Dağcılıkta Yüksek İrtifa Sorunları

0
550 kez

yuksekirtifa

Aklimatizasyon, dokuların, azalmış oksijen basıncına uyum sağlamaya çalıştıkları bir işlem sürecidir.
Bu alışma, diğer faktörlerin yanı sıra kişinin tırmanma hızına, kaldığı yüksekliğe ve kişisel adaptasyon yetisine bağlıdır.
Kişi ne kadr hızla tırmanır ise o kadar fazla sorunla karşılaşması kaçınılmazdır.


Kademeli Aklimatizasyonlardan dolayı ortaya çıkan semptomlar genellikle hafiftir ve hemen kaybolur. Birkaç hafta ile birkaç aylık dönem sonunda 5000 – 6000 m yükseklikte bulunan dağcılar daha fazla problem ile karşılaşmazlar. 6000 m üzerinde, genel iyilik hali hızla bozulur. Fiziksel fonksiyon azalması ve tıbbi problemlerin nedeni, düşük hava basıncına bağlı oksijen yetersizliğidir. Örneğin 4800 metrede hava basıncı, doğal olarak da parsiyel oksijen basıncı, deniz seviyesindekinin yarısı düzeyindedir. Bu yükseklikdeki uykuda, arteriel oksijen saturasyonu %50 – 70 arasında, uyanık ve hareketsizken %80 dir. Uyum sağlanırken artan solunum hızına bağlı doğal aklimatizasyon gerçekleşir.
Yükseklik hastalığının ciddiyeti, aklimatize olmamış dağcıların tırmanış hızıyla bağlantılıdır. Her iki kişiden biri, bu hastalıkla mücadele etmek zorundadır. Problemler, kişisel uyum sınırı aşıldıktan sonra ilk belirtilerin görülmesini takiben 1 – 2 saat içerisinde başlar, nefes alma zorluğu, baş dönmesi, baş ağrısı, sersemlik, halsizlik, uykusuzluk, bulantı ve kusma. Bu şikayetler hafiftir ve genellikle birkaç gün içerisinde kaybolur. Daha ciddi durumlar ise;
Akciğer ödemi: 3000 m üzerinde gözükür, eğer vücut daha fazla oksijen kullanabilmek için daha fazla kan pompalar, bu arada dağcı dinlenmez, daha yükseğe tırmanmaya devam ederse sorunlar başlar. Akciğer ödemi 2-4 günler arasında ortaya çıkar, büyük efor harcanır yada yeni ve yüksek bir bölgeye alışmadan uyku uyunursa ödem daha da artar. Kısa ve sık soluma, öksürük, kırmızı köpüklü balgam görülür. Yardım edilmezse bir kaç saat içerisinde koma ve ölümle sonuçlanır. Yirmibir yaş altındaki kişilerde bu probleme daha sık rastlanır. Tanınması çok önemlidir. Tedavi; dinlenme, oksijen verilmesi ve idrar atımını arttıran ajanlar verilmesidir. Problemler artarsa, kesin olarak inişe geçilmelidir. İndikçe semptomların kaybolduğu ve iyileşme olduğu çok sık görülmüştür.
Beyin ödemi: 4000 m üzerinde görülür ve başağrısıyla başlar. Ödem sonucu kapalı bir yapıya sahip olan kafatasının genişleyememesi nedeni ile beyin hasarı gelişir. Semptomlar; halusünasyon, oryantasyon bozuklukları, garip davranışlar, uyku, koma hali ve sinir sistemi anormallikleridir. Eğer beyin şişmeye devam ederse solunum merkezine baskı sonucu solunum durması görülür.
Isı kaybı ve donma: Isı kaybı, özellikle oksijen eksiliği de eklenirse pek çok probleme yol açar. Isı regülasyonu, ısı üretimi ve kaybı arasında bir denge oluşturacak şekilde beyinde gerçekleşir. Kulak, burun, el ve ayak parmaklarında yüzeysel donma belirtileri ile başlar. Deri soluk renkli ve duyarsız hale gelir. Sinir dokusunun diğer dokulardan hassas oluşu nedeniyle bu belirtiler oluşmadan sinir uçları zedelenir. Isı kaybı devam ederse, vücudun en çok ısı kaybeden bölgelerine olan kan akışı durur. Yükseldikçe kanın kıvamı koyulaştığından soğuma daha da hızlanır. Donmada, dokular gri-beyaz bir renk alır, ağrıya duyarsızlaşır. Kollar ve bacaklar sıcak olduğundan ve kas tendonları henüz hasar görmediğinden parmaklar oynatılabilir. Eğer basınca bağlı nekroz oluşmazsa dokular bir süre zarar görmez. Donmuş dokuların çok özenli bir şekilde tedavi edilmesi önemlidir. Hasta daha fazla efor harcamadan kampa götürülmeli, sıvı dengesi ve vücut ısısı normale döndürülmeye çalışılmalıdır. Sıkı giysi ve bandajlar çıkarılır, donan kısımlar 40C° civarında suya sokulur, bu yapılırken ağrı kesici verilmelidir. Vücut ısısı 28C° altına düşerse, beyin, kalp, karaciğer ve böbrek gibi organlarda fonksiyon kaybı gözükür, şok durumu gelişir, kalp ritminde ölümcül bozukluklar oluşur. Pıhtılaşma ve elektrolit denge bozuklukları da gözlenir. 25C° altında geri dönüşü olmayan hasarlar oluşur. Bu durum ciddi hipotermidir. Eğer rüzgar ve nem olaya eşlik ederse, donma noktası üzerindeki ısılarda da aynı durum gerçekleşir.
Kar körlüğü: Ultraviyole ışınların göz yüzeyini yakması ile oluşur. Başlangıçta şikayet yoktur, 6-12 saat içerisinde göz kızarır, ağrı yapar ve 2-3 gün içerisinde körlük oluşur. Sebebi ortamdaki ultraviyoledir ki bununda önemli bir kısmı kardan yansır. Sis ve yeni yağmış kar olayı hızlandırır. Tedavisi için soğuk kompres uygulanır ve göz kapatılarak bandajlanır.
Retinal kanama: 5500 m üzerinde kişilerde %30-50 oranında küçük retinal kanama odakları oluşur. Nedeninin retinada vasküler değişikliklere yol açan hipoksi olduğu düşünülmektedir. Kan kıvamındaki artış da olaya eklenir. Bu kanama odakları dinlenme olmaksızın birkaç haftada iyileşir. Makula’da (sarı nokta) kanama olursa, görme keskinliğinde azalmaya sebep olabilir.
Oryantasyon bozukluğu: Mental ve fiziksel bozukluklara yol açar. Nedeni oksijen eksikliği, sıvı eksikliği, yetersiz beslenme, soğuk ve yorgunluktur. Tedavi; daha alçak yerde dinlenme uykuda oksijen verilmesi besin alınmasıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here