Kur’an öğretiminden ücret alınması caiz mi?

0
666 kez

Kuran ÖğretmekBüyük bir günaha maruz kalmış insan üzüntüsüyle söyleniyordu telefondaki hanım:
-Ne olacak şimdi benim hâlim? Nihayet bunu da yaptılar bana!..
Telaşlanarak sordum:

-Hayırdır inşallah hanım kızım, nedir hâlin, ne yaptılar sana?..

Derin bir teessürle anlatmaya başladı hâlini:

– Çocuklara Kur’an öğretiyordum… Hemen hepsi de kısa zamanda okumayı bitirip ezbere geçtiler. Bundan çok memnun olan çocuk velileri de bana hediyelerini kabul ettirmek için ısrarda bulundular, ben de almadım. Şimdi eve gelip de çantamı açıp bakınca gördüm ki, haberim olmadan çantama işlemeli bir başörtüsüyle birkaç tane de küçük altın koymuşlar. Şimdi ne yapacağım ben? Ne olacak hâlim?

-Hanım kızım şaşıracak, üzülecek ne var bunda?

-Olur mu hocam? Ben sadece Allah rızası için öğretiyordum Kur’an’ı. Şimdi parayla Kur’an öğreten biri durumuna düştüm. Buna Allah razı olur mu?

-Neden olmasın? Hizmetinden memnun olan çocuk velileri, bence çok yerinde bir kararla iyiliğine iyilikle mukabele etmek istemiş, verdikleri hediye ile bir sünneti yerine getirmişler. İyiliğe iyilikle karşılık vermek sünnettir!..

-Ben, Kur’an öğretimi karşılığında verilen bu hediyeyi ücret gibi görüyor, geri vermek istiyorum!..

-Sakın öyle bir şey yapma. Hediyelerini geri verirsen hem onları kırmış, hem de Kur’an okutarak hediye alan başkalarını zor durumda bırakmış olursun. Nasıl imamlık, müezzinlik için maaş almanın caiz olduğuna fetva verilmiş, ezan okuyana, namaz kıldırana ücret takdir edilmişse, Kur’an öğretene de öyle ücret takdirine fetva verilmiştir. Nitekim İmam-ı Azam Hazretleri’nin oğlu Hammad’ın Kur’an hocasına hem de avuç dolusu altın verirken söylediği sözler çok manidardır:

-Yavruma öğrettiğin şey öylesine değerli ki, bir avuç altın bile onun karşılığı olamaz… Ancak benim gücüm buna yetmektedir, hakkını helal et hocam…

Bundan da anlaşılıyor ki, Kur’an öğretmenliğini herkesin talip olacağı cazip halde tutmak gerekir. Halbuki, “verileni alamaz” diyecek olursak, bu hizmet ilgisizliğe maruz kalır. Çocuklarımız da Kur’an öğrenmekten mahrum olur. Bunun vebali de; “Verilen alınamaz” diyerek Kur’an öğretmenliğini cazip olmaktan çıkaranlara ait olabilir…

Telefonda şunu da hatırlattım öğretmen kızımıza:

-Kaldı ki, sen baştan bir şart da koşmamış, bir beklenti içine de girmemişsin. Bundan çok memnun olan çocuk velileri de memnuniyetlerini çantana koydukları hediyeleriyle ifade etmek istemişler. Ben burada, “istemeyiz de, verileni reddetmeyiz de” anlayışında olmayı dahi büyük bir fazilet olarak görmekteyim bu zamanda. Seninki hiç olmazsa böyle olmalıdır…

-İstemeyiz, ama verileni de reddetmeyiz!

Bunca izah ve ikazların arkasından son bir soru daha geldi… Ama nasıl soru? Siz de dinleyin bu soruyu lütfen:

-Yani şimdi bu parayı borcumuza verebilir miyiz?

-Borcunuz da mı var sizin?

-Aslında benim değil de ağabeyimin? Çocuklarının ilaçlarını alamamıştı. Öyle ise buna en çok ağabeyim sevinecek, ona vereyim!..

Telefonu kapatıp düşünmeye başlıyorum:

-Bu memlekette sadece hortumcular yaşamıyor. Yaptığı hizmetin karşılığını almak şöyle dursun, verilen hediyeyi dahi kabul etmeyecek kadar saf dindarlar da yaşıyor!..

Demek başımıza hâlâ taş yağmıyorsa böyle halis insanlar hürmetine yağmıyor.

Bilmem siz ne dersiniz bu telefon değerlendirmesine?..

Zaman / Ailem
AHMED ŞAHİN
Sayı: 244
Bölüm: Kur’an iklimi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here