<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Taka &#187; din</title>
	<atom:link href="http://www.yoremizden.com/tag/din/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yoremizden.com</link>
	<description>Karadeniz ve Trabzon kültürünü yaşatma ve sevdirme sitesi...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 09:36:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	
		<item>
		<title>Paslı Anahtarlar</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/pasli-anahtarlar/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/pasli-anahtarlar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2009 08:45:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce İklimi]]></category>
		<category><![CDATA[Batı]]></category>
		<category><![CDATA[devşirmek]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[inançlar sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[islam dini]]></category>
		<category><![CDATA[karga]]></category>
		<category><![CDATA[külfet]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Selahattin Şimşek]]></category>
		<category><![CDATA[meslek]]></category>
		<category><![CDATA[Norm]]></category>
		<category><![CDATA[Paslı Anahtarlar]]></category>
		<category><![CDATA[şerefli]]></category>
		<category><![CDATA[şuursuz]]></category>
		<category><![CDATA[zaaf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.net/?p=152</guid>
		<description><![CDATA[Her meseleye Batı normlarıyla bakmak, kendi dünyasına yabancılaşmış insanların ortak tavrıdır.Batı &#8221;din&#8221; derken, toplumuna hakim inançlar sistemini, özellikle Hristiyanlığı kastederken, başka iklimlerdeki uydular, kendi gerçekleri üzerinde düşünmek &#8221;külfetini&#8221; göze almak yerine, aynı kişileri kullanma &#8221;kolayını&#8221; seçerler! Efendilerinden devşirdikleri paslı anahtarların her kapıyı açabileceklerini sanırlar! Çok yönlü şuursuzluklarının temelinde ekseriyetle bunu görebilirsiniz. Din diye anılageldikleri için,]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-167" title="anahtar" src="http://www.yoremizden.net/wp-content/uploads/2009/06/anahtar-150x150.jpg" alt="anahtar 150x150 Paslı Anahtarlar" width="150" height="150" />Her meseleye Batı normlarıyla bakmak, kendi dünyasına yabancılaşmış insanların ortak tavrıdır.Batı &#8221;din&#8221; derken, toplumuna hakim inançlar sistemini, özellikle Hristiyanlığı kastederken, başka iklimlerdeki uydular, kendi gerçekleri üzerinde düşünmek &#8221;külfetini&#8221; göze almak yerine, aynı kişileri kullanma &#8221;kolayını&#8221; seçerler! Efendilerinden devşirdikleri paslı anahtarların her kapıyı açabileceklerini sanırlar! Çok yönlü şuursuzluklarının temelinde ekseriyetle bunu görebilirsiniz.</p>
<p>Din diye anılageldikleri için, batıl dinlere yöneltilen bir kısım haklı tenkidleri; sanki İslam Dini onlarla aynı kefeye konulabilirmiş, onlardaki zaaflara malulmüş gibi, onun içinde geçerli zannederler!</p>
<p>Öyle ya: &#8221;Karga uçtuğuna göre, her uçan şey niye karga olmasın?&#8221;</p>
<p>Düşünmemenin, kuklalığın &#8221;rahat&#8221; bir meslek olup olmadığı tartışma götürürse de , &#8221;şerefli&#8221; olmadığı hususunda zerrece şüphemiz yoktur.</p>
<p>Mehmet Selahattin Şimşek</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/pasli-anahtarlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İslâm Dininin ilme verdiği önem</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/islam-dininin-ilme-verdigi-onem/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/islam-dininin-ilme-verdigi-onem/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Apr 2009 10:59:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[ilim]]></category>
		<category><![CDATA[islam dini]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm Dininin ilme verdiği önem]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşar AYAZOĞLU]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/islam-dininin-ilme-verdigi-onem/</guid>
		<description><![CDATA[Yüce dinimiz İslam, sevgili peygamberimize vahyin gelişinden beri ilme büyük önem vermiştir. İlk ayet peygamberimize insanı yaratan ve bilmediklerini kalemle yazmayı öğreten Rabbinin adıyla okumaya davet ederek indi. Hem Kuran’ı Kerim de Hz. Muhammed (s.a.v.) Müslümanları doğrudan doğruya düşünmeye ve ilim öğrenmeye teşvik ediyor. “Oku!”, “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?1”, “Bilhem mediğiniz bir konuda]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_2912" class="wp-caption alignleft" style="width: 160px"><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/04/3f3-small-150x150.jpg"><img class="size-full wp-image-2912" title="Yaşar AYAZOĞLU" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/04/3f3-small-150x150.jpg" alt="3f3 small 150x150 İslâm Dininin ilme verdiği önem" width="150" height="150" /></a><p class="wp-caption-text">Yaşar AYAZOĞLU</p></div>
<p>Yüce dinimiz İslam, sevgili peygamberimize vahyin gelişinden beri ilme büyük önem vermiştir. İlk ayet peygamberimize insanı yaratan ve bilmediklerini kalemle yazmayı öğreten Rabbinin adıyla okumaya davet ederek indi. Hem Kuran’ı Kerim de Hz. Muhammed (s.a.v.) Müslümanları doğrudan doğruya düşünmeye ve ilim öğrenmeye teşvik ediyor. “Oku!”, “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?1”, “Bilhem mediğiniz bir konuda bir bilene sorun2” mealindeki ayetler ilim ve düşünceye teşvik eden yüzlerce ayetten sadece bir kaçıdır. <span id="more-2910"></span></p>
<p>Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) bilindiği gibi savaş esirlerini Müslüman çocuklarına öğretmenlik yapmaları karşılığında hürriyetlerine kavuşturduğu gibi birçok hadisinde de Müslümanları ilme ve düşünmeye teşvik etmiştir. “ilim öğrenmek kadın ve erkek her Müslüman’a farzdır.” “İlim Çin’de de olsa alınız.” “İlmin anahtarı sorudur.” Şeklindeki sözleri burada hatırlanması gerekenlerin sadece bir kaçıdır. Önemle hatırlanması gereken bir bilgide şudur ki: Hz. Peygamberimiz ilk Müslümanların sağlık problemlerini bilimsel olarak çözmek için henüz Müslüman olmamış yakınlarından teyzesinin kocası Haris’e adlı kişiyi İran’daki Cündişapur medresesine tıp ilmi öğrenmesi için göndermiştir.3 Böylece ilim Çin’de de olsa alınız sözlerinin ilk uygulayıcısı kendileri olmuştur.</p>
<p>Bizim bazı sözde aydınlarımızın iddia ettiği gibi İslam dini terakkiye(ilerlemeye), ilme asla mani değildir. Astronomi çalışmalarıyla tanınan 1473 Polonya doğumlu ünlü astronomi bilgini Kopernik gezegenlerin güneş etrafında döndüğünü açıklamak için yıllarca bekledi. Çünkü kilisenin baskısından çekinmekteydi. Yine 1564 İtalya doğumlu ünlü astronomi bilgini Galile astronomi üzerine verdiği eserler dolayısıyla papazların hücumuna uğramıştır. 1616 da kurulan bir komisyon Galile’den dünyanın döndüğü iddiasından vazgeçmesini istemiştir. Galile mahkemeye sevk edildi ve kitapları yasaklandı. Engizisyon onu 70 yaşındayken müebbet hapse mahkûm etti. İslam tarihi boyunca bilim adamlarına karşı asla böyle bir olay olmamıştır. Bu iki batılı âlimin görüşlerinden çok daha seneler önce 1200lü yıllarda Hz. Mevlana meşhur eseri mesnevisinde dünyanın döndüğünü şu beyitlerle ifade ediyor:</p>
<p>Dolap gibi dönüp duran gökten kıyas tut</p>
<p>Onun dönmesi acep nedendir?</p>
<p>Ey gök! Ne vakte dek yerin etrafında dönüp duracaksın?</p>
<p>Bu gökyüzü de elinde olmaksızın dönüp durmakta.</p>
<p>Evet, bugüne kadar, bilim ve teknolojinin bu kadar gelişmişliğine rağmen Kuran’daki hiçbir ayetin anlamanın akla ve bilime ters düştüğü görülmemiştir. Aksine bilim ve medeniyet geliştikçe Kuran’da anlatılan hakikatlerin doğrulukları aklen ve ilmen daha apaçık bir şekilde ortaya çıkmaktadır ve çıkmaya da devam edecektir.</p>
<p>Sözlerimi yine bir ayet meali ile bitirmek istiyorum. Yüce Allah Kuran’ı Kerimde “her ilim sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır.4” Buyurarak bilginin sonsuzluğu fikrini bizlere telkin etmektedir. Bize düşen ise İslamiyeti doğru anlamak, geçmişimizi iyi öğrenmek bunun içinde okumak, okumak, okumak.</p>
<p>Yaşar AYAZOĞLU</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/islam-dininin-ilme-verdigi-onem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>20</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yanlışa Müdahale ve Çoğulculuk</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/yanlisa-mudahale-ve-cogulculuk/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/yanlisa-mudahale-ve-cogulculuk/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Feb 2009 12:19:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Ebubekir SİFİL]]></category>
		<category><![CDATA[fikir]]></category>
		<category><![CDATA[hoşgörü]]></category>
		<category><![CDATA[hüküm]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[kanaat]]></category>
		<category><![CDATA[Semerkand]]></category>
		<category><![CDATA[Semerkand Dergisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=2578</guid>
		<description><![CDATA[İçinde yaşadığımız zaman dilimi, birarada yaşama, hoşgörü, çoğulculuk gibi kavramların hüküm sürdüğü farklıbir dünya fotoğrafı çıkarıyor karşımıza. Bu kavramların aslında neanlama geldiği, neyi hedeflediği ve muazzez dinimiz tarafından neölçüde tasdik edildiği konusunda ciddi bir zihniyet krizi yaşadığımızortada. Kur’an ve Sünnet bizden, yaşadığımız ortama veşartlara bukalemun gibi ayak uydurmamızı değil, içinde bulunduğumuzortam ve şartları mümkün olduğunca]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_icerikLb"><strong><img class="alignleft size-full wp-image-2579" title="kilit" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/02/kilit.jpg" alt="kilit Yanlışa Müdahale ve Çoğulculuk" width="255" height="88" />İçinde yaşadığımız zaman dilimi, birarada yaşama, hoşgörü, çoğulculuk gibi kavramların hüküm sürdüğü farklıbir dünya fotoğrafı çıkarıyor karşımıza. Bu kavramların aslında neanlama geldiği, neyi hedeflediği ve muazzez dinimiz tarafından neölçüde tasdik edildiği konusunda ciddi bir zihniyet krizi yaşadığımızortada.</strong></p>
<p>Kur’an ve Sünnet bizden, yaşadığımız ortama veşartlara bukalemun gibi ayak uydurmamızı değil, içinde bulunduğumuzortam ve şartları mümkün olduğunca Allah Tealâ’nın rızasına uygun halegetirerek yaşamamızı istiyor. Nasıl ki din değişmek ve dönüşmek içindeğil, değiştirmek ve dönüştürmek için gönderilmişse; aynı şekildemüslüman da bu anlayış içinde hareket etmek durumundadır.</p>
<p>İçinde yaşadığımız zaman dilimi, bilhassa Batı’dan esen rüzgârların etkisiylebir arada yaşama, hoşgörü, çoğulculuk… gibi kavramların hüküm sürdüğüfarklı bir dünya fotoğrafı çıkarıyor karşımıza. Toplum olarak hiçbirmuhakemeye tabi tutmadan kabul edip kullandığımız bu kavramlarınaslında ne anlama geldiği, neyi hedeflediği ve muazzez dinimiztarafından ne ölçüde tasdik edildiği konusunda ciddi bir zihniyet kriziyaşadığımız ortada.<span id="more-2578"></span></p>
<p>Kimilerine göre bu kavramlar esas alınıp,din, inanç, hüküm, fikir, kanaat… her ne varsa bunların icabına göreayarlanmalıdır. Bu kavramlarla örtüşen inanç ve hükümlere hayat hakkıtanırken, bunlarla şu veya bu biçimde çatışanlar terk edilmeli, hayatındışına atılmalıdır. Bu düşünceyi benimseyenlere göre, zikrettiğimizkavramlarla çatışma teşkil eden dinî hükümler, hatta inançlar, biziçağdaş toplumlar karşısında zor durumlara düşürüyor. Dünyaya bunlarıizah edemiyoruz. Dolayısıyla bunlardan bir an önce kurtulmak birelzemiyettir!</p>
<p><strong>Emr-i ma’ruf nehy-i münker</strong></p>
<p>YüceKitabımız bizi “Ümmet” olarak tanımlıyor. Ümmet olmak, inançtan amele,hayatın sosyal, ekonomik, siyasi ve diğer boyutlarından geçmiş vegelecek tasavvuruna kadar bizi biz kılan değerleri bütün olarakpaylaşmak, yaşatmak ve çoğaltmak demektir.</p>
<p>Üstelik bizim“Ümmet” oluşumuz sadece kendimizi ilgilendiren bir mesele de değil.Bizim bu vasfımızın bütün insanlığa bakan bir yüzü de var. YüceKitabımız’da şöyle buyurulur: “Siz insanlar için çıkarılmış ümmetlerinen hayırlısı olmak üzere yaratıldınız. Ma’rufu emreder, münkeriyasaklarsınız ve Allah’a iman edersiniz.” (Âl-i İmrân, 110)</p>
<p>Buayette Ümmet-i Muham-med’in vasıfları dikkat çekici bir tertibe görezikir buyurulmuş. Emr-i ma’ruf ve nehy-i münker imandan kaynaklananhususlar olduğu halde, onlara kaynaklık eden iman, onlardan sonrazikredilmiş. “Bunun hikmeti ne olabilir?” diye düşündüğümüzde aklımızagelen şu oluyor: Emr-i ma’ruf nehy-i münker, bu ümmetin “insanlık için”ortaya çıkarılışını izah eden vasıflardır. Zira emr-i ma’ruf nehy-imünker, imanın insanlığa dönük yüzüdür. Dünya adalet üzerine kaimdir veadaletin ihlali bizzat münker bir durumu ifade eder. Mümin, imanınınkendisine yüklediği sorumluluk bilinciyle o münkeri ortadan kaldırmayave adaleti yeniden ikame etmeye çalışır. İşte onun “insanlık için”ortaya çıkarılmış olması ile emr-i ma’ruf nehy-i münker arasında böylekopmaz bir ilişki vardır.</p>
<p>Şu halde bu ümmet fertlerininbulunduğu yerde Allah Tealâ’nın rızasına ve insanlığın hayrına olan nevarsa hakim olur, yaygınlık kazanır; O’nun rızasına aykırı düşen veinsanlık için değerli ve hayırlı olmayan şeyler de hayatın dışınaatılır. Bu özellik bu ümmet için sadece bir fazilet olarak değil, aynızamanda temel bir vazife olarak da ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Efendimizs.a.v. şöyle buyurmuştur: “İsrailoğulları’nda meydana gelen ilk bozulmaşudur: Birisi, (kötülük işleyen) başka biriyle karşılaşır ve ona, ‘Eyadam! Allah’tan kork, yaptığını terk et. Çünkü onu yapmak sana helaldeğildir’ derdi. Sonra ertesi gün onunla tekrar karşılaşır, fakat dünküyaptığı, onunla birlikte yemesine, içmesine ve oturmasına engel teşkiletmezdi. Bunu yaptığında Allah onların kalplerini birbirine karıştırdı(benzetti).”</p>
<p>Efendimiz s.a.v. sonra, “İsrail-oğulları’ndan kâfirolanlar Davud’un ve Meryem oğlu İsa’nın diliyle lanetlendiler&#8230;” diyebaşlayan ayetleri, “Fakat onların çoğu fasıktır.” mealindeki ayetinsonuna kadar (Mâide, 78-81) okudu ve arkasından şöyle buyurdu: “Dikkatedin! Allah’a yemin ederim ki sizler ya ma’rufu emredip münkerdensakındırır ve zalimin elinden tutup onu hakka döndürür, hak üzeretutarsınız (ya da kalpleriniz birbirine benzetilir).” (Ebu Davud)</p>
<p><strong>Kavramı doğru anlamak</strong></p>
<p>Kavramlarbizim hayat damarlarımız gibidir. Onların içinin farklı muhtevalarladoldurulmasına izin verdiğimizde, kendi kendimizi zehirlemiş oluyoruz.Günümüzde sıkça kullanılan, ama muhtevasını doğru tayin edemediğimiziçin zamanla anlamını kaybedip buharlaşan kavramlardan ikisidir“ma’ruf” ve “münker”. Yukarıda mealini verdiğimiz ayet-i kerimede degeçtiği gibi, bu iki kavram Kur’an’ın en temel kavramlarındandır veÜmmet-i Muhammed olarak bizler için de son derece önemli bir anlamifade ederler.</p>
<p>Ma’ruf kelimesini, içinde geçtiği ayet vehadisler de dahil olmak üzere her yerde “iyilik” diye tercüme etmekbüyük bir cinayettir. Zira “iyilik” her şeyden önce bir “kavram”değildir. İkinci olarak da bu kelime, içini kimin doldurduğuna göredeğişik anlamlar ihtiva eder. Şayet kelimeleri kavramlar doğrultusundadeğil de, kavramları kelimeler doğrultusunda anlamlandıracak olursak,bir süre sonra ma’ruf bizim için kötü, münker de iyi olan şeylerianlatmaya başlayacaktır.</p>
<p>Öyleyse vakit geçirmeden bu iki temel İslâmî kavramın anlam ve muhtevasına bakalım.</p>
<p>Ma’ruf,Allah Tealâ’ya taat, yakınlık ve insanlara iyilik anlamı taşıyan hersöz, davranış ve tutumdur. Yüce dinimizin, işlenmesini teşvik ettiğibütün ameller bu kapsamdadır.</p>
<p>Münker ise bunun tam zıddıdır.Allah Tealâ’yı isyan, insanlara kötülük ve zarar anlamı taşıyan ve Yücedinimizin yasakladığı her söz, amel ve davranış münkerdir.(İbnu’l-Esîr, en-Nihâye, 3/216)</p>
<p>Şu halde bu iki kavramdan birine“iyilik”, diğerine “kötülük” demekle, aslında onların içini boşaltmışoluyoruz. Neyin iyi ve neyin kötü olduğunu günümüzde belli enformasyonmerkezleri belirlediği için –yukarıda da söylediğimiz gibi– bir süresonra, dinimizin ma’ruf dediği birtakım ameller “kötü” ve dinimizinmünker dediği birtakım işler de “iyi” olarak telakki edilebiliyortoplum tarafından.</p>
<p>Bir müminin günaha razı olması mümkündeğildir. Yanıbaşımızda bir günah işlendiği zaman ona en uygun metotlamüdahale edip, işlenmesine veya en azından yaygınlaşmasına mani olmakgörevimizdir. Oysa günümüzde “çoğulculuk”, “hoşgörü” gibi kavramlarmoda ve herkesin istediği hayat tarzını rahatça yaşaması “insanhakları” çerçevesinde temel bir hak. Yanıbaşınızdaki komşu,sokağınızdaki esnaf veya aynı güzergâhı kullandığınız insan, sizininanç ve kültürünüzle asla bağdaşmayan bir hayat yaşayacak, sizindininizin “münker” dediği fiilleri açıktan işleyecek ve siz onu ikazbile edemeyeceksiniz!</p>
<p>Efendimiz s.a.v., “Ben müşrikler arasındaikamet eden her müminden beriyim.” buyurmuş. “Niçin (böyle buyurdunuz)ya Rasulallah?” diye sorulduğunda da “Ateşleri birbirini görür.”karşılığını vermiş. (Ebu Davud, Tirmizî, Nesâî)<br />
Buradaki “ateşleri birbirini görür” ifadesinin ne anlama geldiği konusunda ulema şu ihtimaller üzerinde durmuştur:</p>
<p>Müminle müşrikin hükümleri bir olmaz.</p>
<p>İslâmyurdu ile küfür ülkesi arasında fark vardır. Bir müslümanın (mazeretsizolarak) kâfirlerin memleketinde yaşaması caiz değildir.</p>
<p>Mümin, yaşantısında, ahval ve davranışlarında ve görünüşünde onlara benzememelidir. (Azîmâbâdî, Avnu’l-Ma’bûd, 7/129)</p>
<p><strong>Peygamber vârislerinin görevi</strong></p>
<p>Geçmişteyaşamış herhangi bir toplum şerde, fesatta ve bâtılda ne kadar mesafekatettiği zaman uyarıcı peygamberler geliyordu diye baktığımız zamangördüğümüz manzara, şu zamanda bizim yaşadıklarımızdan çok farklıdeğildir. Ne var ki risalet kapısı artık kapanmış bulunuyor.</p>
<p>Ohalde insanlığı içine düştüğü bu şer gayyasından çekip çıkaracak tekumut ışığı olan Ümmet-i Muhammed’i kıvamda tutacak olan nedir?</p>
<p>Şüphesizki bunu yapacak olan bu ümmetin gerçek alimleridir. O vârisler ki,Allah Tealâ’nın rızasından başka bir hedefleri ve rıza-yı ilâhininuzağına düşmekten başka bir korkuları yoktur. Ne dünyalıkta gözlerivardır, ne makam ve şöhrette. Onlar bizim hayatımızın işaret taşları,nirengi noktalarıdır. Toplum, ahvalini onlara göne ayarlar, onlarabakarak kendisine çeki düzen verir. Bu sebeple toplum olarak, ümmetolarak bizim için ekmek ve sudan önce, ruhumuzu kıvamda tutacak alimlergereklidir.</p>
<p>Gerçek fonksiyonu bu olan alimlerin yerini, Kur’an-ıKerim’in “bel’am” tiplemesiyle dikkatimize sunduğu sahte alimleraldığında ise, İsrailoğulları’nın başına gelenin bizim de başımızagelmesi –Allah korusun– işten değildir.</p>
<p>İbn Abbas r.a.’ınnaklettiğine göre, “İçerisinde salih insanların bulunduğu bir beldehalkı helak olur mu?” sorusuna muhatap olan Efendimiz s.a.v.’in “Evet”diye mukabele ettiğini, sebebi sorulduğunda da şöyle buyurduğununaklediyor: “Allah’a isyan edilmesi karşılığında toleranslıdavranmaları ve sessiz kalmaları sebebiyle.” (Taberânî,el-Mu’cemu’l-Kebîr, 11/270)</p>
<p>Bu, her ne kadar senedi zayıf olsada muhtevası pek çok sahih hadis ile desteklenen bir rivayettir.Bunlardan birisinde Efendimiz s.a.v. şöyle buyurmuştur: “Canımı elindebulundurana yemin ederim ki, ya ma’rufu emredip münkerdensakındırırsınız, ya da size Allah’ın katından bir azap göndermesiyakındır. Sonra O’na dua edersiniz de, duanıza icabet edilmez.”(Tirmizî)</p>
<p>Ali el-Karî, bu hadisin şerhinde, Efendimiz s.a.v.’inyeminli ifadesini de dikkate alarak şu açıklamayı yapıyor: “Allah’ayemin olsun ki, şu ikisinden biri mutlak surette olacak: Ya sizdenemr-i ma’ruf nehy-i münker, ya da indirilen bir azap ve bu azabınkaldırılması konusundaki dualarınıza icabet edilmemesi.” (Mirkat, 8/866)</p>
<p>İştealimlerin görevi bu noktada ortaya çıkıyor. Hem kendilerini hem detoplumun diğer kesimlerini, herhangi bir ayrım yapmadan kuşatacak olanbir azaba düçar olmamak için olanca gayretlerini sarf ederekyöneticisiyle yönetileniyle bütün toplumu uyarmak onların adeta varlıksebebidir.</p>
<p>Bu gayret, toplumun her kesimine sesini duyurupetkisini ulaştıran propaganda merkezlerinin tahribatının önüne geçeceketkinlik ve yaygınlığa kavuşmadıkça, toplumda münkeratın hakimiyetidevam edecektir. Bu devam ettiği sürece de başta alimler olmak üzerebütün toplum bunun zararını görecektir.</p>
<p><strong>Zarar da fayda da umumi</strong></p>
<p>Toplumdama’rufun hakim olması topyekün bir berekete kaynaklık ederken, münkerinhakimiyeti de topyekün zarar ve ziyanın sebebi olacaktır. Toplumuniçinde bulunduğu ahvalden haberdar olan hiç kimsenin, “nasıl olsa benmünker işlemiyorum; başkasının işlediği münkerin zararı bana dokunmaz”demesi hem müslümanca, hem de gerçekçi değildir. Bir hadiste ifadebuyurulduğu gibi, gördüğümüz bir münkeri gücümüz yetiyorsa elimizle,yetmiyorsa dilimizde ortadan kaldırmaya çalışmalıyız. Bu işin farz-ıkifaye olan kısmıdır ve herkes terk ederse herkes günaha girer, sorumluolur. Ancak bunu yapamıyorsak, “çoğulcu bir toplumda yaşıyoruz, herkesistediğini yapar” deyip de kendimizi tehlikeye atmamalı, o münkerikalben reddederek hiç olmazsa günahına ortak olmamalıyız.</p>
<p>Evet,münkeri kalben reddetmek en zayıf imanın tezahürüdür ve bir toplum neadına olursa olsun münkere buğz etme refleksini kaybetmişse, toptangünaha batmış ve ilâhi gazaba müstehak olmuş demektir. Bu durumu dilegetiren bir hadisinde Efendimiz s.a.v. şöyle buyurur: “Yeryüzünde birgünah işlendiğini gören bir kimse, onu çirkin bulur ondan ikrah ederse,o günahı hiç görmemiş kimse gibi olur. Kim de o günah gıyabındaişlendiği halde ondan haberdar olur ve ona rıza gösterirse, onu bizzatgör(en ve müdahale etmey)en gibi olur.” (Ebu Davud)</p>
<p>Çoğulculuk,özgürlükler ve saire adına açıktan açığa işlenen münkerata sessizkalan, yerinde ve üslubunca müdahale edip düzeltebileceği arızalaradahi omuz silkip “bana ne” diyen fertlerden müteşekkil bir toplumunkendi değerlerine, geçmişine, kültür ve inancına değil, varlığına bilesahip çıkması müşkül hale gelir.</p>
<p>Hz. Ali r.a. şöyle der:“Dininizden (nefs, şeytan veya düşman tarafından) mağlup edile(rek terkede)ceğiniz ilk şey, elinizle yaptığınız cihattır. Sonra dilinizleyaptığınız (ı aynı şekilde terk edeceksiniz), sonra da kalbinizleyaptığınız cihat (elden gidecek). Her kimin kalbi ma’rufu ma’ruf vemünkeri münker olarak tanıma(maya başlar)sa ters döner, alt üst olur.”(İbn Abdilberr, et-Temhîd, 24/313)</p>
<p><strong>Probleme şaşı bakmak</strong></p>
<p>Günümüz insanı, maruz kaldığı propaganda bombardımanı karşısında şu düşünceye kolayca zihnini kaptırmıştır:<br />
Müslümanlardinlerini yanlış anlayıp yanlış yorumladıkları için geri kaldılar. Eğergelişmiş ülkelerin seviyesini yakalamak istiyorsak, eskimiş dinanlayışını terk edip, “çağa uygun” bir din anlayışı geliştirmemiz lazım.</p>
<p>Budüşünce öldürücü bir zehir gibi müslüman nesillerin beynini ve kalbiniadeta felce uğratmıştır. Oysa müslümanlar Batı alemi karşısında mevzikaybettiyse bunun sebebi dinlerini yanlış anlamış olmaları değil,dinlerinin gereğini yerine getirmemeleridir.</p>
<p>Tarih içindemüslümanlar dünyaya adalet dağıtacak güce ve insanlığın müşahede ettiğien ihtişamlı ve uzun ömürlü medeniyeti kuracak kabiliyet ve birikimesahip olduysa, bu, dinlerini doğru anladıklarının en büyük delilidir.Bugün bu durumda oluşumuz, o medeniyetin kurucu dinamiklerini ihmaletmiş olmamızdan, o iman safiyetini ve inanmışlık şuurunu aynı şekildedevam ettirme iradesini gösteremeyişimizdendir.</p>
<p>Bugün dahi,kapı komşumuzdan yakın ve uzak coğrafyalara kadar nerede ne olupbittiğine sadece seyrediyor ve sahaya inip oynamak yerine tribünlerdenseyretmeyi tercih ediyorsak, bu, emr-i ma’ruf nehy-i münker şuurunukaybettiğimizin işaretidir. Hoşgörü, çoğulculuk ve benzeri kavramlarbizi çevremizde olup bitenlere karşı ilgisiz kalmaya, hatta giderek hertürlü münkerat ve ma’siyeti “özgürlük” sınırları içinde telakki etmeyegötürüyorsa suçu ve suçluyu başka yerde aramak beyhudedir.</p>
<p>Elbetteemr-i ma’ruf nehy-i münker her önüne gelenin yapacağı bir iş değil,herkesin kendi konum, yetki, birikim ve kabiliyeti çerçevesindeyürütülmesi gereken bir faaliyettir. Dolayısıyla günümüz şartlarında buhayatî fonksiyonu yerine getirecek sivil örgütlenmeler ve insanlarıntepkisini değil, takdirini celp edecek metot ve vasıtalarla yürütülmesibir elzemiyettir.</p>
<p>Elbette bunu söylerken insanların bireyselhayatlarına müdahale etmeyi, toplumda kaos ve kargaşa oluşturacak vedüzeni bozacak davranışlarda bulunmayı telkin ediyor değiliz. Hattaböyle davranmanın, fitneye yol açacağı için bizzat kendisinin birmünker olduğunu söylüyoruz.</p>
<p>Kastettiğimiz, bizzat kendinefsimizden başlayarak etrafımıza en uygun metot ve aracı kullanarakma’rufa çağırıcı bir tutum içinde olmaktır. Zina yolundaki bir gencikolundan tutup zorla geri çevirmek değil, gençleri zinaya götürenyolları tıkayıcı, evliliği kolaylaştırıcı ve teşvik edici çalışmalaryapmaktır mesela.</p>
<p>Yahut manevi dinamiklerimizi toplumdayeniden harekete geçirmek ve etkin kılmak için insanımıza din, tarih,kültür şuuru veren sosyal, kültürel ve ilmî çalışmalar yapacak sivilörgütlenmelere gitmektir. </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/yanlisa-mudahale-ve-cogulculuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Mehmet Emin Ay &#8211; Ailede ideal din egitimi</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/prof-dr-mehmet-emin-ay-ailede-ideal-din-egitimi/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/prof-dr-mehmet-emin-ay-ailede-ideal-din-egitimi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Sep 2008 07:01:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Videos]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Ailede ideal din eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[dr]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[İdeal]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[islamic university of rotterdam]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Emin Ay]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Rotterdam İslam Üniversitesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=488</guid>
		<description><![CDATA[Prof. Dr. Mehmet Emin Ay &#8211; Ailede ideal din egitimi Rotterdam İslam Üniversitesi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><object classid="clsid:6bf52a52-394a-11d3-b153-00c04f79faa6" width="280" height="250" codebase="http://activex.microsoft.com/activex/controls/mplayer/en/nsmp2inf.cab#Version=5,1,52,701"><param name="autostart" value="false" /><param name="url" value="http://www.iurtv.nl/tr/58/58kbpsProf.%20Dr.%20Mehmet%20Emin%20Ay%20-Ailede%20ideal%20din%20egitimi%20-%20I.wmv" /><embed type="application/x-mplayer2" width="280" height="250" url="http://www.iurtv.nl/tr/58/58kbpsProf.%20Dr.%20Mehmet%20Emin%20Ay%20-Ailede%20ideal%20din%20egitimi%20-%20I.wmv" autostart="false"></embed></object>
</p>
<p style="text-align: center;">Prof. Dr. Mehmet Emin Ay &#8211; Ailede ideal din egitimi<br />
Rotterdam İslam Üniversitesi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/prof-dr-mehmet-emin-ay-ailede-ideal-din-egitimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
<enclosure url="http://www.iurtv.nl/tr/58/58kbpsProf.%20Dr.%20Mehmet%20Emin%20Ay%20-Ailede%20ideal%20din%20egitimi%20-%20I.wmv" length="27458547" type="video/x-ms-wmv" />
		</item>
		<item>
		<title>Şeytan ve Çağdaş Takipçileri</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/seytan-ve-cagdas-takipcileri/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/seytan-ve-cagdas-takipcileri/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Aug 2008 09:06:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Azgınlık]]></category>
		<category><![CDATA[Devil]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Fesat]]></category>
		<category><![CDATA[Fitne]]></category>
		<category><![CDATA[Lanet]]></category>
		<category><![CDATA[Rahmet]]></category>
		<category><![CDATA[Şeytan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=603</guid>
		<description><![CDATA[Şeytan, Allah’ın rahmetinden uzak düşmüş, işi azgınlık ve azdırma; varlığını fitne, fesat, nifak ve şikak ekseninde sürdüren lanetlik bir tali’sizdir. Şeytânettir onun her işi ve şer peşinde koşar sürekli; koşar ve insanlarda kötülük duygularını tetikleyerek, onları iyilikten, güzellikten ve faziletten uzaklaştırarak âdeta kendine benzetip aveneleri hâline getirir. Dinî emirlere başkaldırma, Allah ve Peygamber’in dediklerini tersine]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="0cm 0cm 10pt;"><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/08/seytan2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-605" title="seytan" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/08/seytan-150x150.jpg" alt="seytan 150x150 Şeytan ve Çağdaş Takipçileri" width="150" height="150" /></a><span style="Calibri;"><span style="small;"><span class="konurenk">Şeytan, Allah’ın rahmetinden uzak düşmüş, işi azgınlık ve azdırma; varlığını fitne, fesat, nifak ve şikak ekseninde sürdüren lanetlik bir tali’sizdir. Şeytânettir onun her işi ve şer peşinde koşar sürekli; koşar ve insanlarda kötülük duygularını tetikleyerek, onları iyilikten, güzellikten ve faziletten uzaklaştırarak âdeta kendine benzetip aveneleri hâline getirir. </span></span></span><span id="more-603"></span><span style="Calibri;"><span style="small;"><span class="konurenk">Dinî emirlere başkaldırma, Allah ve Peygamber’in dediklerini tersine çevirme, menhiyât yollarına su serpip insanları bohemleştirme onun en çok üzerinde durduğu hususlardandır. O her zaman ve her yerde kanun ve kural tanımamazlığı yeğler atmosferine girenlere.. böylelerinin hırslarını şahlandırır, cismanî ve bedenî arzularını kamçılar, onlara sürekli çalma-çırpma yollarını gösterir, zevk u safâ ile başlarını döndürür ve pek çoğunu kendi gibi iblisleştirir.</span></span></span></p>
<p><span class="konurenk">Belli hikmet ve maslahatlar için insanın varlık atlasına yerleştirilmiş bulunan bir kısım insanî hisleri olumsuzluk istikametinde kullanmada onun eşi-menendi yoktur.. o, kirli atmosferine girme bahtsızlığına maruz kalanlara güzellikleri çirkin, çirkinlikleri de güzel göstermede fevkalâde mâhirdir. Avladığı tali’sizleri iğfal ve propagandalarıyla öylesine beden ve cismaniyetin kulları-köleleri hâline getirir ki, artık böylesi zavallıların bir daha da hakiki insan olma ufkuna yönelmeleri âdeta imkânsızlaşır&#8230;</span></p>
<p><span class="konurenk">İnsanoğlu bu muzır mahlûku ilk defa Hazreti Âdem’e secde hâdisesinde Allah’a başkaldırmasıyla tanısa da, bu bahtsızın sergüzeştisi, -Allahu a’lem- iç problemleri ve düşünce çelişkilerine bağlı olarak çok daha eskilere dayanmaktadır. O, tabiatındaki potansiyel kıskançlık hissi, aldatma cibilliyeti, benlik duygusu, isyan ruhu ve şöhret zaafıyla -bütün bunlarda iradesi bir şart-ı âdî- günümüzdeki takipçileri gibi isyan ahlâkıyla sürekli köpürüp duran, fesada kilitlenmiş, bayağılardan bayağı bir varlıktır. Onun iç dünyasını ve mahiyetini teşkil eden esas unsurlarında sürekli kötülük duyguları kaynayıp durduğu için yörüngesine giren ins ve cinden herkese de aynı şeyleri mırıldanır. Hususiyle de bir kısım karakter problemi olanları kendine benzetmeye çalışır ve böylelerine mütemâdiyen şeytanî mülâhazalar üfler.. onların dem ve damarlarında dolaşır.. ve bu bahtsızlara hep negatif şeyler fısıldar. Bu zavallılar, iç dünyalarında şekillenen söz, beyan ya da yazıya dökülen düşünce şeklindeki olumsuzlukları kendi fikirleriymiş gibi sanırlar ama bütün bu menfîliklerin arkasında şeytanî dürtülerin olduğu açıktır. Bu itibarla da, insanlara karşı ve hususiyle de ehl-i imana karşı kin ve nefret taşıyan, onları baştan çıkarmaya çalışan, yer yer bir kısım zayıfların hayvanî hislerini tetikleyerek bunları bohemliğe sürükleyen, kendi gibi düşünmeyenlere saldıran, yerinde kargaşa çıkarıp genel havayı geren ve değişik kesimleri karşı karşıya getiren, her zaman nifak ve şikak peşinde koşan, Kur’ân ifadesiyle, mü’minlerle bulunduklarında onlardan görünen, radikal küfür babalarının yanlarına döndüklerinde de gerçek düşüncelerini ortaya koyan bu tür fitne örgütleri ve şeytan aveneleri de mecazen şeytan kabul edilegelmiştir ki, Kur’ân’ın<sup>1</sup> </span><span style="small;"><span class="konurenk"><span style="&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">شَيَاطِينَ</span><span style="Calibri;"> </span></span><span class="konurenk"><span style="&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">الْإِنْسِ</span><span style="Calibri;"> </span></span><span class="konurenk"><span style="&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">وَالْجِنِّ</span><span style="Calibri;"> ayetinde deşifre ettiği insî şeytanlar da işte bunlardır.</span></span></span></p>
<p><span style="Calibri;"><span class="konurenk">Hazreti Âdem’e secde emrine “hayır” diyerek isyan bayrağı açan, hatta daha da ileri giderek Hakk’a karşı diyalektik ve cedele girişen şeytan ne ise, günümüzün modern Mefisto’ları da onun izinde hemen her zaman sürekli iyiye-güzele başkaldırmakta, Allah’ı, Peygamber’i unutturmaya çalışmakta ve şeytanî mülâhazaların gelişip güçlenmesine zemin hazırlamaktadırlar. Goethe’nin de Faust kitabında ifade ettiği gibi, dünden bugüne şeytan ve insan mücadelesi, küfür ve iman retleşmesi hiç dinmemiştir ve dinmeyecektir de&#8230; Bu mücadele çerçevesinde bazen zemin küfür ve ilhada müsait hâle getirilmiş ve mülhidler bütün bütün küstahlaştırılmış, bazen mü’min gönüller kaba kuvvetle sindirilmiş, bazen bir kısım şımarık ruhlar kendilerinden başka kimseye hakk-ı hayat tanımama despotizmasına girmiş, bazen de günümüzde pek çok emsaliyle ürperdiğimiz türden ne zulümler ne zulümler işlenmiş ve işlettirilmiştir!.. Düşünmemişlerdir bu tiranlar kendilerinden daha güçlü bir “Kudret-i Kahire”nin mevcudiyetini.. düşünmemişlerdir zâlimin zulmü varsa mazlumun da Allah’ı olduğunu, bugün insanlara cevr u cefâda bulunanların yarın sürüm sürüm hâle gelip inleyeceklerini. Bundan daha acısı da, hayatlarını zâlim ve müstebitlerin güdümünde sürdüren tali’sizler, olup bitenlerden hiç mi hiç bir şey anlamamışlardır; anlamamış ve hep başlarındaki tiranların emellerine hizmet etmişlerdir. Fark edememişlerdir ne duruma düştüklerini ve ne bayağı işlere itildiklerini. Böyleleri için ne hoş söyler Namık Kemal: “Muîni zâlimin dünyada erbâb-ı denâettir / Köpektir zevk alan sayyâd-ı bîinsâfa hizmetten.” İşin doğrusu, böylelerinin sonu da her zaman çok acı olmuştur ve olmaktadır. Atalarımız, “Şeytanın dostluğu darağacına kadardır!” derler. Bunların akıbeti de işte hep böyle noktalanmıştır. Bunlar dünyada hiç gülmedikleri gibi geleceklerinden de asla emin olamamışlardır; olamazlardı da, zira insî-cinnî şeytanlar onların ruhlarını çarpmıştı.. evet, onlar bir kere daha Mefisto’nun o sinsi oyununa gelmişlerdi.. aldanmışlardı dost görünen düşmanlara ve kendilerinden sandıkları yabancılaşmış ruhlara.</span></span></p>
<p><span class="konurenk">Şimdilerde bu gariplerden garip dünyaya musallat olan mülhidler, münkirler, bohemler, şehvet simsarları, hak ve adalet bilmez tiranlar; tali’siz yığınlara şeytanların yapmadıklarını, yapamadıklarını yapmaktadırlar. Öyle ki, düşünceleri olabildiğine kirli, ağızları bozuk, içleri kin ve nefretle köpürüp duran bu şer şebekeleri, kendileri gibi düşünmeyenlere sürekli saldırmakta, herkese bir çeşit kara çalmakta, istediklerini göklere çıkarırken istemediklerini de rahatlıkla yerin dibine batırmaktadırlar. Âkif merhum, lanetle anılan bu müstağriblerden bazıları hakkında ağır bir üslupla da olsa şunları söyler: “Üdebâmız ana-avrat sövüyor birbirine / Türlü adlarla çıkan nâmütenâhi gazete / Ayrılık tohumları saçıyor bol bol memlekete…” Evet bu, evvelki gün öyle olmuştu.. dün de öyleydi.. şimdi de öyle&#8230;</span></p>
<p><span class="konurenk">Allah, bizleri, “Şeytanın arkasına takılıp gitmeyin; o sizin için apaçık bir düşmandır ve sizi hep hayâsızlık ve çirkin işler yapmaya teşvik etmektedir.”<sup>2</sup> diyerek ondan uzak durmaya çağırmış.. “(O lanetlik küstah, Allah’ın kendisini kovmasına karşılık) Ben de Senin kullarından bir kısmını kendime râm ederek her zaman onları saptıracak ve çeşit çeşit kuruntularla avutacağım.”<sup>3</sup> beyanıyla bu mel’ûnun hıncını hatırlatarak bizi teyakkuza sevk etmiş.. “Sen beni lânetlediğin için ben de Senin kullarının yolunu keserek sürekli onları gözlemeye koyulacağım; onlara pusular kuracak, sonra da kâh önlerinden, kâh arkalarından, kâh sağlarından, kâh sollarından gelerek onları ifsat edeceğim.”<sup>4</sup> fermanıyla, ortaya konan şeytanî kine ve nefrete karşı da temkinli ve sağduyulu olmaya davet etmiştir. Keşke bütün bunları anlayabilseydik!.. </span></p>
<p><span class="konurenk"><strong>Dipnotlar</strong></span><br />
<span class="konurenk">1. En’âm sûresi, 6/112.</span><br />
<span class="konurenk">2. Bakara sûresi, 2/168-169.</span><br />
<span class="konurenk">3. Nisâ sûresi, 4/118-119.</span><br />
<span class="konurenk">4. A’râf sûresi, 7/16-17.</p>
<p><strong>12-08-2008<br />
Sızıntı Dergisinden alıntıdır</strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/seytan-ve-cagdas-takipcileri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tasavvufda 4 Kapı Vardır</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/tasavvufda-4-kapi-vardir/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/tasavvufda-4-kapi-vardir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2008 12:58:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Hakikat]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[Kapı]]></category>
		<category><![CDATA[Marifet]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[Tarikat]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=482</guid>
		<description><![CDATA[1- Şeriat Kapısı 2- Tarikat Kapısı 3- Marifet Kapısı 4- Hakikat Kapısı Öğreti olarak bu kapılar birer birer geçilerek Hakikate ulaşılır. Öğrencilerinden biri Mevlana&#8217;ya sormuş; &#8220;Efendim, bu 4 kapı meselesini ben pek anlayamıyorum. Bana anlayabileceğim bir lisanla anlatır mısınız?&#8221; &#8220;Şimdi bak, karşı medresede dersini çalışan dört kişi var ve hepsi rahlelerine eğilmiş. Sen git bunların]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/ola2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-270" title="Mevlana" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/ola-150x150.jpg" alt="ola 150x150 Tasavvufda 4 Kapı Vardır" width="150" height="150" /></a>1- Şeriat Kapısı<br />
2- Tarikat Kapısı<br />
3- Marifet Kapısı<br />
4- Hakikat Kapısı<br />
Öğreti olarak bu kapılar birer birer geçilerek Hakikate ulaşılır.<br />
Öğrencilerinden biri Mevlana&#8217;ya sormuş;<br />
&#8220;Efendim, bu 4 kapı meselesini ben pek anlayamıyorum.<br />
Bana anlayabileceğim bir lisanla anlatır mısınız?&#8221;<span id="more-482"></span><br />
&#8220;Şimdi bak, karşı medresede dersini çalışan dört kişi var ve hepsi rahlelerine eğilmiş.<br />
Sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at, sonra gel sana anlatayım.<br />
Öğrenci gitmiş, birincinin ensesine bir tokat akşetmiş.<br />
Tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasını dönmüş ve daha kuvvetli bir tokatla Mevlana&#8217;nın öğrencisini yere yıkmış. Öğrenci dayağı yemiş, geri dönecek ama<br />
hocasına itaat var.<br />
Yaradana güvenip ikinciye de bir tokat akşetmiş. O da derhal ayağa kalkıp elini kaldırmış.<br />
Tam tokadı vuracakken vazgeçip yerine oturmuş.<br />
Öğrenci devam etmiş, üçüncüye de bir tokat atmış.<br />
Üçüncü şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalışmasına devam etmiş.<br />
Dördüncü, tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan çalışmasına devam etmiş.</p>
<p>Öğrenci Mevlana&#8217;ya dönmüş, olanları anlatmış.<br />
Mevlana; &#8220;İşte sana istediğin örnekler&#8230;.<br />
- Birinci, şeriat kapısını geçememiş biri idi.<br />
Şeriatta kısasa kısas olduğu için, tokadı yiyince kalktı, aynısını sana iade etti.<br />
- İkinci, tarikat kapısındadır. Tokadı yiyince o da kalktı, tam tokadı iade edecekti ki, tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi.<br />
&#8220;Sana kötülük yapana bile iyilik yap&#8221;.<br />
Onun için döndü, oturdu.<br />
- Üçüncü, marifet kapısına kadar gelmiştir.<br />
İyinin ve kötünün tek Yaradandan geldiğini bilir, inanır.<br />
Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye merakından şöyle bir dönüp baktı.<br />
- Dördüncü, hakikat kapısını da geçmiştir.<br />
İyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bilir. Onun için dönüp bakmadı bile&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/tasavvufda-4-kapi-vardir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rabbim Görün Bana Bakayım Sana</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/rabbim-gorun-bana-bakayim-sana/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/rabbim-gorun-bana-bakayim-sana/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Jul 2008 13:46:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Dua Ufku]]></category>
		<category><![CDATA[edep]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[hakk]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Melek]]></category>
		<category><![CDATA[Mümin]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Zikir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=363</guid>
		<description><![CDATA[A&#8217;raf Sûresi&#8217;nin 143. ayeti, Hz. Musa&#8217;nın (aleyhisselam), farklı bir buudda buluşma yerine gelip Rabb&#8217;inin kelamına muhatap olduktan sonra, Cenab-ı Hakk&#8217;tan taleb-i rüyetini (Cenab-ı Hakk&#8217;ı görmek istemesini) anlatmaktadır. Evet o, bu ayette Rabb-i Kerim&#8217;ine, &#8220;Rabbim, görün bana, bakayım Sana!&#8221; yani Rabb&#8217;im tecelli buyur, nurdan hicabını kaldır, vuslatına vâsıl olup göreyim Seni! demiştir. Kelamcılar arasında bu meselenin]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/ay2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-366" title="ay" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/ay2.jpg" alt="ay2 Rabbim Görün Bana Bakayım Sana" width="150" height="112" /></a>A&#8217;raf Sûresi&#8217;nin 143. ayeti, Hz. Musa&#8217;nın (aleyhisselam), farklı bir buudda buluşma yerine gelip Rabb&#8217;inin kelamına muhatap olduktan sonra, Cenab-ı Hakk&#8217;tan taleb-i rüyetini (Cenab-ı Hakk&#8217;ı görmek istemesini) anlatmaktadır.<span id="more-363"></span></p>
<p>Evet o, bu ayette Rabb-i Kerim&#8217;ine, &#8220;Rabbim, görün bana, bakayım Sana!&#8221; yani Rabb&#8217;im tecelli buyur, nurdan hicabını kaldır, vuslatına vâsıl olup göreyim Seni! demiştir. Kelamcılar arasında bu meselenin değişik yönleriyle bir hayli ve oldukça uzun boylu münakaşası yapılır. Meselenin bir yönünü, &#8220;Cenab-ı Hakk&#8217;ın görülüp görülmeyeceği&#8221;, diğer yönünü de, &#8220;Cenab-ı Hakk&#8217;ın görülmesi mümkünse, dünyada herkes bunu görebilir mi?&#8221; hususu teşkil eder. Şayet O&#8217;nun görülmesi dünyada mümkün değilse, Hz. Musa&#8217;nın isteği ne manaya gelir?<br />
Önce kısaca bir fikir vermek için dolaylı yoldan soruyla alakalı bazı hususları arz etmek istiyorum. Ehl-i Sünnet, Cenab-ı Hakk&#8217;ın rü&#8217;yetinin mümkün olduğunda icma halindedirler. Allah (celle celâluhu) görülür ama bu, bizim sair eşyayı görmemiz gibi değildir. Biz, gördüğümüz şeyleri güneşin ziyası altında, göz yardımıyla görürüz. Bunun için de gözün tümsekliği, yaratılış keyfiyeti, göz-ışık münasebeti gibi şartlar lazımdır. Allah mesafeden, ziya ile görünmekten münezzeh olduğu gibi, görünmek, bilinmek için ışığa ihtiyaç duymadan da münezzehtir. Allah, gözlerimizi bu dünyada Zât&#8217;ını görebilecek mahiyette yaratmamıştır. Allah görülür, ama nasıl? Kalble mi? Basarla mı? Basiretle mi? Ya da O, başka bir göz lütfeder de onunla mı görülür? Bunları bilemeyiz; bilemez ve keyfiyet mevzuunda hiçbir şey söyleyemeyiz.</p>
<p>Akaid kitaplarında &#8220;Cennette müminler, keyfiyetsiz, kemmiyetsiz, riyazî ve hendesi ölçüler içine girmeyecek şekilde Rabb-i Kerimlerini görürler.&#8221; deniliyor. Esasen O&#8217;nu görme mevzuu darb-ı meselle dahi anlatılamaz. Çünkü görülmek istenen Zât-ı Bâri&#8217;dir; şuunatı, tecellisi ve esmâsının cilveleri değil. Burada verâların verâsında, hicabı Nur olan Cenab-ı Hakk&#8217;ın Zât&#8217;ının görülmesi söz konusudur. Sahih, hatta mütevatir derecesine varan hadis-i şeriflerinde Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), ahirette Cenab-ı Hakk&#8217;ın görüleceği hususunu teyit etmektedir: Cerir b. Abdullah&#8217;ın (radıyallahu anh) anlattığına göre, &#8220;Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir dolunay gecesi aya baktı ve: &#8220;Siz şu ayı gördüğünüz gibi Rabbinizi de böyle perdesiz göreceksiniz ve O&#8217;nu görmede bir sıkışıklık da yaşamayacaksınız (herkes rahatça görecek)&#8230;&#8221; buyurdular. (Buhari, Tevhid, 24; Müslim, Mesâcid, 211)</p>
<p>Allah&#8217;ı görmek O&#8217;nu bilmek ile orantılıdır<br />
Ehl-i sünnet âlimleri, dünyada muktedir olamasalar da insanların ahirette Allah&#8217;ı görebileceğini söylerler. Onlara göre, &#8220;Gözler O&#8217;nu idrak edemez, fakat O, bütün gözerli idrak eder&#8221; mealindeki En&#8217;am Sûresi 103. ayetinin nefyettiği şey ihata meselesidir. Evet, Allah ihata edilmez. İhata, bir meseleyi olduğu gibi kavramadır. Kavrama ise, meseleyi kemmi ve keyfi ölçüler içine sokar. Sınırlı bir insanın ihata edebildiği şeyin de sınırlı olması icap eder. Bir insanın, Hâlık-ı kâinat gibi nâmütenahî (sınırsız) olması lazım ki O nâmütenâhiyi idrak edebilsin. Hâlbuki bu, katiyen mümkün değildir. Daha doğrusu Allah, imkân âlemi içinde böyle sınırsız bir varlık yaratmamıştır.</p>
<p>Öyleyse insan Allah&#8217;ı görür ama ihata ve idrak edip kavrayamaz. Zannediyorum bunu böyle anlamak en uygunudur ve ehl-i sünnet de böyle anlamıştır. Evet, cennette müminler, her hafta, Cenab-ı Hakk&#8217;ın cemâl-i bâkemâlini kendi mirât-ı ruhlarına göre müşahede edecekler. Herkes O&#8217;na karşı ne çapta bir ayna tevcih etmişse, O da o kadar tecelli ile onu şereflendirecektir. Yani herkes O&#8217;nu kendi mirât-ı ruhuna göre görecektir. Bunun manası, Allah cennette görülecek demek değil; görenler cennette bulunacak ve görecekler demektir.<br />
Mü&#8217;minler cennette Cenâb-ı Hakk&#8217;ı müşahede edeceklerdir. Elbette bu görme, Cenâb-ı Hakk&#8217;a bir mekan izafesi manâsına gelmez. Çünkü, mü&#8217;minler, cennette Cenâb-ı Hakk&#8217;ı göreceklerdir demek, Cenâb-ı Hakk, mekân itibariyle cennette olacak demek değildir. O, zaman ve mekân kayıtlarından mukaddestir, yücedir.</p>
<p>İşte bu görme, her mü&#8217;min için marifeti nispetinde olacaktır. Kim Cenâb-ı Hakk&#8217;ı ne kadar biliyorsa, marifet-i İlâhî&#8217;de ne kadar derinleşmişse, gözünden açılan perde de o nispette olacaktır. Onun içindir ki, bir nebi, bir veli ve sıradan diğer bir insanın orada müşahedeleri farklı farklı olacaktır. Bu sebeple Allah bilgisi çok önemlidir. Bu bilginin mutlaka marifet eksenli temrinlerle, ibadetlerle takviye edilmesi gerekir. 0 Mesihî rûhun bir başka yanı da, onda kozalite&#8217;nin, yani sebep-netice münasebetinin aşılmış olmasıdır. Tefekkür, marifete ayrı derinlik kazandırır ibadet onu insanın tabiatı hâline getirir. Kim dünyada ne kadar derinleşmişse cennetten de, Cemalullah&#8217;ı müşahededen de o derece zevk ve lezzet duyar.</p>
<p>F. Gülen , Zaman</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/rabbim-gorun-bana-bakayim-sana/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ağaçların Duası</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/agaclarin-duasi/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/agaclarin-duasi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Jul 2008 13:21:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Dua Ufku]]></category>
		<category><![CDATA[edep]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[hakk]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Melek]]></category>
		<category><![CDATA[Mümin]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Zikir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=361</guid>
		<description><![CDATA[Ağaçlar konuşur mu? sorusuna ne cevap verirdiniz? Sizi bilemeyiz ama Amerikan Tarım Bakanlığı yaptığı araştırmalara dayanarak ağaçların da konuştuğunu ileri sürüyor. Ve bu konuşma, her hayat sahibinin sonu gelmeyen ihtiyaçları karşısında sonsuz bir kudrete yönelmesi ve ona kendi lisanıyla yalvarmasından farksız görünüyor&#8230; Tarım bakanlığı yetkilileri, çınar, meşe, ladin, çam, ve kayın ağaçları üzerinde yaptıkları incelemelerde,]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/hirkasozveayna2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-368" title="hirkasozveayna" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/hirkasozveayna2.jpg" alt="hirkasozveayna2 Ağaçların Duası" width="150" height="150" /></a>Ağaçlar konuşur mu? sorusuna ne cevap verirdiniz?<br />
Sizi bilemeyiz ama Amerikan Tarım Bakanlığı yaptığı araştırmalara dayanarak ağaçların da konuştuğunu ileri sürüyor. Ve bu konuşma, her hayat sahibinin sonu gelmeyen ihtiyaçları karşısında sonsuz bir kudrete yönelmesi ve ona kendi lisanıyla yalvarmasından farksız görünüyor&#8230;<span id="more-361"></span></p>
<p>Tarım bakanlığı yetkilileri, çınar, meşe, ladin, çam, ve kayın ağaçları üzerinde yaptıkları incelemelerde, bu seslerin 50 ile 500 kilohertz frekanslar arasında değiştiğini ve  özellikle yaz mevsiminin kavurucu sıcaklarında bunların bir yalvarışa dönüştüğünü ifade ediyor.</p>
<p>Acaba ağaçlardan çıkan bu sesler, onların çaresizlik diliyle ettikleri bir tür dua mıdır?</p>
<p>Ve bu sesleniş, bütün mahlukatın yardımına aynı anda koşan, onları gören, duyan ve en gizli ihtiyaçlarını yerine getiren sonsuz bir kudrete yöneliş midir?</p>
<p>Bu konuda da KURAN&#8217;A kulak verelim:</p>
<p>&#8220;GÖKLERDE VE YERDE OLANLARIN HAMD VE SENASI O&#8217;NA MAHSUSTUR&#8230;<br />
(RUM SURESİ-AYET: 18)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/agaclarin-duasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ruh ve Beyin</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/ruh-ve-beyin/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/ruh-ve-beyin/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Jul 2008 18:16:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimoğlu İsmail]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=333</guid>
		<description><![CDATA[Ruhun bedenden ayrılması son noktadır. Ruh bedenden ayrılınca organların bütünü yerindedir. Yani organlarda bir noksanlık ve değişim yok. Fakat göz görmez, ağız konuşmaz. Kulak işitmez. Niçin? Çünkü ruh bedenden ayrılmıştır. Anlıyoruz ki, ruh aynı manada candır, hayattır. Ruh ayrıldı, nereye gitti? Canlı organizma yaratmak Allah&#8217;a ait olduğuna göre. Hayat Allah&#8217;ın sıfatıdır. Hayatı veren O&#8217;dur. Hayat]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="justify;"><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/karanliktaki_adam2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-342" title="karanliktaki_adam" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/07/karanliktaki_adam-150x150.jpg" alt="karanliktaki adam 150x150 Ruh ve Beyin" width="150" height="150" /></a><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Ruhun bedenden ayrılması son noktadır. Ruh bedenden ayrılınca organların bütünü yerindedir.</span><span style="small;"> Yani organlarda bir noksanlık ve değişim yok. Fakat göz görmez, ağız konuşmaz. Kulak işitmez. Niçin? Çünkü ruh bedenden ayrılmıştır.<br />
Anlıyoruz ki, ruh aynı manada candır, hayattır. Ruh ayrıldı, nereye gitti? Canlı organizma yaratmak Allah&#8217;a ait olduğuna göre. Hayat Allah&#8217;ın sıfatıdır.<br />
Hayatı veren O&#8217;dur. </span></span><span id="more-333"></span></p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Hayat cansız cisimlerle &#8220;enerji&#8221; halinde gözükürken, bitkilerde basit bir hayat, hayvanlarda daha gelişmiş hayat, kainatta yıldızlar, gezegenler, bir büyük hayat&#8230;<br />
İnsanlarda kemale ermiş bir hayat vardır. Melekler ruhani varlıklardır. Yani ruhumuz gibi bir şey. </span></span>
</p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Bu gibi konular, insanın kültürüne ve anlayışına göre şekillenir. Anlatmak zordur; fakat anlaşılır. İnsanı diğerinden ayıran kalp ile beyindir. Kalp ile dini duygular anlaşılırken, beyin ilmin ve teknolojinin inkişaf merkezidir. Bu yolda yürüyen insanın beyni yokuş çıkan yüklü bir kamyon gibi zorlanır. Beyin yorgunluğu organların bütününü yorar. Kainat kitabını okuyanlar, onun bir cüzü olan insanı da okur. </span></span></p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Bugün bilimlerin sınırları belli olmadığından kimyayı anatomide bulmak mümkün. Fizik metafiziğe doğru gittikçe sınırları öyle genişliyor ki astronomiyle arkeolojiyi, arkeolojiyle de botaniği el ele görebilirsiniz. Çünkü ilim, Allah&#8217;ın sıfatıdır ve bir bütündür. Dinli, dinsiz kısımlara ayrılamayacağı gibi, bilimlerin arasına beton duvarlar da koyamazsınız. Bu sebeple ilmi olanlar Allah&#8217;ın sıfatlarını daha kolay anlar. Bu anlayış zorlanmayı da beraberinde getirir. İnsanın ilmi sınırlıdır. Sınırlı ilimle sonsuzu anlamak, matematikçilere nasip olmasa da iman imdada yetişir. Fizyolojiyle psikoloji ayrı düşünülemez. İnsan kainat kitabında bir noktadır. O noktada kitap yeniden yazılmıştır. </span></span></p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">İnsan okuyarak, dinleyerek, düşünerek ilmini artırır. Sır, düşünmektedir. Düşünen insan beynin et parçasından başka bir şey olduğunu anlar. Allah etten göz yaratmış, görüyor. Etten kulak yaratmış işitiyor, etten beyin yaratmış problem çözüyor. Etin bu halleri ruhun gücünü, ruhun gücü de külli iradeyi anlatıyor. </span></span></p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Evet, harflerden kelimeler, kelimelerden kitaplar yazılıyor. Amma bunların mânâ yükü nerede? </span></span></p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Tuz ruhu ile insan ruhu arasındaki farkı göremeyenlere ne diyelim? </span></span></p>
<p style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Psikoloji ruhun yaptıklarını anlatırken, psikoloji öğretmenlerinden ruhun varlığına inanmayanları da gördüm. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="justify;"><span style="'Trebuchet MS';"><span style="small;">Coğrafyada, fizikte keşifler ve icatlar yapanlar, henüz insanı keşfedemedi.</span></span></p>
<div><em>Hekimoğlu İsmail</em></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/ruh-ve-beyin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Efendimiz’in (SAV) Kullandiği 40 öğretme metodu</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/efendimizin-sav-kullandigi-40-ogretme-metodu/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/efendimizin-sav-kullandigi-40-ogretme-metodu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Jul 2008 11:26:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Dergâh]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Dua Ufku]]></category>
		<category><![CDATA[edep]]></category>
		<category><![CDATA[fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[İletişim]]></category>
		<category><![CDATA[ilim]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[irfan]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=330</guid>
		<description><![CDATA[Efendimiz (sas) hayatinin her karesinde anlatacagi bir hususu en uygun ve en güzel bir üslupla anlatmis ve ögretmede de ayni metodu kullanmistir. Efendimiz (sas) hayatinin her karesinde anlatacagi bir hususu en uygun ve en güzel bir üslupla anlatmis ve ögretmede de ayni metodu kullanmistir. Bütün insanliga rehber olan Efendimiz (sas)’in hayatina bakildiginda O’nun ögretim adina]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="title1">
<div class="largertext"><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/04/testi2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-37" title="kırık testi" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2008/04/testi2.jpg" alt="testi2 Efendimiz’in (SAV) Kullandiği 40 öğretme metodu" width="91" height="150" /></a>Efendimiz (sas) hayatinin her karesinde anlatacagi bir hususu en uygun ve en güzel bir üslupla anlatmis ve ögretmede de ayni metodu kullanmistir.<span id="more-330"></span></div>
<div id="contentText">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: small;"> Efendimiz (sas) hayatinin her karesinde anlatacagi bir hususu en uygun ve en güzel bir üslupla anlatmis ve ögretmede de ayni metodu kullanmistir. Bütün insanliga rehber olan Efendimiz (sas)’in hayatina bakildiginda O’nun ögretim adina kullandigi bazi metotlari ögrenmek, bütün insanlar için iyi bir örnek olusturacaktir. Burada Efendimiz’in kullandigi her bir metoda, onun hangi söz veya davranisinin dayanak oldugunu anlatmak yerine sadece metodu söyleyip geçmek istiyoruz:</span></span></p>
<p>1.  Efendimiz, söyledigi hakikatleri bizzat yasayarak hayatiyla göstermistir.</p>
<p>2. Dinî yükümlülükleri tedrîcî (yavas yavas, basamak basamak) bir  sistemle ögretmistir.</p>
<p>3. Ögretmede orta yolda durmaya ve insanlari  biktirmaktan uzak durmaya riayet etmistir.</p>
<p>4. Ögrenenler arasindaki  kisisel farkliliklari göz önünde bulundurmustur.</p>
<p>5. Karsilikli konusma  ve soru-cevap seklini kullanmistir.</p>
<p>6. Yanlis düsünceyi söküp atmak ve gerçek dogru bilgiyi net bir sekilde muhatabin kafasina yerlestirmek için aklî ölçüleri kullanmistir.</p>
<p>7. Muhataplarina soru yöneltmis, böylece  onlarin zeka ve bilgi seviyelerini ölçmüstür.</p>
<p>8. Mukayese ve  örneklendirme metodunu kullanmistir.</p>
<p>9. Benzetme ve halk arasinda yaygin  olarak kullanilan örnekleri kullanmistir.</p>
<p>10. Anlattigi hususu,  elinde herhangi bir sey ile yere ve topraga çizerek bizzat göstermistir.</p>
<p>11. Sözle beraber jest ve mimiklerini kullanmis ve el ile isaretlerde  bulunmustur.</p>
<p>12. Önemine binaen, halin mümkün kildigi bir nesneyi bizzat eline almis, eliyle kaldirmis ve arkasindan söyleyecegi hususu söylemistir.</p>
<p>13. Muhataplarindan bir soru gelmeden söze önce kendileri baslamistir.</p>
<p>14. Muhatabinin sorusuna eksik ve fazla olmadan cevap vermistir.</p>
<p>15. Muhatabinin sorusuna, onun ihtiyacina binaen sordugundan daha  fazlasiyla cevap vermistir.</p>
<p>16. Muhatabini, güzel bir hikmete binaen,  sordugu sorudan daha önemli bir hususa yönlendirdigi de olmustur.</p>
<p>17.  Soru soranin sordugu soruyu tekrarlamasini istemistir.</p>
<p>18. Muhatabin  aldigi cevabi tekrar etmesini istemistir. Böylece cevap unutulmayacaktir.</p>
<p>19. Bildigi bir husustan dolayi kisiyi imtihan etmistir ki bununla dogru cevap verecegi için kisiyi sena etmek, övmek istemistir.</p>
<p>20. Önünde  olan bir olaya karsi susma yolunu tercih etmistir.</p>
<p>21. Ögretme esnasinda  meydana gelebilecek imkan ve firsatlari degerlendirmistir.</p>
<p>22. Latife ve  saka yoluyla ögretmeyi tercih etmistir.</p>
<p>23. Ögrettigi hususu yeminle  tekit etmis perçinlemistir.</p>
<p>24. Ögretilen hususun önemine binaen sözü üç  kere tekrar etmistir.</p>
<p>25. Konunun önemini oturusunu ve durusunu  degistirerek ve sözü tekrar ederek göstermistir.</p>
<p>26. Cevabi geciktirerek  muhatabin sorusunu tekrar etmesini saglayarak onu uyarmistir.</p>
<p>27.  Muhatabi intibaha sevk etmek için, onu omuzundan veya elinden tutmustur.</p>
<p>28. Muhatabi tesvik için veya onu sikintiya sokacak bir durumdan dolayi,  bazi hususlarin gizli kalmasini yeglemistir.</p>
<p>29. Söyleyecegi hususun hafizalarda daha iyi yer etmesi veya ezberlenmesi için, sözü kisa ve öz bir sekilde ifade etmis, daha sonra ise ayrintilarina geçmistir.</p>
<p>30. Cevabin birkaç madde ile verilecegi durumlarda önce cevabin kaç maddeden olustugunu bildirmek için sayiyi söylemis daha sonra saymistir.</p>
<p>31. Va’z  etme, nasihat etme ve ögüt verme metodunu kullanmistir.</p>
<p>32. Insanlarin sevklerini kamçilama veya neticesi elem verici hususlardan siddetle uzaklastirma (Tergib ve terhib) metodunu kullanmistir.</p>
<p>33. Kissa ve geçmis ümmetlere  ve insanlara dair haberlerle ögretme metodunu uygulamistir.</p>
<p>34. Sorunun cevabinin muhatabi utandirma ihtimali olan hususlarda önce nazik bir hazirlik süreci hazirlamis ve soruyu öyle cevaplandirmistir.</p>
<p>35. Sorunun cevabinin muhatabi utandirma ihtimali olan hususlarda üstü kapali olarak kinaye yoluyla ve isaret ederek yetinmistir.</p>
<p>36. Kadinlara ögretmeyi ve  nasihat etmeyi de asla ihmal etmemistir.</p>
<p>37. Halin gerektirdigi durumlarda ögretme hususunda azarlayip paylamayi (ta’nif) ve kizmayi (gadab) da ihmal etmemistir. Ne var ki onun paylamasi ve kizmasi da merhamet yörüngesinde ve ümmetinin selameti için olmustur.</p>
<p>38. Talim ve tebligde, kitabeti  (yazma metodunu) da kullanmistir.</p>
<p>39. Yabanci dilleri (mesela Süryaniceyi) ögrenmesi için bazi sahabileri görevlendirmistir ki bu husus da günümüzde dünyanin dört bir tarafinda Islam’in güzelliklerini ögrenmek isteyenlere karsi yapilacak vazifenin çok önemli bir basamagini teskil etmektedir.</p>
<p>40. Bizzat kendi mübarek zatiyla talimde bulunmustur.</p>
<p>Evet, Efendimiz (sas) evrensel bir egitim-ögretim sistemi getirmis ve bütün kalbleri, bütün ruhlari, bütün akillari, bütün nefisleri ideal ufka yükseltecek bir mesaj sunmustur. Sadece O’nun getirdigi sistemdir ki hem ruhu, hem akli hem de nefsi, yükselebilecek en son noktaya ulastirmistir.<br />
Sayi:  168<br />
Bölüm: Efendimiz (sas)<br />
Muhabir: YUSUF ÖMEROGLU</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/efendimizin-sav-kullandigi-40-ogretme-metodu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

