Ömer Dursun Poyraz

0
390

Omer-Dursun-PoyrazSON DEVİR OF- ÇAYKARA ULEMASINDAN SIRADIŞI BİR PORTRE:
ÖMER DURSUN POYRAZ (1880-1976)

Sultan II.Abdulhamid döneminde kendisine verilen nüfus cüzdanına göre Poyrazoğlu Ömer Dursun Efendi olarak kaydedilen Ömer Dursun Poyraz (Yörede Hacı Dursun Efendi diye bilinirdi)  1300 (1880) yılında Trabzon ili, Çaykara ilçesi, Akdoğan köyünde dünyaya geldi. Babası Mahmut Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Nüfus kağıdının sanat hanesinde “Mektep Muallimi”, evlilik hanesinde “Bir zevcesi vardır” ibaresi yazılıdır. Diğer kayıt bilgileri ise şöyledir:  Boy: Orta, Saç:Kara, Kaş:Kara, Göz:Kara, Burun:Kaparlak, Ağız:Adeta,Bıyık:Kara, Sakal:Kara, Çene:Müdevver, Renk:Buğday, Alamet-i Farika-i Sabite:Tam, Vilayeti:Trabzon, Nüfus Siciline Kayıtlı Olduğu Yer, Kazası:Of, Mahalle veya Karyesi: Hopşera-i Ulya, Mesken Numarası: 21, Mesken Nev’i:Hane.

”Adı geçen nüfus kağıdı kendisine zayiinden dolayı verilmiş olup bu hanede şu ibare yazılıdır:”Of Kazası nüfus memurluğuna celb edilen künye ve Dere Karyesi Heyet-i İhtiyariyersince verilen ilm-u haber mucibince zayiinden ita olunmuştur. Meşruhat kısmında ise “Of Nüfus Memurluğu’nun  22.05.1936 tarih ve 874 sayılı yazısıyla soyadı Parlak olarak işlendi.22.05.1936 ibaresi yazılıdır. Torunu Mahmut Poyraz[1]’ın naklettiğine göre Soyadı Kanunu’nun çıkmasıyla birlikte nüfus memurlarının ellerinde bulunan soyadı listesinden aile yapısına uygun olacağını düşündüğü “Münevver” kelimesini seçmiş, o zamanki listede bu kelimenin karşılığı olan yazılan “Parlak” kelimesini soyadı olarak almıştır.  Nüfus cüzdanı sayfalarına bundan başka işlem yapılmamıştır. Adı geçen Nüfus Cüzdanı kendisine 6 Kanunusani 1926 tarihinde verilmiştir.

Annesi Fatma Hanıma ait nüfus cüzdanında şu bilgiler yer almaktadır:”Mahmut Zevcesi Fatıma, Cüzdanının verildiği tarih 1341,Poyrazoğlu Mahmut zevcesi, Tarih-i Veladeti:1260.Pederinin ismi: Ömer, Validesinin İsmi:Aişe,Milleti:Müslime.

Ömer Dursun Poyraz’ın “tam bir Osmanlı kadını ” diye nitelendirilen eşi Hatice Hanım, dini bilgileri kuvvetli,  devrin Osmanlıcayı okuyup yazabilen nadir hanımlarındandı. Ahmediye ve Muhammediye kitaplarını haftada bir toplanan mahalle hanımlarına okuyarak bilgilenmelerini sağlar,ayrıca hatm-i hacegan yapardı.Köy yöntemleriyle hastaları tedavi eder,  köyde doğum yapacak hanımlara ebelik görevini yerine getirirdi.

Ömer Dursun Poyraz’ınzevcesi Hatice Hanımın nüfus kağıdındaki bilgiler ise şöyledir:”Ömer Dursun Zevcesi Hatice, Nüfus Cüzdanının veriliş tarihi.Şubat 1341,Tarih-i Veladeti:341,Pederinin ismi:Memiş, Validesinin ismi:Aişe,Milleti :Müslime,Evlilik Hanesi:Zevci vardır,Vilayeti:Trabzon, Kazası:Of,Mahalle veya Karyesi:Hopşera-i Ulya,Mesken Numerosu:21,Mesken Nev’i:Hane”[2]

Holo köyünden olan  Hatice Hanım’la evli olan Ömer Dursun Poyraz’ın bu evlilikten Mahmut Kemal, Ali Rıza, Ayşe, Emine ve Ziynet adlı çocukları dünyaya gelmiştir. Bir kız çocuğunu, 1916 Rus işgali sebebiyle Samsun Havza’ya merkep sırtında gerçekleştirdikleri zoraki hicret sırasında eşinin doğumu sonrasında, erkek çocuklarından Ali Rıza’yı Hacı Hasan Efendi’den İslami ilimler tahsil ederken geçirdiği  zatülcenb (menenjit) hastalığı sebebiyle erken yaşta kaybetmiştir.  Süleymaniye Medresesi’nde talebe olan kardeşi Muhammed, geçirdiği rahatsızlık sonucunda İstanbul’da vefat etmiş, Süleymaniye Mezarlığına defnedilmiştir. Vefatından sonra Çaykara’ya sadece talebelik künyesi ulaşmıştır.

Ailesinin tek erkek çocuğu olduğu için tedrisatına büyük önem verilmiş, bu uğurda kendisinden hiçbir şey esirgenmemiştir. Kendileri dini ilimlerin yoğun olarak tedris edildiği bir ortamda büyümüştür.

Torunu Mahmut Poyraz’ın İzmit Kandıra’da yaptığı askerliği sırasında bir Ramazan ayı boyunca misafiri olan Ömer Dursun Poyraz,  adı geçen ilçedeki bir dükkândan 29 Eylül 1972 tarihinde bir hatıra defteri satın alarak hatıralarını yazmaya başlamıştır. Hatıratının başında kendisini ve çevresini şu cümlelerle anlatmaktadır:

“Ben bir köylü çocuğuyum. Mahall-i veladetim(doğum yerim), Trabzon vilayetinin Çaykara ilçesine bitişik Yukarı Hopşera köyüdür. Eski ismi Hopşera-i Ulya’dır.Yeniden aldığı isim Akdoğan; naşir-i ulum (ilimleri yayan) bayır bir yasandır(vadinin birbirine bakan yüzü).Köyün muarref (bilinen)mahallerinden bir cami-i şerif (Kovacık Camii) ile evlerimin arasında babam Poyrazoğlu Mahmud-ül visal vel hisal (vuslata ermiş ve güzel hasletleri bulunan) , annem Fatıma-tül mihal ven nihal (fidan ) cennet hatunu orada bulunan Firdevs-i aşiyan (cennet yuvası) kabristanımızda medfundurlar.Rahmetullahi ve berekatuhu ve tecelliyatuhu aleyhima ve ala men ledeyhim ecmain.Velhamdulillahi rabbil alemin.(Allah’ın rahmeti,bereketi ve tecellileri üzerlerine,etrafındakilere ve hepsine, Hamd, alemlerin Rabbine olsun.)

Benim elimin kalem tutmasının ve enisimin (arkadaşımın) kitap olmasının onların müstecap (kabul edilmiş) duaları ve âlicenap (yüksek) gayret ve himmetlerinin bir eseri olduğu inancındayım. Küçük ve büyük evlad-ü ahfadımda (torunlarımda) ne bir sefahet(içki alemi) ve ne de bir şekavet (eşkıyalık) mevcut değildir. Ne oyun meydanlarında ve ne sigara ve bira alemlerinde görülmediler. Talim ve terbiye hayatı yaşayışındadırlar. Anne ve babamın mezarları ziyaretgah-ı  benam (önemli bir ziyaret yeri) olmak için değil, yahut kendimi methetmek için değil, hatta tezkiye-i nefs (nefsi temize çıkarmak) için de değil, belki bu yazıyı yazdığım ancak tahdis-i nimet ve şükran  (nimetin hamdini ve  şükrünü ifade etmek) saikasından (sebebiyle) husule (meydana)  gelen bir galeyandır(coşma hali).İtiraf-ı huzurla kısaca bir beyan. Aşağı yukarı köylerimizi temsil eden insanlar fen, ilim ve irfan, sanat, maharet ve ferasette sıyyandır(eşittir).”[3]

Tedrisat hayatında birçok hocadan ders alan Ömer Dursun Poyraz, Süleymaniye Medresesi’nde okumuştur. İstanbul’daki tedrisat günlerini hatıratında şöyle anlatmaktadır:”Külliyenin revakları altında kalıyorduk. Her revakın altında ikişer öğrenci kalmaktaydı. Kaldığımız yerin sağında ve solunda iki yatak konacak büyüklükte bir sedir vardı. Kış mevsimi gelince, bir okka kömürü mangalda yakar, kor haline gelince içeriye alırdık. Yemeğimizi onunla pişirir, odamızı onunla ısıtırdık. Süleymaniye Camii’nin her sütunu etrafında ayrı bir ders okutulurdu.”

Bir sohbetinde, torunu Yunus Vehbi Yavuz’a Sultan Abdulhamid’i görmek için bir Cuma günü Yıldız Camii’ne gittiklerini, Cuma namazı çıkışında Sultanı gördüklerini ve “Sultanı Görme Duası” okuduklarını anlatmıştı.[4]

Hacı Hasan Efendi’nin mucaz (icazetli) talebelerinden Hamza Okur [5]tarafından “canlı gizli bir tarih” olarak nitelendirilen ve Sultan II.Abdulhamit Han’ın tahttan indirildiği 31 Mart vak’asını bizzat gören Ömer Dursun Poyraz, hocalarının ve ders arkadaşlarının bir gece ansızın derdest edilip Sultan Ahmet,Fatih ve Vefa’da darağacında asılmalarına ve çeşitli baskılara yakından şahitlik etmiştir.Ruh dünyasına derinden tesir eden bu elim manzaralar karşısında dünyayı terk ederek dervişane ve zahidane bir hayat sürdürmeyi benimsemiştir. Hayatı boyunca devlet işlerinden ve adamlarından uzak duran Ömer Dursun Poyraz, halk ile haşır neşir olmaktan hazzetmezdi.Oğlu Trabzon Merkez Vaizi Mahmut Kemal Poyraz[6]’ın bizzat tanıdığı Trabzon Valisi Vefa Poyraz[7]’la kendisini tanıştırması esnasında  ileri yaşına rağmen esas duruşa geçmesi Ömer Dursun Poyraz’ın 31 Mart vak’asında yaşadığı korkunun hazin tecellileri arasında hatıralarda yer edinmiştir.

İstanbul’da  siyasi otorite boşluğundan meydana gelen ve cemiyet hayatının her sahasını etkileyen karışıklık ve evin tek erkek evladı olması  dolayısıyla Süleymaniye Külliyesi’ndeki  tedris hayatını yarıda kesen Ömer Dursun Poyraz, Çaykara’ya dönerek Yukarı Hopşera köyünde müderris olarak görev yapan Velizade Tayyip Zühdü (Şahin)[8] Efendi’den ulum-i diniyye (dini ilimler) tahsilini ikmal edip icazet almıştır. Ders arkadaşı, aynı zamanda hüsn-i hat hocalığını yaptığı, bugün kabri Erzurum’un Çöğender Köyünde bulunan Salih (Bilgin) [9]Efendi idi.

Manevi ilimlerde Holaysa (Yeşilalan) köyü müderrislerinden mürşid-i kamil Ferşad Efendi[10]’den istifade etmiştir.  “Kaside-i Müyessire” isimli 25 beyitten oluşan  bir Arapça şiir kitabı  bulunan Ömer Dursun Poyraz, ona olan büyük bağlılığını 49 yaşındayken kaleme aldığı şu mısralarıyla dile getirmiştir:

“Çok iklimde söylenmiştir aşinaları hep dilşad.

Kamu yerde okunmuştur bu ebyad-ı ledüniyyat.

Bu nazmı ana düzdi Hakk, namı Ferşad, özü irşad.

Benim gönlüm Hacı Ferşad, gözüm nurum Allah Allah.

İderdi muzdara imdat, giden ana olur üstad.

Budur evliyada adat, ifadesi ikaz,irşad,

Bu lütfu ana verdi Hakk, namı Ferşad, sözü irşad.

Benim hocam Hacı Ferşad, gözüm nuru Allah  Allah.

Girenler silkine anın,gahi mesrur,gahi feryad,

Konar aşk kalbine anın,cehennemden olur azad.

Bu şem’i ana yaktı Hakk,namı Ferşad,yüzü Ferşad.

Benim şeyhim Hacı Ferşad,gözüm nuru Allah Allah.

Emr-u nehyin bil nicesi,hem şahadet ile salat,

Hem bu yolun başlıcası savm iledir Hacc-u Zekat,

Bu beyt-i ana yazdı Hakk,nam-ı Ferşad,gözü Ferşad.

Benim şeyhim Hacı Ferşad,gözüm nurum Allah Allah.[11]

Ömer Dursun Poyraz mürşidi Ferşad Efendi’yi bir çok kere sırtında taşıyarak yöredeki  icazet merasimlerine götürmüştür[12]. Torunu Kadir Poyraz[13]’ın naklettiğine göre mürşidi Ferşad Efendi’nin kabrini ziyarette kusur etmeyen Ömer Dursun Poyraz, herhangi bir cemiyette Ferşad Efendi’nin adı anıldığı zaman saygı göstererek ayağa kalkardı.

İyi bir âlim ve iyi bir abid olarak tasavvufa ayrı bir önem veren Ömer Dursun Poyraz, Delail-ul Hayrat kitabını elinden düşürmezdi. Torunu Hatice Poyraz[14] tarafından nakledildiğine göre, İzmit Kandıra’ya geldiğinde mezkur kitabının yanında olmadığını görünce derhal Çaykara’ya geri dönmüş, kitabını alarak Ramazan misafirliğini İzmit Kandıra’da tamamlamıştır. Fırsat buldukça Allah’ın veli kullarını ziyaret eden Ömer Dursun Poyraz, gittiği her mekânda büyük zatların kabirlerini arayıp bulur, onların feyizlerinden istifade etmeyi görev bilirdi.

1909 yılında Trabzon vilayetinde girdiği imtihanda, Devlet-i Ali Osmani Maarif-i Umumiye Nezaret-i Celilesi Taşra Mekatib-i İbtidaiyesi Muallim-i Sani Ehliyetnamesini ala (pekiyi) derece ile almaya hak kazandı. 1916 yılında Trabzon’un Ruslar tarafından işgal edilmesi sebebiyle yaşlı annesi ve iki çocuğuyla birlikte Bayburt-Sivas-Amasya güzergâhını takip ederek Havza’ya hicret etti. Yaşlı annesini bir merkep satın alarak taşıdı. Cumhuriyetin ilk öğretmenlerinden olan Ömer Dursun Poyraz, muhacir olarak geldiği Samsun’un Havza ilçesinde 2 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra hoşuna gitmeyen birtakım uygulamalardan dolayı bu görevden ayrılmıştır.

Türkiye’nin birçok bölgesinde özel olarak imamlık ve vaizlik görevinde bulundu. Halkla olan ilişkilerinde tarafsız kalmayı bilmiş, Çaykara’da herkesin güvendiği  ve sevdiği  bir şahsiyet olarak temayüz etmiştir.

Kendisi çok iyi bir âlim olmasına karşın, sert mizaçlı olduğu, gezmeyi, değişikliği ve seyahati çok sevdiği için okutmaya başladığı talebelerini  icazet seviyesine kadar götürememiştir. Bu yüzden icazet verdiği talebeleri sınırlı sayıda kalmıştır.[15]

Kelam ilmi ile ilgili tuttuğu notlar, 21 sayfadan ibaret  Hac Rehberi ve “Kaside-i Müyessire”  isimli eserleri  müsvedde halindedir. Çok okuyan bir âlimdi. Okuduğu eserlerden aldığı çok sayıda not halen torunu Mahmut Poyraz’ın arşivinde mevcuttur. Son demlerinde gözleri iyi görmediği halde kitap okuma arzusu galip geldiğinden büyüteçle kitap okuduğu  ve  “Bu kitaplar olmasaydı ben nasıl vakit geçirirdim?” diye sorduğu  aynı torunu tarafından nakledilmektedir.

Ömer Dursun Poyraz, çok çeşitli kitap okuduğu için geniş bir bilgi birikimine sahipti.Fetvalarında diğer hocalara oranla daha kolay olan çıkış yollarını gösterir,insanları sıkmazdı.Gençlerin meşru olan eğlencelerine karşı çıkmaz,horon oynamalarına izin verir,hatta torunlarını buna teşvik ederdi.O zamanlar yeni çıkmış olan radyo dinlemek adeti dini çevrelerce hoş karşılanmazken Ömer Dursun Poyraz, radyo dinler,gazete ve dergi okurdu.Radyodan yayınlanan müziği kendisi dinlerken, gençlerin de dinlemesine izin verirdi.Torunları radyoyu karıştırırken müzik,şarkı ve türküye rastladıklarında başka bir kanala geçmelerine izin vermez müziğin sesini açmalarını söyler,hem kendisi dinler hem de etrafındakilere dinletirdi.

Hayatta olduğu dönemde talak-ı selase denilen üç talakla ya da üçten dokuza ifadesi ile hanımını boşayanlar bir daha geri dönme şansına sahip değillerdi. Çünkü fıkıh kitaplarındaki ibarelerde hüküm böyle yer almaktaydı. Ancak Ömer Dursun Poyraz, kızgınlıkla hanımını bir defada üç talakla yahut üçten dokuza ifadesi ile boşayanlara çare bulur,bu boşama şeklinin muteber olmadığına hükmederdi.Ancak, bunu neye dayanarak söylediğini ifade etmez,bu konuda bir münakaşa çıkmasına fırsat vermezdi.O, Kur’an ve Sünnetteki hükümleri çok iyi bildiği için bu iki kaynakta beyan edilen boşanma şekillerine uygun olmayan boşanmaları fıkıh kitaplarında yer alsalar dahi muteber kabul etmezdi.Konuyla ilgili mütalaaları çok geniş olduğu için yorumunu bu bilgisine dayandırır, gereksiz münakaşalara mahal vermemek için açıklama yapmazdı.[16]

Dört mezhep fıkhına vakıf bir âlimdi. Feraiz ilmini en iyi bilenlerdendi. Kaside-i Bürde icazeti de vermiş olan Ömer Dursun Poyraz, Çaykara’nın önde gelen alimlerinden ve aynı zamanda da damadı olan Hacı Hasan Efendi(Hasan Rami Yavuz)’ye ve Çaykara’nın ilk belediye başkanı Hasan Erol’a  Feraiz ilmini okutmuş ve icazet vermiştir. Hacı Hasan Efendi’yi  “Zülcenaheyn” olması sebebiyle çok takdir ederdi. Damadı Hacı Hasan Efendi, ilmi meselelerdeki bazı müşkilatını halletmek için ona müracaat eder , meselelerini  vüzuha kavuştururdu.

Osmanlıcayı fevkalade güzel yazardı. Komşusu ve aynı zamanda ders arkadaşı Salih (Bilgin) Efendi başta olmak üzere çok sayıda kişiye hüsn-i hat öğretmiştir. Müderris ve aynı zamanda damadı olan Hacı Hasan Efendi(Hasan Rami Yavuz)’nin talebelerinin birçoğunun icazetnamelerini yaşlılığına kadar o yazmıştı. Ayrıca icazet merasimlerinde icazet alan talebelerin sarıklarını da sarardı. Çok güzel sala verirdi. Köylüleri onun sala okumasından çok etkilenirlerdi.

Dikiş dikmeyi severdi. Torunu Mahmut Poyraz’ın naklettiğine göre, bir gün oğlu ve Trabzon Merkez Vaizi olan Mahmut Kemal Poyraz kendisine yeni bir ceket almıştı. O da, ceketi istediği şekle getirmişti. Elbiselerinin söküklerini kendisi dikerdi. Yeni elbise giymekten hoşlanmazdı. Yeni elbisenin özgürlüğünü kısıtladığını ve rahatlığını bozduğunu düşünürdü. Giyim kuşamıyla ilgili eleştiriler için “Elbise benim emrimde olacak. Ben elbisenin emrinde olamam.” derdi. Yorulduğu zaman hiç çekinmeden yere oturup hatta uzanıp dinlenirdi. Gösterişi hiç sevmezdi. Elini kesinlikle öptürmez, âlimlerin ve büyüklerin elini öperdi.

Kızı ve aynı zamanda Hacı Hasan Efendi’nin eşleri olan Ayşe Yavuz, Ömer Dursun Poyraz’ı şu şekilde anlatmaktadır:”Babam çok iyiliksever bir insandı.Mahallemizde akrabalarımızdan yetim çocuklar vardı.Onlara çok yardım eder,destek olur,yaz aylarında kendi obasında kendi çocukları gibi onlara da bakar,uzun zaman misafir ederdi.”[17]

Ahmet Kaygısız, Ömer Dursun Poyraz ile ilgili hatıralarını şöyle anlatmaktadır.”Hacı Dursun Efendi, Evliyaullah’tan bir zattı.Ben Of’un Halman köyünde müderris iken o Mavran Köyünde imamlık yapardı.Köyler karşı karşıyaydı.Onun yattığı odanın ışıkları karşıdan görünürdü.Ben orayı zaman zaman gözetlerdim ki sabaha kadar ışığı yanardı.Bu durum , tabii sabaha kadar uyumadığı ve ibadetle meşgul olduğu şeklinde yorumlanmaktadır.O zat ile ara sıra sıhbet eder,kendisine tasavvufi sorular sorar,kendisinin engin bilgisinden istifade etmek isterdim.Bir gün Allah’a vuslat konusunda sorduğum soruya verdiği cevap okuduğu şu mısralar olmuştu:

“Gözünden zail olsa perde-i mutlak,

Katı (çok) zahir durur mahfi değil Hakk,

Cem’i eşya Hakka vasıldır muhakkak,

Veli, mahcup olan bilmez visali.

Mutlak ilim vuslattır,

Cahil firkat,kün fekandır kainatın salsali.”

Ömer Dursun Poyraz ile ilgili ikinci bir hatıra Ahmet Kaygısız tarafından şu şekilde anlatılmaktadır:”Ben Zeno köyünde müderris bulunurken, Mapsino’lu Hacı Ahmed Efendi vefat etmişti. Onun cenazesine katılmak üzere Hacı Dursun Poyraz Efendi dershanemize teşrif etmişti.Kısa bir selamdan sonra orada olduğu yerde bayılıp düşmüştü.Ben kendisini sağlık yönünden bir kontrol etmek istedim,nabzına baktım,kalbini kontrol etmek istedim,sağlığının yerinde olduğunu fakat ruhen yorgun olduğunu hissettim.Belli bir süre dinlendikten sonra uyandı.Kendisine :”Efendi Hazretleri,ne oldu?” dedim.Cevap olarak”Mapsinolu Şeyh Hacı Ahmed Efendi’nin vefatı bana çok menfi tesir etti.Bu hale soktu.Manevi kardeşin ölümü,baba,ana,kardeş ölümünden çok daha acıdır.” dedi.Oradan kalkıp Allah’a ısmarladık diyerek ayrıldı.Kendisine Poyraz Efendi derlerdi.Bunun sebebi uzun mesafeleri kısa zamanda kat ettiği için poyraz rüzgarına benzetilmesiydi.”[18]

Kendisine gösterilen iltifatlardan hoşlanmaz, bundan çok sıkılırdı. Seyahat etmeyi, yürümeyi ve kır gezintilerini çok severdi. Kısa mesafedeki yolculukları yaya olarak yapmayı tercih ederdi. Seyahat ettiği araçların nereye gittiğini sormazdı. Bazen evden Çaykara’ya iniyorum diye çıkar, fakat bir süre sonra İzmir’den, Kars’tan ya da Mekke’den haberi gelirdi. Asabiyeti yüksekti. Kolay kızar, kolay affederdi. Görev yaptığı yerlerde canını sıkan bir durumla karşılaştığında herhangi bir cedelleşmeye mahal vermeden, tahakkuk eden ücretini ve şahsi eşyalarını dahi almadan görev yerini terk ederdi.

Ali Kemal Saran , Ömer Dursun Poyraz ile ilgili şu hatırayı anlatmaktadır.”Hacı Dursun Efendi (Ömer Dursun Poyraz’ın yörede kullanılan ismi), şapka kontrollerinin hayli sıklaştırıldığı bir dönemde, olabildiğince dikkatli davranmasına rağmen, bağrı ve başı açık olduğu halde Çaykara çarşısında dolaşırken, o sırada devriye gezen jandarmalar Hoca Efendi’yi durdurarak kaba bir tavırla;”Hoca! Şapkan nerede?” diye sormuşlar. Meğer Hoca şapkayı başına koymamakla birlikte giydiği yün ladasının altında, göğsünde saklıyormuş. Bu soru karşısında hemen elini koynuna sokan hoca, alelacele şapkayı çıkarıp” Aha işte şapkam!” diye jandarmalara göstermiş ve onu yanında taşımış olmakla üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirmiş bir insan edasıyla aceleyle tekrar yerine koymuş”[19] Bu anekdot, onun şekil ve şekilciliğe karşı olan mesafesini daha yakından anlamamızı sağlamaktadır.

Sırra büyük önem verir, onu kimseyle paylaşmazdı. Kendisinden ve tarihçe-i hayatından bahsetmezdi. Çok konuşmayı ve konuşanı sevmezdi. Sözün kısasını severdi. Maksadın en kısa ve öz şekilde ifade edilmemesine çok kızardı. Gençlere karşı arası daima hoşgörülüydü. Düğün merasimlerine iştirak ettiği zaman eğlenmeyi kesen gençlere çok kızar, eğlencenin aynı şekilde devam etmesini isterdi. Onlarla şakalaşır, dertleriyle hemdert olurdu.

“İlahi!, Ente maksudi ve rızake matlubi”(Allah’ım!Maksudum sensin ve senin rızanı talep ediyorum)  ve “İla ente zü fazli ve mennin,Ve inni zü hataya fağfuanni”(Kerem ve nimet sahibi sensin, ben ise hata sahibiyim,beni affet!” onun sürekli olarak belli bir vezin ve musıki ile tekrarladığı ve yakın çevresindeki insanların da  tabii olarak ezberlediği cümleleriydi.

Damadı ve talebesi Hacı Hasan Efendi’ye karşı ayrı bir muhabbeti vardı.Hacı Dursun Efendi ile Hacı Hasan Efendi’nin ortak iki özelliği vardı.Birincisi, silsile-i ilmiye denilen büyük icazette merhum Tayyib Zühdü Efendi ile hoca ve medrese birliğine sahip olmaları, diğeri tasavvufta ikisinin de Nakşibendiyye ekolünün Gümüşhanevi kolundan Çaykara Yeşilalan Köyünden Hacı Ferşad Efendi’ye intisap etmiş olmalarıdır.Ancak merhum Hacı Hasan Efendi’nin Hacı Dursun Efendi’den bir farkı vardı.O da Ferşad Efendi ile hayatta karşılaşmış olmasına karşılık, ona ancak mana aleminde intisap etmiş olmasıdır.Hacı Hasan Efendi, Hacı Ferşad Efendi’den aldığı dersi ömür boyu sürdürmüş ve ona karşı saygısını her zaman korumuştur.[20]

Eve kendisini muayene etmeye gelen doktorun “Hacı Baba! Hastaneye gel. Ben seni orada daha iyi tedavi ederim” teklifini kabul ederek hastaneye götürüldü. En yakın sırdaşı bastonunu veren gelini Ayşe Hanım’a “O, artık bana lazım değil!” diyerek yanına almadı. Dualarında devamlı Allah’tan kendisine kolay bir ölüm nasip etmesini niyaz ederdi. Bu duası kabul edilmiş olacak ki 28 Kasım 1976 günü sabahı kuşluk namazını kıldıktan sonra yatağında ruh-u azizini yüce Rabbine teslim etti. Aynı odada kalan hasta arkadaşları kıpırdamadığını görünce vefat ettiğini anladılar.

Cenazesi, talebesi ve aynı zamanda damadı olan Hacı Hasan Efendi (Hasan Rami Yavuz) tarafından kılındı ve Kovacık Camii ile evleri arasında yer alan aile kabristanına defnedildi.


[1] Pendik İmam Hatip Lisesi Emekli Öğretmenlerinden.1943 Trabzon Çaykara Doğumlu. İstanbul ’da ikamet etmektedir.

[2] Yunus Vehbi Yavuz,”Son Devir İslam Alimlerinden Çaykaralı Hacı Hasan Efendi, Hayatı İlmi-Dini Şahsiyeti,Eserleri,” Birinci Kitap”,Hacı Hasan Efendi Külliyatı-4,Çaykaralı Hacı Hasan Efendi İlme Hizmet Vakfı,Bayrak Matbaacılık,İstanbul,2007,s.157

[3] Ömer Dursun Poyraz’a ait hatıra defterinde yer alan el yazısı notlar, Kandıra,1972 (Mahmut Poyraz Arşivi)

[4] Yunus Vehbi Yavuz,a.g.e.s.159

[5] Diyanet İşleri Başkanlığı Emekli Murakıplarından.1940 Samsun doğumlu. İstanbul’da ikamet etmektedir.

[6] “Of Felaketi Destanı”’nın yazarı.1912 yılında Trabzon’un Çaykara İlçesine bağlı Akdoğan Köyünde doğdu. Annesi Hatice Hanım, Babası Süleymaniye Medreselerinde eğitim görmüş müderris Ömer Dursun Efendi’dir. İlk dini bilgilerini ve hafızlık eğitimini babasından aldı. Yörenin meşhur âlimlerinden Salih Bilgin Efendi’den Arapça ve İslami ilimler okumaya başladı. Tahsilini Tayyip Zühdü Efendi’den ikmal edip 1937 yılında arkadaşı Hasan Rami Efendi ile birlikte icazet aldı.40 yıl süreyle ülkenin çeşitli bölgelerinde fahri imam, Trabzon merkez vaizi, Yeni Cuma Camii İmamı, Trabzon İmam Hatip Okulu öğretmeni olarak görev yaptı. Ayşe Hanım’la evli ve 7 çocuk babası olan Mahmut Kemal Poyraz 10 Ekim 1988 yılında Çaykara’da vefat etti.

[7] Vefa Poyraz, daha sonra İstanbul Valiliği görevinde bulunmuştur.

[8] Trabzon İli Çaykara İlçesi Akdoğan Köyünden Ali oğlu Hasan oğlu Mustafa oğlu Ömer oğlu Osman Hilmi Efendi’nin oğlu olup 1870 yılında Akdoğan Köyünde dünyaya geldi. Bu köyde babası müderris Osman Hilmi Efendi’den icazet aldı ve Hopşera-i Ulya müderrisliğine tayin oldu. Ömrünün büyük bir bölümünü köyünde babası Osman Hilmi  Efendi tarafından yapılan medresede müderrislik yaparak geçirdi. Bir ara Of merkez müderrisliği ve Of bölge müfettişliği görevlerini yaptı.1940 yılında Kadir gecesi vefat etti.

[9] Of’un ilk müftüsü Tahir Efendi’nin onuncu neslinden olup 1898 yılında Çaykara Akdoğan köyünde doğdu. İlk dini bilgilerini dedesi İbrahim Efendi’den aldı.Hopşera-i Ulya müderrisi Tayyip Zühdü Şahin’den Arapça ve dini ilimleri tahsil ederek 1915 yılında icazet aldı.Dönemin tasavvuf büyüklerinden Ferşad Efendi’ye 15 yaşlarındayken intisab etti.Dedesinin ve babasının imamlık görevini yaptığı Erzurum ili Hasankale İlçesi Çöğender Köyünde uzun yıllar imam olarak görev yaptı. Türkiye’nin bir çok bölgesinde irşad hizmetinde bulundu.1991 yılında İstanbul Küçükköy’de vefat etti.

[10] (1868-1930)Son dönem Osmanlı müderrislerinden ve Nakşi meşayıhın önde gelen isimlerinden.Çaykara’nın Yeşilalan köyündendir.Yörenin önde gelen alimlerinden Huşo’lu Numan Efendi’den İslami ilimleri tahsil etmiş ve icazet almıştır.Süleymaniye Dergahı şeyhlerinden Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi’yi beraberce ziyaret ettiği Kondu’lu Yusuf Şevki Efendi’ye intisab etti.Köyünde medrese kurarak 40 yıl boyunca 300’den fazla icazetli hoca yetiştirdi.Müderrislik yaparken Gümüşhanevi Tekkesi’nde postnişin olan İsmail Necati Efendi’nin halvetine girerek Nakşibendi usulünde hilafet mertebesini elde etti.İsmail Necati Efendi’nin hac dönüşü vefatı üzerine Gümüşhanevi Tekkesi postnişinliğine getirildi ise de “Şöhret afettir” diyerek bu görevi kabul etmedi.Doğduğu köye döndü ve ömrünün son nefesine kadar ders ve irşad faaliyetlerini sürdürdü.

[11] Yunus Vehbi Yavuz, a.g.e.s.159

[12]Yusuf Şevki Yavuz,”Ferşad Efendi”,Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C.12,İstanbul,1995,s.413-414

[13] Bursa İmam Hatip Lisesi Emekli Öğretmenlerinden.1940 Trabzon Çaykara doğumlu. Bursa’da ikamet etmektedir.

[14] Ev hanımı.1951 Trabzon Çaykara doğumlu. İstanbul’da ikamet etmektedir.

[15] Yunus Vehbi Yavuz,a.g.e.s.162

[16] A.g.e.s.163

[17] Yunus Vehbi Yavuz,a.g.e.s.165

[18] Yunus Vehbi Yavuz,a.g.e.s.164

[19] Ali Kemal Saran,”Omuzumda Hemençe,Cumhuriyet Devrinde Bir Medrese Talebesinin Hatıraları”,Kurtuba Yayınları,Ankara,2009,s.252

[20] Yunus Vehbi Yavuz,a.g.e.s165

Kaynak: Fatih POYRAZ http://www.fatihpoyraz.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here