Gaye-i Hayal Olmazsa?

0
987 kez

hayalalemi

Bediüzzaman Said Nursi “Bir gaye-i hayal olmazsa, yahut nisyan basarsa, ya tenasi edilse; elbette zihinler enelere dönerler. Etrafında gezerler. Ene kuvvetleşiyor, bazen sinirleniyor. Delinmez, ta “nahnü” olsun.

Enesini sevenler, başkaları sevmezler (Sözler, 708. sayfa) buyurur. Hem yine aynı mealde olarak “Gaye-i hayal olmazsa, veyahut nisyan veya tenasi edilse; ezhan enelere dönüp etrafında gezerler.” (Mektubat, 472. sayfa) Bu vecizeleri açacak olursak içinde insanın terakki ve tekâmülüne yönelik büyük hakikatlerin gizli olduğunu görürüz.
Cenab-ı Hakk’ın diğer mahluklardan farklı olarak insana verdiği en büyük nimetlerden birisi de hayaldir. İnsanın bu hayattaki gayesi ne ise insan ona göre derece alır.

İnsanın bu kısa dünya hayatının gayesi, bu fani ile bakiyi kazanmak, Üstadın ifadesiyle “Fanide bakiye yol bulmaktır.”
Hayal ancak sonsuzlukla, ebediyetle tatmin olur. Satın aldığı her şeyin önce ömrünü, dayanma gücünü merak edip soran insan, kendisinin fani olduğunu bildiği halde, bu dünya hayatından nasıl zevk alabilir? Dünya onu nasıl tatmin edebilir?

İşte, hayalin gayesi olan o ebedî saadet yoluna girmeyen, onu unutan (nisyan) yahut bildiği halde dünya zevklerinin hatırı için onu unutur görünen, unutmuş gibi davranan (tenasi) bir insanın aklı ve fikri, sadece kendi enesini yani kendi nefsini düşünür, onun menfaatini gözetir, onun tatminine çabalar, onun zevkini esas alır.

Bu hale düşen bir insan, gaye-i hayalden yüz çevirerek enesine yönelir, adeta onun etrafında tavaf eder; ona bir kutsiyet vermek gibi çok aşağı ve zararlı bir yola girer.

İnsanın her aza ve duygunun ibadeti vardır. Her aza ve duygunun ibadeti yaratılış amacına uygun amel etmektir. Hayalin ibadeti tefekkür, aklın ibadeti her şeyin hakikatini anlayıp idrak etmeye çalışarak ALLAH’ın varlığına iman etmek, azaların ibadeti ALLAH’ın emrine uygun hareket etmektir.

Hayal de akıldan sonra insanın en değerli duygusudur. Hayali güzel bir şekilde kullanan bir insan hayal ettiği kadar manen yükselir ve buna göre büyük ibadet ve sevaba kavuşur. Bediüzzaman hazretleri hayali çok güzel bir şekilde kullanmanın yollarını göstermiştir. Namazda “İyyake na’büdü ve iyyake nestaîn” derken hayalen bütün dünyayı nazara alarak bütün mü’minlerin kabeye yönelerek ibadet ettiklerini dikkate almak gerektiğini ifade eder. Daha ileriye giderek bütün mahlûkatın “Sana ibadet eder ve senden yardım isteriz” diyerek ALLAH’a yöneldiklerini hayal eder. Hayalen “Ceziretü’l-Araba” gider ve peygamberimizi vazife başında ziyaret eder.

Yine hayalin fevkalade inkişafına dair Said Nursi’nin şu ifadesi “Hayalin fevkalâde inbisatından ve mahiyet-i insaniyenin bütün dünya ile alâkadarlığından, koca dünyayı, o gecede bir menzil gibi gördüm. Zîhayatlar ve insanlar o derece küçüldüler, görünmeyecek derecede küçüldüler. Yalnız o menzili şenlendiren ve ünsiyetlendiren ve nurlandıran tek şahsiyet-i mâneviye-i Muhammediyeyi (ASM) hayalen müşahede ettim.” (Lem’alar) Marifetullah mertebelerinde seyahat eden üstadımız “akıl ve hayal” ile beraber seyahat etmektedir. Hayalin, eğer ALLAH yolunda sarfedilirse büyük bir nimet olduğu bahsedilmektedir.

Tesbihatta hayalen tefekkür eder. Hayalin ibadeti tefekkürdür. Peygamberimiz (asv) “Tefekkür gibi ibadet yoktur.” “Bir saat tefekkür bir sene ibadetten hayırlıdır.” Buyurmuştur.

Hz. Ali (RA) “Tefekkür edilmeden okunan Kur’anda hayır yoktur” derken İslam bilginleri de “Tefekkür beş nevidir: ALLAH’ın ayetlerini tefekkür etmek. Cenneti tefekkür etmek. Cehennemi tefekkür etmek. Ölümü tefekkür etmek ve günahlarını tefekkür etmek” demişlerdir. ALLAH’ın ayetlerini tefekkür etmek imanın artmasına, cenneti tefekkür onan rağbete ve ibadete yönlendirmeye, cehennemi tefekkür günahlardan kaçmaya, ölümü tefekkür ona hazırlanmaya, günahlarını düşünmek ise insanı tövbe etmeye sevk eder” demişlerdir.

Hayatta başarılı olabilmek için de hayalimizi çalıştırmalıyız. Sıkıntılarımızı gidermek ve işlerimizi geliştirmek için de hayalimiz mükemmel bir kaynaktır. Bunun içindir ki bir kısım düşünürler “İnsan hayal ettiği kadar vardır” derler. İnsan hayal ettiği kadar büyüktür. Hayali büyük olanın hedefi ve gayeleri de büyüktür. Bu hedefine ulaşmak için çalışan bir insan dünyanın basit ve süflî işleri ile uğraşmaz.

Hayal duygusunu bize veren ALLAH elbette bunu büyük gayelere müteveccih etmemiz için vermiştir. Bunların başında da hayatta insanın ulaşmak istediği hayalî bir hedef koyması ve bu hedefe insanı ulaştırmak için akıl, kalp ve duyguları, bedeni ve azaları çalıştırmasıdır. Yüce ALLAH hayal duygusunu insana vermesinin en önemli hikmeti insanın yüce gayeleri hayal ederek bu gayelere ve hedeflere yönelmesini istemesi hikmetindendir. İnsan gerek kendi şahsî hayatına ve gerekse sosyal hayatta çok büyük şeyleri gâye-i hayal edinmelidir. Hayali olmayanın hedefi, hedefi olmayanın da gayreti olmaz. Küçük hedeflere bağlı olan ve bunu gerçekleştirmek için çalışan insan küçük insan, büyük hedefleri olan ve bunları gerçekleştirmek için çalışan insan da büyük insandır. İnsan gâye-i hayali, yani amacı kadar büyüktür. Bu hedefine ulaşıp ulaşamaması ayrı bir husustur. Bu şartlara bağlıdır; ama hedefin büyüklüğü insanın ruhen büyüklüğünü, aklen ve kalben yüceliğini gösterir.

Yüce ALLAH ahirette mükafatını insanın hayal etmesine göre verir. Böyle olmasa idi cenneti ve ebedi saadeti kazanması mümkün olmazdı. Nitekim Bediüzzaman insanın ALLAH’a karşı olan ibadet ve zikrinde “kâmil bir iman, küllî bir niyet ve kâinatı içine alan muhabbet, tefekkür ve hayali ile had ve hesaba gelmez sayıda keyfiyette külli bir ibadete mazhar olacağını” ifade eder.
Hayali aklın ve dininin emrine verirseniz insana çok geniş bir ufuk ve ibadet sahası açarken nefs-i emarenin hizmetine verirseniz süflî arzu ve isteklerin oyuncağı olur. Yüce gaye ve hedeflere yönelmiş bir insan basit amaçlar ve gereksiz basit işler ve su-i ahlak dediğimiz çirkin ve kötü huylar peşinde koşmaz. Bunlar malayanı ve gereksiz görür. Peygamberimiz (asv) bize “Mâlâyaniyi ve gereksiz işleri terk etmek müslümanın güzelliklerindendir” buyurarak böyle mü’minleri övmüştür.

Batılılar “Yıldızları hedeflemelisiniz ki yüksek bir tepeye çıkabilesiniz” derler. Bu söz insanın hedefini büyütmesinin mutlaka kendisine faydası olduğunu ifade etmektedir.

Gaye ve amacı olmayan ve yüksek amaçlar ve hedefler peşinde koşmayan bir insan bencilleşir. Artık enaniyeti kalınlaşmaya ve vicdanı daralmaya ve hodgamlığa götürür. Sadece cismâni ve bedensel zevkler peşinde koşan ve amacı bunu gerçekleştirmek olan bir insan aklı, ruhu ve bütün hissiyatı ile bu basit amaçlarını gerçekleştirmek için çalışacaktır. Bu durumda onda kendini düşünme, kendi geleceğinden endişe etme, kendi menfaatini takip etme gibi basit duygular gelişecek ve bunun için başkalarına zarar vermeye, düşmanlığa, hasede, gıybet ve dedikoduya başlayacaktır. Duyguları da buna göre basitleşecek ve gaye-i hayali olmadığı için de bütün zihniyeti ile bencilliğe yönelecektir. Her şey kendine ve kendi menfaatine alet etmeye ve çevresine zarar vermeye başlayacaktır. İste “ezhanın enelere dönmesi” bu suretle gerçekleşmiş olacaktır.

Yüce ALLAH Kur’ân-ı Kerimde “Kim ALLAH’ın zikrinden gafil olursa biz ona şeytanı musallat ederiz. Artık şeytan onun sadık dostu olur ve onu doğru yoldan saptırır; o ise kendisini doğru yolda sanır” (Zuhruf, 36-37) ayeti ile bu durumu bizlere açıklamıştır. ALLAH’ı unutan ve ALLAH’ın zikrinden gafil olanlara ALLAH yüce gaye ve amaçlarını unutturur. O zaman o da basit gaye ve amaçlar uğruna kendisini helak eder. Bu hususu da yüce ALLAH “ALLAH’ı unutan ve bu sebeple de ALLAH’ın kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fasıkların ta kendileridir.” (Haşr, 19) ayeti ile bize ihtar eder.

ALLAH’ın kendisini ve duygularını yaratılış amacını unutan ve bu duyguları yaratılış amacına göre değil de kendi basit nefsani arzu ve isteklerine yönlendirenlerin halini yüce ALLAH “ALLAH’ı unuttukları için ALLAH da onlara kendilerini, yani kendi amaçlarını unutturdu” ayeti ile ifade etmektedir. İşte bu duruma da “Tenâsî” yani unutturmak denilmektedir. Bu durum insanın hislerine mağlup olması ve nefsanî arzu ve isteklerine teslim olması demektir.

Evet, “Gâye-i hayal olmazsa veyahut nisyan ve tenâsi edilse, ezhan enelere dönerek etrafında gezerler.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here