<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Taka &#187; ibadet</title>
	<atom:link href="http://www.yoremizden.com/tag/ibadet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yoremizden.com</link>
	<description>Karadeniz ve Trabzon kültürünü yaşatma ve sevdirme sitesi...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 10:21:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	
		<item>
		<title>İbadetten Haz Alamamak</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/ibadetten-haz-alamamak/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/ibadetten-haz-alamamak/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Apr 2009 22:05:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Enbiya YILDIRIM]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[ibadetten haz alamamak]]></category>
		<category><![CDATA[ibadetten haz almak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=2846</guid>
		<description><![CDATA[Namaz ve diğer ibadetler insanın ruhu için mükemmel gıdalardır. Ancak insan bunlara yönelik arzusunu ve kalbinin hazır oluşunu bir kez kaybettiğinde, artık söz konusu ibadetleri şeklen ifa etmenin ötesine geçmekte çok zorlanır. Kılar ama kendisi de ne kıldığından haberdar değildir. Enbiya YILDIRIM • Semerkand Dergisi 123. Sayı / KAPAKTAKİLER Hemen hemen hepimizin şikayetidir, ibadetlerden lezzet]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="entry"><span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_icerikLb"><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/12/namaz1gy31.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2085" title="namaz1gy3" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/12/namaz1gy31-203x300.jpg" alt="namaz1gy31 203x300 İbadetten Haz Alamamak" width="203" height="300" /></a>Namaz ve diğer ibadetler insanın ruhu için mükemmel gıdalardır. Ancak insan bunlara yönelik arzusunu ve kalbinin hazır oluşunu bir kez kaybettiğinde, artık söz konusu ibadetleri şeklen ifa etmenin ötesine geçmekte çok zorlanır. Kılar ama kendisi de ne kıldığından haberdar değildir.</span></p>
<div class="entry"><span style="font-size: x-small;"><span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_YazarLb">Enbiya YILDIRIM</span> • Semerkand Dergisi <span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_SayiLb">123</span>. Sayı / <span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_BolumLb">KAPAKTAKİLER</span></span></div>
</div>
<p>Hemen hemen hepimizin şikayetidir, ibadetlerden lezzet alamamak. “Ben namazlarımı adabına uygun şekilde kılmaya gayret ediyorum ancak bir türlü dünyadan kendimi koparamıyorum.” diyenimiz çoktur. “Niyet ediyorum, ilk rekâtta olsun kendimi dünyadan tamamen koparacağım, aklıma dünyalık bir şey getirmeyeceğim.” diyoruz. Ancak daha rükûya gitmeden her türlü dünyevî meşgale üstümüze üstümüze geliyor. Bir de bakmışız ki, borçlarımız, çocuklarımızın okul durumu veya bir başka sorunumuz bizi namazdan koparmış. Şeklen namazdayızdır ancak ruhen şahsi işlerimizi halletmekle meşgulüzdür. Bazen öyle olur ki, birinci rekâtta okuduğumuzu ikinci rekâtta hatırlamayız. <span id="more-2846"></span></p>
<p>Velhasıl, namaz içinde namazdan kopuşumuz her zamanki durumumuzdur. Her şeyi otomatiğe bağlamışızdır. Yatarız kalkarız, dışarıdan bakılınca gayet güzel bir şekilde şartlarını yerine getiririz, rükûsunda secdesinde hiçbir şeyinde yanılmayız. Ne rekât sayısında, ne teşehhüdünde, ne de başka bir şeyinde hata etmeyiz. Tüm erkânı düzgün şekilde yerine getiririz.</p>
<p>Fakat bu durum bir yanılma değildir. Zira namazlarda yanılma, namazın hakkını gerçekten verenler için söz konusudur. İnsan huşu ile namazı kılarken bir an dalgınlığa düşecek olsa, ne yaptığını şaşırır, bocalar. Ama gönlü her zaman başka yerlerde gezinerek kılan için böyle bir durum söz konusu olmaz. Gerçi böylesi insan bile, bazen olur namazdan öylesine fazla uzaklaşır ki, namazın şeklî edasında şaşırıverir.</p>
<p><strong>Kalben huzura ermeden</strong></p>
<p>Bu acı durum elbette sadece namaza has bir durum değildir. İnsan Allah’ın emrine uyarak bütün gün aç kalır, oruç tutar. Ancak yaptığı sadece boğazından aşağı bir şey salmamasıdır. Başkalarının gıybetini yapmaktan kaçınmak, insanlarla didişmekten uzak kalmak, haramlardan korunmak nedense başarabildiği işler değildir. Hacca gider, dünyanın her tarafından gelen mümin kardeşlerine katlanamaz, gözü eksikliklere takılıp kalır, etrafındakilerle uğraşır. Görünürde haccı yerine getirir ama sevap dağarcığına fazla bir şey koyamadan, hem de tamamen şikayetçi bir duruma bürünerek geri döner.</p>
<p>Bu durum şuna benzer: İnsanın önüne son derece lezzetli yemekler konur. Ama bir kere ağzının tadı kaçmıştır. Yemekler ne kadar güzel olursa olsun, kendisini zorlayarak yese bile tatlarını alamaz. Sadece karnını doyurmakla kalır. Namaz ve diğer ibadetler de insanın ruhu için mükemmel gıdalardır. Ancak insan bunlara yönelik arzusunu ve kalbinin hazır oluşunu bir kez kaybettiğinde, artık söz konusu ibadetleri şeklen ifa etmenin ötesine geçmekte çok zorlanır. Kılar ama kendisi de ne kıldığından haberdar değildir. İbadetin ifası, kalbi razı gelmese bile, baştan savılan bir borç konumuna düşer. Adeta, ödeyeyim de kurtulayım demeye getirir.</p>
<p>Allah Tealâ Kur’an’ında güzel müminlerin hasletlerini sayarken, onların ibadetleri yerine getirdiklerine özellikle vurgu yapar. Kitabında bahsetmiş olduğu müslüman, başta namaz olmak üzere hayatı ibadetlerle iç içe geçmiş kişidir. Bu nedenle Allah’ın nazarında, ibadetsiz iyi bir müslüman söz konusu olamaz. Öyle ki, namazı bırakanların nefslerinin peşine takıldıklarından, doğru yoldan saptıklarından ve ileride bunun cezasını çekeceklerinden bahsedilir. (Meryem, 59)</p>
<p><strong>İbadeti hakkıyla yerine getirmek</strong></p>
<p>Kur’an, ibadetlerin yerine getirilmesine çok önem vermek yanında, bir hususun daha üzerinde önemle durur: O da ibadetlerin Allah’ın arzuladığı şekilde ifa edilmesidir. Bu ayetlere göre, şekil olarak ibadeti yerine getirmek elbette önemlidir. Ancak daha mühim olan husus, ibadet esnasında kalbin Allah ile bağlantı halinde olmasıdır. Bu nedenle, üşenerek kılınan namazların münafıkların ibadeti olduğu belirtilir. (Nisâ, 142)</p>
<p>Kulun ne yaptığını ve kimin huzurunda durduğunu bilerek ibadetini yerine getirmesi beklenir. Nitekim, kurtuluşa eren müminlerden bahseden Mü’minûn suresindeki ikinci ayette, söz konusu müslümanların bir özelliği olarak “Onlar namazda huşu içindedirler.” buyrulur. Devamındaki ayetlerde kurtuluşa eren bu müslümanların boş ve yararsız sözlerden uzak durdukları, zekâtlarını verip iffetlerini korudukları belirtilir.</p>
<p>Demek oluyor ki, müslümanın kurtuluşa erebilmesi için namazını veya bir başka ibadetini eda etmesi yeterli olmamaktadır. Bunun yanında, ibadetinde kendisini rabbine vermesi gerekmektedir.</p>
<p>Bir diğer ayette ise namazı kılmalarına rağmen en önemli hususa riayet etmeyenler çok ağır biçimde kınanır: “Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar.” (Mâûn 4-5). Bu ayetlere baktığımızda, kulun ibadetini şeklen yerine getirmekle yetinmesinden Allah Teâlâ’nın kesinlikle hoşnut olmadığını anlıyoruz. O, namazın hakkının verilmesini, içinin doldurulmasını istemektedir. Zira içi doldurulan ibadet, kulu Allah’ın istediği çizgi üzerinde tutacaktır.</p>
<p>Nitekim bir başka ayette, namazın insanı hayâsızlıktan ve kötülükten koruyacağından bahsedilmektedir. (Ankebût 45). Hiç şüphe yok ki, bu namaz, huşu ile kılınan namazdır. Yoksa insan beş vakit kılmasına rağmen hayatında bir değişiklik olmuyorsa, kıldığı namazda bir sorun var demektir. Çünkü Allah istemesine rağmen huşu ile onun divanında huzura durmamıştır. (Bakara 238)</p>
<p>Bu büyük eksiklikten dolayıdır ki, Hz. Peygamber s.a.v., namazı şeklen kılan ve kendisini ibadetine vermeyen bazı kimselere namazlarını iade ettirmiştir. (Buharî, 715) Namazında sakalıyla oynayıp duran kişi hakkında da “Kalbi huşu içinde olsaydı, azaları da huşu içinde olurdu.” buyurmuştur. (Kenzu’l-Ummâl, VIII/197)</p>
<p>Başka bir hadislerinde ise insanın sevabının huşusuna göre değişeceğini belirtmiştir: “Kişi namazını kılar. Namazından sonra ona namazının onda biri, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri en nihayet tamamı sevap olarak<br />
yazılır.” (Beyhakî, 2/281)</p>
<p>Görünen o ki, pek çok insan namaz ibadetinin hakkını verememektedir. Allah Teâlâ’nın, keza Rasulullah’ın aynı hususa vurgu yapması bu gerçeği ifade etmektedir. Nitekim sahabeden Ubâde b. Sâmit r.a. da insanlardan kaldırılacak ilk şeyin huşu olacağını, kişi bir mescide girdiğinde huşulu namaz kılan birini neredeyse bulamayacağını söyler. (Tirmizî, İlim, 5)</p>
<p><strong>Takva hali üzere olmak</strong></p>
<p>Burada aklımıza şu sorular gelebilir: “Başta namaz olmak üzere, insanın büyük bir haz alarak ibadetlerini yerine getirmesi, yaratıcıyla irtibatını koparmadan eda etmesi çok mu zordur? Allah Tealâ bizlerden kaldırmakta zorlanacağımız bir şey mi istemektedir?”</p>
<p>Her iki sorunun cevabı da hayır’dır. Ancak ibadetin şeklen eda edilmesinin ötesinde, harcanması gereken bir çaba vardır. Çoğumuzun ihmal ettiği de budur. Söz konusu çaba sarf edilmediği içindir ki, Allah Tealâ buna vurgu yapmakta, yerine getirilmesindeki gevşekliğe dikkat çekmekte, hakkıyla yerine getirenleri de övmektedir.<br />
Söz konusu çabanın ne olduğuna gelince: Bu husus Kur’an’da ve Hz. Peygamber s.a.v.’in hadislerindedir. Her ikisi de, ibadetlerin alt yapısı olarak iki önemli noktaya dikkat çekerler:</p>
<p>Birincisi, gün içerisinde insanlarla olan ilişkilerde ahlâkî kurallara riayet etmek, düzgün bir yaşantı sergilemeye çabalamak, kalp kırmamak, ahlâken doğru bir kişi olmaya çabalamak. Dolayısıyla insan toplum içerisinde -ki buna ailesi de dahildir- ömrünü geçirirken, Allah Rasulü’nün güzel ahlâkını kendi yaşantısına hakim kılmaya çalışmalıdır. Ancak bunu yaparken diğer bir hususu da asla ihmal etmemelidir: O da Allah ile olan bağını sürekli diri tutmaya çalışmasıdır.</p>
<p>Zira Allah ile olan irtibatı, onun tüm hareket ve düşüncelerini güzel yönde tutmaya yardımcı olur. Bütün yaşantısı hayır yönünde gerçekleşir. Kalbi Allah sevgisiyle dolu olduğundan, her şeyde onun rızasını gözetir. Korktuğundan değil, yaratanını sevdiğinden, öyle yapılması gerektiğinden dolayı Allah’ın istediği bir şekilde ömür sürmeye çabalar. Yemesinde, içmesinde, elbisesini giymesinde çıkarmasında, yolda yürümesinde, otobüse binmesinde, alışverişinde, hastalanmasında, neşesinde velhasıl her şeyinde, kalbinde ve dilinde her zaman Allah vardır. Onu her zaman yanında hisseder ve asla unutmaz.</p>
<p>Bu iki hususa dikkat eden yani ahlâken güzel bir insanlık sergileyen ve gün içinde Allah ile bağını koparmayan insanın namazlarında Allah’tan uzaklaşması düşünülemez. Zira o, Allah sevgisini ve onunla olan gönül bağını hayatının her dilimine hakim kılmıştır. Böyle bir insanın hem de namazda Allah’tan ayrı düşmesi söz konusu olabilir mi? O, bizatihi ibadet olmayan gündelik yaşantısında Allah ile hemhal olmuşken, nasıl olur da ibadetin bizzat kendisi olan namazda Allah’tan uzaklaşır!?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/ibadetten-haz-alamamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rabbim Görün Bana Bakayım Sana</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/rabbim-gorun-bana-bakayim-sana/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/rabbim-gorun-bana-bakayim-sana/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Jul 2008 13:46:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Dua Ufku]]></category>
		<category><![CDATA[edep]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[hakk]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Melek]]></category>
		<category><![CDATA[Mümin]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Zikir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=363</guid>
		<description><![CDATA[A&#8217;raf Sûresi&#8217;nin 143. ayeti, Hz. Musa&#8217;nın (aleyhisselam), farklı bir buudda buluşma yerine gelip Rabb&#8217;inin kelamına muhatap olduktan sonra, Cenab-ı Hakk&#8217;tan taleb-i rüyetini (Cenab-ı Hakk&#8217;ı görmek istemesini) anlatmaktadır. Evet o, bu ayette Rabb-i Kerim&#8217;ine, &#8220;Rabbim, görün bana, bakayım Sana!&#8221; yani Rabb&#8217;im tecelli buyur, nurdan hicabını kaldır, vuslatına vâsıl olup göreyim Seni! demiştir. Kelamcılar arasında bu meselenin]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/ay2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-366" title="ay" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/ay2.jpg" alt="ay2 Rabbim Görün Bana Bakayım Sana" width="150" height="112" /></a>A&#8217;raf Sûresi&#8217;nin 143. ayeti, Hz. Musa&#8217;nın (aleyhisselam), farklı bir buudda buluşma yerine gelip Rabb&#8217;inin kelamına muhatap olduktan sonra, Cenab-ı Hakk&#8217;tan taleb-i rüyetini (Cenab-ı Hakk&#8217;ı görmek istemesini) anlatmaktadır.<span id="more-363"></span></p>
<p>Evet o, bu ayette Rabb-i Kerim&#8217;ine, &#8220;Rabbim, görün bana, bakayım Sana!&#8221; yani Rabb&#8217;im tecelli buyur, nurdan hicabını kaldır, vuslatına vâsıl olup göreyim Seni! demiştir. Kelamcılar arasında bu meselenin değişik yönleriyle bir hayli ve oldukça uzun boylu münakaşası yapılır. Meselenin bir yönünü, &#8220;Cenab-ı Hakk&#8217;ın görülüp görülmeyeceği&#8221;, diğer yönünü de, &#8220;Cenab-ı Hakk&#8217;ın görülmesi mümkünse, dünyada herkes bunu görebilir mi?&#8221; hususu teşkil eder. Şayet O&#8217;nun görülmesi dünyada mümkün değilse, Hz. Musa&#8217;nın isteği ne manaya gelir?<br />
Önce kısaca bir fikir vermek için dolaylı yoldan soruyla alakalı bazı hususları arz etmek istiyorum. Ehl-i Sünnet, Cenab-ı Hakk&#8217;ın rü&#8217;yetinin mümkün olduğunda icma halindedirler. Allah (celle celâluhu) görülür ama bu, bizim sair eşyayı görmemiz gibi değildir. Biz, gördüğümüz şeyleri güneşin ziyası altında, göz yardımıyla görürüz. Bunun için de gözün tümsekliği, yaratılış keyfiyeti, göz-ışık münasebeti gibi şartlar lazımdır. Allah mesafeden, ziya ile görünmekten münezzeh olduğu gibi, görünmek, bilinmek için ışığa ihtiyaç duymadan da münezzehtir. Allah, gözlerimizi bu dünyada Zât&#8217;ını görebilecek mahiyette yaratmamıştır. Allah görülür, ama nasıl? Kalble mi? Basarla mı? Basiretle mi? Ya da O, başka bir göz lütfeder de onunla mı görülür? Bunları bilemeyiz; bilemez ve keyfiyet mevzuunda hiçbir şey söyleyemeyiz.</p>
<p>Akaid kitaplarında &#8220;Cennette müminler, keyfiyetsiz, kemmiyetsiz, riyazî ve hendesi ölçüler içine girmeyecek şekilde Rabb-i Kerimlerini görürler.&#8221; deniliyor. Esasen O&#8217;nu görme mevzuu darb-ı meselle dahi anlatılamaz. Çünkü görülmek istenen Zât-ı Bâri&#8217;dir; şuunatı, tecellisi ve esmâsının cilveleri değil. Burada verâların verâsında, hicabı Nur olan Cenab-ı Hakk&#8217;ın Zât&#8217;ının görülmesi söz konusudur. Sahih, hatta mütevatir derecesine varan hadis-i şeriflerinde Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), ahirette Cenab-ı Hakk&#8217;ın görüleceği hususunu teyit etmektedir: Cerir b. Abdullah&#8217;ın (radıyallahu anh) anlattığına göre, &#8220;Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir dolunay gecesi aya baktı ve: &#8220;Siz şu ayı gördüğünüz gibi Rabbinizi de böyle perdesiz göreceksiniz ve O&#8217;nu görmede bir sıkışıklık da yaşamayacaksınız (herkes rahatça görecek)&#8230;&#8221; buyurdular. (Buhari, Tevhid, 24; Müslim, Mesâcid, 211)</p>
<p>Allah&#8217;ı görmek O&#8217;nu bilmek ile orantılıdır<br />
Ehl-i sünnet âlimleri, dünyada muktedir olamasalar da insanların ahirette Allah&#8217;ı görebileceğini söylerler. Onlara göre, &#8220;Gözler O&#8217;nu idrak edemez, fakat O, bütün gözerli idrak eder&#8221; mealindeki En&#8217;am Sûresi 103. ayetinin nefyettiği şey ihata meselesidir. Evet, Allah ihata edilmez. İhata, bir meseleyi olduğu gibi kavramadır. Kavrama ise, meseleyi kemmi ve keyfi ölçüler içine sokar. Sınırlı bir insanın ihata edebildiği şeyin de sınırlı olması icap eder. Bir insanın, Hâlık-ı kâinat gibi nâmütenahî (sınırsız) olması lazım ki O nâmütenâhiyi idrak edebilsin. Hâlbuki bu, katiyen mümkün değildir. Daha doğrusu Allah, imkân âlemi içinde böyle sınırsız bir varlık yaratmamıştır.</p>
<p>Öyleyse insan Allah&#8217;ı görür ama ihata ve idrak edip kavrayamaz. Zannediyorum bunu böyle anlamak en uygunudur ve ehl-i sünnet de böyle anlamıştır. Evet, cennette müminler, her hafta, Cenab-ı Hakk&#8217;ın cemâl-i bâkemâlini kendi mirât-ı ruhlarına göre müşahede edecekler. Herkes O&#8217;na karşı ne çapta bir ayna tevcih etmişse, O da o kadar tecelli ile onu şereflendirecektir. Yani herkes O&#8217;nu kendi mirât-ı ruhuna göre görecektir. Bunun manası, Allah cennette görülecek demek değil; görenler cennette bulunacak ve görecekler demektir.<br />
Mü&#8217;minler cennette Cenâb-ı Hakk&#8217;ı müşahede edeceklerdir. Elbette bu görme, Cenâb-ı Hakk&#8217;a bir mekan izafesi manâsına gelmez. Çünkü, mü&#8217;minler, cennette Cenâb-ı Hakk&#8217;ı göreceklerdir demek, Cenâb-ı Hakk, mekân itibariyle cennette olacak demek değildir. O, zaman ve mekân kayıtlarından mukaddestir, yücedir.</p>
<p>İşte bu görme, her mü&#8217;min için marifeti nispetinde olacaktır. Kim Cenâb-ı Hakk&#8217;ı ne kadar biliyorsa, marifet-i İlâhî&#8217;de ne kadar derinleşmişse, gözünden açılan perde de o nispette olacaktır. Onun içindir ki, bir nebi, bir veli ve sıradan diğer bir insanın orada müşahedeleri farklı farklı olacaktır. Bu sebeple Allah bilgisi çok önemlidir. Bu bilginin mutlaka marifet eksenli temrinlerle, ibadetlerle takviye edilmesi gerekir. 0 Mesihî rûhun bir başka yanı da, onda kozalite&#8217;nin, yani sebep-netice münasebetinin aşılmış olmasıdır. Tefekkür, marifete ayrı derinlik kazandırır ibadet onu insanın tabiatı hâline getirir. Kim dünyada ne kadar derinleşmişse cennetten de, Cemalullah&#8217;ı müşahededen de o derece zevk ve lezzet duyar.</p>
<p>F. Gülen , Zaman</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/rabbim-gorun-bana-bakayim-sana/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ağaçların Duası</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/agaclarin-duasi/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/agaclarin-duasi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Jul 2008 13:21:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Dua Ufku]]></category>
		<category><![CDATA[edep]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[hakk]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Melek]]></category>
		<category><![CDATA[Mümin]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Zikir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=361</guid>
		<description><![CDATA[Ağaçlar konuşur mu? sorusuna ne cevap verirdiniz? Sizi bilemeyiz ama Amerikan Tarım Bakanlığı yaptığı araştırmalara dayanarak ağaçların da konuştuğunu ileri sürüyor. Ve bu konuşma, her hayat sahibinin sonu gelmeyen ihtiyaçları karşısında sonsuz bir kudrete yönelmesi ve ona kendi lisanıyla yalvarmasından farksız görünüyor&#8230; Tarım bakanlığı yetkilileri, çınar, meşe, ladin, çam, ve kayın ağaçları üzerinde yaptıkları incelemelerde,]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/hirkasozveayna2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-368" title="hirkasozveayna" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/hirkasozveayna2.jpg" alt="hirkasozveayna2 Ağaçların Duası" width="150" height="150" /></a>Ağaçlar konuşur mu? sorusuna ne cevap verirdiniz?<br />
Sizi bilemeyiz ama Amerikan Tarım Bakanlığı yaptığı araştırmalara dayanarak ağaçların da konuştuğunu ileri sürüyor. Ve bu konuşma, her hayat sahibinin sonu gelmeyen ihtiyaçları karşısında sonsuz bir kudrete yönelmesi ve ona kendi lisanıyla yalvarmasından farksız görünüyor&#8230;<span id="more-361"></span></p>
<p>Tarım bakanlığı yetkilileri, çınar, meşe, ladin, çam, ve kayın ağaçları üzerinde yaptıkları incelemelerde, bu seslerin 50 ile 500 kilohertz frekanslar arasında değiştiğini ve  özellikle yaz mevsiminin kavurucu sıcaklarında bunların bir yalvarışa dönüştüğünü ifade ediyor.</p>
<p>Acaba ağaçlardan çıkan bu sesler, onların çaresizlik diliyle ettikleri bir tür dua mıdır?</p>
<p>Ve bu sesleniş, bütün mahlukatın yardımına aynı anda koşan, onları gören, duyan ve en gizli ihtiyaçlarını yerine getiren sonsuz bir kudrete yöneliş midir?</p>
<p>Bu konuda da KURAN&#8217;A kulak verelim:</p>
<p>&#8220;GÖKLERDE VE YERDE OLANLARIN HAMD VE SENASI O&#8217;NA MAHSUSTUR&#8230;<br />
(RUM SURESİ-AYET: 18)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/agaclarin-duasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dile Gül Koymak</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/dile-gul-koymak/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/dile-gul-koymak/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Jul 2008 13:07:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[edep]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[İletişim]]></category>
		<category><![CDATA[ilim]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[irfan]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=358</guid>
		<description><![CDATA[Konuşmasından anlaşılır insan -Güzel konuşmasından Kalpten kalbe yol vardır derler.Bunu biraz daha değiştirerek söylersek: Dilden kalbe yol vardır Gönlü yumuşak insanların konuşmaları da yumuşak ve ılımlıdır. Onlar asla kalp kırmaz. Çünkü bir mihenk vardır gönülde; sözünü önce ölçer biçer sonra muhatabına sunar. Katı kalpli insanlar ise, bu mihengi yitirmiştir. Gönül kayalıklarında paramparça olmuştur mihenkleri. Olur]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/gul2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-371" title="gul" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/gul-150x150.jpg" alt="gul 150x150 Dile Gül Koymak" width="150" height="150" /></a>Konuşmasından anlaşılır insan -Güzel konuşmasından<br />
Kalpten kalbe yol vardır derler.Bunu biraz daha değiştirerek söylersek:<br />
Dilden kalbe yol vardır<br />
Gönlü yumuşak insanların konuşmaları da yumuşak ve ılımlıdır. Onlar asla kalp kırmaz. Çünkü bir mihenk vardır gönülde; sözünü önce ölçer biçer sonra muhatabına sunar.<span id="more-358"></span><br />
Katı kalpli insanlar ise, bu mihengi yitirmiştir. Gönül kayalıklarında paramparça olmuştur mihenkleri. Olur olmaz yerde kelâm eder, ya baş kırar, ya da göz çıkarır.<br />
Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır denmiş, derler. Ne kadar doğru. En öfkeli olduğumuz anlarda bile yüreğimizdeki karanlığı gündüz aydınlığına çevirir güzel bir söz.</p>
<p>Söz ola kese savaşı, Söz ola kestire başı</p>
<p>Söz ola ahulu aşı, Yağ ile bal ede bir söz.</p>
<p>diyor Yunus.<br />
Elbette öyledir. En karamsar anları bile cennet iklimine çevirir, alımlı ve iç açıcı bir söz. Bu sebepten, güzel ve nazik konuşan insanların pek düşmanları olmaz çevrelerinde. Bazen bilmeden açtıkları yaralar olur elbet gönüllerde.Lâkin o yarayı dudaklarından akan bal gibi kelimelerle bir anda iyileştirirler. Asla başka bir zamana bırakmazlar açtıkları yaraları, oluşturdukları çizikleri. Acı konuşan insan böyle mi? Dil yayından karşıdakine fırlattıkları kırıcı söz oku, paramparça eder muhatabın yüreğini. Onlar dönüp bakmazlar bile. Kırdıkları kalbin çırpınışları ve yanaklardan sızan damlaları görmezlikten gelip, dönüp giderler..<br />
Bak bu hususta Hz. Ömer ne diyor:Ey Kâbe seni bin sefer yıksam yine yapabilirim. Ama kırık bir kalbi asla! İşte bu derece zor durumda olan bir kırık kalp eğer onarılırsa sen artık Halkın sevgili kullarından olduğuna inanabilirsin. Çünkü bir hadis-i şerifte şöyle diyor, Nebiler Nebisi: Gerçek mümin, elinden ve dilinden başkalarının zarar görmediği kişidir. .</p>
<p>İşte dost! Tatlı dil ve acı dil arasındaki fark, cennet ile cehennem arasındaki fark gibidir.<br />
Sen diline ister gül koy, istersen bal ve gönüllere cennet asa bir iklim ör. İstersen kor koy, başkalarını alev alev yak. Tercih senin&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/dile-gul-koymak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ruh ve Beyin</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/ruh-ve-beyin/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/ruh-ve-beyin/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Jul 2008 18:16:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimoğlu İsmail]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=333</guid>
		<description><![CDATA[Ruhun bedenden ayrılması son noktadır. Ruh bedenden ayrılınca organların bütünü yerindedir. Yani organlarda bir noksanlık ve değişim yok. Fakat göz görmez, ağız konuşmaz. Kulak işitmez. Niçin? Çünkü ruh bedenden ayrılmıştır. Anlıyoruz ki, ruh aynı manada candır, hayattır. Ruh ayrıldı, nereye gitti? Canlı organizma yaratmak Allah&#8217;a ait olduğuna göre. Hayat Allah&#8217;ın sıfatıdır. Hayatı veren O&#8217;dur. Hayat]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="justify;"><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/karanliktaki_adam2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-342" title="karanliktaki_adam" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/karanliktaki_adam-150x150.jpg" alt="karanliktaki adam 150x150 Ruh ve Beyin" width="150" height="150" /></a><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Ruhun bedenden ayrılması son noktadır. Ruh bedenden ayrılınca organların bütünü yerindedir.</span><span style="small;"> Yani organlarda bir noksanlık ve değişim yok. Fakat göz görmez, ağız konuşmaz. Kulak işitmez. Niçin? Çünkü ruh bedenden ayrılmıştır.<br />
Anlıyoruz ki, ruh aynı manada candır, hayattır. Ruh ayrıldı, nereye gitti? Canlı organizma yaratmak Allah&#8217;a ait olduğuna göre. Hayat Allah&#8217;ın sıfatıdır.<br />
Hayatı veren O&#8217;dur. </span></span><span id="more-333"></span></p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Hayat cansız cisimlerle &#8220;enerji&#8221; halinde gözükürken, bitkilerde basit bir hayat, hayvanlarda daha gelişmiş hayat, kainatta yıldızlar, gezegenler, bir büyük hayat&#8230;<br />
İnsanlarda kemale ermiş bir hayat vardır. Melekler ruhani varlıklardır. Yani ruhumuz gibi bir şey. </span></span>
</p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Bu gibi konular, insanın kültürüne ve anlayışına göre şekillenir. Anlatmak zordur; fakat anlaşılır. İnsanı diğerinden ayıran kalp ile beyindir. Kalp ile dini duygular anlaşılırken, beyin ilmin ve teknolojinin inkişaf merkezidir. Bu yolda yürüyen insanın beyni yokuş çıkan yüklü bir kamyon gibi zorlanır. Beyin yorgunluğu organların bütününü yorar. Kainat kitabını okuyanlar, onun bir cüzü olan insanı da okur. </span></span></p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Bugün bilimlerin sınırları belli olmadığından kimyayı anatomide bulmak mümkün. Fizik metafiziğe doğru gittikçe sınırları öyle genişliyor ki astronomiyle arkeolojiyi, arkeolojiyle de botaniği el ele görebilirsiniz. Çünkü ilim, Allah&#8217;ın sıfatıdır ve bir bütündür. Dinli, dinsiz kısımlara ayrılamayacağı gibi, bilimlerin arasına beton duvarlar da koyamazsınız. Bu sebeple ilmi olanlar Allah&#8217;ın sıfatlarını daha kolay anlar. Bu anlayış zorlanmayı da beraberinde getirir. İnsanın ilmi sınırlıdır. Sınırlı ilimle sonsuzu anlamak, matematikçilere nasip olmasa da iman imdada yetişir. Fizyolojiyle psikoloji ayrı düşünülemez. İnsan kainat kitabında bir noktadır. O noktada kitap yeniden yazılmıştır. </span></span></p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">İnsan okuyarak, dinleyerek, düşünerek ilmini artırır. Sır, düşünmektedir. Düşünen insan beynin et parçasından başka bir şey olduğunu anlar. Allah etten göz yaratmış, görüyor. Etten kulak yaratmış işitiyor, etten beyin yaratmış problem çözüyor. Etin bu halleri ruhun gücünü, ruhun gücü de külli iradeyi anlatıyor. </span></span></p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Evet, harflerden kelimeler, kelimelerden kitaplar yazılıyor. Amma bunların mânâ yükü nerede? </span></span></p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Tuz ruhu ile insan ruhu arasındaki farkı göremeyenlere ne diyelim? </span></span></p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Psikoloji ruhun yaptıklarını anlatırken, psikoloji öğretmenlerinden ruhun varlığına inanmayanları da gördüm. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Coğrafyada, fizikte keşifler ve icatlar yapanlar, henüz insanı keşfedemedi.</span></span></p>
<div><em>Hekimoğlu İsmail</em></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/ruh-ve-beyin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Efendimiz’in (SAV) Kullandiği 40 öğretme metodu</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/efendimizin-sav-kullandigi-40-ogretme-metodu/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/efendimizin-sav-kullandigi-40-ogretme-metodu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Jul 2008 11:26:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Dergâh]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Dua Ufku]]></category>
		<category><![CDATA[edep]]></category>
		<category><![CDATA[fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[İletişim]]></category>
		<category><![CDATA[ilim]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[irfan]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=330</guid>
		<description><![CDATA[Efendimiz (sas) hayatinin her karesinde anlatacagi bir hususu en uygun ve en güzel bir üslupla anlatmis ve ögretmede de ayni metodu kullanmistir. Efendimiz (sas) hayatinin her karesinde anlatacagi bir hususu en uygun ve en güzel bir üslupla anlatmis ve ögretmede de ayni metodu kullanmistir. Bütün insanliga rehber olan Efendimiz (sas)’in hayatina bakildiginda O’nun ögretim adina]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="title1">
<div class="largertext"><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/04/testi2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-37" title="kırık testi" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/04/testi2.jpg" alt="testi2 Efendimiz’in (SAV) Kullandiği 40 öğretme metodu" width="91" height="150" /></a>Efendimiz (sas) hayatinin her karesinde anlatacagi bir hususu en uygun ve en güzel bir üslupla anlatmis ve ögretmede de ayni metodu kullanmistir.<span id="more-330"></span></div>
<div id="contentText">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: small;"> Efendimiz (sas) hayatinin her karesinde anlatacagi bir hususu en uygun ve en güzel bir üslupla anlatmis ve ögretmede de ayni metodu kullanmistir. Bütün insanliga rehber olan Efendimiz (sas)’in hayatina bakildiginda O’nun ögretim adina kullandigi bazi metotlari ögrenmek, bütün insanlar için iyi bir örnek olusturacaktir. Burada Efendimiz’in kullandigi her bir metoda, onun hangi söz veya davranisinin dayanak oldugunu anlatmak yerine sadece metodu söyleyip geçmek istiyoruz:</span></span></p>
<p>1.  Efendimiz, söyledigi hakikatleri bizzat yasayarak hayatiyla göstermistir.</p>
<p>2. Dinî yükümlülükleri tedrîcî (yavas yavas, basamak basamak) bir  sistemle ögretmistir.</p>
<p>3. Ögretmede orta yolda durmaya ve insanlari  biktirmaktan uzak durmaya riayet etmistir.</p>
<p>4. Ögrenenler arasindaki  kisisel farkliliklari göz önünde bulundurmustur.</p>
<p>5. Karsilikli konusma  ve soru-cevap seklini kullanmistir.</p>
<p>6. Yanlis düsünceyi söküp atmak ve gerçek dogru bilgiyi net bir sekilde muhatabin kafasina yerlestirmek için aklî ölçüleri kullanmistir.</p>
<p>7. Muhataplarina soru yöneltmis, böylece  onlarin zeka ve bilgi seviyelerini ölçmüstür.</p>
<p>8. Mukayese ve  örneklendirme metodunu kullanmistir.</p>
<p>9. Benzetme ve halk arasinda yaygin  olarak kullanilan örnekleri kullanmistir.</p>
<p>10. Anlattigi hususu,  elinde herhangi bir sey ile yere ve topraga çizerek bizzat göstermistir.</p>
<p>11. Sözle beraber jest ve mimiklerini kullanmis ve el ile isaretlerde  bulunmustur.</p>
<p>12. Önemine binaen, halin mümkün kildigi bir nesneyi bizzat eline almis, eliyle kaldirmis ve arkasindan söyleyecegi hususu söylemistir.</p>
<p>13. Muhataplarindan bir soru gelmeden söze önce kendileri baslamistir.</p>
<p>14. Muhatabinin sorusuna eksik ve fazla olmadan cevap vermistir.</p>
<p>15. Muhatabinin sorusuna, onun ihtiyacina binaen sordugundan daha  fazlasiyla cevap vermistir.</p>
<p>16. Muhatabini, güzel bir hikmete binaen,  sordugu sorudan daha önemli bir hususa yönlendirdigi de olmustur.</p>
<p>17.  Soru soranin sordugu soruyu tekrarlamasini istemistir.</p>
<p>18. Muhatabin  aldigi cevabi tekrar etmesini istemistir. Böylece cevap unutulmayacaktir.</p>
<p>19. Bildigi bir husustan dolayi kisiyi imtihan etmistir ki bununla dogru cevap verecegi için kisiyi sena etmek, övmek istemistir.</p>
<p>20. Önünde  olan bir olaya karsi susma yolunu tercih etmistir.</p>
<p>21. Ögretme esnasinda  meydana gelebilecek imkan ve firsatlari degerlendirmistir.</p>
<p>22. Latife ve  saka yoluyla ögretmeyi tercih etmistir.</p>
<p>23. Ögrettigi hususu yeminle  tekit etmis perçinlemistir.</p>
<p>24. Ögretilen hususun önemine binaen sözü üç  kere tekrar etmistir.</p>
<p>25. Konunun önemini oturusunu ve durusunu  degistirerek ve sözü tekrar ederek göstermistir.</p>
<p>26. Cevabi geciktirerek  muhatabin sorusunu tekrar etmesini saglayarak onu uyarmistir.</p>
<p>27.  Muhatabi intibaha sevk etmek için, onu omuzundan veya elinden tutmustur.</p>
<p>28. Muhatabi tesvik için veya onu sikintiya sokacak bir durumdan dolayi,  bazi hususlarin gizli kalmasini yeglemistir.</p>
<p>29. Söyleyecegi hususun hafizalarda daha iyi yer etmesi veya ezberlenmesi için, sözü kisa ve öz bir sekilde ifade etmis, daha sonra ise ayrintilarina geçmistir.</p>
<p>30. Cevabin birkaç madde ile verilecegi durumlarda önce cevabin kaç maddeden olustugunu bildirmek için sayiyi söylemis daha sonra saymistir.</p>
<p>31. Va’z  etme, nasihat etme ve ögüt verme metodunu kullanmistir.</p>
<p>32. Insanlarin sevklerini kamçilama veya neticesi elem verici hususlardan siddetle uzaklastirma (Tergib ve terhib) metodunu kullanmistir.</p>
<p>33. Kissa ve geçmis ümmetlere  ve insanlara dair haberlerle ögretme metodunu uygulamistir.</p>
<p>34. Sorunun cevabinin muhatabi utandirma ihtimali olan hususlarda önce nazik bir hazirlik süreci hazirlamis ve soruyu öyle cevaplandirmistir.</p>
<p>35. Sorunun cevabinin muhatabi utandirma ihtimali olan hususlarda üstü kapali olarak kinaye yoluyla ve isaret ederek yetinmistir.</p>
<p>36. Kadinlara ögretmeyi ve  nasihat etmeyi de asla ihmal etmemistir.</p>
<p>37. Halin gerektirdigi durumlarda ögretme hususunda azarlayip paylamayi (ta’nif) ve kizmayi (gadab) da ihmal etmemistir. Ne var ki onun paylamasi ve kizmasi da merhamet yörüngesinde ve ümmetinin selameti için olmustur.</p>
<p>38. Talim ve tebligde, kitabeti  (yazma metodunu) da kullanmistir.</p>
<p>39. Yabanci dilleri (mesela Süryaniceyi) ögrenmesi için bazi sahabileri görevlendirmistir ki bu husus da günümüzde dünyanin dört bir tarafinda Islam’in güzelliklerini ögrenmek isteyenlere karsi yapilacak vazifenin çok önemli bir basamagini teskil etmektedir.</p>
<p>40. Bizzat kendi mübarek zatiyla talimde bulunmustur.</p>
<p>Evet, Efendimiz (sas) evrensel bir egitim-ögretim sistemi getirmis ve bütün kalbleri, bütün ruhlari, bütün akillari, bütün nefisleri ideal ufka yükseltecek bir mesaj sunmustur. Sadece O’nun getirdigi sistemdir ki hem ruhu, hem akli hem de nefsi, yükselebilecek en son noktaya ulastirmistir.<br />
Sayi:  168<br />
Bölüm: Efendimiz (sas)<br />
Muhabir: YUSUF ÖMEROGLU</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/efendimizin-sav-kullandigi-40-ogretme-metodu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Methedilmeyi bekleme ve makam-mevki zararlı bir istek mi?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/methedilmeyi-bekleme-ve-makam-mevki-zararli-bir-istek-mi/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/methedilmeyi-bekleme-ve-makam-mevki-zararli-bir-istek-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 13:44:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Dergâh]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[ilim]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[irfan]]></category>
		<category><![CDATA[Kabristan]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[Şeytan]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Üstad]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=148</guid>
		<description><![CDATA[Çok tehlikeli olan şeytanî tuzaklardan biri “hubbu câh”tır. Hubb; sevgi, bağlılık, tutku demektir; câh ise, makam, mansıb, pâye, şöhret ve itibar manalarına gelmektedir. Dolayısıyla, “hubbu câh”; makam sevgisi, pâye tutkusu, şöhret düşkünlüğü, rütbe hırsı ve itibar arzusu gibi manaları çağrıştıran bir terkip olarak dilimize girmiştir ve yaygınca kullanılmaktadır. İnsanlara görünme, methedilmeyi bekleme ve halk nazarında]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çok tehlikeli olan şeytanî tuzaklardan biri “hubbu câh”tır. Hubb; sevgi, bağlılık, tutku demektir; câh ise, makam, mansıb, pâye, şöhret ve itibar manalarına gelmektedir. Dolayısıyla, “hubbu câh”; makam sevgisi, pâye tutkusu, şöhret düşkünlüğü, rütbe hırsı ve itibar arzusu gibi manaları çağrıştıran bir terkip olarak dilimize girmiştir ve yaygınca kullanılmaktadır. İnsanlara görünme, <span id="more-148"></span>methedilmeyi bekleme ve halk nazarında saygın bir kişi olmayı istemek insanın en zayıf damarı olarak gösterilmiştir.<br />
Hubbu câh çok tehlikelidir; öyle ki, bazı zayıf karakterli kimseler ondan dolayı pek çok hileye başvurur, haksızlıklar irtikap eder ve zulme girerler. Önce makam-mansıp sahibi olmak, sonra da yerlerini ve itibarlarını korumak için olmadık sebeplere tutunur, bir sürü cürümlere bulaşır ve pek çok günah işlerler. Bundan dolayıdır ki, Allah Rasûlü bir hadis-i şerifte mealen şöyle buyurmuştur: “Şöhret ve makam sevgisinin insana verdiği zarar, koyun sürüsüne saldıran bir kurdun o sürüye verdiği zarardan daha çoktur!”<br />
<strong>Zaman / Ailem<br />
Sayı: 195<br />
Bölüm: Bir Teklif </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/methedilmeyi-bekleme-ve-makam-mevki-zararli-bir-istek-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İslam&#8217;da bekâr kalmak var mı?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/islamda-bekar-kalmak-var-mi/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/islamda-bekar-kalmak-var-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 13:35:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[edep]]></category>
		<category><![CDATA[fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[ilim]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[irfan]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=147</guid>
		<description><![CDATA[Güzel dinimiz İslam’da bekârlığa yer yoktur. Eğer bir insan sosyal ve ekonomik şartlarını yerine getirmişse, dinen kabul edilecek sağlık vb. gibi meşru bir mazereti de yoksa evlenmemezlik yapamaz. Kişi eğer fakirse, onun evlenmesine yardım etmek de zengin olan Müslümanların üzerine görevdir. Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Aranızdaki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden elverişli olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Güzel  dinimiz İslam’da bekârlığa yer yoktur. Eğer bir insan sosyal ve ekonomik  şartlarını yerine getirmişse, dinen kabul edilecek sağlık vb. gibi meşru bir  mazereti de yoksa evlenmemezlik yapamaz. Kişi eğer fakirse, onun evlenmesine  yardım etmek de zengin olan Müslümanların üzerine görevdir. <span id="more-147"></span>Rabbimiz şöyle  buyuruyor: “Aranızdaki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden elverişli  olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfu ile onları  zenginleştirir. Allah, (lütfu) geniş olan ve (her şeyi) bilendir.” (Nur Suresi:  32)</p>
<p>Bir kimse, mihir ödeme gücüne, ailesini geçindirecek kadar nafaka temin  imkanına sahipse ve “zinaya düşme ve haram işleme tehlikesi karşısında bulunuyor  da oruç da tutamıyorsa” dinen evlenmesi farzdır. Çünkü insanın iffetini koruması  ve nefsini haramdan sakınması gereklidir. Yani harama düşmemek için evlenmek  esastır ve haramla yüz yüze gelen birinin başvuracağı tek çare evlenmek  olmalıdır. Gayr-ı tabii yollarla evlilik müessesesiyle savaş, yaratılış hadisesi  ile savaştır ve böyle bir savaşa kalkışanın yenik düşmesi de kaçınılmazdır.</p>
<p><strong>Zaman / Ailem<br />
Kısa Kısa/250</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/islamda-bekar-kalmak-var-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sevgiyle İbadet Edebilmek</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/sevgiyle-ibadet-edebilmek/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/sevgiyle-ibadet-edebilmek/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Apr 2008 12:21:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/sevgiyle-ibadet-edebilmek/</guid>
		<description><![CDATA[Sevgiyle İbadet Edebilmek Kürşat Salih YAMAN • Mart 2008 Sevmek, insanın en önemli özelliklerinden biridir. Öyle ki, insan sevdiği için her şeyi yapar, dağı bile delmek ona zor gelmez. İbadetlerimize de birazcık sevgi katabilsek Rabbimize daha yakın olacağız. Peki acaba bunun yolu ne? Alemlerin Rabbi Yüce Allah’a ibadet etmek herkes için bir yükümlülük, bir farzdır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgiyle İbadet Edebilmek<br />
Kürşat Salih YAMAN • Mart 2008</p>
<p>Sevmek, insanın en önemli özelliklerinden biridir. Öyle ki, insan sevdiği için her şeyi yapar, dağı bile delmek ona zor gelmez. İbadetlerimize de birazcık sevgi katabilsek Rabbimize daha yakın olacağız. Peki acaba bunun yolu ne?<span id="more-106"></span></p>
<p class="entry">Alemlerin Rabbi Yüce Allah’a ibadet etmek herkes için bir yükümlülük, bir farzdır. Aynı şekilde her kişinin ibadetini güzelleştirmesi, elinden gelenin iyisini yapması da gerekir. Yeterince güzel ibadet edemiyorum diye kulluk vazifesini terk etmek şeytanın bir oyunudur ve yasaklanmıştır.<br />
Bununla birlikte, ibadet muhabbetullah yani Allah sevgisi ağacının meyvesi gibidir. Ağaç nasılsa meyve de öyle olur. Kul ne kadar muhabbetli ise ibadeti de o kadar gönülden ve sahici olur. Bu nedenle muhabbetullahı artırmak için çaba göstermek lazımdır.</p>
<p><strong>İçimizde Saklı Muhabbet </strong></p>
<p>Dünyaya gönderilişimizin sebebi kulluktur. Yani Cenab-ı Hakk’ın emir ve yasaklarına itaat etmektir. Allah Tealâ’nın rızasına ermenin bundan başka da yolu yok. İtaat ilâhi rızaya, rıza cennet ve Cemalullah’a vesiledir.<br />
Kalbi uyanık, tefekkür sahibi bir insanın Cenab-ı Hakk’a itaati sevgiyle boyun eğiştir. Zaten sevgi olmadan itaat tatsız ve ağır gelir insana. Kılınan namaz, tutulan oruç, verilen sadaka, sevgi varsa zevk verir, adeta kalbi kanatlandırır. Değilse zahmet ve meşakkate dönüşür.<br />
Aslında Allah sevgisi her insanın fıtratında mevcuttur. Fakat bu fıtrî özellik hakkı verilmediği, beslenmediği için bozulmuş, bu da itaati etkilemiştir. Ancak arınmış kalpler bu sevgiyi yeniden kazanmıştır. Bu yüzden kalbin durumuna bağlı olarak insanların sevgisi ve itaati de farklılık gösterir.<br />
İmam Gazali rh.a. “Bilmiş ol ki, diyor, ahirette en çok mesut olanlar (dünyadayken) Allah’ı en çok sevenlerdir. Çünkü ahiret demek, Allah Tealâ’ya yönelmek, O’na kavuşma saadetine ermek demektir. Uzun bir bekleyişten sonra gelen ebedi vuslattan daha güzel ne olabilir? Ancak bu nimetler, sevginin derecesiyle ölçülür. Sevgi ne kadar kuvvetli olursa, saadet de o nispette artar. Kul, Allah sevgisini ancak dünyada kazanır.” (İhya, 4/568)</p>
<p><strong>Kendimize Söz Geçirebilsek</strong></p>
<p>Ne var ki dünyalık arzu ve ihtiraslarının esiri olan azgın nefse bu durumu anlatmak, onu Allah Tealâ’ya gereği gibi itaat etmesi hususunda ikna etmek hayli çetin bir iştir. Zira o sanki başını toprağa gömmüş, heva ve hevesine neredeyse tapacak kadar düşkünleşmiş ve ahmaklaşmıştır. Onun gerçeği görmesini beklemek, ağustos sıcağında kar yağmasını beklemek olur.<br />
Mademki nefs hakikate böyle göz yumup kulak tıkamaktadır, o halde ilâhi tecellilerin yeri olan kalbe yönelerek onu nefsin elinden kurtarmak, arındırmaya çalışmak lazımdır. Kalp nefsin tozundan toprağından temizlendiğinde, nefse söz geçirmek mümkün hale gelir. Bir başka ifadeyle, kalp teslim alınırsa, tasavvuf erbabının söylediği gibi nefs mecazi anlamda ölür.<br />
Nefsin ölmesi demek onun ortadan kalkması değildir; tezkiye olması, yani hor ve hakir görülen kötü sıfatlarından arınıp, övülen ve istenilen sıfatlarla donanmasıdır. Gavs-ı Hizanî k.s. Hazretleri şöyle buyurmuştur: “Nefsin ölümü ve öldürülmesi, ilâhi emirlere boyun eğerek sıfatlarının değişmesinden ibarettir.” (Minah)<br />
Kur’an-ı Kerim’de de “Gerçek kurtuluş bulmuştur onu temizleyip parlatan, ziyan etmiştir onu kirleten ve gömen…” (Şems, 9-10) diye nefsin arındırılmasına işaret buyrulur.<br />
Bütün bunlar büyük nimetlerdir ve büyük nimetler her zaman büyük külfetlerden sonra elde edilir. Dünyevî bir aşk için onlarca zorluğa katlanan insanın, aşkların en büyüğü olan Allah aşkına ermek adına bu kadar külfeti göze alması çok değildir.</p>
<p><strong>Kalp Nasıl Arınır?</strong></p>
<p>Tasavvuf yolunun büyükleri, kalbin arındırılıp saf hale getirilmesine büyük önem verirler. Çünkü kalp bunca zaman nefse tâbi olmakla gaflet karanlığına gömülmüş ve basiret gözünü kaybetmiştir. Eğer tedavi edilirse ilâhi nur ve feyzleri müşahade şerefine erecektir.<br />
Maneviyat büyüklerinin bu tedavi için önerdikleri en önemli üç işlem şöyledir: Mâsivâyı kalpten gidermek, zikre sarılmak ve rabıta. Bu üç işlemde asıl olan mâsivâyı gidermektir. Diğerleri mâsivâdan rahatça kurtulmaya vesiledir.</p>
<p><em>Mâsivâyı kalpten gidermek: </em></p>
<p>Kalbi asıl sahibinin yani Cenab-ı Hakk’ın feyz ve nurlarına açabilmek için, O’nun yüce varlığının dışındaki şeyleri yani mâsivâyı gönülden çıkarmak gerekir.<br />
İmam Rabbanî k.s. Hazretleri’nin de buyurduğu gibi, dünya ve ahiret iki kuma gibidir, biri memnun edilirse diğeri darılıp gider. Mâsivâyla dolu kalp ilâhi sevginin yerleşmesine engeldir. Sevgi kalbe yerleşmeyince de itaat zayıf olur. 19. yüzyıl şairlerimizden Şem’î şöyle söylüyor:<br />
“Sür çıkar gayrı gönülden tâ tecelli kıla Hak Padişah konmaz saraya hâne mâmur olmadan.”</p>
<p><em>Zikrullaha sarılmak: </em></p>
<p>Zikir, kalpten mâsivâyı gidererek gaflet uykusundan uyanmanın vazgeçilmez yoludur. Büyükler, kulu Yüce Allah’a bağlayan en kısa ve en kolay yolun zikirden geçtiğini söylemişlerdir.<br />
Gavs-ı Sâni k.s. Hazretleri bir sohbetlerinde buyurmuştur ki: “Zikir kalbin gıdasıdır; gıdasını almayan kalp zayıflar, sonra ölür. Kalp ancak zikir ile beslenir, kuvvetlenir, tatlanır, manen hayat bulur.” (Arifler Yolunun Edepleri, 98)<br />
“Bilesiniz ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur” (Ra’d, 28) ayet-i kerimesi bu gerçeğe işarettir.<br />
Yalnız, zikrin tesirinin çabuk ve kuvvetli olması için büyüklerin tarif ettiği usule uyulmalıdır. Yani kâmil bir mürşidin rehberliğine başvurulmalıdır.</p>
<p><em>Rabıtaya devam etmek:</em></p>
<p>Rabıta, tasavvuf yoluna ait bir tür terbiye metodudur. Mâsivâ ile dolu kalbi, kâmil mürşide Cenab-ı Hak tarafından bahşedilmiş manevi feyzle yıkamaktır. Daha genel anlamıyla, bir Allah dostunu model olarak seçip, onun izlerinden yürümektir.<br />
Kâmil mürşidin kalbi Cenab-ı Hakk’ın tecelli mekânıdır. Rabıta ile Hakk’ın nazar ettiği yere bakmak, orayla irtibat kurmak, güneşin aksettiği aynaya bakmak gibidir. Faydası büyüktür.</p>
<p><strong>Rabbini Seven Kul</strong></p>
<p>Hakiki manada Allah sevgisini tatmış bir kulun kalbinde ne mâsivâya ne de gaflete yol bulunur. O Rabbinden, Rabbi de ondan razıdır. Mahlukata karşı herkesten daha halim, herkesten daha merhametli ve şefkatlidir. Yaratılana karşı sevgisi Yaratan’a olan muhabbetinden ileri gelir.<br />
O, halka karşı çok mütevazi, fakat halk içinde bile Hak’la beraberdir. Her anı yeni bir vuslata açılır. İbadet ve taate öylesine tutkundur ki, hadis-i kutside bildirildiği gibi bu onu Yüce Allah’ın sevgisine mahzar kılarak adeta işiten kulağı, gören gözü, konuşan dili haline getirir. (Buharî) Kurtuluş için bize gereken de bu değil mi?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/sevgiyle-ibadet-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şeytanla kabristanda karşılaşan adam</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/seytanla-kabristanda-karsilasan-adam/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/seytanla-kabristanda-karsilasan-adam/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Apr 2008 11:48:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/seytanla-kabristanda-karsilasan-adam/</guid>
		<description><![CDATA[Seytanla kabristanda karsilasan adam, seytani cok neseli bir halde gorunce seytana sordu: -Bu ne hal? -Altin devrimi yasiyorum diye cevap verdi seytan. Adam anlamazliktan geldi ve -Ne demek istiyorsun? dedi. Seytan; -Sen de pekala biliyorsun. Asirlarca ahir zaman dedim durdum. Simdi artik mutluyum. O Asr-i Saadette nelercektigimi bir ben bilirim. Hangi sahabeyi gorsem dizlerimin takat&#8217;i]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Seytanla kabristanda karsilasan adam, seytani cok neseli bir halde gorunce seytana sordu:</p>
<p>-Bu ne hal?</p>
<p>-Altin devrimi yasiyorum diye cevap verdi seytan. Adam anlamazliktan geldi ve<span id="more-104"></span></p>
<p>-Ne demek istiyorsun? dedi. Seytan;</p>
<p>-Sen de pekala biliyorsun. Asirlarca ahir zaman dedim durdum.</p>
<p>Simdi artik mutluyum. O Asr-i Saadette nelercektigimi bir ben bilirim. Hangi sahabeyi gorsem dizlerimin takat&#8217;i kesilirdi. Hele Omer, onu gorunce saklanacak delik arar, yolumu degistirirdim. Daha sonrada rahat yuzu gordum sayilmaz. Sahabeler gitti,<br />
muctehitler geldi. Her asirda bir kutup, bir muceddit,nice alim nice veli&#8230; Bana rahat yuzu mu gosterdiler? Geylani gitti, Gazali geldi. Rabbani gitti, Mevlana geldi…Simdi gun benim, devran benim dedi. Adam sordu tekrar:</p>
<p>-Milyonlarca, milyarlarca insani nasil yoldan cikariyorsun? Bunu hangi kuvvetle yapiyorsun?</p>
<p>Seytan bir kahkaha savurdu: Allah&#8217;in onlara verdigi kuvvetle!</p>
<p>-Nasil olur?</p>
<p>-Anlatayim dedi seytan: Insana takilan butun aletler, duygular, verilen butun hisler, kuvvetler hep Allah&#8217;in ihsani. Ben o insana Allah&#8217;i unutturuyorum. Icine vesvese atiyor, ne lazimsa yapiyorum. Oyunlar tezgahliyor, tuzaklar kuruyorum. Sonunda bana uyarsa, Allah&#8217;in bu ihsanlarini benim istedigim yonde kullaniyor. Iste butun mesele bu kadar basit.</p>
<p>-Demek sen Allah&#8217;i biliyorsun? diyerek hayretini belirtti adam. Seytan aci aci gulerek,</p>
<p>-Oyle laf diyorsun ki sasiyorum dedi.</p>
<p>-Hic bilinmeyen bir Zat&#8217;a isyan edilir mi? O&#8217;nu bilmeyen mi var? Ama kimisi Kur&#8217;an&#8217;i dinler emirlerine uyar. Kimisi de beni dinler, isyan yolunu tutar.</p>
<p>Adam, seytana silahlarini sordu. Seytan:</p>
<p>-Bunlari ezberlemeye hafizan yetmez dedi. En cok kullandiklarim dunya sevgisi, benlik davasi, sehvet, gazap, hirs, haset, riya. Herkesin nabzina gore serbet veririm. Birine aldanmazsa, digerini sunarim. Kendime baglayincaya kadar pesini birakmam. Bunu basardim mi isim kolaylasir. Artik ben o kisinin ardina dusmem. O beni takip<br />
eder.</p>
<p>Seytan onu bir kabre goturerek Bak dedi. Adam bakti. Topragin altini da, ustu gibi<br />
seyredilebiliyordu. Seytan, su var ya dedi, bil bakalim, erkek mi kadin mi? Ne bileyim ben diye cevap verdi adam. Seytan vaktiyle dedi, su kemikler bir kadina, su ilerideki de bir delikanliya aitti. Ikisini de rahatlikla parmagimda oynatiyordum. Bu kainati, ondaki harika hadiseleri, insanin mukemmel yaratilisini, olumu hesap gununu<br />
kisacasi, her hakikat&#8217;i unutturdum onlara. Sehvetten baska bir sey dusunmez oldular. Bir omur boyu hayvan gibi yasadilar. Simdi de azap cekiyorlar.</p>
<p>Mezarlikta biraz ilerlediler. Seytan bir baska kabri gosterdi:</p>
<p>-Bil bakayim, bu kemikler zengin kemigimi, fakir kemigimi?</p>
<p>-Kemiklerden bir sey anlasilmiyor dedi adam. Ama mezar tasindan bu sahsin vaktiyle zengin biri oldugu belli.</p>
<p>-Evet diye cevap verdi seytan. Ben bu adami servetiyle gururlandirdim. Mal sevgisi gonlunde o kadar yer etti ki, isin birini birakip digerine kosuyor, ruyalarinda bile parayla ugrasiyordu. Ona rahat yuzu gostermedim. Gayr-i mesru kazanclarin<br />
pesinde kosturdum. Zalim oldu, hirsiz oldu, magrur oldu… Bunlar onu mahvetmeye yetti. Simdi ilk hesabini veriyor. Su berideki de bir fakirdi. Onu da bunun malina haset ettirdim. Kalbine kin ve nefret tohumlari serptim. Bu kadarla da kalmadim, onu ruhî<br />
bunalimlara ittim. Sonunda kaderi tenkide kadar goturdum. O da bir baska azap icinde. Iste bir tasla iki kus vurmak diye buna denir dedi. Sonra kaybolup<br />
gitti.</p>
<p>Not: Seytanla konusmak sebepler dairesi icinde mumkun degildir, burada evliyalarin kalp gozleri acik oldugundan dolayi Allah&#8217;in izni ve inayetiyle seytanla konusabildigini dusunuyoruz. Zaten bu sekilde olmasa bile buradaki menkibelerde asil olan ders almak ve hayatimiza ceki duzen vermektir. Bunlarin gercek olup olmamasi cok da onemli degildir.</p>
<p>Allah hepimizi seytandan korusun.</p>
<p>Amin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/seytanla-kabristanda-karsilasan-adam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

