Kazım Koyuncu Kimdir?

0
453

kazim_koyuncu(….. Muzige çocukken, ortaokul birinci sınıfta, Mandolin çalarak başladım. Sonra biraz gitara merak sardım. İstanbul’da universiteye geldikten sonra muzikle yoğun olarak ugraşmaya başladım. Profesyonel olarak 1992 yılından buyana muzikle ugraşıyorum. İlk muzik grubunu 92’de kurduk. “Dinmeyen” isminde Türkçe muzik yapan politik bir gruptu bu. ( 96’da “Sisler Bulvarı” adlı bir albüm yaptıktan sonra grubumuz dağıldı.) Dinmeyen’i kurduktan hemen sonra 93 yılında “Zuğasi Berepe (Denizin Çocukları)” isimli yeni bir grup kurduk. Yani hem “Dinmeyen” devam ederken hem de bu grup devam etti. “Zuğasi Berepe” ile 95’de “Va Mişkunan” (Bilmiyoruz), 98’de “İgsaz” (Gidiyor) isimli albumleri yaptık. Sonra 98’in sonunda “Zuğasi Berepe” de dağıldı. Ben o tarihten itibaren tek başıma muzik yapmaya devam ettim. “Salkım Söğüt” isimli bir proje vardı. Şuana kadar 4 tane çıktı. “Salkım Söğüt” projelerinin ikincisinde, 3 şarkıyla yer aldım. Ondan sonra 2001 yılında ilk solo albümüm “Viya”yı çıkardım……) – ( …. Bu arada; hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar ‘a, ateş hırsızlarına, Ernesto “Ç´e” Guevara’ya, yollara-yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya. …)

1972 yılında Hopa’ da doğdu. 1989’da üniversite için İstanbul’a geldi, İstanbul Üniversitesi. S.B.F.’yi terk etti. 1992’de Dinmeyen adlı müzik grubunu Ali Elver’le kurdu. Grup 1996 yılında ‘Sisler Bulvarı’albümünü çıkardı ve dağıldı. 1993 yılında Mehmedali Barış Beşli ile birlikte Türkiye’nin ve Dünyanın ilk ve tek Lazca rock müzik yapan grubunu kurdu. Grup 1995’te Va Mişkunan, 1998’de İgzas, yine 1998’de Bruksel Live Konser Albümü (çoğaltılmamak üzere s 130 adet basıldı) ve bir kısmı Avrupa’da olmak 200’ü aşkın konser ile dinleyici karşısına çıktı. Grup 1999’da dağıldı. 2000 yılında yayın ‘Salkım Söğüt 2’ projesinde 3 şarkıyla yer aldı. Sanatçı 2003 yılında Viya ve 2004 yılında çıkardığı Hayde albümleriyle sevenlerinin gönlünde taht kurdu.
1972 – Hopa’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Hopa’da tamamladı.
1989 – İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesine girdi.
1990 – Çağdaş Sanat Atölyesinde çalışmaya başladı.
1991 – Ali Elver ile birlikte Dinmeyen müzik topluluğunu kurdu. Aynı yıl Çağdaş Oyuncuların sahneye koyduğu ”Faşizmin korku ve sefaleti” adlı oyunun müziklerini yaptı.
1993 – Mehmedali Barış Beşli ile Dünyanın ilk ve tek Laz rock toplulugu ”Zuğaşi Berepe”yi kurdu.
1995 – Zuğaşi Berepe ”Va mişk´unan”
1996 – Dinmeyen ”Sisler Bulvarı”
1998 – Zuğaşi Berepe ”Brüxel Live” ve ”İgzas”
2000 – ”Salkım Söğüt 2” adlı ortak çalışma
2001 – İlk solo albüm ”Viya”
2002 – Gülbeyaz dizi müzikleri
2003 – Kemal Sahir Gürel ile birlikte ”Sultan Makamı” dizi müzikleri
2004 – İkinci solo albüm ”Hayde”

EZMOCENİ M3AXEDENİ?

25 Haziran 2005. İnsanlığın kötülüğe karşı mücadelesinin kara günlerinden biri oldu. Sesiyle, duruşuyla, kötülüğün dünyamızı ele geçirmesinin önündeki engellerden biri olan Kazım Koyuncu’nun kalbi o gün durdu. Acının birçok yüzünü tanıyan bizler onun kalbinin durmasıyla acının henüz tanımadığımız bir yüzüyle tanıştık. Hayatımızı güzelleştiren, yaşamın saldırılarına karşı bize direnme gücü veren Kazım’ımız bizi çok fakir, çok zayıf, onu çok özleyecek insanlar olarak bıraktı ardında.

Kazım Koyuncu’nun bu dünyadan göç etmesi hayatın bir komplosu bize. Dünya üzerinde hüküm süren kötülüğün, hayatlarımızı kontrol eden bu sistemin yeraltı ve yerüstündeki zebanilerinin o korkunç suratlarını bize göstermesi. Dünyadaki ışığın ve aydınlığın azalması

Kazım Koyuncu zor, güzel ve onurlu bir hayat yaşadı. Dünyadaki cennetin bir parçası olan Ôanöol’da geçen çocukluğu bize onun çok yönlü kişiliğinin ipuçlarını verir. O coğrafya, o kültür Kazım Koyuncu’yu insanlığın kültürel mirasına ve bize kazandıran temeldir. Hak ve adalet duygusu kültürümüzün bir parçasıdır ve Kazım Koyuncu da bu duyguyla beslenmiştir o coğrafyada. Bütün hayatı gibi çocukluğu da zor ve güzel bir çocukluktur Üaüi’nin. Ôanöol’da hayat serttir. Vahşi bir doğa ile iç içe bir yaşam hüküm sürer. Üaüi’nin direniş ruhunu bu coğrafya kadar babaannesi Zera Nandidi de etkilemiştir. Zera Nandidi genç yaşta dul kalmış ve onca zorluğa rağmen çocuklarını yetiştirmiştir. Üaüi hayatla mücadeleyi erken tanır. Ve birçoğumuzdan önce de mahpusluk kavramını, siyasi mücadeleyi öğrenir. 1980 darbesinde babası gözaltına alınır. Bir tek babasını gözaltısıyla kalmaz gözaltılar, köy okulunun evli bir çiftten oluşan öğretmenleri de gözaltılardan nasiplerini alırlar. Gözaltındaki eşi ziyaret için Üaüi’nin yardımı alınır, elinden tutulur, o küçük ellerden -ki o eller kadim bir kültür için ne büyük şanstır- destek alınır ve birlikte karakola gidilir.

Kazım sıradışı bir şekilde ilk üniversite sınavına girişinde İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni kazanır. Onun zekasının ve yeteneğinin tipik göstergelerinden biridir bu başarı. Üniversite yılları hepimiz için olduğu gibi onun için de hayatı algılamak ve onun karşısında netleşmeyi getirmiştir. Müzik artık vazgeçilmez bir yaşam kaynağıdır onun için. Devrimci mücadele ise onun kendi ifadesiyle tarihin akışını düze çıkarmaya çalışmak, savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar, kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar, yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar, yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar görmemek için, insanlaşmak için üzerinde yürünmesi gereken uzun bir yoldur. Çocuk yaşında tanıştığı mahpushane, dört ay misafir edecektir onu İstanbul’da. Ama ne gözaltında gördüğü işkence ne de dört aylık mahpusluk durdurur onu insanlığın aydınlığa olan yürüyüşünde.

Dina gerçek anlamda bir direnişçiydi. O direnmeyi Zera Nandidi’den, Ôanöol’un coğrafyasından öğrenmişti.

Hayatın ona çizdiği yolu o hiçbir zaman kabul etmedi. O hep kendi yolunu çizdi. Bunu yaparken de hiçbir şeyden korkmadı. Kendine olan inancı ve yüksek güveni onu korkusuz kılıyordu.

Dina’nın Zuğaşi Berepe’li yılları çok öğreticiydi. Sadece öğretici değil şüphesiz. Zor, sıkıntılı, güzel ve direngen yıllardı. İmkansızlıkların yoğun ama yaratıcılığın da eksik olmadığı yıllardı. Zuğaşi Berepe çaresizliğin kendini dayattığı zamanlarda dahi her zaman bir çıkışın var olduğunu öğretmişti. Şüphesiz Dina’nın bir tek müzikal düzlemde değil, hayatın örgütlenişine ilişkin yaratıcılığının katkısı çıkış yolunu bulmayı mümkün kılıyordu. Bruxel Live albümü Dina’nın hayatın örgütlenişine ilişkin yaratıcılığının somut bir örneğidir. Grubun üçüncü albümü İgzas için finansa ihtiyaç vardır. Grup ne yapacağımızı bilemez vaziyettedir. Durum çıkışsız gözüküyordur. Dina, Med TV’de canlı olarak verilen konser kaydını disk olarak çoğaltıp, dağıtmayı önerir. Yıl 1997’dir ve o zamanlar disk kopyalamak şimdiki kadar kolay bir iş değildir. Ama Zuğaşi Berepe işin zorluğundan yılmaz. Arkadaşlarının da desteğiyle albüm kapağından tutun da yüzotuz adet diskin tek tek bilgisayarda kopyalanmasına kadar Bruxel Livein herşeyini grup yapar. Kopyalanan CD’ler bilgisayardan sıcak sıcak çıkıyordur, Dina ve diğerleri ise fırından sıcak ekmek alan çocuklar gibi seviniyordur İşte Zuğaşi Berepe’nin bu sıradışı konser albümü Dina’nın yaratıcı zekasının ürünüdür.

1990’lı yılların polisiye açıdan sıkıntılı yıllarında olası bir ihtiyaç durumunda önceden belirlenmiş buluşma yerleri tespit edilmişti Dina ve arkadaşları tarafından. Bunlar Beşiktaş vapur iskelesi, Kanarya tren istasyonu, Taksim Gezi Parkı gibi mekanlardı. Ona ihtiyaç duyduğunuzda sizin için özel bir mekanı ziyaret edin, kim bilir o bunu hissedip sizinle orada buluşabilir.

Gerek biz Lazlar, gerek Karadenizliler, gerekse Türkiye ve Kafkasya halkları için Kazım Koyuncu’nun o büyülü sesinden yeni şarkılar duyamayacak olmak anlatılmaz bir derttir. Bu dert onu İstanbul’dan Hopa’ya yolcu ederken Açık Hava Tiyatrosu’nda düzenlenen törende şimdiye kadar hiç paylaşılmamış bir şekilde paylaşılmıştır. Törende onun anadili olan Lazcanın yanı sıra Kürtçe ve Gürcüce de konuşmalar yapılmıştır ki bu böyle bir törende ilk kez yaşanmaktadır. Kazım Koyuncu’nun karizmatik kişiliği, onun dünya denen yerküreye ve insanlığa olan sevgisi, Türkiyelilerin ve hatta Kafkasyalıların ortak bir acıyla bir araya gelip kendi anadillerinde acılarını, sevgilerini ve ona olan saygılarını dile getirmelerinin zeminini yaratmıştır. Türkiye’de müziğinin dili esas itibariyle Lazca olan bir sanatçının kitleler tarafından böylesine sevilmesi ve sahip çıkılması güzel bir dünyaya olan inancı güçlendirmiş, başka bir dünyanın hala mümkün olduğunu düşündürmüştür.

Kazım Koyuncu’nun bu dünyadan göçü bir son değil, bir başlangıçtır. Onun bedenini sonsuza dek saklayacak olan Hopa ve halkı bu sorumluluğa yakışır, ona yakışır bir kent ve halk olmak zorundadır. Onun yokluğuyla İstanbul ne kadar fakirleşmişse, biz ne kadar fakirleşmişsek Hopa ve Hopalılar o kadar zenginleşmiştir. Ôanöol, bağrında kimi saklamaktasın, unutma!

Bizlerin Lazların, Karadenizlilerin, Türkiyelilerin, Kafkasyalıların, onun anısını ve sevgisini içinden eksik etmeyecek olanların görevi ise onun adını ve mücadelesini sonsuza dek yaşatmaktır.

Kazım Koyuncu ölümsüzleşerek, adına şarkılar söylediği Ernesto Che Guevara’nın Latin Amerika dağlarında ulaştığı azizlik mertebesine Türkiyeli halkların kalbinde ulaşmıştır. O artık bizim doğal önderimizdir. Onun yaşamını ve mücadelesini bilmek ve anlamak bize yol gösterecektir. Onun hayata ve müziğe ilişkin yapmak istediklerini yerine getirmek artık bizim, özellikle de genç kuşakların görevidir. Göğsünde Kazım’ın bedenini saklayan Hopa artık kutlu bir kenttir. Onun nefes alırken çevresine verdiği ışık sönmeyecek, onun ışığı ve anısı hep yanımızda olacak, bize sonsuza dek güç verecektir.

Cuma

Si dixo-3unate incir huy Ôanöoliskani

Berobaskanişi germaşi, abjaşi guri

Na domoriney zuğa öeşuy si

Si dixo-wunate incir dixaskani mara

Çkin uskanelobaşi wunate kodopskidit

Zuğaşi bere,

Mozoci uğurelobaşa!

Lazuri.Com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.