fitne-uzerine-bazi-tesbitler/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2008 17:09:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Fitne]]></category>
		<category><![CDATA[islamic university of rotterdam]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Prof Dr Ahmet Akgündüz]]></category>
		<category><![CDATA[Rotterdam İslam Üniversitesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=492</guid>
		<description><![CDATA[* Islam hosgörü dinidir * Savas Hukuku ve Baris Hukuku Hükümlerinin Kasten Birbirine Karistirilmasi Asla Kabul Edilemez; Wilders bunu yapmaktadir. * Savas Zamaninda Siddete Karsi Çikan Islam, Baris Zamaninda siddete müsaade eder mi? * Fitne ne demektir? * Bütün Dinler Ahiretin Oldugunu ve Ahirette Allahin Ebedi bir Azabi Bulundugunu Kabul etmektedirler 1. Islam hosgörü dinidir]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/08/smalllogo2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-493" title="smalllogo" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/08/smalllogo2.jpg" alt="smalllogo2 Kuran, Siddet ve Fitne Üzerine Bazi Tesbitler" width="87" height="87" /></a>* Islam hosgörü dinidir<br />
* Savas Hukuku ve Baris Hukuku Hükümlerinin Kasten Birbirine Karistirilmasi Asla Kabul Edilemez; Wilders bunu yapmaktadir.<br />
* Savas Zamaninda Siddete Karsi Çikan Islam, Baris Zamaninda siddete müsaade eder mi?<br />
* Fitne ne demektir?<br />
* Bütün Dinler Ahiretin Oldugunu ve Ahirette Allahin Ebedi bir Azabi Bulundugunu Kabul etmektedirler<span id="more-492"></span></p>
<p><strong>1. Islam hosgörü dinidir</strong></p>
<p>Dünyada ve Hollanda&#8217;da bazi siyasiler ve çevreler tarafindan Kur&#8217;an&#8217;in siddeti ve terörü tesvik eden bir din olduguna dair ithamlar yapilmasindan dolayi bütün dünyada bu konu tartisilir hale geldi. Bu sebeple hakli olarak bazi Müslümanlar da bu konuyu sorar hale geldiler. Bize düsen meseleyi bazi yönleriyle öncelikle de Müslümanlara hitaben anlatmaktir. Elbette ki akli olan her insan bu sözlerimizin muhatabidir.</p>
<p>Islam hosgörü dinidir; insani en kiymetli varlik olarak kabul eder; ma&#8217;sum insanlara karsi yapilan tecavüz ve hücumlari büyük günahlar arasinda sayar. Nitekim bahsini ettigimiz Kur&#8217;an ayeti bunu haykirmaktadir: &#8216;Kim bir baska cani öldürmek veya yeryüzünde anarsi çikarmak gibi bir suçu bulunmadan haksiz yere bir cana kiyarsa, bütün insanligi öldürmüs gibi olur. Kim bir caninin kurtulusuna vesile olursa, bütün insanligi ihya etmis gibi olur. Bizim peygamberlerimiz, onlara çok açik deliller getirdiler. Ancak bütün bunlardan sonra insanlardan çogu yine yeryüzünde asiriya gitmis ve zulm etmislerdir.&#8217; (5: 32). Gerçek su ki, müslüman ölüme degil, sadece hayata hizmet eder. Bu hadise sebebiyle Islamin koydugu iki temel hukuk prensibini asla unutmamaliyiz: Birincisi: Kur&#8217;an&#8217;in &#8216;Bir suçlu bir baska suçlunun yükünü yüklenemez&#8217; (6: 164). Yani bir cani yüzünden bir baska insan asla cezalandirilamaz. Hukukta cezalar ve suçlar sahsîdir. Ikincisi ise, berâat-i zimmat esastir. Yani suçlulugu isbat edilinceye kadar kimse suçlanamaz. Delil olmadan kimseyi cezalandirmak adalet degildir. Aksi isbat edilmedikçe insanlar masum kabul edilirler.</p>
<p>Islamin temel anlayisi sudur: Nasil ki sen bir gemide veya bir evde bulunsan, seninle beraber dokuz masum ile bir câni var. O gemiyi batirmak ve o evi yakmaya çalisan bir adamin, ne derece zulm ettigini bilirsin. Ve zalimligini, yerlere ve göklere isittirecek derecede bagiracaksin. Hattâ bir tek masum, dokuz câni olsa; yine o gemi hiç bir kanun-u adâletle batirilamaz.</p>
<p><strong>2. Savas Hukuku ve Baris Hukuku Hükümlerinin Kasten Birbirine Karistirilmasi Asla Kabul Edilemez</strong></p>
<p>Bundan birkaç sene önce Twente Üniversitesinde bir konferansa katildim. 600 kisiyi bulan dinleyiciler arasindan birisi, Kur&#8217;an&#8217;in siddet içerdigini ve insanlari siddete tesvik ettigini iddia etti ve bana Kur&#8217;an&#8217;dan bir ayet okudu. Meali söyleydi: ‘küfrün önderlerine karsi savasin. Çünkü onlar yeminleri olmayan adamlardir. (Onlara karsi savasirsaniz) umulur ki küfre son verirler.&#8217; Ben ise ayetin bas tarafini okumasini söyledim Okumak istemedi. Ben tamamladim. ‘Eger antlasmalarindan sonra yeminlerini bozarlar, ve dininize saldirirlarsa,&#8230;.&#8217; (Kur&#8217;an, Tevbe, Ayet 12). Su anda bazi siyasetçilerin ve Islam&#8217;a bu yönüyle saldiranlarin tamami bu sekilde davranmaktadir ve ayetleri sadece islerine gelen yönlerini alarak çarpitmaktadirlar.</p>
<p>Daha önemli bir nokta da sudur: Bildiginiz gibi, her devletin Savas Hukuku kurallari ayridir ve baris hukuku kurallari ayridir. Eger siz baris hukuku kurallari ile savas hukuku kurallarini birbirine karistirirsaniz, o zaman Hollanda&#8217;nin Afganistanda ve Türkiyenin Kuzey Irakta yaptigina da siddet dersiniz. Aynen öyle de Islam Hukukunun birinci kaynagi Kur&#8217;an-i Kerimdir. Kur&#8217;an-i Kerimde hem baris dönemine ve hem de savas dönemine ait ayetler vardir. Iste Wilders ve benzerleri, Kur&#8217;an&#8217;in savas dönemine ait bazi ayetlerini alarak sanki genelmis gibi göstermektedirler. Dogrudur; Kur&#8217;an&#8217;da 109 tane Savas Hukuku ile alakali hükümler vardir. Mesela Hz. Peygamberin Medine&#8217;yi müdafaa ederken inen bazi savas hükümleri bunlara misaldir.<br />
‘190. Size karsi savas açanlara, siz de Allah yolunda savas açin. Sakin asiri gitmeyin, çünkü Allah asirilari sevmez.<br />
191. Onlari (size karsi savasanlari) yakaladiginiz yerde öldürün. Sizi çikardiklari yerden siz de onlari çikarin. Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Haram&#8217;da onlar sizinle savasmadikça, siz de onlarla savasmayin. Eger onlar size karsi savas açarlarsa siz de onlari öldürün. Iste kâfirlerin cezasi böyledir.<br />
192. Eger onlar (savastan) vazgeçerlerse, (sunu iyi bilin ki) Allah gafûr ve rahîmdir.<br />
193. Fitne tamamen yok edilinceye ve din (kulluk) de yalniz Allah için oluncaya kadar onlarla savasin. Sayet vazgeçerlerse zalimlerden baskasina düsmanlik ve saldiri yoktur.&#8217; (Bakara Suresi).</p>
<p>Simdi siz bu ayetleri okur da baris zamanina uygularsaniz, o zaman hata yapmis olursunuz. Maalesef mesela Washington Times&#8217;in yazarlarindan Cal Thomas tipki Wilders gibi davranmis ve bu ayetin sadece ‘Onlari yakaladiginiz yerde öldürün&#8217; ayetini alarak Islami ve Kur&#8217;ani suçlamistir. Dogrudur; Kur&#8217;an-i Kerimde 109 adet savas ayeti bulunmaktadir. Ancak bunlar tamamen savas dönemin e ait hükümlerdir. Eger süz bu ayetlerin niçin nazil oldugunu veya hangi münasebetle Peygambere indirildigini bilmezseniz, manayi anlayamazsiniz. Biraz önce Bakara suresinden naklettigimiz ve tamamen savunma savasiyla alakali ayetleri siddet ayetleri olarak vasiflandirirsiniz. Ben  bu ayetlerden bazilarinin numaralarini verebilirim: 2: 244, 216; 3: 56, 151; 4: 74, 76, 89, 95, 104; 5: 53 gibi).</p>
<p>Maalesef dünyadaki bazi politikacilar, Kur&#8217;an ve Islam Hukuku konusunda cahildirler. Bunlar Kur&#8217;anin Savas Hukuku ile alakali ayetlerini tahrif ederek sanki Kur&#8217;anda siddeti tesvik eden ayetler oldugunu iddia etmektedirler. Ayrica her konuda oldugu gibi bu konularda genellemelere gitmektedirler. Bu sebeple bazi yanlis tefsir edilmeye çalisilan ayetleri zikretmek istiyoruz.</p>
<p>A) Ayet 47:4 &#8220;(Savasta) inkâr edenlerle karsilastiginiz zaman boyunlarini vurun. Nihayet onlara iyice vurup sindirince bagi sikica baglayin (esir alin). Savas sona erince de artik ya karsiliksiz veya fidye karsiligi saliverin. Durum su ki, Allah dileseydi, onlardan intikam alirdi. Fakat sizi birbirinizle denemek ister. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onlarin yaptiklarini bosa çikarmaz..&#8221; Bu ayet tümüyle savas hukukunu düzenlemektedir. Eger bu kurallari modern savas hukuku ile kiyaslayacak olursaniz, Kur&#8217;anin koydugu hükümlerin daha mükemmel ve insanligin yararina oldugunu görürsünüz. Baska türlü izahlar tamamen çarpitmadir.</p>
<p>B) Ayet 8: 39: &#8220;Fitne ortadan kalkincaya ve din tamamen Allah&#8217;in oluncaya kadar onlarla savasin! (Inkâra) son verirlerse süphesiz ki Allah onlarin yaptiklarini çok iyi görür.&#8221; Bu surenin adi savas ganimetleri manasini ifade etmektedir. Hatta Ku&#8217;an ayet 8: 1&#8242;de söyle demektedir: &#8220;Sana savas ganimetlerini soruyorlar &#8230;&#8221; Bir çocuk bile Kur&#8217;anin bu ayetlerle savas hukukunu düzenledigini anlar; zira bu ayetten sonar yine Ku2anin ganimetlerin taksimini düzenleyen ayeti gelmektedir.</p>
<p>C) Ayet 8: 60: &#8220;Onlara (düsmanlara) karsi gücünüz yettigi kadar kuvvet ve cihad için baglanip beslenen atlar hazirlayin, onunla Allah&#8217;in düsmanini, sizin düsmaninizi ve onlardan baska sizin bilmediginiz, Allah&#8217;in bildigi (düsman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsaniz size eksiksiz ödenir, siz asla haksizliga ugratilmazsiniz..&#8221;  Eger bütün silah teknolojilerini ve harp taktiklerini fitnenin ve siddetin belirtisi Kabul ederseniz, o Zaman dünyadaki en büyük fitne ve siddet Amerika Birlesik Devletleri ve Batili Devletlerdir; zira bütün dünyaya silah teknolojisini veren ve hazirlana bunlardir. Kur&#8217;an Müslümanlara kendilerini harbe hazirlanmalari için talimat vermektedir. Bundan normal daha ne olabilir? Bu ayet de Savas Hukukuna dâhildir. Keske bütün Islam ülkeleri bu talimatlara uysalardi da b atili devletler gibi kuvvetli olsalardi.</p>
<p>D) Ayet 4: 89: &#8220;Sizin de kendileri gibi inkâr etmenizi istediler ki onlarla esit olasiniz. O halde Allah yolunda göç edinceye kadar onlardan hiçbirini dost edinmeyin. Eger yüz çevirirlerse onlari yakalayin, buldugunuz yerde öldürün ve hiçbirini dost ve yardimci edinmeyin&#8221;. Bu ayet de Savas Hukuku ile alakalidir. Eger herhangi bir akilli insan, savas hukukunda uzman olsun olmasin, diyecekler ki, bu ayet savasi ilgilendirmektedir baris zamanini degil. Zaten bir sonraki ayeti okuyan da hemen bunu anlayacaktir: &#8220;Ancak kendileriyle aranizda antlasma bulunan bir topluma siginanlar yahut ne sizinle ne de kendi toplumlariyla savasmak (istemediklerin) den yürekleri sikilarak size gelenler müstesna&#8230;..&#8221;<br />
Böylesine bir çarpitma ne ahlakidir, ne insanidir; ayni zamanda bütün mukaddes kitaplara da hakarettir, cahillik ve ahlaksizliktir.</p>
<p><strong>3. Savas Zamaninda Siddete Karsi Çikan Islam Baris Zamaninda siddete müsaade eder mi?</strong></p>
<p>Islam&#8217;da soykirim olup olmayacagini veya insana karsi siddet uygulanip uygulanamayacagini harp halinde bile yasak ve serbest fiilleri ayri ayri özetleyerek izah edebiliriz:<br />
A) Yasak fiiller: Zulüm ve iskence ile öldürmek; muhârip sinifina girmeyen kadinlari, küçükleri sahiplerine hizmet için gelmis köleleri, sakat ve müzminleri, yaslilari, hastalari, akil hastalarini ve dünyadan el etek çekmis din adamlarini öldürmek yasaktir. Ancak bunlardan biri bedeni, fikri ve mali ile savasa katilirsa, öldürülebilirler.</p>
<p>Insan ve hayvanlarin uzuvlarinin kesilmesi (müsle) de yasaktir. Verilen söze veya muâhedeye aykiri hareket yasaktir. Savas zarureti bulunmadan ziraî mahsuller, orman ve agaçlar yakilamaz. Zina ve gayr-i mesrû münasebetler yasaktir. Rehineler öldürülemez; ölülerin basi ve uzuvlari kesilemez ve katliam yapilamaz. Basta baba olmak üzere yakin akraba, savasla ilgisi olmayan esnaf ve tüccarlar öldürülmez. Daha baska yasaklar da bulunmakla beraber, biz bu kadariyla iktifâ ediyoruz[1].</p>
<p>B) Normal zamanlarda yasak oldugu halde savas sebebiyle serbest hale gelen fiiller iki gruba ayrilir:<br />
Birinci grup; düsman sahislara karsi yapilmasi caiz olan fiillerdir. Savasa katilan düsman askerlerini öldürmek, yaralamak, takip etmek ve esir almak caizdir. Öldürülmemesi gerekenleri daha önce belirtmistik. Hz. Peygamber&#8217;in &#8220;Harp hiledir&#8221; hadisi geregi, düsmani sasirtmak, moralini bozmak ve yanlis taktik ve stratejilere sevk etmek amaciyla savasta hile yapilabilir. Bunun hazirlayicisi demek olan soguk harp yani propaganda da caiz görülmüstür. Düsmana her çesit silahla hücum edilebilir. Ancak zehirli silahlarin kullanilmasi, hukukçular tarafindan reddedilmistir. Kalelerin yakilmasi veya düsmanin suda bogulmasi da caiz görülmüstür. Gece baskini ve pusu da harbin sevk ve idaresinde caiz görülen harb vasitalari arasindadir. Bedir harbinde yapildigi gibi suyollari kesilebilir veya kullanilmaz hale getirilebilir. Düsmana haber sizdiran casuslar ölüm cezasina çarptirilirlar. Kisaca yasak fiillerin disinda bütün fiiller harp zamaninda serbest hale gelir. Bu arada hava ve deniz harbinin de caiz görüldügünü sadece belirtelim[2].</p>
<p>Ikinci grup ise; düsman mallarina karsi harp esnasinda yapilabilecek fiillerdir. Islâm hukuku, temelde sulh veya harp halinde her çesit mal telefini yasaklar. Ancak harp zarureti geregi bu kaidenin istisnalari ortaya çikmis ve düsmana ait binalarin yikilmasi, agaçlarin kesilmesi ve ziraî mahsullerin telef edilmesi caiz görülmüstür[3].</p>
<p>Harp halinde bile bu sinirlamalari getiren bir dinin siddete, insan öldürmeye, katliama ve soykirima müsaade etmesi mümkün degildir.</p>
<p><strong>4. Fitne ne demektir?</strong></p>
<p>Fitne, Arapça kelime manasi olarak &#8220;topraktan çikarilan altin ve gümüs gibi madenlerin hasini posasindan ayirmak üzere yüksek dereceli ateste yakmak ve eritmek&#8221;  demektir. Inananlari inkârcilardan, salihleri sapiklardan, iyileri kötülerden seçmek, insanlari terbiye ve tecrübe etmek ve herkesin gerçek ayarini belirtmek isine de Kur&#8217;an, &#8220;fitne&#8221; tabir etmektedir. Yani, dünya hayatinin tamami, bir fitne ve imtihandir. &#8220;Her nefis ölümü tadacaktir. Biz sizi sinamak için hayra ve serre mübtela kiliyoruz. Sonunda bize döndürüleceksiniz.&#8221; [Enbiya: 35]; &#8220;Bilmem, belki de O (Allah) sizi denemek (üzere) bir süreye kadar yasamak için (mühlet) veriyor.&#8221;[Enbiya: 111]; &#8220;Insanlar sadece &#8220;iman ettik&#8221; demekle, bir fitneye ve imtihana tabi tutulmadan birakilacaklarini mi sandilar? Yemin olsun ki biz, daha öncekileri de  sinadik. Elbette Allah (bu imtihanin sonunda) sadiklari da bilecek, yalanci sahtekârlari da bilecektir.&#8221; [Ankekubt: 2, 3]; &#8220;Mallariniz ve evlatlariniz sizin için bir fitne (imtihan) dir.&#8221;[Tegabün: 15]</p>
<p>Fitnenin, imtihan anlaminda kullanilan bu genel tanimi yaninda, biraz da &#8220;insanlar arasinda fesat çikarmak, dirlik ve düzeni bozmak, ortaligi karistirmak&#8221; gibi özel manalari üzerinde duracagiz. Bu nedenle Cenab-i Hak: &#8220;&#8230; Fitne çikarmak adam öldürmekten daha siddetli bir günahtir.&#8221;[Bakara: 191] &#8220;&#8230; Onlarla çarpisin (ve cihat edin ki) fitne ortadan kalksin, din yalniz Allah&#8217;in dini olsun.&#8221;[Bakara: 191]</p>
<p>Insanlarin kafasini karistiracak, saskinliga ve taskinliga sebep olacak ve ihtilaf çikaracak sekilde bazi yersiz ve yararsiz konulari gündeme getirmek de, manevi bir fesatçilik sayilmistir. &#8220;Kalplerinde egrilik olanlar, fitne çikarmak ve kendi keyiflerine göre yorumlamak için, mütesabih ayetlerin pesine düserler. Hâlbuki onun hakiki te&#8217;vilini Allah&#8217;tan baska kimse bilemez&#8221;[Al-i Imran: 7] ayeti bu duruma isaret etmektedir.</p>
<p>Fitne, bir diger manada, zalim yöneticilerin istismar araci olmak ve onlarin zulmüne ugramaktir. &#8220;Rabbimiz bizi zalimlerin fitnesi kilma. Rahmetinle bizi inkârci güruhun elinden kurtar&#8221;[Yunus: 85]</p>
<p>5. Bütün Dinler Ahiretin Oldugunu ve Ahirette Allahin Ebedi bir Azabi Bulundugunu Kabul etmektedirler</p>
<p>Pavlos Romalilara yazdigi bir mektupta demektedir ki, ‘Allah insanlari kendi itaatsizliklerinden dolayi ve bütün insanlara merhamet olsun diye ebedi hapse atacaktir.&#8217; (Rom. 11: 32). Ebedi azap konusunda da (Matt. 25: 46) su hakikat Hiristiyanlikta vurgulanmaktadir ki, ebedi azap kesindir, nihaidir ve devamlidir.<br />
Islamiyete göre de mükâfat veya mücazat bu dünyadaki hayat imtihanindan sonar insanlar beklemektedir. Iyi isler yapan ve Allaha inanan insanlar Allah&#8217;in rizasini kazanirlar ve ebedi Cennet ile mükâfatlandirilirlar. Sapitanlar, Allahi inkar edip O&#8217;nun hükümlerini çigneyenler ise, Cehenneme müstahak olurlar ve ebedi azap ile karsilasirlar.</p>
<p>Bazi cahil insanlar ebedi azap ile alakali Kur&#8217;anin bazi ayetlerini okuyarak sunu iddia etmektedir ki, Kur&#8217;an insanliga karsi siddet ihtiva etmektedir. Mesela 4:56 ayeti gibi ki buyruluyor: &#8220;Süphesiz âyetlerimizi inkâr edenleri gün gelecek bir atese sokacagiz; onlarin derileri pisip aci duymaz hale geldikçe, derilerini baska derilerle degistiririz ki aciyi duysunlar! Allah daima üstün ve hakîmdir..&#8221; Böyle bir iddia bütün mukaddes kitaplari inkârdir ve onlara hakarettir. &#8220;Sizi sadece bos yere yarattigimizi ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceginizi mi sandiniz?&#8221; (23: 115).</p>
<p>Islama göre, Cehennemin vücudu ve siddetli azabi, hadsiz rahmete ve hakiki adalete ve israfsiz, mizanli hikmete ziddiyeti yoktur. Belki rahmet ve adalet ve hikmet, onun vücudunu isterler. Çünkü, nasil bin mâsumlarin hukukunu çigneyen bir zâlimi cezalandirmak ve yüz mazlum hayvanlari parçalayan bir canavari öldürmek, adalet içinde mazlumlara bin rahmettir. Ve o zâlimi affetmek ve canavari serbest birakmak, bir tek yolsuz merhamete mukabil, yüzer biçarelere yüzer merhametsizliktir.</p>
<p>Evet, nasil bir serseri âsi ve raiyete tecavüz eden bir adam, oranin izzetli hâkimine dese, &#8220;Beni hapse atamazsin ve yapamazsin&#8221; diye izzetine dokunsa, elbette o sehirde hapis olmasa da o edepsiz için bir hapis yapacak, onu içine atacak. Aynen öyle de, kâfir-i mutlak, küfrüyle izzet-i celâline siddetle dokunuyor. Ve azamet-i kudretine inkâr ile dokunduruyor. Ve kemâl-i rububiyetine tecavüzüyle ilisiyor. Elbette Cehennemin pek çok vazifeler için pek çok esbab-i mucibesi ve vücudunun hikmetleri olmasa da, öyle kâfirler için bir Cehennemi halk etmek ve onlari içine atmak, o izzet ve celâlin se&#8217;nidir.</p>
<p>Netice itibariyle Kur&#8217;an&#8217;i veya Islami siddet Kitabi veya siddet dini olarak vasiflandiranlar, ya Islam&#8217;a ve Kur&#8217;an&#8217;a düsmanliklarindan veya cehaletlerinden yahut akli dengesizliklerinden bunu yapmaktadirlar. Bize düsen bilimle ve akilla bunlara cevap vermektir. Bazan onlari muhatap almamak en iyi cevap teskil edebilir. Zira her üren köpege tas atacak olursaniz yeryüzünde tas kalmaz sözü meshur bir atasözüdür.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Ahmet Akgündüz<br />
Rotterdam Islam Üniversitesi Rektörü</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/kuran-siddet-ve-fitne-uzerine-bazi-tesbitler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tasavvufda 4 Kapı Vardır</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/tasavvufda-4-kapi-vardir/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/tasavvufda-4-kapi-vardir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2008 12:58:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Hakikat]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[Kapı]]></category>
		<category><![CDATA[Marifet]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[Tarikat]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=482</guid>
		<description><![CDATA[1- Şeriat Kapısı 2- Tarikat Kapısı 3- Marifet Kapısı 4- Hakikat Kapısı Öğreti olarak bu kapılar birer birer geçilerek Hakikate ulaşılır. Öğrencilerinden biri Mevlana&#8217;ya sormuş; &#8220;Efendim, bu 4 kapı meselesini ben pek anlayamıyorum. Bana anlayabileceğim bir lisanla anlatır mısınız?&#8221; &#8220;Şimdi bak, karşı medresede dersini çalışan dört kişi var ve hepsi rahlelerine eğilmiş. Sen git bunların]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/ola2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-270" title="Mevlana" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/ola-150x150.jpg" alt="ola 150x150 Tasavvufda 4 Kapı Vardır" width="150" height="150" /></a>1- Şeriat Kapısı<br />
2- Tarikat Kapısı<br />
3- Marifet Kapısı<br />
4- Hakikat Kapısı<br />
Öğreti olarak bu kapılar birer birer geçilerek Hakikate ulaşılır.<br />
Öğrencilerinden biri Mevlana&#8217;ya sormuş;<br />
&#8220;Efendim, bu 4 kapı meselesini ben pek anlayamıyorum.<br />
Bana anlayabileceğim bir lisanla anlatır mısınız?&#8221;<span id="more-482"></span><br />
&#8220;Şimdi bak, karşı medresede dersini çalışan dört kişi var ve hepsi rahlelerine eğilmiş.<br />
Sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at, sonra gel sana anlatayım.<br />
Öğrenci gitmiş, birincinin ensesine bir tokat akşetmiş.<br />
Tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasını dönmüş ve daha kuvvetli bir tokatla Mevlana&#8217;nın öğrencisini yere yıkmış. Öğrenci dayağı yemiş, geri dönecek ama<br />
hocasına itaat var.<br />
Yaradana güvenip ikinciye de bir tokat akşetmiş. O da derhal ayağa kalkıp elini kaldırmış.<br />
Tam tokadı vuracakken vazgeçip yerine oturmuş.<br />
Öğrenci devam etmiş, üçüncüye de bir tokat atmış.<br />
Üçüncü şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalışmasına devam etmiş.<br />
Dördüncü, tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan çalışmasına devam etmiş.</p>
<p>Öğrenci Mevlana&#8217;ya dönmüş, olanları anlatmış.<br />
Mevlana; &#8220;İşte sana istediğin örnekler&#8230;.<br />
- Birinci, şeriat kapısını geçememiş biri idi.<br />
Şeriatta kısasa kısas olduğu için, tokadı yiyince kalktı, aynısını sana iade etti.<br />
- İkinci, tarikat kapısındadır. Tokadı yiyince o da kalktı, tam tokadı iade edecekti ki, tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi.<br />
&#8220;Sana kötülük yapana bile iyilik yap&#8221;.<br />
Onun için döndü, oturdu.<br />
- Üçüncü, marifet kapısına kadar gelmiştir.<br />
İyinin ve kötünün tek Yaradandan geldiğini bilir, inanır.<br />
Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye merakından şöyle bir dönüp baktı.<br />
- Dördüncü, hakikat kapısını da geçmiştir.<br />
İyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bilir. Onun için dönüp bakmadı bile&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/tasavvufda-4-kapi-vardir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

