<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Taka &#187; ilim</title>
	<atom:link href="http://www.yoremizden.com/tag/ilim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yoremizden.com</link>
	<description>Karadeniz ve Trabzon kültürünü yaşatma ve sevdirme sitesi...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 10:21:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	
		<item>
		<title>İslâm Dininin ilme verdiği önem</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/islam-dininin-ilme-verdigi-onem/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/islam-dininin-ilme-verdigi-onem/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Apr 2009 10:59:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[ilim]]></category>
		<category><![CDATA[islam dini]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm Dininin ilme verdiği önem]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşar AYAZOĞLU]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/islam-dininin-ilme-verdigi-onem/</guid>
		<description><![CDATA[Yüce dinimiz İslam, sevgili peygamberimize vahyin gelişinden beri ilme büyük önem vermiştir. İlk ayet peygamberimize insanı yaratan ve bilmediklerini kalemle yazmayı öğreten Rabbinin adıyla okumaya davet ederek indi. Hem Kuran’ı Kerim de Hz. Muhammed (s.a.v.) Müslümanları doğrudan doğruya düşünmeye ve ilim öğrenmeye teşvik ediyor. “Oku!”, “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?1”, “Bilhem mediğiniz bir konuda]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_2912" class="wp-caption alignleft" style="width: 160px"><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/04/3f3-small-150x150.jpg"><img class="size-full wp-image-2912" title="Yaşar AYAZOĞLU" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/04/3f3-small-150x150.jpg" alt="3f3 small 150x150 İslâm Dininin ilme verdiği önem" width="150" height="150" /></a><p class="wp-caption-text">Yaşar AYAZOĞLU</p></div>
<p>Yüce dinimiz İslam, sevgili peygamberimize vahyin gelişinden beri ilme büyük önem vermiştir. İlk ayet peygamberimize insanı yaratan ve bilmediklerini kalemle yazmayı öğreten Rabbinin adıyla okumaya davet ederek indi. Hem Kuran’ı Kerim de Hz. Muhammed (s.a.v.) Müslümanları doğrudan doğruya düşünmeye ve ilim öğrenmeye teşvik ediyor. “Oku!”, “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?1”, “Bilhem mediğiniz bir konuda bir bilene sorun2” mealindeki ayetler ilim ve düşünceye teşvik eden yüzlerce ayetten sadece bir kaçıdır. <span id="more-2910"></span></p>
<p>Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) bilindiği gibi savaş esirlerini Müslüman çocuklarına öğretmenlik yapmaları karşılığında hürriyetlerine kavuşturduğu gibi birçok hadisinde de Müslümanları ilme ve düşünmeye teşvik etmiştir. “ilim öğrenmek kadın ve erkek her Müslüman’a farzdır.” “İlim Çin’de de olsa alınız.” “İlmin anahtarı sorudur.” Şeklindeki sözleri burada hatırlanması gerekenlerin sadece bir kaçıdır. Önemle hatırlanması gereken bir bilgide şudur ki: Hz. Peygamberimiz ilk Müslümanların sağlık problemlerini bilimsel olarak çözmek için henüz Müslüman olmamış yakınlarından teyzesinin kocası Haris’e adlı kişiyi İran’daki Cündişapur medresesine tıp ilmi öğrenmesi için göndermiştir.3 Böylece ilim Çin’de de olsa alınız sözlerinin ilk uygulayıcısı kendileri olmuştur.</p>
<p>Bizim bazı sözde aydınlarımızın iddia ettiği gibi İslam dini terakkiye(ilerlemeye), ilme asla mani değildir. Astronomi çalışmalarıyla tanınan 1473 Polonya doğumlu ünlü astronomi bilgini Kopernik gezegenlerin güneş etrafında döndüğünü açıklamak için yıllarca bekledi. Çünkü kilisenin baskısından çekinmekteydi. Yine 1564 İtalya doğumlu ünlü astronomi bilgini Galile astronomi üzerine verdiği eserler dolayısıyla papazların hücumuna uğramıştır. 1616 da kurulan bir komisyon Galile’den dünyanın döndüğü iddiasından vazgeçmesini istemiştir. Galile mahkemeye sevk edildi ve kitapları yasaklandı. Engizisyon onu 70 yaşındayken müebbet hapse mahkûm etti. İslam tarihi boyunca bilim adamlarına karşı asla böyle bir olay olmamıştır. Bu iki batılı âlimin görüşlerinden çok daha seneler önce 1200lü yıllarda Hz. Mevlana meşhur eseri mesnevisinde dünyanın döndüğünü şu beyitlerle ifade ediyor:</p>
<p>Dolap gibi dönüp duran gökten kıyas tut</p>
<p>Onun dönmesi acep nedendir?</p>
<p>Ey gök! Ne vakte dek yerin etrafında dönüp duracaksın?</p>
<p>Bu gökyüzü de elinde olmaksızın dönüp durmakta.</p>
<p>Evet, bugüne kadar, bilim ve teknolojinin bu kadar gelişmişliğine rağmen Kuran’daki hiçbir ayetin anlamanın akla ve bilime ters düştüğü görülmemiştir. Aksine bilim ve medeniyet geliştikçe Kuran’da anlatılan hakikatlerin doğrulukları aklen ve ilmen daha apaçık bir şekilde ortaya çıkmaktadır ve çıkmaya da devam edecektir.</p>
<p>Sözlerimi yine bir ayet meali ile bitirmek istiyorum. Yüce Allah Kuran’ı Kerimde “her ilim sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır.4” Buyurarak bilginin sonsuzluğu fikrini bizlere telkin etmektedir. Bize düşen ise İslamiyeti doğru anlamak, geçmişimizi iyi öğrenmek bunun içinde okumak, okumak, okumak.</p>
<p>Yaşar AYAZOĞLU</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/islam-dininin-ilme-verdigi-onem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>20</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlıda Eğitim Sistemi ve Maziye Bakış</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/osmanlida-egitim-sistemi-ve-maziye-bakis/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/osmanlida-egitim-sistemi-ve-maziye-bakis/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jan 2009 12:53:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Akgündüz]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[ilim]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[medrese]]></category>
		<category><![CDATA[öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlıda eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlıda medreseler]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlıda üniversiteler]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr.Ahmed Akgündüz]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[türklerde eğitim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=2165</guid>
		<description><![CDATA[I- Konunun Takdimi Mevzuya girmeden önce üç hakikati hatırlatmak istiyorum: Birincisi, her asır insanlarının, kendi zamanlarında meydana gelen fenalıkların sebeplerini geçmişlerine isnâd ederek suçsuzluklarını isbata kalkışmaları maalesef alışılmış bir durumdur. Halbuki tenkit edilenlerin bizim dedelerimiz olduğu, birgün bizim de dedeler makamına gelip tenkit edileceğimiz asla unutulmamalıdır. İkincisi, karanlık mazi tabiri maarif açısından müslüman ve gayr-i]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ff0000;"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-2166" title="ottoman" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/ottoman-161x300.jpg" alt="ottoman 161x300 Osmanlıda Eğitim Sistemi ve Maziye Bakış" width="161" height="300" />I- Konunun Takdimi</strong></span></p>
<p>Mevzuya girmeden önce üç hakikati hatırlatmak istiyorum:</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Birincisi,</strong> </span>her asır insanlarının, kendi zamanlarında  meydana gelen fenalıkların sebeplerini geçmişlerine isnâd ederek suçsuzluklarını  isbata kalkışmaları maalesef alışılmış bir durumdur. Halbuki tenkit edilenlerin  bizim dedelerimiz olduğu, birgün bizim de dedeler makamına gelip tenkit  edileceğimiz asla unutulmamalıdır.<span id="more-2165"></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>İkincisi,</strong></span> karanlık mazi tabiri maarif açısından  müslüman ve gayr-i müslimlere göre farklı manalar ifade etmektedir. Başta Avrupa  olmak üzere bütün gayr-i müslim milletler için, eğitim açısından mazi deyince,  17. asırdan evvelki ilk ve ortaçağın tamamı akla gelmelidir. Günümüzde dahi  ortaçağ zihniyeti ve skolastik düşünce denince akla gelmesi icab eden, başta  Avrupa olmak üzere gayr-i müslimlerin bu devreye ait dünyasıdır. Avrupa&#8217;ya ait  olan ve hem eğitim ve hem de öğretim açısından insanlık tarihinin en karanlık  devreleri sıfatını hâiz bulunan bu devreleri, müslümanların ve hususan müslüman  Türkün tarihine de isnad etmek, hem tarihi bilmemek ve hem de tarihe iftira  etmek demek olur. Gerçekten bu dönemin Hristiyan dünyası, hem sosyal ve hem de  fen ilimleri açısından cehâlet sahrasında kurulmuş taassub çadırlarından oluşmuş  insan toplulukları manzarasını arzetmektedir. Hukuk ilmi açısından hiç bir  terakki yoktur; sadece Roma hukukunun katı kaideleri değiştirilemez ve hatta  yorumlanamaz mukaddes normlar olarak kabul edilmektedir. Fen ilimlerinde de  durum farklı değildir; Galile, müslüman âlimlerden aldığı feyzle dünya dönüyor  dedi diye Engizisyon mahkemelerinde idama mahkûm edilmiştir.</p>
<p>Halbuki  eğitim ve öğretim açısından karanlık olan mazi mefhumu, müslümanlar için  farklıdır. İslâm tarihi açısından asr-ı saâdetten ilk üçyüz senenin sonuna  kadar, günümüzde ileri eğitimin de ulaşamayacağı mükemmel ve bütün ilimlere açık  bir eğitim tarzı mevcuttur. İmam Matüridî gibi düşünce tarihinde zirveye  yükselmiş insanlar bu asrın meyvesi olduğu gibi, secde ve rükû’ halinde kıbleye  nasıl yönelme mümkündür? sualini dünyanın yuvarlaklığıyla açıklayan İmam Şafiî  gibi hukukçular da bu devrin meyveleridir. İslâm tarihinin ilk beşyüz yılı yani  milâdî XII. yüzyıla kadar olan devre de, ilk devre kadar mükemmel olmasa da, çok  önemli gelişmelere mazhardır. İlk müslüman Türk Devleti olan Karahanlılar  devrinde yetişen Serahsi ve Halvanîlerin hukuk ilmine yaptığı hizmetler, Râzî ve  Birunîlerin müsbet ilimlere olan katkıları, bu devreye ait ölmez misallerdir.  Ebül-izz&#8217;in 60 küsur otomatik makina modelini anlatan eseri ile İbn-i Sina&#8217;nın  Batı okullarında asırlarca ders kitabı olarak okutulan El-Kanun adlı kitabı,  saymakla bitmeyecek yüzlerce misallerden sadece ikisidir. Avrupa&#8217;da henüz XVII.  yüzyılda H. Grotious tarafından bir kaç sayfalık makalelerle temeli atılan  Devletler Hukuku ile alakalı Karahanlılar zamanında beş ciltlik ve 3.000  sayfalık eser yazıldığını ve hâlâ gündemde olduğunu ifade edersem, &#8220;Her şey  zıddıyla bilinir&#8221; kaidesi gereği mesele daha iyi anlaşılacaktır  kanaatindeyim.</p>
<p>Tesbitlerimize ve araştırmalarımıza göre, Osmanlı  Devleti&#8217;nin ilk iki asrını da bu devreden saymak gerekir. Zira bir görüşe göre  dünyanın ilk üniversitesi ünvanına sahip olan Fâtih&#8217;in yaptırdığı Sahn-ı Seman  yani sekiz fakülteli Fâtih Külliyesinde okutulan ders kitaplarına, bugünün ileri  seviyeli kabul edilen fakülteleri dahi ulaşabilmiş değildir. Adududdin&#8217;in  yazdığı ve Seyyid şerif Cürcanî tarafından şerhi yapılan şerh-i Mevâkıf isimli  düşünce tarihi, felsefe ve kelam ansiklopedisi mahiyetindeki bir dev eser bu  üniversitenin ilgili bölümünde ders kitabı olarak okutulurken, bugünün benzeri  fakülte mezunları ve hatta doçentleri ve profları bu kitabın mevzularını  anlamaktan hâlâ âciz durumdadırlar. İbn-i Sina&#8217;nın El-Kanun adlı tıp kitabının  Dar&#8217;üt-Tıp adlı Tıp fakültelerinde ders kitabı olarak okutulduğunu da unutmamak  icabetmektedir. Bazı iddiaların tersine, 17. yüzyılın başına kadar, devletin  dar&#8217;üş-şifalarında ve sarayda vazife gören tabipler ve ser-etıbbâların % 95&#8242;i  müslümanlardır ve medreselerden yetişmişlerdir.</p>
<p>İşte İslâm tarihinin  miladî XII. asra kadar olan devresi ile Osmanlı Devleti&#8217;nin ilk 150-200 yılını,  Avrupa&#8217;daki karanlık maziye kıyaslamak ve Ortaçağ zinhiyeti diye takdim etmek,  Ortaçağ zihniyetinin ta kendisidir. Bu devre, mazi değil, aydınlık istikbalin  köklerini teşkil eden mazideki istikbaldir.</p>
<p>Maalesef, miladî XII.  yüzyıldan sonra, Osmanlının ilk 150 yılını istisna bırakırsak, XX. asrın başına  kadar tesiri devam eden devre, İslam eğitim tarihi açısından karanlık bir  mazidir. Bu devrede fen ilimleri, medrese ilimleri diye ifade edilen dinî  ilimlerden ayrı gibi telakki edilmiş ve müsbet bazı gayretlere rağmen, bu  ayrılık devam edegelmiştir. Düşünce tarihinde bugünün fakültelerinde dahi  incelenemeyen mevzuları ihtiva eden şerh-i Mevâkıf&#8217;ın yerini, buna göre çok kısa  sayılan şerh-i Akâid ve benzeri eserler almıştır. İbn-i Sina&#8217;nın El-Kanun&#8217;u  yerini 200-300 sayfayı aşmayan hikmetdeki El-Hidâye<strong><span style="font-size: xx-small;">[1]</span><span style="color: #ff0000; font-size: xx-small;"> </span></strong>kitabı almıştır. Fıkıhda  mezheblerarası mukayeseli bir eser olan El-Hidaye okunurken, bu da yerini küçük  bir fıkıh metni olan Mülteka&#8217;ya bırakmıştır. Halbuki vicdanın zıyası dinî  ilimlerdir. Aklın nuru fen ilimleridir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli  eder. İkisinden de nasibini almış olan talebe iki kanadı ile ilmin fezasında  pervaz edip yükselebilir. İkisi ayrılıp, sadece dinî ilimleri okuyanlarda  taassup, sadece fen ilimlerini okuyanlarda ise, manevî meselelerde hile ve şüphe  ortaya çıkar. Tanzimat gençliği ve şu andaki Türk gençliği bunun en bâriz  misalidir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Üçüncüsü,</strong></span> mazide olduğu gibi  şimdi de, bizim üç büyük düşmanımız vardır; cehâlet, zaruret ve ihtilaf. Bu üç  düşmana karşı, san‘at, ma‘rifet ve ittifak silahıyla cihad edeceğiz. Ecnebiler,  fen ve sanayi silahıyla bizi manevî istibdadları altında geçmişte ezdiler ve  şimdi de ezmeye devam ediyorlar. Bizim de artık fen ve sanayi silahıyla i‘lây-ı  kelimetullahın en müthiş düşmanı olan cehâlet, fakirlik ve ihtilaf düşmanlarıyla  mücadele ve mücahede etmemizin zamanıdır. Bu hakikatların aksini hiç bir  müslüman söylememektedir.</p>
<p>Bu uzun mukaddimeden sonra, şimdi de eski ve  yeni eğitim sistemimizle alakalı bazı tesbitlerimizi takdim etmek  istiyoruz;</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>II &#8211; Eski Eğitim Sistemimiz ve Aksayan  Yönleri</strong></span></p>
<p>Başta Osmanlı Devleti olmak üzere eski eğitim  sistemimizle alakalı, bazı tesbitlerimizi aktarmak istiyoruz:</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">1)</span></strong> Eski eğitim sistemimiz hakkında kıymetli bir kısım  değerlendirmelerin varlığı yanında, özellikle resmî platformlarda yaygın olan  kanâatler, her sahada olduğu gibi, mevhûm bazı safsatalara dayanmaktadır. Bu  safsatayı netice veren dört yanlış kıyası burada özetlemek  istiyoruz:</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>A)</strong></span> Eski eğitim sistemimiz,  biraz sonra nakledeceğimiz bazı aksaklıklarına rağmen, günümüzdeki eğitim  sisteminden farklı olarak manevî temellere dayanmaktadır. Modern eğitimcilerin  çoğu, maneviyatı maddiyata kıyas yapmakla ve tarih boyu maneviyatımıza ve  dinimize düşman olan Avrupalıların eğitimle ilgili görüşlerini eski ve yeni  eğitimimizde hüccet kabul etmekle, büyük bir hatalı kıyas içine düşmüş  oluyorlar. Halbuki herşeyi maddede görenlerin akılları gözlerindedir. Göz ise  maneviyatta kördür. Ayrıca, 600 sene Osmanlı Devleti&#8217;ni millî ve manevî  değerlerinden koparmak için mücadele etmiş olan Avrupalıların eski eğitim  sistemimize müsbet gözle bakmaları mümkün değildir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>B)</strong></span> İkinci önemli yanlış kıyas, bazı ilimlerde meşhur  olanların başka ilimlerde de mütehassıs olduğuna hükmetmektir. Eski eğitim  sistemimiz ve dolayısıyla tarihimiz hakkında konuşanların bir kısmının, tarihi  ve eski eğitim sistemimizi bilmedikleri, gün gibi aşikârdır. Mesela, eğitimin  Osmanlı döneminde yaygın olmadığı ve Cumhuriyet döneminde alabildiğine yurdun  her köşesine yayıldığı ısrarla iddia edilmekte ve can düşmanımız Avrupa ile  birlikte ısrarla dedelerimizin câhil olduğu maalesef anlatılmaktadır. Acaba  cahillikten kasıt nedir? Eğer okuma-yazma bilmeme kasdediliyorsa, bu tamamen  yanlıştır. Zira arşiv belgeleri bu iddiaları yalanlamaktadır. Osmanlı  dönemindeki okuma-yazma nisbeti, belki bugün için geçerli olmayabilir, 1970&#8242;li  yıllara kadar, Cumhuriyet dönemine oranla kat kat fazladır. Gelin bir müşahhas  misal verelim. 1316 yani 1898 tarihli Aydın Vilâyeti Salnâmesi&#8217;ne göre, İzmir&#8217;in  nüfusu 157.098&#8242;dir. Toplam ilkokul sayısı ise, 36.087 nüfusa sahip müslümanlar  için 13 adettir. Yani her 2.500 nüfusa bir ilkokul düşmektedir. Bu  değerlendirmeye göre, nüfusu 3.000.000&#8242;u geçen İzmir&#8217;in şu anda 1.200&#8242;e yakın  ilkokulu bulunması icabeder. Gerçek rakamın ne olduğunu doğrusu ben de merak  ediyorum<strong><span style="font-size: xx-small;">[2]</span></strong>. Gayr-i müslimlerin sayıları 55&#8242;i bulan  mektepleri buna dahil değildir. Bizim köyde Rüşdiye mektebi yani ortakokul var  imiş; halbuki Cumhuriyet döneminde ilkokul 1950&#8242;lerden sonra açılmış. Yani bizim  köy ortaokulu kaybettiği gibi ilkokulu da 30-35 sene sonra görebilmiş. Aradaki  farkı idrâklerinize havale ediyorum.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>C) </strong></span>Yeni fenleri ve ilimleri bilmeyen âlimlerin sözlerini, dinî ilimlerde  de kabul etmemek gibi, bir başka yanlış kıyas daha vardır. Halbuki her ilimde  söz sahibi, ancak o ilmin mütehassısıdır. Yeni ilim ve fenlerde maharet sahibi  olan bir kısım aydınlarımızın bir öncekinin tersine gurura kapılarak, kendisini  dinde de mütehassıs kabul etmesi de, eskiyi değerlendirirken bizi hatalara  sevkeden önemli yanlış kıyaslardandır. Hatta Cumhurbaşkanı oldu diye, kendisini  müfessirlerle eş tutan devlet adamlarımızı dahi bu millet görmüş ve fetvalarını  da 12 Eylül&#8217;den sonra epeyce dinlemiştir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>D)</strong></span> Bir diğer önemli yanlış kıyas da, selefi halefe  ve maziyi hâle kıyas edip haksız itirazlarda bulunma hastalığıdır. XVII. asra  kadar Avrupa temizliğin kaidelerini dahi bilmezken, Fâtih medreselerinde neden  organik kimya okutulmadı diyen ahmaklar vardır. Halbuki fikirlerin birleşmesiyle  şu anda bedihî hakikatler haline gelen çok şeyler, mazide en büyük âlimler için  dahi kapalı kalmış olabilir. Her devir, kendi şartları çerçevesinde  değerlendirilmelidir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>2)</strong></span> Eski eğitim  sistemimizin temel teşkilatını, medrese, mektep ve tekye üçlüsü teşkil ediyordu.  XII. asra kadar ve Osmanlı Devleti&#8217;nin ilk 150 yıllık döneminde, medrese, hem  müsbet ilimlerin ve hem de din ilimlerinin öğretildiği tek öğretim  müesseseleridir. İlkokullar demek olan sıbyan, mahalle veya ibtidâî mektebler;  medrese adıyla vatanın bütün sathına yayılan orta öğretim mektebleri; yine  medrese yahut külliye, sahn adıyla üniversite mahiyetindeki yüksek öğretim  kurumları, fevkalade nizamlı çalışmıştır. Müsbet ilimlerde Câbirler, Ali  Kuşçular ve İbn-i Sinalar; sosyal ilimlerde İmam Gazaliler, Fahreddin Raziler ve  Fenariler ve hukukda İmam-ı A‘zamlar, Serahsiler ve Ebussuûdlar bu ilim  yuvalarının yetiştirdiği mükemmel talebelerdir. Mektebler, hususan Tanzimat  hareketinden sonra ayrı adlar altında, müsbet ilimlerden uzaklaşan medreselerin  boşluğunu kapatmak üzere kurulmuşlardır. Tekyeler ise, asırlarca Anadolu&#8217;yu  maddî ve manevî tehlikelere karşı koruyan Avrupalıların tabiriyle yenilmez kara  ordusunu ve bizim tabirimizle maneviyât erlerini yetiştiren manevî eğitim  mekânlarıdır. Maalesef Osmanlı Devleti&#8217;nin son zamanlarına doğru, medrese ehli,  mekteblileri dış görünüşlerinden dolayı, iman zaafıyla suçluyor mektebliler ise,  onları yeni fenleri bilmediklerinden noksan ve câhil addediyorlardı. Bu  fikirlerdeki ayrılık ve metodlardaki farklılıklara yabancıların tahriki de  katılınca, İslam ahlâkının sarsılması ve muâsır medeniyetten geri kalınması gibi  çok müthiş neticeler ortaya çıktı.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>3)</strong></span> Osmanlı Devleti&#8217;nin sonlarına doğru eski eğitim sisteminin başarıya ulaşmasına  engel olan çok önemli maniler çıkmıştır. Bunlardan dördünü özellikle saymak  istiyoruz:</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>A)</strong></span> Her alanda görülen  istibdad ve “benim bildiğim ve söylediğim doğrudur” anlayışı, hem mekteb ve hem  de medrese ehlini muvaffakıyet yolunda engellemiştir. İstibdadın mühim bir  çeşidi ve en tehlikelisi de, ehil olmayanların ilmiyeye intisabı ile ortaya  çıkan ilim istibdadıdır. Bugün de, kanun ve hukuk ne derse desin, benim  dediklerim hukukun kendisidir diyen müstebid ilim adamlarını ve hukukçuları  gazetelerden esefle takip ediyoruz.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>B)</strong></span> Batı&#8217;nın ıslahat adı altında içimize attığı ahlâksızlık tohumları, eğitim  sistemimizi, geçmişte olduğu gibi şimdi de engelleyen mühim manilerdendir.  Tanzimat gençliği, milletini ve devletini değil, midesini ve nefsinin süflî  arzularını düşünen bir gençlik haline getirilmiştir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">C)</span></strong> Tembelliği ve dağınıklığı netice veren ümitsizlik ve  bıkkınlıktır. Yabancı düşmanların da tesiriyle, Türk gençliğinin damarlarına  kendine güvenmemezlik hissi öylesine aşılanmıştır ki, müslüman Türk gencinin hiç  bir zaman bir Avrupalı kadar olamayacağı kendine kabul  ettirilmiştir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>D)</strong></span> Kanaatimize göre en  mühimi de, İslam dininin bazı meseleleri ile müsbet ilimlerin meseleleri  arasında, bâtıl bir hayal ile var zannedilen veya öyle takdim edilmeye çalışılan  çelişki ve çatışmadır. Tamamen yanlış anlamalardan ve kasdî propagandalardan  doğan bu mani, bizi dünya, yabancıları da âhiret saâdetinden mahrum eylemiştir.  Halbuki köle efendisine, hizmetkâr reisine ve veled pederine nasıl düşman ve  karşı olabilir? İslamiyet fenlerin seyyidi ve mürşidi; hakiki ilimlerin reisi ve  pederidir. Meselâ, İmam şafiî, namazdaki rükû‘ ve sücûd halinde kıbleye  yönelmeyi yer küresinin yuvarlaklığı ile izah ederken ve İmam Fahreddin Razî  meseleyi kesin delillerle isbat ederken ve bunun karşısında Avrupa papazları  dünyanın bir tepsi gibi olduğunu iddia ederken, mesele bugün tam tersine  çevrilerek anlatılmaktadır. Buna sebep bazı safdillerin yanlış  izahlarıdır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>4)</strong></span> Eski eğitim  sistemimizin, hususan Tanzimat&#8217;tan sonra aksayan bir diğer yönü de, din  hürriyeti adı altında bugün olduğu gibi, yabancılar tarafından açılan  okullardır. Bu durumu ve neticelerini Mısır Müftüsü Muhammed Abdüh şöyle  anlatmaktadır:</p>
<p>&#8220;Nerede müslüman bir bölge varsa, orada bir Amerikan  okulunun veya bir başka Avrupa dinî cemaatinin okulunun bulunduğunu görüyoruz.  Müslümanlar, çocuklarını, dünyevî refah açısından yararlı olur ümidiyle buralar  gönderiyorlar. Gençlik çağının heyecanlı dönemlerinde yabancı okullara giden  müslüman çocukları, bu okullarda tahsil hayatı boyunca İslama ve temel  esaslarına aykırı şeyler duyuyor veya yaşıyorlar. Kulakları, babalarının  inançlarına hakaret eden laflarla doluyor. Öğrenim çağı tamamlanmadan, kalpleri  her çeşit İslamî inançtan sıyrılıyor ve müslüman adı altında yeni bir nesil  ortaya çıkıyor. Bununla da kalmayıp kendilerini kirleten şeyleri, söz ve  fiilleriyle cemiyet içinde de yaymaya başlıyorlar&#8221;<strong><span style="font-size: xx-small;">[3]</span></strong>. Bunları duyunca, Robert Kolejini kuran Amerikalı papazın,  &#8220;Fâtih İstanbul&#8217;u burada inşa ettiği Rumelihisarı ile fethe başladı. Ben de bu  okul ile İstanbul&#8217;u yeniden Hıristiyan âlemine kazandıracağım&#8221; sözünü  hatırlıyorum.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">III &#8211; Yeni Eğitim Sistemimiz  Hakkında Bazı Tesbitler<br />
</span></strong><br />
Ben mazi ile irtibat sağlamaya  çalışarak yeni eğitim sistemi ile alakalı hayatî bazı tesbitlerimi de takdim  etmek istiyorum:</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>1)</strong></span> Türk düşmanı olan  Fener Patriği Gregorius tarafından Rus Çarına gönderilen mektupta, Türklerin  ancak eğitim sistemine müdahele ile ve içlerinden kendi tarihlerine düşman bir  nesil yetiştirmekle mağlup edilebileceğini ifade ettiğini hepimiz biliyoruz. O  hâin diyor: &#8220;Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak mümkün değildir. Türklerde evvela  itaat duygusunu kırmak, dinî hislerini gevşetmek icabeder. Maneviyatları  sarsıldığı gün, onları zaferlere götüren kuvvetleri de kesilmiş olacaktır.  Yapılacak olan, Türklere bir şey hissettirmeden bünyelerinde bu tahribi  tamamlamaktır&#8221;<span style="font-size: xx-small;"><strong>[4]</strong></span>.</p>
<p>Bu tahribin dinden tecerrüd  eden Cumhuriyet dönemi eğitim sistemi ile nasıl yapıldığı ise, Cumhuriyetin  mimarı kabul edilen Mustafa Kemal tarafından aynen şöyle ifâdelendirilmektedir.  Hiç yorum yapmadan aynen naklediyoruz:</p>
<p>Ruşen Eşref Ünaydın anlatıyor:  &#8220;(Atatürk diyor):</p>
<p>1910&#8242;larda Abdullah Cevdet maskarasının İçtihad&#8217;ında  bir yazı okumuştum. Milletlerin maddî ve manevî varlıklarından söz ediyordu.  Alman mütefekkiri Ludwig Büchner, manevî boşlukları doldurulmamış, beslenmemiş  milletlerin, hangi maddi düzeyde olursa olsun, birgün çökeceğini anlatıyor ve  ispatlıyordu. Tarihden, zaferlerden, büyük adamlardan mahrum milletler, maddî  imkânları geniş olsa da, ciddî bir sallantıya dayanamazlar, çöküp giderler  diyordu. Birdenbire düşündüm: &#8220;laikiz&#8221; dedik, dinle alakamızı devlet olarak  kestik. &#8220;Cumhuriyetiz&#8221; dedik, rejimimizi tehlikeye düşürmemek için saltanat  devrini kötüledik, kazanılmış büyük zaferleri bile bir kaç satırla geçiştirmeye  kalkıştık. Latin harflerini aldık, yeni nesilleri binlerce yıllık tarih  hazinesinden mahrum bıraktık&#8221;<strong><span style="font-size: xx-small;">[5]</span></strong>. İşte altmış yıldır  bu eğitim sisteminin meyvelerini topluyoruz. Son 20 yıl bir tarafa bırakılırsa,  Avrupa&#8217;nın dansını, içkisini ve balesini taklid edenlerden başka var mı? Japonya  son 40 yılda dünyanın süper ekonomik gücü haline geldi. Almanya II. Dünya  Harbi&#8217;nin tahribine rağmen bu hale ulaştı. Halbuki onlardan daha evvel eğitim  sistemimiz dinden ve maneviyattan koparılmıştı. Bırakınız onların seviyesine  gelmeyi, 1950 yılına kadar sadece üç çaya su bendi yapılmış; baraj değil. Eğitim  sistemimiz, ilîm adamı olması gerekirken, sokak gösterilerine katılıp kanunları  hiçe sayan anarşist proflar da yetiştirmiş. Bu eğitim sisteminin yetiştirdiği ve  şu anda Türkiye&#8217;nin İngiltere Büyükelçisi zata, bakınız, Leicster&#8217;daki Türk  master ve doktora talebelerine ne tavsiyelerde bulunuyor: &#8220;bırakınız ilmi ve  bilimi; gidin puba ve diskoteğe; alın birer İngiliz kızını kolunuza; öğrenin  İngilizceyi; dönün vatanınıza&#8221;. Bu tavsiyeleri, bu yaz (1990 yazı) dinleyen  arkadaşlardan ben de esefle dinledim.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>2)</strong></span> Bugünkü eğitim sistemimizde gençlere verilen  belli bir gaye ve ideal, maalesef mevcut değildir. Önemle ifade edelim ki, bir  veya bir kaç insanı sevmek yahut sevmemek, bir milletin eğitim sisteminin  gayesini teşkil edemez. Zira bir milletin millî ve manevî kahramanları,  okullarda öğretilse de öğretilmese de, zaten sevilir. Yunan eğitiminin bir  gayesi var; İngiliz eğitiminin bir gayesi var. Bize din ve tarih düşmanlığı  öğreten Avrupa, dinine mutaassıptır. Hatta bir adi Bulgara, bir İngiliz neferine  yahut serseri bir Fransıza: &#8220;Sarık sar. Sarmazsan hapse atılacaksın&#8221; denilse,  taassupları gereğince diyecektir: &#8220;Hapse değil, öldürseniz bile, dinime ve  milliyetime bu hakareti yapmıyacağım.&#8221; Tarihinden koparılmış, dininden tecrid  edilmiş ve sadece bir kaç insanın sevgisi yahut nefreti ile techiz edilmiş Türk  gençliğinin, eğitimden beklediği gaye nedir? Dinsiz millet yaşamayacağına ve  laik eğitim adıyla o İslamiyetten de uzaklaştığına göre, hangi gaye ile techiz  edilebilecekdir. Önemle ifade edelim ki, bizdeki, hususan Cumhuriyetin ilk  yıllarında laik eğitimden kasdedilen, dinden uzak bir eğitim değildir; belki  sadece İslam dininden uzak bir eğitimdir. Bu noktaya dikkat  edilmelidir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>3)</strong></span> Eğitimden gaye,  bilgili, milletine faydalı ve devletine saygılı insanlar yetiştirmektir.  Milletini düşünen bir devlet, bu gayeyi en iyi şekilde temin eden yolu arayıp  bulacaktır. Tesbitlere göre, mesela İmam-Hatip Okulları daha başarılı öğrenci  yetiştiriyorsa, gayeye daha iyi hizmet ettiği için sayıları arttırılıp imkânları  çoğaltılmalıdır. Makul ve mantıkî netice budur. Halbuki Türkiye&#8217;deki mevcut  eğitim sisteminde durum tam tersinedir. 160 milyona küçük bir ilkokul yaptıran  vatandaşımız her türlü tebriğe layık görülüyor ve TV&#8217;de boy gösteriyor iken,  1.5-2 milyara Gaziantep&#8217;de İmam-Hatip yaptıran bir vatandaş neredeyse  azarlanıyorsa, bu işte bir çarpıklık var demektir. Başarısız olsa da, bazı  şahısları sevip sevmemek, eğitimin nirengi noktasıdır. Bir zamanlar 10 yıl  İstanbul Valiliğinde bulunmuş bir zat, sicili ve görevinde çok başarılı olan bir  kaymakama, “içki içmeyen kaymakamları aramızda görmek istemiyoruz”  diyebilmektedir. Bu zihniyetle bizim çağı yakalamamız mümkün değildir. Rusya&#8217;da  ve hatta Bulgaristan&#8217;da bile modası geçen fikirler, günümüz Türkiye&#8217;sinde hâlâ  geçerli akçe ise, Türk eğitim sisteminin yeniden ciddi olarak sorgulanması  gerekmektedir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>4)</strong></span> Türk eğitim  sistemindeki yalan öğretime de mutlaka son verilmelidir. Bize hukuk fakültesinde  Osmanlı Devleti&#8217;nde insan hak ve hürriyetleri Tanzimat Fermanı ile gündeme geldi  diye öğretmişlerdi. Osmanlıda her şey padişahın ağzında denirdi. Araştırınca  gördük ki, İslam hukukunda insan hak ve hürriyetleri Kur’ân ve hadîsçe garanti  altına alınmış; dünyanın ilk tapu, gümrük, çevre hukuku gibi hukukî  düzenlemelerini ilk defa Osmanlılar yapmışlar. Biz, ortaöğretimde Osmanlı  Devleti&#8217;nde okullar yoktu diye öğrendik. Sonra arşivlerde gördük ki, mesela  İzmir&#8217;de Osmanlı dönemindeki okul sayısı şimdikinden daha fazlaymış veya en  azından eşitmiş. Biz Mustafa Kemal&#8217;in kendi gayretiyle ve Vahideddin&#8217;e rağmen  Anadolu&#8217;ya çıktığını öğrendik; sonra İngiliz arşivlerinde gördük ki, 40.000  Osmanlı altınını cebine koyup onu Anadolu&#8217;ya gönderen Sultan Vahideddin imiş.  Hulasa bu metot, Türk eğitim sisteminin en buyük yüz karasıdır.</p>
<p>Son  sözüm, mazisini bilmeyen geleceğini düşünemez. Dinsiz millet yaşayamaz. Dinden  tecrid edilen bir maarifden maddî ve manevî hayır beklenemez. Din ve tarih şuuru  verilemeyen bir eğitim sisteminden vatanına ve milletine faydalı münevverler  değil, zulmetli münevverler yetişebilir. Her müessesemiz gibi, eğitim sistemimiz  de belli bir gayeye tevcih edilmeli ve yalan öğretime son verilmelidir. Eğitim  sistemimiz, kendi yürüyüşünü terketmiş; başkasının yürüyüşünü de  öğrenememiştir.</p>
<table id="AutoNumber2" border="0" cellspacing="1" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="100%">
<p style="line-height: 150%;" align="center"><span style="color: #ff0000; font-size: xx-small;"><strong>İzmir&#8217;deki Mektepleri Gösteren Aydın Salnâmesinden Bazı  Sayfalar</strong></span></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="100%">
<p align="center"><img src="images/liste.jpg" border="1" alt="liste Osmanlıda Eğitim Sistemi ve Maziye Bakış" width="372" height="299" title="Osmanlıda Eğitim Sistemi ve Maziye Bakış" /></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong><span style="font-size: xx-small;"><br />
[1] El-Hidâye kitabından kasdımız, Merğinânî&#8217;nin İslam  Hukukuna dair olan eseri değildir. Belki hikmete ve felsefeye dâir bir  eserdir.</span></strong></p>
<p><strong>[2] Salnâme-i Vilâyet-i Aydın, 1316, sh. 154 vd.,  199.</strong></p>
<p><strong>[3] BOA, YEE, Akgündüz, Belgeler Gerçekleri Konuşuyor,  I/144-145.</strong></p>
<p><strong>[4] Kutay, Cemal, Tarih Konuşuyor Dergisi, c. 1, sy. 1, sh.  69-70.</strong></p>
<p><strong>[5] Milliyet, 16 Kasım 1974, İsmet Bozdağ.</strong></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Osmanlıda Eğitim Sistemi ve Maziye Bakış<span style="font-size: 8pt; color: #ff0000;"><br />
Prof.  Dr. Ahmed Akgündüz</span></strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/osmanlida-egitim-sistemi-ve-maziye-bakis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dile Gül Koymak</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/dile-gul-koymak/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/dile-gul-koymak/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Jul 2008 13:07:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[edep]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[İletişim]]></category>
		<category><![CDATA[ilim]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[irfan]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=358</guid>
		<description><![CDATA[Konuşmasından anlaşılır insan -Güzel konuşmasından Kalpten kalbe yol vardır derler.Bunu biraz daha değiştirerek söylersek: Dilden kalbe yol vardır Gönlü yumuşak insanların konuşmaları da yumuşak ve ılımlıdır. Onlar asla kalp kırmaz. Çünkü bir mihenk vardır gönülde; sözünü önce ölçer biçer sonra muhatabına sunar. Katı kalpli insanlar ise, bu mihengi yitirmiştir. Gönül kayalıklarında paramparça olmuştur mihenkleri. Olur]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/gul2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-371" title="gul" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/gul-150x150.jpg" alt="gul 150x150 Dile Gül Koymak" width="150" height="150" /></a>Konuşmasından anlaşılır insan -Güzel konuşmasından<br />
Kalpten kalbe yol vardır derler.Bunu biraz daha değiştirerek söylersek:<br />
Dilden kalbe yol vardır<br />
Gönlü yumuşak insanların konuşmaları da yumuşak ve ılımlıdır. Onlar asla kalp kırmaz. Çünkü bir mihenk vardır gönülde; sözünü önce ölçer biçer sonra muhatabına sunar.<span id="more-358"></span><br />
Katı kalpli insanlar ise, bu mihengi yitirmiştir. Gönül kayalıklarında paramparça olmuştur mihenkleri. Olur olmaz yerde kelâm eder, ya baş kırar, ya da göz çıkarır.<br />
Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır denmiş, derler. Ne kadar doğru. En öfkeli olduğumuz anlarda bile yüreğimizdeki karanlığı gündüz aydınlığına çevirir güzel bir söz.</p>
<p>Söz ola kese savaşı, Söz ola kestire başı</p>
<p>Söz ola ahulu aşı, Yağ ile bal ede bir söz.</p>
<p>diyor Yunus.<br />
Elbette öyledir. En karamsar anları bile cennet iklimine çevirir, alımlı ve iç açıcı bir söz. Bu sebepten, güzel ve nazik konuşan insanların pek düşmanları olmaz çevrelerinde. Bazen bilmeden açtıkları yaralar olur elbet gönüllerde.Lâkin o yarayı dudaklarından akan bal gibi kelimelerle bir anda iyileştirirler. Asla başka bir zamana bırakmazlar açtıkları yaraları, oluşturdukları çizikleri. Acı konuşan insan böyle mi? Dil yayından karşıdakine fırlattıkları kırıcı söz oku, paramparça eder muhatabın yüreğini. Onlar dönüp bakmazlar bile. Kırdıkları kalbin çırpınışları ve yanaklardan sızan damlaları görmezlikten gelip, dönüp giderler..<br />
Bak bu hususta Hz. Ömer ne diyor:Ey Kâbe seni bin sefer yıksam yine yapabilirim. Ama kırık bir kalbi asla! İşte bu derece zor durumda olan bir kırık kalp eğer onarılırsa sen artık Halkın sevgili kullarından olduğuna inanabilirsin. Çünkü bir hadis-i şerifte şöyle diyor, Nebiler Nebisi: Gerçek mümin, elinden ve dilinden başkalarının zarar görmediği kişidir. .</p>
<p>İşte dost! Tatlı dil ve acı dil arasındaki fark, cennet ile cehennem arasındaki fark gibidir.<br />
Sen diline ister gül koy, istersen bal ve gönüllere cennet asa bir iklim ör. İstersen kor koy, başkalarını alev alev yak. Tercih senin&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/dile-gul-koymak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Efendimiz’in (SAV) Kullandiği 40 öğretme metodu</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/efendimizin-sav-kullandigi-40-ogretme-metodu/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/efendimizin-sav-kullandigi-40-ogretme-metodu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Jul 2008 11:26:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Dergâh]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Dua Ufku]]></category>
		<category><![CDATA[edep]]></category>
		<category><![CDATA[fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[İletişim]]></category>
		<category><![CDATA[ilim]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[irfan]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=330</guid>
		<description><![CDATA[Efendimiz (sas) hayatinin her karesinde anlatacagi bir hususu en uygun ve en güzel bir üslupla anlatmis ve ögretmede de ayni metodu kullanmistir. Efendimiz (sas) hayatinin her karesinde anlatacagi bir hususu en uygun ve en güzel bir üslupla anlatmis ve ögretmede de ayni metodu kullanmistir. Bütün insanliga rehber olan Efendimiz (sas)’in hayatina bakildiginda O’nun ögretim adina]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="title1">
<div class="largertext"><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/04/testi2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-37" title="kırık testi" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/04/testi2.jpg" alt="testi2 Efendimiz’in (SAV) Kullandiği 40 öğretme metodu" width="91" height="150" /></a>Efendimiz (sas) hayatinin her karesinde anlatacagi bir hususu en uygun ve en güzel bir üslupla anlatmis ve ögretmede de ayni metodu kullanmistir.<span id="more-330"></span></div>
<div id="contentText">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: small;"> Efendimiz (sas) hayatinin her karesinde anlatacagi bir hususu en uygun ve en güzel bir üslupla anlatmis ve ögretmede de ayni metodu kullanmistir. Bütün insanliga rehber olan Efendimiz (sas)’in hayatina bakildiginda O’nun ögretim adina kullandigi bazi metotlari ögrenmek, bütün insanlar için iyi bir örnek olusturacaktir. Burada Efendimiz’in kullandigi her bir metoda, onun hangi söz veya davranisinin dayanak oldugunu anlatmak yerine sadece metodu söyleyip geçmek istiyoruz:</span></span></p>
<p>1.  Efendimiz, söyledigi hakikatleri bizzat yasayarak hayatiyla göstermistir.</p>
<p>2. Dinî yükümlülükleri tedrîcî (yavas yavas, basamak basamak) bir  sistemle ögretmistir.</p>
<p>3. Ögretmede orta yolda durmaya ve insanlari  biktirmaktan uzak durmaya riayet etmistir.</p>
<p>4. Ögrenenler arasindaki  kisisel farkliliklari göz önünde bulundurmustur.</p>
<p>5. Karsilikli konusma  ve soru-cevap seklini kullanmistir.</p>
<p>6. Yanlis düsünceyi söküp atmak ve gerçek dogru bilgiyi net bir sekilde muhatabin kafasina yerlestirmek için aklî ölçüleri kullanmistir.</p>
<p>7. Muhataplarina soru yöneltmis, böylece  onlarin zeka ve bilgi seviyelerini ölçmüstür.</p>
<p>8. Mukayese ve  örneklendirme metodunu kullanmistir.</p>
<p>9. Benzetme ve halk arasinda yaygin  olarak kullanilan örnekleri kullanmistir.</p>
<p>10. Anlattigi hususu,  elinde herhangi bir sey ile yere ve topraga çizerek bizzat göstermistir.</p>
<p>11. Sözle beraber jest ve mimiklerini kullanmis ve el ile isaretlerde  bulunmustur.</p>
<p>12. Önemine binaen, halin mümkün kildigi bir nesneyi bizzat eline almis, eliyle kaldirmis ve arkasindan söyleyecegi hususu söylemistir.</p>
<p>13. Muhataplarindan bir soru gelmeden söze önce kendileri baslamistir.</p>
<p>14. Muhatabinin sorusuna eksik ve fazla olmadan cevap vermistir.</p>
<p>15. Muhatabinin sorusuna, onun ihtiyacina binaen sordugundan daha  fazlasiyla cevap vermistir.</p>
<p>16. Muhatabini, güzel bir hikmete binaen,  sordugu sorudan daha önemli bir hususa yönlendirdigi de olmustur.</p>
<p>17.  Soru soranin sordugu soruyu tekrarlamasini istemistir.</p>
<p>18. Muhatabin  aldigi cevabi tekrar etmesini istemistir. Böylece cevap unutulmayacaktir.</p>
<p>19. Bildigi bir husustan dolayi kisiyi imtihan etmistir ki bununla dogru cevap verecegi için kisiyi sena etmek, övmek istemistir.</p>
<p>20. Önünde  olan bir olaya karsi susma yolunu tercih etmistir.</p>
<p>21. Ögretme esnasinda  meydana gelebilecek imkan ve firsatlari degerlendirmistir.</p>
<p>22. Latife ve  saka yoluyla ögretmeyi tercih etmistir.</p>
<p>23. Ögrettigi hususu yeminle  tekit etmis perçinlemistir.</p>
<p>24. Ögretilen hususun önemine binaen sözü üç  kere tekrar etmistir.</p>
<p>25. Konunun önemini oturusunu ve durusunu  degistirerek ve sözü tekrar ederek göstermistir.</p>
<p>26. Cevabi geciktirerek  muhatabin sorusunu tekrar etmesini saglayarak onu uyarmistir.</p>
<p>27.  Muhatabi intibaha sevk etmek için, onu omuzundan veya elinden tutmustur.</p>
<p>28. Muhatabi tesvik için veya onu sikintiya sokacak bir durumdan dolayi,  bazi hususlarin gizli kalmasini yeglemistir.</p>
<p>29. Söyleyecegi hususun hafizalarda daha iyi yer etmesi veya ezberlenmesi için, sözü kisa ve öz bir sekilde ifade etmis, daha sonra ise ayrintilarina geçmistir.</p>
<p>30. Cevabin birkaç madde ile verilecegi durumlarda önce cevabin kaç maddeden olustugunu bildirmek için sayiyi söylemis daha sonra saymistir.</p>
<p>31. Va’z  etme, nasihat etme ve ögüt verme metodunu kullanmistir.</p>
<p>32. Insanlarin sevklerini kamçilama veya neticesi elem verici hususlardan siddetle uzaklastirma (Tergib ve terhib) metodunu kullanmistir.</p>
<p>33. Kissa ve geçmis ümmetlere  ve insanlara dair haberlerle ögretme metodunu uygulamistir.</p>
<p>34. Sorunun cevabinin muhatabi utandirma ihtimali olan hususlarda önce nazik bir hazirlik süreci hazirlamis ve soruyu öyle cevaplandirmistir.</p>
<p>35. Sorunun cevabinin muhatabi utandirma ihtimali olan hususlarda üstü kapali olarak kinaye yoluyla ve isaret ederek yetinmistir.</p>
<p>36. Kadinlara ögretmeyi ve  nasihat etmeyi de asla ihmal etmemistir.</p>
<p>37. Halin gerektirdigi durumlarda ögretme hususunda azarlayip paylamayi (ta’nif) ve kizmayi (gadab) da ihmal etmemistir. Ne var ki onun paylamasi ve kizmasi da merhamet yörüngesinde ve ümmetinin selameti için olmustur.</p>
<p>38. Talim ve tebligde, kitabeti  (yazma metodunu) da kullanmistir.</p>
<p>39. Yabanci dilleri (mesela Süryaniceyi) ögrenmesi için bazi sahabileri görevlendirmistir ki bu husus da günümüzde dünyanin dört bir tarafinda Islam’in güzelliklerini ögrenmek isteyenlere karsi yapilacak vazifenin çok önemli bir basamagini teskil etmektedir.</p>
<p>40. Bizzat kendi mübarek zatiyla talimde bulunmustur.</p>
<p>Evet, Efendimiz (sas) evrensel bir egitim-ögretim sistemi getirmis ve bütün kalbleri, bütün ruhlari, bütün akillari, bütün nefisleri ideal ufka yükseltecek bir mesaj sunmustur. Sadece O’nun getirdigi sistemdir ki hem ruhu, hem akli hem de nefsi, yükselebilecek en son noktaya ulastirmistir.<br />
Sayi:  168<br />
Bölüm: Efendimiz (sas)<br />
Muhabir: YUSUF ÖMEROGLU</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/efendimizin-sav-kullandigi-40-ogretme-metodu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yalnızlık tehlikeli midir?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/yalnizlik-tehlikeli-midir/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/yalnizlik-tehlikeli-midir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 15:22:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[ilim]]></category>
		<category><![CDATA[irfan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=177</guid>
		<description><![CDATA[Yalnızı yalnız bırakmayan biri vardır. Yalnızlığın oluşturduğu bütün boşlukları o doldurur. Önce beyne hükmeder, zihni bulandırır, hayalleri kirletir. Sonra ayaklara sözünü geçirir, ele istediğini yaptırmaya başlar. Aklıyla, ayağıyla, eliyle ve kalbiyle ele geçirdiği insanı kirli ortamlara çeker. İnsana hiç yapmadığı şeyleri yaptırır. İnsan; sigara, içki, kadın, hırsızlık gibi şeylere böyle başlar. Böylece adım atılır şer]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/06/dua2.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-176" style="float: left;" title="dua" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/06/dua2.jpg" alt="dua2 Yalnızlık tehlikeli midir?" width="148" height="175" /></a>Yalnızı yalnız bırakmayan biri vardır. Yalnızlığın oluşturduğu bütün boşlukları o doldurur. Önce beyne hükmeder, zihni bulandırır, hayalleri kirletir. Sonra ayaklara sözünü geçirir, ele istediğini yaptırmaya başlar. Aklıyla, ayağıyla, eliyle ve kalbiyle ele geçirdiği insanı kirli ortamlara çeker. İnsana hiç yapmadığı şeyleri yaptırır. İnsan; sigara, içki, kadın, hırsızlık gibi şeylere böyle başlar.<br />
Böylece adım atılır şer kapısına.<span id="more-177"></span></p>
<p>Böylece tanışılır şer ortamıyla ve “şer” peşinde koşup duranlarla.</p>
<p>“Yalnızın dostu şeytandır.” derler.</p>
<p>Evet öyledir, bir insan yalnız kalmaya görsün, şeytan birbiri ardına atar tokatlarını.</p>
<p>İnsan ardı ardına gelen saldırılarla bunalır ve şeytana teslim-i silah eder.</p>
<p>Çünkü karşısında güçlü bir düşman vardır. Beri yanda ise bu düşmanın yandaşı olan nefis&#8230;</p>
<p>Nefis ile şeytan arasında sıkışıp kalan insanın hâli çok zordur.</p>
<p>Böyle durumlarda insanın böyle bir vartayı atlatması çok zordur.</p>
<p>İki cihan serveri Peygamber Efendimiz (sas) bir hadis-i şerifte şöyle buruyor: “İnsanlar yalnızlıktaki mahzuru benim kadar bilselerdi, hiçbir atlı tek başına bir gececik olsun yola çıkmazdı.”</p>
<p>Yalnızlığın boğuculuğuna, tehlikesine böyle işaret ediyor iki cihan serveri Peygamberimiz.</p>
<p>Yalnız kalan bir insanın karşılaşacağı tehlikeye bir başka hadis-i şerifte Efendimiz (sas) şöyle işaret ediyor:</p>
<p>“Şeytan insana kanın nüfuz ettiği gibi nüfuz eder.”</p>
<p>Şeytanın bu şekilde nüfuz edeceği insan, öncelikle yalnız kalan insandır.</p>
<p>Nefsiyle baş başa kalmış olan insandır.</p>
<p>Şeytan insanın elini, dilini, belini kötüye yönlendirir.</p>
<p>Şeytan, insanı iyilikten, güzellikten uzaklaştırır.</p>
<p>“Size cemaati tavsiye ederim. Ayrılıktan sakının. Zira şeytan, tek kalanla birlikte olur. İki kişiden uzak durur.” sözleriyle şeytandan kurtulmanın yollarından birini işaret ediyor iki cihan serveri Peygamber Efendimiz (sas).</p>
<p>Evde, işyerinde, yolculukta, çarşıda yalnız kalmaktan kaçınmalı, bizi şeytandan ve nefisten koruyacak “emin” bir dost bulmalı, onunla “cemaat” olmalıyız.</p>
<p>Zaman / Ailem<br />
MUSTAFA OĞUZ<br />
Sayı: 238<br />
Bölüm: Kavramlar</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/yalnizlik-tehlikeli-midir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlim nedir, niçin öğrenilir?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/ilim-nedir-nicin-ogrenilir/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/ilim-nedir-nicin-ogrenilir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 14:05:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[ilim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=153</guid>
		<description><![CDATA[Her Müslüman’ın Allah’a karşı olan vazifelerinde, hangi ibadeti nasıl yapabileceğine yönelik ilmi öğrenmeye çalışması farzdır. Bu ilmin insanı Allah’a yaklaştırıcı olması gerekmektedir. Bu itibarla insanı Allah’tan uzaklaştıran ilim fayda değil zarar getirir. “Allah’ım fayda getirmeyen ilimden&#8230; Sana sığınırım.” hadisinden anlaşılması gereken de budur. Bir hadiste konu çok daha net bir şekilde açılıyor: “Ya âlim ol]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her Müslüman’ın Allah’a karşı olan vazifelerinde, hangi ibadeti nasıl yapabileceğine yönelik ilmi öğrenmeye çalışması farzdır. Bu ilmin insanı Allah’a yaklaştırıcı olması gerekmektedir.<br />
Bu itibarla insanı Allah’tan uzaklaştıran ilim fayda değil zarar getirir. “Allah’ım fayda getirmeyen ilimden&#8230; Sana sığınırım.” hadisinden anlaşılması gereken de budur. Bir hadiste konu çok daha net bir şekilde açılıyor: “Ya âlim ol ya da ilim öğrenmenin yolunda bulun veya ilmi dinlemeye râm ol, <span id="more-153"></span>yâhut da bunları seven ol, sakın beşincisi olma, aksi takdirde helâk olursun.” Bu arada, “Kimin ilmi artar da zühdü artmazsa, onun sadece Allah’tan uzaklaşması artmış demektir.” hadisi de bize ilim-takvâ dengesini ikaz ediyor. Eğer ilim, insanı Allah’a ibadetten alıkoyarsa, bu şeyler nafile ibadetler bile olsa o ilim bereket getirmez. Zira her öğrenilen şey ilim değil, insanın ayağının kayması için birer vesile de olabilir. Kişi eğer nelerin ilim olup olmadığını öğrenmek isterse, öğrendiklerinin kendindeki etkilerine bakarak karar verebilir. İmam Malik (ra) gerçek ilmin kalplerde huzur meydana getirecek bir özelliği olduğunu şöyle ifade etmiştir: “İlim, her öğrenilen şeyin başkalarına aktarılması ve bolca rivayet edilmesi değil; o, Allah’ın kalplere koyduğu bir nurdur.” Aklın ve ilmin değerini bir koz gibi kullanıp dinî değerleri bunlara feda eden bir anlayış ne kadar yanlışsa, müspet ilimlere uzak durup fayda getirmeyeceğini iddia etmek de o kadar yanlıştır. İlim; insanı gerçek değerlerine yükselttiği ve mutluluğa götürdüğü ölçüde faydalıdır. Kısaca, “Dinsiz ilim kör, ilimsiz din de topaldır.”</p>
<p>Müslüman’a teşvik edilen sadece “bilmek” değil uygulamaktır</p>
<p>Öğrenilen bilgi uygulanmazsa anlamı kalmıyor. Zaten bildiğiyle amel etmeyenler hakkında Cuma Sûresi 5. ayette ‘kitap yüklü merkepler’ tabiri kullanılıyor. Bu tanıma muhatap olmamak gerekiyor. Kişi bildiğinin azıyla amel etmeye başlarsa Allah’ın izniyle diğer bildiklerini de yaşamaya başlar ve ilmiyle âmil olan kişilerden olur. Aynı şekilde eğer bazı yaptığı işlerde ihlaslı davranırsa diğer yaptığı işlerde de ihlaslı olmayı Allah ona nasip edecektir.</p>
<p>Her akşam tüm aile üyelerinin “sessiz kitap okuma saati” olmalı.</p>
<p>Herkes bir kitabı takip etmeli. “Sessiz”lik bittiğinde okunanlar üzerinde görüş alışverişinde bulunulmalıdır. Çocuklar ve gençler için Efendimiz’in hayat hikayesini anlatan siyer kitapları hem rahat okunurluğu hem de sürükleyiciliğiyle tercih edilebilir.</p>
<p>Çocukları kitap okumaya ve faydalı yeni bilgiler öğrenmeye yöneltecek oyunlar oynanabilir. Bilgi yarışmaları şeklinde yapılabilir.</p>
<p>Düzgün konuşma ve güzel okuma kabiliyetini artıran etkinlikler yapılabilir. Şiir okumak, bir hadiseyi düzgünce anlatmaya çalışmak gibi&#8230;</p>
<p>Hafta sonları şehrin önemli tarihi ve dini mekanları ziyaret edilebilir. Öyle ki, ailenin tüm fertleri içinde bulunulan il konusunda bir süre sonra “uzman” olacaktır. Örneğin Manisa, Amasya, Trabzon, Bursa, Kayseri, Konya, Adana, Sivas, Erzurum, Urfa gibi illerde bulunup da görülmesi ve ziyaret edilmesi gereken yerleri görmemişsek, gitmeden önce kitaplardan araştırıp bilgilenmemişsek bu çok kötü bir kayıptır. Her yaz, hafta sonlarını pikniğe ayırmak, fotoğraf makinesini sadece “hatıra” fotoğrafları için kullanmak eksikliktir. Çevremizdeki tarihî eserleri fotoğraflayabiliriz.</p>
<p>İlmi nasıl elde ettin?</p>
<p>İmam-ı A’zam’a sormuşlar: ‘Bu ilmi nasıl elde ettin?’ Cevap vermiş: “Merkepler gibi sabır göstererek, köpekler gibi ilim adamlarına yaltaklanarak, kediler gibi tevazu göstererek, kargalar gibi sabaha kadar ilim yolunda seherleyerek&#8230;” İmam Şâfiî şöyle der: “Hocam Vekî’ye hâfızamın zayıflığı hususunu şikâyette bulundum. Bana günahları terk etmem hususunda irşadda bulundu. Ve bana dedi ki: “Bu ilim nurdur. Allah’ın nuru da Allah’a isyan eden günahkârlara ulaşmaz!”</p>
<p>İnsanlar helak oldu!</p>
<p>Peygamber Efendimiz (sas) bir hadis-i şeriflerinden şöyle buyuruyor: “İnsanlar helak oldu, içlerinden ancak alimler kurtulabildi. Alimler de helak oldu; ancak içlerinden ilmi ile amel eden kimseler kurtuldu. Ve ilmiyle amel edenler de helak oldu; ancak onların içlerinden de sadece amelini ihlasla yapanlar kurtulabildi. Bu insanlar da büyük bir tehlike üzerindedir.”</p>
<p>Evde neler yapabiliriz?</p>
<p>Anne babalar evlerini bir “TV odası” olmaktan çıkarıp, bir ilim yuvası haline getirebilirler. Bu hemen gerçekleşemeyebilir; ama gayret gösterilirse zamanla oturacak ve manevi lezzeti herkes tarafından fark edilecektir.</p>
<p><strong>Zaman/ailem<br />
MUSTAFA AYDIN<br />
Sayı: 154<br />
Bölüm: Eğitim</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/ilim-nedir-nicin-ogrenilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Efendimiz’in tembellere uyarısı</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/efendimizin-tembellere-uyarisi/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/efendimizin-tembellere-uyarisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 13:51:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Dua]]></category>
		<category><![CDATA[ilim]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[irfan]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=150</guid>
		<description><![CDATA[Ya cemaate gelirler ya da&#8230; O (sas), Kainatın Rahmet Peygamberi. O, güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderilen en merhametli peygamber. O, herkese karşı hep tatlı sözlerle hitap eden en güzel hatip&#8230; Peygamber Efendimiz (sas), hayatı boyunca hep güzellikleri anlattı insanlara. Hep müjdelemeyi yeğledi, nefret ettirme yerine. Herkese karşı çok nazik davrandı. Kendisine inanmayanlar dahi O’nun (sas)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/06/namaz2.jpg" mce_href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/06/namaz2.jpg"><img class="alignleft alignnone size-medium wp-image-151" style="float: left;" mce_style="float: left;" title="namaz" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/06/namaz2.jpg" mce_src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/06/namaz2.jpg" alt="namaz2 Efendimiz’in tembellere uyarısı" width="148" height="175" /></a>Ya cemaate gelirler ya da&#8230;<br />
O (sas), Kainatın Rahmet Peygamberi. O, güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderilen en merhametli peygamber. O, herkese karşı hep tatlı sözlerle hitap eden en güzel hatip&#8230; Peygamber Efendimiz (sas), hayatı boyunca hep güzellikleri anlattı insanlara. <img src="http://www.yoremizden.com/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" mce_src="http://www.yoremizden.com/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="trans Efendimiz’in tembellere uyarısı" class="mceWPmore mceItemNoResize" title="Daha fazla..." />Hep müjdelemeyi yeğledi, nefret ettirme yerine. Herkese karşı çok nazik davrandı. Kendisine inanmayanlar dahi O’nun (sas) tatlı diline, yumuşak sözlerine hayran oluyorlardı. Fakat O Rahmet Peygamberi (sas), hep yumuşak konuşan güzel peygamber, bir konuda çok şiddetle uyarıyordu ümmetini: Namaz ve cemaate karşı aman tembellik yapmayın. Şöyle buyuruyorlardı Efendiler Efendisi (sas), “Bir kısım tembel adamlar, ya cemaati terk etmekten vazgeçerler yahut da onların evlerini başlarına yıkacağım.” (Hadis Ans. İbrahim Canan, 16/612) Böyle sert ifadeleri başka zamanlarda müşriklere karşı dahi kullanmaktan kaçınan Yüce Peygamber’in namaza ve cemaate karşı gösterilen tembelliğe gönlü katiyyen razı olmuyordu. Çünkü bugün tembellik yapıp cemaate gitmeyen yarın (Allah korusun) namazı da ihmal edebilecektir.<br />
Bu uyarı kulağımıza küpe olurken Efendimiz’in bir de müjdesiyle devam edelim. Şöyle buyuruyorlar Kâinatın Sultanı (sas), “Kim cemaatla yatsının ilk rekatını kaçırmadan kırk gece bu şekilde yatsı namazı kılarsa, Allah (cc) bu sebeple onun için ateşten bir azadlık yazar.”</p>
<p>Sevgili dostlar, madem Peygamberimiz (sas), tembellikleri sebebiyle cemaate gitmeyenleri bu kadar sert bir ifade ile uyarıyor ve hem de yatsı namazını cemaatle kılmaya da muazzam bir müjde sunuyor, gelin bu mübarek günlerde namazlarımızı cemaatsiz kılmayalım. İki kişi bile olsak cemaati ihmal etmeyelim. Bunun yanı sıra özellikle yatsı ve sabah namazlarını da mahallemizdeki camide eda edelim. Ümit ve dua edelim ki, hem Efendimiz’in huzuruna tembel sıfatıyla çıkmayalım hem de Rabbimiz bizlere cehennemden kurtuluş yolları açsın. Haydi bırakın tembelliği ve koşun cemaate&#8230;</p>
<p><b>Zaman/Ailem<br />
SALİH YUSUFOĞLU<br />
Sayı: 196<br />
Bölüm: Bir Teklif </b></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/efendimizin-tembellere-uyarisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Söz vermeden önce inşallah demeyi unutmayın</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/soz-vermeden-once-insallah-demeyi-unutmayin/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/soz-vermeden-once-insallah-demeyi-unutmayin/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 13:47:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Dua]]></category>
		<category><![CDATA[duasi]]></category>
		<category><![CDATA[fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[ilim]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[irfan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=149</guid>
		<description><![CDATA[“Hiçbir konuda, Allah&#8217;ın dilemesine bağlamaksızın, ‘Ben yarın mutlaka şöyle şöyle yapacağım.’ deme! Ancak Allah dilerse (yapacağım de)” ayeti gereğince Müslüman yapacağı her işten önce ‘inşallah&#8217; demeyi düstur edinmeli. ‘Yarın mutlaka sana uğrarım.&#8217; ‘Bu hafta sonu Avrupa&#8217;ya gideceğim.&#8217; Müslümanlar açısından, istediğiniz kadar sıralayabileceğiniz bu cümlelerin bir eksiği var? Bu ifadeler, yapılacak işi Yaratıcı&#8217;nın dilemesine havale etmeden,]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Hiçbir konuda, Allah&#8217;ın dilemesine bağlamaksızın, ‘Ben yarın mutlaka şöyle şöyle yapacağım.’ deme! Ancak Allah dilerse (yapacağım de)” ayeti gereğince Müslüman yapacağı her işten önce ‘inşallah&#8217; demeyi düstur edinmeli. <span id="more-149"></span><br />
‘Yarın mutlaka sana uğrarım.&#8217;<br />
‘Bu hafta sonu Avrupa&#8217;ya gideceğim.&#8217;<br />
Müslümanlar açısından, istediğiniz kadar sıralayabileceğiniz bu cümlelerin bir eksiği var? Bu ifadeler, yapılacak işi Yaratıcı&#8217;nın dilemesine havale etmeden, yani başlarına ‘inşallah&#8217; (Allah dilerse) ifadesi getirilmeden söylenmiş sözler. Halbuki Rabb’imiz, kullarından bu konuya öylesine ehemmiyet vermelerini istiyor ki, bu sözün unutulması halinde ise kendisini zikretmesini ve af dilemesini istiyor inananlardan.</p>
<p>Konuyla ilgili şöyle bir rivayet vardır. Müşrikler, Peygamber Efendimiz&#8217;e (sas) Zülkarneyn ve ruh gibi konularda sorular sorar. Peygamberimiz, “inşallah” ifadesini söylemeden, “Size yarın cevap vereceğim.” buyurur. Cenab-ı Hakk, Efendimiz&#8217;e vahyi on oniki gün geciktirir. Müşrikler bu sürede üzücü konuşmalarla Efendimiz&#8217;e yüklenmeye başlayınca, &#8220;Hiçbir konuda, Allah&#8217;ın dilemesine bağlamaksızın, ‘Ben yarın mutlaka şöyle şöyle yapacağım.’ deme! Ancak Allah dilerse (yapacağım de). Bunu unuttuğun takdirde Allah&#8217;ı zikret ve, “Umarım ki Rabb’im, doğru olma yönünden beni daha isabetli davranışa muvaffak kılar.” (Kehf Sûresi 23-24) ayetleri indirilir.</p>
<p>Acz ve fakr içinde olan insanın, azim ve iradesi istediği bir şeyin meydana gelmesi için yeterli değildir. Kul, cüz&#8217;i iradesiyle, olan bitenin hepsine vakıf olamayacağı için kendini küll&#8217;i iradeye teslim etmeli. Öylesine teslim etmeli ki, yapacağı her işten, davranıştan önce ‘inşallah&#8217; demeyi düstur edinmeli. Şayet mü&#8217;min, ‘inşallah&#8217; demeyi unutsa bile, Yüce Allah (cc), kulunun kendisini tesbih ve istiğfarla anmasını, zikretmesini, yaptığı hatayı telafi yoluna gitmesini emrediyor.</p>
<p>Gelin ey dostlar, madem Rabb’imiz bize, söz vermeden, yahut bir fiili yapmadan önce ‘inşallah&#8217; demeyi emrediyor, bizler de her sözümüzün başına bu sihirli kelimeyi getirmeyi unutmayalım. Hem kendimiz yapmaya gayret edelim bu güzel özelliği hem de ailemize, dostlarımıza, arkadaşlarımıza teklif edelim.</p>
<p><strong>Zaman Ailem<br />
</strong><strong>SALİH YUSUFOĞLU</strong><strong>Sayı: 207<br />
Bölüm: Bir Teklif </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/soz-vermeden-once-insallah-demeyi-unutmayin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Methedilmeyi bekleme ve makam-mevki zararlı bir istek mi?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/methedilmeyi-bekleme-ve-makam-mevki-zararli-bir-istek-mi/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/methedilmeyi-bekleme-ve-makam-mevki-zararli-bir-istek-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 13:44:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Dergâh]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[ilim]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[irfan]]></category>
		<category><![CDATA[Kabristan]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[Şeytan]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Üstad]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=148</guid>
		<description><![CDATA[Çok tehlikeli olan şeytanî tuzaklardan biri “hubbu câh”tır. Hubb; sevgi, bağlılık, tutku demektir; câh ise, makam, mansıb, pâye, şöhret ve itibar manalarına gelmektedir. Dolayısıyla, “hubbu câh”; makam sevgisi, pâye tutkusu, şöhret düşkünlüğü, rütbe hırsı ve itibar arzusu gibi manaları çağrıştıran bir terkip olarak dilimize girmiştir ve yaygınca kullanılmaktadır. İnsanlara görünme, methedilmeyi bekleme ve halk nazarında]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çok tehlikeli olan şeytanî tuzaklardan biri “hubbu câh”tır. Hubb; sevgi, bağlılık, tutku demektir; câh ise, makam, mansıb, pâye, şöhret ve itibar manalarına gelmektedir. Dolayısıyla, “hubbu câh”; makam sevgisi, pâye tutkusu, şöhret düşkünlüğü, rütbe hırsı ve itibar arzusu gibi manaları çağrıştıran bir terkip olarak dilimize girmiştir ve yaygınca kullanılmaktadır. İnsanlara görünme, <span id="more-148"></span>methedilmeyi bekleme ve halk nazarında saygın bir kişi olmayı istemek insanın en zayıf damarı olarak gösterilmiştir.<br />
Hubbu câh çok tehlikelidir; öyle ki, bazı zayıf karakterli kimseler ondan dolayı pek çok hileye başvurur, haksızlıklar irtikap eder ve zulme girerler. Önce makam-mansıp sahibi olmak, sonra da yerlerini ve itibarlarını korumak için olmadık sebeplere tutunur, bir sürü cürümlere bulaşır ve pek çok günah işlerler. Bundan dolayıdır ki, Allah Rasûlü bir hadis-i şerifte mealen şöyle buyurmuştur: “Şöhret ve makam sevgisinin insana verdiği zarar, koyun sürüsüne saldıran bir kurdun o sürüye verdiği zarardan daha çoktur!”<br />
<strong>Zaman / Ailem<br />
Sayı: 195<br />
Bölüm: Bir Teklif </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/methedilmeyi-bekleme-ve-makam-mevki-zararli-bir-istek-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İslam&#8217;da bekâr kalmak var mı?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/islamda-bekar-kalmak-var-mi/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/islamda-bekar-kalmak-var-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 13:35:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[edep]]></category>
		<category><![CDATA[fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[ilim]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[irfan]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=147</guid>
		<description><![CDATA[Güzel dinimiz İslam’da bekârlığa yer yoktur. Eğer bir insan sosyal ve ekonomik şartlarını yerine getirmişse, dinen kabul edilecek sağlık vb. gibi meşru bir mazereti de yoksa evlenmemezlik yapamaz. Kişi eğer fakirse, onun evlenmesine yardım etmek de zengin olan Müslümanların üzerine görevdir. Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Aranızdaki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden elverişli olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Güzel  dinimiz İslam’da bekârlığa yer yoktur. Eğer bir insan sosyal ve ekonomik  şartlarını yerine getirmişse, dinen kabul edilecek sağlık vb. gibi meşru bir  mazereti de yoksa evlenmemezlik yapamaz. Kişi eğer fakirse, onun evlenmesine  yardım etmek de zengin olan Müslümanların üzerine görevdir. <span id="more-147"></span>Rabbimiz şöyle  buyuruyor: “Aranızdaki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden elverişli  olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfu ile onları  zenginleştirir. Allah, (lütfu) geniş olan ve (her şeyi) bilendir.” (Nur Suresi:  32)</p>
<p>Bir kimse, mihir ödeme gücüne, ailesini geçindirecek kadar nafaka temin  imkanına sahipse ve “zinaya düşme ve haram işleme tehlikesi karşısında bulunuyor  da oruç da tutamıyorsa” dinen evlenmesi farzdır. Çünkü insanın iffetini koruması  ve nefsini haramdan sakınması gereklidir. Yani harama düşmemek için evlenmek  esastır ve haramla yüz yüze gelen birinin başvuracağı tek çare evlenmek  olmalıdır. Gayr-ı tabii yollarla evlilik müessesesiyle savaş, yaratılış hadisesi  ile savaştır ve böyle bir savaşa kalkışanın yenik düşmesi de kaçınılmazdır.</p>
<p><strong>Zaman / Ailem<br />
Kısa Kısa/250</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/islamda-bekar-kalmak-var-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

