<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Taka &#187; Evlilik</title>
	<atom:link href="http://www.yoremizden.com/tag/evlilik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yoremizden.com</link>
	<description>Karadeniz ve Trabzon kültürünü yaşatma ve sevdirme sitesi...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 10:21:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	
		<item>
		<title>Evlenmeyi Düşünenlere</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/evlenmeyi-dusunenlere/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/evlenmeyi-dusunenlere/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Aug 2009 09:26:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Bediüzzaman]]></category>
		<category><![CDATA[bekarlık]]></category>
		<category><![CDATA[evlenmeyi düşünenlere]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri sohbetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Karaçay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.net/?p=244</guid>
		<description><![CDATA[“İçinizden bekâr olanları evlendirin” mealindeki âyeti bizim arkadaşlar “Evlenmeyi düşünenlere yol gösterecek bir yazı yayınlayın” diye de tefsir ettikleri için, hayli zamandır sıkıştırıyorlardı beni. Tarkan’dı, İkiz Kuleler’di derken, sonunda sıra geldi bu konuya. Ve, evlilik hazırlığı yapan gençlerin çeyizinde bulunsun diye tavsiyelerimi kaleme aldım. Yazdıklarım kişisel fikirlerim sayılmaz; çoğu terapistin de katılacağı tavsiyelerdir bunlar. Şanslı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_4310" class="wp-caption alignleft" style="width: 210px"><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/08/evlenmek.jpg"><img class="size-medium wp-image-4310 " title="Evlenmek" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/08/evlenmek-200x300.jpg" alt="evlenmek 200x300 Evlenmeyi Düşünenlere" width="200" height="300" /></a><p class="wp-caption-text">Evlenmek</p></div>
<p>“İçinizden bekâr olanları evlendirin” mealindeki âyeti bizim arkadaşlar “Evlenmeyi düşünenlere yol gösterecek bir yazı yayınlayın” diye de tefsir ettikleri için, hayli zamandır sıkıştırıyorlardı beni. Tarkan’dı, İkiz Kuleler’di derken, sonunda sıra geldi bu konuya. Ve, evlilik hazırlığı yapan gençlerin çeyizinde bulunsun diye tavsiyelerimi kaleme aldım. Yazdıklarım kişisel fikirlerim sayılmaz; çoğu terapistin de katılacağı tavsiyelerdir bunlar.</p>
<p>Şanslı olduğunuzu da bilin. Bizim zamanımızda bu konularda pek konuşulmaz, fikir verilmezdi. Evli-barklı, olgun-oturaklı abilerimiz hep çok daha mühim mevzuları anlatır, bu konuya gelince susarlardı. Dinî dergilerde de yer almazdı bu konular, gençlerin zihni dağılmasın(!) diye. Öyle olunca da biz fısır fısır konuşurduk aramızda: “Evlensek mi acaba? Nasıl biriyle evlensek?” “Hoşlandığım bir kız var ama namaz kılmıyor, problem olur mu dersin?” “Büyüklerimin bulacağı bir kızla evlensem mutlu olur muyum sence?”</p>
<p>Siz bu tür açmazlar yaşamazsınız umarım. Zamanımızda bu konular daha rahat konuşuluyor zaten. Doğru karar vermenizde yazacaklarımın da biraz faydası olursa ne mutlu bana.</p>
<p>§ EVLENMEK</p>
<p>ŞART MI?</p>
<p>Kimse Robinson Crusoe değildir. O bile bir dost bulduğunda sevinçten zıplamıştı. Kendi başına da dünyanın en huzurlu insanı olan ve hatta doğrudan Rabbine muhatap olabilen Peygamberimiz (a.s.m.) bile, bazen eşine “Yâ Âişe, konuş benimle!” dermiş, kitaplarda böyle nakledilir. Konuşmak, paylaşmak ve yardımlaşmak bu zorlu imtihan dünyasına tek başına gelen insanın en büyük ihtiyacıdır belki de.</p>
<p>Bediüzzaman’ın ifadesiyle, “İnsanın en fazla ihtiyacını tatmin eden, kalbine mukabil [karşılık] bir kalbin mevcut bulunmasıdır ki, her iki taraf sevgilerini, aşklarını, şevklerini mübadele etsinler [paylaşsınlar] ve lezaizde [güzel şeylerde] birbirine ortak, gam ve kederli şeylerde de yekdiğerine muavin ve yardımcı olsunlar.”</p>
<p>“Evet, bir işte mütehayyir [hayret veya tereddüt içinde] kalan veya birşeye dalarak tefekkür eden adam, velev zihnen olsun [hayalî bile olsa], ister ki, birisi gelsin, kendisiyle o hayreti, o tefekkürü paylaşsın.”</p>
<p>“Kalplerin en latifi [duyarlısı], en şefiki [şefkatlisi], ‘kısm-ı sani’ [diğer yarım] ile tabir edilen kadın kalbidir.”</p>
<p>Zaten evlilik, değil bu insanî ve ulvî ihtiyaçları, insanın en temel ihtiyaçlarını—barınma, beslenme ve üreme—dahi karşılayan bir kurum olduğu içindir ki, tartışmasız her asırda, her kültürde el üstünde tutulmuş, şart gibi görülmüş, hatta kutsanmıştır. Gelin görün ki, en fazla şikayet edilen kurumdur da aynı zamanda. Bir problemi olan, işleri yolunda gitmeyen, gençliğindeki ideallerini yakalayamamış kişiler, evliliğinden şikayet ederler genellikle. Sanki bekârlığında çok mutluymuş gibi, sanki bekâr kalsa ideallerine ulaşacakmış gibi. Hem evlenir, hem şikayet ederler; hem şikayet eder, hem de evlilikten vazgeçmezler. Olan da bekâr gençlere olur. Kafalar karışır: “Evlenmesek mi?”</p>
<p>Siz bakmayın onlara. Hatta bana da bakmayın siz, bazen ben de “Bekâr bayan yarımdır, evlenince tam olur. Bekâr erkek yarımdır, evlenince tamamen biter” gibi espriler yaparım ama, bal gibi biliyor, açıkça da görüyorum ki; bekârlık yıllarımda hedefsiz ve sonuçsuz bir koşturmaca hâlinde geçen hayatım, evlenince, bir tezgahın başına oturup üretime başlamak gibi bir değişim geçirdi ve maddî, manevî, sosyal sahalarda bugüne dek ne ürettiysem, hep evlendikten sonra oldu. (Eşime buradan teşekkürler!) Eski resimleri karıştırdığımda zaman zaman kendi kendine konuşan, yalnızlık sebebiyle arada kasvete dalan o genci görüp bugünkü hâlime şükrediyorum.</p>
<p>Geçenlerde Ulusal Psikiyatri Kongresi’ne katılmıştım. Epeydir görmediğim birçok meslektaşım ve dostumla görüştüm. Son katıldığım kongreden bu yana peşpeşe iki çocuğum daha olduğu için benimle sohbet eden arkadaşların konuşmaları evlilik, çoluk-çocuk gibi konulara yöneldi genellikle. Benim de dikkatim bu konuya çevrildi tabiî. Kim evlenmiş, kim bekâr kalmış, kim boşanmış, kimin kaç çocuğu var? Dikkat ettim, kim ki evlenip yuva kurmuş; daha huzurlu, daha verimli, hedeflerini gerçekleştirmiş. “Nasılsın?” diye sorunca gevrek gevrek gülerek “İyii” diyor. Kim ki düzenli bir aile hayatı kuramamış; huzursuz, şaşkın, meslekî yönden de verimsiz, başıboş dolanıyor. “Yaa, bildiğin gibi işte, birşey yok, ne olsun?”</p>
<p>O yüzden Bediüzzaman’ın “Bekârlık, bikârların kârıdır” sözüne aynen katılıyorum. Bekârlık, bu hayatta kazancı olmayanların işidir yani. Üstelik onun, az önce yazdığım espriden çok daha hakikatli bir sözü daha var ki; “Bekâr erkek üçte iki erkek, üçte bir çocuktur. Bekâr kadın üçte iki kadın, üçte bir erkektir.” Yani erkeklerin haylazlıktan kurtulup olgunlaşmaları, bayanların ise kişiliklerini oturtmaları için evlenmeleri lâzımdır.</p>
<p>Peki, evleneceğiniz kişiyi nasıl seçeceksiniz?</p>
<p>§ ÖNCE NE İSTEDİĞİNİZİ BELİRLEYİN</p>
<p>“Ne iş olsa yaparım abi” diyen birinin, iyi ve uygun bir iş bulması çok zordur malûm. Hatta iş bulması bile zordur. Oysa kişi ne istediğini belirlese, aradığını bilmenin rahatlığı ile çok daha kolayca bulabilir. Evlilik için de böyledir bu. Nasıl biriyle evleneceğine karar vermek, işin yarısını halletmek demektir. Ama bunun için de tabiî önce kendi kişiliğinizi, yönelimlerinizi ve ihtiyaçlarınızı belirlemeniz gerekir. Yani kendinizi tanımanız lâzımdır önce.</p>
<p>İkili ilişkilerde, aile hayatında sizin için önemli olan nedir? Huzur mu, paylaşım mı, destek mi, heyecan mı, ya da güven mi? Vazgeçemeyeceğiniz öncelikler hangileridir, kesinlikle kabul etmeyeceğiniz şeyler nelerdir? Bunların adını doğru koymanız gerekir. En az on cümleyle ihtiyaçlarınızı, beklentilerinizi, şartlarınızı sıralayın; elinizde ve aklınızda bulunsun.</p>
<p>Tabiî, bu istekleri sıralarken, abartmayın da lütfen.</p>
<p>Adam arkadaşına sormuş:</p>
<p>—Evlenmiyor musun?</p>
<p>—Şartlarımı tutarsa olur.</p>
<p>—Ne istiyorsun ki?</p>
<p>—Güzel olsun, akıllı olsun, dindar olsun, zengin olsun, kültürlü olsun, şefkatli olsun, ciddi olsun, itaatli olsun, bir de esprili olsun.</p>
<p>—Ama abi, demiş öteki, birden fazla evlilik yasak artık!</p>
<p>Fıkra, önerimi unutturmasın ama. Ne istediğinizi belirlemelisiniz mutlaka. On cümle lütfen.</p>
<p>§ İDEAL BİRLİĞİ ŞART, AMA YETMEZ</p>
<p>Hayat arkadaşını seçerken en çok dikkat edilmesi gereken noktaların başında ideal birliği gelir. Hayatı beraber yaşayacağınız kişinin hayatı ne gözle gördüğü, hedefinin ne olduğu ve değer yargıları, en çok üzerinde durulması gereken konudur.</p>
<p>Hayat, keyif peşinde, rahat içinde mi yaşanacak, yoksa idealler peşinde, gereğinde fedakârlıkla mı? Kazanılan para ile daha iyi yaşamak mı hedeflenecek, yoksa o kazanç olabildiğince hayır yollarına mı sarf edilecek? Çocuk sahibi olunduğunda, çocuk hangi prensiplere göre büyütülecek, ona nasıl bir eğitim verilecek? Sosyal hayatta kimlerle nasıl bir diyalog kurulacak? Bu gibi temel tercihlerde uyum, iyi bir evlilik için olmazsa olmaz şarttır.</p>
<p>Sizin hayatınızı bile uğruna feda edebileceğiniz ideallerinizi eşiniz yarım kulakla dinliyorsa, her satırını didik didik okuyup yaşamaya çalıştığınız kitaplarınızı eşiniz dinlerken uyukluyorsa, siz teheccüde bile kalkarken eşiniz yatsıyı bile kılmadan yatıyorsa, bırakın sevgiyi, saygı bile kalmaz ki aranızda.</p>
<p>İlginç bir araştırma okumuştum. “Evlilikte mutluluğun şartları nelerdir?” sorusuna her iki cinsin en çok verdiği üç cevaptan birisi, hatta birincisi ‘inanç ve ideal birliği’ idi. (Diğerleri de sevgi ve cinsel uyum imiş.) O yüzden evlenmeyi düşündüğünüz kişide ilk bakacağınız nokta, aynı idealleri paylaşıp paylaşmadığınızdır. Yani size sizin yolunuzda ‘yoldaş’ da olabilmelidir eşiniz.</p>
<p>“Şimdilik istediğim gibi değil, ama ileride düzelir” diye de kendinizi kandırmayın. Âyetin verdiği dersi hatırlayın: “Sen sevdiğine hidayet edemezsin, ancak Allah dilediğine hidayet eder.” Değişeceğine dair garantiniz var mı? Ya da o, garanti verebiliyor mu? Yoksa siz kumar meraklısı mısınız? Veya tehlikeyi çok mu seviyorsunuz?</p>
<p>Ancak fikir uyumu önemli derken de ölçüyü kaçırmayalım. En önemli noktadır bu, ama tek önemli nokta değildir. Gereklidir, ama yeterli değildir. Bu noktada özellikle bir fikir grubu içinde olan ve idealleri yolunda yaşayan kişilerin çokça düştüğü bir hata vardır: iyisine kötüsüne bakmadan, sırf aynı fikirleri paylaştığı için uyumsuz biriyle evlenmek. “Zaten benim fikrimde olan az; ideallerimi paylaşan birisini bulursam, huyuna suyuna bakmaz evlenirim” diyenler çoktur. Ama unutmayalım ki, meselâ Hz. Zeyd ile Hz. Zeyneb de aynı yola baş koymuşlardı. Fakat bu mutlu bir beraberlik kurmalarına yetmedi.</p>
<p>Zaten düşünürsek, aynı ideali bile farklı insanlar farklı biçimlerde yaşamaz mı? En basit bir örnekle, evde oturup kitap okumak, yazı yazmak da bir ideale hizmet biçimidir; sürekli gezip sohbetlere, faaliyetlere katılmak da. Ama arada dağlar kadar fark vardır. Sadece fikir birliğini önemseyip kişilik uyumunu yok saymak gibi bir hataya düşmeyiniz lütfen. Fikirleri size uyanlar içinde huyu da size uyan birini mutlaka bulursunuz.</p>
<p>§ SEVGİ GEREKLİ, AŞK RİSKLİDİR</p>
<p>Neredeyse klasik bir münazara konusudur: Evlilikte aşk lâzım mı, değil mi? Beylik bir cevap olarak herkes “Tabiî ki lâzım” der. Oysa bence sevgi şarttır, ama aşk şart değil, hatta risklidir bile. Hemen itiraz etmeyin, önce isimlendirmeyi doğru yapalım. Kullandığım mânâda sevgi, karşısındakine ihtiyacını hissetmek, onunla beraber olmaktan mutluluk duymak, onun eksiklerini de hoşgörmektir. Aşk ise ona muhtaç olmak, onsuz olamamak, eksiklerini ise görmemektir. Böyle bir aşk, aslında sağlıksız (gözü kör de denir) bir ruh hâli değil midir? Peki sağlıksız bir duyguyla sağlıklı bir beraberlik nasıl kurulur? Depresyon tedavisinde kullanılan bazı ilaçların abartılı aşk duygularını da azalttığını biliyor muydunuz? Saplantı düzeyindeki aşk, bir hastalık bile sayılabilir aslında.</p>
<p>Ama modern çağın klişelerinin dayatmasıyla, çoğu gençler aşk evliliğini en büyük hayalleri olarak kabul ederler. Bu kişilerin çoğu, aşık olduklarında karşılarındaki kişinin eksiklerini, uyumsuz yönlerini görmez, o coşkulu duygunun esiri olup mantığı tamamen bir kenara atarak yanlış evlilikler yaparlar. Aşık olmuş birisi için karşısındaki, dünyanın en mükemmel kişisidir, kusursuzdur, onun için yaratılmıştır, o olmazsa hayat boyu mutsuz kalacaktır. Oysa aşk bir duygu ve duygular da geçici olduğu için bir süre sonra aşk küllenmeye başladığında, önceleri görülmeyen yanlışlar göze batmaya başlar. Coşkuyla başlayan ilişki hüsranla biter çoğunlukla.</p>
<p>Aslına bakarsanız, aşık olan için bu denli riskler taşıyan bu duygu, aşık olunan kişi için bile çok rahatsız edicidir. Düşünün; siz öylesine, gelişigüzel bir söz söylüyorsunuz (“İnecek var şoför bey!”), aşığınız “Ne hoş bir cümle kurdun” diyor. Siz sıradan gündelik bir davranışınızı yapıyorsunuz, o “Ne güzel içiyorsun çorbayı!” diyor. Böyle olduğundan büyük görülmek insanı rahatsız etmez mi sizce? İlişkinin doğallığını, davranışların içtenliğini öldürmez mi?</p>
<p>Zaten o yüzden değil midir ki, çılgınca aşık olunanlar genellikle aşıklarına karşılık vermez, acı çektirir? “Delice sevdim, ömrümü verdim” diye başlayan şarkılar, “O beni sevmedi, kalbini vermedi” diye devam etmez mi hep? Tesadüf değildir bu. Aklı başında hiç kimse, olduğundan büyük görülmek, hak ettiğinden fazla ilgi ve sevgi görmekten mutlu olmaz—kısa süreli bir zevk dışında.</p>
<p>Üstelik bu tip gerçekçi olmayan sevgiler, abartılı hayranlıklar, yöneldiği kişinin zihnine “Ben onun zannettiği gibi mükemmel değilim. Öyle olmadığımı fark ettiğinde ne olacak?” tedirginliğini kazır. Böyle seven, sevdiğini zorlu bir cendereye sıkıştırmıştır aslında. Ve göğe çıkaranlar, hayallerinin gerçek olmadığını görünce ortada bir yerde kalamaz, bu kez de yerin dibine batırırlar sevdikleri(!) kişiyi. Büyük beklentiler büyük hayal kırıklıklarını hazırlar.</p>
<p>Siz siz olun, eğer karşınızdaki size olduğunuzdan daha fazla kıymet veriyorsa, sizi olduğunuzdan mükemmel görüyorsa, size sırılsıklam aşıksa, uzaklaşın ondan.</p>
<p>Dozunca seven, hatalarınızı da gören, ama iyi yönlerinizin hatırına onları affeden, sizden abartılı şeyler beklemeyen, zorlamayan, destekleyen bir sevgi çok daha güzel değil mi?</p>
<p>§ TEK BAŞINA DA MUTLU MUSUNUZ?</p>
<p>Meşhur atasözüdür: İki çıplak bir hamama yaraşır. Yani, iki mutsuz birleşince mutlu olmaz. Tek başına mutluluğu bulamamışsanız, ancak bir başkasına dayanarak mutlu olacaksanız, olmayın daha iyi. Zaten olamazsınız. Üstelik bu dayanma tarzı, o hapşırınca sizin nezle olmanıza yol açacak, fazla dayandığınızda da omuzu ağrıyacaktır.</p>
<p>O yüzden, ilk anda size ters gelecek belki ama, eğer bekârken de mutlu, kendi içinde uyumlu bir insansanız, evlenince daha da mutlu olursunuz muhtemelen. Yok eğer bekârlığınız sıkıntılı, problemli, huzursuz geçiyorsa evlenince mutlu olma hülyası kurmanız gerçekçi olmaz. Kendi içinizde bir toparlanma yaşamalısınız evliliği düşünmeden önce. Unutmayın, iyi bir evlilik kötü bir hayatı düzeltmez, ancak düzelmiş bir hayatta iyi bir evlilik yapılır.</p>
<p>Bu sözlerimle bazılarının tatlı hayallerini bozuyor olabilirim ama, tüm sıkıntılarının evlenince mucizevî biçimde geçeceğini sanmak maalesef çok düşülen büyük bir yanılgıdır. Evliliğe bu kadar fazla anlam yüklemek de hem mantıksızdır, hem de riskli. Karşınızdaki de sizin gibi bir insandır; beyaz atlı prens değil.</p>
<p>Bu aldatıcı beklentinin uzun vadede en çok görülen sonucu ise (başlarda da dediğimiz gibi) evlilik de mutluluk getirmezse eşini suçlamaktır bu kez. Şu diyalogu o kadar çok yaşadım ki bugüne kadar:</p>
<p>—Çok sıkıntılı ve mutsuzum doktor bey.</p>
<p>—Sebep nedir sizce?</p>
<p>—Eşim. Evlendiğimden beri bana destek olmuyor hiç.</p>
<p>—Bekârken çok mu mutluydunuz?</p>
<p>—Eeee, sorunlarım vardı tabiî. Gençliğimde de tedavi görmüştüm aslında.</p>
<p>Bu gibi kişiler—hayal ve masalların da etkisiyle—evlenince tüm sorunlarının aniden biteceğini bekledikleri için, aynen devam eden sıkıntılar ciddi bir hayal kırıklığını ve öfkeyi de beraberinde getirir maalesef. Oysa, eğer biz değişmezsek, yarın bugünden farklı olmayacaktır. Nikahta sadece keramet vardır; mucize değil.</p>
<p>O yüzden, önce siz tek başına da mutlu olmayı öğrenin, sonra evlenin. Mutluluk paylaşıldıkça artar.</p>
<p>§ KONUŞABİLMEK LÂZIM</p>
<p>Evlilik anlaşmaktır. İnsanlar da konuşa konuşa anlaşırlar, malum. Beğendiğiniz kişi dış görünüşüyle, huyuyla, yaşama biçimiyle size çok uyuyor ama konuşmaya başladığınızda bir kopukluk oluyorsa dikkat! Dozunda olunca tartışmak bile güzeldir, ama konuşamamak bir felakettir. Onunla konuştuğunuzda zihniniz açılıyor, 1+1=3 ediyorsa bu çok güzel. Eğer fazla olumlu bir katkı almıyor ama meramınızı anlatıp onu da anlayabiliyorsanız 1+1=2 ediyor demektir ki, idare eder. Ama—ne kadar seviyorsanız sevin—onunla konuşurken kendinizi anlatamıyor, onun da ne demek istediğini kavramakta zorlanıyorsanız, yani 1+1, 2 bile etmiyorsa işiniz zor. Hayat boyu mimiklerle anlaşamazsınız çünkü. Onunla konuşamazsanız ya kendi kendinize konuşmaya başlarsınız ya da başkalarıyla. İkisi de risklidir.</p>
<p>“Mutlaka evlenin. Anlaşırsanız mutlu olursunuz, anlaşamazsanız filozof” diyenlere de katılmıyorum. Size muhatap olabilen, zihninizi açan, fikrinizi zenginleştiren biriyle evlenirseniz filozof değil evliya bile olabilirsiniz.</p>
<p>§ FLÖRT NE İŞE YARAR?</p>
<p>Konuşma deyince akla beraber çıkma ve flört de geliyor. İnsanların birbirlerini tanımak istemeleri çok normal tabiî. Ama flört dönemi, gerçek beraberliği aksettirmez çoğu zaman. Eğer flört, gerçek hayatın aynısı olarak yaşanabilse, belki evliliğin nasıl gideceğine dair ipuçları verebilir, ama bunun da başka bedelleri vardır malûm. Bildiğimiz anlamdaki flört, yani arada sırada görüşüp gezmek, sohbet etmek ise, aslında gerçek hayatta olunandan farklı bir kişiliğin sergilendiği bir dönemdir.</p>
<p>Örneğin kişi günün yirmi üç saati tek başına, sessiz ve sakin bir hayat sürüyor, biriken sohbet ve gezme ihtiyacını günde bir saatlik buluşmalara saklıyorsa, o bir saatte çok konuşkan, canlı, eğlendirici biri gibi davranabilir. Ve çıktığı kişi de canlı, atak, sosyal insanlardan hoşlanıyorsa onun gözüne hoş görünebilir. Ama iş evliliğe gelince, o hareketli görünen kişinin günde ancak bir saat gezmeye ve sohbete tahammül edebildiği, aslında çok durgun ve sakin bir hayatı sevdiği açığa çıkar ve sürtüşmeler başlar tabiî.</p>
<p>Ben üç-dört yıl flört edip birbiriyle çok iyi anlaşan, ama evlenince birkaç ayda hayal kırıklığı yaşayan nice insanlar gördüm. Evlilik hayatı başlayınca “Reklamları izlediniz, şimdi haberler” anonsu yapılmış gibi olur.</p>
<p>“Peki, flört bile olmadan evlenilecek kişi nasıl seçilebilir?” diyebilirsiniz. Aslına bakarsanız bir insanın, karşısındaki kişiyi tanıması o kadar da uzun bir zaman gerektirmez. Yapılan araştırmalar özellikle bayanların, karşılaştıkları kişiyi ilk üç dakika içinde değerlendirip kategorize edebildiğini göstermiştir. Dikkatli bir insan için yüz hatları, mimikler, ses tonu, konuşma biçimi, hatta kullanılan kelimeler bile kişiliğe dair önemli işaretler taşır. Ve özellikle hanımlar bu tip işaretleri çok iyi değerlendirirler.</p>
<p>Meselâ karşınızdaki kişiye “Hava bu gün ne güzel, değil mi?” diye sordunuz diyelim. Hepsi de ayrı bir kişilik yapısına işaret eden çeşit çeşit cevaplar alabilirsiniz.</p>
<p>—Gerçekten harika bir hava var, insanın içi coşkuyla doluyor. (Canlı, iyimser.)</p>
<p>—Böyle havaları çok mu seversin? (Karşısındakiyle ilgilenen.)</p>
<p>—Hı hı. (Kontrollü ve ketum.)</p>
<p>—Haklısın, çok güzel, değil mi? (Uyumlu, paylaşımcı.)</p>
<p>—Esas üç gün önce çok daha güzeldi. (Geçmişte yaşayan.)</p>
<p>—Yaa, bu güzel havada eve tıkıldık işte. (Şikayetçi, karamsar.)</p>
<p>Bakın, bir tek cümleden ne kadar çok ipucu çıkartabiliyorsunuz. Yeter ki ona iyi bakın, dikkatli dinleyin ve ipuçlarını değerlendirin. Böylece yakışıklı prensi bulmak için yüzlerce kurbağayı öpmeniz gerekmez.</p>
<p>§ ONU İYİ TANIYIN</p>
<p>Yukarıdaki konunun devamı olmakla beraber ayrı bir paragraf olmayı hak eden bir önemi vardır bu bahsin. Bir insanın karşısındakini iyi tanıyabilmesi için bile, önce kendi sıkıntı ve saplantılarından arınması gerekir. Şimdi onu bir düşünün. Nasıl bir insan olduğunu tarif edebilir misiniz? Eğer onun kişiliğini en az on cümle ile tarif edemiyorsanız, onu tanımıyorsunuz demektir. (Ayrıca bu on cümleyi başta hazırladığınız tarifle kıyaslayacağınızı da anladınız tabiî.)</p>
<p>Eğer onu tam olarak tanımadığınız halde ondan çok hoşlanıyorsanız, bu sizin farketmediğiniz bir kompleksinizle ilgili olabilir, dikkat edin! Ne demek istediğimi bir örnekle anlatayım:</p>
<p>Faraza, diyelim ki, siz maddî sıkıntı yaşıyorsunuz. Fena halde zorlanıyorsunuz. Acilen borç para bulmanız lâzım. Ve bu arada bir yazarla tanıştınız. Çok ilginç fikirleri var. Size son çıkan kitabını anlatıyor. Ama siz onun fikirlerini dinlemiyorsunuz bile. Neden? Çünkü aklınız para probleminizde. Bu haldeyken onu ancak şöyle dinlersiniz: “Acaba kitabı iyi sattı mı? Parası var mı? Bana borç verir mi?” Anlattığı fikirleri dinlemezsiniz bile. Sonuçta sizin acil ihtiyacınız, meşgul olduğunuz probleminiz, onu tanımanızı engeller—saatlerce konuşsanız bile.</p>
<p>Aynen bunun gibi; diyelim ki sizin beğenilme, önemsenme konusunda bir kompleksiniz var. İnsanların size hak ettiğiniz ilgiyi göstermediğini düşünüyorsunuz. Bu durumda yalancı ve ahlâksız biri bile size aşırı ilgi gösterse, peşinizden koşsa, sizi göğe çıkarsa, sizi elde etmesi kolaydır. Siz uğraştığınız tek konuda derdinize deva olacağını düşündüğünüz bu kişinin, aslında kolayca fark edilebilecek bir yığın yanlışını fark etmezsiniz. Sonra da “Evlenmeden önce anlayamamıştım onun böyle biri olduğunu” diye şikayet edersiniz. “Küçücük çocuklar bile karşılarındaki insanın huyunu-suyunu hissedebilirken, siz nasıl oldu da onun bu yönlerini görmediniz?” diye sorulduğunda da “Bilemiyorum, fark etmemişim” dersiniz. Aslında cevap açıktır: O yönlerine hiç bakmadınız ki&#8230; Sizin ilgilendiğiniz tek bir konu vardı. Saplantınız yani.</p>
<p>O yüzden “Önce kendi saplantılarınızı bulup çözmeniz lâzım, doğru seçim yapabilmek için” diyorum. Ve sonra da duru bir gözle karşınızdakine bakıp onu tanımaya, anlamaya çalışmanız. Eğer karşınızdakinin huyunu-suyunu doğru düzgün tarif edemiyor, size sorulan “şu şu yönleri nasıl?” sorularına cevap bulamıyorsanız, tekrar bir değerlendirme yapmanız gerekiyor demektir. Bu değerlendirmeyi güvendiğiniz kişilerle beraber yapmanızda da fayda var bence.</p>
<p>§ BİRKAÇ BİLENE</p>
<p>DANIŞIN</p>
<p>Evleneceğiniz kişiyi tabiî ki kendiniz seçeceksiniz, ama fikrine güvendiğiniz kişilere danışmanızın da çok faydasını göreceksiniz. Hele aşık iseniz (yukarıda değindiğimiz gibi), tarafsız yorum yapamayacağınız için olaya üçüncü bir gözle bakan tecrübeli kişilerin yorumlarını da alın mutlaka. Sizi denk ve uyumlu bir çift olarak görüyorlar mı? Tecrübe, sandığınızdan (ve benim de gençliğimde sandığımdan) çok daha önemlidir.</p>
<p>Ancak burada da abartıya kaçmamalı, mutlaka son kararı siz vermelisiniz. Hata yapma korkusu veya kararsızlık sebebiyle evleneceği kişiyi anne-babasına veya büyüklerine seçtirenlerin şikayete hakkı olmayacaktır ileride. Sizin yerinize seçim yapacakların da saplantıları olmadığı ne malûm?</p>
<p>Hep söylerim, hayli bağımlı bir toplum olduğumuz ve ilişkilerimizde özerkliğe pek yer vermediğimiz için, iki uç arasında salınıp duruyoruz maalesef. Bir yanda gençlerin kararlarını onların yerine almak, başkalarının hayatını yönetmeye çalışmak, çocuğunu vesayete muhtaç bir aciz gibi görmek yanlışına düşen aileler, büyükler olduğu için; diğer yanda ya boyun eğmiş, sorumluluğunu üstlenmekten korkan ve her işini başkasının aklıyla yapan gençler yer alıyor ya da bu baskıyı reddedip ipleri tümden koparan, tamamen kendi başına davranıp kimseye danışmayan isyankârlar. Orta noktayı bulmak çok mu zor sizce?</p>
<p>Burada özellikle sevdiği kişiyle evlenmesine ailesi izin vermeyen (ya da sevmediği biriyle evlenmesi istenen) gençlere de seslenmek isterim. Aileniz eğer bu dayatmayı bazı saplantıları doğrultusunda yapıyorsa, bununla onları (usulünce) yüzleştirmeyi deneyin. “Anne, sen mutsuzluğunu maddî sıkıntına bağladığın için benim illa ki o zengin çocukla evlenmemi istiyorsun; ama senin esas problemin para değil, babamın seni sevmediğini sanıyorsun. Zaten bak, filanca da zengin, ama hiç de mutlu değil” gibi.</p>
<p>Eğer siz kendi tercihinizin sizi mutlu edeceğini yeterince ve mantıklı biçimde açıklarsanız neden kabul etmesinler ki? Kim çocuğunun mutsuz olmasını ister? Ha, eğer “Düşünce biçimleri yanlış, kuşak farkı var, anlamıyorlar” diyorsanız, yeterince konuşmuyorsunuz demektir. Onlar da sizin gibi genç oldular vaktiyle, siz meramınızı doğru anlatırsanız mutlaka anlayacaklardır.</p>
<p>Bu konu üzerinde çok durmamın sebebi, mutlu bir yuva kuracağım diye arkanızda harabeler bırakmanızı istemeyişimdir. O harabe görüntüleri sizin hayalinizde hep yaşar, ne kadar iyi bir evlilik yapsanız da. Sizin iyiliğiniz için söylüyorum yani, aileniz için değil.</p>
<p>§ ONUN AİLESİ  NASIL PEKİ?</p>
<p>“Anasına bak kızını al” sözü boşuna söylenmemiştir. Hele hele yapı olarak ailesine daha düşkün ve bağlı olan kızların, ailelerinin tarz ve kişiliğinden çok farklı olmaları hayli nadirdir. O yüzden özellikle bir erkeğin, evleneceği kızın ailesini iyi tanıması gerekir. Erkeklerin ise ailelerinden biraz uzağa düşebileceklerini de eklememiz lâzım, her ne kadar “Armut dibine düşer” ise de.</p>
<p>Aileyi incelerken kişinin anne-babasıyla ilişkilerine de çok dikkat etmek gerekir. Zira psikolojik bir gerçektir ki, kız çocuğunun babasıyla, erkeğin de annesiyle ilişkisi, evlendiğinde de sürdüreceği bir iletişim tarzının temelini atar. Babasıyla mesafeli büyümüş bir kız, eşiyle de mesafeli olacaktır muhtemelen. Annesinin şefkatli ev kadını kimliğini benimsemiş bir erkek, çalışan ya da sosyal yönü kuvvetli bir kadına (sebebini bilemediği halde) tahammül edemez. Babası kendisine aşırı düşkün bir kızın, eşinden de yüceltilme beklemesi veya annesi baskın bir erkeğin pasif bir bayanla mutlu olamaması gibi örnekler de verebiliriz.</p>
<p>Tabii “Ailesine bakın” derken aileler arasında uyumu da değerlendirmek lâzım. Eşler birbiriyle ne denli uyumlu olursa olsun, ailelerle veya aileler arasında yaşanan sürtüşmeler en azından tatsızlık sebebi olacağından, bu konuda da denklik aramakta fayda vardır. “Ailelerimiz anlaşabilir mi? Ben onun ailesiyle uyuşabilir miyim” diye de sorulmalıdır yani.</p>
<p>§ DOĞRU ZAMANLAMA</p>
<p>Yanlış zamanda yanlış karar verilir. Eğer bir bunalım dönemi yaşıyorsanız kesinlikle hayatınızı bağlayacak önemli bir karar vermeyin. Zira denize düşen yılana sarılır. Biz, depresyon gibi sıkıntılı dönemlerdeki hastalarımızı mutlaka uyarırız: “Şu an sağlıklı değerlendirme yapamayabilirsiniz. Kendinizi toparlayana kadar önemli bir karar almayın.” Öylesi bunalım dönemlerinde öncelikler değişir çünkü ve sağlıklı düşünmek pek mümkün olmaz.</p>
<p>Depresyonda iken yaşadığı keyifsizliğin etkisiyle çok hareketli, neşeli birisine aşık olup evlenen bir hastam, düzeldiğinde “Ben bu havai, boşboğaz insanla nasıl yaşarım?” demeye başlamıştı. Evdeki huzursuzluktan kurtulmak için ilk çıkan kısmete evet diyen kızlarımızın çok yanlış seçimler yaptıkları ve daha büyük sıkıntılara düştükleri de yine çok gördüğüm bir örnektir. Yağmurdan kaçan doluya tutulur genellikle.</p>
<p>§ KAÇ YAŞINDA EVLENMELİ?</p>
<p>Zaman deyince, uygun evlenme yaşı da çok önemli bir konudur. Cinslere göre konuşursak, erkek, yapı olarak daha geç olgunlaşır. Bu, fizyolojik olarak da bilinen bir gerçektir. Bunu bazı şovenist erkekler “Erkek olmak zor bir iştir” diye yorumlarlar. Şaka bir yana, erkeğin evlilik sorumluluğunu üstlenecek kıvama gelmesi yirmibeş yaşından önce zordur gerçekten de. Hele bizim gibi bağımlı özellikleri olan, gençlerin bile çocuk muamelesi gördüğü bir toplumda, bu yaşı otuza bile taşıyabiliriz. Ancak geç evlenmenin erkekler için bazı hatalara düşme riskini arttırdığını da unutmamak lâzım.</p>
<p>Bayanlar ise çok daha erken dönemlerden itibaren evlilik ve anneliğe hazır gibidirler. Dolayısıyla günümüzde genel kabul gören ortalama olan yirmi yaş civarı mantıklı sayılır. Tabii bu yaşı eğitim vb sebeplerle biraz ileriye almak da mümkündür, ama kişilik fazla kemikleşmeden evlenmekte de fayda vardır bayanlar için. Zira evlilik bir ölçüde elastik olmayı, uzlaşabilmeyi, gereğinde taviz verebilmeyi gerektirir. Yaş fazla ilerlemiş, yaşama tarzı oturmuş ise, karşısındakine uyum sağlamak güçleşecektir. “Bunca yıllık huyumu değiştiremem ki!”</p>
<p>İdeal olanı, erkeğin sorumluluk üstlenecek, gerektiğinde eşine yol gösterecek bir olgunluğa eriştiği yirmibeş-otuz yaşlarında, bayanın da kendini ve hayatı tanıyıp fazla da kişiliği kemikleşmeden yirmi yaşlarında yapacağı evliliktir. Arada beş-on yaş fark olması da tavsiye edilir zaten; özellikle ileriki yıllar açısından.</p>
<p>§ DÖRT DÖRTLÜK OLMALI MI?</p>
<p>Yukarıda anlattıklarımız iyi bir evlilik yapabilmek için dikkate alınması gereken (bazı) faktörlerdir. Bu saydıklarımızın hepsinden tam not almak zorunda değilsiniz elbette ama, hepsini dikkate almanız sizin yararınızadır. Bu dünya cennet olmadığına göre ve birçok peygamber bile evliliğinde sorunlar yaşadığına göre, mükemmel, kusursuz bir uyum arzulamak fazla iyimserliktir tabiî ki. Evlenmek için illa da karşınıza dört dörtlük birisinin, bir masal kahramanının çıkmasını beklemeyin.</p>
<p>”Onun bu’su eksik, bunun şu’su fazla” derken sonunda eli böğründe kalıp hiç olmayacak biriyle evlenenler çoktur.</p>
<p>Dört dörtlük uyum deyince şu soruyu sorasım geldi: “Dünyanın bir yerinde aynı sizin gibi, fiziğiyle, huyuyla tıpatıp size benzeyen birisi var” desem inanır mısınız? İnanmazsınız tabiî. Çünkü insanlar, hiçbiri diğerinin aynı olmayacak bir çeşitlilikle yaratılmışlardır. En benzer dediğimiz kişilerin bile, biraz dikkat ettiğimizde pek çok farklılıklarının olduğunu görürüz. Peki o zaman şu soruyu sorayım: “Dünyanın bir yerinde tıpatıp sizin hayalinize uyan birisi var” desem inanacak mısınız? Buna da inanmayın. Hayaller, idealler, yıldızlar gibidir. Onlarla yolumuzu buluruz ama, onlara ulaşamayız. Onların gerçekleşme yeri başka diyardır. Bu dünyada bulabildiğiyle yetinmek de bir fazilettir.</p>
<p>İsterseniz formüle edelim: Dört dörtlük beklemeyin, dörtte ikiye de razı olmayın; dörtte üçü hedefleyin.</p>
<p>§ SÖZLEŞME YAPIN</p>
<p>Eğer tüm bu muhasebeler sonunda evlenme kararı alınmışsa, bu kararın şartlarını kağıda dökmenizi tavsiye ederim. (Sadece ben değil, tüm evlilik terapistleri tavsiye eder bunu.) Evlilikte uyulacak kurallar, hangi konularda kimin nasıl bir fedakârlık yapacağı, kimin neyden sorumlu olacağı, hatta hangi şehirde yaşanacağı gibi konuların bile yazılı anlaşma hâline getirilmesinde fayda vardır. Böylece evlilik sırasında olabilecek sürtüşmelerde “Benim dediğim mi olacak, senin dediğin mi?” tartışmaları yaşamazsınız. “Burada yazdıklarımız olacak. Ne söz vermiştik? Bak, altında imzamız bile var.”</p>
<p>Ama bunun faydası sadece evlilik süresince çıkan problemlerin çözümüne yardım da değildir. Bence esas, çıkabilecek problemleri önceden görmeye ve belki de kötü bir evliliği engellemeye veya baştan düzeltmeye yarar; doğru karar vermeyi kolaylaştırır. O heyecanlı dönemin coşkusu içinde size önemsiz gibi gelen ve “anlaşarak hallederiz, bir yolunu buluruz” denilen nice gizli uyumsuzluk bu esnada açığa çıkabilir.</p>
<p>Meselâ ailelerle ilişkinin düzeyi, edinilecek malların nasıl kullanılacağı, çocuk bakım ve eğitiminde eşlerin payları, özel ilgilere ne kadar zaman ayrılacağı, hatta televizyonda ne seyredileceğine kadar yazın bakalım. Hiç tahmin etmediğiniz kaytarmalar, itirazlar olabilir.</p>
<p>Olmuyor mu? Hemen evlenin o zaman. Allah bir yastıkta kocatsın.</p>
<p>DR. YUSUF KARAÇAY</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/evlenmeyi-dusunenlere/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Evlilik Okulu</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/evlilik-okulu/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/evlilik-okulu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Jul 2009 10:05:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Radyo ve TV]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[burç fm]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik okulu]]></category>
		<category><![CDATA[İletişim]]></category>
		<category><![CDATA[metod]]></category>
		<category><![CDATA[problem]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[yasemin yalçın aktosun]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.net/?p=191</guid>
		<description><![CDATA[Evlilik, aile, yuva kavramları, aile içi iletişim problem çözme metodlar. Uzman psikolog Yasemin Yalçın Aktosun evlilik okulunda psikoloji bilimimin evlilikle alakalı tüm cevaplarını sizinle paylaşıyor. Evlilik okulu hafta içi hergün 18:05&#8242;de  BURÇ FM&#8217; de&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-192" title="askcicekleri" src="http://www.yoremizden.net/wp-content/uploads/2009/07/askcicekleri-150x150.jpg" alt="askcicekleri 150x150 Evlilik Okulu" width="150" height="150" /><span> <span id="ctl00_ContentPlaceHolder_lblExplanation">Evlilik, aile, yuva kavramları, aile içi iletişim problem çözme metodlar. Uzman psikolog Yasemin Yalçın Aktosun evlilik okulunda psikoloji bilimimin evlilikle alakalı tüm cevaplarını sizinle paylaşıyor. </span></span></p>
<p><span><span id="ctl00_ContentPlaceHolder_lblExplanation">Evlilik okulu hafta içi hergün 18:05&#8242;de  BURÇ FM&#8217; de&#8230;<br />
</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/evlilik-okulu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Evliliği Yürütmek İçin</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/evliligi-yurutmek-icin/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/evliligi-yurutmek-icin/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Apr 2009 17:53:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Çankırılı]]></category>
		<category><![CDATA[Evliliği Yürütmek İçin]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Kişilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=2766</guid>
		<description><![CDATA[TÜRKİYE’DE ‘evlilik okulu’ adı altında hizmet veren özel veya resmî bir eğitim kurumu biliyor musunuz? Ben bilmiyorum, en azından duymadım. Bazı üniversite hocalarının özel çabalarıyla ‘ana baba okulu’ adı altında halka açık kurslar düzenlendiğini biliyorum, ancak gençleri evliliğe hazırlayan bir ‘evlilik okulu’ bilmiyorum. Amerika’da ve Avrupa ülkelerinin çoğunda değişik isimler altında hizmet veren evlilik ve]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-2466" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/01/evlilik1-150x150.jpg" alt="evlilik1 150x150 Evliliği Yürütmek İçin" width="150" height="150" title="Evliliği Yürütmek İçin" /></p>
<p>TÜRKİYE’DE ‘evlilik okulu’ adı altında hizmet veren özel veya resmî bir eğitim kurumu biliyor musunuz? Ben bilmiyorum, en azından duymadım. Bazı üniversite hocalarının özel çabalarıyla ‘ana baba okulu’ adı altında halka açık kurslar düzenlendiğini biliyorum, ancak gençleri evliliğe hazırlayan bir ‘evlilik okulu’ bilmiyorum.<span id="more-2766"></span></p>
<p>Amerika’da ve Avrupa ülkelerinin çoğunda değişik isimler altında hizmet veren evlilik ve ana baba okulları oldukça yaygın. Evlenmeye niyetli nişanlı veya sözlü gençler önce bir ‘evlilik okulu’nun kurslarına katılıyorlar. Burada evli çiftlere aile olmanın getireceği sorumluluklar, karşı cinsin psikolojisi, ‘ben’ kişiliği ile ‘biz’ kişiliğini ayıran sınırlar, eşler arası uyum, ailede iş bölümü, ortaya çıkan anlaşmazlık problemlerinin çözümü, arkadaş-akraba-komşu ve iş ilişkileri, ev ekonomisi gibi temel konular anlatılıyor. Amerika’da master yaptığım yıllarda sık sık bu okulları ziyaret etme ve derslerine katılma fırsatı bulmuştum.</p>
<p>Bazı üniversiteler ise, evlilik ve ana baba okullarından mezun olmuş evli çiftlerin altından kalkamadığı problemlere çözüm üreten ‘terapi dersleri’ veriyorlar. Terapiye katılan çiftler sıra ile problemlerini anlatıyorlar. Terapist problemi tartışmaya açıyor, daha evvel aynı problemle karşılaşan ve birlikte çözüm bulan eşler söz alıyorlar. Sonra terapist bazı çözüm önerileri sıralıyor ve bunları tartışmaya açıyor. Problemi yaşayan çift, sıralanan bu çözüm önerilerinden kendilerine uygun olanlarını not ediyorlar. Kendilerine doğrudan “Şunu yaparsanız problemi çözersiniz” şeklinde bir zorlama yapılmıyor.</p>
<p>KATILDIĞIM terapi derslerinin birinde bir hanım kalkıp söz istedi. Evliliği yürütemediği için boşanmak üzere olduğunu, yaşadığı problemi tartışmaya açmak istediğini söyledi. Terapist, yaşadığı problemi tartışmaya açma cesareti gösterdiği için bayana teşekkür etti ve sordu:</p>
<p>— Size çözümsüz gibi görünen problem nedir, hanımefendi?</p>
<p>Hanım gülümseyerek cevap verdi:</p>
<p>— Kocam çok mükemmel biri. Onun bu mükemmelliği beni rahatsız ediyor.</p>
<p>— Nasıl bir mükemmellik bu; biraz açar mısınız?</p>
<p>— Kocam çevirmen ve oyun yazarı. Çoğu gününü evde çalışarak geçirir. Ev işlerinde o kadar becerikli ki, evi siler süpürür, çamaşırları yıkar, yemek yapar, bana yapacak birşey kalmaz. Ben bankacıyım, yani çalışan bir bayanım. Akşam eve döndüğümde yemek dahil herşey hazırdır. Bu belki çoğu çalışan bayanın hayal ettiği birşeydir, ama benim için öyle değil. Kendimi evde işe yaramaz, değersiz ve silik biri olarak görüyorum. Bu beni son derece rahatsız ediyor. Kocamla problemi görüşüp görüşmediğimi merak edeceksiniz, evet hem de defalarca rahatsızlığımı dile getirmeye çalıştım. Ancak her defasında kocam ev işlerini yapmaktan zevk aldığını ve bana yardımcı olmaya çalıştığını; kendisine teşekkür edeceğime şikayette bulunmama bir anlam veremediğini söyledi.</p>
<p>Terapist, bayanın dile getirdiği probleme evlilik psikolojisinde ‘ailede rol çatışması’ adı verildiğini ifade etti ve konuyu tartışmaya açtı. Bayanı dinlerken Türkiye’de çalışan hanımların sıklıkla dile getirdikleri “Kocalarımız ev işlerinde ve çocuk bakımında bizlere yardımcı olmuyor” şikayetleri aklıma geldi. Evdeki rol paylaşımı ancak eşlerin karşılıklı anlaşmalarıyla ve rollerine uygun sorumlulukları yerine getirmeleriyle gerçekleşebilir. Eğer evlilik aşamasında kadın ve erkeğe düşen roller belli edilmemiş ve sınırları çizilmemiş ise, anlaşmazlıkların ortaya çıkması gayet normaldir. Eğer bir ailede annelik, babalık, kadınlık, erkeklik rolleri belli değil ve birbirine karışmış ise, orada aile düzeninden bahsedilemez.</p>
<p>Geniş ailelerde rol çatışmaları daha sık yaşanmaktadır. Aile büyükleri çoğu zaman anne ve babanın rollerini de üstlenir, ev ekonomisinden çocuk eğitimine kadar her alanda söz sahibi ve karar verici olmak isterler. Bize ulaşan, anne babanın söz geçiremediği, şımartılmış, problemli çocuk vak’aları genellikle büyükanne ve büyükbabanın eğitime doğrudan müdahale etmeleri sonucu ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>AİLEDE ÇATIŞMA ALANLARI</p>
<p>Çatışma alanlarını incelerken anne, baba, çocuklar ve aile büyüklerinden oluşan geleneksel geniş aileyi ele alacağız. Aileyi teşkil eden üyelerin her birinin kişilik haklarını temsil eden bir ‘ben’ alanı vardır. Benim odam, benim bisikletim, benim masam, benim cep telefonum, benim arkadaşım, benim annem derken bu alanı ifade etmiş oluruz. Bir aile üyesi kendi ‘ben’ alanını kullanırken diğer aile üyelerini rahatsız edecek ve onların ‘ben’ alanlarını çiğneyecek şekilde davranmamalıdır. Ben alanlarının sınırlarını ve nasıl kullanılacağını görgü kuralları ve gelenekler belirler. Meselâ, bir aile üyesinin adına gelmiş mektubu başka bir aile üyesi açıp okumamalı; anne baba çocuğun odasına habersiz girip eşyalarını, çantasını, cüzdanını veya ceplerini karıştırmamalı; çocuğu uykuya gönderen baba yan odada yüksek sesle televizyon izlememelidir. Büyükbaba veya büyükannenin evin küçük çocuğu için ‘benim torunum’ demeye ve onu sevmeye hakkı vardır; ancak onun eğitimine doğrudan müdahale etmemelidir. Çocuğun eğitimi ve disiplini öncelikle anne ve babanın sorumluluğundadır ve onların ‘ben’ alanına girer.</p>
<p>Ailenin ortak malı olan eşyada ve ortak sorumluluk gerektiren konularda ‘biz’ alanı geçerlidir. Bizim evimiz, bizim arabamız, bizim komşularımız, bizim çocuklarımız derken bu alanı kastederiz. Aile büyükleri, anne baba ve çocuklar ailenin huzuru ve mutluluğu için ‘ben’ alanının bir kısmını isteyerek ve severek ‘biz’ alanına katar. Yeni evlenen genç bir kız veya erkek, artık eskisi kadar anne babasına, kardeşlerine, akrabalarına ve arkadaşlarına zaman ayıramaz. Evliliğin ve aile olmanın getirdiği sorumluluklar, yani ‘biz’ alanı devreye girmiştir. Kızı veya oğlu evlenen anne babalar, bu yeni ‘biz’ alanını kabullenmek istemez, “Oğlum evlenince bizden koptu, el kızına bağlandı” diyerek serzenişte bulunurlar. Eşler, birbirlerinin ‘ben’ alanlarına saygı duymalı, bu alanı çiğneyecek davranışlarda ve isteklerde bulunmamalıdır. “Sen artık evli bir kadınsın, eski arkadaşlarınla görüşmeni istemiyorum, ana evine gitmeni yasaklıyorum, gidip oradan akıl alıyorsun, huzurumuz bozuluyor” diyen bir genç koca, eşinin ‘ben’ alanına saldırarak kendi eliyle çatışma ortamı hazırlıyor demektir.</p>
<p>Eşlerden birinin tek yanlı olarak diğerinin ben alanına tamamen hâkim olma isteği beraberliği sıkıntılı ve çekilmez yapar. Anne baba ile çocuklar arası ilişkilerde de durum aynıdır. Aşırı sevgi, aşırı ilgi, aşırı koruma ve kıskançlık karşı tarafı rahatsız eder. Kayınvalide ile gelin arasında ortaya çıkan anlaşmazlıkların temelinde birinin oğlu, öbürünün kocası üzerinde söz sahibi olma isteği vardır. Genelde, diğer sebeplerin hepsi bahanedir ve savunma mekanizmalarının bir ürünüdür.</p>
<p>SAVUNMA  MEKANİZMALARI</p>
<p>‘Ben’ alanı çiğnenen bir kadın kendisini değersiz hissetmeye başlar. “Kocam beni sevmiyor, bana değer vermiyor” duygusuna kapılır. Kendisine olan güvenini kaybeder. Evlilikten beklediğini bulamayan mutsuz bir kadın veya erkek, boşanmayı göze alamadığı zaman, çektiği sıkıntıların altında ezilmemek için savunma mekanizmaları geliştirir. ‘Hayır’ dediğinde çatışma doğacağını hisseder ve ‘evet’ diyerek muhtemel bir kavgayı savuşturur. Bu ilk anda kişiyi sıkıntıdan kurtarmış görünse de, uzun süre ‘hayır’ diyeceği şeylere ‘evet’ demek zorunda kalırsa kişi kendisine yabancılaşmaya başlar. İç çatışmaları artar ve nevrotik bir kişilik kazanır.</p>
<p>Psikologlar otuzdan fazla savunma mekanizmasından bahsederler. Ancak, biz burada en sık kullanılanlardan söz edeceğiz.</p>
<p>Akla uydurma: Bazı insanlar yaşadıkları bir sıkıntıya veya probleme mantıklı açıklamalar, sebepler ve özürler bularak rahatlamaya çalışırlar. Misafirlikte çocuğuna söz geçiremeyen bir anne, etrafa mahcup olmamak için, “Ne yapayım kardeş, babasına çekmiş” der. Dolmuş parası vermemek için işe yürüyerek giden bir adam, “Neden dolmuşla gitmiyorsun?” diye soran arkadaşına “Spor yapıyorum, fazla kilolarımı atıyorum” cevabını verir.</p>
<p>Dışa yansıtma: İnsan bazen kendisine yakıştıramadığı eksikleri, yanlışları, beceriksizlikleri başkalarına yansıtır; bunun onlardan kaynaklandığına inanır. Uzun süre terfi edemeyen bir memur dürüst çalıştığı, rüşvet almadığı ve müdüre yaltaklanmadığı için terfi edemediğini söyler. Ev işlerinden ve çocuk eğitiminden kaçmak isteyen bir baba, akşam yemeğini yedikten sonra televizyonun karşısına oturur:</p>
<p>— Hanım bir yorgunluk kahvesi yap da içeyim, bütün gün çalışmaktan canım çıktı, der.</p>
<p>Kadın kahveyi yaparken mutfaktan sesi duyulur:</p>
<p>— Oğlun yine matematikten zayıf almış, çocuğun dersleriyle biraz ilgilensen olmaz mı?</p>
<p>Adamın rahat koltuktan kalkmaya hiç niyeti yoktur. Başlar sistemden yakınmaya:</p>
<p>— Bu eğitim sistemini kökünden değiştireceksin. Elli-altmış kişilik sınıflarda ders mi yapılır? Boş zamanlarında işportacılık yapan bir öğretmenden ne beklenir? Öğretmenin de suçu yok, o da geçim derdine düşmüş. Bütün suç sistemde.</p>
<p>Dışa yansıtma bazen saldırganlık şeklini alır, kişiyi geçimsiz yapar, aile düzenini bozar, arkadaş ve dost kaybettirir. Alaycı gülümsemelerin ve abartılı övgülerin bile bir saldırganlık yanı vardır. Günlük konuşmada ‘aptal, kaz kafalı, beceriksiz, enayi, sersem’ gibi kelimeleri sık kullananlar, saldırgan kişiliğe sahip kimselerdir.</p>
<p>Bazı insanlar gerçek duygu ve düşüncelerinin tam tersini kullanarak karşı tarafın saldırganlığını önlemeye çalışırlar. Kocasının şerrinden korkan bir kadın, aşırı sevgi ve itaat gösterilerinde bulunur. “Allah seni başımızdan eksik etmesin, sen olmasan biz ne yaparız” der. Tek taraflı aşırı sevgi ve ilgi gösterisi karşısında sağlıklı bir beraberlik kurulamaz.</p>
<p>Geçmişe sığınma: Gerçeklerle yüzleşme cesareti gösteremeyen, karşılaştığı bir problemin üstesinden gelme becerisi kazanamamış kimseler çocuksu tavırlar sergilerler. Başkalarının yanında heyecanlanan, konuşurken yüzü kızaran, kekeleyen, aşırı el kol hareketleri yapan, isteği yerine gelmediği zaman bağırıp çağıran, başkalarından devamlı yardım ve anlayış bekleyen kimseler çocukluk dönemine geri dönüş mekanizmasını kullanıyorlar demektir. Çatışma ve tartışmadan kaçmak için karşı görüş belirtmekten kaçınan; “Haklısınız, size aynen katılıyorum, çok doğru, ben de öyle düşünüyorum, siz ne derseniz öyle yaparım” diyerek itaat gösteren insanlar da çocuksu bir kişilik sergilemektedirler.</p>
<p>Geleceğe ait bir amacı ve beklentisi olmayan kimseler; özellikle emekliler, eski sporcular, artistler, ses sanatçıları başkalarıyla iletişim kurabilmek ve ilgi çekmek için devamlı anılarını anlatır, eski başarılarıyla övünürler. Böylece uyum sağlayamadıkları günlük hayatın sıkıntılarından kurtulup geçmişin mutluluğuna sığınırlar.</p>
<p>Yön değiştirme: İnsan kendisine sıkıntı ve kaygı veren olaylardan, durumlardan veya konulardan kaçmak için sevinç ve neşe verecek bir başka alana kayar. İlgi alanına girmeyen, bilgisinin yetersizliği sebebiyle anlamakta zorluk çektiği bir konudan bahsedilirken araya girerek bir fıkra veya tatlı bir hatırasını anlatan adam yön değiştirerek kendisine sıkıntı veren atmosferden kurtulmak istemektedir. Kocasının işinden, müşterilerden, ödenmeyen çek-senetlerden bahsetmesinden sıkılan kadın, “Bugün ne oldu biliyor musun, duysan şaşarsın&#8230;” diyerek çocuğuyla aralarında geçen sıradan bir olayı anlatmaya başlar.</p>
<p>KİŞİLİK ÜZERİNDE GEÇMİŞİN İZLERİ</p>
<p>Bir anne, evlenmeye razı edemediği kızı ile görüşmemizi ve onu evlenmeye ikna etmemizi istiyor ve şöyle diyordu: “Karşımıza çok iyi bir kısmet çıktı, çocuk mühendis, ailesi zengin ve köklü bir aile.”</p>
<p>Bir turizm şirketinde rehber olarak çalışan genç kızımızla konuştuğumuzda, ortaya ailenin pek de hoş olmayan bir fotoğrafı çıktı. İşte evlenmeye razı edilemeyen genç kızın ağzından aile fotoğrafı:</p>
<p>“Çok parası olan erkeklerden nefret ederim. Para erkeği yoldan çıkarıyor. ‘İş görüşmesine gidiyorum’ diyerek sekreteriyle veya dostuyla Uludağ’da, Antalya’da lüks otellerde gönül eğlendiren adamlar biliyorum. Karısına yalan söyleyen, karısını aldatan, çocuklarını ihmal eden adamlardan nefret ediyorum. Babam müteahhit, onun da çok parası var, o da annemi aldatıyor. Annem bile bile bu duruma katlanıyor. Ben olsam katlanmam. Bir gün olsun baba sevgisi, baba şefkati görmedim. Annem gibi bir evlilik yapacağıma, hiç evlenmem daha iyi.”</p>
<p>Konferanslarımda ve gelen elektronik postalarda anne babalardan çok sık duyduğum şu önemli sözleri sizlerle paylaşmak istiyorum: “Konuşmalarınızda ve yazılarınızda çok haklı ve doğru şeyler söylüyorsunuz. Sizi dinlerken ve okurken yaptığımız eğitim yanlışlarının farkına varıyoruz, ancak eve gidince çocuklarımıza karşı aynı yanlışları işlemeye devam ediyoruz, bir türlü doğru davranmayı başaramıyoruz. Neden böyle oluyor?”</p>
<p>Neden mi böyle oluyor? Çünkü, siz çocukluğunuzda anne ve babalarınızdan böyle gördünüz. Anne babalarınızdan gördükleriniz kişiliğinize ve şuuraltınıza sindi. Siz de elinizde olmayarak onlar gibi davranıyorsunuz. Aile, anne ve baba denince model olarak içinde yaşayıp büyüdüğünüz aileniz, anneniz ve babanız aklınıza geliyor. Kadın olarak kocanızdan birşey istediğiniz zaman, elinizde olmayarak, sadece o isteğinizi dile getirmiyor, aynı zamanda annenizin o istekte bulunurken babanıza karşı takındığı tavrı takınıyor, yani aynı vücut dilini kullanıyorsunuz. Keza, erkek olarak, karınızdan bir istekte bulunurken, sadece o isteği dile getirmiş olmuyorsunuz; babanızın kullandığı otoriter tavrı ve buyurgan ses tonunu kullanıyorsunuz.</p>
<p>Bir bayan okuyucum, kocasının kendisine hiç değer vermediğini, misafirlerin yanında bir istekte bulunurken bile kaba bir dille emrettiğini söylüyor ve devam ediyordu: “Kocam evde yokken oğlum da babası gibi davranıyor, benden birşey isterken emredici bir dil kullanıyor, ancak babası evde iken öyle davranmıyor, kuzu gibi bir çocuk oluyor. Kocamla görüşmenizi rica ediyorum. Size çok saygısı var. Lütfen bana karşı daha kibar, daha yumuşak davranmasını söyleyin.”</p>
<p>Bayan okuyucumun kocasını tanıyordum, çok efendi bir adamdı. Görüşme isteğimi geri çevirmedi. Kendisine eşinin şikayetlerini aktarınca üzüldü. “Hocam,” dedi, “ben eşimi çok severim. Evlendiğimizin ilk aylarında eşime kibar davranmaya kalkınca babam benimle alay etti: ‘Benim yanımda karıya yalakalık yapmaya utanmıyor musun, ne biçim erkeksin sen!’ dedi. Ben de bir daha kibar sözler kullanmadım.”</p>
<p>“BEN NE SÖYLÜYORUM,</p>
<p>SEN NE ANLIYORSUN?”</p>
<p>Kahvehanelerin ve birahanelerin önünden geçerken buraları dolduran evli, çoluk çocuk sahibi erkeklerin psikolojisini hep merak etmişimdir: Güzel eşi ve sevimli yavruları ile oturup muhabbet edecekleri yerde, bu sigara dumanı ve içki kokuları arasında nasıl rahat edebiliyorlar? Onları buraya çeken şey nedir? Bayan okuyucu ve dinleyicilerimden çok sık duymuşumdur: “Kocam beni anlamıyor.” Birbirlerinin anlayışsızlığından, kabalığından, saygısızlığından, gevezeliğinden, ilgisizliğinden yakınan eşlerin sayısı az değildir.</p>
<p>Aile hayatında inişler çıkışlar, kayıplar kazançlar, üzüntüler sevinçler, bazen aşılması ve çözümü zor problemler yaşanır. Bunlar hayatı anlamlı kılan kaçınılmaz gerçeklerdir. Eğer bir problem belli bir süre içinde çözülemiyor, çabalar sonuçsuz kalıyor, aile mutluluğunu tehdit ediyorsa, işte o zaman ciddi bir durum var demektir. Görmezden gelerek veya savunma mekanizmaları kullanarak bir problemi etkisiz hâle getiremezsiniz. Problem çözümsüz kaldığı sürece ailede huzursuzluk devam edecektir.</p>
<p>Aslında aşılamayacak zorluk, çözülemeyecek problem yoktur. Beş ay önce makine mühendisi bir arkadaşım aradı. “Çok zor durumdayım, moralim sıfır, kafayı üşütmek üzereyim, mutlaka görüşmemiz lâzım, sana ihtiyacım var” dedi. Gittim, görüştük. Çalıştığı fabrika ekonomik krizden dolayı kapanmış. Tazminatını bile alamamış. Çalışanlar patronu mahkemeye vermişler. Arkadaş, bir aydır iş arıyormuş, bulamamış.</p>
<p>— Ne yapacağımı bilemiyorum. Eşimin ve çocuklarımın yüzüne bakamıyorum, bunalıma girdim, dedi.</p>
<p>Sordum:</p>
<p>— Hiç birikmiş paran yok mu?”</p>
<p>— Var biraz, ama hazıra dağ dayanmaz derler. Üç-beş ay ancak idare eder.</p>
<p>— Ne kadar paran var?</p>
<p>— Beş altı milyar kadar.</p>
<p>— Hiç üzülme, işin hazır.</p>
<p>— Nasıl yani?</p>
<p>— Pazarcılık yapacaksın. Arabanı satıp bir kamyonet alacaksın. Elindeki parayı da sermaye yapacaksın. Sebze ve meyve halinde tanıdığım toptancılar var. Bir aya kalmaz işi öğrenirsin. Bir sürü kaba saba, müşteriye nasıl davranacağını bilmeyen, cahil adamlar bu işi yapıyor, sen mi yapamayacaksın? Onlardan alacağıma senden alırım. Şimdiden bir müşterin hazır.</p>
<p>— Ağabey, sen ciddi misin?</p>
<p>— Evet, hem de çok ciddiyim. Yarından tezi yok, harekete geçiyoruz.</p>
<p>Arkadaşım geçen hafta aradı, “Ağabey, Allah senden razı olsun,” dedi. “İşler çok iyi, yanımda üç kişi çalıştırıyorum.”</p>
<p>İki insan bir mekânda beraber iken, hiç iletişimde bulunmamaları mümkün değildir. Hiçbir şey söylemeseniz, hiçbir şey yapmasanız dahi, bunun karşı taraf için bir anlamı vardır. Yolda giderken biri size selam verse, ve siz hiçbir şey söylemeden yolunuza devam etseniz bu vücut diliyle karşı tarafa verilmiş bir mesajdır. Vapurda, banliyö treninde veya belediye otobüsünde giderken biri yanınıza otursa ve “Nerelisin hemşerim?” dese, siz biraz daha yana kayarak gazetenizi açıp okumaya başlasanız, hiçbir söz söylemediğiniz halde, bunun anlamı, “Sana cevap vermek istemiyorum” demektir. Adamı duymamış olabilirsiniz, gerçekten niyetiniz onun sorusunu cevapsız bırakmak değildir; ancak vücut diliniz adama “Seninle konuşmak istemiyorum” mesajı vermiştir. Demek ki, önemli olan niyetiniz veya söz ve davranışlarımızla vermek istediğimiz mesaj değil; karşının mesajdan aldığı ve algıladığı sonuçtur. Karşımızdakini anlamanın yolu, kendimizi onun yerine koymaktır. Buna psikolojide ‘empati’ diyoruz.</p>
<p>Empati yapmasını bilmeyen bir hanım okuyucum, “Evde kavga çıkmasın diye kocam ne söylerse söylesin cevap vermiyorum, sesimi çıkarmıyorum; ama adam bağırmaya, bana hakaret etmeye devam ediyor,” diyordu. Aslında adamı çileden çıkaran ve daha da saldırgan yapan kadının bu suskunluğudur. Belki adamın niyeti ezmek değildir. Ama kadının ezilmişlik rolüne razı oluşu adamın ezme içgüdüsünü tahrik etmektedir.</p>
<p>Aynı mekânı paylaşan iki kişi arasında iletişim kopukluğu veya bozukluğu varsa, bu iki kişinin birbiri hakkında önceden gelen peşin hükümleri vardır.</p>
<p>Çok yaşanan tipik bir örnek:</p>
<p>Kadın: “Kocam akşam eve gelip yemeğini yedikten sonra geçer koltuğuna, gazete okur. Gazete bitince televizyon izler, elinde uzaktan kumanda olur olmaz saçma programlar seyreder. Ağzını açıp da benimle bir kelime konuşmaz, çocukların dersiyle ilgilenmez. Uykusu gelince de yatar uyur. Ne bizi bir yerlere götürür, ne de birileri bize gelir.”</p>
<p>Erkek: “Daha eve adımımı atar atmaz karım dırdıra başlar. Çocuklardan, geçim sıkıntısından, komşulardan, benim ilgisizliğimden, olup olmadık şeylerden şikayet eder durur. Hep beni suçluyor, hiç kendisinde kabahat aramıyor. Zaten yorgun argın geliyorum, bir de onun saçmalıklarını dinleyerek sıkıntıya girmek istemiyorum. Cevap versem işler daha da ters gidiyor, kavga çıkıyor. En iyisi bir kenara çekilip susmak.”<!--more--></p>
<p>Nasreddin Hoca misali, hangisini dinlesen o haklı. Aslında ikisinin de farkında olmadığı gerçek şu: İnsanlar iletişimde bulunurken, söz ve davranışlarıyla ilişkiye bir yön verirler. Burada erkeğin susması kadının dırdıra başlamasına, kadının dırdırı da erkeğin susmasına yol açmaktadır. Bu kısır döngü içinde sağlıklı bir iletişim kurmak mümkün değildir. Peki, bunun bir çözümü yok mu? Var. İki taraf da karşıdakinin değişmesini beklemeden kendini değiştirmeye çalışacak. Aslında çözümsüz gibi görünen ilişkilerin altında karşıdakinden değişmesini ve anlayış göstermesini beklemek yatıyor.</p>
<p>Ders çalışmayan çocuğuna anne ve baba ısrarla ders çalışmasını söyler ve onun tembelliğinden yakınır. Anne ve babaya sorsanız, çocuk ders çalışmadığı için ısrar etmekte ve üzerine gitmektedirler. Çocuğa sorsanız, anne ve babasının ısrarlarına ve suçlamalarına kızdığı için çalışmamaktadır. Taraflardan biri diğerinin değişmesini beklemeden kendi istek ve iradesi ile değişmedikçe, çatışma alanı varlığını sürdürecek, problem çözümsüz kalmaya devam edecektir.</p>
<p>ÇATIŞMA ALANLARI</p>
<p>Dışarıdaki insan ilişkileri ile ailedeki karı koca ilişkilerinin birbirinden farklı olduğu muhakkak. Evdeki anlaşmazlık ve çatışma alanlarının çoğu bu farklılıklardan besleniyor. Çatışma alanlarından en belirgini cinsiyet farkıdır. Allah, erkeği ve kadını ayrı fıtratlarda ve ayrı yeteneklerde yaratmış ki, birbirlerini tamamlasınlar. İki kadının veya iki erkeğin evlenip yuva kurmalarını düşünebilir misiniz? Bu düşünce cinsel serbestinin en yaygın olduğu ülkelerde dahi tepki ile karşılanmaktadır. Davranış psikolojisi uzmanları kadınların erkek gibi, erkeklerin kadın gibi davranmasını ‘kişilik bozukluğu’ olarak yorumluyor. Kadın kimliğine (yaratılışları gereği) naziklik, zariflik, uysallık, duygusallık ve estetik daha çok yakışıyor. Güzel görünmeye ve güzel giyinmeye daha çok önem verirler. Erkeklerde güçlü olma, yönetme, hükmetme, cesaret ve kahramanlık gösterme, kavgadan kaçmama duyguları daha baskındır. Bu yüzden karı koca kavgalarında dayak yiyen, ağır hakaret gören ve ezilen taraf hep kadın olmuştur. Eşler birbirlerinin yaratılıştan gelen özelliklerine saygı duymalı, bu özelliklere uymayan isteklerde bulunmamalıdır.</p>
<p>Önemli bir çatışma alanı da ev ekonomisidir. Eve giren paranın nasıl ve nereye harcanacağı eşler arasında hep anlaşmazlık konusu olmuştur. Geleneksel aile modelimizde para kazanmak ve ailenin geçimini sağlamak erkeğin görevidir. Baba, aile reisidir. Kadın hakları savunucuları erkeğe verilen bu rolü ‘erkek egemenliği’ olarak yorumlamakta ve itiraz etmektedir. Büyük şehirlerde, bilhassa memur ailelerde, kadın da çalışmak zorunda kalmaktadır. Çalışan kadının işi daha da zordur. Geleneksel kadının bütün rolleri çalışan kadından da istenmektedir.</p>
<p>Parayı kimin kazandığı fazla önemli değildir, önemli olan nasıl harcandığıdır. Harcamada ‘biz’ alanı geçerli olmalıdır. Aile üyelerinin her biri ‘bizim evimiz, bizim arabamız’ dedikleri kadar, ‘bizim paramız’ diyebilmelidir. Para, kazananın cüzdanında veya banka hesabında değil, aile kasasında durmalıdır. Feministler görmezden gelse de, çoğu evlerde aile kasasının anne olduğunu hepimiz biliyoruz. Faturalar ve taksitler ödendikten sonra artan paranın nereye ve nasıl harcanacağına anne, baba ve çocuklar birlikte karar vermelidir.</p>
<p>Baba, eşinin ve çocuklarının maddî ve manevî ihtiyaçlarını yerine getirmekle sorumludur. Bu sorumluluğunu baskı veya tehdit aracı olarak kullanmamalıdır. Çocuğuna kızdığı zaman, “Yarın sana harçlık yok!” veya eşiyle tartışırken “Sana elbise almaktan vazgeçtim!” dememelidir. Kadın da, kocasına kızarak evdeki rolünü aksatmamalı, dişiliğini silah olarak kullanmamalıdır.</p>
<p>Çatışma alanlarından bir diğeri, belki de en önemlisi, eşlerin birbirinden mükemmel olmalarını beklemeleridir. Adam kendisi yalan söylediği ve eşine karşı dürüst olmadığı halde, karısının yalan söylememesini ve dürüst davranmasını ister. Karısının kendisini eleştirmesine kızar, ama onu eleştirmekten ve hatalarını yüzüne vurmaktan çekinmez. Kendisi arkadaşlarıyla kahveye, maça, balığa gider; ama karısının evden çıkmasına, baba evini veya bir akrabasını ziyaret etmesine izin vermez. Kocası tarafından devamlı eleştirilen ve aşağılanan bir kadın, evinden soğur, iş yapma enerjisini kaybeder. “Böyle nankör adam görmedim, ne yapsam yaranamıyorum” der. Ancak bunu sesli olarak dile getiremediği için, aksayan işlere bahaneler uydurur. “Niçin yemek yapmadın, niçin pantolonumu ütülemedin?” diye soran kocasına, “Hastaydım, bütün gün yattım” der.</p>
<p>Dedikodu da aile huzurunu bozan etkili bir çatışma alanıdır. Birbirine karşı dürüst olmayan, sevincini ve üzüntüsünü doğrudan ifade edemeyen, mutsuz ve uyumsuz eşler arasında dedikodu daha yaygındır. Beceriksiz kadın başkalarının yanında kocasından ve çocuklarından yakınır, beceriksiz erkek de karısını çekiştirir. Aslında bu insanlar sadece eşleriyle değil, başkalarıyla da geçimsizdirler. Akrabalarını, komşularını ve arkadaşlarını da çekiştirmekten geri kalmazlar. Mutlu ve huzurlu aileleri kıskanır, onların da kendileri gibi mutsuz olmasını arzu ederler.</p>
<p>Ruh sağlığının temel şartı aile huzurudur. Rahmetli babam, aile huzurumu sorarken, “Oğlum, garp cephesinde durum nasıl?” derdi. Garp cephesi ile aile huzurunun ne ilgisi var, diyeceksiniz. Aynı soruyu ben de babama sormuş ve şu cevabı almıştım: “Öyle deme oğul, aile huzurunu sağlamak her babayiğidin harcı değildir. Hanımınla iyi geçinmek, garp cephesini idare etmekten daha zordur. Askerde benim bir komutanım vardı. Çok sert ve disiplinli bir adamdı. Bizi öyle sıkı hazırlıyordu ki, savaş tatbikatlarında hep bizim bölük birinci seçiliyordu. Bu komutan cephede başarılı olduğu kadar evinde başarılı değildi. Karısıyla ve çocuklarıyla geçinemez, çoğu geceleri bölükte yatardı.”</p>
<p>Geleneksel aile modelimizde maalesef diyalog yerine monolog hâkimdir. Güçlü konuşur, zayıf dinler. Zayıf konumunda olan kadının ve çocukların cevap vermesi saygısızlık olarak değerlendirilir. Baba mutlak güç ve mutlak otoritedir. Baba ne derse o olur. Aile adına baba düşünür, herşeye baba karar verir. Baba yanlış yapmaz, yapsa da eleştirilemez. Devlet modelimiz de aile yapımıza çok benziyor. Devlet mutlak güçtür, vatandaşın devleti eleştirmesi suçtur, bozgunculuktur. Vatandaş adına devlet düşünür, neyin doğru neyin yanlış olduğuna devlet karar verir. Vatandaşın görevi devlete itaat etmektir.</p>
<p>Bu mantık ve bu gidişle ne ailede, ne de devlette problemleri çözmek mümkün değildir. Kadın kocasından, koca karısından değişmesini beklediği ve devlet vatandaşın, vatandaş da devletin değişmesini istediği sürece bu kısır döngü devam edecektir.</p>
<p>Ali Çankırılı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/evliligi-yurutmek-icin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Evlenmeyi Düşünenlere, Evlenirken nelere dikkat edilir.</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/evlenmeyi-dusunenlere-evlenirken-nelere-dikkat-edilir/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/evlenmeyi-dusunenlere-evlenirken-nelere-dikkat-edilir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2009 19:34:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Evlenirken nelere dikkat edilir]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Karaçay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=2465</guid>
		<description><![CDATA[“İçinizden bekâr olanları evlendirin” mealindeki âyeti bizim arkadaşlar “Evlenmeyi düşünenlere yol gösterecek bir yazı yayınlayın” diye de tefsir ettikleri için, hayli zamandır sıkıştırıyorlardı beni. Tarkan’dı, İkiz Kuleler’di derken, sonunda sıra geldi bu konuya. Ve, evlilik hazırlığı yapan gençlerin çeyizinde bulunsun diye tavsiyelerimi kaleme aldım. Yazdıklarım kişisel fikirlerim sayılmaz; çoğu terapistin de katılacağı tavsiyelerdir bunlar. Şanslı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-2466" title="evlilik" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/evlilik-233x300.jpg" alt="evlilik 233x300 Evlenmeyi Düşünenlere, Evlenirken nelere dikkat edilir." width="233" height="300" />“İçinizden bekâr olanları evlendirin” mealindeki âyeti bizim arkadaşlar “Evlenmeyi düşünenlere yol gösterecek bir yazı yayınlayın” diye de tefsir ettikleri için, hayli zamandır sıkıştırıyorlardı beni. Tarkan’dı, İkiz Kuleler’di derken, sonunda sıra geldi bu konuya. Ve, evlilik hazırlığı yapan gençlerin çeyizinde bulunsun diye tavsiyelerimi kaleme aldım. Yazdıklarım kişisel fikirlerim sayılmaz; çoğu terapistin de katılacağı tavsiyelerdir bunlar.</p>
<p>Şanslı olduğunuzu da bilin. Bizim zamanımızda bu konularda pek konuşulmaz, fikir verilmezdi. Evli-barklı, olgun-oturaklı abilerimiz hep çok daha mühim mevzuları anlatır, bu konuya gelince susarlardı. Dinî dergilerde de yer almazdı bu konular, gençlerin zihni dağılmasın(!) diye. Öyle olunca da biz fısır fısır konuşurduk aramızda: “Evlensek mi acaba? Nasıl biriyle evlensek?” “Hoşlandığım bir kız var ama namaz kılmıyor, problem olur mu dersin?” “Büyüklerimin bulacağı bir kızla evlensem mutlu olur muyum sence?”<span id="more-2465"></span></p>
<p>Siz bu tür açmazlar yaşamazsınız umarım. Zamanımızda bu konular daha rahat konuşuluyor zaten. Doğru karar vermenizde yazacaklarımın da biraz faydası olursa ne mutlu bana.</p>
<p>§ EVLENMEK</p>
<p>ŞART MI?</p>
<p>Kimse Robinson Crusoe değildir. O bile bir dost bulduğunda sevinçten zıplamıştı. Kendi başına da dünyanın en huzurlu insanı olan ve hatta doğrudan Rabbine muhatap olabilen Peygamberimiz (a.s.m.) bile, bazen eşine “Yâ Âişe, konuş benimle!” dermiş, kitaplarda böyle nakledilir. Konuşmak, paylaşmak ve yardımlaşmak bu zorlu imtihan dünyasına tek başına gelen insanın en büyük ihtiyacıdır belki de.</p>
<p>Bediüzzaman’ın ifadesiyle, “İnsanın en fazla ihtiyacını tatmin eden, kalbine mukabil [karşılık] bir kalbin mevcut bulunmasıdır ki, her iki taraf sevgilerini, aşklarını, şevklerini mübadele etsinler [paylaşsınlar] ve lezaizde [güzel şeylerde] birbirine ortak, gam ve kederli şeylerde de yekdiğerine muavin ve yardımcı olsunlar.”</p>
<p>“Evet, bir işte mütehayyir [hayret veya tereddüt içinde] kalan veya birşeye dalarak tefekkür eden adam, velev zihnen olsun [hayalî bile olsa], ister ki, birisi gelsin, kendisiyle o hayreti, o tefekkürü paylaşsın.”</p>
<p>“Kalplerin en latifi [duyarlısı], en şefiki [şefkatlisi], ‘kısm-ı sani’ [diğer yarım] ile tabir edilen kadın kalbidir.”</p>
<p>Zaten evlilik, değil bu insanî ve ulvî ihtiyaçları, insanın en temel ihtiyaçlarını—barınma, beslenme ve üreme—dahi karşılayan bir kurum olduğu içindir ki, tartışmasız her asırda, her kültürde el üstünde tutulmuş, şart gibi görülmüş, hatta kutsanmıştır. Gelin görün ki, en fazla şikayet edilen kurumdur da aynı zamanda. Bir problemi olan, işleri yolunda gitmeyen, gençliğindeki ideallerini yakalayamamış kişiler, evliliğinden şikayet ederler genellikle. Sanki bekârlığında çok mutluymuş gibi, sanki bekâr kalsa ideallerine ulaşacakmış gibi. Hem evlenir, hem şikayet ederler; hem şikayet eder, hem de evlilikten vazgeçmezler. Olan da bekâr gençlere olur. Kafalar karışır: “Evlenmesek mi?”</p>
<p>Siz bakmayın onlara. Hatta bana da bakmayın siz, bazen ben de “Bekâr bayan yarımdır, evlenince tam olur. Bekâr erkek yarımdır, evlenince tamamen biter” gibi espriler yaparım ama, bal gibi biliyor, açıkça da görüyorum ki; bekârlık yıllarımda hedefsiz ve sonuçsuz bir koşturmaca hâlinde geçen hayatım, evlenince, bir tezgahın başına oturup üretime başlamak gibi bir değişim geçirdi ve maddî, manevî, sosyal sahalarda bugüne dek ne ürettiysem, hep evlendikten sonra oldu. (Eşime buradan teşekkürler!) Eski resimleri karıştırdığımda zaman zaman kendi kendine konuşan, yalnızlık sebebiyle arada kasvete dalan o genci görüp bugünkü hâlime şükrediyorum.</p>
<p>Geçenlerde Ulusal Psikiyatri Kongresi’ne katılmıştım. Epeydir görmediğim birçok meslektaşım ve dostumla görüştüm. Son katıldığım kongreden bu yana peşpeşe iki çocuğum daha olduğu için benimle sohbet eden arkadaşların konuşmaları evlilik, çoluk-çocuk gibi konulara yöneldi genellikle. Benim de dikkatim bu konuya çevrildi tabiî. Kim evlenmiş, kim bekâr kalmış, kim boşanmış, kimin kaç çocuğu var? Dikkat ettim, kim ki evlenip yuva kurmuş; daha huzurlu, daha verimli, hedeflerini gerçekleştirmiş. “Nasılsın?” diye sorunca gevrek gevrek gülerek “İyii” diyor. Kim ki düzenli bir aile hayatı kuramamış; huzursuz, şaşkın, meslekî yönden de verimsiz, başıboş dolanıyor. “Yaa, bildiğin gibi işte, birşey yok, ne olsun?”</p>
<p>O yüzden Bediüzzaman’ın “Bekârlık, bikârların kârıdır” sözüne aynen katılıyorum. Bekârlık, bu hayatta kazancı olmayanların işidir yani. Üstelik onun, az önce yazdığım espriden çok daha hakikatli bir sözü daha var ki; “Bekâr erkek üçte iki erkek, üçte bir çocuktur. Bekâr kadın üçte iki kadın, üçte bir erkektir.” Yani erkeklerin haylazlıktan kurtulup olgunlaşmaları, bayanların ise kişiliklerini oturtmaları için evlenmeleri lâzımdır.</p>
<p>Peki, evleneceğiniz kişiyi nasıl seçeceksiniz?</p>
<p>§ ÖNCE NE İSTEDİĞİNİZİ BELİRLEYİN</p>
<p>“Ne iş olsa yaparım abi” diyen birinin, iyi ve uygun bir iş bulması çok zordur malûm. Hatta iş bulması bile zordur. Oysa kişi ne istediğini belirlese, aradığını bilmenin rahatlığı ile çok daha kolayca bulabilir. Evlilik için de böyledir bu. Nasıl biriyle evleneceğine karar vermek, işin yarısını halletmek demektir. Ama bunun için de tabiî önce kendi kişiliğinizi, yönelimlerinizi ve ihtiyaçlarınızı belirlemeniz gerekir. Yani kendinizi tanımanız lâzımdır önce.</p>
<p>İkili ilişkilerde, aile hayatında sizin için önemli olan nedir? Huzur mu, paylaşım mı, destek mi, heyecan mı, ya da güven mi? Vazgeçemeyeceğiniz öncelikler hangileridir, kesinlikle kabul etmeyeceğiniz şeyler nelerdir? Bunların adını doğru koymanız gerekir. En az on cümleyle ihtiyaçlarınızı, beklentilerinizi, şartlarınızı sıralayın; elinizde ve aklınızda bulunsun.</p>
<p>Tabiî, bu istekleri sıralarken, abartmayın da lütfen.</p>
<p>Adam arkadaşına sormuş:</p>
<p>—Evlenmiyor musun?</p>
<p>—Şartlarımı tutarsa olur.</p>
<p>—Ne istiyorsun ki?</p>
<p>—Güzel olsun, akıllı olsun, dindar olsun, zengin olsun, kültürlü olsun, şefkatli olsun, ciddi olsun, itaatli olsun, bir de esprili olsun.</p>
<p>—Ama abi, demiş öteki, birden fazla evlilik yasak artık!</p>
<p>Fıkra, önerimi unutturmasın ama. Ne istediğinizi belirlemelisiniz mutlaka. On cümle lütfen.</p>
<p>§ İDEAL BİRLİĞİ ŞART, AMA YETMEZ</p>
<p>Hayat arkadaşını seçerken en çok dikkat edilmesi gereken noktaların başında ideal birliği gelir. Hayatı beraber yaşayacağınız kişinin hayatı ne gözle gördüğü, hedefinin ne olduğu ve değer yargıları, en çok üzerinde durulması gereken konudur.</p>
<p>Hayat, keyif peşinde, rahat içinde mi yaşanacak, yoksa idealler peşinde, gereğinde fedakârlıkla mı? Kazanılan para ile daha iyi yaşamak mı hedeflenecek, yoksa o kazanç olabildiğince hayır yollarına mı sarf edilecek? Çocuk sahibi olunduğunda, çocuk hangi prensiplere göre büyütülecek, ona nasıl bir eğitim verilecek? Sosyal hayatta kimlerle nasıl bir diyalog kurulacak? Bu gibi temel tercihlerde uyum, iyi bir evlilik için olmazsa olmaz şarttır.</p>
<p>Sizin hayatınızı bile uğruna feda edebileceğiniz ideallerinizi eşiniz yarım kulakla dinliyorsa, her satırını didik didik okuyup yaşamaya çalıştığınız kitaplarınızı eşiniz dinlerken uyukluyorsa, siz teheccüde bile kalkarken eşiniz yatsıyı bile kılmadan yatıyorsa, bırakın sevgiyi, saygı bile kalmaz ki aranızda.</p>
<p>İlginç bir araştırma okumuştum. “Evlilikte mutluluğun şartları nelerdir?” sorusuna her iki cinsin en çok verdiği üç cevaptan birisi, hatta birincisi ‘inanç ve ideal birliği’ idi. (Diğerleri de sevgi ve cinsel uyum imiş.) O yüzden evlenmeyi düşündüğünüz kişide ilk bakacağınız nokta, aynı idealleri paylaşıp paylaşmadığınızdır. Yani size sizin yolunuzda ‘yoldaş’ da olabilmelidir eşiniz.</p>
<p>“Şimdilik istediğim gibi değil, ama ileride düzelir” diye de kendinizi kandırmayın. Âyetin verdiği dersi hatırlayın: “Sen sevdiğine hidayet edemezsin, ancak Allah dilediğine hidayet eder.” Değişeceğine dair garantiniz var mı? Ya da o, garanti verebiliyor mu? Yoksa siz kumar meraklısı mısınız? Veya tehlikeyi çok mu seviyorsunuz?</p>
<p>Ancak fikir uyumu önemli derken de ölçüyü kaçırmayalım. En önemli noktadır bu, ama tek önemli nokta değildir. Gereklidir, ama yeterli değildir. Bu noktada özellikle bir fikir grubu içinde olan ve idealleri yolunda yaşayan kişilerin çokça düştüğü bir hata vardır: iyisine kötüsüne bakmadan, sırf aynı fikirleri paylaştığı için uyumsuz biriyle evlenmek. “Zaten benim fikrimde olan az; ideallerimi paylaşan birisini bulursam, huyuna suyuna bakmaz evlenirim” diyenler çoktur. Ama unutmayalım ki, meselâ Hz. Zeyd ile Hz. Zeyneb de aynı yola baş koymuşlardı. Fakat bu mutlu bir beraberlik kurmalarına yetmedi.</p>
<p>Zaten düşünürsek, aynı ideali bile farklı insanlar farklı biçimlerde yaşamaz mı? En basit bir örnekle, evde oturup kitap okumak, yazı yazmak da bir ideale hizmet biçimidir; sürekli gezip sohbetlere, faaliyetlere katılmak da. Ama arada dağlar kadar fark vardır. Sadece fikir birliğini önemseyip kişilik uyumunu yok saymak gibi bir hataya düşmeyiniz lütfen. Fikirleri size uyanlar içinde huyu da size uyan birini mutlaka bulursunuz.</p>
<p>§ SEVGİ GEREKLİ, AŞK RİSKLİDİR</p>
<p>Neredeyse klasik bir münazara konusudur: Evlilikte aşk lâzım mı, değil mi? Beylik bir cevap olarak herkes “Tabiî ki lâzım” der. Oysa bence sevgi şarttır, ama aşk şart değil, hatta risklidir bile. Hemen itiraz etmeyin, önce isimlendirmeyi doğru yapalım. Kullandığım mânâda sevgi, karşısındakine ihtiyacını hissetmek, onunla beraber olmaktan mutluluk duymak, onun eksiklerini de hoşgörmektir. Aşk ise ona muhtaç olmak, onsuz olamamak, eksiklerini ise görmemektir. Böyle bir aşk, aslında sağlıksız (gözü kör de denir) bir ruh hâli değil midir? Peki sağlıksız bir duyguyla sağlıklı bir beraberlik nasıl kurulur? Depresyon tedavisinde kullanılan bazı ilaçların abartılı aşk duygularını da azalttığını biliyor muydunuz? Saplantı düzeyindeki aşk, bir hastalık bile sayılabilir aslında.</p>
<p>Ama modern çağın klişelerinin dayatmasıyla, çoğu gençler aşk evliliğini en büyük hayalleri olarak kabul ederler. Bu kişilerin çoğu, aşık olduklarında karşılarındaki kişinin eksiklerini, uyumsuz yönlerini görmez, o coşkulu duygunun esiri olup mantığı tamamen bir kenara atarak yanlış evlilikler yaparlar. Aşık olmuş birisi için karşısındaki, dünyanın en mükemmel kişisidir, kusursuzdur, onun için yaratılmıştır, o olmazsa hayat boyu mutsuz kalacaktır. Oysa aşk bir duygu ve duygular da geçici olduğu için bir süre sonra aşk küllenmeye başladığında, önceleri görülmeyen yanlışlar göze batmaya başlar. Coşkuyla başlayan ilişki hüsranla biter çoğunlukla.</p>
<p>Aslına bakarsanız, aşık olan için bu denli riskler taşıyan bu duygu, aşık olunan kişi için bile çok rahatsız edicidir. Düşünün; siz öylesine, gelişigüzel bir söz söylüyorsunuz (“İnecek var şoför bey!”), aşığınız “Ne hoş bir cümle kurdun” diyor. Siz sıradan gündelik bir davranışınızı yapıyorsunuz, o “Ne güzel içiyorsun çorbayı!” diyor. Böyle olduğundan büyük görülmek insanı rahatsız etmez mi sizce? İlişkinin doğallığını, davranışların içtenliğini öldürmez mi?</p>
<p>Zaten o yüzden değil midir ki, çılgınca aşık olunanlar genellikle aşıklarına karşılık vermez, acı çektirir? “Delice sevdim, ömrümü verdim” diye başlayan şarkılar, “O beni sevmedi, kalbini vermedi” diye devam etmez mi hep? Tesadüf değildir bu. Aklı başında hiç kimse, olduğundan büyük görülmek, hak ettiğinden fazla ilgi ve sevgi görmekten mutlu olmaz—kısa süreli bir zevk dışında.</p>
<p>Üstelik bu tip gerçekçi olmayan sevgiler, abartılı hayranlıklar, yöneldiği kişinin zihnine “Ben onun zannettiği gibi mükemmel değilim. Öyle olmadığımı fark ettiğinde ne olacak?” tedirginliğini kazır. Böyle seven, sevdiğini zorlu bir cendereye sıkıştırmıştır aslında. Ve göğe çıkaranlar, hayallerinin gerçek olmadığını görünce ortada bir yerde kalamaz, bu kez de yerin dibine batırırlar sevdikleri(!) kişiyi. Büyük beklentiler büyük hayal kırıklıklarını hazırlar.</p>
<p>Siz siz olun, eğer karşınızdaki size olduğunuzdan daha fazla kıymet veriyorsa, sizi olduğunuzdan mükemmel görüyorsa, size sırılsıklam aşıksa, uzaklaşın ondan.</p>
<p>Dozunca seven, hatalarınızı da gören, ama iyi yönlerinizin hatırına onları affeden, sizden abartılı şeyler beklemeyen, zorlamayan, destekleyen bir sevgi çok daha güzel değil mi?</p>
<p>§ TEK BAŞINA DA MUTLU MUSUNUZ?</p>
<p>Meşhur atasözüdür: İki çıplak bir hamama yaraşır. Yani, iki mutsuz birleşince mutlu olmaz. Tek başına mutluluğu bulamamışsanız, ancak bir başkasına dayanarak mutlu olacaksanız, olmayın daha iyi. Zaten olamazsınız. Üstelik bu dayanma tarzı, o hapşırınca sizin nezle olmanıza yol açacak, fazla dayandığınızda da omuzu ağrıyacaktır.</p>
<p>O yüzden, ilk anda size ters gelecek belki ama, eğer bekârken de mutlu, kendi içinde uyumlu bir insansanız, evlenince daha da mutlu olursunuz muhtemelen. Yok eğer bekârlığınız sıkıntılı, problemli, huzursuz geçiyorsa evlenince mutlu olma hülyası kurmanız gerçekçi olmaz. Kendi içinizde bir toparlanma yaşamalısınız evliliği düşünmeden önce. Unutmayın, iyi bir evlilik kötü bir hayatı düzeltmez, ancak düzelmiş bir hayatta iyi bir evlilik yapılır.</p>
<p>Bu sözlerimle bazılarının tatlı hayallerini bozuyor olabilirim ama, tüm sıkıntılarının evlenince mucizevî biçimde geçeceğini sanmak maalesef çok düşülen büyük bir yanılgıdır. Evliliğe bu kadar fazla anlam yüklemek de hem mantıksızdır, hem de riskli. Karşınızdaki de sizin gibi bir insandır; beyaz atlı prens değil.</p>
<p>Bu aldatıcı beklentinin uzun vadede en çok görülen sonucu ise (başlarda da dediğimiz gibi) evlilik de mutluluk getirmezse eşini suçlamaktır bu kez. Şu diyalogu o kadar çok yaşadım ki bugüne kadar:</p>
<p>—Çok sıkıntılı ve mutsuzum doktor bey.</p>
<p>—Sebep nedir sizce?</p>
<p>—Eşim. Evlendiğimden beri bana destek olmuyor hiç.</p>
<p>—Bekârken çok mu mutluydunuz?</p>
<p>—Eeee, sorunlarım vardı tabiî. Gençliğimde de tedavi görmüştüm aslında.</p>
<p>Bu gibi kişiler—hayal ve masalların da etkisiyle—evlenince tüm sorunlarının aniden biteceğini bekledikleri için, aynen devam eden sıkıntılar ciddi bir hayal kırıklığını ve öfkeyi de beraberinde getirir maalesef. Oysa, eğer biz değişmezsek, yarın bugünden farklı olmayacaktır. Nikahta sadece keramet vardır; mucize değil.</p>
<p>O yüzden, önce siz tek başına da mutlu olmayı öğrenin, sonra evlenin. Mutluluk paylaşıldıkça artar.</p>
<p>§ KONUŞABİLMEK LÂZIM</p>
<p>Evlilik anlaşmaktır. İnsanlar da konuşa konuşa anlaşırlar, malum. Beğendiğiniz kişi dış görünüşüyle, huyuyla, yaşama biçimiyle size çok uyuyor ama konuşmaya başladığınızda bir kopukluk oluyorsa dikkat! Dozunda olunca tartışmak bile güzeldir, ama konuşamamak bir felakettir. Onunla konuştuğunuzda zihniniz açılıyor, 1+1=3 ediyorsa bu çok güzel. Eğer fazla olumlu bir katkı almıyor ama meramınızı anlatıp onu da anlayabiliyorsanız 1+1=2 ediyor demektir ki, idare eder. Ama—ne kadar seviyorsanız sevin—onunla konuşurken kendinizi anlatamıyor, onun da ne demek istediğini kavramakta zorlanıyorsanız, yani 1+1, 2 bile etmiyorsa işiniz zor. Hayat boyu mimiklerle anlaşamazsınız çünkü. Onunla konuşamazsanız ya kendi kendinize konuşmaya başlarsınız ya da başkalarıyla. İkisi de risklidir.</p>
<p>“Mutlaka evlenin. Anlaşırsanız mutlu olursunuz, anlaşamazsanız filozof” diyenlere de katılmıyorum. Size muhatap olabilen, zihninizi açan, fikrinizi zenginleştiren biriyle evlenirseniz filozof değil evliya bile olabilirsiniz.</p>
<p>§ FLÖRT NE İŞE YARAR?</p>
<p>Konuşma deyince akla beraber çıkma ve flört de geliyor. İnsanların birbirlerini tanımak istemeleri çok normal tabiî. Ama flört dönemi, gerçek beraberliği aksettirmez çoğu zaman. Eğer flört, gerçek hayatın aynısı olarak yaşanabilse, belki evliliğin nasıl gideceğine dair ipuçları verebilir, ama bunun da başka bedelleri vardır malûm. Bildiğimiz anlamdaki flört, yani arada sırada görüşüp gezmek, sohbet etmek ise, aslında gerçek hayatta olunandan farklı bir kişiliğin sergilendiği bir dönemdir.</p>
<p>Örneğin kişi günün yirmi üç saati tek başına, sessiz ve sakin bir hayat sürüyor, biriken sohbet ve gezme ihtiyacını günde bir saatlik buluşmalara saklıyorsa, o bir saatte çok konuşkan, canlı, eğlendirici biri gibi davranabilir. Ve çıktığı kişi de canlı, atak, sosyal insanlardan hoşlanıyorsa onun gözüne hoş görünebilir. Ama iş evliliğe gelince, o hareketli görünen kişinin günde ancak bir saat gezmeye ve sohbete tahammül edebildiği, aslında çok durgun ve sakin bir hayatı sevdiği açığa çıkar ve sürtüşmeler başlar tabiî.</p>
<p>Ben üç-dört yıl flört edip birbiriyle çok iyi anlaşan, ama evlenince birkaç ayda hayal kırıklığı yaşayan nice insanlar gördüm. Evlilik hayatı başlayınca “Reklamları izlediniz, şimdi haberler” anonsu yapılmış gibi olur.</p>
<p>“Peki, flört bile olmadan evlenilecek kişi nasıl seçilebilir?” diyebilirsiniz. Aslına bakarsanız bir insanın, karşısındaki kişiyi tanıması o kadar da uzun bir zaman gerektirmez. Yapılan araştırmalar özellikle bayanların, karşılaştıkları kişiyi ilk üç dakika içinde değerlendirip kategorize edebildiğini göstermiştir. Dikkatli bir insan için yüz hatları, mimikler, ses tonu, konuşma biçimi, hatta kullanılan kelimeler bile kişiliğe dair önemli işaretler taşır. Ve özellikle hanımlar bu tip işaretleri çok iyi değerlendirirler.</p>
<p>Meselâ karşınızdaki kişiye “Hava bu gün ne güzel, değil mi?” diye sordunuz diyelim. Hepsi de ayrı bir kişilik yapısına işaret eden çeşit çeşit cevaplar alabilirsiniz.</p>
<p>—Gerçekten harika bir hava var, insanın içi coşkuyla doluyor. (Canlı, iyimser.)</p>
<p>—Böyle havaları çok mu seversin? (Karşısındakiyle ilgilenen.)</p>
<p>—Hı hı. (Kontrollü ve ketum.)</p>
<p>—Haklısın, çok güzel, değil mi? (Uyumlu, paylaşımcı.)</p>
<p>—Esas üç gün önce çok daha güzeldi. (Geçmişte yaşayan.)</p>
<p>—Yaa, bu güzel havada eve tıkıldık işte. (Şikayetçi, karamsar.)</p>
<p>Bakın, bir tek cümleden ne kadar çok ipucu çıkartabiliyorsunuz. Yeter ki ona iyi bakın, dikkatli dinleyin ve ipuçlarını değerlendirin. Böylece yakışıklı prensi bulmak için yüzlerce kurbağayı öpmeniz gerekmez.</p>
<p>§ ONU İYİ TANIYIN</p>
<p>Yukarıdaki konunun devamı olmakla beraber ayrı bir paragraf olmayı hak eden bir önemi vardır bu bahsin. Bir insanın karşısındakini iyi tanıyabilmesi için bile, önce kendi sıkıntı ve saplantılarından arınması gerekir. Şimdi onu bir düşünün. Nasıl bir insan olduğunu tarif edebilir misiniz? Eğer onun kişiliğini en az on cümle ile tarif edemiyorsanız, onu tanımıyorsunuz demektir. (Ayrıca bu on cümleyi başta hazırladığınız tarifle kıyaslayacağınızı da anladınız tabiî.)</p>
<p>Eğer onu tam olarak tanımadığınız halde ondan çok hoşlanıyorsanız, bu sizin farketmediğiniz bir kompleksinizle ilgili olabilir, dikkat edin! Ne demek istediğimi bir örnekle anlatayım:</p>
<p>Faraza, diyelim ki, siz maddî sıkıntı yaşıyorsunuz. Fena halde zorlanıyorsunuz. Acilen borç para bulmanız lâzım. Ve bu arada bir yazarla tanıştınız. Çok ilginç fikirleri var. Size son çıkan kitabını anlatıyor. Ama siz onun fikirlerini dinlemiyorsunuz bile. Neden? Çünkü aklınız para probleminizde. Bu haldeyken onu ancak şöyle dinlersiniz: “Acaba kitabı iyi sattı mı? Parası var mı? Bana borç verir mi?” Anlattığı fikirleri dinlemezsiniz bile. Sonuçta sizin acil ihtiyacınız, meşgul olduğunuz probleminiz, onu tanımanızı engeller—saatlerce konuşsanız bile.</p>
<p>Aynen bunun gibi; diyelim ki sizin beğenilme, önemsenme konusunda bir kompleksiniz var. İnsanların size hak ettiğiniz ilgiyi göstermediğini düşünüyorsunuz. Bu durumda yalancı ve ahlâksız biri bile size aşırı ilgi gösterse, peşinizden koşsa, sizi göğe çıkarsa, sizi elde etmesi kolaydır. Siz uğraştığınız tek konuda derdinize deva olacağını düşündüğünüz bu kişinin, aslında kolayca fark edilebilecek bir yığın yanlışını fark etmezsiniz. Sonra da “Evlenmeden önce anlayamamıştım onun böyle biri olduğunu” diye şikayet edersiniz. “Küçücük çocuklar bile karşılarındaki insanın huyunu-suyunu hissedebilirken, siz nasıl oldu da onun bu yönlerini görmediniz?” diye sorulduğunda da “Bilemiyorum, fark etmemişim” dersiniz. Aslında cevap açıktır: O yönlerine hiç bakmadınız ki&#8230; Sizin ilgilendiğiniz tek bir konu vardı. Saplantınız yani.</p>
<p>O yüzden “Önce kendi saplantılarınızı bulup çözmeniz lâzım, doğru seçim yapabilmek için” diyorum. Ve sonra da duru bir gözle karşınızdakine bakıp onu tanımaya, anlamaya çalışmanız. Eğer karşınızdakinin huyunu-suyunu doğru düzgün tarif edemiyor, size sorulan “şu şu yönleri nasıl?” sorularına cevap bulamıyorsanız, tekrar bir değerlendirme yapmanız gerekiyor demektir. Bu değerlendirmeyi güvendiğiniz kişilerle beraber yapmanızda da fayda var bence.</p>
<p>§ BİRKAÇ BİLENE</p>
<p>DANIŞIN</p>
<p>Evleneceğiniz kişiyi tabiî ki kendiniz seçeceksiniz, ama fikrine güvendiğiniz kişilere danışmanızın da çok faydasını göreceksiniz. Hele aşık iseniz (yukarıda değindiğimiz gibi), tarafsız yorum yapamayacağınız için olaya üçüncü bir gözle bakan tecrübeli kişilerin yorumlarını da alın mutlaka. Sizi denk ve uyumlu bir çift olarak görüyorlar mı? Tecrübe, sandığınızdan (ve benim de gençliğimde sandığımdan) çok daha önemlidir.</p>
<p>Ancak burada da abartıya kaçmamalı, mutlaka son kararı siz vermelisiniz. Hata yapma korkusu veya kararsızlık sebebiyle evleneceği kişiyi anne-babasına veya büyüklerine seçtirenlerin şikayete hakkı olmayacaktır ileride. Sizin yerinize seçim yapacakların da saplantıları olmadığı ne malûm?</p>
<p>Hep söylerim, hayli bağımlı bir toplum olduğumuz ve ilişkilerimizde özerkliğe pek yer vermediğimiz için, iki uç arasında salınıp duruyoruz maalesef. Bir yanda gençlerin kararlarını onların yerine almak, başkalarının hayatını yönetmeye çalışmak, çocuğunu vesayete muhtaç bir aciz gibi görmek yanlışına düşen aileler, büyükler olduğu için; diğer yanda ya boyun eğmiş, sorumluluğunu üstlenmekten korkan ve her işini başkasının aklıyla yapan gençler yer alıyor ya da bu baskıyı reddedip ipleri tümden koparan, tamamen kendi başına davranıp kimseye danışmayan isyankârlar. Orta noktayı bulmak çok mu zor sizce?</p>
<p>Burada özellikle sevdiği kişiyle evlenmesine ailesi izin vermeyen (ya da sevmediği biriyle evlenmesi istenen) gençlere de seslenmek isterim. Aileniz eğer bu dayatmayı bazı saplantıları doğrultusunda yapıyorsa, bununla onları (usulünce) yüzleştirmeyi deneyin. “Anne, sen mutsuzluğunu maddî sıkıntına bağladığın için benim illa ki o zengin çocukla evlenmemi istiyorsun; ama senin esas problemin para değil, babamın seni sevmediğini sanıyorsun. Zaten bak, filanca da zengin, ama hiç de mutlu değil” gibi.</p>
<p>Eğer siz kendi tercihinizin sizi mutlu edeceğini yeterince ve mantıklı biçimde açıklarsanız neden kabul etmesinler ki? Kim çocuğunun mutsuz olmasını ister? Ha, eğer “Düşünce biçimleri yanlış, kuşak farkı var, anlamıyorlar” diyorsanız, yeterince konuşmuyorsunuz demektir. Onlar da sizin gibi genç oldular vaktiyle, siz meramınızı doğru anlatırsanız mutlaka anlayacaklardır.</p>
<p>Bu konu üzerinde çok durmamın sebebi, mutlu bir yuva kuracağım diye arkanızda harabeler bırakmanızı istemeyişimdir. O harabe görüntüleri sizin hayalinizde hep yaşar, ne kadar iyi bir evlilik yapsanız da. Sizin iyiliğiniz için söylüyorum yani, aileniz için değil.</p>
<p>§ ONUN AİLESİ NASIL PEKİ?</p>
<p>“Anasına bak kızını al” sözü boşuna söylenmemiştir. Hele hele yapı olarak ailesine daha düşkün ve bağlı olan kızların, ailelerinin tarz ve kişiliğinden çok farklı olmaları hayli nadirdir. O yüzden özellikle bir erkeğin, evleneceği kızın ailesini iyi tanıması gerekir. Erkeklerin ise ailelerinden biraz uzağa düşebileceklerini de eklememiz lâzım, her ne kadar “Armut dibine düşer” ise de.</p>
<p>Aileyi incelerken kişinin anne-babasıyla ilişkilerine de çok dikkat etmek gerekir. Zira psikolojik bir gerçektir ki, kız çocuğunun babasıyla, erkeğin de annesiyle ilişkisi, evlendiğinde de sürdüreceği bir iletişim tarzının temelini atar. Babasıyla mesafeli büyümüş bir kız, eşiyle de mesafeli olacaktır muhtemelen. Annesinin şefkatli ev kadını kimliğini benimsemiş bir erkek, çalışan ya da sosyal yönü kuvvetli bir kadına (sebebini bilemediği halde) tahammül edemez. Babası kendisine aşırı düşkün bir kızın, eşinden de yüceltilme beklemesi veya annesi baskın bir erkeğin pasif bir bayanla mutlu olamaması gibi örnekler de verebiliriz.</p>
<p>Tabii “Ailesine bakın” derken aileler arasında uyumu da değerlendirmek lâzım. Eşler birbiriyle ne denli uyumlu olursa olsun, ailelerle veya aileler arasında yaşanan sürtüşmeler en azından tatsızlık sebebi olacağından, bu konuda da denklik aramakta fayda vardır. “Ailelerimiz anlaşabilir mi? Ben onun ailesiyle uyuşabilir miyim” diye de sorulmalıdır yani.</p>
<p>§ DOĞRU ZAMANLAMA</p>
<p>Yanlış zamanda yanlış karar verilir. Eğer bir bunalım dönemi yaşıyorsanız kesinlikle hayatınızı bağlayacak önemli bir karar vermeyin. Zira denize düşen yılana sarılır. Biz, depresyon gibi sıkıntılı dönemlerdeki hastalarımızı mutlaka uyarırız: “Şu an sağlıklı değerlendirme yapamayabilirsiniz. Kendinizi toparlayana kadar önemli bir karar almayın.” Öylesi bunalım dönemlerinde öncelikler değişir çünkü ve sağlıklı düşünmek pek mümkün olmaz.</p>
<p>Depresyonda iken yaşadığı keyifsizliğin etkisiyle çok hareketli, neşeli birisine aşık olup evlenen bir hastam, düzeldiğinde “Ben bu havai, boşboğaz insanla nasıl yaşarım?” demeye başlamıştı. Evdeki huzursuzluktan kurtulmak için ilk çıkan kısmete evet diyen kızlarımızın çok yanlış seçimler yaptıkları ve daha büyük sıkıntılara düştükleri de yine çok gördüğüm bir örnektir. Yağmurdan kaçan doluya tutulur genellikle.</p>
<p>§ KAÇ YAŞINDA EVLENMELİ?</p>
<p>Zaman deyince, uygun evlenme yaşı da çok önemli bir konudur. Cinslere göre konuşursak, erkek, yapı olarak daha geç olgunlaşır. Bu, fizyolojik olarak da bilinen bir gerçektir. Bunu bazı şovenist erkekler “Erkek olmak zor bir iştir” diye yorumlarlar. Şaka bir yana, erkeğin evlilik sorumluluğunu üstlenecek kıvama gelmesi yirmibeş yaşından önce zordur gerçekten de. Hele bizim gibi bağımlı özellikleri olan, gençlerin bile çocuk muamelesi gördüğü bir toplumda, bu yaşı otuza bile taşıyabiliriz. Ancak geç evlenmenin erkekler için bazı hatalara düşme riskini arttırdığını da unutmamak lâzım.</p>
<p>Bayanlar ise çok daha erken dönemlerden itibaren evlilik ve anneliğe hazır gibidirler. Dolayısıyla günümüzde genel kabul gören ortalama olan yirmi yaş civarı mantıklı sayılır. Tabii bu yaşı eğitim vb sebeplerle biraz ileriye almak da mümkündür, ama kişilik fazla kemikleşmeden evlenmekte de fayda vardır bayanlar için. Zira evlilik bir ölçüde elastik olmayı, uzlaşabilmeyi, gereğinde taviz verebilmeyi gerektirir. Yaş fazla ilerlemiş, yaşama tarzı oturmuş ise, karşısındakine uyum sağlamak güçleşecektir. “Bunca yıllık huyumu değiştiremem ki!”</p>
<p>İdeal olanı, erkeğin sorumluluk üstlenecek, gerektiğinde eşine yol gösterecek bir olgunluğa eriştiği yirmibeş-otuz yaşlarında, bayanın da kendini ve hayatı tanıyıp fazla da kişiliği kemikleşmeden yirmi yaşlarında yapacağı evliliktir. Arada beş-on yaş fark olması da tavsiye edilir zaten; özellikle ileriki yıllar açısından.</p>
<p>§ DÖRT DÖRTLÜK OLMALI MI?</p>
<p>Yukarıda anlattıklarımız iyi bir evlilik yapabilmek için dikkate alınması gereken (bazı) faktörlerdir. Bu saydıklarımızın hepsinden tam not almak zorunda değilsiniz elbette ama, hepsini dikkate almanız sizin yararınızadır. Bu dünya cennet olmadığına göre ve birçok peygamber bile evliliğinde sorunlar yaşadığına göre, mükemmel, kusursuz bir uyum arzulamak fazla iyimserliktir tabiî ki. Evlenmek için illa da karşınıza dört dörtlük birisinin, bir masal kahramanının çıkmasını beklemeyin.</p>
<p>”Onun bu’su eksik, bunun şu’su fazla” derken sonunda eli böğründe kalıp hiç olmayacak biriyle evlenenler çoktur.</p>
<p>Dört dörtlük uyum deyince şu soruyu sorasım geldi: “Dünyanın bir yerinde aynı sizin gibi, fiziğiyle, huyuyla tıpatıp size benzeyen birisi var” desem inanır mısınız? İnanmazsınız tabiî. Çünkü insanlar, hiçbiri diğerinin aynı olmayacak bir çeşitlilikle yaratılmışlardır. En benzer dediğimiz kişilerin bile, biraz dikkat ettiğimizde pek çok farklılıklarının olduğunu görürüz. Peki o zaman şu soruyu sorayım: “Dünyanın bir yerinde tıpatıp sizin hayalinize uyan birisi var” desem inanacak mısınız? Buna da inanmayın. Hayaller, idealler, yıldızlar gibidir. Onlarla yolumuzu buluruz ama, onlara ulaşamayız. Onların gerçekleşme yeri başka diyardır. Bu dünyada bulabildiğiyle yetinmek de bir fazilettir.</p>
<p>İsterseniz formüle edelim: Dört dörtlük beklemeyin, dörtte ikiye de razı olmayın; dörtte üçü hedefleyin.</p>
<p>§ SÖZLEŞME YAPIN</p>
<p>Eğer tüm bu muhasebeler sonunda evlenme kararı alınmışsa, bu kararın şartlarını kağıda dökmenizi tavsiye ederim. (Sadece ben değil, tüm evlilik terapistleri tavsiye eder bunu.) Evlilikte uyulacak kurallar, hangi konularda kimin nasıl bir fedakârlık yapacağı, kimin neyden sorumlu olacağı, hatta hangi şehirde yaşanacağı gibi konuların bile yazılı anlaşma hâline getirilmesinde fayda vardır. Böylece evlilik sırasında olabilecek sürtüşmelerde “Benim dediğim mi olacak, senin dediğin mi?” tartışmaları yaşamazsınız. “Burada yazdıklarımız olacak. Ne söz vermiştik? Bak, altında imzamız bile var.”</p>
<p>Ama bunun faydası sadece evlilik süresince çıkan problemlerin çözümüne yardım da değildir. Bence esas, çıkabilecek problemleri önceden görmeye ve belki de kötü bir evliliği engellemeye veya baştan düzeltmeye yarar; doğru karar vermeyi kolaylaştırır. O heyecanlı dönemin coşkusu içinde size önemsiz gibi gelen ve “anlaşarak hallederiz, bir yolunu buluruz” denilen nice gizli uyumsuzluk bu esnada açığa çıkabilir.</p>
<p>Meselâ ailelerle ilişkinin düzeyi, edinilecek malların nasıl kullanılacağı, çocuk bakım ve eğitiminde eşlerin payları, özel ilgilere ne kadar zaman ayrılacağı, hatta televizyonda ne seyredileceğine kadar yazın bakalım. Hiç tahmin etmediğiniz kaytarmalar, itirazlar olabilir.</p>
<p>Olmuyor mu? Hemen evlenin o zaman. Allah bir yastıkta kocatsın.</p>
<p>DR. YUSUF KARAÇAY</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/evlenmeyi-dusunenlere-evlenirken-nelere-dikkat-edilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Evlilik insanı Allah’a yaklaştırmalı</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/evlilik-insani-allah%e2%80%99a-yaklastirmali/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/evlilik-insani-allah%e2%80%99a-yaklastirmali/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Jan 2009 18:49:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aktüel]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[din-evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[dünya saadeti]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=2419</guid>
		<description><![CDATA[Evlilik, insanı günahtan koruyan bir kalkandır. Evlilik, el ele verip doğruya koşmaktır. Evliliğe bu açıdan baktığınızda, izdivacın insanı Allah’a yaklaştırması gerektiği görülebilir. Delikanlı okulunu bitirdi ve işini kurdu. Artık evlenip çoluk çocuğa karışmak istiyor. Bunun için de düşünüyor ve soruyor: “Acaba kiminle ve nasıl biriyle evlensem?” Akıl verense çok oluyor: “Evleneceğin kişi şöyle şöyle olsun”.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-2420" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/01/images1.jpg" alt="images1 Evlilik insanı Allah’a yaklaştırmalı" width="116" height="116" title="Evlilik insanı Allah’a yaklaştırmalı" />Evlilik, insanı günahtan koruyan bir kalkandır. Evlilik, el ele verip doğruya koşmaktır. Evliliğe bu açıdan baktığınızda, izdivacın insanı Allah’a yaklaştırması gerektiği görülebilir.<br />
Delikanlı okulunu bitirdi ve işini kurdu. Artık evlenip çoluk çocuğa karışmak istiyor. Bunun için de düşünüyor ve soruyor: “Acaba kiminle ve nasıl biriyle evlensem?”</p>
<p>Akıl verense çok oluyor: “Evleneceğin kişi şöyle şöyle olsun”. Ama anne ille de güzel gelin istiyor.</p>
<p>Genç kızın da evlenme yaşı geliyor. O da düşünüyor. “Acaba evleneceğim kişide nasıl bir özellik arasam? Dini diyaneti önemli olmalı mı?” Bu anne de kızının bir zenginle evlenip rahat etmesini düşlüyor.. <span id="more-2419"></span></p>
<p>Genç kız da delikanlı da şaşkın.Çünkü eş, insanı saadetin beşiğine götürdüğü gibi; felaketin eşiğine de sürükleyebiliyor.</p>
<p>Kur’an, eşleri tarif ederken, “Onlar sizin için günahtan koruyan bir elbise, siz de onlar için bir elbise hükmündesiniz.” buyuruyor. (Bakara 187) Özellikle de günümüzde bu ayetin daha dikkatli okunması gerekiyor. Çünkü her sokak başında bir ateş yanıyor. Her yerden binler günah insana saldırıyor. Her şey ağız birliği yapmış gibi insanı Allah’tan uzaklaştırıyor.</p>
<p>Allah’a giden yollara barikatlar kurulmuş. Ahiret yurdunu gösteren işaretler ters çevrilmiş. Sefih medeniyetin getirdiği cazibe ister istemez insanları o yoldan alıkoyar hale gelmiş.</p>
<p>Herkes, akın akın “insanın ve bilhasa Müslüman’ın bir nevi cenneti olan aile sığınağından” çıkıp o yöne doğru koşuyor. Sığınaktan çıkan askerin üzerine yağan mermiler gibi günahlar aile fertlerinin üzerine yağıyor.</p>
<p>Kişi evinde oturup TV’sini seyrederken, gazetesini okurken, hatta penceresinden sokağa bakarken bile müstehcenlik ateşi onu yakabiliyor. İşte bu arada eş denilen “elbise” o ateşe perde olmalı. Kişiyle ateş arasında set oluşturmalı. Eşinin üzerine gelen günahlara paratoner olup, onu Allah’a yaklaştırmalı.. Sadece dünya hayatı için giyilen bir elbise değil, kişiyi cennet bahçelerine uçurabilen paraşüt görevi yapmalı..</p>
<p>Çünkü, insan bu dünyaya sadece rahat yaşayıp, zevk ve lezzet peşinde koşmak için gönderilmemiştir. Onun esas gayesi kendisini buraya gönderen Cenab-ı Hakk’ı tanımak, bilmek ve ibadet etmektir. Dünya yolunda yürüyüp ahiret yurduna varmaktır.</p>
<p>Evlilik de o yol arkadaşını seçmektir. Şayet yol arkadaşı Allah’a yakınsa kişi dünyada da ahirette de huzurlu olacaktır. Çünkü Cenab-ı Hak buyuruyor:</p>
<p>“Erkek olsun, kadın olsun mü’min olarak güzel işler yapanlara dünyada temiz ve huzurlu bir hayat yaşatırız. Ahirette ise, onları, yaptıklarının daha güzeliyle mükâfatlandıracağız.” (Nahl 97)</p>
<p>Asr-ı saadette yaşanan şu olay evliliğin insanı Allah’a yaklaştırması hususunda örnek olsa gerek.</p>
<p>Peygamberimiz (sas), sahabeleriyle birlikte otururken fakir ve muhtaç olanlara vermenin öneminden bahsediyordu. Al-i İmran Suresi’nin 92. ayetini okudu:</p>
<p>“Muhtaçlara ve fakirlere yardım ederken, malınızın kötüsünü değil de iyisini vermedikçe olgun bir imana kavuşamazsınız.</p>
<p>İmanda en yüksek mertebeye çıkmak istiyorsanız, yoksullara malınızın en hoşunuza gidenini bağışlayınız.”</p>
<p>Bu sözler orada bulunanlardan Ebu Talha’yı (ra) can evinden vurdu. En değerli malını Medine’deki hurmalığını ve evini hemen oracıkta bağışladı.</p>
<p>Evine gitti. Bahçenin dışında durdu. Eşi Rumeysa (ra) Ebu Talha’yı (ra) görünce neden eve girmediğini sordu. Ebu Talha (ra) evini ve bahçesini tasadduk ettiğini söyledi. Eşi:</p>
<p>“Kendin için mi yoksa ikimiz için mi?” diye sorduğunda Ebu Talha (ra) “ikimiz için” cevabını verince eşi Rumeysa:</p>
<p>“Allah senden razı olsun Talha. Ben de aynı şeyleri düşünürdüm. Bekle geliyorum.” diyerek dönüp arkasına bile bakmadan evinden çıkıp gitti. (Buhari)</p>
<p>Bizler de onları örnek almalıyız. Bunun için de evlilikleri nefsani duygulardan ziyade uhrevi duygularla yapmalıyız. Eş seçerken bizleri dünyaya çağıranı değil Allah’a yaklaştıranı seçmeliyiz.</p>
<p>Bizim evliliğimiz yani Müslüman’ın evliliği farklı olmalı. Müslüman aile, karanlık dünyalara ışık saçmalı… Sıkıntıda boğulanlara şefkat elini uzatmalı. Sevgiye hasret, mutluluğa hasret olanları sevginin ve mutluluğun yurduna iletmeli.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Eşler el ele vermeli</p>
<p>Derdimiz önce insanlığa hizmet olmalı. Bunun için eşler el ele vermeli. “Allah için ver” deyince vermeli. “Allah için yola çıkıyorum.” deyince uğurlamalı. Allah’a giden yolda hayat arkadaşına omuz vermeli. Tıpkı Peygamber kocasına Hira Dağı’na yemek taşıyan Hz. Hatice, İslâm için şehit olan Ammar ve Sümeyye, yalın ayak kızgın çöller üstünde yan yana hicret eden sahabe gibi…</p>
<p>Böyle eşler için söz sultanı ne güzel söylüyor: “Bahtiyardır o adam ki, refika-i ebediyesini (ebedi arkadaşını) kaybetmemek için saliha (dindar) zevcesini taklit eder, o da salih olur. Hem bahtiyardır o kadın ki, kocasını mütedeyyin görür, ebedi dostunu ve arkadaşını kaybetmemek için o da tam mütedeyyin olur, saadet-i dünyeviyesi (dünya saadeti) içinde saadet-i uhreviyesini (ebedi saadetini) kazanır.”</p>
<p>GÜLAY ATASOY<br />
zaman-ailem</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/evlilik-insani-allah%e2%80%99a-yaklastirmali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cenab-ı Hakkın Hangi İsmine Aynasınız?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/cenab-i-hakkin-hangi-ismine-aynasiniz/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/cenab-i-hakkin-hangi-ismine-aynasiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Sep 2008 07:22:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[arkadaş]]></category>
		<category><![CDATA[Cenab-ı Hak]]></category>
		<category><![CDATA[Cevvad]]></category>
		<category><![CDATA[dost]]></category>
		<category><![CDATA[Enis]]></category>
		<category><![CDATA[eş]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Fettah]]></category>
		<category><![CDATA[Gaffar]]></category>
		<category><![CDATA[Gafur]]></category>
		<category><![CDATA[Habir]]></category>
		<category><![CDATA[Halim]]></category>
		<category><![CDATA[Hamid]]></category>
		<category><![CDATA[Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Mucib]]></category>
		<category><![CDATA[Müheymin]]></category>
		<category><![CDATA[Rahim]]></category>
		<category><![CDATA[Rahman]]></category>
		<category><![CDATA[Semi]]></category>
		<category><![CDATA[Settar]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[TV]]></category>
		<category><![CDATA[Vedud]]></category>
		<category><![CDATA[Vekil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=1519</guid>
		<description><![CDATA[Cenab-ı Hak, insanı güzel isimlerine ayna yapmıştır. Bize düşen görev o aynayı Hakk’ın yolunda silmek, pak etmektir. Çünkü ayrıa kirli ise karşısındaki en güzel sureti bile puslu gösterir. Acaba hiç düşündük mü evlilik hayatımızda O’nun (cc) hangi ismine ayna oluyoruz? Evet, eşinizi sevin, hem de çok sevin ki, “Vedud” ismi, tecelli etsin üzerinizde. Onun acılarını]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/09/birliktelik1.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-1520" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/birliktelik-113x150.jpg" alt="birliktelik 113x150 Cenab ı Hakkın Hangi İsmine Aynasınız?" width="113" height="150" title="Cenab ı Hakkın Hangi İsmine Aynasınız?" /></a><!--[if gte mso 9]&gt;  Normal 0 21   false false false        MicrosoftInternetExplorer4  &lt;![endif]--><!--[if gte mso 9]&gt;   &lt;![endif]--> <!--[if gte mso 9]&gt;--></p>
<p class="MsoNormal">Cenab-ı Hak, insanı güzel isimlerine ayna yapmıştır. Bize düşen görev o aynayı Hakk’ın yolunda silmek, pak etmektir. Çünkü ayrıa kirli ise karşısındaki en güzel sureti bile puslu gösterir.</p>
<p class="MsoNormal"><span> </span>Acaba hiç düşündük mü evlilik hayatımızda O’nun (cc) hangi ismine ayna oluyoruz?</p>
<p class="MsoNormal"><span> </span>Evet, eşinizi sevin, hem de çok sevin ki, “Vedud” ismi, tecelli etsin üzerinizde.</p>
<p class="MsoNormal">Onun acılarını yüreğinizde hissedin, dertlerini dert bilin.<br />
Ne kadar şefkatli ve merhametli olursanız  Cenab-ı Hakk’ın “Rahman” ve “Rahim” isimlerine o kadar çok ayna olursunuz. <span id="more-1519"></span>
</p>
<p class="MsoNormal">Eşiniz, hoşunuza gitmeyen bir davranışta bulunduğunda günlerce ona karşı kin tutmayıp, her fırsatta yüzüne vurmayarak affedinki, “Gaffar” ve “Gafur” ismi,</p>
<p class="MsoNormal">İşlediği kusur ve hatalarını başkalarına şikayet ederek anlatmak yerine örtün ki, “Settar” ismi,</p>
<p class="MsoNormal">Gücünüz nispetinde cömert davranıp, paraları bankada tutup eşinizi tek kuruşa hasret bırakmayın ki, “Cevvad” ismi,</p>
<p class="MsoNormal">Eşinizin hak ve hukukunu koruyup, gözetin ki, “Müheymin” ismi ayna olsun.</p>
<p class="MsoNormal">Fedakar olun. Bununsa karşılığını eşinizden ziyade Allah’tan bekleyin. Ona lütuflarda bulunun ki, “Latif” ve “Vehhab” ismi,</p>
<p class="MsoNormal">Onun mutlu olmasına engel olmak yerine mutluluk yollarını açın ki, “Fettah” ismi ayna olsun.</p>
<p class="MsoNormal">Kulağmızı şikayetlerine tıkamayın. “Bana ne o senin problemin” diyerek sıkıntılarından kaç-mayın. Sözlerini işitin, şikayetlerini duyun, isteklerini yerine getirin ki, « Semi” ismi,</p>
<p class="MsoNormal">Çaresizliğini görmemezlikten gelmeyin. Sevinçlerini, kederlenni ve ihtiyaçlannı görün ki, « Basir” ismi,</p>
<p class="MsoNormal">“Benim sıkıntım benim başımdan aşıyor. Bir de senin sıkıntınla mı uğraşayım?” demeyip, onun sıkıntılarından haberdar olun ki, “Habir” ismi,</p>
<p class="MsoNormal">Olumsuz bir davranışı karşısında hemen “Sen zaten hep böyle yanlış yaparsın.” diyerek yargılamakta acele etmeyin yumuşak davnanın ki, “Halim” ismi,</p>
<p class="MsoNormal">İstemeden hep verici olun ki, “Kerim” ismi,</p>
<p class="MsoNormal">Sorularını cevaplayın, ihtiyaçlarını yerine getirin ki, “Mucib” ismi,</p>
<p class="MsoNormal">Yapamadığı ve size başvurduğu işlerini yapın ki, “Vekil” ismi ayna olsun.</p>
<p class="MsoNormal">İşten gelir gelmez TV’nin karşısına geçip oturmayın.<br />
Kafanızı gazeteye gömmeyin. Eşinizle candan dost ve arkadaş olun ki, “Veliyy” ve “Enis” ismi,
</p>
<p class="MsoNormal">Eşinizin bir gömleğinizi ütülemesinden, sevdiğiniz bir yemeği yapmasına kadar “Aman canım bu senin görevin. Zaten yapmak zorundasın.” demek yerine yaptığı iyilikleri takdir edip teşekkür edin ki, “Hamid” ismi ayna olsun.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Gülay Atasoy</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/cenab-i-hakkin-hangi-ismine-aynasiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Ahmet Akgündüz &#8211; Peygamber Efendimiz Neden çok Evlendi?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/prof-dr-ahmet-akgunduz-peygamber-efendimiz-neden-cok-evlendi/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/prof-dr-ahmet-akgunduz-peygamber-efendimiz-neden-cok-evlendi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Aug 2008 12:48:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[islamic university of rotterdam]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Prof Dr Ahmet Akgündüz]]></category>
		<category><![CDATA[Rotterdam İslam Üniversitesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=587</guid>
		<description><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Akgündüz &#8211; Peygamber Efendimiz Neden çok Evlendi? Rotterdam İslam Üniversitesi Konferansı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><object classid="clsid:6bf52a52-394a-11d3-b153-00c04f79faa6" width="280" height="250" codebase="http://activex.microsoft.com/activex/controls/mplayer/en/nsmp2inf.cab#Version=5,1,52,701"><param name="autostart" value="false" /><param name="url" value="http://www.iurtv.nl/tr/58/58kbpsakgunduzsohbet6.wmv" /><embed type="application/x-mplayer2" width="280" height="250" src="http://www.iurtv.nl/tr/58/58kbpsakgunduzsohbet6.wmv" autostart="false"></embed></object><br />
<strong>Prof. Dr. Ahmet Akgündüz &#8211; Peygamber Efendimiz Neden çok Evlendi?<br />
Rotterdam İslam Üniversitesi Konferansı</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/prof-dr-ahmet-akgunduz-peygamber-efendimiz-neden-cok-evlendi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
<enclosure url="http://www.iurtv.nl/tr/58/58kbpsakgunduzsohbet6.wmv" length="29968096" type="video/x-ms-wmv" />
		</item>
		<item>
		<title>Aile çok önemli bir kurum, peki ama kimler asla evlenmemeli?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/aile-cok-onemli-bir-kurum-peki-ama-kimler-asla-evlenmemeli/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/aile-cok-onemli-bir-kurum-peki-ama-kimler-asla-evlenmemeli/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Aug 2008 06:27:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Gülay Atasoy]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=521</guid>
		<description><![CDATA[Evlilik kişiye sorumluluklar yükleyen önemli bir müessese. Evliliğe niyet eden kişinin birçok şeyden fedakârlık yapması gerekiyor. &#8216;Ben sorumsuzca bildiğim gibi yaşarım&#8217; diyerek evlenenler, eşlerine bir ömür boyu ızdırap çektiriyor. Her genç, belirli bir yaşa geldikten sonra evlenmek ister. Düşler görülür, hayaller kurulur. Mutluluk kapıda hazır sanılarak beklenir. Beyaz atlı prens ve prenses için dualar edilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/08/aile3.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-522" title="aile" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/08/aile-150x150.jpg" alt="aile 150x150 Aile çok önemli bir kurum, peki ama kimler asla evlenmemeli?" width="150" height="150" /></a>Evlilik kişiye sorumluluklar yükleyen önemli bir müessese. Evliliğe niyet eden kişinin birçok şeyden fedakârlık yapması gerekiyor. &#8216;Ben sorumsuzca bildiğim gibi yaşarım&#8217; diyerek evlenenler, eşlerine bir ömür boyu ızdırap çektiriyor.</p>
<p>Her genç, belirli bir yaşa geldikten sonra evlenmek ister. Düşler görülür, hayaller kurulur. Mutluluk kapıda hazır sanılarak beklenir. Beyaz atlı prens ve prenses için dualar edilir. Talih kuşunun konması için gözler yukarılara çevrilir. <span id="more-521"></span>Oysa, evlilikteki mutluluk ne prensin beyaz atında ne de talih kuşunun kanatları altındadır. O, gencin ruh bedenine uygun elbisenin etekleri arasındadır. İnsan bedeni, giydiği elbisenin içinde rahat etmek ister. Şayet elbise bedenine uymaz, dar veya bol gelirse hemen çıkarır. Mesela, kutuplardaki bir insan altın sırmalarla işlenmiş elbiseyi güzelliğine aldanarak giyse bir müddet sonra çıkarıp atar. Ne kadar eski de olsa kürkünü giyer. Çölde yaşayan insan da sıcaktan bunaldığı için lime lime olan ince elbisesini kürke tercih eder.</p>
<p>Kimileri mükemmel birisiyle evlenir. Fakat ruh bedenine dar veya bol gelir. Rahat edemediğinden &#8220;eş&#8221; denilen elbiseyi çıkarıp atar. Günümüzde ruh bedenine uygun olmayan elbiseler giyildiği, &#8220;kalbe mukabil kalp&#8221; seçilmediği için boşanmalar bu denli artmıştır.</p>
<p>Kimler evlilik elbisesi giymemeli?</p>
<p>Meslek âşıkları: Bu kişilerin gözü mesleklerinden başka bir şey görmez. Eve dosyalarla dönerler. Ya da ellerinde telefonla sürekli iş takibinde bulunurlar. &#8220;Ben size para kazanıyorum zamanım yok ki sizinle ilgileneyim vb.&#8221; diyerek eşlerini ve çocuklarını yalnızlığa iterler.</p>
<p>&#8216;Ben&#8217;merkezciler: Onlar &#8220;ben&#8221; merkezli yaşayan bencil insanlardır. Kendilerinden başka kimsenin mutluluğunu düşünmezler. &#8220;Ben rahat edeyim, ben mutlu olayım&#8221; diyerek gözlerini hep almaya dikip fedakarlık, şefkat ve merhamet duygularından yoksundurlar.</p>
<p>Büyüyememişler: Bunlar annelerine bağımlıdırlar. Kendilerine ait bir kişilikleri yoktur. Karar mekanizmaları annelerinin elindedir. Şayet her iki tarafın annesi de kötüyse o evlilik yürümez.</p>
<p>Rekabetçiler: Eşlerini hayat arkadaşı, can yoldaşı değil de rakip olarak görürler. Kadın ve erkek ailenin idarecisi olma yarışına girerler. Bu rekabet koşusunda ya eşlerden birisinin kalbi durur ya da eşler, &#8220;sen ben&#8221; diye saltanat savaşını sürdürüp dururlar.</p>
<p>Kumarbazlar: Bütün paralarını kumara yatırırlar. Eş ve çocuklarını sefalete terk ederler.</p>
<p>Bağımlılar: Bunlar hem paralarını alkol ve maddeye yatırırlar. Hem de eşlerine şiddet uygularlar. Eşlerine şiddet uygulayan erkeklerin yüzde 70&#8242;inin sarhoşken bu işi yaptıkları tespit edilmiştir.</p>
<p>Şiddet meraklıları: Her işi şiddete başvurarak yaparlar.</p>
<p>Eşini aldatanlar: Eşlerini devamlı aldatırlar. Bir başka kadına tercih edilmek kadınına ağır darbeler vurur.</p>
<p>&#8216;Para&#8217;cılar: Hayatı &#8220;rahat yaşayacağım&#8221; düşüncesiyle paraya taparlar. Hep gözleri yükseklerdedir. Hiçbir zaman ellerindekilerle yetinmezler.</p>
<p>Bu listeye, tedavisi olmayan, çevresine mutlaka zarar verme potansiyeli bulunan, sürekli müşahede altında olması gereken psiklojik rahatsızlık sahibi kişileri de ekleyebiliriz. Eğer evlenen kişiler bu noktaları dikkate alırlarsa o zaman ne yuvalar yıkılıp, eşler mutsuz olur ne de çocuklar evlilik enkazının altında kalır. Çünkü elbiselerini koruyup kolladıkları gibi eşlerini koruyup kollar onu ebediyen kaybetmek istemezler.<br />
Gülay Atasoy / Zaman</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/aile-cok-onemli-bir-kurum-peki-ama-kimler-asla-evlenmemeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eşinize değer veriyor musunuz?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/esinize-deger-veriyor-musunuz/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/esinize-deger-veriyor-musunuz/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 15:49:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=184</guid>
		<description><![CDATA[Kadın sıkıntıyla eşine yaklaştı ve sordu: - Şu konuyu konuşabilir miyiz? - Hangi konuyu? - Çocuğumuzun okuldaki başarısızlığını? - Ne bekliyordun bu çocuktan adam mı olur? - Neden olmasın? Biraz ilgilenip destek olsak? - Peki ne yapalım? - Bir öğretmen tutsak, kursa göndersek! - Boşuna uğraşma, senin oğlundan adam olmaz. - Benim işim gücüm var,]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft alignnone size-medium wp-image-185" style="float: left;" title="d" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/06/d2.jpg" alt="d2 Eşinize değer veriyor musunuz?" width="148" height="175" />Kadın sıkıntıyla eşine yaklaştı ve sordu:<br />
- Şu konuyu konuşabilir miyiz?<br />
- Hangi konuyu?<br />
- Çocuğumuzun okuldaki başarısızlığını?<br />
- Ne bekliyordun bu çocuktan adam mı olur?<br />
- Neden olmasın? Biraz ilgilenip destek olsak?<br />
- Peki ne yapalım?<br />
- Bir öğretmen tutsak, kursa göndersek!<br />
- Boşuna uğraşma, senin oğlundan adam olmaz.<br />
- Benim işim gücüm var, onunla uğraşamam. Onun için beni meşgul etme, gazete okuyorum! <span id="more-184"></span><br />
Kadın düşündü taşındı. Tartışsa mıydı? Israr etse bir kere ‘yok’ dedi mi var da demezdi. Peki ne yapsaydı? Neden hiçbir problemi konuşup, tartışamıyorlardı? Acaba kendisinde mi bir anormallik vardı? Gerçi çoğu ailelerde yaşanıyordu bu dram. Çoğu kadın aynı şikayetleri ediyordu eşinden. “Eşimiz eviyle ve çocuğuyla ilgilenmiyor, ailenin sıkıntılarına ilgisiz kalıyor. Karşılıklı konuşamadığımız için de problemler çözülmüyor, problemlerin altında eziliyoruz.. ”diyorlardı.</p>
<p>Halbuki Peygamberimiz kızları evlendikten sonra bile onları gördüğünde alınlarından öperdi. Dertlerini dinleyip sıkıntılarına ortak olurdu. Hz. Fatıma geldiği zaman ayağa kalkarak onu karşılar, “Hoş geldin kızım” der, öper, elinden tutarak yanına oturturdu. Bir akşam kızı Hz. Fatıma’nın evinde kalmıştı. Torunları Hz. Hasan ve Hüseyin gece kalkıp su istemişlerdi. O, Kainatın Efendisi kalkmış, torunlarına kendi elleriyle su vermişti. Sadece kızlarıyla ilgilenmez, önemli konularda eşleriyle konuşurdu. Mesela sahabeleriyle hicretten sonra ilk defa umre yapıp Kabe’yi tavaf etmek için yola çıkmışlardı. Kabe’ye yaklaştıklarında anlaşma gereği umre yapmadan dönmek zorunda kalmışlardı. Sahabeler çok üzülmüşlerdi. Israrla anlaşmayı dinlemeyip Kabe’ye girmek istiyorlardı. Yanında bulunan eşi Ümmü Seleme’ye durumu anlattı. Ümmü Seleme:</p>
<p>- Ey Allah’ın Resulü! Emrinin yerine getirilmesini istiyorsan çık, bir daha kimseye emretme, deveni kes, berberini çağır, seni tıraş etsin.</p>
<p>Peygamberimiz eşinin dediğini yaptı. Bunu gören sahabeler de aynı şeyi yaptı. En zor zamanında eşiyle olan istişaresinin meyvesini bu şekilde aldı. (Buhari, Şurut 15, Hac 106)</p>
<p>O koskoca bir peygamberdi. Kainat onun için yaratılmıştı. Fakat yine de eşinin görüşlerine başvuruyordu. Onu dinliyor, sözlerine değer veriyordu. Evet siz de eşinizin sıkıntılarına kulak verip onları dinleyin ki, “Semi” ismi üzerinizde tecelli etsin.</p>
<p>Zaman / ailem<br />
GÜLAY ATASOY<br />
Sayı: 217<br />
Bölüm: Evlilik</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/esinize-deger-veriyor-musunuz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Siz boşanıp ayrıldınız peki, ya çocuklar?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/siz-bosanip-ayrildiniz-peki-ya-cocuklar/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/siz-bosanip-ayrildiniz-peki-ya-cocuklar/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 15:33:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=180</guid>
		<description><![CDATA[Modernizmin dayattığı ilişkiler ağı iç huzuru sarsıyor. “Kriz” yaşayan ebeveynlere soruyoruz: Boşanma kararını almadan önce yapılabilecek her şeyi yaptınız mı? Bunun çocuğunuzu nasıl etkileyeceğini düşündünüz mü? Boşanma, çeşitli nedenlerden dolayı, eşlerin aralarında var olan nikâh akdini bozmaları, evliliklerini sona erdirmeleri ve ayrılmaları şeklinde tanımlanabilir. Günümüzde boşanma olayları maalesef gerek dünyada gerekse ülkemizde hızlı bir artış]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-181" style="float: left;" title="bosanma" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/06/bosanma2.jpg" alt="bosanma2 Siz boşanıp ayrıldınız peki, ya çocuklar?" width="148" height="175" />Modernizmin dayattığı ilişkiler ağı iç huzuru sarsıyor. “Kriz” yaşayan ebeveynlere soruyoruz: Boşanma kararını almadan önce yapılabilecek her şeyi yaptınız mı? Bunun çocuğunuzu nasıl etkileyeceğini düşündünüz mü?<br />
Boşanma, çeşitli nedenlerden dolayı, eşlerin aralarında var olan nikâh akdini bozmaları, <span id="more-180"></span>evliliklerini sona erdirmeleri ve ayrılmaları şeklinde tanımlanabilir. Günümüzde boşanma olayları maalesef gerek dünyada gerekse ülkemizde hızlı bir artış göstermektedir.</p>
<p>Boşanmanın çok farklı nedenleri olabilir. Yaygın olarak, eşler arasında iletişimin yeterli ve istenilen düzeyde sağlanamaması, aile içi şiddetin yaşanması, ekonomik problemlerin ortaya çıkması, eşlerden birinin diğerine ihanet etmesi vb. sorunlar boşanmalara neden olmaktadır. Nedeni her ne olursa olsun boşanma, eşleri etkilediği kadar -eğer varsa- ailede çocuğu ya da çocukları da etkilemektedir. Çünkü çocuklar boşanma olayının dışında değil içindedir, seyirci değil oyuncudur. Eşler boşandıklarında birbirlerinden ayrılırlar; ama çocuklarından ayrılamazlar. Ailenin bir parçası olan çocukların, aile kurumunun parçalanıyor olmasından etkilenmemesi düşünülemez. Bu etkilenme çoğunlukla olumsuz yönde olmakta ve boşanmış ailelerin çocukları hayatlarının ilerleyen dönemlerinde çeşitli psikolojik sorunlar yaşamaktadır.</p>
<p>Çiftler evlenmeden önce uzun uzun düşünmekte, çevrelerindeki insanların fikirlerini almakta ve bu konuyla ilgili en doğru düşüncelere sahip olmak ve en doğru kararı verebilmek için çaba sarf etmektedir. Bir ailenin temelini atmak ve yuva kurmak hiç de kolay bir iş değildir. Aynı şekilde boşanmada uzun uzun düşünülerek verilmesi gereken bir karardır. Aile kurulurken ne kadar ince elenip sık dokunuyorsa, aynı hassasiyet boşanmada da gösterilmelidir. Konuşularak halledilebilecek, sevgi ve anlayışla rahatça çözülebilecek küçük bir problemde akla ilk gelen çözüm boşanma olmamalıdır. Eşlerin her küçük problemde boşanma kelimesini telaffuz etmeleri, karşılıklı sevgi ve saygıyı azaltacak ve evlilik kurumuna zarar verecektir. Unutulmaması gereken en önemli nokta, boşanmanın en son çare olduğudur. Eşler iyi düşünmeli ve en doğru kararı vermelidir. Boşanma problemleri çözecek mi yoksa daha da mı artıracak? Boşanma kararını almadan önce her şeyi yaptınız mı? Boşanmanın sizi ve çocuğunuzu nasıl etkileyeceğini düşündünüz mü? Boşanmadan sonra var olacak olası problemlerle rahatça baş edebileceğinizden emin misiniz?</p>
<p>Boşanmaya kesin karar vermişseniz bunun çocuklara nasıl söyleneceği önemlidir. Eşleri belki en çok düşündüren ve onları en çok zorlayan konu bu kararın çocuklara açıklanmasıdır. Çünkü boşanmada en çok zorluk yaşayan ve mağdur olanlar çocuklardır. Bu kararın çocuklara nasıl ve ne zaman söyleneceği çok önemlidir. Karar açıklanmadan önce kesinlikle hazır hale getirilmeli, gerekirse psikolojik destek alınmalıdır. Kararı anne-babanın birlikte açıklaması daha kolay olacaktır. Çocuğun yaşına uygun olarak, kolay ve anlaşılır ifadeler kullanılarak, boşanmanın nedenlerini, başka bir çözüm kalmadığını, anne-baba birbirlerini kötülemeden ve suçlamadan anlatmalıdırlar. Çocuk, boşanma olayının sorumlusu olarak kendini görebilir ve kendini suçlayabilir. Boşanma kararı çocuğa anlatılırken anne-baba çocuğun herhangi bir suçu olmadığını uygun bir dille ifade etmelidir.</p>
<p>Böyle bir durumla karşı karşıya kalmak çocukta normalden farklı, alışık olmadığımız tepkiler meydana getirebilir. Özellikle yaşı daha küçük ve anne-babaya daha bağımlı olan çocuklarda bu tepkiler daha şiddetli ve belirgin yaşanırken, anne-babadan bağımsız çocuklarda boşanmanın etkileri daha kolay atlatılabilir. Çocuk, anne ya da babadan birini bu olayla ilgili suçlayabilir ve olumsuz hisler geliştirebilir. Daha hırçın, içine kapanık, öfkeli ya da saldırgan olabilir. Yaşadığı problemlere bağlı olarak okul derslerinde kötüye gitme ve notlarında düşmeler yaşanabilir. Eğer yaşı daha küçükse tuvaletini tutma ve söyleme ile ilgili problemler ortaya çıkabilir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Boşanma olaylarının çocukları en az etkilemesini sağlamak için anne-babalar neler yapabilir?</p>
<p>* Boşanan anne-babalar birbirlerinden ayrıldıklarını, çocuklarından ayrılmadıklarını kesinlikle unutmamalıdır.</p>
<p>* Çocuğun anne-babasından yeterli derecede ilgi ve sevgi görmeye her zaman ihtiyacı vardır. Ayrı olsalar bile anne-baba çocuğundan bu ilgi ve sevgiyi kesinlikle esirgememelidir. Özellikle çocukla birlikte geçirilmesi planlanan zamanlar ertelenmemeli ya da yerine başka programlar konulmamalıdır.</p>
<p>* Ayrıldıktan sonra anne ya da baba çocuklarına birbirlerini kötülememeli, olumsuz yönlerini anlatmamalıdır.</p>
<p>* Boşanmadan sonra yaşanacak değişikliklerle ilgili çocuk bilgilendirilmeli, çocuğun hayatını çok fazla olumsuz etkileyeceği düşünülen değişikleri (şehir, okul değişikliği vb.) hemen yapmaktan kaçınılmalıdır.</p>
<p>* Çocuğun bakımı, eğitimi vb. gerekli olabilecek ekonomik problemler halledilmiş olmalıdır. Ancak mutlu olacağı düşüncesiyle çocuğun maddi yönden istediği her şey de yerine getirilmemeli, dengeli davranılmalıdır.</p>
<p>* Çocuğun anne-babasını yeteri kadar görmesi sağlanmalı, eşe olan kızgınlıktan dolayı çocuğun anne ya da babasını görmesi engellenmemelidir.</p>
<p>* Çocukta var olan ya da boşanma sonrası ortaya çıkabilecek olumsuz davranışlar boşanılan eşle özdeşleştirilmemelidir. (Ne olacak babasının oğlu işte, annesi gibi pasaklı vb.) Çocuğu hem ruhsal hem de fiziksel gelişimi hem anne hem de baba tarafından takip edilmelidir.</p>
<p>* Boşanma sonrası çocuğa karşı geliştirilecek tutumlar konusunda hem anne hem de baba ortak hareket etmeli ve tutarlı davranmalıdır. Annenin hiçbir şekilde olmasını istemediği bir şeye babanın izin vermesi iyi sonuçlar doğurmayabilir.</p>
<p>* Boşanma sürecinde anne-baba çocuğa karşı dürüst olmalı, yalan söylemekten kaçınmalı ve güven duygusuna zarar vermemelidir.</p>
<p>* Çocuk kesinlikle anne-baba gibi düşünmeye zorlanmamalı, anne-baba tarafından birbirlerine karşı koz olarak kullanılmamalı ve taraf tutması beklenmemelidir.</p>
<p>* Çocuğa cinsiyetine uygun olarak yakın akraba çevresinden örnek alabileceği birilerinin destek olması, problemleri daha kolay atlatmasına yardımcı olacaktır.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Zaman &#8211; ailem<br />
RECEP UYSAL, ANAFEN DERSHANELERİ REHBERLİK UZMANI<br />
Sayı: 220<br />
Bölüm: Evlilik</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/siz-bosanip-ayrildiniz-peki-ya-cocuklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

