Tag Archives: ilim
İslâm Dininin ilme verdiği önem
Yüce dinimiz İslam, sevgili peygamberimize vahyin gelişinden beri ilme büyük önem vermiştir. İlk ayet peygamberimize insanı yaratan ve bilmediklerini kalemle yazmayı öğreten Rabbinin adıyla okumaya davet ederek indi. Hem Kuran’ı Kerim de Hz. Muhammed (s.a.v.) Müslümanları doğrudan doğruya düşünmeye ve ilim öğrenmeye teşvik ediyor. “Oku!”, “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?1”, “Bilhem mediğiniz bir konuda bir bilene sorun2” mealindeki ayetler ilim ve düşünceye teşvik eden yüzlerce ayetten sadece bir kaçıdır.
Osmanlıda Eğitim Sistemi ve Maziye Bakış
I- Konunun Takdimi
Mevzuya girmeden önce üç hakikati hatırlatmak istiyorum:
Birincisi, her asır insanlarının, kendi zamanlarında meydana gelen fenalıkların sebeplerini geçmişlerine isnâd ederek suçsuzluklarını isbata kalkışmaları maalesef alışılmış bir durumdur. Halbuki tenkit edilenlerin bizim dedelerimiz olduğu, birgün bizim de dedeler makamına gelip tenkit edileceğimiz asla unutulmamalıdır.
Dile Gül Koymak
Konuşmasından anlaşılır insan -Güzel konuşmasından
Kalpten kalbe yol vardır derler.Bunu biraz daha değiştirerek söylersek:
Dilden kalbe yol vardır
Gönlü yumuşak insanların konuşmaları da yumuşak ve ılımlıdır. Onlar asla kalp kırmaz. Çünkü bir mihenk vardır gönülde; sözünü önce ölçer biçer sonra muhatabına sunar.
Yalnızlık tehlikeli midir?
Yalnızı yalnız bırakmayan biri vardır. Yalnızlığın oluşturduğu bütün boşlukları o doldurur. Önce beyne hükmeder, zihni bulandırır, hayalleri kirletir. Sonra ayaklara sözünü geçirir, ele istediğini yaptırmaya başlar. Aklıyla, ayağıyla, eliyle ve kalbiyle ele geçirdiği insanı kirli ortamlara çeker. İnsana hiç yapmadığı şeyleri yaptırır. İnsan; sigara, içki, kadın, hırsızlık gibi şeylere böyle başlar.
Böylece adım atılır şer kapısına.
İlim nedir, niçin öğrenilir?
Her Müslüman’ın Allah’a karşı olan vazifelerinde, hangi ibadeti nasıl yapabileceğine yönelik ilmi öğrenmeye çalışması farzdır. Bu ilmin insanı Allah’a yaklaştırıcı olması gerekmektedir.
Bu itibarla insanı Allah’tan uzaklaştıran ilim fayda değil zarar getirir. “Allah’ım fayda getirmeyen ilimden… Sana sığınırım.” hadisinden anlaşılması gereken de budur. Bir hadiste konu çok daha net bir şekilde açılıyor: “Ya âlim ol ya da ilim öğrenmenin yolunda bulun veya ilmi dinlemeye râm ol,
Efendimiz’in tembellere uyarısı
Ya cemaate gelirler ya da…
O (sas), Kainatın Rahmet Peygamberi. O, güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderilen en merhametli peygamber. O, herkese karşı hep tatlı sözlerle hitap eden en güzel hatip… Peygamber Efendimiz (sas), hayatı boyunca hep güzellikleri anlattı insanlara.
Hep müjdelemeyi yeğledi, nefret ettirme yerine. Herkese karşı çok nazik davrandı. Kendisine inanmayanlar dahi O’nun (sas) tatlı diline, yumuşak sözlerine hayran oluyorlardı. Fakat O Rahmet Peygamberi (sas), hep yumuşak konuşan güzel peygamber, bir konuda çok şiddetle uyarıyordu ümmetini: Namaz ve cemaate karşı aman tembellik yapmayın. Şöyle buyuruyorlardı Efendiler Efendisi (sas), “Bir kısım tembel adamlar, ya cemaati terk etmekten vazgeçerler yahut da onların evlerini başlarına yıkacağım.” (Hadis Ans. İbrahim Canan, 16/612) Böyle sert ifadeleri başka zamanlarda müşriklere karşı dahi kullanmaktan kaçınan Yüce Peygamber’in namaza ve cemaate karşı gösterilen tembelliğe gönlü katiyyen razı olmuyordu. Çünkü bugün tembellik yapıp cemaate gitmeyen yarın (Allah korusun) namazı da ihmal edebilecektir.
Bu uyarı kulağımıza küpe olurken Efendimiz’in bir de müjdesiyle devam edelim. Şöyle buyuruyorlar Kâinatın Sultanı (sas), “Kim cemaatla yatsının ilk rekatını kaçırmadan kırk gece bu şekilde yatsı namazı kılarsa, Allah (cc) bu sebeple onun için ateşten bir azadlık yazar.”
Sevgili dostlar, madem Peygamberimiz (sas), tembellikleri sebebiyle cemaate gitmeyenleri bu kadar sert bir ifade ile uyarıyor ve hem de yatsı namazını cemaatle kılmaya da muazzam bir müjde sunuyor, gelin bu mübarek günlerde namazlarımızı cemaatsiz kılmayalım. İki kişi bile olsak cemaati ihmal etmeyelim. Bunun yanı sıra özellikle yatsı ve sabah namazlarını da mahallemizdeki camide eda edelim. Ümit ve dua edelim ki, hem Efendimiz’in huzuruna tembel sıfatıyla çıkmayalım hem de Rabbimiz bizlere cehennemden kurtuluş yolları açsın. Haydi bırakın tembelliği ve koşun cemaate…
Zaman/Ailem
SALİH YUSUFOĞLU
Sayı: 196
Bölüm: Bir Teklif
Söz vermeden önce inşallah demeyi unutmayın
“Hiçbir konuda, Allah’ın dilemesine bağlamaksızın, ‘Ben yarın mutlaka şöyle şöyle yapacağım.’ deme! Ancak Allah dilerse (yapacağım de)” ayeti gereğince Müslüman yapacağı her işten önce ‘inşallah’ demeyi düstur edinmeli.
Methedilmeyi bekleme ve makam-mevki zararlı bir istek mi?
Çok tehlikeli olan şeytanî tuzaklardan biri “hubbu câh”tır. Hubb; sevgi, bağlılık, tutku demektir; câh ise, makam, mansıb, pâye, şöhret ve itibar manalarına gelmektedir. Dolayısıyla, “hubbu câh”; makam sevgisi, pâye tutkusu, şöhret düşkünlüğü, rütbe hırsı ve itibar arzusu gibi manaları çağrıştıran bir terkip olarak dilimize girmiştir ve yaygınca kullanılmaktadır. İnsanlara görünme,
İslam’da bekâr kalmak var mı?
Güzel dinimiz İslam’da bekârlığa yer yoktur. Eğer bir insan sosyal ve ekonomik şartlarını yerine getirmişse, dinen kabul edilecek sağlık vb. gibi meşru bir mazereti de yoksa evlenmemezlik yapamaz. Kişi eğer fakirse, onun evlenmesine yardım etmek de zengin olan Müslümanların üzerine görevdir.
Edep Yâ Hû!
Edep tâbiri değişik vesilelerle günlük hayatımızda varlığını gösterir. Hatırımıza gelen bazı tabirleri zikredersek, mesela, bizde ahlâkî duruşuyla saygı uyandıran kişilere müeddep, İlâhî kudretin ve içtimâi (sosyal) âdetlerin farkına varmadan yaşayan kişilere edepsiz, güzel davranışa sevk etme hâline te’dip, ince ve zarif sözlü kimseye edip ve bu lisanî güzelliklerin ilmi sahadaki adına edebiyat denilmesi, bizdeki edebe verilen ehemmiyetin hemencecik aklımıza gelen numunelerindendir. Ayrıca edep kaidelerinin geneline adap, cemiyet hayatımızda dikkat edilmesi gereken görgü kurallarının adab-ı muaşeret şeklinde isimlendirilmesi, edep kelimesinin hayatımızdaki yerini gösteren örneklerdendir.
Yusuf’un Üç Gömleği
Yûsufun Birinci Gömleği (*)
Bizzat kıssayı anlatanının ifadesiyle “kıssaların en güzeli” Yûsuf Sûresi, sükûneti içinde heyecan verici olayları vermesiyle, pürüzsüz anlatımının ardında şaşırtıcı kırılmaları aktarmasıyla sayısız ibreti içinde saklayan bir kuyu gibi duruyor basiretimizin önünde.
Kuyu dibinde kıskançlık belasını, kadın karşısında şehvet fırtınasını,














