<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Taka &#187; inanç</title>
	<atom:link href="http://www.yoremizden.com/tag/inanc/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yoremizden.com</link>
	<description>Karadeniz ve Trabzon kültürünü yaşatma ve sevdirme sitesi...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 10:21:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	
		<item>
		<title>Yanlışa Müdahale ve Çoğulculuk</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/yanlisa-mudahale-ve-cogulculuk/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/yanlisa-mudahale-ve-cogulculuk/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Feb 2009 12:19:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Ebubekir SİFİL]]></category>
		<category><![CDATA[fikir]]></category>
		<category><![CDATA[hoşgörü]]></category>
		<category><![CDATA[hüküm]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[kanaat]]></category>
		<category><![CDATA[Semerkand]]></category>
		<category><![CDATA[Semerkand Dergisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=2578</guid>
		<description><![CDATA[İçinde yaşadığımız zaman dilimi, birarada yaşama, hoşgörü, çoğulculuk gibi kavramların hüküm sürdüğü farklıbir dünya fotoğrafı çıkarıyor karşımıza. Bu kavramların aslında neanlama geldiği, neyi hedeflediği ve muazzez dinimiz tarafından neölçüde tasdik edildiği konusunda ciddi bir zihniyet krizi yaşadığımızortada. Kur’an ve Sünnet bizden, yaşadığımız ortama veşartlara bukalemun gibi ayak uydurmamızı değil, içinde bulunduğumuzortam ve şartları mümkün olduğunca]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_icerikLb"><strong><img class="alignleft size-full wp-image-2579" title="kilit" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/02/kilit.jpg" alt="kilit Yanlışa Müdahale ve Çoğulculuk" width="255" height="88" />İçinde yaşadığımız zaman dilimi, birarada yaşama, hoşgörü, çoğulculuk gibi kavramların hüküm sürdüğü farklıbir dünya fotoğrafı çıkarıyor karşımıza. Bu kavramların aslında neanlama geldiği, neyi hedeflediği ve muazzez dinimiz tarafından neölçüde tasdik edildiği konusunda ciddi bir zihniyet krizi yaşadığımızortada.</strong></p>
<p>Kur’an ve Sünnet bizden, yaşadığımız ortama veşartlara bukalemun gibi ayak uydurmamızı değil, içinde bulunduğumuzortam ve şartları mümkün olduğunca Allah Tealâ’nın rızasına uygun halegetirerek yaşamamızı istiyor. Nasıl ki din değişmek ve dönüşmek içindeğil, değiştirmek ve dönüştürmek için gönderilmişse; aynı şekildemüslüman da bu anlayış içinde hareket etmek durumundadır.</p>
<p>İçinde yaşadığımız zaman dilimi, bilhassa Batı’dan esen rüzgârların etkisiylebir arada yaşama, hoşgörü, çoğulculuk… gibi kavramların hüküm sürdüğüfarklı bir dünya fotoğrafı çıkarıyor karşımıza. Toplum olarak hiçbirmuhakemeye tabi tutmadan kabul edip kullandığımız bu kavramlarınaslında ne anlama geldiği, neyi hedeflediği ve muazzez dinimiztarafından ne ölçüde tasdik edildiği konusunda ciddi bir zihniyet kriziyaşadığımız ortada.<span id="more-2578"></span></p>
<p>Kimilerine göre bu kavramlar esas alınıp,din, inanç, hüküm, fikir, kanaat… her ne varsa bunların icabına göreayarlanmalıdır. Bu kavramlarla örtüşen inanç ve hükümlere hayat hakkıtanırken, bunlarla şu veya bu biçimde çatışanlar terk edilmeli, hayatındışına atılmalıdır. Bu düşünceyi benimseyenlere göre, zikrettiğimizkavramlarla çatışma teşkil eden dinî hükümler, hatta inançlar, biziçağdaş toplumlar karşısında zor durumlara düşürüyor. Dünyaya bunlarıizah edemiyoruz. Dolayısıyla bunlardan bir an önce kurtulmak birelzemiyettir!</p>
<p><strong>Emr-i ma’ruf nehy-i münker</strong></p>
<p>YüceKitabımız bizi “Ümmet” olarak tanımlıyor. Ümmet olmak, inançtan amele,hayatın sosyal, ekonomik, siyasi ve diğer boyutlarından geçmiş vegelecek tasavvuruna kadar bizi biz kılan değerleri bütün olarakpaylaşmak, yaşatmak ve çoğaltmak demektir.</p>
<p>Üstelik bizim“Ümmet” oluşumuz sadece kendimizi ilgilendiren bir mesele de değil.Bizim bu vasfımızın bütün insanlığa bakan bir yüzü de var. YüceKitabımız’da şöyle buyurulur: “Siz insanlar için çıkarılmış ümmetlerinen hayırlısı olmak üzere yaratıldınız. Ma’rufu emreder, münkeriyasaklarsınız ve Allah’a iman edersiniz.” (Âl-i İmrân, 110)</p>
<p>Buayette Ümmet-i Muham-med’in vasıfları dikkat çekici bir tertibe görezikir buyurulmuş. Emr-i ma’ruf ve nehy-i münker imandan kaynaklananhususlar olduğu halde, onlara kaynaklık eden iman, onlardan sonrazikredilmiş. “Bunun hikmeti ne olabilir?” diye düşündüğümüzde aklımızagelen şu oluyor: Emr-i ma’ruf nehy-i münker, bu ümmetin “insanlık için”ortaya çıkarılışını izah eden vasıflardır. Zira emr-i ma’ruf nehy-imünker, imanın insanlığa dönük yüzüdür. Dünya adalet üzerine kaimdir veadaletin ihlali bizzat münker bir durumu ifade eder. Mümin, imanınınkendisine yüklediği sorumluluk bilinciyle o münkeri ortadan kaldırmayave adaleti yeniden ikame etmeye çalışır. İşte onun “insanlık için”ortaya çıkarılmış olması ile emr-i ma’ruf nehy-i münker arasında böylekopmaz bir ilişki vardır.</p>
<p>Şu halde bu ümmet fertlerininbulunduğu yerde Allah Tealâ’nın rızasına ve insanlığın hayrına olan nevarsa hakim olur, yaygınlık kazanır; O’nun rızasına aykırı düşen veinsanlık için değerli ve hayırlı olmayan şeyler de hayatın dışınaatılır. Bu özellik bu ümmet için sadece bir fazilet olarak değil, aynızamanda temel bir vazife olarak da ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Efendimizs.a.v. şöyle buyurmuştur: “İsrailoğulları’nda meydana gelen ilk bozulmaşudur: Birisi, (kötülük işleyen) başka biriyle karşılaşır ve ona, ‘Eyadam! Allah’tan kork, yaptığını terk et. Çünkü onu yapmak sana helaldeğildir’ derdi. Sonra ertesi gün onunla tekrar karşılaşır, fakat dünküyaptığı, onunla birlikte yemesine, içmesine ve oturmasına engel teşkiletmezdi. Bunu yaptığında Allah onların kalplerini birbirine karıştırdı(benzetti).”</p>
<p>Efendimiz s.a.v. sonra, “İsrail-oğulları’ndan kâfirolanlar Davud’un ve Meryem oğlu İsa’nın diliyle lanetlendiler&#8230;” diyebaşlayan ayetleri, “Fakat onların çoğu fasıktır.” mealindeki ayetinsonuna kadar (Mâide, 78-81) okudu ve arkasından şöyle buyurdu: “Dikkatedin! Allah’a yemin ederim ki sizler ya ma’rufu emredip münkerdensakındırır ve zalimin elinden tutup onu hakka döndürür, hak üzeretutarsınız (ya da kalpleriniz birbirine benzetilir).” (Ebu Davud)</p>
<p><strong>Kavramı doğru anlamak</strong></p>
<p>Kavramlarbizim hayat damarlarımız gibidir. Onların içinin farklı muhtevalarladoldurulmasına izin verdiğimizde, kendi kendimizi zehirlemiş oluyoruz.Günümüzde sıkça kullanılan, ama muhtevasını doğru tayin edemediğimiziçin zamanla anlamını kaybedip buharlaşan kavramlardan ikisidir“ma’ruf” ve “münker”. Yukarıda mealini verdiğimiz ayet-i kerimede degeçtiği gibi, bu iki kavram Kur’an’ın en temel kavramlarındandır veÜmmet-i Muhammed olarak bizler için de son derece önemli bir anlamifade ederler.</p>
<p>Ma’ruf kelimesini, içinde geçtiği ayet vehadisler de dahil olmak üzere her yerde “iyilik” diye tercüme etmekbüyük bir cinayettir. Zira “iyilik” her şeyden önce bir “kavram”değildir. İkinci olarak da bu kelime, içini kimin doldurduğuna göredeğişik anlamlar ihtiva eder. Şayet kelimeleri kavramlar doğrultusundadeğil de, kavramları kelimeler doğrultusunda anlamlandıracak olursak,bir süre sonra ma’ruf bizim için kötü, münker de iyi olan şeylerianlatmaya başlayacaktır.</p>
<p>Öyleyse vakit geçirmeden bu iki temel İslâmî kavramın anlam ve muhtevasına bakalım.</p>
<p>Ma’ruf,Allah Tealâ’ya taat, yakınlık ve insanlara iyilik anlamı taşıyan hersöz, davranış ve tutumdur. Yüce dinimizin, işlenmesini teşvik ettiğibütün ameller bu kapsamdadır.</p>
<p>Münker ise bunun tam zıddıdır.Allah Tealâ’yı isyan, insanlara kötülük ve zarar anlamı taşıyan ve Yücedinimizin yasakladığı her söz, amel ve davranış münkerdir.(İbnu’l-Esîr, en-Nihâye, 3/216)</p>
<p>Şu halde bu iki kavramdan birine“iyilik”, diğerine “kötülük” demekle, aslında onların içini boşaltmışoluyoruz. Neyin iyi ve neyin kötü olduğunu günümüzde belli enformasyonmerkezleri belirlediği için –yukarıda da söylediğimiz gibi– bir süresonra, dinimizin ma’ruf dediği birtakım ameller “kötü” ve dinimizinmünker dediği birtakım işler de “iyi” olarak telakki edilebiliyortoplum tarafından.</p>
<p>Bir müminin günaha razı olması mümkündeğildir. Yanıbaşımızda bir günah işlendiği zaman ona en uygun metotlamüdahale edip, işlenmesine veya en azından yaygınlaşmasına mani olmakgörevimizdir. Oysa günümüzde “çoğulculuk”, “hoşgörü” gibi kavramlarmoda ve herkesin istediği hayat tarzını rahatça yaşaması “insanhakları” çerçevesinde temel bir hak. Yanıbaşınızdaki komşu,sokağınızdaki esnaf veya aynı güzergâhı kullandığınız insan, sizininanç ve kültürünüzle asla bağdaşmayan bir hayat yaşayacak, sizindininizin “münker” dediği fiilleri açıktan işleyecek ve siz onu ikazbile edemeyeceksiniz!</p>
<p>Efendimiz s.a.v., “Ben müşrikler arasındaikamet eden her müminden beriyim.” buyurmuş. “Niçin (böyle buyurdunuz)ya Rasulallah?” diye sorulduğunda da “Ateşleri birbirini görür.”karşılığını vermiş. (Ebu Davud, Tirmizî, Nesâî)<br />
Buradaki “ateşleri birbirini görür” ifadesinin ne anlama geldiği konusunda ulema şu ihtimaller üzerinde durmuştur:</p>
<p>Müminle müşrikin hükümleri bir olmaz.</p>
<p>İslâmyurdu ile küfür ülkesi arasında fark vardır. Bir müslümanın (mazeretsizolarak) kâfirlerin memleketinde yaşaması caiz değildir.</p>
<p>Mümin, yaşantısında, ahval ve davranışlarında ve görünüşünde onlara benzememelidir. (Azîmâbâdî, Avnu’l-Ma’bûd, 7/129)</p>
<p><strong>Peygamber vârislerinin görevi</strong></p>
<p>Geçmişteyaşamış herhangi bir toplum şerde, fesatta ve bâtılda ne kadar mesafekatettiği zaman uyarıcı peygamberler geliyordu diye baktığımız zamangördüğümüz manzara, şu zamanda bizim yaşadıklarımızdan çok farklıdeğildir. Ne var ki risalet kapısı artık kapanmış bulunuyor.</p>
<p>Ohalde insanlığı içine düştüğü bu şer gayyasından çekip çıkaracak tekumut ışığı olan Ümmet-i Muhammed’i kıvamda tutacak olan nedir?</p>
<p>Şüphesizki bunu yapacak olan bu ümmetin gerçek alimleridir. O vârisler ki,Allah Tealâ’nın rızasından başka bir hedefleri ve rıza-yı ilâhininuzağına düşmekten başka bir korkuları yoktur. Ne dünyalıkta gözlerivardır, ne makam ve şöhrette. Onlar bizim hayatımızın işaret taşları,nirengi noktalarıdır. Toplum, ahvalini onlara göne ayarlar, onlarabakarak kendisine çeki düzen verir. Bu sebeple toplum olarak, ümmetolarak bizim için ekmek ve sudan önce, ruhumuzu kıvamda tutacak alimlergereklidir.</p>
<p>Gerçek fonksiyonu bu olan alimlerin yerini, Kur’an-ıKerim’in “bel’am” tiplemesiyle dikkatimize sunduğu sahte alimleraldığında ise, İsrailoğulları’nın başına gelenin bizim de başımızagelmesi –Allah korusun– işten değildir.</p>
<p>İbn Abbas r.a.’ınnaklettiğine göre, “İçerisinde salih insanların bulunduğu bir beldehalkı helak olur mu?” sorusuna muhatap olan Efendimiz s.a.v.’in “Evet”diye mukabele ettiğini, sebebi sorulduğunda da şöyle buyurduğununaklediyor: “Allah’a isyan edilmesi karşılığında toleranslıdavranmaları ve sessiz kalmaları sebebiyle.” (Taberânî,el-Mu’cemu’l-Kebîr, 11/270)</p>
<p>Bu, her ne kadar senedi zayıf olsada muhtevası pek çok sahih hadis ile desteklenen bir rivayettir.Bunlardan birisinde Efendimiz s.a.v. şöyle buyurmuştur: “Canımı elindebulundurana yemin ederim ki, ya ma’rufu emredip münkerdensakındırırsınız, ya da size Allah’ın katından bir azap göndermesiyakındır. Sonra O’na dua edersiniz de, duanıza icabet edilmez.”(Tirmizî)</p>
<p>Ali el-Karî, bu hadisin şerhinde, Efendimiz s.a.v.’inyeminli ifadesini de dikkate alarak şu açıklamayı yapıyor: “Allah’ayemin olsun ki, şu ikisinden biri mutlak surette olacak: Ya sizdenemr-i ma’ruf nehy-i münker, ya da indirilen bir azap ve bu azabınkaldırılması konusundaki dualarınıza icabet edilmemesi.” (Mirkat, 8/866)</p>
<p>İştealimlerin görevi bu noktada ortaya çıkıyor. Hem kendilerini hem detoplumun diğer kesimlerini, herhangi bir ayrım yapmadan kuşatacak olanbir azaba düçar olmamak için olanca gayretlerini sarf ederekyöneticisiyle yönetileniyle bütün toplumu uyarmak onların adeta varlıksebebidir.</p>
<p>Bu gayret, toplumun her kesimine sesini duyurupetkisini ulaştıran propaganda merkezlerinin tahribatının önüne geçeceketkinlik ve yaygınlığa kavuşmadıkça, toplumda münkeratın hakimiyetidevam edecektir. Bu devam ettiği sürece de başta alimler olmak üzerebütün toplum bunun zararını görecektir.</p>
<p><strong>Zarar da fayda da umumi</strong></p>
<p>Toplumdama’rufun hakim olması topyekün bir berekete kaynaklık ederken, münkerinhakimiyeti de topyekün zarar ve ziyanın sebebi olacaktır. Toplumuniçinde bulunduğu ahvalden haberdar olan hiç kimsenin, “nasıl olsa benmünker işlemiyorum; başkasının işlediği münkerin zararı bana dokunmaz”demesi hem müslümanca, hem de gerçekçi değildir. Bir hadiste ifadebuyurulduğu gibi, gördüğümüz bir münkeri gücümüz yetiyorsa elimizle,yetmiyorsa dilimizde ortadan kaldırmaya çalışmalıyız. Bu işin farz-ıkifaye olan kısmıdır ve herkes terk ederse herkes günaha girer, sorumluolur. Ancak bunu yapamıyorsak, “çoğulcu bir toplumda yaşıyoruz, herkesistediğini yapar” deyip de kendimizi tehlikeye atmamalı, o münkerikalben reddederek hiç olmazsa günahına ortak olmamalıyız.</p>
<p>Evet,münkeri kalben reddetmek en zayıf imanın tezahürüdür ve bir toplum neadına olursa olsun münkere buğz etme refleksini kaybetmişse, toptangünaha batmış ve ilâhi gazaba müstehak olmuş demektir. Bu durumu dilegetiren bir hadisinde Efendimiz s.a.v. şöyle buyurur: “Yeryüzünde birgünah işlendiğini gören bir kimse, onu çirkin bulur ondan ikrah ederse,o günahı hiç görmemiş kimse gibi olur. Kim de o günah gıyabındaişlendiği halde ondan haberdar olur ve ona rıza gösterirse, onu bizzatgör(en ve müdahale etmey)en gibi olur.” (Ebu Davud)</p>
<p>Çoğulculuk,özgürlükler ve saire adına açıktan açığa işlenen münkerata sessizkalan, yerinde ve üslubunca müdahale edip düzeltebileceği arızalaradahi omuz silkip “bana ne” diyen fertlerden müteşekkil bir toplumunkendi değerlerine, geçmişine, kültür ve inancına değil, varlığına bilesahip çıkması müşkül hale gelir.</p>
<p>Hz. Ali r.a. şöyle der:“Dininizden (nefs, şeytan veya düşman tarafından) mağlup edile(rek terkede)ceğiniz ilk şey, elinizle yaptığınız cihattır. Sonra dilinizleyaptığınız (ı aynı şekilde terk edeceksiniz), sonra da kalbinizleyaptığınız cihat (elden gidecek). Her kimin kalbi ma’rufu ma’ruf vemünkeri münker olarak tanıma(maya başlar)sa ters döner, alt üst olur.”(İbn Abdilberr, et-Temhîd, 24/313)</p>
<p><strong>Probleme şaşı bakmak</strong></p>
<p>Günümüz insanı, maruz kaldığı propaganda bombardımanı karşısında şu düşünceye kolayca zihnini kaptırmıştır:<br />
Müslümanlardinlerini yanlış anlayıp yanlış yorumladıkları için geri kaldılar. Eğergelişmiş ülkelerin seviyesini yakalamak istiyorsak, eskimiş dinanlayışını terk edip, “çağa uygun” bir din anlayışı geliştirmemiz lazım.</p>
<p>Budüşünce öldürücü bir zehir gibi müslüman nesillerin beynini ve kalbiniadeta felce uğratmıştır. Oysa müslümanlar Batı alemi karşısında mevzikaybettiyse bunun sebebi dinlerini yanlış anlamış olmaları değil,dinlerinin gereğini yerine getirmemeleridir.</p>
<p>Tarih içindemüslümanlar dünyaya adalet dağıtacak güce ve insanlığın müşahede ettiğien ihtişamlı ve uzun ömürlü medeniyeti kuracak kabiliyet ve birikimesahip olduysa, bu, dinlerini doğru anladıklarının en büyük delilidir.Bugün bu durumda oluşumuz, o medeniyetin kurucu dinamiklerini ihmaletmiş olmamızdan, o iman safiyetini ve inanmışlık şuurunu aynı şekildedevam ettirme iradesini gösteremeyişimizdendir.</p>
<p>Bugün dahi,kapı komşumuzdan yakın ve uzak coğrafyalara kadar nerede ne olupbittiğine sadece seyrediyor ve sahaya inip oynamak yerine tribünlerdenseyretmeyi tercih ediyorsak, bu, emr-i ma’ruf nehy-i münker şuurunukaybettiğimizin işaretidir. Hoşgörü, çoğulculuk ve benzeri kavramlarbizi çevremizde olup bitenlere karşı ilgisiz kalmaya, hatta giderek hertürlü münkerat ve ma’siyeti “özgürlük” sınırları içinde telakki etmeyegötürüyorsa suçu ve suçluyu başka yerde aramak beyhudedir.</p>
<p>Elbetteemr-i ma’ruf nehy-i münker her önüne gelenin yapacağı bir iş değil,herkesin kendi konum, yetki, birikim ve kabiliyeti çerçevesindeyürütülmesi gereken bir faaliyettir. Dolayısıyla günümüz şartlarında buhayatî fonksiyonu yerine getirecek sivil örgütlenmeler ve insanlarıntepkisini değil, takdirini celp edecek metot ve vasıtalarla yürütülmesibir elzemiyettir.</p>
<p>Elbette bunu söylerken insanların bireyselhayatlarına müdahale etmeyi, toplumda kaos ve kargaşa oluşturacak vedüzeni bozacak davranışlarda bulunmayı telkin ediyor değiliz. Hattaböyle davranmanın, fitneye yol açacağı için bizzat kendisinin birmünker olduğunu söylüyoruz.</p>
<p>Kastettiğimiz, bizzat kendinefsimizden başlayarak etrafımıza en uygun metot ve aracı kullanarakma’rufa çağırıcı bir tutum içinde olmaktır. Zina yolundaki bir gencikolundan tutup zorla geri çevirmek değil, gençleri zinaya götürenyolları tıkayıcı, evliliği kolaylaştırıcı ve teşvik edici çalışmalaryapmaktır mesela.</p>
<p>Yahut manevi dinamiklerimizi toplumdayeniden harekete geçirmek ve etkin kılmak için insanımıza din, tarih,kültür şuuru veren sosyal, kültürel ve ilmî çalışmalar yapacak sivilörgütlenmelere gitmektir. </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/yanlisa-mudahale-ve-cogulculuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Stres ve Manevi Yaşam</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/stres-ve-manevi-yasam/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/stres-ve-manevi-yasam/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Dec 2008 12:30:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Dua]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol duygusu]]></category>
		<category><![CDATA[manevi yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Nevzat Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[stress]]></category>
		<category><![CDATA[stress nedir]]></category>
		<category><![CDATA[stress ve vücut]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=2007</guid>
		<description><![CDATA[Gurur zayıf adamın güçlü taklidi yapmasıdır. ERIC HOFFER:&#8221; Tevhit inancında &#8220;Doktor ve ilaç sebeptir şifayı Allah verir&#8221; düşüncesinin ve İncil&#8217;de &#8220;Allah sizin yanınızdadır&#8221; inancının insana kazandırdığı faydaların ilginç örnekleri vardır. KONTROL DUYGUSU Bir insanın en büyük korkusu kontrol duygusunu kaybetme kaygısıdır. Kendisi ile, yakınları ile, beden ve akıl sağlığı ile kontrolü kaybedeceği düşüncesi bile o]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="6px;"><em><span style="Verdana;"><strong><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/12/stress-dua1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2008" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/stress-dua-300x230.jpg" alt="stress dua 300x230 Stres ve Manevi Yaşam" width="300" height="275" title="Stres ve Manevi Yaşam" /></a>Gurur zayıf adamın güçlü taklidi yapmasıdır. ERIC HOFFER:&#8221;</strong></span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Tevhit inancında &#8220;Doktor ve ilaç sebeptir şifayı Allah verir&#8221; düşüncesinin ve İncil&#8217;de &#8220;Allah sizin yanınızdadır&#8221; inancının insana kazandırdığı faydaların ilginç örnekleri vardır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="#1a4e9c;"><span style="Verdana;">KONTROL DUYGUSU</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Bir insanın en büyük korkusu kontrol duygusunu kaybetme kaygısıdır. Kendisi ile, yakınları ile, beden ve akıl sağlığı ile kontrolü kaybedeceği düşüncesi bile o insanı çaresiz, güçsüz yapar. Kendini kötü hissetmeni netice verir.  İnsanoğlu doğaya hakim olma çabasında iken midesine, kalbine, iç organlarına sahip olamadığı ve kontrol edemediğini fark etmesi onun kendisini köyü hissetmesine neden olur.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Bir çocuk düşününüz. Korkulu anın nedir denirse kendini güvende hissetmediği, kendini yönetemediği anı söyleyecektir. En mutlu anın nedir denildiğinde korktuğu anda annesinin kucağına sığında dakikaları söyleyecektir.<span id="more-2007"></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">İşte insanoğlu da kontrol duygusunu kaybetme korkusu, gelecek korkusu kendini tehlike ve tehdit altında hissettiği anda sığınacak bir liman arayacaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">İnsanoğlu yüksek bir akıl cihazına sahip, fakat bu cihaz isteklere cevap verecek güce sahip değil. En iyiyi, en güzeli istiyor. Hastalıklar, olaylar, belalar onu bunalıma itiyor. Korkular, kırgınlıklar, aşağılık ve suçluluk duyguları mutluluğu engelliyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Olaylar karşısında güçsüz, çaresiz ve yetersizlik duyguları ile kıvranırken intihar etmek ve ölmek daha anlamlı hale geliyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Bu ruh halindeki bir insan eğer depresyonda değilse bile girmek üzeredir. İşte içtenlikle dua etmek alışkanlığına sahipse büyük bir güce sahip olmaktadır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">O çocuğun korktuğu anda annesine sığındığındaki mutlu ve güvenli hali güçsüz, zayıf ve çaresiz insanın Yüce Yaratıcıya sığındığı anda güven ve teselliye dönüşecektir. İslam inancında bunun karşılığı tevekküldür. Üzerindeki yanlışla yüklenmiş olduğu yükleri her şeyi bilen, her şeye gücü yeten ve her şeyin kontrolü onda olan Yüce Rabbe sığınarak teslim olmaktır. Büyük İslam alimi Bediüzzaman &#8220;iman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkülde iki dünya saadetini netice verir&#8221; derken insanlara büyük teselliyi ifade ediyordu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Pozitif Bilim Ne Diyor?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Modern dünyamızda bir inanç vardı; tıp pozitif bilimdir, manevi inanç teokratik bir konudur. İkisi birbiri ile hiçbir zaman uyuşmaz. Bu inanç sarsıldı. Çünkü manevi yaşantıların insan beyninde bazı kimyasalları harekete geçirdiği, bu kimyasalların savunma sistemini harekete geçirerek hastalıkları yendiği bilinmektedir. Daha önemli bölümlerde ayrıntısı bahsettiğimiz bu gerçekler tıp bilimi ile manevi inancın birlikteliğinin insanın hem bedensel hemde ruhsal sağlığına büyük olumlu etki yaptığını doğrulamaktadır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Nefret, kin, öfke, düşmanlık, suçluluk gibi olumsuz duygular, elem, keder gibi hisler insan beyninin frontal alanlarında limbik sistemde aşırı metabolizma artışı yapıyor. Beyni kemiren düşünceler beyni yoruyor. Beynimiz bize yardım etmemeye başlıyor. Yüksek beyin işlevleri otonom sinir sisteminin işlevlerini, bozuyor, birçok psikomatik hastalıklar ortaya çıkıyor. Astım, alerji, hipertansiyon, guatr, ülser, kolit&#8230; gibi hastalıklar hedef organlarımızın hastalanmasıdır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Kişinin ümit, sevgi, bağışlama, yaratıcının ona yardım edeceği, onun ellerine kendini bırakma, ona güvenme, yalnız ona inanma, yalnız ondan yardım isteme duyguları iyileşme beklentisini artırıyor. Artan iyileşme beklentisi beyinde serotonin, noradrenolin, noropeptid gibi ruh halini düzenleyen salgıları artırıyor. Bu salgılar limbik sistem, hipotalamus, hipofiz ve hormonal sistem ve kemik iliği yoluyla savunma sistemini kuvvetlendiriyor. Böylece organizmamız kendi kendine yardım ve tamir işlevini başlatıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">İçimizdeki büyük doktoru ve geniş eczaneyi harekete geçirmek için sağlam manevi inancın somut etkilerini bilim gözüyle görebiliyoruz.        </span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Kültürel Özellikler</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">1960 yılında ABD&#8217;nin Pelsilvanya Eyaletinin Roseto kasabasında bir araştırma yapıldı. Bu kasaba İtalyan asıllı Katolik Amerikalıların oturduğu bir yerleşim bölgesiydi. Araştırmacıların dikkatlerini çeken özelliği ise, kroner kalp hastalıkları vakalarında, tüm ABD geneliyle kıyaslandığında en düşük orana sahip olmasıydı. ABD&#8217;de kalp krizinden ölüm oranı 1000 kişide 3,5 iken Roseto kasabasında bu oran 1000&#8242;de 1 idi. Ayrıca ülser başta olmak üzere pek çok hastalık, Roseto&#8217;da ülke ortalamalarının çok altında görülmekteydi. Bunun nedenini bulmak için geniş bir alan araştırması yapıldı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Neticede, beslenme alışkanlıklarından yaşam tarzına kadar pek çok değişken araştırıldı. Elde edilen başlıca farklılıklar ise şunlardı: cadillac arabalar, lüks düşkünlük, tüketim çılgınlığı, henüz bu kasabayı istila etmemişti. Muhafazakardılar ve geleneklerine sahip çıkılıyordular. Aile bağları çok güçlüydü. Yaşlılar, aile içinde çok büyük saygı ve sevgi görüyorlardı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">60&#8242;lı yılların sonunda değişkenler tekrar incelendi. 55 yaş grubunda kalp krizi ölüm oranının ABD geneline oldukça yaklaştığı görüldü. Bununla birlikte, kasaba halkının yaşam şartlarında bariz değişiklikler meydana gelmişti. Bireysellik artmış hatta bencillik derecesine ulaşmıştı. Aile bağları zayıflamış, tüketim çılgınlığından nasibini almışlardı. Roseto sakinleri artık hiçte sakin sayılmazlardı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Araştırmacılar bilimsel olarak olayı şöyle yorumlamışlardır: &#8220;Kültüre bağlı destekleyici özelliklerin değişmesi.&#8221;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Stres nedir?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Stres, insanın iç dengesini ve uyumunu bozan zorlama olarak tanımlanır. Fakat kedisi öldüğü için depresyona girecek derecede incinebilen bir kişi, kimsenin dayanamayacağı bir acıya dayanabilmektedir. Bu nedenle stres, kişiden kişiye değişebilen bir kavram olarak kabul edilmelidir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Günümüzde midesi yanan, başı ağrıyan, çarpıntısı olan, göğsü sıkışan, endişe ve tedirginlik içindeki insanlar, rahatsızlıları ile stres arasındaki ilişkinin genellikle farkındadırlar.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Stresin kaynağı:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Bireyin herhangi bir uyarana verdiği anlam o uyaranın stresör olup olmadığını kararlaştıracaktır. Bir kişi düşününüz hayatı çok seviyor ve ölümden çok korkuyor. Bir gün kalbinde bir çarpıntı olur ve vücudunun bir tarafı uyuşur. Kalp krizi ihtimali veya felç geçirme korkusu içinde yaşamaya başlar. En büyük sermayesi olan hayatı tehdit altındadır. Doktor doktor dolaşarak ikna olmaya çalışmaktadır. Fakat pozitif bilim, ölüm konusunda çaresizdir. Yapılabilecek iki şey var:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">İçki ve eğlenceyi yoğunlaştırarak devekuşu rolüyle gerçeklerden kaçmak.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Gerçek inancın verdiği teslim ve tevekkülle kadere sığınmak. İnançtaki lezzet o kişi için manevi bir ilaç için gibi tedavi edici olacaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Strese vücudun cevabı:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Geçici kısa süreli stresle, uzun süreli tekrarlayan stresin bedendeki stresleri farklı olmaktadır.Bu durum beyin tarafından alınır ve tehlike olarak değerlendirilirse stres reaksiyonu başlar.Beyinde Kortizol ve Betaendorfin hormonları, böbreküstü bezinden Adrenalin maddesi salgılanır.Bu salgılar kısa ve geçici durumlarda dokuları koruyucu, uzun salgılamalarda ise hastalık yapıcıdırlar (hipertansiyon, ülser)&#8230;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Son yapılan araştırmalar tolere edilemeyen stresin vücut savunma sistemini zayıflattığı, savunma sisteminin zayıflaması ise gizli ve bastırılmış önemli hastalıkların ortaya çıkmasına sebebiyet verdiği görüşünü doğrular niteliktedir. İran Şahı&#8217;nın, İsmet İnönü&#8217;nün, Nixon ve Faruk Gürler&#8217;in siyasi kayıplarından kısa süre sonra ağır hastalılara yakalanmalarında, yaşadıkları yoğun stresin büyük rolleri olmuştur.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Stresi tanımak onu kontrol edebilmenin ilk adımıdır. Aşağıdaki belirtilerin bir kısmını kendisinde gören onunla baş edebilmek için çalışmaya başlamalıdır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Saldırgan veya kayıtsızlık</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Sıkıntı, gerilim hali, sinirlilik</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Neşesizlik, durgunlaşma</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Dinlenmekle geçmeyen yorgunluk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Unutkanlık, korkulu rüyalar</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Karamsarlık, yalnızlık hissi</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Yersiz suçluluk duyguları</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Organik bir açıklaması olmayan: ağız kuruluğu, üşüme, titreme, vücutta uyuşma, karıncalanma hissi, sebepsiz çarpıntı, soğukluk veya sıcaklık hisleri, baş ağrısı, baş dönmesi, idrar sıklaşması, mide bulantısı, kusma, ishal, uyku ve iştah bozuklukları, konuşma güçlükleri, uykuda diş gıcırdatma, gürültü ve sese karşı aşırı hassasiyet.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">&#8220;Bu belirtilen 3 günden fazla sürerse bir doktora gidilmelidir.&#8221;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Diğer insanlara yardım edebilmek için onlardaki stres belirtilerini bilmemizde  de fayda vardır:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Gittikçe artan içki, sigara, hap kullanımı, kolay heyecana kapılma, ani patlamalar, öfke hali, yetersiz yeme içme, çocuksu tepkiler, huzursuzluk, gereksiz riske girme, eleştiriye aşırı hassasiyet.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Değişen yüce değerler</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">İlk gençlik çağlarının başında bir genç düşünün. Kimlik duygusu gelişmek üzere ve idealleri  ile özdeşim kurmaya başlayacak. Yaşadığı toplumun önüne sunduğu yaşantı biçimine göre, zengin olmalı, meşhur olmalı, dünyaya bir defa geldiği için hayatın tadını çıkarmalı, bir evi, arabası ve kız arkadaş(lar)ı olmalı, kimse de hayatına karışmamalı&#8230;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Ego idealinde, hedef değer olarak bu öneriyi benimseyen gencin hayatını şu davranış ve düşünce kalıpları şekillendirecektir:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">&#8220;Amacıma ulaşmam için en önemli aracım paradır.&#8221;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">&#8220;Toplumda beğenilen, kabul gören kişiler para gücü olanlardır.&#8221;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">&#8220;Parasız rahat yaşamak mümkün değildir.&#8221;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">&#8220;Parası olan nasıl kazanırsa kazansın saygın duruma gelmektedir.&#8221;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Bunlar gibi kabul gören ve günümüzde ön plana çıkan değerlerin hem bireysel hem toplumsal sonuçları olacaktır. İnsanlar farkında olmadan kendilerini bir yarış içinde bulacaklardır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Bireyler daha bencil, çıkarcı ve tüketim çılgını haline gelmektedir. İnsanlar zengin olabilmekte ama mutlu olamamaktadır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Batı tarzı yaşantı biçiminde yitirilen yüce değerler; </span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">&#8220;Emek, çalışmak, dürüst olmak, insanlara faydalı olmak, iyilikte yarışmak, yardım sever olmak, kavgacılığı değil acıma duygusunu ön plana çıkarmak, tüketim çılgınlığı değil yetinme duygusu, ahlaklı, vicdanlı, insaflı olmak&#8230;&#8221; </span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Bugün batı toplumlarında istatistik neticelere göre stres ve depresyon anlamlı biçimde artmaktadır. Burada yüce değerlerin geri plana itilmesinin rolü yok mudur? </span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">İnsanlardaki dizginlenemeyen hırs ve beklenti düzeyinin yükselmesi kişinin gücünü aşarsa, insan ne kadar varlıklı olursa olsun fakir konumuna düşer ve böylece önlenemez bir şekil de stres başlar. Yetinme duygusu ne büyük şans ve zenginliktir. Aza sahip olan değil, çoğu isteyen fakirdir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">İnancın rolü </span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Yirmi birinci yüzyıla giren dünyamızda. ozon tabakasının delinmesinden daha fazla, tahammül edilebilirliğin çok üstündeki stres atmosferleri gündemden düşmemektedir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">Batı bilim adamları insanları hem zengin, hem mutlu yapabilmek için büyük araştırma projeleri yürütmektedirler.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">ABD Morrishtown Stres Tanı ve Tedavi Merkezi Müdürü Dr. William Rosenblatt, yapılan uzun araştırmaların sonuçlarını şöyle özetlemektedir: Evli insanlar bekarlardan, dengeli beslenenler beslenme bozukluğu olanlardan, içki ve sigara kullanmayanlar tiryaki ve alkoliklerden, spor yapanlar hantal insanlardan daha az strese maruz kalmaktadırlar.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">İnanan insanın en önemli sığınağı duadır. Duanın üç önemli psikolojik faydası vardır:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">1. Problemlerini kelimelerle ifade etmeye imkan verir. Problemin karışıklık ve belirsizlikten kurtulmasına yardım eder.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">2. Dua kişiye yükünün paylaşıldığı, yalnız olmadığı duygusunu verir. En</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">çaresiz  ve ümitsiz durumlarda her şeyi duyan, hey şeyi bilen ve gücü yeten bir kudrete inanmak, sığınmak ve güvenmek o kişiye sakinlik ve huzur verir. Güven duygusunun gelişmesine ve korkularını yenmesine yardımcı olur.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">3. Çaresiz kişi pasiftir. Bir şey yapamamaktadır. Böylece &#8220;yapmak&#8221; konusunda bir adım atmış olur</span></p>
<p class="MsoNormal" style="6px;"><span style="Verdana;">                                                                                                 <em><strong>   Prof.Dr. Nevzat Tarhan</strong></em></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/stres-ve-manevi-yasam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tasavvufda 4 Kapı Vardır</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/tasavvufda-4-kapi-vardir/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/tasavvufda-4-kapi-vardir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2008 12:58:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Hakikat]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[Kapı]]></category>
		<category><![CDATA[Marifet]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[Tarikat]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=482</guid>
		<description><![CDATA[1- Şeriat Kapısı 2- Tarikat Kapısı 3- Marifet Kapısı 4- Hakikat Kapısı Öğreti olarak bu kapılar birer birer geçilerek Hakikate ulaşılır. Öğrencilerinden biri Mevlana&#8217;ya sormuş; &#8220;Efendim, bu 4 kapı meselesini ben pek anlayamıyorum. Bana anlayabileceğim bir lisanla anlatır mısınız?&#8221; &#8220;Şimdi bak, karşı medresede dersini çalışan dört kişi var ve hepsi rahlelerine eğilmiş. Sen git bunların]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/ola2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-270" title="Mevlana" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/ola-150x150.jpg" alt="ola 150x150 Tasavvufda 4 Kapı Vardır" width="150" height="150" /></a>1- Şeriat Kapısı<br />
2- Tarikat Kapısı<br />
3- Marifet Kapısı<br />
4- Hakikat Kapısı<br />
Öğreti olarak bu kapılar birer birer geçilerek Hakikate ulaşılır.<br />
Öğrencilerinden biri Mevlana&#8217;ya sormuş;<br />
&#8220;Efendim, bu 4 kapı meselesini ben pek anlayamıyorum.<br />
Bana anlayabileceğim bir lisanla anlatır mısınız?&#8221;<span id="more-482"></span><br />
&#8220;Şimdi bak, karşı medresede dersini çalışan dört kişi var ve hepsi rahlelerine eğilmiş.<br />
Sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at, sonra gel sana anlatayım.<br />
Öğrenci gitmiş, birincinin ensesine bir tokat akşetmiş.<br />
Tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasını dönmüş ve daha kuvvetli bir tokatla Mevlana&#8217;nın öğrencisini yere yıkmış. Öğrenci dayağı yemiş, geri dönecek ama<br />
hocasına itaat var.<br />
Yaradana güvenip ikinciye de bir tokat akşetmiş. O da derhal ayağa kalkıp elini kaldırmış.<br />
Tam tokadı vuracakken vazgeçip yerine oturmuş.<br />
Öğrenci devam etmiş, üçüncüye de bir tokat atmış.<br />
Üçüncü şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalışmasına devam etmiş.<br />
Dördüncü, tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan çalışmasına devam etmiş.</p>
<p>Öğrenci Mevlana&#8217;ya dönmüş, olanları anlatmış.<br />
Mevlana; &#8220;İşte sana istediğin örnekler&#8230;.<br />
- Birinci, şeriat kapısını geçememiş biri idi.<br />
Şeriatta kısasa kısas olduğu için, tokadı yiyince kalktı, aynısını sana iade etti.<br />
- İkinci, tarikat kapısındadır. Tokadı yiyince o da kalktı, tam tokadı iade edecekti ki, tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi.<br />
&#8220;Sana kötülük yapana bile iyilik yap&#8221;.<br />
Onun için döndü, oturdu.<br />
- Üçüncü, marifet kapısına kadar gelmiştir.<br />
İyinin ve kötünün tek Yaradandan geldiğini bilir, inanır.<br />
Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye merakından şöyle bir dönüp baktı.<br />
- Dördüncü, hakikat kapısını da geçmiştir.<br />
İyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bilir. Onun için dönüp bakmadı bile&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/tasavvufda-4-kapi-vardir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rabbim Görün Bana Bakayım Sana</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/rabbim-gorun-bana-bakayim-sana/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/rabbim-gorun-bana-bakayim-sana/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Jul 2008 13:46:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Dua Ufku]]></category>
		<category><![CDATA[edep]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[hakk]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Melek]]></category>
		<category><![CDATA[Mümin]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Zikir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=363</guid>
		<description><![CDATA[A&#8217;raf Sûresi&#8217;nin 143. ayeti, Hz. Musa&#8217;nın (aleyhisselam), farklı bir buudda buluşma yerine gelip Rabb&#8217;inin kelamına muhatap olduktan sonra, Cenab-ı Hakk&#8217;tan taleb-i rüyetini (Cenab-ı Hakk&#8217;ı görmek istemesini) anlatmaktadır. Evet o, bu ayette Rabb-i Kerim&#8217;ine, &#8220;Rabbim, görün bana, bakayım Sana!&#8221; yani Rabb&#8217;im tecelli buyur, nurdan hicabını kaldır, vuslatına vâsıl olup göreyim Seni! demiştir. Kelamcılar arasında bu meselenin]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/ay2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-366" title="ay" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/ay2.jpg" alt="ay2 Rabbim Görün Bana Bakayım Sana" width="150" height="112" /></a>A&#8217;raf Sûresi&#8217;nin 143. ayeti, Hz. Musa&#8217;nın (aleyhisselam), farklı bir buudda buluşma yerine gelip Rabb&#8217;inin kelamına muhatap olduktan sonra, Cenab-ı Hakk&#8217;tan taleb-i rüyetini (Cenab-ı Hakk&#8217;ı görmek istemesini) anlatmaktadır.<span id="more-363"></span></p>
<p>Evet o, bu ayette Rabb-i Kerim&#8217;ine, &#8220;Rabbim, görün bana, bakayım Sana!&#8221; yani Rabb&#8217;im tecelli buyur, nurdan hicabını kaldır, vuslatına vâsıl olup göreyim Seni! demiştir. Kelamcılar arasında bu meselenin değişik yönleriyle bir hayli ve oldukça uzun boylu münakaşası yapılır. Meselenin bir yönünü, &#8220;Cenab-ı Hakk&#8217;ın görülüp görülmeyeceği&#8221;, diğer yönünü de, &#8220;Cenab-ı Hakk&#8217;ın görülmesi mümkünse, dünyada herkes bunu görebilir mi?&#8221; hususu teşkil eder. Şayet O&#8217;nun görülmesi dünyada mümkün değilse, Hz. Musa&#8217;nın isteği ne manaya gelir?<br />
Önce kısaca bir fikir vermek için dolaylı yoldan soruyla alakalı bazı hususları arz etmek istiyorum. Ehl-i Sünnet, Cenab-ı Hakk&#8217;ın rü&#8217;yetinin mümkün olduğunda icma halindedirler. Allah (celle celâluhu) görülür ama bu, bizim sair eşyayı görmemiz gibi değildir. Biz, gördüğümüz şeyleri güneşin ziyası altında, göz yardımıyla görürüz. Bunun için de gözün tümsekliği, yaratılış keyfiyeti, göz-ışık münasebeti gibi şartlar lazımdır. Allah mesafeden, ziya ile görünmekten münezzeh olduğu gibi, görünmek, bilinmek için ışığa ihtiyaç duymadan da münezzehtir. Allah, gözlerimizi bu dünyada Zât&#8217;ını görebilecek mahiyette yaratmamıştır. Allah görülür, ama nasıl? Kalble mi? Basarla mı? Basiretle mi? Ya da O, başka bir göz lütfeder de onunla mı görülür? Bunları bilemeyiz; bilemez ve keyfiyet mevzuunda hiçbir şey söyleyemeyiz.</p>
<p>Akaid kitaplarında &#8220;Cennette müminler, keyfiyetsiz, kemmiyetsiz, riyazî ve hendesi ölçüler içine girmeyecek şekilde Rabb-i Kerimlerini görürler.&#8221; deniliyor. Esasen O&#8217;nu görme mevzuu darb-ı meselle dahi anlatılamaz. Çünkü görülmek istenen Zât-ı Bâri&#8217;dir; şuunatı, tecellisi ve esmâsının cilveleri değil. Burada verâların verâsında, hicabı Nur olan Cenab-ı Hakk&#8217;ın Zât&#8217;ının görülmesi söz konusudur. Sahih, hatta mütevatir derecesine varan hadis-i şeriflerinde Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), ahirette Cenab-ı Hakk&#8217;ın görüleceği hususunu teyit etmektedir: Cerir b. Abdullah&#8217;ın (radıyallahu anh) anlattığına göre, &#8220;Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir dolunay gecesi aya baktı ve: &#8220;Siz şu ayı gördüğünüz gibi Rabbinizi de böyle perdesiz göreceksiniz ve O&#8217;nu görmede bir sıkışıklık da yaşamayacaksınız (herkes rahatça görecek)&#8230;&#8221; buyurdular. (Buhari, Tevhid, 24; Müslim, Mesâcid, 211)</p>
<p>Allah&#8217;ı görmek O&#8217;nu bilmek ile orantılıdır<br />
Ehl-i sünnet âlimleri, dünyada muktedir olamasalar da insanların ahirette Allah&#8217;ı görebileceğini söylerler. Onlara göre, &#8220;Gözler O&#8217;nu idrak edemez, fakat O, bütün gözerli idrak eder&#8221; mealindeki En&#8217;am Sûresi 103. ayetinin nefyettiği şey ihata meselesidir. Evet, Allah ihata edilmez. İhata, bir meseleyi olduğu gibi kavramadır. Kavrama ise, meseleyi kemmi ve keyfi ölçüler içine sokar. Sınırlı bir insanın ihata edebildiği şeyin de sınırlı olması icap eder. Bir insanın, Hâlık-ı kâinat gibi nâmütenahî (sınırsız) olması lazım ki O nâmütenâhiyi idrak edebilsin. Hâlbuki bu, katiyen mümkün değildir. Daha doğrusu Allah, imkân âlemi içinde böyle sınırsız bir varlık yaratmamıştır.</p>
<p>Öyleyse insan Allah&#8217;ı görür ama ihata ve idrak edip kavrayamaz. Zannediyorum bunu böyle anlamak en uygunudur ve ehl-i sünnet de böyle anlamıştır. Evet, cennette müminler, her hafta, Cenab-ı Hakk&#8217;ın cemâl-i bâkemâlini kendi mirât-ı ruhlarına göre müşahede edecekler. Herkes O&#8217;na karşı ne çapta bir ayna tevcih etmişse, O da o kadar tecelli ile onu şereflendirecektir. Yani herkes O&#8217;nu kendi mirât-ı ruhuna göre görecektir. Bunun manası, Allah cennette görülecek demek değil; görenler cennette bulunacak ve görecekler demektir.<br />
Mü&#8217;minler cennette Cenâb-ı Hakk&#8217;ı müşahede edeceklerdir. Elbette bu görme, Cenâb-ı Hakk&#8217;a bir mekan izafesi manâsına gelmez. Çünkü, mü&#8217;minler, cennette Cenâb-ı Hakk&#8217;ı göreceklerdir demek, Cenâb-ı Hakk, mekân itibariyle cennette olacak demek değildir. O, zaman ve mekân kayıtlarından mukaddestir, yücedir.</p>
<p>İşte bu görme, her mü&#8217;min için marifeti nispetinde olacaktır. Kim Cenâb-ı Hakk&#8217;ı ne kadar biliyorsa, marifet-i İlâhî&#8217;de ne kadar derinleşmişse, gözünden açılan perde de o nispette olacaktır. Onun içindir ki, bir nebi, bir veli ve sıradan diğer bir insanın orada müşahedeleri farklı farklı olacaktır. Bu sebeple Allah bilgisi çok önemlidir. Bu bilginin mutlaka marifet eksenli temrinlerle, ibadetlerle takviye edilmesi gerekir. 0 Mesihî rûhun bir başka yanı da, onda kozalite&#8217;nin, yani sebep-netice münasebetinin aşılmış olmasıdır. Tefekkür, marifete ayrı derinlik kazandırır ibadet onu insanın tabiatı hâline getirir. Kim dünyada ne kadar derinleşmişse cennetten de, Cemalullah&#8217;ı müşahededen de o derece zevk ve lezzet duyar.</p>
<p>F. Gülen , Zaman</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/rabbim-gorun-bana-bakayim-sana/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ağaçların Duası</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/agaclarin-duasi/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/agaclarin-duasi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Jul 2008 13:21:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Dua Ufku]]></category>
		<category><![CDATA[edep]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[hakk]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Melek]]></category>
		<category><![CDATA[Mümin]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Zikir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=361</guid>
		<description><![CDATA[Ağaçlar konuşur mu? sorusuna ne cevap verirdiniz? Sizi bilemeyiz ama Amerikan Tarım Bakanlığı yaptığı araştırmalara dayanarak ağaçların da konuştuğunu ileri sürüyor. Ve bu konuşma, her hayat sahibinin sonu gelmeyen ihtiyaçları karşısında sonsuz bir kudrete yönelmesi ve ona kendi lisanıyla yalvarmasından farksız görünüyor&#8230; Tarım bakanlığı yetkilileri, çınar, meşe, ladin, çam, ve kayın ağaçları üzerinde yaptıkları incelemelerde,]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/hirkasozveayna2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-368" title="hirkasozveayna" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/hirkasozveayna2.jpg" alt="hirkasozveayna2 Ağaçların Duası" width="150" height="150" /></a>Ağaçlar konuşur mu? sorusuna ne cevap verirdiniz?<br />
Sizi bilemeyiz ama Amerikan Tarım Bakanlığı yaptığı araştırmalara dayanarak ağaçların da konuştuğunu ileri sürüyor. Ve bu konuşma, her hayat sahibinin sonu gelmeyen ihtiyaçları karşısında sonsuz bir kudrete yönelmesi ve ona kendi lisanıyla yalvarmasından farksız görünüyor&#8230;<span id="more-361"></span></p>
<p>Tarım bakanlığı yetkilileri, çınar, meşe, ladin, çam, ve kayın ağaçları üzerinde yaptıkları incelemelerde, bu seslerin 50 ile 500 kilohertz frekanslar arasında değiştiğini ve  özellikle yaz mevsiminin kavurucu sıcaklarında bunların bir yalvarışa dönüştüğünü ifade ediyor.</p>
<p>Acaba ağaçlardan çıkan bu sesler, onların çaresizlik diliyle ettikleri bir tür dua mıdır?</p>
<p>Ve bu sesleniş, bütün mahlukatın yardımına aynı anda koşan, onları gören, duyan ve en gizli ihtiyaçlarını yerine getiren sonsuz bir kudrete yöneliş midir?</p>
<p>Bu konuda da KURAN&#8217;A kulak verelim:</p>
<p>&#8220;GÖKLERDE VE YERDE OLANLARIN HAMD VE SENASI O&#8217;NA MAHSUSTUR&#8230;<br />
(RUM SURESİ-AYET: 18)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/agaclarin-duasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dile Gül Koymak</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/dile-gul-koymak/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/dile-gul-koymak/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Jul 2008 13:07:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[edep]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[İletişim]]></category>
		<category><![CDATA[ilim]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[irfan]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=358</guid>
		<description><![CDATA[Konuşmasından anlaşılır insan -Güzel konuşmasından Kalpten kalbe yol vardır derler.Bunu biraz daha değiştirerek söylersek: Dilden kalbe yol vardır Gönlü yumuşak insanların konuşmaları da yumuşak ve ılımlıdır. Onlar asla kalp kırmaz. Çünkü bir mihenk vardır gönülde; sözünü önce ölçer biçer sonra muhatabına sunar. Katı kalpli insanlar ise, bu mihengi yitirmiştir. Gönül kayalıklarında paramparça olmuştur mihenkleri. Olur]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/gul2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-371" title="gul" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/gul-150x150.jpg" alt="gul 150x150 Dile Gül Koymak" width="150" height="150" /></a>Konuşmasından anlaşılır insan -Güzel konuşmasından<br />
Kalpten kalbe yol vardır derler.Bunu biraz daha değiştirerek söylersek:<br />
Dilden kalbe yol vardır<br />
Gönlü yumuşak insanların konuşmaları da yumuşak ve ılımlıdır. Onlar asla kalp kırmaz. Çünkü bir mihenk vardır gönülde; sözünü önce ölçer biçer sonra muhatabına sunar.<span id="more-358"></span><br />
Katı kalpli insanlar ise, bu mihengi yitirmiştir. Gönül kayalıklarında paramparça olmuştur mihenkleri. Olur olmaz yerde kelâm eder, ya baş kırar, ya da göz çıkarır.<br />
Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır denmiş, derler. Ne kadar doğru. En öfkeli olduğumuz anlarda bile yüreğimizdeki karanlığı gündüz aydınlığına çevirir güzel bir söz.</p>
<p>Söz ola kese savaşı, Söz ola kestire başı</p>
<p>Söz ola ahulu aşı, Yağ ile bal ede bir söz.</p>
<p>diyor Yunus.<br />
Elbette öyledir. En karamsar anları bile cennet iklimine çevirir, alımlı ve iç açıcı bir söz. Bu sebepten, güzel ve nazik konuşan insanların pek düşmanları olmaz çevrelerinde. Bazen bilmeden açtıkları yaralar olur elbet gönüllerde.Lâkin o yarayı dudaklarından akan bal gibi kelimelerle bir anda iyileştirirler. Asla başka bir zamana bırakmazlar açtıkları yaraları, oluşturdukları çizikleri. Acı konuşan insan böyle mi? Dil yayından karşıdakine fırlattıkları kırıcı söz oku, paramparça eder muhatabın yüreğini. Onlar dönüp bakmazlar bile. Kırdıkları kalbin çırpınışları ve yanaklardan sızan damlaları görmezlikten gelip, dönüp giderler..<br />
Bak bu hususta Hz. Ömer ne diyor:Ey Kâbe seni bin sefer yıksam yine yapabilirim. Ama kırık bir kalbi asla! İşte bu derece zor durumda olan bir kırık kalp eğer onarılırsa sen artık Halkın sevgili kullarından olduğuna inanabilirsin. Çünkü bir hadis-i şerifte şöyle diyor, Nebiler Nebisi: Gerçek mümin, elinden ve dilinden başkalarının zarar görmediği kişidir. .</p>
<p>İşte dost! Tatlı dil ve acı dil arasındaki fark, cennet ile cehennem arasındaki fark gibidir.<br />
Sen diline ister gül koy, istersen bal ve gönüllere cennet asa bir iklim ör. İstersen kor koy, başkalarını alev alev yak. Tercih senin&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/dile-gul-koymak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ruh ve Beyin</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/ruh-ve-beyin/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/ruh-ve-beyin/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Jul 2008 18:16:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimoğlu İsmail]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=333</guid>
		<description><![CDATA[Ruhun bedenden ayrılması son noktadır. Ruh bedenden ayrılınca organların bütünü yerindedir. Yani organlarda bir noksanlık ve değişim yok. Fakat göz görmez, ağız konuşmaz. Kulak işitmez. Niçin? Çünkü ruh bedenden ayrılmıştır. Anlıyoruz ki, ruh aynı manada candır, hayattır. Ruh ayrıldı, nereye gitti? Canlı organizma yaratmak Allah&#8217;a ait olduğuna göre. Hayat Allah&#8217;ın sıfatıdır. Hayatı veren O&#8217;dur. Hayat]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="justify;"><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/karanliktaki_adam2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-342" title="karanliktaki_adam" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/karanliktaki_adam-150x150.jpg" alt="karanliktaki adam 150x150 Ruh ve Beyin" width="150" height="150" /></a><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Ruhun bedenden ayrılması son noktadır. Ruh bedenden ayrılınca organların bütünü yerindedir.</span><span style="small;"> Yani organlarda bir noksanlık ve değişim yok. Fakat göz görmez, ağız konuşmaz. Kulak işitmez. Niçin? Çünkü ruh bedenden ayrılmıştır.<br />
Anlıyoruz ki, ruh aynı manada candır, hayattır. Ruh ayrıldı, nereye gitti? Canlı organizma yaratmak Allah&#8217;a ait olduğuna göre. Hayat Allah&#8217;ın sıfatıdır.<br />
Hayatı veren O&#8217;dur. </span></span><span id="more-333"></span></p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Hayat cansız cisimlerle &#8220;enerji&#8221; halinde gözükürken, bitkilerde basit bir hayat, hayvanlarda daha gelişmiş hayat, kainatta yıldızlar, gezegenler, bir büyük hayat&#8230;<br />
İnsanlarda kemale ermiş bir hayat vardır. Melekler ruhani varlıklardır. Yani ruhumuz gibi bir şey. </span></span>
</p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Bu gibi konular, insanın kültürüne ve anlayışına göre şekillenir. Anlatmak zordur; fakat anlaşılır. İnsanı diğerinden ayıran kalp ile beyindir. Kalp ile dini duygular anlaşılırken, beyin ilmin ve teknolojinin inkişaf merkezidir. Bu yolda yürüyen insanın beyni yokuş çıkan yüklü bir kamyon gibi zorlanır. Beyin yorgunluğu organların bütününü yorar. Kainat kitabını okuyanlar, onun bir cüzü olan insanı da okur. </span></span></p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Bugün bilimlerin sınırları belli olmadığından kimyayı anatomide bulmak mümkün. Fizik metafiziğe doğru gittikçe sınırları öyle genişliyor ki astronomiyle arkeolojiyi, arkeolojiyle de botaniği el ele görebilirsiniz. Çünkü ilim, Allah&#8217;ın sıfatıdır ve bir bütündür. Dinli, dinsiz kısımlara ayrılamayacağı gibi, bilimlerin arasına beton duvarlar da koyamazsınız. Bu sebeple ilmi olanlar Allah&#8217;ın sıfatlarını daha kolay anlar. Bu anlayış zorlanmayı da beraberinde getirir. İnsanın ilmi sınırlıdır. Sınırlı ilimle sonsuzu anlamak, matematikçilere nasip olmasa da iman imdada yetişir. Fizyolojiyle psikoloji ayrı düşünülemez. İnsan kainat kitabında bir noktadır. O noktada kitap yeniden yazılmıştır. </span></span></p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">İnsan okuyarak, dinleyerek, düşünerek ilmini artırır. Sır, düşünmektedir. Düşünen insan beynin et parçasından başka bir şey olduğunu anlar. Allah etten göz yaratmış, görüyor. Etten kulak yaratmış işitiyor, etten beyin yaratmış problem çözüyor. Etin bu halleri ruhun gücünü, ruhun gücü de külli iradeyi anlatıyor. </span></span></p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Evet, harflerden kelimeler, kelimelerden kitaplar yazılıyor. Amma bunların mânâ yükü nerede? </span></span></p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Tuz ruhu ile insan ruhu arasındaki farkı göremeyenlere ne diyelim? </span></span></p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Psikoloji ruhun yaptıklarını anlatırken, psikoloji öğretmenlerinden ruhun varlığına inanmayanları da gördüm. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Coğrafyada, fizikte keşifler ve icatlar yapanlar, henüz insanı keşfedemedi.</span></span></p>
<div><em>Hekimoğlu İsmail</em></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/ruh-ve-beyin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Efendimiz’in (SAV) Kullandiği 40 öğretme metodu</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/efendimizin-sav-kullandigi-40-ogretme-metodu/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/efendimizin-sav-kullandigi-40-ogretme-metodu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Jul 2008 11:26:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Dergâh]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Dua Ufku]]></category>
		<category><![CDATA[edep]]></category>
		<category><![CDATA[fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[İletişim]]></category>
		<category><![CDATA[ilim]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[irfan]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=330</guid>
		<description><![CDATA[Efendimiz (sas) hayatinin her karesinde anlatacagi bir hususu en uygun ve en güzel bir üslupla anlatmis ve ögretmede de ayni metodu kullanmistir. Efendimiz (sas) hayatinin her karesinde anlatacagi bir hususu en uygun ve en güzel bir üslupla anlatmis ve ögretmede de ayni metodu kullanmistir. Bütün insanliga rehber olan Efendimiz (sas)’in hayatina bakildiginda O’nun ögretim adina]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="title1">
<div class="largertext"><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/04/testi2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-37" title="kırık testi" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/04/testi2.jpg" alt="testi2 Efendimiz’in (SAV) Kullandiği 40 öğretme metodu" width="91" height="150" /></a>Efendimiz (sas) hayatinin her karesinde anlatacagi bir hususu en uygun ve en güzel bir üslupla anlatmis ve ögretmede de ayni metodu kullanmistir.<span id="more-330"></span></div>
<div id="contentText">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: small;"> Efendimiz (sas) hayatinin her karesinde anlatacagi bir hususu en uygun ve en güzel bir üslupla anlatmis ve ögretmede de ayni metodu kullanmistir. Bütün insanliga rehber olan Efendimiz (sas)’in hayatina bakildiginda O’nun ögretim adina kullandigi bazi metotlari ögrenmek, bütün insanlar için iyi bir örnek olusturacaktir. Burada Efendimiz’in kullandigi her bir metoda, onun hangi söz veya davranisinin dayanak oldugunu anlatmak yerine sadece metodu söyleyip geçmek istiyoruz:</span></span></p>
<p>1.  Efendimiz, söyledigi hakikatleri bizzat yasayarak hayatiyla göstermistir.</p>
<p>2. Dinî yükümlülükleri tedrîcî (yavas yavas, basamak basamak) bir  sistemle ögretmistir.</p>
<p>3. Ögretmede orta yolda durmaya ve insanlari  biktirmaktan uzak durmaya riayet etmistir.</p>
<p>4. Ögrenenler arasindaki  kisisel farkliliklari göz önünde bulundurmustur.</p>
<p>5. Karsilikli konusma  ve soru-cevap seklini kullanmistir.</p>
<p>6. Yanlis düsünceyi söküp atmak ve gerçek dogru bilgiyi net bir sekilde muhatabin kafasina yerlestirmek için aklî ölçüleri kullanmistir.</p>
<p>7. Muhataplarina soru yöneltmis, böylece  onlarin zeka ve bilgi seviyelerini ölçmüstür.</p>
<p>8. Mukayese ve  örneklendirme metodunu kullanmistir.</p>
<p>9. Benzetme ve halk arasinda yaygin  olarak kullanilan örnekleri kullanmistir.</p>
<p>10. Anlattigi hususu,  elinde herhangi bir sey ile yere ve topraga çizerek bizzat göstermistir.</p>
<p>11. Sözle beraber jest ve mimiklerini kullanmis ve el ile isaretlerde  bulunmustur.</p>
<p>12. Önemine binaen, halin mümkün kildigi bir nesneyi bizzat eline almis, eliyle kaldirmis ve arkasindan söyleyecegi hususu söylemistir.</p>
<p>13. Muhataplarindan bir soru gelmeden söze önce kendileri baslamistir.</p>
<p>14. Muhatabinin sorusuna eksik ve fazla olmadan cevap vermistir.</p>
<p>15. Muhatabinin sorusuna, onun ihtiyacina binaen sordugundan daha  fazlasiyla cevap vermistir.</p>
<p>16. Muhatabini, güzel bir hikmete binaen,  sordugu sorudan daha önemli bir hususa yönlendirdigi de olmustur.</p>
<p>17.  Soru soranin sordugu soruyu tekrarlamasini istemistir.</p>
<p>18. Muhatabin  aldigi cevabi tekrar etmesini istemistir. Böylece cevap unutulmayacaktir.</p>
<p>19. Bildigi bir husustan dolayi kisiyi imtihan etmistir ki bununla dogru cevap verecegi için kisiyi sena etmek, övmek istemistir.</p>
<p>20. Önünde  olan bir olaya karsi susma yolunu tercih etmistir.</p>
<p>21. Ögretme esnasinda  meydana gelebilecek imkan ve firsatlari degerlendirmistir.</p>
<p>22. Latife ve  saka yoluyla ögretmeyi tercih etmistir.</p>
<p>23. Ögrettigi hususu yeminle  tekit etmis perçinlemistir.</p>
<p>24. Ögretilen hususun önemine binaen sözü üç  kere tekrar etmistir.</p>
<p>25. Konunun önemini oturusunu ve durusunu  degistirerek ve sözü tekrar ederek göstermistir.</p>
<p>26. Cevabi geciktirerek  muhatabin sorusunu tekrar etmesini saglayarak onu uyarmistir.</p>
<p>27.  Muhatabi intibaha sevk etmek için, onu omuzundan veya elinden tutmustur.</p>
<p>28. Muhatabi tesvik için veya onu sikintiya sokacak bir durumdan dolayi,  bazi hususlarin gizli kalmasini yeglemistir.</p>
<p>29. Söyleyecegi hususun hafizalarda daha iyi yer etmesi veya ezberlenmesi için, sözü kisa ve öz bir sekilde ifade etmis, daha sonra ise ayrintilarina geçmistir.</p>
<p>30. Cevabin birkaç madde ile verilecegi durumlarda önce cevabin kaç maddeden olustugunu bildirmek için sayiyi söylemis daha sonra saymistir.</p>
<p>31. Va’z  etme, nasihat etme ve ögüt verme metodunu kullanmistir.</p>
<p>32. Insanlarin sevklerini kamçilama veya neticesi elem verici hususlardan siddetle uzaklastirma (Tergib ve terhib) metodunu kullanmistir.</p>
<p>33. Kissa ve geçmis ümmetlere  ve insanlara dair haberlerle ögretme metodunu uygulamistir.</p>
<p>34. Sorunun cevabinin muhatabi utandirma ihtimali olan hususlarda önce nazik bir hazirlik süreci hazirlamis ve soruyu öyle cevaplandirmistir.</p>
<p>35. Sorunun cevabinin muhatabi utandirma ihtimali olan hususlarda üstü kapali olarak kinaye yoluyla ve isaret ederek yetinmistir.</p>
<p>36. Kadinlara ögretmeyi ve  nasihat etmeyi de asla ihmal etmemistir.</p>
<p>37. Halin gerektirdigi durumlarda ögretme hususunda azarlayip paylamayi (ta’nif) ve kizmayi (gadab) da ihmal etmemistir. Ne var ki onun paylamasi ve kizmasi da merhamet yörüngesinde ve ümmetinin selameti için olmustur.</p>
<p>38. Talim ve tebligde, kitabeti  (yazma metodunu) da kullanmistir.</p>
<p>39. Yabanci dilleri (mesela Süryaniceyi) ögrenmesi için bazi sahabileri görevlendirmistir ki bu husus da günümüzde dünyanin dört bir tarafinda Islam’in güzelliklerini ögrenmek isteyenlere karsi yapilacak vazifenin çok önemli bir basamagini teskil etmektedir.</p>
<p>40. Bizzat kendi mübarek zatiyla talimde bulunmustur.</p>
<p>Evet, Efendimiz (sas) evrensel bir egitim-ögretim sistemi getirmis ve bütün kalbleri, bütün ruhlari, bütün akillari, bütün nefisleri ideal ufka yükseltecek bir mesaj sunmustur. Sadece O’nun getirdigi sistemdir ki hem ruhu, hem akli hem de nefsi, yükselebilecek en son noktaya ulastirmistir.<br />
Sayi:  168<br />
Bölüm: Efendimiz (sas)<br />
Muhabir: YUSUF ÖMEROGLU</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/efendimizin-sav-kullandigi-40-ogretme-metodu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Genler ve Tesadüf</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/genler-ve-tesaduf/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/genler-ve-tesaduf/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Jul 2008 17:58:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[dr]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Yavuz]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=304</guid>
		<description><![CDATA[İNSAN yaklaşık 100 trilyon hücreden yaratılan muazzam bir varlık. Her hücremizde dört farklı nükleotidin (dAMP, dGMP, dCMP ve dTMP) farklı şekilde sıralanmasından meydana gelen ucuca sıralandığında yaklaşık 2 metre uzunluk oluşturan ve gözle görünmeyen, hücreye özenle yerleştirilmiş DNA (Deoksiribo Nükleik Asit) denilen moleküller var. Buna göre bir insandaki toplam DNA moleküllerinin uzunluğu 200 trilyon metre]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/123697.jpg"></a><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/gen2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-312" title="gen" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/gen-150x150.jpg" alt="gen 150x150 Genler ve Tesadüf" width="150" height="150" /></a></p>
<p>İNSAN yaklaşık 100 trilyon hücreden yaratılan muazzam bir varlık. Her hücremizde dört farklı nükleotidin (dAMP, dGMP, dCMP ve dTMP) farklı şekilde sıralanmasından meydana gelen ucuca sıralandığında yaklaşık 2 metre uzunluk oluşturan ve gözle görünmeyen, hücreye özenle yerleştirilmiş DNA (Deoksiribo Nükleik Asit) denilen moleküller var. Buna göre bir insandaki toplam DNA moleküllerinin uzunluğu 200 trilyon metre veya 200 milyar kilometredir. Dünyanın çevresinin 40 bin kilometre olduğunu düşünürsek, dünyanın çevresini 5 milyon defa dönecek kadar DNA moleküllerinin bir insanda mevcut olduğunu görürüz.<span id="more-304"></span></p>
<p>Her bir hücrede bulunan bu moleküller üzerinde, insanın birçok karakterlerini ve vücudumuzdaki bütün organların şifrelerini taşıyan 30 bin civarında gen var. Her bir gen, DNA üzerinde bir protein (daha doğru ifade ile bir polipeptid zinciri) şifreleyen DNA üzerindeki belirli bölgeleri teşkil eder. İnsan ilk yaratılırken annenin yumurtalık hücresi ile babanın sperm hücresi birleşerek zigot denilen hücre yaratılmakta ve 30 bin genlik şifre ve program bu anda oluşturulmaktadır. Daha sonra hücre bölündükçe bu şifre hücreden hücreye aktarılmakta ve her hücre aynı programa tamamen sahip olmaktadır.</p>
<p>İnsandaki 100 trilyon hücrenin her birinde aynı 30 bin gen yapısı olmasına rağmen hepsi her hücrede aktif değildir. Örnek olarak göz hücrelerinde sadece gözden sorumlu genler aktif iken, diğerleri baskı altındadır ve bunların şifrelenmelerine izin verilmemektedir. Böylece her organ veya dokuya has genler aktiftir. Yani insanın yaratılışı esnasında vücudunun her yerinde her türlü organ çıkma ihtimali varken sadece en uygun organ yaratılmaktadır. Yine insan vücudu yaratıldıktan sonra her organ için gerekli olan genler aktifleştirilmekte, diğerleri baskılanmakta ve yanlış bir organizasyona izin verilmemektedir. Örnek olarak diz kapaklarımızda göz çıkma ihtimali yanında, sırtımızda kollarımız da çıkabilir. Nitekim sineklerde larva safhasında iken mutasyon, yani DNA baz sırasında değişiklik yapılmış ve dünyaya gelen sineklerin ayaklarının başlarından çıktığı görülmüştür. Halbuki yaratılan her insanda baş aynı yerde, gözler, kulaklar ve diğer azalar en uygun bölgelerde yaratılmaktadır.</p>
<p>Benzer şekilde her hücrede ihtiyaca göre gerekli genler açılır. Örnek olarak bir E.coli bakteri hücresinde dışarıda gıda olarak kullanılacak olan süt şekeri (laktoz) varsa, bu şekeri hücre içine taşıyacak ve sindirecek enzimleri şifreleyecek genler o anda açılır. Aksi takdirde bu genler baskı altındadır. Yani her hücrede ihtiyaç duyulduğu kadar madde yapılır, fazla veya eksik yapılmaz. Bu insan hücresi için de geçerlidir. Buna göre her hücrede ekonomi prensipleri tam olarak uygulanmaktadır.</p>
<p>Bu olay insan için geçerli olduğu gibi, bugün ilmin tesbit ettiği 1.600.000 (bir milyon altıyüz bin) hayvan ve bitki türü için de geçerlidir. Her canlı türü genetik kontrol altında kendisi için en mükemmel bir organizasyonda yaratılmaktadır. Bu durum, kâinatta tesadüfün olmadığına ve her şeyin sonsuz bir ilimle idare edildiğine büyük bir delildir.</p>
<p>Dr. Ömer Yavuz</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/genler-ve-tesaduf/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sınırsız Şartlara Bağlı Mutluluklar</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/sinirsiz-sartlara-bagli-mutluluklar/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/sinirsiz-sartlara-bagli-mutluluklar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Jul 2008 17:53:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Dua]]></category>
		<category><![CDATA[Genç Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Ulusoy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=302</guid>
		<description><![CDATA[Mutsuzluk ve hayatından memnuniyetsizlik, insanın temel sorunu. Bu temel sorun ona dışarıdan dayatılmıyor. İnsanlar bu gezegen üzerindeki varlıklarını, gezegenle birlikte yaptıkları yolculuğun anlamsızlığını bir takım sınırsız şartlara bağlıyorlar. Kendi yaşamları için olmazsa olmaz kurallar koyuyorlar. Olmazsa olmaz şeklinde getirilen beklentiler, istekler, arzular, hedefler kişilerde düş kırıklıkları yaşanmasına yol açıyor. Bu da hayatın yaşanmaya değmez olduğu]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.gencdergisi.com/core/utilities/resize.aspx?file=/assets/news/mayiskucuk.jpg&amp;width=380"></a></p>
<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/kalp2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-321" title="kalp" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/kalp-150x150.jpg" alt="kalp 150x150 Sınırsız Şartlara Bağlı Mutluluklar" width="150" height="150" /></a>Mutsuzluk ve hayatından memnuniyetsizlik, insanın temel sorunu. Bu temel sorun ona dışarıdan dayatılmıyor. İnsanlar bu gezegen üzerindeki varlıklarını, gezegenle birlikte yaptıkları yolculuğun anlamsızlığını bir takım sınırsız şartlara bağlıyorlar. Kendi yaşamları için olmazsa olmaz kurallar koyuyorlar. Olmazsa olmaz şeklinde getirilen beklentiler, istekler, arzular, hedefler kişilerde düş kırıklıkları yaşanmasına yol açıyor. Bu da hayatın yaşanmaya değmez olduğu fikrini uyandırıyor.<span id="more-302"></span>Sabah yatağından kalkan bir insanın o günkü hava şartları ile ilgili “Mutlu olmak için ılık bir hava olmalı. Gökyüzü açık olmalı, hava ne soğuk ne sıcak olmamalı, yollar karlarla kaplı olmamalı”şeklinde bir kuralı varsa, yağmurlu bir günde bu kişinin yaşamını düşünün. Aklından geçireceği ilk düşünce “Ne berbat bir gün” olacaktır. Sabahtan akşama kadar bu yağmurlu ve kapalı hava için yüzlerce kez söyleyeceği ‘berbat’ sözcüğü onun o günkü hayatının psikolojisini belirleyecektir.</p>
<p>Yaşadığı gün için berbat yakıştırmasını kullanan bir kişinin, kendi içsel dünyasında berbat bir gün yaşaması da oldukça muhtemeldir. Peki ‘berbat’ yakıştırmasının arkasındaki temel yanılgı nedir?</p>
<p>Kanaatimce, bu yanılgı, insanın iradesine bırakılmamış olayları kendi iradesi ile oluyormuş gibi düşünmesidir.</p>
<p>Oysa insan aklı kainatın işleyişinde mühendis kılınmamıştır. Mutlu ve memnun bir gün yaşamayı yağmursuz bir hava şartına bağlayan kişi, farkında olmadan da yapsa, yağmurun yağıp yağmamasının onun istek ve arzularına göre ayarlanmasını talep etmektedir.</p>
<p>İnsanın buna hakkı yoktur. Çünkü her ferdin keyfine göre hareket edilirse dünyanın nizam ve intizamı fesada gider. Bir ferdin istek ve arzularının hilafına, kainatın idare edilmesi için, kainatta binlerce hikmetin gözetilmesi icap eder. Cenab-ı Hak her an bu hikmetlere göre kainatı idare eder; yoksa, bir ferdin istek ve arzusuna göre değil.</p>
<p>İnsan, yaşamını ‘olmazsa olmaz’lar üzerine kuramaz. Buna hakkı yoktur. Kendisine sunulan ve iradesine bağlanmamış olayları, durumları tenkit etmeden, mevcut nizam ve intizama uyabilir. Çünkü yaratılan her şey sonsuz hikmetle yaratılmaktadır; insanın cüz’i aklına göre değil.</p>
<p>İkinci yanılsama ise ‘olmazsa olmaz’ denilen her şeye bir mutlakiyet verilmesidir. Aşık olduğu insana “Sensiz yaşayamam” diyen bir insan, şu gezegendeki varlığını kendisi gibi aciz ve fani bir başka insana bağlamış olur. Bu, büyük riskler taşıyan çok ağır bir yatırımdır. Oysa olmazsa olmaz denilen her şey geçici ve fanidir. Her şeye hayat ve ölüm verilmektedir. Yani, her bir şey, belli bir noktadan sonra zaten bu dünyadan göçüp gitmektedir. Dünya içindeki hiçbir şey, bu yüzden, olmazsa olmaz demeye layık değildir. Onların dayanak noktaları da kendileri değildir. Olmazsa hiçbir şeyin olmayacağı, varlığı başka bir varlığa bağlı olmayan tek bir varlık vardır. O da, bütün kainatı yaratan bir Yaratıcıdır. Bizim ve tüm kainatın varlığı O’nun varlığına bağlıdır. Sonsuz ihtiyaçların giderilmesi O’nun irade, kudret ve hikmetine bağlıdır. O’nun kudreti olmaz ise, hiçbir şey olmaz.</p>
<p>‘Olmazsa olmaz ‘ın alternatifi hiçbir istek ve arzu duymamak, bir şeyler hedeflememek, çalışmamak değildir. Kişi havanın açık ve güneşli olmasını talep edebilir. Veya yağmura ihtiyacı vardır, yağmurun yağmasını ister. Mesele, bu talebi olmazsa olmaz sınırına getirip getirmeme noktasında düğümlenmektedir. İnsan Rabbinden her şeyi isteyebilir. O’na dua eder, hatta istekleri için yalvarır. Fiili olarak durmadan çalışır. Ama neticeyi Rabbinin bir iradesi ve hikmeti olarak görür. Her şeyi, her hali nimet olarak görür. Olmazsa olmaz olan O’dur. Onsuz yapamayacağımız şey, O’nun rahmetidir. O’nun rahmetide her an vardır ve ebedî olarak da var olacaktır. O zaman, insan için her şey vardır.<br />
Mustafa ULUSOY</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/sinirsiz-sartlara-bagli-mutluluklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

