<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Taka &#187; Allah</title>
	<atom:link href="http://www.yoremizden.com/tag/allah/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yoremizden.com</link>
	<description>Karadeniz ve Trabzon kültürünü yaşatma ve sevdirme sitesi...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 10:21:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	
		<item>
		<title>Kimler ALLAHu TEALA Yolundadır</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/kimler-allahu-teala-yolundadir/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/kimler-allahu-teala-yolundadir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Jun 2011 17:02:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İmamoğlu Muhammet TAŞKIN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce İklimi]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah yolunda olanlar]]></category>
		<category><![CDATA[olanlar]]></category>
		<category><![CDATA[yolunda]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=6028</guid>
		<description><![CDATA[Ka&#8217;b İbn-i Ucre ra. anlatıyor; &#8220;Bir adam,Nebiyy-i Muhterem&#8217;e (sav.) uğramıştı.Resulullah&#8217;ın ashabı,bu adamın kuvvet ve kabiliyetini görünce, &#8220;Ya Resülullah! Bu adfam ALLAHu Teala yolunda cihad etseydi ne güzel olurdu&#8221; dediler, Resülullah(sav.)şöyle buyurdu; &#8216; Bu adam,küçük çocuklarının geçimini temin etmek için çıktıyusa ALLAHu Teala yolunda dır. Yaşlı anne ve babasına hizmet için evinden çıkmış ise ALLAHu Teala]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2011/06/yollar-gider.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-6081" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2011/06/yollar-gider-300x240.jpg" alt="yollar gider 300x240 Kimler ALLAHu TEALA Yolundadır" width="300" height="240" title="Kimler ALLAHu TEALA Yolundadır" /></a>Ka&#8217;b İbn-i Ucre ra. anlatıyor;<br />
&#8220;Bir adam,Nebiyy-i Muhterem&#8217;e (sav.) uğramıştı.Resulullah&#8217;ın ashabı,bu adamın kuvvet ve kabiliyetini görünce,<br />
&#8220;Ya Resülullah! Bu adfam ALLAHu Teala yolunda cihad etseydi ne güzel olurdu&#8221; dediler,<br />
Resülullah(sav.)şöyle buyurdu;<br />
&#8216; Bu adam,küçük çocuklarının geçimini temin etmek için çıktıyusa ALLAHu Teala yolunda dır.<br />
Yaşlı anne ve babasına hizmet için evinden çıkmış ise ALLAHu Teala yolundadır.<br />
Çalışıp nefsini dilencilikten korumak için çıkmışsa ALLAHu Teala yolundadır.<br />
Ailesinin  geçimini temin etmek için çıkmışsa ALLAHu Teala yolundsadır.<br />
Çalışp kazandığının çokluğu ile övünmek,zenginliğiyle gururlanmak için çıkmışsa,tağutun yolundadır&#8221;&#8230;.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/kimler-allahu-teala-yolundadir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ALLAH u TEALA ,Kimlerle Beraberdir?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/allah-u-teala-kimlerle-beraberdir/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/allah-u-teala-kimlerle-beraberdir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 May 2011 21:05:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İmamoğlu Muhammet TAŞKIN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gerçeğe Doğru]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah kimleri sever]]></category>
		<category><![CDATA[Allah kimleri sevmez]]></category>
		<category><![CDATA[Allah kimlerle beraberdir]]></category>
		<category><![CDATA[Allah u Teala]]></category>
		<category><![CDATA[Allahın sevdiği kullar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=5910</guid>
		<description><![CDATA[1-SABREDENLERLE BERABERDİR Ey İnananlar! Sabır ve namazla yardım dileyin. ALLAH, muhakkak ki sabredenlerle beraberdir.2-Bakara Süresi-153.ayet Talut orduyla birlikte ayrıldıktan sonra, «Doğrusu ALLAH sizi bir ırmakla deneyecektir, ondan içen benden değildir, onu tatmayan eliyle sadece bir avuç avuçlayan müstesna şüphesiz bendendir» dedi. Onlardan pek azı hariç, sudan içtiler. Kendisi ve kendisiyle olan inananlar ırmağı geçince, «Bugün]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong></p>
<p><strong></p>
<div id="attachment_5911" class="wp-caption alignleft" style="width: 274px"><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2011/05/teslimiyet.jpg"><img class="size-medium wp-image-5911" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2011/05/teslimiyet-264x300.jpg" alt="teslimiyet 264x300 ALLAH u TEALA ,Kimlerle Beraberdir?" width="264" height="300" title="ALLAH u TEALA ,Kimlerle Beraberdir?" /></a><p class="wp-caption-text">teslimiyet</p></div>
<p></strong></p>
<p><strong>1-SABREDENLERLE BERABERDİR<br />
</strong>Ey İnananlar! Sabır ve namazla yardım dileyin. ALLAH, muhakkak ki sabredenlerle beraberdir.<strong><em>2-Bakara Süresi-153.ayet</em></strong><br />
Talut orduyla birlikte ayrıldıktan sonra, «Doğrusu ALLAH sizi bir ırmakla deneyecektir, ondan içen benden değildir, onu tatmayan eliyle sadece bir avuç avuçlayan müstesna şüphesiz bendendir» dedi. Onlardan pek azı hariç, sudan içtiler. Kendisi ve kendisiyle olan inananlar ırmağı geçince, «Bugün Calut ve ordusuna karşı koyacak gücümüz yok» dediler. Kendilerinin ALLAH&#8217;a kavuşacağını bilenler ise: «Nice az topluluk çok topluluğa ALLAH&#8217;ın izniyle üstün gelmiştir, ALLAH sabredenlerle beraberdir» dediler.<strong><em>2-Bakara Süresi-249.ayet</em></strong><br />
Şimdi ALLAH sizin yükünüzü hafifletti ve sizde bir zaaf bulunduğunu bildi. Şimdi sizden sabredecek yüz kişi olursa, ikiyüz kişiyi alteder. Sizden bin kişi olursa, ALLAH&#8217;ın izniyle ikibin kişiye üstün gelir. ALLAH sabredenlerle beraberdir.<strong><em>8/Enfal Süresi-66.ayet</em></strong><br />
<strong>2-SAKINANLARLA-MÜTTAKİLER İLE BERABERDİR</strong><br />
Şüphesiz Allah, takva sahipleri ile ve iyilikte bulunanlarla beraberdir.16-Nahl Süresi-128.ayet<br />
Haram ay haram aya karşılıktır. Hürmetler (dokunulmazlıklar) karşılıklıdır. Kim size saldırırsa siz de ona misilleme olacak kadar saldırın. ALLAH&#8217;tan korkun ve bilin ki ALLAH müttakîlerle beraberdir.<strong><em>2-Bakara Süresi-194.ayet</em></strong><br />
Gerçek şu ki, ALLAH katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günden beri ALLAH&#8217;ın kitabında on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte dosdoğru olan hesab (din) budur. Öyleyse bunlarda kendinize zulmetmeyin ve onların sizlerle topluca savaşması gibi siz de müşriklerle topluca savaşın. Ve bilin ki ALLAH, takva sahipleriyle beraberdir.<strong><em>9-Tevbe Süresi-36.ayet</em></strong><em><br />
</em>Ey iman edenler! Kâfirlerden yakınınızda olanlara karşı savaşın ve onlar (savaş anında) sizde bir sertlik bulsunlar. Bilin ki, ALLAH sakınanlarla beraberdir.<strong><em>9-Tevbe Süresi-123.ayet</em></strong><span id="more-5910"></span><br />
<strong>3-PEYGAMBERLERLE,ŞEHİDLERLE BERABERDİR</strong><br />
Kim Allah&#8217;a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar ALLAH&#8217;ın nimetine eriştirdiği peygamberlerle, dosdoğru olanlar, şehidler ve iyilerle beraberdirler. Onlar ne iyi arkadaştırlar!<strong><em>4-Nisa Süresi-69.ayet</em></strong><br />
<strong>4-MUHSİNLERLE-İYİLİK YAPANLARLA BERABERDİR</strong><br />
Ama Bizim uğrumuzda cihat edenleri elbette yollarımıza eriştireceğiz. ALLAH şüphesiz, iyi davrananlarla beraberdir.<strong><em>29/Ankebut Süresi-69.ayet</em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/allah-u-teala-kimlerle-beraberdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Allah ile Kul Arasında Vasıta Olur mu?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/allah-ile-kul-arasinda-vasita-olur-mu/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/allah-ile-kul-arasinda-vasita-olur-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Aug 2010 13:46:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gerçeğe Doğru]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah ile Kul Arasında Vasıta Olur mu]]></category>
		<category><![CDATA[Cemaatler]]></category>
		<category><![CDATA[Kamil Mürşit]]></category>
		<category><![CDATA[kül]]></category>
		<category><![CDATA[Mürşit]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Tevekkül]]></category>
		<category><![CDATA[vesvese]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=4450</guid>
		<description><![CDATA[Allah İle Kul Arasında Vasıta Olurmu?, Mürşidi Olmayanın Mürşidi Şeytan Mı ? Çevremizde bazı insanlar zaman zaman” bir mürşide bağlanmak gerek,tövbe alıp tasavvuf terbiyesine girmek lazım!..”.diye söze başladıkların da,kendilerine nedense hep aynı karşılık verilir: “Allah ile kul arasına kimse giremez!&#8230;” Çoğu kimseler bu sözle,tasavvuf yoluna girenlerin Allah ile aralarına Allah’ın razı olmadığı kimseleri koyduğunu,bir mürşide]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong></p>
<div id="attachment_4451" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"></strong><strong><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2010/08/takva.jpg"><img class="size-medium wp-image-4451" title="Allah ile Kul Arasında Vasıta Olur mu?" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2010/08/takva-300x223.jpg" alt="takva 300x223 Allah ile Kul Arasında Vasıta Olur mu?" width="300" height="223" /></a></strong><p class="wp-caption-text">Allah ile Kul Arasında Vasıta Olur mu?</p></div>
<p>Allah İle Kul Arasında Vasıta Olurmu?, Mürşidi Olmayanın Mürşidi Şeytan Mı ?</p>
<p>Çevremizde bazı insanlar zaman zaman” bir mürşide bağlanmak gerek,tövbe alıp tasavvuf terbiyesine girmek lazım!..”.diye söze başladıkların da,kendilerine nedense hep aynı karşılık verilir:<br />
“Allah ile kul arasına kimse giremez!&#8230;”<br />
Çoğu kimseler bu sözle,tasavvuf yoluna girenlerin Allah ile aralarına Allah’ın razı olmadığı kimseleri koyduğunu,bir mürşide bağlanmakla şirk tehlikesine düştüklerini,kendilerinin ise böyle tehlikeden uzak olduklarını anlatmaya çalışırlar.<br />
Acaba işin gerçeği böyle mi ?<br />
“Ben Allah’a giden yolda Allah’ın kitabı ve peygamberi ile yetinirim,onlar ne diyorsa onu yaparım,başka kimseyi kabul etmem,alimlere bakmam,velilere bağlanmam,dini kendi anladığım gibi yaşarım.”</p>
<p>Bu kişi inanç esaslarını zorlamış,kendini tehlikeli bir sona doğru sürüklüyor demektir.Çünkü arada alimler olmadan kendi başına dinin öğrenilmesi,anlaşılması ve yaşanması nasıl mümkün olacak?</p>
<p>Oysa Kur’an ve sünnet,hak yolunda birlik(Cemaat) olmayı,bu beraberliğin başındaki imama itaat etmeyi,topluca Allah’ın ipine sarılmayı,hep birlikte tövbe etmeyi,bilmediklerimizi alimlere sormayı, takva ve iyilikte yardımlaşmayı,bunun için Allah’ın sadık kulları ile beraber olmayı açıkça emretmektedir.</p>
<p>“<strong>Hep birlikte Allah&#8217;ın ipine (Kur&#8217;an&#8217;a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin</strong>.”(<strong>Al-i İmran, 103)</strong></p>
<p>“<strong>Sabredip âyetlerimize kesin olarak inandıkları zaman içlerinden emrimizle doğru yola ileten önderler çıkardık</strong>.”(Secde,24)<br />
<strong><br />
“Bana yönelenlerin yoluna uy</strong>”(Lokman,15)<br />
<strong><br />
“İşte, o peygamberler, Allah&#8217;ın doğru yola ilettiği kimselerdir. (Ey Muhammed!) Sen de onların tuttuğu yola uy</strong>.”(En’am, 90)</p>
<p>“<strong>Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun</strong>.”(Enbiya,7) <span id="more-4450"></span></p>
<p>Zaten bütün peygamberler kalbi dünyadan çekip bu şekilde Allah’a bağlanmak için gelmişlerdir.Onlara varis olan alimlerin ve kamil mürşitlerin işi de budur.Ama ne var ki,kalbin bütün varlıklardan çekilip sadece yüce Allah’a bağlanması kolay elde edilecek bir nimet değildir.Arifler o hali elde etmek için nefisleri ile bir ömür boyu mücadele vermekte ve Allah ile aralarına giren engelleri yok etmek için mücadele etmektedirler.</p>
<p>&#8220;Tasavvuf ve manevi terbiyeden kaçanlar, meşhur bir sözle uyarılırlar:“Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır.” Büyük veli Beyazid-i Bistamî(K.S.)’ye ait bu söz, doğrusu hassas bir konuya işaret ediyor. Öyle ya;eğer bu ifade dinî bir delile dayanıyorsa,gerçek bir mürşidin talebesi olmayan herkesin durumu yeniden gözden geçirilmeye muhtaç&#8230;.<br />
Eğer bir tecrübe ve gözleme dayanıyorsa, tecrübe bir ilimdir, ve bir hakikat payı aranması gerekir. Bu sık kullanılan ifade, “bir mürşidin elinden tutanlar şeytanın elinden kurtulmuş mu oldular? Biz öyle şeyhleri gördük ki, şeytanı hiç aratmıyorlar! Hem iyi de olsa şeyh bir peygamber mi ki,ona uymayanlar iflâh olmasın? Biz Kur’an ve Sünnet’ten başkasına uymayız” itirazıyla karşılana gelmiştir.</p>
<p>Bu meselenin iç yüzünü incelemek için şüphesiz en doğru yol, konuyu yanılmaz iki şahidin, yani Kur’an ve Sünnet’in ölçülerine göre ele almak&#8230;</p>
<p>Önce şunu belirtelim ki tasavvuf ehli,mürşit deyince gerçekten kendisine uyulmaya layık bir Allah dostunu kastederler.</p>
<p>Gerçek mürşid alimdir, ariftir, takva ve edeb de zirvedir, nur ve feyiz sahibidir. Ayrıca insan terbiyesinde ehliyetli ve irşad işin de izinlidir. Hz. Peygamber (A.S.)’in vârisidir. Çünkü kendisi terbiye olmamış bir kimsenin başkasını terbiye edemeyeceği açıktır.</p>
<p>İkinci olarak, mürşid deyince tek bir insan değil, o insanının etrafında toplanmış, gönlünü ve yönünü Allah’a çevirmiş bir cemaat akla gelmelidir.</p>
<p>Çünkü gerçek mürşid, takva yolunda bir imamdır ve kendisine uyanlar için emin bir rehberdir. Böyle bir mürşidin elinden tutan kimse, aynı zamanda birçok mümin kardeşiyle Allah yolunda el ele tutmuş demektir. Şeytana karşı bu ne büyük bir kuvvet ve ne sağlam bir siperdir.</p>
<p>Kâmil mürşidden kaçmak, böyle bir cematten uzaklaşmak ve dini yalnız başına yaşamaya çalışmak demektir. Bu ise ne kadar zevksiz bir iş ve desteksiz bir gidiştir! Tasavvuf, topluca tövbe etmek,birlikte zikretmek,şeytanlara karşı birleşmek, hak için birbirini desteklemek ve cemaat halinde Allah yolunda yürümektir.</p>
<p>&#8220;Kur’an’ın ve Rasulullah’ın uyarıları:</p>
<p>“Mürşid olmayanın mürşidi şeytandır” sözü, Hz. Kur’an’a aykırı değildir; aksine birçok ayet tarafından desteklenmektedir. Çünkü, tek başına kalan bir kimsenin insan ve cin şeytanlarına yem olacağına Kur’an’daki pek çok ayet işaret etmektedir.</p>
<p>&#8220;Allah Teâlâ, kendi yolunda topluca hareket etmemizi emrediyor. Parçalanmayı, dağılmayı, tek başına kalmayı yasaklıyor.”Ey iman edenler! ALLAH’a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa, öylece sakının ve siz ancak Müslümanlar olarak ölün.” “Hep birlikte ALLAH’ın ipine(Kur’an’a )sımsıkı sarılın Parçalanıp bölünmeyin…..(<strong>Al-i İmran/102-103). </strong></p>
<p>Bunun, düşmanlar karşısında zayıflık ve mağlubiyet sebebi olacağını belirtiyor.”<strong>ALLAH’a ve Resûl’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin.Sonra gevşersiniz ve gücünüz,devletiniz elden gider</strong>….. (Enfal/46).</p>
<p>Cenab-ı Hak hepimizi gerçek takvaya çağırıyor ve bunun için sadık kullarla beraber olmamızı istiyor.”<strong>Ey iman edenler! ALLAH’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.”</strong> (<strong>Tevbe/119).</strong></p>
<p>Allah’ın zikrinden kaçanların şeytanın kucağına düştüğünü de Kur’an-ı Kerim şöyle ifade ediyor:</p>
<p>“<strong>Herkim Rahman olan Allah’ın zikrinden gafil kalırsa, biz ona bir şeytan  musallat ederiz; o şeytan ondan hiç ayrılmaz. Bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar, onlar ise kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar</strong>.” (<strong>Zuhruf/36-37</strong> )</p>
<p>“Rehberi olmayanın, tek başına kalanın rehberi şeytandır” sözü, bir çok hadis-i şerifin ortak manasını da ifade etmektedir. Şöyle ki, Resulullah (A.S.)Efendimiz, Şeytanın insan kurdu olduğunu, herkese pusu kurduğunu ve cemaatten ayrılan, tek başına kalan kimseyi kolayca yuttuğunu haber veriyor. İşte Rahmet Peygamberi’nin uyarıları:</p>
<p>&#8220;Şeytan insan kurdudur; sürüden ayrılan, tek başına kalan koyunu dağdaki kurt nasıl kaparsa,cemaatten ayrılan kimseyi de şeytan öylece kapar.”(Ahmet,müsned,v,232-233Tabaranî el,kebir,no.345)</p>
<p>“Sizin cemaat halinde bulunmanız gerekir. Ayrılıktan, tek başına kalmaktan sakının. Şüphesiz şeytan tek başına kalanla beraberdir. O, (Allah için beraber olan) iki kişiden uzak durur.”(Tirmizî,fiten,7Ahmed,m üsned1,18, Hakim,müstedrek,1,114)</p>
<p>“Şüphesiz Allah Tealâ, ümmetimi sapık fikir ve fitne üzerinde bir araya getirmez.Allah’ın eli (rahmet ve desteği)cemaatin üzerindedir. Kim cemaat tan ayrılırsa ateşe düşer.” (Tirmizî,fiten,7,Tabaranî,el kebir Xll,342 )</p>
<p>Bu mealdeki hadislerin ortak manası ve uyarısı şudur: Dini tek başına yaşamaya kalkmayın. Allah yolunda birlik olun,alimlere uyun, takva üzere giden cemaat a sımsıkı yapışın. Tek başına kalanın kalbini şeytan sarar, yolundan alıkoyar ve kolayca zarara sokar. Bu düşmana karşı birlik kalesine girin, Allah sevgisini siper edinin ve ölene kadar böyle gidin. Emniyetiniz budur. Şu halde “başında bir rehberi olmayanın rehberi şeytandır” sözü Kur’an ve Sünnet’e aykırı değildir.</p>
<p>Tecrübelerde onu desteklemektedir. Bir üstada gitmeden, alim bir rehberi bulunmadan, peygamberlerden başka kâmil olan kimse yoktur. Maddi sanat ve fenlerde de durum aynıdır. Başında bir usta olmadan hiçbir çırak,kolay kolay usta olamaz. Arifler demişlerdir ki: “Kendi başına büyüyen ağaç yaprak açar, fakat meyve vermez. Verse de meyvesi yenmez.Bir edeb ehlini görmeyen gerçek edeb nedir bilmez. Bildikleri de kendisine yetmez.”</p>
<p>Kur’an ve Sünnet’i rehberle yaşamak:</p>
<p>Bazıları,“Biz Kur’an ve sünnete uyduktan sonra niye sapıtalım ki? Bizim emniyetimiz mürşide değil, Kur’an ve Sünnet’e uymaktır. Mürşide ve müritlerine lazım olan da bu değil mi?” diye soruyorlar.</p>
<p>Evet,hepimiz içimiz ve dışımızla ilahi hükümlere uymakla mükellefiz. Kâmil mürşitlerin bundan başka bir hedefi yoktur. Bütün mesele, her durumda Kur’an ve Sünnet çizgisinde giden Allah adamı olabilmektir. Buna ihsan makamında kulluk denir. Acaba bunun en güzel yolu nedir? Sadece okumak mı, yoksa yolu bilene uymak mı? Mesafesi uzun, engelleri çok, tehlikeleri fazla, her yanı gizli düşmanlarla çevrili bir yolu, sadece tarifle mi gitmek emniyetlidir, yoksa yolu bilen bir rehberle mi?</p>
<p>Bu yol, insanın benliğini aşıp hakikatına ulaşma yoludur. Bu yoldaki en büyük engel insanın nefsidir. Bu yol,Alemlerin Rabbi’ne gerçekten kul olma yoludur. Onun etrafı düşmanlarla doludur. Yalnız gidilmez, yol çok uzundur.</p>
<p>Şeytandan yakayı sıyırmak mümkün mü?</p>
<p><strong>Allah(C.C.) şöyle dedi: &#8220;Sen o bilinen vakte (kıyamet gününe) kadar mühlet verilenlerdensin. İblis,&#8221;Senin şerefine and olsun ki, içlerinden ihlâslı kulların hariç, elbette onların hepsini azdıracağım&#8221; dedi</strong>.<strong>(Sa’d,80-81-82-83). </strong></p>
<p>Kur’an-ı Hâkim bildiriyor ki, şeytan, ölene kadar hiç kimseden elini çekmez, ümidini kesmez, Bunun için yemini vardır.</p>
<p>O peygamberlere bile hile yapmak ister, ancak Allah’ın nuru onu engeller “<strong>Senden önce hiçbir resûl ve nebi göndermedik ki,bir şey temenni ettiği zaman ,şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın.ama ALLAH,şeytanın vesvese giderir</strong>…. (Hac,52).</p>
<p><strong>Gerçek şu ki; şeytanın, inanan ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimseler üzerinde bir hakimiyeti yoktur</strong>.(<strong>Nahl,99</strong>)</p>
<p>“<strong>Şüphesiz(gerçek) kullarım üzerinde senin hiçbir hakimiyetin oimayacaktır</strong>…  ( <strong>İsra,65</strong>)</p>
<p>Kâmil mürşidler şeytanın baş düşmanıdır; onlara yanaşmak ister, karşısında yine ilahi nuru bulur; siner,kaçar. Çünkü, onlar Alemlerin Rabbi’ne teslim olmuşlardır. O da onları özel himayesine almıştır</p>
<p>Şeytanın şerrinden peygamberler ve veliler ancak Allah’ın yardımıyla emin oldular. Yolu bir kere Mekke’ye, beş defa tekkeye uğrayan bir Müslüman ondan kurtulduğunu nasıl düşünebilir?</p>
<p>Mürid,Allah’a yönelen kimse demektir.Şeytan en fazla bu kimselerle uğraşır.Bunun için her yolu dener. En iyi yaptığı iş vesvese vermektir. Açıkça günaha sokamadığı müridi, yaptığı hayırlı amelleri ile azdırmaya çalışır. Ancak, mürşidine ve cemaatine bağlı sadık bir müridin bir tane şeytanı varsa, binlerce dostu ve yardımcısı mevcuttur. Onların bereketiyle hastalığını anlar, ilacına koşar. Ancak, kalbini değil cebini düşünen, din değil dünya derdine düşen, niyeti sakat olduğu halde sadık görünen kimseler, şeytanın maskarası, Müslümanların yüz karasıdır. Bunlar mürşit değil şeytandır, mürid değil, münafıktır. Ve onlar bizim konumuz dışındadır. Tek başına hakikatı arayan kimse yorulur, çoğu zaman şeytanın oyuncağı olur. Şeytan bu insana açıktan günah işletemez ise, yaptığı hayırlara yönelir. Bu yolla mümini zarara sokmaya çalışır, bunu da genelde başarır. Şeytan ilim sahiplerine daha çok gizli günahları işletir. Onu gösteriş, kin, kibir, hased,gaflet,eşyaya aşırı muhabbet, makam hırsı, kendini beğenme, ameli ile övünme,insanları küçük görme gibi tesbiti güç, tedavisi zor günahlara daldırır.Başında bir mürşidi, çevresinde kendisini uyaracak kardeşleri olmayan kimse,asıl halini anlamadan ve bir çaresine bakamadan ölür gider. Sonuçta insan ağlar, şeytan güler.</p>
<p>Kaynaklar:<br />
TÜRKÇE KUR&#8217;AN-I KERİM<br />
İntisab ve Cemaat<br />
Kaynakları ile Tasavvuf</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/allah-ile-kul-arasinda-vasita-olur-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Feragat, sevgidendir!</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/feragat-sevgidendir/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/feragat-sevgidendir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Aug 2009 09:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce İklimi]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[feragat]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Hasan]]></category>
		<category><![CDATA[karakalem dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[metin karabasoglu]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[risale-i nur]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman aleyhisselam]]></category>
		<category><![CDATA[ulusalcılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.net/?p=234</guid>
		<description><![CDATA[Düz mantığın bildik çıkarımlarına inat, hayat paradokslarla yüklüdür. O yüzdendir ki, ‘hayat kitabı’ Kur’ân, hak üzere yaratılmış kâinatta hak üzere bir hayat yaşayabilmemiz için birer ‘paradoks’ gibi gözüken gerçeklerle tanıştırır bizleri. Buyurur ki, “Kısasta hayat vardır.” Kısası bilakis hayatın yitimi olarak görüp de Kur’ân’a karşı ukalalığa girişen seküler aklın hüküm sürdüğü toplumlarda yaşanan bunca cinayet,]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/08/feragat.jpg"><img class="size-medium wp-image-4312 alignleft" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/08/feragat-300x260.jpg" alt="feragat 300x260 Feragat, sevgidendir!" width="300" height="260" title="Feragat, sevgidendir!" /></a></p>
<p>Düz mantığın bildik çıkarımlarına inat, hayat paradokslarla yüklüdür. O yüzdendir ki, ‘hayat kitabı’ Kur’ân, hak üzere yaratılmış kâinatta hak üzere bir hayat yaşayabilmemiz için birer ‘paradoks’ gibi gözüken gerçeklerle tanıştırır bizleri. Buyurur ki, “Kısasta hayat vardır.” Kısası bilakis hayatın yitimi olarak görüp de Kur’ân’a karşı ukalalığa girişen seküler aklın hüküm sürdüğü toplumlarda yaşanan bunca cinayet, caydırma ve önleme yolundaki o kadar çabaya rağmen giderek artan adam öldürmeler, bir delilidir bu hakikatin. Kısas, hayata hürmet sonucunu doğurur; kısas olmasın diyenler ise, nice masumun haksız yere öldürüldüğü bir zeminin şahidi olur.</p>
<p>Aynı şekilde, Allah yolunda öldürülenler için ‘ölüler demeyiniz’ buyurur Kur’ân. Asıl olan ahiret yurdu ve aslolan âlemler Rabbinin rızası ise; asıl ‘ölü’ler, Allah yolunda öldürülenler değildir, bilakis onlar ‘fena’dan ‘beka’ devşirmişlerdir. Asıl ‘ölü’ler, bu dünyayı ahiret hesabına yaşamayıp âlemler Rabbinin rızasını gözetmeyerek insaniyetlerini heba edenlerdir; iki ayakları üstünde duruyor, yiyip içiyor oldukları halde dahi…</p>
<p>Yine, Allah sadakaları kat kat arttırır (ribalandırır), ribayı, yani faizi ise mahveder” buyurur Kur’ân. Ahiret âleminde daha bir aşikâr görülecek bu gerçeğin sağlaması, bu dünyada dahi yapılmaktadır. Faize bir şekilde bulaşıp da huzur devşiren yoktur.</p>
<p>Yine Kur’ân’ın öğrettiği bir paradoks, ‘sevgi’ye ilişkindir ve bize bir ‘sevgi sınavı’ öğretmektedir.</p>
<p>Bugünün anlayışıyla, hele romanların, filmlerin, şarkıların aktarımıyla, bir katıksız bağlanma, bir tereddütsüz sahiplenme durumu olarak sunulur sevgi. Öyle ki, sevgiyi böyle birşey zannettiği için işi iyice abartan, bir ‘hastalıklı sevgi’yle sözümona sevdiğine ‘yâ bana yâr olacaksan, ya da hiç kimseye’ seçeneğini bırakan, bu yüzden sözümona sevdiğini ‘öldürmeye’ kıyabilen insanlar vardır. Gazetelerin üçüncü sayfalarının yarı kısmı, ‘sevmek bağlanmaktır,’ ‘sevmek sahiplenmektir’ sanan bu arızalı ruhların ortalığa buladıkları kanın ve dehşetin haberiyle dolu değil midir zaten?</p>
<p>Halbuki Kur’ân-ı Hakîm, Süleyman aleyhisselamın henüz bir ‘peygamber’ değil, bilakis gençliğe doğru adım atmak üzere olan bir genç iken Allah’ın dilemesiyle sahip olduğu hikmetin bir nişanesi olarak dile getirdiği bir ‘sevgi sınavı’nın haberini bize verir. ‘Bir çocuk ve iki kadın’ diye özetleyebileceğimiz bir sevgi sınavını…</p>
<p>Ortada tek bir çocuk vardır, ama iki kadın o çocuğun ‘annesi’ olduğu iddiasındadır. Aralarındaki mesele, aynı zamanda hükümdar olan Davud aleyhisselama kadar gelir ve Davud aleyhisselam çocuğun kadınlardan birine verilmesine hükmeder. Ama huzurunda bulunan oğlu Süleyman, hükmün yanlış olduğu kanaatindedir. Bunun üzerine, Davud aleyhisselam meseleyi çözmesini oğluna havale ettiğinde, Süleyman aleyhisselam herkesi dehşete düşüren bir ‘çözüm’e hükmeder. Çocuk ortadan ikiye bölünecek; yarısı bir kadına, yarısı ötekine verilecektir. Kadınlardan biri bu çözüme karşı sessiz kalır; diğeri ise, çocuğun ölümü anlamına geldiği aşikâr bu ‘çözüm’ gerçekleşmesin diye, kendi ‘annelik’ iddiasını geri çeker ve çocuğun öbür kadına verilmesini ister. Tam da burada, Süleyman aleyhisselama verilen hikmet mucizevî bir surette kendini gösterir. “Çocuk, feragat eden bu kadınındır. Çocuğun annesi odur ve ona verilmelidir” buyurur Süleyman aleyhisselam.</p>
<p>Kıssada görüldüğü üzere, Süleyman aleyhisselamın çocuğun kime ait olduğunu anlamak için seçtiği ‘sevgi kriteri’ manidardır. Bir çocuğu herkesten fazla annesi sevebilir; ve bir anne, çocuğunu o kadar çok, o kadar içten ve o kadar gerçek bir sevgiyle sever ki, çocuğunun hayatını başka herşeye feda edebilir. İşte o kadın, çocuğun kendi çocuğu olduğundan emin olduğu halde, ve daha doğrusu çocuğun kendi çocuğu olduğundan emin olduğu için, Süleyman aleyhisselamın gerçekte asıl çözümü arkasında gizleyen zahirî ‘çözüm’üyle çocuğunun hayatından olmasın diye, çocuğuyla ilgili bütün iddialarından vazgeçmiş; davasında haklı olduğu halde, terk ve feragat yolunu seçmiştir. Bu yolu seçmesiyle de, çocuğun asıl annesinin kendisi olduğunu isbat etmiştir. Çünkü ancak gerçek bir anne ‘haksızlıkla suçlanmak’ pahasına çocuğunun hayatını kurtarmayı, çocuğunun hayatı pahasına ‘haklı çıkmaya’ tercih edebilir!</p>
<p>Sevmeyi neredeyse ölümüne bağlanmak ve neredeyse boğarcasına sahiplenmek diye anlayan patolojik sevgi tariflerinin rağmına, Kur’ân hazinesinden Hz. Süleyman’ın eliyle bize sunulan bu sevgi ölçüsü, ‘ölümüne direnmek’ yerine içinde hayat olan bir tercihe yönelmeyi şiar edinmiş ruhumu ‘mertlik testine tâbi tutanlar’a karşı kalbimi serinletiyor. Terketmediği için sevdiğinin ölümüne sebebiyet vermeyi değil, sevdiğinin hayatiyeti için terk etmeyi göze alabilmenin erdemine aklımı da ikna ediyor üstelik.</p>
<p>Yine bu hikmet iledir ki, Hz. Hasan’ın zor zamanda gerçekleştirdiği ve nicelerinin akıl sır erdiremediği feragati de, eseri Risale-i Nur için ‘Hz. Hasan’ın bir manevî veledi’ de diyen Bediüzzaman’ın sözümona ‘başarısız’ gözükmeye razı olarak sergilediği geri çekilme, terk ve feragatlari de tereddütsüz bir şekilde anlayabiliyorum.</p>
<p>Hz. Süleyman’ın eliyle bize sunulan bu hikmet, öte taraftan, bu topraklarda “Ya sev, ya terk et!” söylemi üzerinden bir faşizm üretmeye çalışan milliyetçi, ulusalcı, cemaatçi her türden zavallıyı gördüğümde dudaklarımda acı bir gülümsemenin belirmesine sebebiyet veriyor. İçimden bir ses, “Seviyorsan, gerekirse terk edersin; terke zorlarken terk edemediğine göre, sevgi sınavından kalan sensin” diyor, terk etmeyi sevmenin zıddı bilen bu anlayışın sahiplerine…</p>
<p>Nitekim, sevmenin gereğinde terk ve feragati de içerdiğini bilemediği için, düz mantığına sevmek ne pahasına olursa olsun sahiplenmektir diye bildiği için, içine girdiği yüreği de, kurduğu aile hayatını da, kurulan dostlukları da, mensubu ve belki önderi olduğu camiayı da, hatta içinde bulunduğu toplumu da felâkete sürükleyen ‘sözde sevgili’lerden geçilmiyor ortalık.</p>
<p>‘Üçüncü sayfa haberleri’ni bir örnek olarak hatırlatmıştım hani.</p>
<p>Dilerseniz, ‘Ergenekon’ ve ‘ulusalcılar’ merkezli ‘birinci sayfa’ haberlerine de bu gözle bakabilirsiniz..</p>
<p>Metin Karabaşoğlu – karakalem.net</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/feragat-sevgidendir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ya Vedud Nöbeti</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/ya-vedud-nobeti/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/ya-vedud-nobeti/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Aug 2009 09:19:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ünlem]]></category>
		<category><![CDATA[Adem]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[bağışlanma]]></category>
		<category><![CDATA[Buruc suresi]]></category>
		<category><![CDATA[cennetten]]></category>
		<category><![CDATA[Dua]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Hud suresi]]></category>
		<category><![CDATA[ilahi isimler]]></category>
		<category><![CDATA[kullar]]></category>
		<category><![CDATA[merhamet]]></category>
		<category><![CDATA[Rab]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[tevbe etmek]]></category>
		<category><![CDATA[ya Vedud]]></category>
		<category><![CDATA[Yaradan]]></category>
		<category><![CDATA[yasaklı meyve]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.net/?p=219</guid>
		<description><![CDATA[Üflendiği yerden dirilen Adem&#8217;in öğrendiği kelimelere dönüp baktığımızda kelimelerin birbiri ardına sıralandığına şahit oluyoruz. Özüne indiğimiz yerde Adem&#8217;i daha iyi anlıyoruz. Adem kolay olmayan kelimeleri öğrenirken rüzgarın ardına kapılıp gidiyor zikirleri ve her isimde bir kat daha inandığının boyasına boyanıveriyor. Zor olsa gerek, bu boyanın altında Adem olabilmek. Adem seviyor ademliğini, anlamını seviyor. Her kelimenin]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">
<div id="attachment_4320" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/08/yavedud.jpg"></a></p>
<div class="mceTemp">
<dl id="attachment_4323" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px;">
<dt class="wp-caption-dt"><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/08/yavedud.jpg"><img class="size-medium wp-image-4323 " title="Yâ Vedud" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/08/yavedud-300x278.jpg" alt="yavedud 300x278 Ya Vedud Nöbeti" width="300" height="278" /></a><p class="wp-caption-text">Yâ Vedud</p></div>
</dt>
</dl>
</div>
<p>Üflendiği yerden dirilen Adem&#8217;in öğrendiği kelimelere dönüp baktığımızda kelimelerin birbiri ardına sıralandığına şahit oluyoruz. Özüne indiğimiz yerde Adem&#8217;i daha iyi anlıyoruz. Adem kolay olmayan kelimeleri öğrenirken rüzgarın ardına kapılıp gidiyor zikirleri ve her isimde bir kat daha inandığının boyasına boyanıveriyor. Zor olsa gerek, bu boyanın altında Adem olabilmek. Adem seviyor ademliğini, anlamını seviyor.<br />
Her kelimenin altından yeni bir Adem diriliyor.Kendi isimlerini, idrakinden aciz<br />
olduğumuz  mukaddes bir muhabbetle seven Allah, onların tecellisine hizmet eden mahlukatını sever.Sever,sevdirir,sevindirir&#8230;</p>
<p>(11:90) Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O&#8217;na tevbe edin. Muhakkak ki Rabbim çok merhametlidir, (müminleri) çok sever. (Hud 90)</p>
<p>Adem, cennetten çıkarıldığı günden itibaren iniler. İnlediği yerde dilini duaya<br />
bulaştırır. Öğrendiği isimlerle, Öğretene anlatır öğrendiklerini. Her inileme onu<br />
bir adım daha yakınlaştırır Baki olana&#8230; Yalnız Biri ister, Biri çağırır,  Biri talep<br />
eder, Biri görür, Biri bilir, Biri söyler&#8230;</p>
<p>Adem oluyorum bir an da&#8230; Yasaklı meyve dokunuyor dilime, mahcupluğum   yüzüme yansıyor, al al oluyor yanaklarım ve utanıyorum O&#8217;ndan. Korkuyorum,beni yakıp parça parça etmesinden değil bu korkum,şimdi anlıyorum Vedud olan Vedud luğunu alırsa kalbimden ne yaparım ben Sevmezse beni,sevindirmezse, sevdiğini bildirmezse, sevdirmezse bir et yığınından ne farkım kalır? Dua oluyor iç seslerim. Hud suresi 90.cı ayet dolaşıyor kalbime diri tutuyor beni, biliyorum ki yine O sevindiriyor beni&#8230;</p>
<p>İşte bu sevgi, bu merhamet Vedud isminden gelmektedir. Allah her bir eserini<br />
sevmekle birlikte, bu sevgi ve merhametin odak noktası, en mükemmel eser olan insandır. Çünkü, bütün ilahi isimlerin aynası, tecelligahı odur. Bir kulun kalbi isimlerle ne kadar ters düz olursa,kalp inkilap eder  (boyutuna bakıp aldanmayalım)  o  kalp ki Alemlerin Rabbine açılmış bir penceredir.O pencereden bakan göz puslu bir kareyle muhatap olmaz.Her şeyi kulları için yaratan,sadece kulunu kendi için yaradandır bu Yaradan&#8230;</p>
<p>Bazen düşünürüm kendi küçüklüğümü ve O&#8217;nun büyüklüğü arasındaki dengesizliği&#8230; Bu kadar küçük bir noktaya ihtiyacı olmadı halde, peşimde koştuğunu hayal ederim.<br />
Şımarıklıklarıma tahammül eden, avucumun arasındakileri O vermemiş gibi,hiç<br />
tükenmeyecekmiş gibi, sahiplendiğim dünyalıklarımın arasında unutuşlarımı hiçbir zaman yüzüme vurmayan, küsmeyen, kırılmayan yanlışa bir yanlış yazıp kulunun doğrusuna sayısız artılar koyan, usanmadan herkesin gittiği yerde sadece benimle kalan&#8230;<br />
Seviyor ve seviniyorum,  dil ile dillendiriyorum Buruc suresi 14 ayeti&#8230;</p>
<p>(85:14) O, çok bağışlayan ve çok sevendir.</p>
<p>Gözümü kapatınca  güzelliklere kör olmuyorum, duyuyorum hissediyorum.        O nun varlığını bilmek için O na O nun bak dediği pencereden bakmam gerektiğini anlıyorum.<br />
Sevmek razı olmak demek.Ki Efendimiz tutar ellerimden burada ve gidebileceğim tek yol onun ayak izleri&#8230; Sevmek Habibullah gibi&#8230; Seveni sevdiği ölçüde sevmek<br />
gerekirse, buna en güzel örnektir kendisi..Vedud isminin ete kemiğe bürünmüş hali&#8230;</p>
<p>Sevmek, sevinmek, sevdirmek&#8230; Sevmeyi vermeseydi, vermeyi de sevmezdi ki&#8230; Bütün mesele burada sevmeseydi neden yaratırdı ki bizi?</p>
<p>MİHRİCAN KESKİN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/ya-vedud-nobeti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şükredenlerden Suheyb, Sabredenlerden Hifa</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/sukredenlerden-suheyb-sabredenlerden-hifa/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/sukredenlerden-suheyb-sabredenlerden-hifa/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2009 10:40:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ünlem]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Sabredenlerden Hifa]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabe]]></category>
		<category><![CDATA[Şükredenlerden Suheyb]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.net/?p=137</guid>
		<description><![CDATA[Medine&#8217;nin kadınları hem güleryüzlü, hem de güzeldirler. Ancak Hifa Hatunbaşka güzeldir ve bambaşka gülümser. Öylesine sıcakkanlı ve öylesine samimidir ki kadınlar onu canları gibi severler. Oğlu, abisi, erkek kardeşi olanlar akraba olmaya kalkar, hatta bazıları beylerine ister. Onu ciddi ciddi sıkıştırır, araya hatırlıları koyup, izdivaç teklif ederler.Hifa Hatun&#8217;un methi hızla yayılır ve çoook uzaklara gider.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-138" title="klbk" src="http://www.yoremizden.net/wp-content/uploads/2009/06/klbk-150x150.jpg" alt="klbk 150x150 Şükredenlerden Suheyb, Sabredenlerden Hifa" width="150" height="150" /></p>
<p align="center">Medine&#8217;nin kadınları hem güleryüzlü, hem de güzeldirler. Ancak Hifa Hatunbaşka güzeldir ve bambaşka gülümser. Öylesine sıcakkanlı ve öylesine samimidir ki kadınlar onu canları gibi severler. Oğlu, abisi, erkek kardeşi olanlar akraba olmaya kalkar, hatta bazıları beylerine ister. Onu ciddi ciddi sıkıştırır, araya hatırlıları koyup, izdivaç teklif ederler.Hifa Hatun&#8217;un methi hızla yayılır ve çoook uzaklara gider. Bırakın hekimleri, tüccarları; vezirler, sultanlar sıraya girer. Ancak o Necaşi gibi bir İmparatoru bile reddeder sadece ve sadece Allah&#8217;ın rızasını diler. Ama taliplerin ardı arkası kesilmez. Kimi ayaklarına halılar serer&#8230; Kimi eşiğine cevahirler döker&#8230; Yüz kızıl tüylü deveyi getirip kapısına bağlayanları mı sorarsınız, yoksa saray anahtarlarını önüne atanları mı? Hifa Hatun bütün bunlara dönüp bakmaz bile, Efendimizin huzuruna çıkıp &#8220;Ey Allah&#8217;ın Resûlü&#8221; der, &#8220;bana cennete götürecek bir şeyler öğretsene.&#8221; Doğrusu o, Peygamber Efendimiz&#8217;in(sallallahu aleyhi ve sellem) &#8216;gündüzleri oruç tut&#8217; ya da &#8216;geceleri namaz kıl&#8217; gibi bir tavsiyede bulunacağını sanır ama Server-i K âinat &#8220;Önce evlenmen lâzım&#8221; buyururlar &#8220;zira bununla dininin yarısını emniyete alırsın!&#8221; Hifa, büyük bir teslimiyetle boynunu büker ve &#8220;siz kimi münasip görürseniz ben ona razıyım&#8221; der.</p>
<p align="center">
<p align="center">Mâlum, o sıradan bir hanım değildir ve onu nikahına alacak erkeğin de&#8221;özel&#8221; olması gerekir. Lâkin Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ne kimseye ümid verir, ne de kimsenin ümidini kırar. Herzamanki gibi basit ve pratik bir çare bulur &#8220;yarın sabah mescide ilk gelenle evlen&#8221; buyururlar. Bu teklifi herkesin hoşuna gider, talipler erken kalkmak için tedbirler düşünür, kendilerince hazırlık yaparlar. Bu haberi elbette Hazret-i Suheyb de duyar ama dikkate almaz. Zira o fakir ve kimsesiz biridir. Evi yurdu yoktur ve karnını zor doyurur. Kah ağaç altlarına uzanır, kâh mescid gölgelerine kıvrılır. Uzun boyuna rağmen o kadar zayıftır ki, rüzgar sert esse ayaklarını yerden kaldırır. Ama bakın şu işe ki o gece Allah ü teâlâ bütün sahabelere derin bir uyku verir, Hifa Hatun&#8217;un talipleri gözlerine çöken ağırlığa yenilirler. Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) her zamanki gibi imsak sökerken mescide gelir ve büyük bir merakla talihli sahabeyi bekler. Nitekim mescidin eşiğinde bir gölge uzar ve Süheyb içeri girer. Resulullah Efendimiz namazdan sonra Hifa Hatunu çağırtıp neticeyi bildirir. Hazret-i Hifa büyük bir teslimiyetle kabul eder. Efendimiz güzel bir hutbe okur ve nikah akidlerini yaparlar. Sonra şanslı sahabeye döner&#8221;Ey Süheyb&#8221; buyururlar, &#8221; şimdi hanımına bir hediye al ve tut elinden evine götür.&#8221;Suheyb Radıyallahu anh ellerini çaresizlikle iki yana açar.&#8221;İyi ama&#8221; diye mırıldanır, &#8220;benim ne bir dirhem gümüşüm, ne de sığınacak evim var.&#8221;</p>
<p align="center">Hifa Hatun kocasının boynunu büktürmez, ona içinde on bin</p>
<p align="center">dirhem gümüş olan süslü bir heybe gönderir ve &#8220;filanca yerdeki köşkümüsana hediye ettim&#8221; der. Alemlerin Efendisi çok hislenir onlara hayır dualar ederler. Süheyb, o gün Medine sokaklarında dolanır durur, akşama doğru utana sıkıla konağa sokulur. Kendisi için hazırlanan muhteşem sofradan ya bir, ya iki hurma alır ve &#8220;Ya Hifa&#8221; der, &#8220;biliyorum sen benim için bulunmaz bir nimetsin, ben ise senin için sadece mihnetim. Ben şükretsem gerek, sen sabretsen gerek. İster misin şu geceyi taat ve ibadetle geçirelim zira Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem) &#8220;Cennette yüksek bir çardak vardır. Orada yalnız şükredenlerle sabredenler otururlar.&#8221; buyurdular. Ve öyle de yaparlar. Seccadelerini gözyaşları ile ıslatır, kalplerini zikr ile aydınlatırlar. Cebrail Aleyhisselam olup biteni Resulullah Efendimize anlatır ve onları Allahü teâlânın cenneti ve cemaliyle müjdeler.</p>
<p align="center">Ertesi sabah, namazdan sonra Efendimiz Suheyb&#8217;i</p>
<p align="center">yanlarına oturtur &#8220;Ey Süheyb&#8221; buyururlar &#8220;geceki halini sen mi anlatırsın ben mi anlatayım?&#8221; Süheyb gözlerini kucağına indirir, zor duyulan bir sesle &#8220;Allahın Resulü en iyisini bilir&#8221; cevabını verir. Efendimiz onlara &#8220;ne mutlu size&#8221; gibilerinden bakar, &#8220;İkiniz de cennetliksiniz&#8221; buyururlar, &#8220;&#8230; ve Allahü teâlâyı göreceksiniz!&#8221; Süheyb derhal secdeye kapanır ve &#8220;Ya Rabbi!&#8221; diye yalvarır, &#8220;o ki beni mağfiret ettin, günahlara bulaşmadan canımı al!&#8221; Allahü teâlâ bu yanık duayı kabul eder, Suheyb, secdede kalakalır. Mescidde bulunanlar ağlamaklı olurlar. Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) &#8220;Size daha şaşılacak bir şey söyliyeyim mi? Şu anda Hifa Hatun da ruhunu Hakka teslim etti&#8221; buyururlar. Namazlarını, yüzü suyu hürmetine yaratıldığımız o yüce Server kıldırır. İkisini yanyana toprağa bırakırlar. Baş uçlarına küçük bir tahta çakar.</p>
<p align="center">
<p>Birine &#8221; şükredenlerden Suheyb &#8221; yazarlar, öbürüne &#8221; sabredenlerden Hifa&#8221;.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/sukredenlerden-suheyb-sabredenlerden-hifa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Terziliğe Övgü</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/terzilige-ovgu/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/terzilige-ovgu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Jun 2009 12:14:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ünlem]]></category>
		<category><![CDATA[Adem]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak-ı Muhammedi]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[aşık]]></category>
		<category><![CDATA[benlik]]></category>
		<category><![CDATA[blgisizlik]]></category>
		<category><![CDATA[canlılar]]></category>
		<category><![CDATA[cehalet]]></category>
		<category><![CDATA[cemal]]></category>
		<category><![CDATA[Cennet]]></category>
		<category><![CDATA[dost]]></category>
		<category><![CDATA[fıtrat]]></category>
		<category><![CDATA[giyinmek]]></category>
		<category><![CDATA[giysi]]></category>
		<category><![CDATA[İdris]]></category>
		<category><![CDATA[irfan]]></category>
		<category><![CDATA[kemal]]></category>
		<category><![CDATA[kumaş]]></category>
		<category><![CDATA[kurtulmak]]></category>
		<category><![CDATA[menzil]]></category>
		<category><![CDATA[meslek]]></category>
		<category><![CDATA[nefsani]]></category>
		<category><![CDATA[rasyonel]]></category>
		<category><![CDATA[samimi]]></category>
		<category><![CDATA[sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[soyunmak]]></category>
		<category><![CDATA[terzi]]></category>
		<category><![CDATA[Terziliğe Övgü]]></category>
		<category><![CDATA[zafer dergisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.net/?p=105</guid>
		<description><![CDATA[Şairin aksine, rasyoneldir terzi. Ölçer. &#8220;Ben bu adamın ölçüsünü almıştım zaten!&#8221; demez, bir daha,bir daha ölçer. Aşık terzi Ali Osman Çoban, terzinin akılcılığını mistik bir temele oturtuyor: &#8220;Her müşteri Allah&#8217;ın ayrı birtecellisidir. &#8216;Bana özel davran&#8217; diyor, çünkü özel yaratılmış.Her insan sözüyle, davranışıyla kendini gösteriyor. Konuşurken, kişi hakikatten ne kadar haberdar, bu meydana çıkıyor.&#8221;Terzilik insan fıtratına]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-106" title="terzi" src="http://www.yoremizden.net/wp-content/uploads/2009/06/terzi-150x150.jpg" alt="terzi 150x150 Terziliğe Övgü" width="150" height="150" /></p>
<p>Şairin aksine, rasyoneldir terzi. Ölçer. &#8220;Ben bu adamın ölçüsünü almıştım zaten!&#8221; demez, bir daha,bir daha ölçer. Aşık terzi Ali Osman Çoban, terzinin akılcılığını mistik bir temele oturtuyor: &#8220;Her müşteri Allah&#8217;ın ayrı birtecellisidir. &#8216;Bana özel davran&#8217; diyor, çünkü özel yaratılmış.Her insan sözüyle, davranışıyla kendini gösteriyor. Konuşurken, kişi hakikatten ne kadar haberdar, bu meydana çıkıyor.&#8221;Terzilik insan fıtratına en çok uyan, insanı tamamlayan meslektir. Bütün canlılar giysileriyle doğar. Çıplak doğan, yalnızca insan. İşlediği suça karşı, elbisesi cennette rehin kalmış! Terzi Çoban doğru söylüyor: &#8220;İdris&#8217;in çırakları olmasaydı, Adem&#8217;in çocukları çıplak kalırdı! &#8220;İdris&#8217;in çırağı isen, kumaştan çalmayacaksın. Yaptığı işin &#8220;peygamber mesleği&#8221; olduğunu düşünmek ne büyük mutluluktur! Bu bilinçle çalışırsan, Çoban&#8217;ın erdiği sırra erersin: &#8220;Giyinmek, cehalet ayıplarından kurtulmak; soyunmak ise benlik mefhumundan, nefsanî duygulardan arınmaktır.</p>
<p>Giyinmek ve soyunmak diye birbirinin zıddı tercihler yok, birbirini tamamlayan unsurlar var. Yani biz cehalet, bilgisizlik ayıplarından kurtulmak için giyinmek zorundayız. Fazıllar ahlak-ı Muhammedi ile giyinirler. &#8220;Terzi Çoban&#8217;ın kalbi aklına kement atmış: &#8220;Akılla âşık olunmaz. Fakat aklı çalıştırmadan aşk kemale ermez. Akıl ile aşk iki ayak gibidir. İki ayak sonucu menzildir, menzil ise irfan. Hayatta en güzel şey samimi bildiğin bir dostu dinlemek, onunla konuşmak, sohbet etmektir. Hayat budur, Cennet budur, cemal budur, kemal budur.&#8221; </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/terzilige-ovgu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sevmeyi Seviyorum</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/sevmeyi-seviyorum-2/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/sevmeyi-seviyorum-2/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Jun 2009 11:39:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce İklimi]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[ana]]></category>
		<category><![CDATA[Aynalı Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiği sallayan el]]></category>
		<category><![CDATA[çağ]]></category>
		<category><![CDATA[çile]]></category>
		<category><![CDATA[dünyaya hükmeder]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih]]></category>
		<category><![CDATA[gülücük]]></category>
		<category><![CDATA[hamile]]></category>
		<category><![CDATA[hisse]]></category>
		<category><![CDATA[Hüma Hatun]]></category>
		<category><![CDATA[Huriye Yılmazer]]></category>
		<category><![CDATA[ihsan]]></category>
		<category><![CDATA[iki ayaklı hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[insan olmak]]></category>
		<category><![CDATA[lerzan]]></category>
		<category><![CDATA[lokman süresi]]></category>
		<category><![CDATA[mahrem]]></category>
		<category><![CDATA[malum]]></category>
		<category><![CDATA[nazenin]]></category>
		<category><![CDATA[nemrud]]></category>
		<category><![CDATA[Rab]]></category>
		<category><![CDATA[rivayet]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[saadet]]></category>
		<category><![CDATA[sabretmek]]></category>
		<category><![CDATA[Saliha hanım]]></category>
		<category><![CDATA[sefalet]]></category>
		<category><![CDATA[seviye]]></category>
		<category><![CDATA[Sevmeyi Seviyorum]]></category>
		<category><![CDATA[sıkılmamak]]></category>
		<category><![CDATA[sıkıntı]]></category>
		<category><![CDATA[talib]]></category>
		<category><![CDATA[yar]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Sultan Selim]]></category>
		<category><![CDATA[yetişmek]]></category>
		<category><![CDATA[yetiştirmek]]></category>
		<category><![CDATA[zalim imparator]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.net/?p=98</guid>
		<description><![CDATA[Şîrler pençe-i kahrımda olurken lerzân Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek Yavuz Sultan Selim Gelemiyorum sıkıntıya, sınırlar daraltıyor rûhumu… İnsan olmak zor iş… Sabretmek, sıkılmamak, “sıkıldım” dememek, hep insanlığın bir gereğiyse eğer?! Lâkin insanlık başlığı altında olmak istemeyenlere &#8216;dünya şartlarında sefâleti saadet zannedenlere&#8217; kolay her şey!.. Hani o mâlum belgesellerdeki “iki ayaklı hayvan” tâbirini]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-100" title="yavuzselim" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/06/yavuzselim.jpg" alt="yavuzselim Sevmeyi Seviyorum" width="87" height="129" /></p>
<p>Şîrler pençe-i kahrımda olurken lerzân<br />
Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek</p>
<p>Yavuz Sultan Selim</p>
<p>Gelemiyorum sıkıntıya, sınırlar daraltıyor rûhumu… İnsan olmak zor iş… Sabretmek, sıkılmamak, “sıkıldım” dememek, hep insanlığın bir gereğiyse eğer?! Lâkin insanlık başlığı altında olmak istemeyenlere &#8216;dünya şartlarında sefâleti saadet zannedenlere&#8217; kolay her şey!.. Hani o mâlum belgesellerdeki “iki ayaklı hayvan” tâbirini haklı çıkarırcasına yaşamak… En basit, en alt, en dipsiz seviye…<span id="more-98"></span></p>
<p>Öyleyse zora tâlibim, zor olanı istiyorum. Ve Rabbimden her zorlukla beraber çifte kolaylık dileniyorum. İnsan yetiştirmek istiyorum; fıtratım gereği, yani bir hanım olarak… Biliyorum, yetişmek de gerek; hem yetişmek, hem yetiştirmek!.. Bir gayretle iki nîmet! Zira ben yetiştirirken gelişen, yeşerenim!</p>
<p>Lokman Sûresi’nde buyrulduğu gibi “hayrın hamalı”[1] olmak dileğim, şerrin değil!.. Aynalı Baba’nın sevinebileceği insan yavruları sunabilmek dünyaya[2]… Büyükler; “Beşiği sallayan el, dünyaya hükmeder.” diyor.</p>
<p>Gerçekten Fâtih değil midir, çağ açıp çağ kapayan? Rivâyetlerde anlatıldığı üzere, onu yetiştiren güzide hanım Hümâ Hatun, bilhassa hâmileliğinde hiçbir mahrem göze görünmemiş. Diğer yandan, şimdi adını hatırlayamadığım bir kitapta, Nemrud’un öz annesiyle evlendiğini okumuştum. Eski Roma’da da yaygın olan bu âdet, zâlim imparatorları, nasıl bir ruh dünyasına sahip annelerin yetiştirdiğini ortaya çıkarıyor.</p>
<p>En öncelikli olarak annelik, ardından da zevcelik, evlâtlık, sâliha arkadaş ve komşuluk vesîlesiyle kadın, toplumu derinden etkiliyor. Ya sevip sevgiyi yayıyor ya da fitnenin ve nefretin taşıyıcısı oluyor. Candan öte canım Hocam öyle diyor:</p>
<p>“–Toplumları âbâd eden de, berbâd eden de kadınlardır!”</p>
<p>Misalleri çok; Semud kavminde fitneyi çıkaran iki kadın, bir kavmin helâkinin başlangıç sebebi… Lût -aleyhisselâm-’ın karısı, lânetin habercisi oluyor. Pek çok Türk devletinin, Çin prenseslerinin fitnesiyle yıkıldığı mâlumunuz!.. Osmanlı’yı ise, kadınından ayrı anmak ne mümkün; Meryem’den ayrı anılamayan İsâ -aleyhisselâm- gibi… Âilesinin, dolayısıyla toplum yapısının sağlamlığıyla 600 yıllık, inkârı mümkün olmayan bir imza attı Osmanlı, dünya tarihine…</p>
<p>Şimdinin kadınına ise üzülüyor ve şimdinin kadını olduğum için nice zorluklarla boğuşuyorum. Kaprisin, ihtirâsın, iktidarın sembolü olmak için çırpınan kadınları gördükçe “Eyvah” diyorum, Peygamber Efendimiz’in bildirdiği zaman geldi galiba…</p>
<p>Hâlbuki sevmek de, sevilmek de kadının tabiat-ı asliyesi.. Hele ki sevmek, sevmek gibisi yok!.. Bir hanım olarak sevilmek ne kadar elzemse, sevmek, sevebileceği insanlarla olabilmek çok daha elzem… Ne kadar yakışır kadına kucaklamak, bir yavrucağın üstünü başını düzeltmek, bağrına basmak, beyinin yakasındaki tozu silme siyâsetiyle onu sahiplenmek, kaşkollar sarmak… Bir sınıfta biri düşse, ilk yardıma koşan kızlar değil midir? Ya da bir hayvancık yaralansa “Ay canım!..” deyip şefkat göstermek öncelikle erkeğe mi yakışır? Veya hemşirelik, en çok kimde güzeldir? Sevmek güzel, herkes için… Ama bu kadın için bir fıtrat… Bu yüzden fıtratını bozan kadınlardaki en büyük eksik, şefkat ve müsâmaha; en bâriz sıfat ise kapris ve bencillik… Mâsum naz kaprise, sevilme ihtiyacı bencilliğe tebdîl oluyor ve sevmek, ancak bedel karşılığı veriliyor.</p>
<p>Zor, biliyorum ama “sâliha hanım” olmak istiyorum. Herkesi ve her şeyi sevebilmek, bedelsiz… Sıkılmadan, teşekkür beklemeden, çileme râzı olarak, sevgi dolu, gülümseyerek yaşamak… Çilenin bakışlarındaki ağırlığını gördüğüm hâlde gülümseyip etrafına sıcacık sevgi iklimi yayan hanımlara hayranım. “Ben”den geçip hayatını sevdiklerine harcayan hanımlara…</p>
<p>Seviyorum, çünkü bu benim tabiatım!.. Sevilmek istiyorum, çünkü bu da benim en önemli ihtiyacım…<br />
Ey Allâh’ım! O gülücüklerle dolu, sıcacık duyguların anası, paylaşmanın en sevgili dostu, çilenin en sessiz ve teslim yâri, edebin en nâzenin evlâdı sâliha hanımlardan bir hisse de bizim gönüllerimize ihsan et… Âmin.</p>
<p>Huriye Yılmazer</p>
<p>[1] Lokman, 14.</p>
<p>[2] Aynalı Baba, Filibeli Ahmed Hilmi’nin “A’mâk-ı Hayal” (Hayalin Derinliklerinde) adlı romanının hikmet ehli kahramanı… “Hayırlı mı, yoksa şerli mi” olacakları belli olmadığı hâlde, çocuklarının doğumlarına çılgınca sevinen anne-babalara hayret eden Aynalı Baba, hikâyenin ilgili bölümünde kaderin nasıl bir meçhul olduğunu anlatmaya çalışmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/sevmeyi-seviyorum-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bence Tam Ağlama Mevsimi</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/bence-tam-aglama-mevsimi/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/bence-tam-aglama-mevsimi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Feb 2009 12:28:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssadan Hisse]]></category>
		<category><![CDATA[Ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[endişe]]></category>
		<category><![CDATA[iştiyak]]></category>
		<category><![CDATA[lâl]]></category>
		<category><![CDATA[Muhabbet]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=2582</guid>
		<description><![CDATA[Gönüldeki hüzün-keder, neş&#8217;e-sevinç, merhamet-şefkat… gibi duyguların coşup bulutlaşması ve gözler yoluyla dışa vurmasıdır gözyaşları. Tasa-elem, aşk-iştiyak, emel-ümit, firak-visal; belki bütün bunlardan daha çok da &#8220;mehâfetullah&#8221; ve &#8220;mehâbetullah&#8221; ağlatır, hisleri hüşyar ve kalb ufkunda O&#8217;na yâr olanları. Diğer ağlamalar, insanın cismanî ve ruhanî tabiatının halitasından fışkırır gelir; cibillîdir, yaygındır, için sesi değildir, dolayısıyla da sıradan sayılırlar.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter size-full wp-image-2583" title="aglamak" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/02/aglamak.jpg" alt="aglamak Bence Tam Ağlama Mevsimi " width="500" height="200" /></p>
<p><span class="KONURENK">Gönüldeki hüzün-keder, neş&#8217;e-sevinç, merhamet-şefkat… gibi duyguların coşup bulutlaşması ve gözler yoluyla dışa vurmasıdır gözyaşları. Tasa-elem, aşk-iştiyak, emel-ümit, firak-visal; belki bütün bunlardan daha çok da &#8220;mehâfetullah&#8221; ve &#8220;mehâbetullah&#8221; ağlatır, hisleri hüşyar ve kalb ufkunda O&#8217;na yâr olanları. Diğer ağlamalar, insanın cismanî ve ruhanî tabiatının halitasından fışkırır gelir; cibillîdir, yaygındır, için sesi değildir, dolayısıyla da sıradan sayılırlar.</p>
<p>Temeli iman ve mârifete dayanan, muhabbet ve aşk u şevkin tetiklediği ağlamalara gelince, bunlar, tamamen Hakk&#8217;ı bilmeye, her şeyde O&#8217;nu duymaya, miadı meçhul vuslat hülyalarıyla oturup kalkmaya ve O&#8217;na karşı mehâfet ve mehâbetle tir tir titreyip sürekli O&#8217;nun huzurunda saygıyla köpürüp durmaya bağlıdır. Sınırlıdır; çok az bahtiyara nasip olmuştur.. ve devamı da, nazarların her şeyde O&#8217;nu okumasına, O&#8217;nu duymasına, O&#8217;nu talep etmesine, O&#8217;nu bilmesine ve O&#8217;nu söylemesine vâbestedir. Bilen alâka duyar, ruhta alâka derinleştikçe sevgiye dönüşür ve zamanla bu sevgi, önü alınmaz bir aşk u iştiyaka inkılâp eder. Artık böyle biri bîkarardır, gezer çölden çöle ve &#8220;Leylâ&#8221; der ağlar.<span id="more-2582"></span></p>
<p>Kendi uzaklığını aşmak için sürekli gerilim içindedir.. her zaman O&#8217;nu söyleyen izlere, emarelere yüz sürer durur.. bazen kâinat kitabıyla hasbıhâl eder; bazen eşya ve hâdiseleri O&#8217;nun mesajları gibi okur, koklar, gözlerine sürer.. bazen O&#8217;nun beyanı karşısında rikkate gelir, gözyaşlarıyla soluklanır.. bazen de O&#8217;ndan söz eden dellâllara takılır kalır ve hep derin bir aşk u alâka ile nefes alır-verir. Bu, sanatta Sanatkâr&#8217;ı duyup sezme, karşılaştığı güzelliklerde Güzeller Güzeli&#8217;ne uyanma, O&#8217;nu çağrıştıran her şeye kulak verip saygıyla O&#8217;nu dinleme ve O&#8217;ndan ötürü her nesneye derin bir alâka ve sevgi duyarak hayatını bir aşk u muhabbet dantelâsı gibi örgülemeye çalışanların hâlidir.</p>
<p>Bu derinlikte olmasa da, dost ve yakınların firkat ve vuslatları anında da gönüller heyecanla köpürür ve gözler yaşlarla dolar; bu da bir ağlamadır ama, ötede her ağlamanın kıymeti, âh u efgân edenin duygu ve düşünce ufkuna göre değerlendirilir: Haşyet ve murâkabe duygusuyla içlerini döküp ağlayanlar, ya da &#8220;Dertliyim dersen belâ-yı dertten âh eyleme / Âh edip ağyârı âhından âgâh eyleme!&#8221; mülâhazalarıyla içinden yükselen köpük köpük heyecanları sinelerine gömüp yutkunanlar, Sevgili kapısının gözü sürmeli sadık bendeleridirler ve sırlarını bir namus bilir, onu kendi gözlerinden bile kıskanırlar. Bunların ağlamaları da susmaları da derin ve mânâlıdır.</p>
<p>Aksine, kalbden kopup gelmeyen tekellüflü ağlama görüntüleri ise göze cefa, gözyaşlarına saygısızlık ve insanları da birer aldatma vesilesidirler; dolayısıyla da böyle zorlamalı bir ağlama cehdi, sadece şeytanı sevindirir ki bu da cehennemleri söndürebilecek bir iksiri riyayla kirletip işe yaramaz hâle getirmek demektir.</p>
<p>Musibet ve belâlar karşısında, rızasızlığa ve itiraza benzeyen ağlamalar haram; yarınlar endişesiyle kıvranıp âh u vah etmek bir ruhî maraz, fevt ettiği şeyler karşısında sızlanıp durmak da boş bir telaş olduğu gibi gözyaşları adına da bir israftır.</p>
<p>Hazreti Yakub&#8217;un Yusuf ve Bünyamin&#8217;e ağlaması, babalık hissi ve şefkattendi; kim bilir belki de bu Yüce Nebi&#8217;nin ağlamaları, onları gelecek adına medar-ı ümit görmesi veya Allah nezdindeki konumları açısındandı. Eğer böyleyse -ki biz öyle olduğunu düşünüyoruz- bu kabîl ağlamaların da mahzuru olmasa gerek. Buna karşılık Yusuf&#8217;un kardeşlerinin, babalarının yanında ağlama numarası yapmaları ise, fiilî bir yalan ve bir aldatmaydı ki, günü geldiğinde Yusuf onlara: &#8220;Bugün sizi kınayacak değilim; ben hakkımı helâl ettim; Allah da sizi affetsin.&#8221;1 diyecekti. Onlar da &#8220;Tallahi lekad âserakâllahu aleynâ – Yemin olsun ki Allah seni bize üstün kılmıştır.&#8221;2 ile ona mukabelede bulunacaklardı.</p>
<p>Allah için ağlama, O&#8217;na karşı olan aşkın iniltileridir. İçinde hararet olanın gözünde de yaş olur; aksine gözleri çöller gibi kupkuru kimselerin içlerinde de hayat yoktur.</p>
<p>Hüzün ve gözyaşı, enbiyanın en önemli vasfıdır; Âdem Nebi ömür boyu sızlandı durdu. Nuh Peygamber&#8217;in ağlamaları ise âdeta bir feryad u figân tufanıydı. İnsanlığın İftihar Tablosu, hep duygularının şiirini gözyaşlarıyla solukladı. Bu itibarla da O&#8217;na bir hüzün ve ağlama Peygamberi demek yanlış olmasa gerek. O bir gün, &#8220;Eğer onlara azap edersen, şüphesiz onlar Senin kullarındır; şayet mağfiret buyurursan hiç kuşkusuz Azîz Sensin, Hakîm Sensin.&#8221;3 meâlindeki âyetle &#8220;Rabbim! O putlar insanlardan çoğunu baştan çıkardı; bundan böyle kim benim izimce yürürse o bendendir. Kim de isyan ederse Sen Gafûr&#8217;sun, Rahîm&#8217;sin.&#8221;4 mânâsına gelen âyetleri tekrar edip sabaha kadar ağladı. Cibril, Allah&#8217;ın emriyle bu ağlamanın sebebini Allah&#8217;a ulaştırınca da Cenâb-ı Hak: &#8220;Ümmetin hakkında seni mahzun etmeyeceğim.&#8221; bişaretiyle O&#8217;nun gönlüne su serpip bu feryad u figânı durdurdu.5</p>
<p>O hep hüzün ve tefekkürle oturur kalkar ve çok defa düşünür sonra da ağlardı. Yer yer bişaret alıp sevindiği olsa da, her zaman bir bülbül gibi içini döker ve sızlardı. Bülbül güle konduğu zaman bile çığlık çığlık feryat eder. O, âdeta âh u zâr için yaratılmış gibidir. Kargaların öyle bir derdi yoktur; saksağanlarsa sadece yem başında seslerini yükseltirler.</p>
<p>Hüzün ve ağlama, hak dostlarının her zamanki hâli ve gece-gündüz inleyip durma da Hakk&#8217;a ulaşmanın en kestirme yoludur. Âşığı gözyaşlarından ötürü ta&#8217;n edenler kendi hamlıklarını mırıldanmış sayılırlar. Hasretle yanan sinelerden bir şey anlamayanlar da ötede hasret ve hicran içinde sabahlar-akşamlarlar.</p>
<p>Kur&#8217;ân sık sık ciğeri kebap, gözleri giryan insanlara dikkat çeker ve her zaman onların örnek alınmasını salıklar:</p>
<p>O, ruhun selâmeti adına, ahiret yurdu hesabına, Hak mehâfeti ve mehâbeti ya da günahların kahrediciliği karşısında ağlayan gözleri takdirlerle yâd etme sadedinde: &#8220;O rabbânîler, kitaplarında geleceği vaadedilen Peygamber&#8217;i (Kur&#8217;ân&#8217;ın soluklarıyla) dinlediklerinde, ağlayarak çeneleri üzere yere kapanır ve içlerinde her an artıp duran bir huşû yaşarlar.&#8221;6 der ve Allah yolunda dökülen gözyaşlarını O&#8217;na arz edilmiş bir münâcât armağanı gibi değerlendirir.</p>
<p>Allah, Meryem sûresinde değişik nebileri özel hususiyet ve fâikiyetleriyle bir bir tebcil, takdir ve tahsin ettikten sonra: &#8220;Bunların hemen hepsi, kendilerine Rahmân&#8217;ın âyetleri okununca hıçkırıklarla secdeye kapanırlar.&#8221;7 diyerek konuyu âh u efgân etme fasl-ı müşterekiyle noktalar.</p>
<p>Önceki din ve başka kitaplarla ilk tenbihini almış olan, müteâkiben Son Peygamber&#8217;den son mesajı dinlerken hâlden hâle giren eski mü&#8217;min, yeni mûkinleri tebcil sadedinde de Kitab-ı Mübîn: &#8220;Onlar, Peygamber&#8217;e inen Kur&#8217;ân&#8217;ı dinlediklerinde ondan anlayıp zevk ettikleri haktan ötürü sen onların gözlerinin yaşlarla dolup taştığını görürsün.&#8221;8 şeklinde ferman ederek, gözyaşlarının nezd-i ulûhiyetteki önemini ihtar eder.</p>
<p>Keza Kur&#8217;ân, Allah yolunda mücahede için gerekli imkâna sahip olamadıklarından ve bu konuda kendilerine bir el uzatılamadığından dolayı &#8220;Habibim! Sen onlara: Size binek olarak verecek bir şey bulamıyorum, dediğinde, (düşmanla savaşa iştirak edemediklerinden ötürü evlerine) gözleri yaşlarla dolu olarak döndüler.&#8221;9 fermanıyla daha başka gözyaşı kahramanlarını nazara verir ve semanın takdirleriyle o kırık kalbleri teselli eder.</p>
<p>Ağlamanın rabbânîlere mahsus bir hâl olduğunu hatırlatmanın yanında, hayatı oyun ve eğlence sanıp ömürlerini gülüp oynamakla geçirenler hakkındaki ikaz ve tenbih de yine Kur&#8217;ân&#8217;a ait. Kur&#8217;ân: &#8220;Gayrı bunlar kazandıkları onca negatif şeyden ötürü az gülsün ve çok ağlasınlar.&#8221;10 irşadıyla ağlamanın önemine farklı bir göndermede daha bulunur.</p>
<p>Kur&#8217;ân onlarca âyetle ve farklı üslûplarla hep aynı gerçeği hatırlatır ve bize, konumumuza göre bir duruş belirlememizi salıklar.</p>
<p>Kur&#8217;ân&#8217;ın bu ısrarlı tenbihleri karşısında onun aydınlık ruh mübarek Mübelliği de hayat-ı seniyyelerini hep bu çizgide sürdürür:</p>
<p>O, arkadaşlarına yer yer: &#8220;Müjdeler olsun nefsine hâkim olana! Müjdeler olsun (misafir kabul etme adına) evini geniş ve müsait tutana! Müjdeler olsun hataları karşısında gözyaşı dökenlere!&#8221;11 diyerek âdeta üç basamaklı bir miraç yolunu gösterir ve onları kendi ufkuna çağırırdı; çağırır ve &#8220;Eğer bildiğimi bilseydiniz, az güler, çok ağlardınız.&#8221;12 gibi ifadeleriyle de arkadaşlarının nazarlarını fizik ötesi dünyalardaki ürpertici şeylere çevirirdi.</p>
<p>Onlara, hep âh u vâh edip ağlamayı salıklar ve riya ile kirlenmemiş, haşyetle dökülen gözyaşlarının ilâhî azaba karşı bir sütre olabileceğine dikkatlerini/dikkatlerimizi çeker: &#8220;İki göz vardır ki ötede onlara ateş dokunmaz: Biri, Allah karşısında haşyetle yaş döken göz, diğeri de hudut boylarında ve düşman karşısında ayn-ı sâhire.&#8221;13 diyerek irşadda bulunurdu.</p>
<p>Bu mazmunu farklı bir üslûpla vurguladığı bir başka münasebetle &#8220;Memeden çıkan sütün dönüp memeye girmesi nasıl mümkün değildir; (âdet-i ilâhî açısından) öyle de, haşyetullahla ağlayıp inleyenin de Cehennem&#8217;e girmesi asla söz konusu olamaz.&#8221;14 der ve gözyaşlarının nezd-i ilâhîdeki kıymetine vurguda bulunur.</p>
<p>Hele bir de bu ağlayıp sızlama, halka kapalı Hakk&#8217;a açık yerlerde gerçekleştiriliyorsa.. doğrusu böyle bir şeyi değerlendirecek bir kıstas bilmediğimi itiraf etmeliyim&#8230;</p>
<p>O her yerde ve her zaman bu kabîl şeyleri hatırlatıyordu ve hatırlattığı şeylerin de gerisinde değil, her zaman önünde olurdu; evet O namaz kılarken, iç ağlamalarından ötürü, sinesinde âdeta değirmen taşlarının çıkardığı ses gibi bir ses duyulurdu.15</p>
<p>İbn Mesud&#8217;a, kendisine bir miktar Kur&#8217;ân okumasını emretmişti, o da Nisâ sûresinden bir kısım âyetler okuyup da nihayet &#8220;Her ümmetten bir şahit (peygamber), seni de bunların üzerine şahit getirdiğimiz zaman bakalım nasıl olacak!&#8221;16 meâlindeki fermana geldiğinde eliyle işaret edip kesmesini söyledi. İbn Mesud diyor ki, &#8220;Dönüp baktığımda gözleri şakır şakır yaş döküyordu.&#8221;17</p>
<p>O yaş döküyordu da, o seçkinlerden seçkin arkadaşları sessiz mi duruyordu? Hayır! Onlar da ağlıyor ve bazen de ağlamaları âdeta bir âh u vâh korosuna dönüveriyordu. &#8220;Siz, bu sözü mü (Kur&#8217;ân) tuhaf buluyorsunuz; (bulup da) ağlayacağınıza gülüyorsunuz?&#8221;18 meâlindeki âyetleri onlara hatırlatınca, hepsi birden hıçkıra hıçkıra ağlamaya durdu. Bu manzara karşısında O da bu âh u efgâna iştirak edip gözyaşları dökmeye başladı. Bu defa da O&#8217;nun ağlamalarıyla rikkate gelen ashab bütünüyle kendilerini ağlamaya salıverdiler.19 Zaten onlar her zaman ağlayıp inlemişlerdi; evet bazen iman ve mârifet neşvesiyle, bazen aşk u iştiyak şivesiyle, bazen işlerine hata bulaşmış olabileceği endişesiyle, bazen öteler ve akıbet korkusuyla, bazen de ufuklarının kararmasıyla hep ağlar ve sürekli niyaz buğulu feryatlarla rahmet arşına yönelirlerdi.</p>
<p>Aslında, Allah&#8217;a en hızlı ulaşan dua ve niyazların kaderi de büyük ölçüde iç sızlamalarına ve gözyaşlarına bağlanmıştır; bağlanmıştır zira gönül heyecanlarını gözyaşlarından daha seri, daha duru aksettirecek bir başka şey göstermek mümkün değildir.</p>
<p>Gönülden hıçkırıkların bayrak çektiği yerlerde, günah orduları tarumar olur gider. Hüşyar gönüller, gelip vicdanlarına çarpan bu tür kabul esintileriyle âdeta berd ü selâm yaşar ve serinlerler.</p>
<p>Hayatlarını Allah için hep âh u vâhla geçirenler, gök ehlince sadakat ve aşk bülbülleri sayılırlar. Onlar şakıdıklarında bütün ruhanîler seslerini keser ve onları dinlemeye koyulurlar. Ağlama eğer bu şekilde, gözler yoluyla gönlün köpüren çağlayanları ise, insan onu ebediyete bağlayıp fevkalâde bir gizlilik içinde Ebedler Sultanı&#8217;na sunmalı; riya ve süm&#8217;a ile kirletilerek Cehennem söndüren o çağlayan, bir kezzaba döndürülmemelidir.</p>
<p>Işığını kaybetmiş ve her yanıyla toz-duman bir dünyada yaşıyoruz; hepimiz birer ağlama bülbülü edasıyla başlarımızı mum gibi önümüze eğip bin bir isyan ve günahlarımızı düşünerek öyle bir çığlık koparmalıyız ki, bütün gök ehli ellerinde nurdan çerağlar bu ağlama şölenine koşup gelsin. Ateşin bacayı sardığı şu günlerin, tam gözyaşlarıyla boşalma zamanı olduğunu düşünüyorum. Gözyaşları her türlü şeytanî oyunun büyüsünü bozacak sihirli bir iksirse –ki öyledir– gezip durduğumuz, oturup kalktığımız her yerde kaba sevinçlerle tepinme yerine gözyaşlarıyla serinlemeye çalışmalı ve hep ağlamalarla âh u efgânları dindirme yolunda koşmalıyız.</p>
<p>Hak dostlarına göre gözyaşları, İsa Nebi&#8217;nin nefesi gibi, cansız cesetlere can olma sırrını taşımakta ve âb-ı hayat gibi, ulaştığı her yerde hayatla çağlamaktadır. Halka kapalı Hakk&#8217;a açık gece koylarını ağlamalarıyla derinleştirenler ve çığlıklarıyla ruhlarına feryat mûsıkîsi dinletenler bugün olmasa da yarın mutlaka dirilirler ve gezdikleri her yerde hayat soluklar dururlar.</p>
<p>Seccadeler kuruyalı yıllar oldu; seneler var, kulaklarımız gönül çığlıklarına hasret.. çöller gibi kupkuru atmosferimiz.. hicranla yanan sinelerin nasıl yandığını hissetmiyor gibiyiz.. çehrelerimiz âdeta birer buz parçası, bakışlarımız da bütün bütün anlamsız.. sinelerimizde kıvrandıran acıdan iz yok.. simalarımızsa asla inandırıcı değil. Bu gafletle geleceğe yürümemiz, yürüyüp varlığımızı sürdürmemiz çok zor olsa gerek&#8230;</p>
<p>Gözlerimizin yaşı dindiği günden beri, göklerin bereket pınarları da bir mânâda kurudu. Artık yağmıyor ilham yağmurları; bitmiyor güller, lâleler; gökten gelen ışıklar aksak ve vakit vakit esen yeller de perişan.. sema sakinleri âh u efgâna susamış.. bulutlaşacak rahmet durmuş gözyaşlarından imdat bekliyor.. Zihnî deyişiyle: &#8220;Gül ile sümbülü sanki hâr almış / Süleyman tahtını siyah mâr almış / Zevk u şevk ehlini âh u zâr almış / Gama tebdil olmuş ülfetin çağı&#8230;&#8221; Kim bilir belki ruhanîler de &#8220;iş başı&#8221; demek için bizden gözyaşı bekliyorlar. İhtimal biz dört bir yanımızı kuşatan dertlerden âh u vâh edip ağlayınca, melekût ufku da tül tül rahmet yüklü bulutlarla dolacak ve gözyaşlarımızın önünde sürüklenen günahlarımızı, isyanlarımızı, saygısızlıklarımızı, densizliklerimizi gördükçe onlar da sevinç neşîdeleriyle coşacak ve şefkatle üzerimize boşalacaklar..!</p>
<p>İhtimal bazen bizler, mevlid meclislerinde -şerefi mevlide ait- gül sularını yüzlerimize-gözlerimize sürdüğümüz gibi, gök ehli de, hicranla yanan sinelerin soluklanmaları sayılan gözyaşlarını yüzlerine-gözlerine sürüyor ve bunu kendilerine sunulmuş en değerli bir armağan sayıyorlardır&#8230;</p>
<p>Günahlarımız, hatalarımız dağlar cesametinde; nedametlerimiz, nedamet gözyaşlarımız riya ve süm&#8217;a edalı; gönüllerimizde ızdıraptan eser yok; ağlayıp sızlamalarımız büyük ölçüde dünyevî ve ma&#8217;siyet televvünlü. Bu vaziyette bizim başka şeye değil, birkaç asırlık kirlerimizi arındıracak pişmanlık gözyaşlarına ihtiyacımız var. İhtimal ancak onlarla tevbe kapısına ulaşabilir ve onlarla ziyan olmuş ömrümüzü yeniden inşa edebiliriz.</p>
<p>Âdem Nebi, gözünde büyütüp Everest tepesi hâline getirdiği sürçmelerini gözyaşlarıyla eritip yerle bir etti; çıtır çıtır yanıp da etrafa kokular saçan öd ağacı gibi, o da içten içe yanıp çevresine saldığı nedamet iniltileriyle ruhanîlerin, meleklerin metâfı olma ufkuna yükseldi. Gün gelip çile bitince de, doğan her gün artık onun affına ferman renkleriyle tülleniyordu.</p>
<p>Bunca günah, bunca ma&#8217;siyet ve o ölçüdeki hicrandan sonra zannediyorum bize de hep yalnızlık koylarını kollamak ve gecelerin siyah örtüsünü başımıza çekerek, Hak tecellîlerine açık, o kimsenin göremeyeceği yerlerde başımızı yere koyup hıçkıra hıçkıra ağlamak düşüyor. Vefasızlığımıza, bir türlü samimî olamayışımıza, yürüdüğümüz yolda sürekli zikzaklar çizişimize, durduğumuz yerin hakkını veremeyişimize, mazhariyetlerimize göre sağlam bir duruşa geçemeyişimize ve bizim gibi davrananların münasebetsizliklerine öyle bir ağlamalıyız ki, vazifesi ağlamak olan gök ehli dahi bundan böyle hep bizim çığlıklarımıza gözyaşı döksünler&#8230;</p>
<p>Evet biz, bize bahşedilen yerimizi koruyamadık, durduğumuz yerde kararlı, şuurlu ve ihlâs derinlikli duramadık. El elden çözüldü, yâr elden gitti, gülleri hazan vurdu, bülbüller âha düştü. Çeşmeler kesildi çaylar kurudu; âdeta her yanda dikenler salınıyor ve her tarafta saksağan sesi. Gönüllerimizin diliyle bir şeyler söylemeli, hasret ve heyecanlarımız üzerine gözyaşı iksirleri saçarak bu kurumuşluğa bir son vermeliyiz.</p>
<p>Yaratan bize vücud, hayat, his, şuur, idrak&#8230; gibi nimetler lütfederek, bizi donanımımıza göre yaşama ufkuna yönlendirdi. Bizse her şeyi hevâ ve hevesimize kurban ederek, konduğumuz yerin çok gerisine, gerilerin de gerisine çekilerek insanca yaşamayı kirlettik ve kirlendik. Hiç olmazsa bundan sonra olsun, ömrümüzü kalbimizin çizgisinde yaşama azmi göstermeli değil miyiz..!</p>
<p>Gelin, bugüne kadar gülüp eğlenmelerimize karşılık biraz da feryad u figân türküleri söyleyelim.! Nefsânî yaşamaya veda edip biraz olsun dertlenerek hayatın başka renklerini de duymaya çalışalım.! Dert söyleyip dert dinleyelim ve dertlileri dinleyene yakın durma yollarını araştıralım..!</p>
<p>Ömrümüzün işe yarar günleri büyük ölçüde boşuna gitti. Artık ufukta bu hayat gündüzünün gecesinden emareler var. Bundan böyle bize kalkıp o uzun gece için, sönmeyen bir çerağ tutuşturmak düşüyor. Bundan sonra olsun, kendimize gelmeli, dağınıklıklardan sıyrılmalı, özümüze dönmeli ve ciğerlerimizin hasretini gözyaşlarıyla soluklamalıyız.. ve bilmeliyiz ki, Hak katında toprağın bağrına, gözyaşlarından daha aziz hiçbir şey damlamamıştır. Bugün toprağa dökülen o damlalar, çok yakın bir gelecekte her tarafı İrem bağlarına çevirecektir. Gel, çöllerden daha kuru şu beyâbanda herkese gözyaşlarının sâkisi olalım ve güftesi heyecan, bestesi ağlama en taze meyvelerden çevremize yepyeni ziyafetler tertip edelim&#8230;</p>
<p><em>*Bu yazı, Yağmur dergisinin Ekim-Kasım-Aralık 2002 tarihli 17. sayısından alınmıştır.</em></p>
<p><strong>Dipnotlar</strong><br />
1. Yusuf sûresi, 12/92.<br />
2. Yusuf sûresi, 12/91.<br />
3. Mâide sûresi, 5/118.<br />
4. İbrahim sûresi, 14/36.<br />
5. Müslim, İman 346.<br />
6. İsrâ sûresi, 17/107-109.<br />
7. Meryem sûresi, 19/58.<br />
8. Mâide sûresi, 5/83.<br />
9. Tevbe sûresi, 9/92.<br />
10. Tevbe sûresi, 9/82.<br />
11. Münzirî, et-Tergib ve&#8217;t-Terhib 4/116.<br />
12. Buhârî, Küsûf 2; Müslim, Fezâil 134.<br />
13. Tirmizî, Fezâilü&#8217;l-Cihad 12.<br />
14. Tirmizî, Fezâilü&#8217;l-Cihad 8; Nesâî, Cihad 8.<br />
15. Ebu Davud, Salât 157; Nesâî, Sehiv 18.<br />
16. Nisâ sûresi, 4/41.<br />
17. Buhârî, Fezâilü&#8217;l-Kur&#8217;ân 33; Müslim, Salâtü&#8217;l-Müsâfirîn 247.<br />
18. Necm sûresi, 53/59-60.<br />
19. Beyhakî, Şuabü&#8217;l-İman 1/489.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/bence-tam-aglama-mevsimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ve Allah Anneyi Yarattı</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/ve-allah-anneyi-yaratti/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/ve-allah-anneyi-yaratti/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2009 13:41:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[ümit şimşek]]></category>
		<category><![CDATA[zafer dergisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=2543</guid>
		<description><![CDATA[ALLAH BUYURDU: “Rahmetim herşeyi kuşatsın.” Ve bardaktan boşanırcasına yağdı rahmet yeryüzüne. Ezelî ve sınırsız rahmetin bir parıltısı, dağları ve denizleri kuşattı. Annelerin ve babaların yüreğine aktı, sinelerinden fışkırdı. Yavru kuşlar ve yavru balinalar beraberce beslendiler o pınardan. Okyanuslar ve karalar o rahmetin neş’esiyle şenlendi. Yumurtalar o neş’eyle çatladı, memeler o neş’eyle dolup dolup boşaldı. Anne]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-2544" title="anne" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/02/anne-216x300.jpg" alt="anne 216x300 Ve Allah Anneyi Yarattı" width="216" height="300" />ALLAH BUYURDU: “Rahmetim herşeyi kuşatsın.”<br />
Ve bardaktan boşanırcasına yağdı rahmet yeryüzüne.</p>
<p>Ezelî ve sınırsız rahmetin bir parıltısı, dağları ve denizleri kuşattı.</p>
<p>Annelerin ve babaların yüreğine aktı, sinelerinden fışkırdı.</p>
<p>Yavru kuşlar ve yavru balinalar beraberce beslendiler o pınardan. Okyanuslar ve karalar o rahmetin neş’esiyle şenlendi. Yumurtalar o neş’eyle çatladı, memeler o neş’eyle dolup dolup boşaldı.</p>
<p>Anne ayı ve baba penguen, o neş’eyle yemek yemeyi unuttu. Üç ay boyunca biri yumurtayı beklerken, diğeri yavrusunu emzirdi. Baba balık, ağzındaki yumurtaların başına birşey gelmesin diye 80 gün boyunca aç dolaştı.</p>
<p>Hepsi de yalnız rahmetle beslendiler.<span id="more-2543"></span></p>
<p>Yumurtasının kabuğunu kırıp bilmediği bir dünyaya gözünü açan kuş, rahmeti başucunda kanat çırparken buldu. Kanguru yavrusunun elinde harita vardı; o da tırmanıp anneciğinin kesesinde rahmetin sıcaklığıyla kucaklaştı. Yavru fil çayırın üzerine düştüğü zaman anne ve teyzeler şeklinde tecessüm etmiş bir rahmet halkasıyla karşılaştı. Yavru balina ağzını açtığında, mikroskopik planktonları günde 700 kilo süte çeviren rahmetin denizaltında bir şelâle gibi coştuğunu gördü.</p>
<p>Milyonlarca türden sayısız yavruların o rahmeti alkışlayan çığlıkları, gökyüzünden yüz milyar kere yüz milyar gözlerle dünyayı seyreden âlemlerde yankılandı.</p>
<p>Yıldızlar bir Cennete baktı, bir yeryüzüne. Ve bir cilvesinden bir Cennet çıkan rahmetin, bu minik gezegenin dağlarından, ormanlarından, çöllerinden, çalılıklarından, ırmaklarından ve denizlerinden rengârenk çağlayışını seyretti.</p>
<p>DÜNYAYI anlamak istiyorsanız eğer, hayata bakın. Hayatı anlamak istiyorsanız, annelere ve babalara bakın. Çünkü bir canlı ekseriyetle ya anne olmak için doğar, ya da baba olmak için.</p>
<p>Dünyanın niçin göklere denk bir kıymet aldığını ancak o zaman anlarsınız. Kendisini sayısız aynalarda birden seyretmek isteyen bir güzelliğin merhamet ve şefkat suretine büründüğünü gözünüzle görürsünüz. Bir parıltısıyla canlılar dünyasını birbirine bağlayan bir muhabbet deryasında yaşadığınızı bilirsiniz.</p>
<p>Ve bu minik gezegene gözlerini dikmiş milyarlarca yıldızla beraber, dünyanın simasında “Rahmetim herşeyi kuşatmıştır” âyetini okursunuz.</p>
<p>Fakat bir yavruda bütün yavruları, bir annede bütün anneleri görmek şartıyla. Yoksa tek bir annenin yüreği, kâinatı kuşatan bir rahmeti size nasıl anlatsın?</p>
<p>BİR SELİMİYE, o muhteşem zarafetinin lisanıyla, “Benim mimarım ancak Süleymaniye’nin mimarı olabilir” der. Çünkü ikisinde de aynı sanatkârın fiili görünür.</p>
<p>Kanatlarının altındaki yavrularıyla birlikte poz veren anne kuşun bakışında da aynı ifade vardır: “Bütün annelerin ve bütün yavruların Rabbinden başkası bize rab olamaz.”</p>
<p>Çünkü annelerde ve yavrularda hükmeden fiiller dünyanın her yerinde birdir. Öyleyse bütün bunların tek bir faili olabilir. İşte:</p>
<p>1.Bütün annelerin hizmeti, yavrunun mutlak ihtiyaç içinde bulunduğu bir sırada, tam zamanında gelir. Herşeyden âciz bir şekilde, hiç bilmediği bir dünyaya gözünü açtığı dakikada bir yavrunun başucunda bir anne görmesi ve sadece kendisi için özel olarak hazırlanmış rızkını ya onun gagasında, ya da sinesinde bulması, bütün canlılar dünyasını kuşatan tek bir fiildir. Bu fiilin faili hem vardır, hem birdir, hem de bütün yavruları kuşatan bir rahmet ve şefkatin yegâne sahibidir.</p>
<p>2. Denize açılan bir kanalizasyon borusunun ortasından bembeyaz bir süt fışkırdığını görsek bile inanmayız. Bir de anne vücudunda, sütün üretildiği yere bakın: kan ve fışkının tam ortası! Bu iki pisliğin içinden özel arıtma tesisleriyle süzülen, inceden inceye elenerek ölçülüp biçilen ve sadece o yavrunun ihtiyaçlarına göre terkip edilerek proteini, kreması, tuzu, şekeri en hassas terazilerle tartılan tertemiz bir gıdanın, yüz binlerce memeli türüne mensup sayısız annelerde birden aynı özenle üretilerek bulanmadan ve kirlenmeden yavrunun ağzına akıtılabileceğine kim ihtimal verebilir? Halbuki bu fiil vardır ve denizin dibinden dağın başına kadar dünyanın her yerinde birdir. Öyleyse bu fiilin faili de birdir; üstelik bütün yavruların bütün ihtiyaçlarını en ince ayrıntılarına kadar bilen bir ilmin ve bu ihtiyaçları en umulmadık bir yerden, hiç akla gelmeyen bir tarzda ve en mükemmel şekilde gönderen bir hikmet ve rahmetin sahibidir.</p>
<p>3. Bir annenin veya babanın bütün gayreti, yavrunun yaratılışındaki en mükemmel noktaya ulaşmasına hizmet etmekten ibarettir. Herşeyden âciz bir şekilde dünyaya gelen yavru, kendisinin her ihtiyacını karşılamak için çırpınan, kendisini besleyen ve büyüten bir anne ile baba sayesinde yetişir, olgunlaşır ve kendisinden beklenen fonksiyonları yerine getirecek mükemmel bir seviyeye ulaşır. Bütün yavruların birden bu şekilde merhametle ve ihtimamla yetiştirilmelerine baktığınız zaman, bütün canlılar dünyasına hükmeden bir “terbiye” fiili de bütün parlaklığıyla karşınızda beliriverir. Madem ki bu fiil vardır ve birdir; öyleyse herşeyi kuşatan bir rubûbiyetin eseridir.</p>
<p>4. Bir annenin fedâkârlığı sınır tanımaz. Yavrusunu korumak için eğer kendisini fedâ etmek gerekiyorsa eder. Bu öyle bir sırdır ki, en canavar bir hayvanı kendi yavrusu karşısında uysallaştırırken, en uysal ve çekingen bir hayvandan da yavrusunu savunma ânında bütün dünyayı karşısına alabilecek kahraman bir muharip çıkarır. Tehlikeyi sezdiği anda yavrularını çalılığın ardına saklayıp düşmanı kendi peşine takarak oradan uzaklaşan anne keklik, bu davranışıyla, “Ne pahasına olursa olsun yavrular korunacak” emrine hayatı pahasına uyan anneler ordusundan bir fert olduğunu gösterir. Aynı anda, her yerde, bütün yavrular üzerinde cereyan eden bu “koruma” fiili ise, bütün yavruları kuşatan bir rahmet ve hafîziyetin ve bütün anneleri birden emri altında tutan bir irade ve kudretin habercisidir.</p>
<p>5. Anne ile yavru doğum ânında tanışırlar. Daha evvel yumurtasının veya karnının içindekini hiçbir anne bilemez. Fakat tanıştıkları anda, bir dakika evvel mevcut olmayan yavru ile anne arasında âdetâ “hiçten” ortaya çıkan bağ, dünyada hiçbir şeyin koparamayacağı kuvvettedir. Her an yeryüzünde böyle nice bağlar kurulur. Yumurtalardan ve rahimlerden çıkan milyonlarca yavru ilk defa gördüğü annesine, milyonlarca anne de ilk defa gördüğü yavrusuna, sanki ezelden gelen bir beraberlikleri varmış gibi bağlanır. Hiçbir saniye yoktur ki, dünyanın karaları ve denizleri, böyle sayısız kucaklaşmalara şahit olmasın. Her yerde, her an görülen bu fiil de madem ki vardır ve tektir; öyleyse rahimlerde olanı bilen ve yeryüzünü mütemadiyen muhabbet ve şefkatle çalkalayıp yoğuran bir Fâil de vardır.</p>
<p>6. Annenin hizmeti karşılıksızdır. Yavrusunu besler, büyütür, yetiştirir; sonra yavrular uçar, gider. Sonra yeni yavrular gelir. Birbiri ardınca gelip giden yavrular uğruna çırpınan, zahmet çeken, tahammülü imkânsız açlıklara katlanan, gerekirse hayatını fedâ eden anne, bütün bunları hiçbir karşılık beklemeden ve görmeden yapar. Bunu yaptıran ise, aşkın da ötesinde bir iştir; çünkü âşık sevdiğinden karşılık ister. Öyleyse, bütün annelerin kalplerini birden tek bir kalp gibi kuşatan ve dolduran, saf ve katıksız bir şefkat var ki, maddî sebepler, “hiçten” ortaya çıkan bu şefkati açıklamaktan âcizdir. Her an, her yerde, bütün annelerde birden eserini gösteren bu şefkat de dünyayı kuşatan bir rahmete sahip tek bir Fâil ister.</p>
<p>BİR KUŞUN yumurtasında proteinlerin ve tüylerin programını bulabilirsiniz—gerçi bunlar da bir fâil ister. Fakat anne kalbindeki şefkat, nükleik asitlerin işi değildir. Oysa açıkça görülüyor ki, başlangıçta mevcut olmayan şey, neticede vardır. Bir yumurta hücresi bir anne olduğu zaman tepeden tırnağa şefkatle dolar. Peki, nereden gelir, nereden akar bu şefkat annenin yüreğine?</p>
<p>“Hiçbir şey yoktan var olmaz” diyenler, bütün canlılar dünyasını kuşatan bir şefkati açıklamak için, hiç yoktan bir “içgüdü” icad ettiler. Fakat dünyanın her köşesinde her an hükmünü sürdüren fiillerdeki birliği göremediler, yahut görmek istemediler. Bu yüzden, ilmi, kudreti, iradesi, hikmeti, rubûbiyeti, hafîziyeti ve rahmeti herşeyi kuşatan tek bir Yaratıcının vasıflarını, anneler sayısınca içgüdülerde aramak zorunda kaldılar. Lâkin hiçbiri de bu “içgüdünün” nasıl birşey olduğunu, nasıl ortaya çıktığını, kime nasıl hüküm geçirdiğini ve nasıl işlediğini açıklayamadı. Çünkü ellerindeki malzeme, tek bir hayvana bir içgüdü yaratmaya yetmedi. Gerçekte onlar birşey icad etmediler; sadece bâtıl inançlarına bir isim takmış oldular. Kendilerini de herşeyi kuşatan bir rahmetten ebediyen mahrum ettiler.</p>
<p>Onlar böylece avunadursunlar. Bacalarımızın üzerinde gagalarını takırdatarak annelerinin dönüşünü kutlayan leylek yavruları, o bacanın altındaki insanın gevezeliğine aldırmadan, kendi âlemini kuşatan bir rahmeti alkışlamaya devam ediyor. Kuş yuvalarındaki çığlıkların balina şarkılarıyla, kedi mırmırlarının kuzu melemeleriyle karıştığı şu günlerde bahar, tıpkı çok sesli bir koro gibi, o rahmeti terennüm ediyor. Sayısız sinelerden oluk oluk fışkıran sütler, tükenmez gayb hazinelerinden dünyaya her an tonlarca rahmet boşaltıyor.</p>
<p>Çünkü Allah, “Rahmetim herşeyi kuşatsın” buyurdu.</p>
<p>Ve bardaktan boşanırcasına yağdı rahmet yeryüzüne.</p>
<p>Dağları ve denizleri kuşattı.</p>
<p>Annelerin kalbinde şefkat, yavruların dilinde şükür çiçekleri açtı.</p>
<p>Her zerresi rahmetle yoğrulan dünya, o şevkle kanat açtı ve uçtu. Işık saçan yıldızlara bedel, her zerresinden şükür çığlıkları saçtı fezaya.</p>
<p>Ve o çığlıkların arasında, Kâinat Yolcusunun Arşta yankılanan sesini yıldızlar ve kehkeşanlar birlikte dinledi:</p>
<p>“Bütün zîhayatların hayatlarıyla gösterdikleri tesbihât-ı hayatiye ve Sânilerine takdim ettikleri fıtrî hediyeler, ey Rabbim, Sana mahsustur. Ben dahi bütün onları tasavvurumla ve imanımla Sana takdim ediyorum.”</p>
<p>Ümit Şimşek<br />
Zafer Dergisi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/ve-allah-anneyi-yaratti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

