<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Taka &#187; dr</title>
	<atom:link href="http://www.yoremizden.com/tag/dr/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yoremizden.com</link>
	<description>Karadeniz ve Trabzon kültürünü yaşatma ve sevdirme sitesi...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 09:36:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	
		<item>
		<title>Prof. Dr. Mehmet Emin Ay &#8211; Ailede ideal din egitimi</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/prof-dr-mehmet-emin-ay-ailede-ideal-din-egitimi/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/prof-dr-mehmet-emin-ay-ailede-ideal-din-egitimi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Sep 2008 07:01:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Videos]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Ailede ideal din eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[dr]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[İdeal]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[islamic university of rotterdam]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Emin Ay]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Rotterdam İslam Üniversitesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=488</guid>
		<description><![CDATA[Prof. Dr. Mehmet Emin Ay &#8211; Ailede ideal din egitimi Rotterdam İslam Üniversitesi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><object classid="clsid:6bf52a52-394a-11d3-b153-00c04f79faa6" width="280" height="250" codebase="http://activex.microsoft.com/activex/controls/mplayer/en/nsmp2inf.cab#Version=5,1,52,701"><param name="autostart" value="false" /><param name="url" value="http://www.iurtv.nl/tr/58/58kbpsProf.%20Dr.%20Mehmet%20Emin%20Ay%20-Ailede%20ideal%20din%20egitimi%20-%20I.wmv" /><embed type="application/x-mplayer2" width="280" height="250" url="http://www.iurtv.nl/tr/58/58kbpsProf.%20Dr.%20Mehmet%20Emin%20Ay%20-Ailede%20ideal%20din%20egitimi%20-%20I.wmv" autostart="false"></embed></object>
</p>
<p style="text-align: center;">Prof. Dr. Mehmet Emin Ay &#8211; Ailede ideal din egitimi<br />
Rotterdam İslam Üniversitesi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/prof-dr-mehmet-emin-ay-ailede-ideal-din-egitimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
<enclosure url="http://www.iurtv.nl/tr/58/58kbpsProf.%20Dr.%20Mehmet%20Emin%20Ay%20-Ailede%20ideal%20din%20egitimi%20-%20I.wmv" length="27458547" type="video/x-ms-wmv" />
		</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan &#8211; Aile içi iletişim</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/prof-dr-nevzat-tarhan-aile-ici-iletisim/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/prof-dr-nevzat-tarhan-aile-ici-iletisim/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Aug 2008 14:29:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Bağ]]></category>
		<category><![CDATA[Dostluk]]></category>
		<category><![CDATA[dr]]></category>
		<category><![CDATA[İletişim]]></category>
		<category><![CDATA[Nevzat Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof Dr Nevzat Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[Saygı]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=560</guid>
		<description><![CDATA[Prof. Dr. Nevzat Tarhan &#8211; Aile içi iletişim Rotterdam İslam Üniversitesi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><object classid="clsid:6bf52a52-394a-11d3-b153-00c04f79faa6" width="280" height="250" codebase="http://activex.microsoft.com/activex/controls/mplayer/en/nsmp2inf.cab#Version=5,1,52,701"><param name="autostart" value="false" /><param name="url" value="http://www.iurtv.nl/tr/58/58kbpsProf.%20Dr.%20Nevzat%20Tarhan%20-%20Aile%20ici%20iletisim%20-%20IUR.wmv" /><embed type="application/x-mplayer2" width="280" height="250" src="http://www.iurtv.nl/tr/58/58kbpsProf.%20Dr.%20Nevzat%20Tarhan%20-%20Aile%20ici%20iletisim%20-%20IUR.wmv" autostart="false"></embed></object><br />
<strong>Prof. Dr. Nevzat Tarhan &#8211; Aile içi iletişim</strong><br />
<strong>Rotterdam İslam Üniversitesi</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/prof-dr-nevzat-tarhan-aile-ici-iletisim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://www.iurtv.nl/tr/58/58kbpsProf.%20Dr.%20Nevzat%20Tarhan%20-%20Aile%20ici%20iletisim%20-%20IUR.wmv" length="33466464" type="video/x-ms-wmv" />
		</item>
		<item>
		<title>Genler ve Tesadüf</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/genler-ve-tesaduf/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/genler-ve-tesaduf/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Jul 2008 17:58:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[dr]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Yavuz]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=304</guid>
		<description><![CDATA[İNSAN yaklaşık 100 trilyon hücreden yaratılan muazzam bir varlık. Her hücremizde dört farklı nükleotidin (dAMP, dGMP, dCMP ve dTMP) farklı şekilde sıralanmasından meydana gelen ucuca sıralandığında yaklaşık 2 metre uzunluk oluşturan ve gözle görünmeyen, hücreye özenle yerleştirilmiş DNA (Deoksiribo Nükleik Asit) denilen moleküller var. Buna göre bir insandaki toplam DNA moleküllerinin uzunluğu 200 trilyon metre]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/123697.jpg"></a><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/gen2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-312" title="gen" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/gen-150x150.jpg" alt="gen 150x150 Genler ve Tesadüf" width="150" height="150" /></a></p>
<p>İNSAN yaklaşık 100 trilyon hücreden yaratılan muazzam bir varlık. Her hücremizde dört farklı nükleotidin (dAMP, dGMP, dCMP ve dTMP) farklı şekilde sıralanmasından meydana gelen ucuca sıralandığında yaklaşık 2 metre uzunluk oluşturan ve gözle görünmeyen, hücreye özenle yerleştirilmiş DNA (Deoksiribo Nükleik Asit) denilen moleküller var. Buna göre bir insandaki toplam DNA moleküllerinin uzunluğu 200 trilyon metre veya 200 milyar kilometredir. Dünyanın çevresinin 40 bin kilometre olduğunu düşünürsek, dünyanın çevresini 5 milyon defa dönecek kadar DNA moleküllerinin bir insanda mevcut olduğunu görürüz.<span id="more-304"></span></p>
<p>Her bir hücrede bulunan bu moleküller üzerinde, insanın birçok karakterlerini ve vücudumuzdaki bütün organların şifrelerini taşıyan 30 bin civarında gen var. Her bir gen, DNA üzerinde bir protein (daha doğru ifade ile bir polipeptid zinciri) şifreleyen DNA üzerindeki belirli bölgeleri teşkil eder. İnsan ilk yaratılırken annenin yumurtalık hücresi ile babanın sperm hücresi birleşerek zigot denilen hücre yaratılmakta ve 30 bin genlik şifre ve program bu anda oluşturulmaktadır. Daha sonra hücre bölündükçe bu şifre hücreden hücreye aktarılmakta ve her hücre aynı programa tamamen sahip olmaktadır.</p>
<p>İnsandaki 100 trilyon hücrenin her birinde aynı 30 bin gen yapısı olmasına rağmen hepsi her hücrede aktif değildir. Örnek olarak göz hücrelerinde sadece gözden sorumlu genler aktif iken, diğerleri baskı altındadır ve bunların şifrelenmelerine izin verilmemektedir. Böylece her organ veya dokuya has genler aktiftir. Yani insanın yaratılışı esnasında vücudunun her yerinde her türlü organ çıkma ihtimali varken sadece en uygun organ yaratılmaktadır. Yine insan vücudu yaratıldıktan sonra her organ için gerekli olan genler aktifleştirilmekte, diğerleri baskılanmakta ve yanlış bir organizasyona izin verilmemektedir. Örnek olarak diz kapaklarımızda göz çıkma ihtimali yanında, sırtımızda kollarımız da çıkabilir. Nitekim sineklerde larva safhasında iken mutasyon, yani DNA baz sırasında değişiklik yapılmış ve dünyaya gelen sineklerin ayaklarının başlarından çıktığı görülmüştür. Halbuki yaratılan her insanda baş aynı yerde, gözler, kulaklar ve diğer azalar en uygun bölgelerde yaratılmaktadır.</p>
<p>Benzer şekilde her hücrede ihtiyaca göre gerekli genler açılır. Örnek olarak bir E.coli bakteri hücresinde dışarıda gıda olarak kullanılacak olan süt şekeri (laktoz) varsa, bu şekeri hücre içine taşıyacak ve sindirecek enzimleri şifreleyecek genler o anda açılır. Aksi takdirde bu genler baskı altındadır. Yani her hücrede ihtiyaç duyulduğu kadar madde yapılır, fazla veya eksik yapılmaz. Bu insan hücresi için de geçerlidir. Buna göre her hücrede ekonomi prensipleri tam olarak uygulanmaktadır.</p>
<p>Bu olay insan için geçerli olduğu gibi, bugün ilmin tesbit ettiği 1.600.000 (bir milyon altıyüz bin) hayvan ve bitki türü için de geçerlidir. Her canlı türü genetik kontrol altında kendisi için en mükemmel bir organizasyonda yaratılmaktadır. Bu durum, kâinatta tesadüfün olmadığına ve her şeyin sonsuz bir ilimle idare edildiğine büyük bir delildir.</p>
<p>Dr. Ömer Yavuz</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/genler-ve-tesaduf/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Edep Yâ Hû!</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/edep-ya-hu/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/edep-ya-hu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 13:29:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[cemiyet]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[dr]]></category>
		<category><![CDATA[edep]]></category>
		<category><![CDATA[hakk]]></category>
		<category><![CDATA[ilim]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=145</guid>
		<description><![CDATA[Edep tâbiri değişik vesilelerle günlük hayatımızda varlığını gösterir. Hatırımıza gelen bazı tabirleri zikredersek, mesela, bizde ahlâkî duruşuyla saygı uyandıran kişilere müeddep, İlâhî kudretin ve içtimâi (sosyal) âdetlerin farkına varmadan yaşayan kişilere edepsiz, güzel davranışa sevk etme hâline te’dip, ince ve zarif sözlü kimseye edip ve bu lisanî güzelliklerin ilmi sahadaki adına edebiyat denilmesi, bizdeki edebe]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/06/insandunya2.jpg"><img class="alignleft alignnone size-medium wp-image-146" style="float: left;" title="insandunya" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/06/insandunya2.jpg" alt="insandunya2 Edep Yâ Hû!" width="148" height="175" /></a>Edep tâbiri değişik vesilelerle günlük hayatımızda varlığını gösterir. Hatırımıza gelen bazı tabirleri zikredersek, mesela, bizde ahlâkî duruşuyla saygı uyandıran kişilere müeddep, İlâhî kudretin ve içtimâi (sosyal) âdetlerin farkına varmadan yaşayan kişilere edepsiz, güzel davranışa sevk etme hâline te’dip, ince ve zarif sözlü kimseye edip ve bu lisanî güzelliklerin ilmi sahadaki adına edebiyat denilmesi, bizdeki edebe verilen ehemmiyetin hemencecik aklımıza gelen numunelerindendir. Ayrıca edep kaidelerinin geneline adap, cemiyet hayatımızda dikkat edilmesi gereken görgü kurallarının adab-ı muaşeret şeklinde isimlendirilmesi, edep kelimesinin hayatımızdaki yerini gösteren örneklerdendir.<span id="more-145"></span><span style="font-size: 12pt; font-family: "> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Örfümüzde ahlâkî tüm güzellikler edep kelimesiyle özetlenmiş ve artık ahlâk denilince edep, edep denilince ahlâk anlaşılır olmuş. Edep kelimesi bize Arapçadan geçtiği halde Türkçeleşmiştir.<span style="font-size: 12pt; font-family: "> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Alimler Cenab-ı Hakk’ın ayetlerini ayat-ı ilmiye ve ayat-ı kevniyye olmak üzere iki kısma ayırmışlar. Ayat-ı ilmiye, Hak Teala’nın melekleri vasıtasıyla peygamberlerine vahyettiklerine; ayat-ı kevniyye ise kainattaki bütün varlıklardaki tecellisine deniliyor.<span style="font-size: 12pt; font-family: "> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: ">İşte edep, bu varlık aleminde kişinin idraki ve ayetlerle uyum halinde yaşamasıdır. Dolayısıyla ahlaki güzellikleri ve edebi ekstradan bir şeymiş gibi görmek veya dindar olmayı edepten farklı gibi telakki etmek fevkalade yanlıştır. Din edeptir, edep dindir; ayrılık gayrılık yoktur. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: ">Ahlak, hulk (yaratılış, yaratılma) kelimesinden türemiştir. Bu hususa dikkat çeken tasavvuf büyükleri ahlak için </span><span style="font-size: 12pt; font-family: ">“</span><span style="font-size: 12pt; font-family: ">Seni hâlık (yaratıcı) ile mahluk (yaratılmış) arasında daima rızaya uygun harekete muvaffak kılan edeptir</span><span style="font-size: 12pt; font-family: ">”</span><span style="font-size: 12pt; font-family: "> şeklinde tarifler yapmışlardır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: ">“Edep Yâ Hû” yazısını gördüğünüzde eminiz ki hepinizde farklı farklı çağrışımlar uyanmıştır. Âşina olduğumuz bir tâbir “Edep Ya Hû”. Eskiden konaklarda, evlerde, tekkelerde, sohbet edilen mekânlarda levha şeklinde yazılan, yakın zamana kadar da dilimizden hiç düşmeyen bir kelâm; fakat bu söz de kültür erozyonundan nasibini almış. </span><span style="font-size: 12pt; font-family: ">“</span><span style="font-size: 12pt; font-family: ">Edep Yâ Hû</span><span style="font-size: 12pt; font-family: ">”</span><span style="font-size: 12pt; font-family: "> sözü iyice alışılmış, alelâde söylenegelmiş ve bu sebepten dolayı ifade ettiği mefhumdan da uzaklaşmış gözüküyor. Sözler, içlerinde barındırdıkları mefhumları algılayabilen dimağlar buldukça hayatiyetlerini sürdürebilir, özlerini gösterebilirler. Hayat damarları kuruyan sözler öylece boşlukta asılı kalır durur. Kaybolmaz belki, ancak onu anlayanlar olduğu zaman rahmet yüklü buluttan inen yağmur gibi tekrar bereketini o müsâit zemine akıtır. Eskiden bu küçücük sözle çok mânâlar ifade edilirken şimdilerde dar kalıplar içine sıkışmış mânâdan uzak vehimler kol gezmekte. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: ">“</span><span style="font-size: 12pt; font-family: ">Edep Yâ Hû</span><span style="font-size: 12pt; font-family: ">”</span><span style="font-size: 12pt; font-family: "> edebe, ahlaka davettir. Aynı zamanda bir ikazdır. Ama bu uyarı edepsiz kimseye değil, edebi bilen kişiyedir. Çünkü </span><span style="font-size: 12pt; font-family: ">“</span><span style="font-size: 12pt; font-family: ">ya hu!” hitabı “Hu”ya aşina olana yapılır. O’nu bilen O’nun edebini bilir. O’nu yani Hu’yu bilmeyen edebi nasıl bilsin ki edebe davet edilebilsin? Yani şöyle denilmek istenir: </span><span style="font-size: 12pt; font-family: ">”</span><span style="font-size: 12pt; font-family: ">Ey edebi bilen kardeşim! Maruz kaldığın bu saygısızlık seni edepsize karşı edepsizce harekete sevk etmesin. Edeple karşılık ver. Edebi senden öğrensinler.</span><span style="font-size: 12pt; font-family: ">”</span><span style="font-size: 12pt; font-family: "> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: ">Bu davet sadece edebi hatırlatmaz. Ezeldeki birlik ve tevhidi de hatırlatır. “Yâ hû!” lafzıyla gerçekleşen bu hatırlatma kişiye mahiyetini, insan derecesini ve ulvi hissedişleri kaim kılar. Hepimiz başka başka suretlerde, ama “Hu” ile hareket eden, Cenab-ı Hakk</span><span style="font-size: 12pt; font-family: ">’</span><span style="font-size: 12pt; font-family: ">ın nefhasının mazharlarıyız. Aslımız ve masdarımız hep O Hu’dan. “Edep Yâ Hû” demekle adeta şunlar ifade edilmek istenir: </span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Ey ezelde nur iken şimdi farklı farklı isimlerle anılan, aslında Hu’dan ibaret olan kardeşim, Allah Tealâ’nın ruhundan ruh üfürdüğü, en büyük emanete sahip, îman tacıyla ziynetlenmiş; benlikten, senlikten öte O “Hû”nun mazharı olmuş ”O”! Ey sahibi “Hû” ve sahibi “O”! olan! Sana “O”nun tarafından verilen bâki, kaybolmaz, hatta görülmez edep libasını taşıyan O”! Bu edepten uzaklıkları görüp de sakın kendindeki emaneti zayi etme. “O”na nefsinin süfli perdeleri ile o edebi örtme. Baki olanı ve baki olan edebi fani, kaybolup gidici hallerle heba etme. O bakiyi bu faniye değişme. Sen her an tecellisi ile her şeyin O’ndan olduğunu hatırla. Dönüşün “O”na olduğunu unutma. Edep Yâ Hû ikazımızı da O’ndan bil&#8230;</p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;"><strong>Fatih ÇITLAK<br />
Kıssadan Hisse / 162<br />
Zaman / ailem</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/edep-ya-hu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dr. Muhammed Bozdağ Kimdir?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/dr-muhammed-bozdag-kimdir/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/dr-muhammed-bozdag-kimdir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Apr 2008 12:41:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[dr]]></category>
		<category><![CDATA[ilim]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[irfan]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed bozdağ biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed bozdağ kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed bozdağ kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed bozdağ özgeçmiş]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/dr-muhammed-bozdag-kimdir/</guid>
		<description><![CDATA[Dr. Muhammed BOZDAĞ Trabzon-Akçaabat’ta 1967 yılında doğdu. Kastamonu-İnebolu Lisesini birincilikle bitirdi. Şeref Öğrencilerinden olduğu ODTÜ Kamu Yönetimi Bölümü’nden 1990 yılında mezun oldu. Yüksek Lisans Tezini “TBMM’nin Verimliliği” üzerine tamamladı. Halen doktora çalışmalarını sürdürüyor. 1992 yılından bu yana TBMM’de Yasama Uzmanı olarak çalışıyor. Kendisi muhtelif zamanlarda ABD, Almanya, Bosna Hersek ve Hırvatistan’da çeşitli incelemelere katılmıştır. Lise]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><a title="Muhammed Bozdağ" href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/04/muhammedbozdag2.jpg"><img src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/04/muhammedbozdag2.jpg" alt="muhammedbozdag2 Dr. Muhammed Bozdağ Kimdir?"  title="Dr. Muhammed Bozdağ Kimdir?" /></a><br />
<strong>Dr. Muhammed BOZDAĞ</strong></p>
<p>Trabzon-Akçaabat’ta 1967 yılında doğdu. Kastamonu-İnebolu Lisesini birincilikle bitirdi. Şeref Öğrencilerinden olduğu ODTÜ Kamu Yönetimi Bölümü’nden 1990 yılında mezun oldu. Yüksek Lisans Tezini “TBMM’nin Verimliliği” üzerine tamamladı. Halen doktora çalışmalarını sürdürüyor. 1992 yılından bu yana TBMM’de Yasama Uzmanı olarak çalışıyor. Kendisi muhtelif zamanlarda ABD, Almanya, Bosna Hersek ve Hırvatistan’da çeşitli incelemelere katılmıştır.<span id="more-61"></span></p>
<p>Lise döneminde Tercüman Çocuk dergisiyle başlattığı yazarlığını, değişik dergilerde yayınlanan çalışmalarıyla sürdürdü. Bir dönem, köşe yazarlığı yaptı. “Düşünce Mühendisliği, Yüksek Yetenek, Tele-terapi, Yüksek Ahlâk, Kişisel Değişim, İstemenin Esrarı” gibi isimler verdiği radyo konuşmaları hazırladı. Bu konuşmalardan bazıları halen bazı radyolarda seri olarak yayınlanıyor.</p>
<p>Kurucuları arasında yer aldığı Kültürlerarası Araştırma ve Dostluk Vakfı’nın, 1999-2001 yıllarında başkanlığını yaptı.<br />
1995-2002 yılları arasında “Hızlı ve Etkin Öğrenme,” “Güzel ve Etkili İletişim” seminerleri verdi. “Düşün ve Başar” ve “Ruhsal Zekâ” isimli diğer iki kitabı çok satanlar listesinde yer almaktadır.</p>
<p>Dr. Nilgün Hanım’la evli ve iki çocuk babası olan Bozdağ, özgün üslûbuyla yeni yazılar ve konuşmalar üretmeye devam etmektedir. Ayrıca “yetenek.com” isimli web sitesi aracılığıyla da okuyucularıyla buluşmaktadır.</p>
<p>Yazarla İletişim:
</p>
<p style="margin: 0px 20px; text-indent: 30px">Web : <a href="http://www.yetenek.com/">http://www.yetenek.com</a></p>
<p style="margin: 0px 20px; text-indent: 30px">E-Posta :<script type="text/javascript"></script> <a href="mailto:mbozdag@yetenek.com">mbozdag@yetenek.com</a><script type="text/javascript"><!--
  document.write( \\'<span style="\\\" mce_style="\\\"'display: none;\\\'>\\' );
// --></script></p>
<p>Mektup : Muhammed Bozdağ, PK 892 Ulus/ANKARA</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/dr-muhammed-bozdag-kimdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Ahmet Akgüzdüz Kimdir?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/prof-dr-ahmet-akguzduz-kimdir/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/prof-dr-ahmet-akguzduz-kimdir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Apr 2008 12:17:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet akgündüz biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet akgündüz kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet akgündüz özgeçmiş]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[dr]]></category>
		<category><![CDATA[ilim]]></category>
		<category><![CDATA[irfan]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/prof-dr-ahmet-akguzduz-kimdir/</guid>
		<description><![CDATA[Prof. Dr. Ahmed Akgündüz akgunduz@osmanli.org.tr 1955 yılında Diyarbakır’ın Çüngüş kazasına bağlı Malkaya köyü’nde doğdu. İlkokulu köyde tamamlayan Akgündüz, Gaziantep İmam-Hatip Lisesi’ni ve Gaziantep Lisesi fen bölümünü bitirdi. 1980 yılında Erzurum Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi’nden; 1982 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne Hukuk Tarihi Araştırma Görevlisi olarak giren Akgündüz, 1983 senesinde]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><a title="Prof. Dr. Ahmet Akgündüz" href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/04/p_1250_o2.jpg"><img src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/04/p_1250_o2.jpg" alt="p 1250 o2 Prof. Dr. Ahmet Akgüzdüz Kimdir?"  title="Prof. Dr. Ahmet Akgüzdüz Kimdir?" /></a><br />
<strong>Prof. Dr. Ahmed Akgündüz<br />
</strong><a href="mailto:akgunduz@osmanli.org.tr"><strong>akgunduz@osmanli.org.tr</strong></a></p>
<p>1955 yılında Diyarbakır’ın Çüngüş kazasına bağlı Malkaya köyü’nde doğdu. İlkokulu köyde tamamlayan Akgündüz, Gaziantep İmam-Hatip Lisesi’ni ve Gaziantep Lisesi fen bölümünü bitirdi. <span id="more-56"></span>1980 yılında Erzurum Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi’nden; 1982 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne Hukuk Tarihi Araştırma Görevlisi olarak giren Akgündüz, 1983 senesinde Mastırını ve 1986 senesinde de “İslam Hukukunda ve Osmanlı Tatbikatında Vakıf Müessesesi” adlı teziyle doktorasını tamamladı. 1987 senesinin Kasım ayında Hukuk doçenti olan Akgündüz, aynı yıl Konya selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne “Hukuk Tarihi ve İslam Hukuku Doçenti” olarak tayin edildi. 1986-1991 yılları arasında Başbakanlık Osmanlı Arşivinde Uzman Müşavir ve Devlet Arşivleri Danışma Kurulu üyeliği sıfatlarıyla araştırmalarda bulunan Akgündüz, 1993 Eylül’ünde Dumlupınar Üniversitesi’ne Hukuk Profesörü olarak atandı. Ekim 1993’ de aynı üniversiteye bağlı Bilecik İktisadi ve İdari bilimler Fakültesi’ne Dekan olarak tayin olunan Akgündüz, aynı zamanda Osmanlı Araştırmaları Vakfı Mütevelli Heyet Başkanıdır. 1997-1998 ders yılında Princeton Üniversitesi’nde misafir Profesör olarak araştırmalarda bulundu. Arapça, İngilizce ve Farsça bilmektedir. Evli ve iki çocukludur. Eserlerinden Bazıları Şunlardır: Osmalı Kanunnameleri ve Hukuki Tahlilleri / 12 cilt. Mukayeseli İslam ve Osmanlı Hukuku Külliyatı. İslam Hukukunda ve Osmanlı Tatbikatında Vakıf Müessesesi Şer’iyye Sicilleri / 2 cilt Heyet ile birlikte Belgeler Gerçekleri Konuşuyor / 5 cilt Eski Anayasa hukukumuz ve İslam Anayasası İslam’da İnsan Hakları Beyannamesi Arşiv Belgeleri Işığında Sayıştay Tarihi Arşiv Belgeleri Işığında Somuncu Baba Arşiv Belgeleri Işığında eshab-ı Kehf ve Tarsus Tarihi Arşiv Belgeleri Işığında Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri Osmanlı’da Harem Tabular Yıkılıyor / 2 cilt</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/prof-dr-ahmet-akguzduz-kimdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Mustafa Fehmi Türker Kimdir?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/prof-dr-mustafa-fehmi-turker-kimdir/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/prof-dr-mustafa-fehmi-turker-kimdir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Apr 2008 12:41:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[çaykara]]></category>
		<category><![CDATA[dr]]></category>
		<category><![CDATA[fehmi türker biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[hopsera]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa fehmi türker kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa türker özgeçmiş]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[soganli]]></category>
		<category><![CDATA[Trabzon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/prof-dr-mustafa-fehmi-turker-kimdir/</guid>
		<description><![CDATA[Prof. Dr. Mustafa Fehmi TÜRKER Mustafa Fehmi Türker, 1963 yılında Trabzon ili Çaykara ilçesinde doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini İstanbul’da tamamladı. 1985 yılında İÜ Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölümü’nden “Orman Mühendisi” unvanı ile mezun oldu. 1986 yılında KTÜ Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölümü Orman Ekonomisi Anabilim Dalı’na araştırma görevlisi olarak atanan Mustafa Fehmi TÜRKER,]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong><a title="Mustafa Fehmi Türker" href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/04/dsc005241.jpg"><img src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/04/dsc005241-150x150.jpg" alt="dsc005241 150x150 Prof. Dr. Mustafa Fehmi Türker Kimdir?"  title="Prof. Dr. Mustafa Fehmi Türker Kimdir?" /></a><br />
Prof. Dr. Mustafa Fehmi TÜRKER</strong></p>
<p>Mustafa Fehmi Türker, 1963 yılında Trabzon ili Çaykara ilçesinde doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini İstanbul’da tamamladı. 1985 yılında İÜ Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölümü’nden “Orman Mühendisi” unvanı ile mezun oldu. 1986 yılında KTÜ Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölümü Orman Ekonomisi Anabilim Dalı’na araştırma görevlisi olarak atanan Mustafa Fehmi TÜRKER, sırasıyla; <span id="more-48"></span>1987 yılında İÜ Fen Bilimleri Enstitüsü Orman Mühendisliği Programı Orman Ekonomisi Alt Programı’nda yüksek lisansını, 1992 yılında KTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü Orman Mühendisliği Anabilim Dalı Orman Ekonomisi Bilim Dalı’nda doktorasını tamamladı. Doktorasını tamamlamasını müteakip KTÜ Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölümü Orman Ekonomisi Anabilim Dalı’na 1992 yılında yardımcı doçent, 1996 yılında doçent ve 2002 yılında ise profesör olarak atandı. Bu süreçte, 1994 yılında öğrenime başladığı Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi Pazarlama Bölümü’nden 1998 yılında derece ile mezun oldu. Halen aynı fakültede öğretim üyesi olarak görevini sürdüren TÜRKER, lisans düzeyinde; Orman İşletmeciliği, Orman Ürünleri Pazarlaması ve Ekonomi, yüksek lisans ve doktora düzeyinde ise; Ormancılıkta Planlama ve Proje Analizi, Ormancılıkta Halkla İlişkiler, İleri Ormancılık Ekonomisi, Avrupa Birliği Türkiye İlişkilerinde Ormancılık Sektörü derslerini vermektedir. Danışmanlığında iki adet doktora ve beş adet yüksek lisans tezi tamamlanan TÜRKER, halen biri doktora biri de yüksek lisans olmak üzere iki adet tez danışmanlığını da yürütmektedir. Başlıca akademik ilgi alanları arasında; Orman Kaynakları Ekonomisi, Yönetimi ve İşletmeciliği, Orman Ürünleri Pazarlaması, Devlet Orman İşletmelerinin Sosyo-Ekonomik Yapısı ve Yönetimi, Orman Halk İlişkileri, Orman Köylerinin Kalkındırılması, Odun Dışı Orman Ürünleri Yönetimi, Orman Kaynakları Dışsallıkları ile Ormancılıkta Sertifikasyon konuları gelmektedir. Söz konusu akademik ilgi alanları paralelinde ulusal ve uluslar arası olmak üzere çok sayıda kongre, sempozyum, panel, çalıştay, şura, seminer vb toplantılara bildirili olarak katılan TÜRKER’in, ulusal ve uluslararası hakemli ve taranan dergilerde Türkçe ve İngilizce birçok makalesi yayımlanmıştır. Ayrıca, Avrupa Ormancılık Enstitüsü Bölgesel Proje Merkezi tarafından desteklenen “Akdeniz Ülkeleri Orman kaynaklarının Dışsallıkları Projesi &#8211; MEDFOREX” kapsamında yürütülen ve tamamlanan uluslararası bir projenin Türkiye ekibinin başkanı olarak proje çalışmalarının yürütülmesine ve ülke raporunun hazırlanmasına katkıda bulunmuştur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/prof-dr-mustafa-fehmi-turker-kimdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. M. Nevzat Gözaydın</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/prof-dr-m-nevzat-gozaydin/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/prof-dr-m-nevzat-gozaydin/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Apr 2008 18:32:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[dr]]></category>
		<category><![CDATA[of]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Trabzon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=25</guid>
		<description><![CDATA[Prof. Dr. Nevzat Gözaydın ile Söyleşi Ayda KONUKOĞLU - Sayın Gözaydın bize kendinizden söz eder misiniz? Ankara’da 1938 yılında doğmuşum. Aslen Trabzon ili Of ilçesi, Şimdi hayrat ilçesi oldu, kurtuluş mahallesindeniz 1916 Rus İşgalinde Muhacirliğe çıkarak Sungurluya yerleştik, Oradan 1932 de Ankara geldik Babam MSB Emekli Şubesinde bir sivil memur ve annem ev hanımı. Beş]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><img src="http://hayrat.net/html/akademisyen/nevzat.jpg" alt="nevzat Prof. Dr. M. Nevzat Gözaydın" border="0" height="146" width="195" title="Prof. Dr. M. Nevzat Gözaydın" /></p>
<p align="center">Prof. Dr. Nevzat Gözaydın ile Söyleşi</p>
<p>Ayda KONUKOĞLU</p>
<p>- Sayın Gözaydın bize kendinizden söz eder misiniz?</p>
<p>Ankara’da 1938 yılında doğmuşum. Aslen Trabzon ili Of ilçesi, Şimdi hayrat ilçesi oldu, kurtuluş mahallesindeniz<br />
1916 Rus İşgalinde Muhacirliğe çıkarak Sungurluya yerleştik, Oradan 1932 de Ankara geldik<span id="more-25"></span><br />
Babam MSB Emekli Şubesinde bir sivil memur ve annem ev hanımı.<br />
Beş kardeşten ortadakiyim; bir erkek bir kız benden büyük ve küçük&#8230;<br />
İlkokulu Denizciler Caddesi ile Anafar­talar Caddesi arasında kalan İstiklâl mahallesindeki büyük ve eski bir konağın selâmlık bölümünde erkek çocuklarla birlikte İstiklâl İlkokulunda 4. sınıfa kadar okudum. Kız çocukları konağın harem bölümünde, Albayrak İlkokulunda okurlardı. O güzelim koca konak yok artık! Son yılı sınıf yokluğundan kale yolundaki Ulus İlkokulunda bitirdikten sonra Sıhhiye’deki Atatürk Lisesinin orta kısmına yazıldım ve liseyi de orada tamamladım. Çok sıkı disiplinli, fevkâlade değerli ve bilgili öğretmenlerim oldu. Türkçe ve edebiyat derslerine gelen öğretmenlerim arasında Cahit Okurer, Şükrü Elçin, Şeref Tarlan, Hicran Aktürk ve Fevziye Abdullah Tansel’in de etkileriyle kendime bu dalı yol olarak seçtim. O  zamanlar YÖK ve ÖSYM olmadığından serbestçe dilediğim dal olan Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü (DTCF’de) seçip giriş kartımı aldım ve kürsü başkanı Prof. Kenan Akyüz’e bu öğretmenlerimin adlarını sayınca ancak kartımı onaylatıp imzalatabildim. 1958’in Ekim ayında derslere başladığımızda birinci sınıfta 17 kişiydik (5 askerî, 3 erkek, 9 kız öğrenci). Burada Necmettin Halil Onan (sadece 2 ay), Seyid Yüksel, Ali Gündüz Akıncı, Hasibe Mazıoğlu, Zeynep Korkmaz, Saadet Çağatay, Vecihe Hatipoğlu, Ahmet Temir, Hasan Eren hocalarımızdı. Genel Türk Tarihi dalın­da Şinasi Altındağ, M. Altay Köymen, Farsçada Walther Björkman, Meliha Anbarcıoğlu, Arapçada Şevkiye İnalcık’tan dersler aldım. Yeni açılan Tiyatro bölümünde İrfan Şahinbaş, Bedretttin Tuncel, Cüneyt Gökçer’in derslerini izledim. İngilizcemi Hamit Dereli ve A. Edip Uysal ile geliştirdim. Sözün kısası her şeyiyle mükemmel bir kadro sayesinde DTCF’de yoğruldum.</p>
<p>- Doktoranızı Almanya’da yaptığınızı biliyorum. Oraya nasıl gittiniz?</p>
<p>Lisedeki mayam, çok iyi ve kaliteli öğretmenlerin sayesinde, sağlamdı ve DTCF’de hiç sıkıntı çekmedim. Fakülte bitince 8 ay Alanya Lisesinde öğretmen olarak görev yaptıktan sonra MEB’in doktora öğrenimi için, 1416 sayılı kanuna göre yurt dışına gönderdiği ilk öğrencilerdenim. Alanım folklor idi ve İngiltere’ye gidecektim. Ancak Almanların bu konuda daha iyi olmasından ve o zamanki kanuna göre ileride ikinci bir dil sınavından geç­memiz gerektiğinden, yolumu Almanya’ya çevirdim. 12 Şubat 1964 günü Münih’te birinci kuşak işçilerimizle trenden indiğimde bando-mızıka ile karşılandık. Onları otobüsler alıp gittiğinde yapayalnız ve tek kelime Almanca bilmeden ortada kaldım. Bonn’daki öğrenci müfettişliğine uğramam, gideceğim dil okulunu öğrenmem gerekiyordu. Gece yolculuğu yapıp Bonn’a vardım. Mart başında Brilon/Westf. kasabasındaki Goethe Institut ilk dil okulumdu. Sonra Lüneburg’da da bir ay okudum. Orada birçok Orientalist ve Türkolog ile yazıştım, sonunda Mainz’a İstanbul’dan yeni gelmiş olan Prof. Dr. Johannes Benzing’in yönetiminde J. Gutenberg Üniversitesi Orientalistik ve Türkoloji bölümünde derslere başladım. Helmuth Scheel, Heribert Horst, Hanna Erdmann bu bölümde, Lutz Röhrich, Günter Wielgelmann, Bischoff, Herbert Schwedt Alman folkloru kürsüsünde, E. Haberland, E. W. Müller, Sulzmann ve Nowotny Etnoloji kürsüsünde benim yetişmeme yardımcı oldular.</p>
<p>- Ne zaman Türkiye’ye döndünüz temelli olarak?</p>
<p>1969-1972 arasındaki mecburî vatan görevimi önce 6 ay Polatlı’da sonra Gen. Kur. Bşk. Lojistik Plân Dairesinde Almanca mütercimi olarak bitirip yine Mainz’a döndüm. Evliya Çelebi Seyahatnamesi üzerinde hazırladığım doktora tezimi ve son sözlü sınavlarımı başarıyla verip Kasım 1974’te Ankara’ya kesin dönüş yaptım. Eski yuvam DTCF’de folklor kadrosu olmadığından kadrolar gelene kadar kendime iş bulmam tavsiye edildi. Ankara İktisadî ve Ticarî İlimler Akademisine bağlı Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Y.O. Müdürü Doç. Cevdet Perin ile görüşüp orada “Folklor ve Halk Edebiyatı” dalında “Dr. Asis.” olarak Aralık 1974’te göreve başladım. Bir süre sonra Türk Dili, Türk Edebiyatı, Kompozisyon, Dünya Edebiyatı, Folklor ve İletişim konularındaki derslere öğretim görevlisi olarak girdim. Bir ara 1980-1981’de Almanya’da Türk öğrencileri arasında araştırmalar yaptım. Doçentlik sınavını başardıktan sonra ve DTCF’de nihayet kadro ilân edilince 1987’de yuvama dönebildim. Şimdi burada göreliyim. 1976-1980 arasında Fırat Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümüne ayda bir kez gidip bir hafta boyu kalarak Folklor ve Halk Edebiyatı derslerini düzenli olarak verdim. 1979’da bir yıl Eskişehir Anadolu Üniversitesinde aynı dersi verdim. 1985/86 döneminde Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde de bir yıl öğrencilerim oldu.<br />
- Çok geniş bir yelpazedeki öğrenci topluluğuna ders vermişsiniz. Bunun yararı oldu mu?</p>
<p>Görüyorsunuz ya, bilim eri olma yolunda geçen yıllar pek de kolay geçmemiş, Almanya’da yeterli olmayan öğrenci aylığı yüzünden her yaz bir iş bulup çalıştım, para biriktirdim kitap ve diğer masraflar için&#8230; Marangozluk, dülgerlik, garsonluk, yeminli tercümanlık bu işlerden bazıları&#8230; Böylece insanları ve hayatı daha iyi tanıdım, ki bir halk bilimcinin böyle bir donanıma mutlak ihtiyacı var. Alandaki derleme ve araştırmalarımda bu deneyimlerimin çok yararını gördüm. İnsanlarla çok çabuk iletişim kurabiliyorum, onların kullandığı dille kendilerine yaklaştığım için&#8230; Bu öğretimi ve eğitimi veren bütün hocalarımı saygı ve minnetle anmak isterim.</p>
<p>-Dile, kültüre, iletişime nasıl bakıyorsunuz?</p>
<p>Dil iletişimin, ilişki kurmanın temeli olduğuna göre, çok iyi bilinmelidir. Bütün kıvraklığı, farklı anlamları, bunların kullanım yerleri ve zamanları tam olarak değerlendirilmezse, arada oluşması düşünülen bağ güçlü olmaz. O zaman -ki buna yanlış anlaşılma da diyebilirim- ters düşmeler, aykırı tutum ve davranışlar, kırgınlıklar, bölünmeler, parçalanmalar ortaya çıkar. Ana dilimiz, Türkçemiz ifade gücüyle, bu ifadeyi kolayca belirleyecek kök ve ekleriyle oluşturduğu kelime dünyasıyla gerçekten verimli ve zengin bir dil&#8230; Usta kalemlerin romanları, yazıları bunu zaten çoktan kanıtlamış bile&#8230; Bizlere ve gençlere düşen görev, bu değerli verilere sık sık başvurmak, bol bol okumak&#8230; Böyle yaparsak kendi dil zevkimizin geliştiğini görecek, kelime hazinemizin giderek zenginleştiğinin farkına varacağız. Ama televole-magazin dilinin kısır döngüsüne bel bağlayan gençlerin biraz da geleceklerini düşünmeleri gerekmez mi? Dil ve kültür birikimi, bu birikimin doğru, iyi ve güzel kullanılması onları her zaman ve her yerde başarılı kılacaktır, diyebilirim. Bu birikim için de günlük yaşamamaları, eski dediklerini yeni ile bağlayabilmeleri, sebep-sonuç ilişkisini göz önünde tutup biraz şüpheci olmaları, araştırmaları, bu yolda çaba harcamaları, onları çok daha güzel günlere kavuşturacaktır sanıyorum.<br />
- Uzun yıllardan beri dergimizde de görevlisiniz. Türk Dili için neler söylemek istersiniz?</p>
<p>Dergimize gelen yazıların bilimsel olanlarının dışındakiler ne yazık ki çok kaliteli değil&#8230; Yazılı kültüre pek önem vermediğimizden, sözü yazıya dökmekten kaçındığımızdan, bol bol test çözerek eğitildiğimizden Türkçeyi kullanmakta zorluk çeken genç kuşaklardan gelen yazı ve şiirler, dergi yazı kurulunda hayal kırıklığı yaşatıyor. Gönderilenler arasından nispeten daha iyiceymiş gibi görünenleri seçmek bir hayli zor. Bunları ayırıp bir sonraki ay tekrar tekrar okuyoruz, dergimizde basılabilir mi sorusuna cevap arayarak&#8230; Hani nerede, yüzlerce olmasa bile, onlarca hikâyecimiz, romancımız, şairimiz, eleştirmenimiz, yorumcumuz?&#8230; Askerlikteki gibi sağdan say aynı, soldan say aynı sayı çıkıyor karşımıza&#8230; Kitap, gazete, dergi okuma alışkanlığını çocuklarımıza, gençlerimize kazandırmadığımız sürece, testlerden de başımızı kaldıramadığımız takdirde, önümüze gelen yemek bu sonuçta&#8230; Çürük, bozuk, kokuşmuş sebzeden, yanmış yağla nasıl nefis ve lezzetli bir yemek pişirilemezse, okumayı beceremeyen bir toplumda yazarak güzel şeyler ortaya çıkaran bir kadronun size kaliteli yazılar, şiirler göndermesini de bekleyemezsiniz. Haa, bu kaliteyi sağlamak nasıl olur derseniz, tek cevabım şu: Kaliteli öğretmenler sayesinde olur bu!&#8230; Geçim derdine düşmüş veya öğrencisine özel ders verip geçiren yahut onlardan pahalı hediyeler bekleyip alan öğretmenlerden kalite bekleyemezsiniz. Acı ama gerçek&#8230;</p>
<p>-Günümüzdekileri sizi yetiştiren öğretmenlerle mi karşılaştırarak bu düşünceye vardınız?</p>
<p>Değerini bütün Türkiye’ye kabul ettirmiş lise yıllarımdaki edebiyat öğretmenlerimin destekleriyle dil ve edebiyat konularına kendimi yakın hissettiğim için, hiç duraksamadan ve sınavsız kaydolma fırsatı varken, diğer fakültelere başvurmadım. Benim idealim gençlik yıllarının heyecanıyla ya pilot olmak, ya da edebiyat profesörlüğüne yükselmekti. Bunu daha lise birinci sınıfta doldurduğum bir anket defterindeki “ileride ne olmayı hayal ediyorsunuz?” sorusuna cevap olarak yazdığımı biliyorum, çünkü bu defter şu anda elimde, bir sınıf anısı olarak saklamışım&#8230;<br />
-Türkçeye olan ilginiz mi bilimsel çalışmalarınıza yön verdi? Bilim dünyası biraz farklı yapıda değil mi?</p>
<p>Almanya’da doktoramı yaparken Türk dilinin ne kadar zengin ve yaygın olduğunun bilincine daha iyi varmıştım. Orada Türk lehçeleriyle ilgili dil ve folklor metinleri üzerinde her dönem Prof. Dr. Benzing ile durmuştuk. Araştırılacak konu ve soruları hemen her derste hocam not ettirir, Türkiye’ye dönünce bunlarla uğraşmamı isterdi. O notlarımı hâlâ saklıyorum. Ama bir ömür yetmiyor bu kadar soruya cevap bulmaya, konuları araştırmaya&#8230; Bunun için daha çok ortak çalışmalara yönelmek istedim. Türk Dil Kurumu bünyesinde görev verildiğinde hiç yüksünmeden bu tür çalışma gruplarında diğer meslektaşlarımla birlikte olmaktan büyük zevk aldım. Yine eski hocalarımla oldum, onlardan yeni şeyler öğrendim. Genç arkadaşlara meslekî birikimimden -isterlerse- bazı şeyleri aktarmaktan, onlarla tartışmaktan mutluluk duydum. Türkçe Sözlük ile Okul Sözlüğü ve diğer katkı yaptığım çalışmalarda, Türk Dili dergisinde, Kütüphane Komisyonunda, İmlâ Kılavuzu toplantılarında, Yabancı Kelimelere Karşılıklar Çalışma Grubunda yahut diğer faaliyetlerde heyecanla ve şevk duyarak bilgilerimi, düşüncelerimi sundum. Belki biraz yararlı olmuşumdur&#8230;</p>
<p>- Sizini Basın-Yayın Yüksek Okulundan kalan bir basın ilginiz ve çok geniş bir kupür arşiviniz varmış. Buna biraz açıklık getirir misiniz?</p>
<p>Türkiye’de basın uzun yıllardan beri “alaylı” tabir edilen kişilerin tekelinde kaldığından, “okullu” olmak bir suç gibi, bir eksiklik gibi nitelendirildi. Şu son on yıldır okullulara yer veriliyor. O da tekelleşen iletişim dünyasında gerçek gazetecilerin değil, patronların arzu ve eğilimlerine göre&#8230; Ankara’daki lisede basketbola heves ettiğimden ve bir ara fakültede okurken Yenimahalle Genç Futbol Takımını çalıştırdığımdan spora ilgi duyuyordum; hâlâ da vazgeçmedim. Bu bakımdan YÖK sonrası adıyla İletişim Fakültesinde ders verirken önce Türkçemizin doğru, iyi ve güzel kullanılması konusuna dikkat çektim. Hele spordaki haber ve yorumlar üzerinde daha çok durmanın ne kadar önemli olduğunu vurgulamıştım. Bu çabalarımı mezun olup basında ve televizyonlarda görev alan öğrencilerim unutmamışlar. Birkaç yıl üst üste Türkiye Spor Yazarları Derneği Genel Merkezince İstanbul, K.K.T.C., Antalya ve Abant’ta düzenlenen seminerlere dil ve eğitim-öğretim konularını götürüp, sporla uğraşanlara yardımcı olmaya çalıştım. Dilimizi kullanmada ve titizlik göstermede bir hayli düzelme varsa, bunda bir tutam tuzu da benim koyduğumu söyleyebilirim. Türk dili bilinci geliştirildikçe gençlerin titizlendiklerini ve başarılı olma yolunda yürüdüğünü görünce gerçekten mutluluk duyuyorum.</p>
<p>- Yurt dışı bilgi, görgü ve deneyimlerinizle yabancıların dil ile ilgisi hakkında neler söyleyebilirsiniz?</p>
<p>Yurt dışında uzun yıllar kaldım. Birçok ülkeyi gezdim, insanlarını tanıdım. İngilizce ve Almanca iyi-kötü iletişim kurdum. Gördüm ki, herkes kendi dili, kendi kültürü, kendi varlığı konusunda tam anlamıyla “şoven” bir anlayış ve tutum içinde&#8230; En küçük bir yanlışa bile tahammül edemiyorlar&#8230; Sokaktakiler de, köylüler de, bilim adamları da&#8230; Vatandaş, yurttaş olmanın temelini buna dayandırıyorlar ve asla taviz vermiyorlar. Bizdeki tablo ise çok farklı: Bırakınız sokaktaki insanımızı, “sözde” bilim adamlarımız bile kendi varlığının temeli olan Türkçeyi aşağılamaktan tuhaf bir zevk alıyor. Hadi televoleciler, manken ve “sanatçı” geçinen ayak takımı bu yabancı dil hayranlığına kendini kaptırabilir, diyelim; ama devleti ve hükûmetleri yönetenlerin, bürokratların, üniversitelilerin bu yaklaşımı, ancak Atatürk’ün dediği gibi, “gaflet ve dalâlet, hatta hıyanet” ile açıklanabilir. Bunların kısa vadeli, verimsiz, tutarsız, tuhaf, gösteriye dönük, aciz, zavallı tutum ve davranışları Türk­çemizin gelişmesine de ayak bağı, köstek olmuştur ve olmaktadır da&#8230; Kendi kendine, kendi diline, kültürüne, varlığına böylesine yabancı kalmak isteyen hiçbir ülke vatandaşını görmedim, doğrusu&#8230; “İmam-cemaat” meselesi&#8230; Böyle olunca da sokaktaki insanımızın, esnafın, memurun, köylünün, işçinin  ne suçu var ki?&#8230;</p>
<p>- Sayın Gözaydın, Türk dili ile ilgili yurt içindeki programları, oluşumları, düşünceleri genel olarak nasıl değerlendirirsiniz?</p>
<p>Yıllardan beri Türk Dili’nde, derslerimde, konferanslarımda, 18 yıldır sürdürdüğüm TRT radyo programlarında hep yabancıların Türkçeye, kültürümüze yaptığı katkıları işledim, işliyorum&#8230; Onların eserlerini görüp okudukça, Türkçeyi, Türkiye’yi, Cumhuriyetimizi, bizlere bunu sağlayan Atatürk’ümüzü ve yakın arkadaşlarını binlerce kez saygı ve rahmetle anıp daha çok seviyorum. Bunları bizlerin gözüne sokarcasına işleyen yabancılar bizim için çalışıyorlar, bize hizmet ediyorlar bu kadar masraf edip ömür çürüterek&#8230; Bunlara karşılık bizim yöneticilerimiz, politikacılarımız ne yapıyor? Kendini sömürülen bir ülkenin uşağı gibi niteleyip, batı ülkelerinden gelen ve çoğu kasıtlı olan önerilere uysallıkla boyun eğiyor. Bunun eksisini, artısını düşünmüyor, tartışmıyor, önünü-ardını araştırmıyor&#8230; Millete, memlekete yararı var mı, yok mu? Uzun vadede sonuçları ne olur? Niye böyle bir öneri geldi? Amaç nedir gerçekte? Ne çıkar sağlayacaklar bu öneriyle?&#8230; ve daha birçok sorunun cevabını arayıp açıklamadan paldır küldür her öneriyi kabul edip teslimiyetimizi bildiriyoruz. Osmanlı Devleti topraklarını böyle böyle yitirdi, Balkanlar, Girit, Adalar, bereketli Mezopotamya toprakları ve bugünlerde de Kıbrıs&#8230; Gitti&#8230; Gidiyor&#8230; İki yüz yıldır hep aynı oyunu yabancı politikacılar sahneye koyup, bizi de işlerine geldiği yerde ve zamanda oynatıyorlar&#8230; Kendi ülkelerinde yapmadıklarını, yapılmasına izin vermedikleri uygulamaları bizden “hemen, derhâl, acilen” isteyip “uyum paketleri” içinde koyduruyorlar. Sanki Lozan’dan yüz geri edip, Sevr’e yönelmişiz ve onu onaylamışız gibi azın­lık kavramı böyle, adlarla ilgili oyunu böyle, alfabe değişikliği böyle, federasyon yönetiminin başlangıç olan yerel yönetim-eyalet düşüncesi böyle, UEFA tutumu böyle, böyle, böyle&#8230; Kendimizi aynaya bakıp düzeltmezsek, daha ne öneriler gelecek, göreceksiniz&#8230;</p>
<p>- Size göre, AB ülkeleri Türkiye’yi istemiyorlar mı? Bir yandan yabancıların      araştırmalarını övüyorsunuz, diğer yandan onların “şoven” yaklaşımını vurguluyorsunuz? Bunu biraz daha açıklar mısınız?</p>
<p>Evet, tam da söylediğiniz gibi!&#8230; Yabancılar Türk dili, kültürü, ekonomisi vb. konularla bizleri daha iyi tanıyıp bilmek istiyorlar. Türkiye’nin ve Türk dünyasının gücünü, azmini, başarılarını, özellikle jeopolitik durumunu, stratejik konumunu çok iyi biliyorlar. Onun için bu toprakları kendi denetimleri altında bulunduracak önerilerle geliyorlar. Bu ticarette, ekonomide, politikada çabucak onların lehine sonuç veriyor, ama kültürde daha uzun bir süre alıyor. Bunu da düşünce ve görüş farklılıklarını körükleyerek kendilerine yandaş arayıp buluyorlar. Yandaşlarını da basın, politika ve üniversite gibi etkili çevrelerden seçiyor, onlara maddî-manevî çıkarlar sağlıyorlar. Dergimizde ve TTK kongrelerinde Atatürk dönemi ile ilgili belgeleri yayınladığımda, bu rüşvet olayı apaçık ortaya çıktı. O gün neyse, bu gün de aynı; değişmedi bir şey!</p>
<p>- Bizim için AB öyleyse bir rüya mı, demek istiyorsunuz?</p>
<p>Bakınız hiç çekinmeden şunu belirteyim. AB’ye bizi değil 2010’da, 2020’de bile almayacaklar. Türkiye 90-100 milyonluk genç nüfusuyla onları korkutuyor. Osmanlının geri geleceğinden çekiniyorlar. Zaten Ostlaender “Kemalizm’den vazgeçin” demedi mi? Verheugen durmadan olumsuz görüşlerle çıkış yapmıyor mu? 2004 seçimlerinde Almanya’da iktidara gelecek Hristiyan Demokratlar Türkiye’nin AB’de asla yeri olmadığını açıkça ve şimdiden söylemiyorlar mı? Yarın da KADEK’le görüşün, TBMM’ye girsin; ordunuzu küçültün, Ege Ordusunu hatta 3. Orduyu kaldırın o topraklardan, azınlıklara daha çok hak verin, ekümenik patriği kabul edin Ermenilere tazminat verin, soy kırımını yaptığınızı kabul edin ve daha neler ileri sürecekler, AB’ye alınabilmemiz için&#8230; Perşembenin gelişi çarşambadan belli&#8230; Türkiye Cumhuriyeti’ni neredeyse hakaret dolu sözlerle aşağılamaktalar ama bunları niye politikacılarımız sineye çekiyor, asla anlamıyorum (bkz. Türk Dili, sayı: 608, Ağustos 2002). Böylesine kişiliksiz bir toplum muyuz biz? Bütün bunlar gözler önünde&#8230; Daha şimdiden Fransa-Almanya güç birliği yapıp, AB içinde borçlarını ödemekten vazgeçtiler, ötekilerin muhalefetine rağmen&#8230; Kuzey-güney ülkeleri, aralarında bile, özellikle kültür konularında anlaşamıyorlar. Şimdi de ekonomik ayrılık belirginleşti. AB bence uzun vadede pek de bir arada kalacak gibi değil! Gücü olan, güçlü görünen ülke, ötekilere her dediğini yaptıracak gibi&#8230; Zaten her ülke kendi dilini, alfabesini, kültürünü ön plâna çıkararak gücünü kanıtlamak için uğraşıyor ve hatta savaş veriyor (Bk. Türk Dili, sayı: 619, Temmuz ve 620, Ağustos 2003). Bu da nereye kadar sürer?&#8230; Benim ömrüm yetmez ama siz gençler bunları göreceksiniz&#8230;</p>
<p>-Böyle giderse, kısa zamanda olursa, siz de görürsünüz inşallah, ama buna bağlı olarak bir sorum daha var. Bu yıl Frankfurt Kitap Fuarına katıldınız. Bu konu hakkında bilgi verir misiniz? Türkiye’deki kitap fuarlarıyla bir karşılaştırma yapılacak olursa izlenimleriniz nelerdir?</p>
<p>Yaklaşık 5-6 yıldan beri katılıyorum. Çok büyük bir hareket&#8230; 6-7 gün içinde yaklaşık üç yüz bin kişi sekiz adet hangar gibi binalarda (her biri de üç kat!) dolaşıyor, kitap seçiyor. Dünyanın her yerinden yüzlerce yayın evi, kurum ve kuruluş geliyor, kendi ülkesinin propagandasını yapıyor. “Yılın ülkesi” olma fırsatı geçti 2-3 yıl önce elimize, ama kısır görüşlü, aciz Kültür Bakanlığımız bu öneriyi reddetti ve olağanüstü bir tanıtım faaliyetini kaçırdık. Bir daha da kolay kolay böyle bir öneri bize yapılmaz. Türkiye küçük bir bölümde, Yayıncılar Birliği aracılığıyla ve KB desteğiyle, parasıyla tanıtılıyor. Ayrıca her yayın evi isterse küçük bölümler kiralıyorlar. Bizim AKDTYK olarak, TDK ve TTK olarak mutlaka buralara (Frankfurt’tan başka önemli olan yerler de var.) yayınlarımızı götürmemiz gerek! AB içinde Türkçe, oralardaki Türklerin de etkisiyle giderek daha çok ilgi görüyor. Bunu desteklememiz şart!</p>
<p>-Sayın Gözaydın, devletimizin kültür politikası, hele de dış dünyada eksik mi demek istiyorsunuz?</p>
<p>Kültürü politikadan, hele de şu günlerde, ayıramazsınız. Ayırırsanız, başınıza olmadık çoraplar örülür uzun vadede&#8230; Devletimizin gücünü hafife almamak gerekiyor, ama bu işleri de iyi bilen insanlarla pişirip kotarmak şart; öyle eş-dostla, akraba-arkadaş-yandaş firmalarla yola çıkılmaz&#8230; Oralarda Türklerle ilgili yayın yapan yabancı yayın evlerinin yayınlarından da örnekler gösterilir; Türk dilinin, kültürünün kendi kalemleriyle nasıl araştırıldığı toplu olarak sergilenir, anlatılır. Çok iyi dil bilen insanlarımızın katılacağı konferanslar, paneller, açık oturumlar kitap fuarı haftası önünde, içinde ve sonrasında düzenlenir. Hatta Alman Türkologlara bir yıl öncesinden konular ısmarlanır, konuşmaları sağlanır. Yoğun bir ön çalışma ile bütün bunlar yapılabilir. Yoksa burada olduğu gibi, biz bize konuşuruz, sohbet edip güya tanıtım yapmış oluruz. Özellikle Almanya, Hollanda, Avusturya gibi ülkelerdeki Türkleri düşünüp (yaklaşık üç milyon!) oralara sık sık insanlarımızı gönderip, konferans turları düzenlememiz şart! Onlar bizleri bekliyor. Her yıl böyle isteklerle karşılaşıyorum, ama ancak bir ikisini kendi gücümle ve oradakilerin maddî desteğiyle gerçekleştirebiliyorum. Çocuklarımız, gençlerimiz bilgiye aç; heyecanla, istekle bunu gidermek istiyorlar. İyi bir düzenleme yapılarak hemen her konuda (dil, edebiyat, ekonomi, hukuk, politika, ilâhiyat, halk kültürü, sağlık vb.) Türkçe ve Almanca konferans turları yapmanın tam da zamanı, bu AB curcunası, propagandası, hareketliliği sürerken&#8230; Kıbrıs, Ege adaları, hava sahası, Ermeni komploları, barajlar ve su sorunları, Yunan emelleri, Orta Doğu, Balkanlar, Kafkaslar, Türk cumhuriyetleri ve Rusya’daki diğer yarı otonom topluluklar vb. konularda iyi yetişmiş bilim adamlarımızın bu turlarda, on-on beş gün içinde, çok yararlı bilgilerle vatandaşlarımızın kafasındaki sorulara açıklık getireceğine eminim.</p>
<p>-Halk bilimi toplumun her alanı kapsamasına rağmen “folklor” birçok kişi tarafından halk oyunu olarak algılanmakta. Siz halk biliminin şu anki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Ülkemizin tanıtımında yeteri kadar kullanılıyor mu? Türk folklorunun dünya kültüründeki yeri nedir?</p>
<p>Kendimizi en iyi tanımanın yolu, dilimizi ve kültürümüzü bilmenin çaresi, halk biliminin (folklorun) bütün alt dallarıyla anlatılması, öğretilmesidir. İlk öğretimden başlayıp liselerde, fakültelerde bu dersler verilmeli&#8230; Böylece yargıcımız, doktorumuz, kaymakamımız, öğretmenimiz, subayımız ve diğer üst görevlerde bulunan aydınlarımız karşılarına gelen vatandaşı daha iyi anlar, onun ne hâlde olduğunu bilir&#8230; Kendi sırça saraylarında, halktan kopuk evlerinde, klüplerinde oturup zar veya taş atarak, kâğıt oynayarak zaman öldürmez. Millî kültürün ana damarı “folklor”, halk oyunları anlamına kaymışsa bu yanlışı düzeltmek için basının, TV’nin, MEB’nin, hatta herkesin katkısı gerekiyor. Halk bilimi konusunu daha geniş bir yazıyla gelecek sayılarımızda ele alacağım için şimdilik buraya bir noktalı virgül koyalım, olur mu?</p>
<p>-Son zamanlarda Türkçenin bilim dili olamayacağı konusunda yorumlar yapıldı. Sizin bir bilim adamı olarak bu konudaki fikriniz nedir?</p>
<p>Atatürk döneminden beri asıl amaç Türkçenin geliştirilmesi, zenginleştirilmesi, geniş kitlelere sevdirilip işlenmesidir. TDK bu amacı gerçekleştirmek için kurulmuş olup, yirmi yıldan beri bunu akademik çalışmalarla ortaya koymaktadır. Ancak iki yıldır elinden tutan yoktur, daha verimli çalışabilmesi için zemin hazırlığı (kanunun çıkarılması) yapılmamaktadır. Yapılırsa, bilim adamlarının gayretleriyle elbette Türkçenin bilim dallarında gelişmesi görülecek, Türkçe bilim dili olarak kendini kanıtlayacaktır. Bu iş amatörlerle, uzman olmayan kişilerle, yarım aydınlarla yürümez. Gidilecek yol, Atatürk’ün sağlığındaki temel yapıyı, amacı yeniden yürürlüğe sokan bir yol olmalıdır; boşuna “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” dememiştir, büyük önderimiz&#8230; Politikaya, çıkar ilişkilerine girmeden ve sadece bilim yolunda giderek, Türkçeyi işleyerek başarıya ulaşabiliriz&#8230;</p>
<p>- Sayın hocam, değerli vaktinizi bize ayırdığınız ve sorularıma içtenlikle cevap verdiğiniz için teşekkür ederim.</p>
<p><img src="http://hayrat.net/html/akademisyen/nevzat2.jpg" alt="nevzat2 Prof. Dr. M. Nevzat Gözaydın" align="top" border="0" height="188" width="250" title="Prof. Dr. M. Nevzat Gözaydın" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/prof-dr-m-nevzat-gozaydin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Mustafa Fehmi TÜRKER&#8217;e Fahri Fiş Profösörü ödülü&#8230;</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/profdrmustafa-fehmi-turkere-fahri-fis-profosoru-odulu/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/profdrmustafa-fehmi-turkere-fahri-fis-profosoru-odulu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Apr 2008 15:24:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aktüel]]></category>
		<category><![CDATA[dr]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=15</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye&#8217;nin fahri fiş profesörü Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) öğretim üyesi Prof. Dr. Mustafa Fehmi Türker, “vergi iadesi” uygulamasının kaldırılmasına rağmen 2007 yılında yaklaşık 35 bin YTL&#8217;lik fiş biriktirdi. Prof. Dr. Türker, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1980&#8242;li yılların ortalarında çalışanlar için getirilen vergi iadesi uygulamasının, o dönemler “bir alışveriş bir fiş” deyişiyle gündelik hayata girdiğini belirterek,]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><a title="Dosyaya direk ba&amp;gbreve;lant&amp;imath;" onclick="return false;" href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/04/49426572.jpg"><img src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/04/49426572.jpg" alt="49426572 Prof. Dr. Mustafa Fehmi TÜRKERe Fahri Fiş Profösörü ödülü..." width="128" height="128" title="Prof. Dr. Mustafa Fehmi TÜRKERe Fahri Fiş Profösörü ödülü..." /></a></p>
<p style="text-align: center"><span style="font-weight: bold">Türkiye&#8217;nin fahri fiş profesörü</span></p>
<p>Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) öğretim üyesi Prof. Dr. Mustafa Fehmi Türker, “vergi iadesi” uygulamasının kaldırılmasına rağmen 2007 yılında yaklaşık 35 bin YTL&#8217;lik fiş biriktirdi.<br />
<span id="more-15"></span><br />
Prof. Dr. Türker, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1980&#8242;li yılların ortalarında çalışanlar için getirilen vergi iadesi uygulamasının, o dönemler “bir alışveriş bir fiş” deyişiyle gündelik hayata girdiğini belirterek, “IMF&#8217;nin hükümetten gelir artırıcı ve gider azaltıcı önlemler almasını istemesiyle vergi iadesinin kalkması gündeme geldi. Neticede 2006 yılı sonu itibariyle bu uygulamadan vazgeçildi ve yerine Asgari Geçim İndirimi düzeneği getirildi” dedi.</p>
<p>Başlangıçta, Katma Değer Vergisi (KDV) ve Gelir Vergisi hasılatını artırmak, vergi toplamada öz denetimi sağlayan gönüllü vatandaş olgusunu ortaya koymak, vergi ödeme alışkanlığını ve bilincini yaymak amacıyla yapılan uygulamanın, 20 yılı aşkın bir süre yürürlükte kaldığını ifade eden Prof. Dr. Türker, “Ancak bu uygulamalarda ne yazık ki dürüst davranılmamış, bir kısım kişi tarafından harcaması yapılmamış faturalar kullanılmış, daha da önemlisi vergisi verilmemiş sahte belgeler de kullanılarak devletten vergi iadesi alınmıştır” diye konuştu.</p>
<p>Vergi iadesinin yerine Asgari Geçim İndirimi uygulamasının getirilmesiyle, belli bölümü kayıt dışı işlemlerden oluşan ülke ekonomisi içerisinde fiş ve fatura alma alışkanlığının yok edildiğini dile getiren Prof. Dr. Türker, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu yeni uygulamanın kamu yararına hizmet etmediği kanaati taşımaktayım. Zira ülkemizde beyanname kaçağı, primlerin ödenmemesi ya da az ödenmesiyle oluşan kayıt dışı büyüklük, fiş toplamanın kalkmasıyla daha da artmıştır. Örneğin fiş toplama uygulaması olduğunda 100 birim tutarında vergi toplanırken bunun 30 birimi vergi iadesi olarak çalışanlara ödeniyor, 70 birimi hazinede kalıyordu. Oysa şimdi fişlere iade yapılmamasıyla birlikte fiş toplamak da azalınca devletin 70 birim tutarında vergi toplayamadığına dair bilim çevrelerinin tespitleri bulunmaktadır.”<br />
<a title="Dosyaya direk ba&amp;gbreve;lant&amp;imath;" onclick="return false;" href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/04/49426582.jpg"></a></p>
<p style="text-align: center"><a title="Dosyaya direk ba&amp;gbreve;lant&amp;imath;" onclick="return false;" href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/04/49426582.jpg"><img style="width: 151px; height: 223px;" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/04/49426582.jpg" alt="49426582 Prof. Dr. Mustafa Fehmi TÜRKERe Fahri Fiş Profösörü ödülü..."  title="Prof. Dr. Mustafa Fehmi TÜRKERe Fahri Fiş Profösörü ödülü..." /></a></p>
<p>UMUMİ TUVALETTEN BİLE FİŞİNİ ALDI</p>
<p>Fiş istemenin, devletin vergi gelirlerini artıracağını, artan gelirlerin yatırımların çoğalmasına katkı sağlayacağını, bu durumun da gayri safi milli geliri artırarak toplum refahını yükselteceğini vurgulayan Prof. Dr. Türker, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu bilince sahip olması gereken vatandaşlarımız, vatandaş olmanın sorumluluğuyla fiş almalıdır. Çünkü fiş, sadece vergi iadesi için toplanmamalıdır. Bu düsturdan hareketle geçen yıl vergi iadesi uygulaması kaldırıldığı halde, yalın bir vatandaş olarak 35 bin YTL tutara ulaşan hela hizmetinden mücevherata, ekmekten balığa, sudan ilaca, akaryakıttan kırtasiyeye değin onlarca mal ve hizmet öbeğinden yüzlerce fiş toplamış bulunuyorum.”<br />
Fiş toplama ve kesmenin olağan olması gerekirken, bir ülkede bu temel vatandaşlık görevinden ötürü işletme sahiplerinin karşısında duyarlı vatandaşların mal veya hizmet tükettiği anda fiş isteme aşamasına geçtiğinde, kaygı ve endişe yaşadığını ifade eden Prof. Dr. Türker, “Sanki ayıp bir fiil işleniyormuş gibi fiş isterken tedirginlik yaşıyoruz” dedi.<br />
<a title="Dosyaya direk ba&amp;gbreve;lant&amp;imath;" onclick="return false;" href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/04/49426582.jpg"></a></p>
<p style="text-align: center"><a title="Dosyaya direk ba&amp;gbreve;lant&amp;imath;" onclick="return false;" href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/04/49426582.jpg"> </a></p>
<p>İNADINA FİŞ</p>
<p>Prof. Dr. Türker, harcamalarını fiş ya da faturaya bağlamayan vatandaşların, ülke yönetiminin kötü giden yönlerine ilişkin eleştiri yapma haklarının bulunmadığını bilmeleri gerektiğini de savunarak, “Bu nedenle tüm vatandaşlarımızın benim duyarlılığımı göstermelerini istiyorum. &#8216;Patron yok, ben bilmiyorum fiş kesmeyi&#8217; deyip bir sonraki gün gelmemi isteyen bazı esnafın inadına ertesi gün gidip fişimi alıyorum. Herkesin bu bilinçle hareket etmesi, ülkeye çok şey kazandıracaktır” diye konuştu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/profdrmustafa-fehmi-turkere-fahri-fis-profosoru-odulu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Osman Turan Kimdir?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/prof-dr-osman-turan-kimdir/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/prof-dr-osman-turan-kimdir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Apr 2008 12:27:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[çaykara]]></category>
		<category><![CDATA[caykarali]]></category>
		<category><![CDATA[çaykaralı bilimadamları]]></category>
		<category><![CDATA[dr]]></category>
		<category><![CDATA[hopsera]]></category>
		<category><![CDATA[koronogullari]]></category>
		<category><![CDATA[kuranogullari]]></category>
		<category><![CDATA[osman turan]]></category>
		<category><![CDATA[osman turan biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[osman turan kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[osman turan özgeçmiş]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof Dr Osman TURAN]]></category>
		<category><![CDATA[soganli]]></category>
		<category><![CDATA[Trabzon]]></category>
		<category><![CDATA[trabzonlu bilimadamları]]></category>
		<category><![CDATA[Trabzonun Yetiştirdikleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=3</guid>
		<description><![CDATA[Prof. Dr. Turan, üniversite tahsiline, 1935’de yatılı imtihanlarını kazandığı DTCF’nin Tarih bölümünde başladı. Prof.Dr. Fuat Köprülü'nün ilk öğrencileri arasında yer aldı ve onun teveccühünü kazandı. Bölümünde öğrenci gibi değil, asistan gibi çalışıyor, Ortaçağ Kürsüsü Seminer Kütüphanesi ile meşgul oluyordu.1940 yılında DTCF'nden mezun olan Osman Turan, hocası Köprülü'nün yanında göreve başladı, Daha sonra aynı kürsüye asistan oldu ve “12 Hayvanlı Türk Takvimi” adlı teziyle doktor unvanını kazandı. Köprülü'nün yanında doktora yapan ilk öğrencisi olduğu gibi DTCF.’nin de ilk doktoruydu. 1943 yılında “Orta Zamanlar Türk Devletlerinde Türkçe Ünvanlar” isimli çalışmasıyla doçent oldu. 3 Mayıs 1944 Türkçülük olayları sebebiyle sorgulanarak takibata uğradı.

1948'de Paris'te toplanan Şakiyatçılar Kongresi’ne "Selçuklu Türkiye'sinde Toprak Hukuku" adlı tebliği ile katıldı. 1948-1950 yılları arasında Londra ve Paris'te incelemeler yaptı. 1951 yılında profesör oldu. 1954 yılına kadar DTCF'de Türk-İslam Tarihi dersleri okuttu. Daha sonra hocası Köprülü gibi Demokrat Parti saflarında siyasete atıldı ve 1954 yılında Trabzon'dan milletvekili seçildi.

1956’da Ankara Türk Ocakları başkanı oldu. Aynı yılın sonunda Nihal Atsız’ın yardımıyla tanıştığı Sultan II. Abdülhamid Hân’ın torunu olan Emine Satıa Hanım Sultan ile 20 Aralık 1956’da evlendi. Türk Ocakları Genel merkezinin Ankara'ya nakli üzerine de 1959'dan yapılan büyük kurultayda Türk Ocakları Genel Başkanı oldu. Türk Yurdu’nu yepyeni bir muhteva ve ruhla çıkardı ve Türkiye'nin en çok okunan fikir dergisi yaptı.

Demokrat Parti milletvekilliği 27 Mayıs 1960'a kadar sürdü. 27 Mayıs hareketiyle beraber tutuklandı ve Yassıada'ya kapatıldı. Onaltı ayı aşkın bir süre tutuklu kaldıysa da beraat etti. Yassıada’da kalırken bir gün koğuşları gezen Cezaevi Komutanı Başcellat Albay Tarık Güryay ona kendisini ayakta karşılamadığı için hakaret edince ayağa kalkıp hiç tereddüt etmeden tokadı suratına yapıştırdı.

Tutukluluğu kalkınca o sıralar kurulan Adalet Partisi'ne girdi ve 1964'te Adalet Partisi Genel başkan Yardımcısı oldu. 1965 seçimlerinde Trabzon milletvekili seçildi.

1966 da Hamdullah Suphi Tanrıöver'in ölümü üzerine yapılan kurultayda Prof. Dr. Osman Turan’ın yeniden Türk Ocakları Genel Başkanlığı’na seçildi. Bu dönemde Türk Ocakları, her bakımdan şahsiyetini kazanmış, itibarlı, fikir ve kanaatleri cemiyetin her kesiminde kabul gören bir kuruluş haline geldi.

Prof. Dr. Osman Turan, Adalet Partisi’nde Genel Başkan Yardımcılığı'na kadar yükselmesine rağmen parti yöneticileriyle fikri ayrılıklar içerisindeydi. Nihayet, Osman Yüksel Serdengeçti ile birlikte AP.’den ayrıldı ve 12 Ekim1969 tarihinde yapılan milletvekili genel seçimlerinde Trabzon’da MHP. listesinde ilk sıradan aday oldu. Seçimlerden sonra ise siyasetten kesin olarak çekildi.

Prof. Osman Turan’ın ağırlıklı bir şekilde kitap neşriyatına başlaması ikinci defa Türk Ocakları Genel Başkanı olmasından sonradır. Selçuklular tarihi ve Türk İslâm medeniyeti (1965), Türk cihan hakimiyeti mefkuresi tarihi (I, II. 1969, 1971), Selçuklular zamanında Türkiye (1971), Doğu Anadolu Türk devletleri tarihi (1973) gibi eserlerini bu dönemde verdi.

Bu eserleri dışında metin, vakfiye, vesika neşri yanında; İslâm ansiklopedisi'ne yazdığı geniş maddeler; yabancı dergilerde yayımlanan makaleleri de büyük bir yekûna ulaşmaktadır. Başta Yeni İstanbul Gazetesi olmak üzere bir çok dergi ve gazetede yayımladığı günlük makale ve fıkralar da hayli kabarıktır (Bu makale ve fıkraların bir kısmı vefatından sonra yayımlanmıştır). Merhum son yıllarında «Ortaçağda Türkiye iktisat tarihi» üzerinde çalışmaktaydı. Ne yazık ki ömrü vefa etmedi.

İngilizce, Fransızca, Arapça ve Farsça bilen Prof. Dr. Osman Turan, 17 Ocak 1978 tarihinde İstanbul’daki evinde ilmi çalışmalarına devam ederken geçirdiği bir beyin kanaması neticesi Hakk'ın rahmetine kavuştuğu zaman ilim dünyası bir yıldızını daha kaybetmiş oldu. Cenazesi, Silivri Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Prof. Dr. Osman Turan, meslektaşları "Ciddi ilim adamı formasyonu, sağlam karakteri, yüksek medeni cesareti, doğruluğu ve tok sözlülüğü, çok geniş fikri ihata kabiliyeti, Türklükle ilgili geniş ve sağlam bilgisi, muktedir kalemi ile tanınmış bir ilim adamı" olarak tarif ediyorlar.

Ülkücüler, ilim ve iman abidesi Osman Turan'ın talebeleri olmaktan her zaman gurur duyacak ve onu rahmet ve minnet ile anacaklardır.

Eserleri:

On İki Hayvanlı Türk Takvimi (1941),

Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti (1965),

Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi (iki cilt) (1969),

Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi (1973),

Selçuklular ve İslamiyet (1971)

Türkiye Selçukluları Hakkında Resmi Vesikalar (1958),

Selçuklular Zamanında Türkiye (1971),

Türkiye'de Manevi Buhran Din ve Laiklik (1964),

Türkiye'de Komünizmin Kaynakları (1965)

Vatanda Gurbet (1980),

Türkiye'de Siyasi Buhranın Kaynakları (1980)

Prof. Dr. Osman Turan’ın hayatı ve eserleri hakkında yazılmış kitaplar:

Ali Birinci, Osman Turan (Ankara: Alternatif Yayınları);

Nevzat Topal, Prof. Dr. Osman Turan, 1914-1978 : Hayatı ve eserleri (Türk Yurdu Yayınları);

Nurdan Demirci, Prof. Dr. Osman Turan'ın Hayatı ve Eserleri, (Boğaziçi Yayınları);]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/08/osmanturan-a2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-612" title="osmanturan-a" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/08/osmanturan-a-150x150.jpg" alt="osmanturan a 150x150 Prof. Dr. Osman Turan Kimdir?" width="150" height="150" /></a>Selçuklular tarihi ile ilgili çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Osman Turan, 1914 yılında Trabzon&#8217;un Çaykara ilçesine bağlı Soğanlı köyünde ailesinin 3. çocuğu olarak doğdu. Soyu, Kuranoğulları ailesinden gelmektedir. Dedesi Abdullah Ağa, babası ise Birinci Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesinde Erzurum Kandilli&#8217;de şehit olan Hasan Ağa’dır. Annesi Şahsenem Hanım’dır. İlkokulu dayısının himayesinde Çaykara&#8217;da, ortaokulu ailesinin taşındığı Bayburt&#8217;ta okudu. Liseyi ise Trabzon&#8217;da başlayıp 1935 yılında, Ankara Erkek Lisesi&#8217;nden mezun olarak bitirdi.<span id="more-4"></span></p>
<p>Prof. Dr. Turan, üniversite tahsiline, 1935’de yatılı imtihanlarını kazandığı DTCF’nin Tarih bölümünde başladı. Prof.Dr. Fuat Köprülü&#8217;nün ilk öğrencileri arasında yer aldı ve onun teveccühünü kazandı. Bölümünde öğrenci gibi değil, asistan gibi çalışıyor, Ortaçağ Kürsüsü Seminer Kütüphanesi ile meşgul oluyordu.1940 yılında DTCF&#8217;nden mezun olan Osman Turan, hocası Köprülü&#8217;nün yanında göreve başladı, Daha sonra aynı kürsüye asistan oldu ve “12 Hayvanlı Türk Takvimi” adlı teziyle doktor unvanını kazandı. Köprülü&#8217;nün yanında doktora yapan ilk öğrencisi olduğu gibi DTCF.’nin de ilk doktoruydu. 1943 yılında “Orta Zamanlar Türk Devletlerinde Türkçe Ünvanlar” isimli çalışmasıyla doçent oldu. 3 Mayıs 1944 Türkçülük olayları sebebiyle sorgulanarak takibata uğradı.</p>
<p>1948&#8242;de Paris&#8217;te toplanan Şakiyatçılar Kongresi’ne &#8220;Selçuklu Türkiye&#8217;sinde Toprak Hukuku&#8221; adlı tebliği ile katıldı. 1948-1950 yılları arasında Londra ve Paris&#8217;te incelemeler yaptı. 1951 yılında profesör oldu. 1954 yılına kadar DTCF&#8217;de Türk-İslam Tarihi dersleri okuttu. Daha sonra hocası Köprülü gibi Demokrat Parti saflarında siyasete atıldı ve 1954 yılında Trabzon&#8217;dan milletvekili seçildi.</p>
<p>1956’da Ankara Türk Ocakları başkanı oldu. Aynı yılın sonunda Nihal Atsız’ın yardımıyla tanıştığı Sultan II. Abdülhamid Hân’ın torunu olan Emine Satıa Hanım Sultan ile 20 Aralık 1956’da evlendi. Türk Ocakları Genel merkezinin Ankara&#8217;ya nakli üzerine de 1959&#8242;dan yapılan büyük kurultayda Türk Ocakları Genel Başkanı oldu. Türk Yurdu’nu yepyeni bir muhteva ve ruhla çıkardı ve Türkiye&#8217;nin en çok okunan fikir dergisi yaptı.</p>
<p>Demokrat Parti milletvekilliği 27 Mayıs 1960&#8242;a kadar sürdü. 27 Mayıs hareketiyle beraber tutuklandı ve Yassıada&#8217;ya kapatıldı. Onaltı ayı aşkın bir süre tutuklu kaldıysa da beraat etti. Yassıada’da kalırken bir gün koğuşları gezen Cezaevi Komutanı Başcellat Albay Tarık Güryay ona kendisini ayakta karşılamadığı için hakaret edince ayağa kalkıp hiç tereddüt etmeden tokadı suratına yapıştırdı.</p>
<p>Tutukluluğu kalkınca o sıralar kurulan Adalet Partisi&#8217;ne girdi ve 1964&#8242;te Adalet Partisi Genel başkan Yardımcısı oldu. 1965 seçimlerinde Trabzon milletvekili seçildi.</p>
<p>1966 da Hamdullah Suphi Tanrıöver&#8217;in ölümü üzerine yapılan kurultayda Prof. Dr. Osman Turan’ın yeniden Türk Ocakları Genel Başkanlığı’na seçildi. Bu dönemde Türk Ocakları, her bakımdan şahsiyetini kazanmış, itibarlı, fikir ve kanaatleri cemiyetin her kesiminde kabul gören bir kuruluş haline geldi.</p>
<p>Prof. Dr. Osman Turan, Adalet Partisi’nde Genel Başkan Yardımcılığı&#8217;na kadar yükselmesine rağmen parti yöneticileriyle fikri ayrılıklar içerisindeydi. Nihayet, Osman Yüksel Serdengeçti ile birlikte AP.’den ayrıldı ve 12 Ekim1969 tarihinde yapılan milletvekili genel seçimlerinde Trabzon’da MHP. listesinde ilk sıradan aday oldu. Seçimlerden sonra ise siyasetten kesin olarak çekildi.</p>
<p>Prof. Osman Turan’ın ağırlıklı bir şekilde kitap neşriyatına başlaması ikinci defa Türk Ocakları Genel Başkanı olmasından sonradır. Selçuklular tarihi ve Türk İslâm medeniyeti (1965), Türk cihan hakimiyeti mefkuresi tarihi (I, II. 1969, 1971), Selçuklular zamanında Türkiye (1971), Doğu Anadolu Türk devletleri tarihi (1973) gibi eserlerini bu dönemde verdi.</p>
<p>Bu eserleri dışında metin, vakfiye, vesika neşri yanında; İslâm ansiklopedisi&#8217;ne yazdığı geniş maddeler; yabancı dergilerde yayımlanan makaleleri de büyük bir yekûna ulaşmaktadır. Başta Yeni İstanbul Gazetesi olmak üzere bir çok dergi ve gazetede yayımladığı günlük makale ve fıkralar da hayli kabarıktır (Bu makale ve fıkraların bir kısmı vefatından sonra yayımlanmıştır). Merhum son yıllarında «Ortaçağda Türkiye iktisat tarihi» üzerinde çalışmaktaydı. Ne yazık ki ömrü vefa etmedi.</p>
<p>İngilizce, Fransızca, Arapça ve Farsça bilen Prof. Dr. Osman Turan, 17 Ocak 1978 tarihinde İstanbul’daki evinde ilmi çalışmalarına devam ederken geçirdiği bir beyin kanaması neticesi Hakk&#8217;ın rahmetine kavuştuğu zaman ilim dünyası bir yıldızını daha kaybetmiş oldu. Cenazesi, Silivri Mezarlığı’nda toprağa verildi.</p>
<p>Prof. Dr. Osman Turan, meslektaşları &#8220;Ciddi ilim adamı formasyonu, sağlam karakteri, yüksek medeni cesareti, doğruluğu ve tok sözlülüğü, çok geniş fikri ihata kabiliyeti, Türklükle ilgili geniş ve sağlam bilgisi, muktedir kalemi ile tanınmış bir ilim adamı&#8221; olarak tarif ediyorlar.</p>
<p>Ülkücüler, ilim ve iman abidesi Osman Turan&#8217;ın talebeleri olmaktan her zaman gurur duyacak ve onu rahmet ve minnet ile anacaklardır.</p>
<p>Eserleri:</p>
<p>On İki Hayvanlı Türk Takvimi (1941),</p>
<p>Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti (1965),</p>
<p>Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi (iki cilt) (1969),</p>
<p>Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi (1973),</p>
<p>Selçuklular ve İslamiyet (1971)</p>
<p>Türkiye Selçukluları Hakkında Resmi Vesikalar (1958),</p>
<p>Selçuklular Zamanında Türkiye (1971),</p>
<p>Türkiye&#8217;de Manevi Buhran Din ve Laiklik (1964),</p>
<p>Türkiye&#8217;de Komünizmin Kaynakları (1965)</p>
<p>Vatanda Gurbet (1980),</p>
<p>Türkiye&#8217;de Siyasi Buhranın Kaynakları (1980)</p>
<p>Prof. Dr. Osman Turan’ın hayatı ve eserleri hakkında yazılmış kitaplar:</p>
<p>Ali Birinci, Osman Turan (Ankara: Alternatif Yayınları);</p>
<p>Nevzat Topal, Prof. Dr. Osman Turan, 1914-1978 : Hayatı ve eserleri (Türk Yurdu Yayınları);</p>
<p>Nurdan Demirci, Prof. Dr. Osman Turan&#8217;ın Hayatı ve Eserleri, (Boğaziçi Yayınları);<br />

<a href='http://www.yoremizden.com/prof-dr-osman-turan-kimdir/osmanturan1/' title='osmanturan1'><img src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/08/osmanturan12.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="osmanturan12 Prof. Dr. Osman Turan Kimdir?" title="osmanturan1" /></a>
<a href='http://www.yoremizden.com/prof-dr-osman-turan-kimdir/osmanturan4-250x300/' title='osmanturan4-250x300'><img src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/08/osmanturan4-250x3002.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="osmanturan4 250x3002 Prof. Dr. Osman Turan Kimdir?" title="osmanturan4-250x300" /></a>
<a href='http://www.yoremizden.com/prof-dr-osman-turan-kimdir/osmanturan-a/' title='osmanturan-a'><img src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/08/osmanturan-a2.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="osmanturan a2 Prof. Dr. Osman Turan Kimdir?" title="osmanturan-a" /></a>
<a href='http://www.yoremizden.com/prof-dr-osman-turan-kimdir/osmanturan-001/' title='osmanturan-001'><img src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/08/osmanturan-0012.gif" class="attachment-thumbnail" alt="osmanturan 0012 Prof. Dr. Osman Turan Kimdir?" title="osmanturan-001" /></a>
</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/prof-dr-osman-turan-kimdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

