Logo Background RSS

» Kişisel Gelişim

  • Aşkımız kime?
    By nurahasret on Eylül 11th, 2009 | No Comments Comments

    laleAşk, ona kapıldığın zaman tüm hissiyatının mantığına galip gelip seni o yolda sürükleyen şeydir. Çılgınca akan bir nehirde nereye gideceğini bilmeden yüzmeye çalışmak gibidir. Akıl ve mantığın durduğu andır. (mecaz-i aşk dediğimiz şey)

    Aşk bir değer vermedir. Yalnız o değer karşıdakini kusursuz gibi görüp sevmek, tüm hayatını ona göre planlamak, her şeyde onu görmek, her an onu düşünmek, her sabah uyandığında aklına gelen ilk şeyin o olması ve onunla beraber olmayı dünyadaki her şeyden daha kıymetli görmek vs… (daha fazla…)

  • Müslüman, ruhsal sorun yaşar mı?
    By Emrehan on Nisan 13th, 2009 | No Comments Comments

    kusBen üniversite ikinci sınıf öğrencisiyim. Dindar bir insanım. Ama sebebini izah edemediğim birtakım ruhî sıkıntılarım oluyor zaman zaman. Ve böyle bir durum yaşadığımda, inancımdan şüpheye düşüyorum. Yani “İnançlı biri isem, neden bu şekilde ruhî bunalıma düşüyorum?” diye sormaya başlıyorum kendi kendime. Kafamda dindar bir insan, ruhsal rahatsızlık yaşamaz diye bir düşünce var. Bu doğru mu? Bu konuda bana yardımcı olursanız, çok sevinirim. Şimdiden teşekkür ederim.

    Cevap:

    “Yaşar, ama hafif atlatır!” (daha fazla…)

  • Psikanalize Yasak!
    By Emrehan on Nisan 13th, 2009 | No Comments Comments

    psikanalizFREUD, babasının üçünü evliliğinden olmuştu. Doğduğunda babası Jacob 40, annesi Amalia 21 yaşındaydı. Üvey kardeşlerinin yaşı annesine yakındı ve kendi yaşında yeğenleri vardı. Bekar olan ağabeyinin annesine eş olarak babasından daha çok uyduğunu düşünür, buna bir anlam veremezdi.

    Yahudi olan Freud, Yahudi düşmanlığının hüküm sürdüğü Viyana’da büyüdü. Babasının ölümünden sonra sık depresyona giriyor; çarpıntı, mide ağrısı ve migrenden sıkıntı çekiyor, bazen bayılıyordu. Çalışmaları kötüye gittiğinde huysuzlaşıyor, depresyonu ve yorgunluk şikâyetleri artıyordu. Hastalarının hiçbirinin analizini tamamlayamamış, obje olarak kendine ve ailesine yönelmişti. (daha fazla…)

  • İnsanlar Niçin Farklıdır?
    By Emrehan on Nisan 13th, 2009 | 1 Comment1 Yorum Comments

    insanAKIL, kalp, vicdan, korku, sevgi, iman gibi binlerce manevî hazine ile donatılmış insanoğlu, dünyayı paylaştığı diğer canlılar içerisinde maddî olarak dahi en mükemmel şekilde yaratılmıştır.

    İnsanın apayrı bir nev olması, bazı temel özelliklerin, her ferdinde aynı olmasıyla mümkündür. Normalde, her insanda iki el, iki ayak, iki kulak, iki göz, tek burun, bir ağız vardır. Yapı itibariyle de bütün insanların organları aynıdır. Herkesin akciğeri, böbreği, kalbi, insan vücudunun hiç değişmeyen bir bölgesindedir. Bu birlik ve beraberlik ve birbirine benzemeklik, insanın yaratıcısının tek bir Allah olduğunun nihayetsiz delillerinden biridir. Tıp ilmi insanın bu özelliğinden dolayı ortaya çıkmış ve gelişmiştir. Eğer insan vücudunun yapısında bu birlik mührü olmasaydı, her insan için ayrı bir tıp ilmi gerekecekti. Meselâ cerrahların insan organlarını elleriyle koymuş gibi bulmaları, mümkün olmayacaktı. (daha fazla…)

  • Kadınlar ne ister, Erkekler ne anlar?
    By Emrehan on Nisan 13th, 2009 | No Comments Comments

    kadinTİMSAHLA filin dillere destan evliliğini duymuşsunuzdur belki. İki sevgili evlendikten sonra, birbirlerine kendileri için “en değerli” olanı verme yarışına girerler. Timsah gölden en güzel balıkları çıkarıp sevgilisi file ikram eder. Fil de pek sevdiği yeşil yapraklarının en tazelerinden çırpıp sevgilisinin önüne atar. Fakat sonuç hüsrandır. Otçul olan fil için balıklar, etçil timsah için de tazecik yapraklar hiç de değerli değildir. Çift, sonunda anlar ki, herkesin kendisi için “en değerli” olanı vermesi iyi niyetli ancak teknik olarak yanlış bir davranıştır; hem iyi niyetli hem de teknik olarak doğru davranış eşi için “en değerli” olanı vermektir. Sonuç olarak, fil timsaha hortumuyla tuttuğu ve zaten yemeyeceği balıkları, timsah da gölün dibinden kopardığı ve zaten sevmediği tazecik yosunları vermeye başlar. Mutlu olurlar; çünkü birbirlerini anlamaya vakit ayırmışlardır. İkisi de “Ben elimden geleni yapıyorum ya!” savunmasına girmemiştir. (daha fazla…)

  • Evliliği Yürütmek İçin
    By nurahasret on Nisan 11th, 2009 | No Comments Comments

    evlilik

    TÜRKİYE’DE ‘evlilik okulu’ adı altında hizmet veren özel veya resmî bir eğitim kurumu biliyor musunuz? Ben bilmiyorum, en azından duymadım. Bazı üniversite hocalarının özel çabalarıyla ‘ana baba okulu’ adı altında halka açık kurslar düzenlendiğini biliyorum, ancak gençleri evliliğe hazırlayan bir ‘evlilik okulu’ bilmiyorum. (daha fazla…)

  • Yanlışa Müdahale ve Çoğulculuk
    By Emrehan on Şubat 21st, 2009 | No Comments Comments

    kilitİçinde yaşadığımız zaman dilimi, birarada yaşama, hoşgörü, çoğulculuk gibi kavramların hüküm sürdüğü farklıbir dünya fotoğrafı çıkarıyor karşımıza. Bu kavramların aslında neanlama geldiği, neyi hedeflediği ve muazzez dinimiz tarafından neölçüde tasdik edildiği konusunda ciddi bir zihniyet krizi yaşadığımızortada.

    Kur’an ve Sünnet bizden, yaşadığımız ortama veşartlara bukalemun gibi ayak uydurmamızı değil, içinde bulunduğumuzortam ve şartları mümkün olduğunca Allah Tealâ’nın rızasına uygun halegetirerek yaşamamızı istiyor. Nasıl ki din değişmek ve dönüşmek içindeğil, değiştirmek ve dönüştürmek için gönderilmişse; aynı şekildemüslüman da bu anlayış içinde hareket etmek durumundadır.

    İçinde yaşadığımız zaman dilimi, bilhassa Batı’dan esen rüzgârların etkisiylebir arada yaşama, hoşgörü, çoğulculuk… gibi kavramların hüküm sürdüğüfarklı bir dünya fotoğrafı çıkarıyor karşımıza. Toplum olarak hiçbirmuhakemeye tabi tutmadan kabul edip kullandığımız bu kavramlarınaslında ne anlama geldiği, neyi hedeflediği ve muazzez dinimiztarafından ne ölçüde tasdik edildiği konusunda ciddi bir zihniyet kriziyaşadığımız ortada. (daha fazla…)

  • Fazla Kilolardan Nasıl Kurtulmak İçin
    By Emrehan on Şubat 19th, 2009 | No Comments Comments

    kiloHER NE KADAR kilo probleminiz olup olmadığını dış görünüşünüzden anlayabilirseniz de, uzmanlar bu iş için özel bir formül geliştirmişlerdir. Söz konusu formüle göre, şişmanlığı tanımlamak için önce, ağırlığın vücut kitle indeksinin (VKİ) neresinde olduğunun tesbiti gerekmektedir. VKİ, ağırlığın boy’un karesine bölümüne eşittir.
    Ağırlık(kg) / boy2(m)

    Normal sayılan değerler 18,5 ile 24,9 arasında değişir. Eğer VKİ 25 ile 29,9 arasında ise kilolu 30’dan fazla ise şişman tanımına girer. (daha fazla…)

  • Çocuk Yapmak
    By Emrehan on Şubat 19th, 2009 | No Comments Comments

    bebek76“Çocuk yapmayı düşünüyor musunuz?”

    Sanki, düşünmediği halde bile, zaman zaman anne ve baba olmuyor mu insanlar?

    Çok zaman düşünmemeyi sürdürerek, çocuklarını ziyan etmiyor mu aileler, toplumlar?

    Sonra, düşünüyor ama çocuk sahibi olamıyorlar.

    Sahi, onlar ne yapacak?

    Çocuk…

    Yapmak…

    Düşünmek… (daha fazla…)

  • Sevmeyi Seviyorum
    By nurahasret on Şubat 6th, 2009 | No Comments Comments

    efendim
    Şîrler pençe-i kahrımda olurken lerzân
    Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek
    Yavuz Sultan Selim

    Gelemiyorum sıkıntıya, sınırlar daraltıyor rûhumu… İnsan olmak zor iş… Sabretmek, sıkılmamak, “sıkıldım” dememek, hep insanlığın bir gereğiyse eğer?! Lâkin insanlık başlığı altında olmak istemeyenlere ‑dünya şartlarında sefâleti saadet zannedenlere- kolay her şey!.. Hani o mâlum belgesellerdeki “iki ayaklı hayvan” tâbirini haklı çıkarırcasına yaşamak… En basit, en alt, en dipsiz seviye… (daha fazla…)

  • Evlenmeyi Düşünenlere, Evlenirken nelere dikkat edilir.
    By Emrehan on Ocak 28th, 2009 | No Comments Comments

    evlilik“İçinizden bekâr olanları evlendirin” mealindeki âyeti bizim arkadaşlar “Evlenmeyi düşünenlere yol gösterecek bir yazı yayınlayın” diye de tefsir ettikleri için, hayli zamandır sıkıştırıyorlardı beni. Tarkan’dı, İkiz Kuleler’di derken, sonunda sıra geldi bu konuya. Ve, evlilik hazırlığı yapan gençlerin çeyizinde bulunsun diye tavsiyelerimi kaleme aldım. Yazdıklarım kişisel fikirlerim sayılmaz; çoğu terapistin de katılacağı tavsiyelerdir bunlar.

    Şanslı olduğunuzu da bilin. Bizim zamanımızda bu konularda pek konuşulmaz, fikir verilmezdi. Evli-barklı, olgun-oturaklı abilerimiz hep çok daha mühim mevzuları anlatır, bu konuya gelince susarlardı. Dinî dergilerde de yer almazdı bu konular, gençlerin zihni dağılmasın(!) diye. Öyle olunca da biz fısır fısır konuşurduk aramızda: “Evlensek mi acaba? Nasıl biriyle evlensek?” “Hoşlandığım bir kız var ama namaz kılmıyor, problem olur mu dersin?” “Büyüklerimin bulacağı bir kızla evlensem mutlu olur muyum sence?” (daha fazla…)

  • Aşk ve Şevk Nasıl Korunur
    By Emrehan on Ocak 6th, 2009 | No Comments Comments

    mevlana
    “Hayat faaliyet ve harekettir, şevk ise matiyyesidir (bineğidir).”

    Bediüzzaman

    Yapılan işin mânâlı olması, sevilmesi, aşk, şevk ve heyecan vermesi kişiyi hayata bağlayan en mühim faktörlerdendir. Zîrâ hayatın işleyişi; aşk ve şevk üzerine örgülenmiştir. Hayatın dinamosu faaliyet ve harekettir, bunların da motoru şevk ve iştiyaktır. Şevk, bir işi, ‘gönüllü ve istekli yapmak’ mânâsına gelir. Çünkü insan; iştiyak, lezzet ve muhabbet duymadığı bir işi yapmak istemez. Yapsa da, iştiyak ve muhabbet duymadığından yapılan işte bir verim olmaz. Dolayısıyla, yapılan işlerin mükemmel olması, ona katılan aşk ve şevkle irtibatlıdır. Öğrenme de öyledir. (daha fazla…)

  • Zor İnsan
    By nurahasret on Aralık 14th, 2008 | No Comments Comments

    çiçeklerBazen duyarız. Biri için “zor insandır o” denir. Şöyle bir kulağımıza değer geçer bu söz. Belki çok fazla üzerinde durmayız. Bir de bazı insanlar vardır ki bizzat “zor adam” ya da “zor kadın” olarak tanımlarlar kendilerini. Kanıksamışlardır bu lafı adeta gönüllü bir yafta, taşıdıkları bir etiket gibi.

    Evliliklerini, dostluklarını, başka insanlarla ilişkilerini ve ilişkisizliklerini anlatırken, açıklarken bunu bir özür gibi sürerler önümüze. “Zor insanım ben,” derler. Bazen de eşlerden birinin diğeri için bunu söylediğine tanık oluruz. “Bizimki zor adamdır.” “Benim hanım zor hatundur.” Bu lafla her şeyi açıklamış gibi susarlar sonra gizemli bir tebessümle.

    Hani elimize bir büyüteç alıp baksak, kavramı şöyle bir incelemeye alsak. Ne demektir zor olmak bilinmez ama belli ki kelimenin kendisi cazip bir şeydir pek çoklarının dillerinde. Hallerinden şikayet eder gibidirler ama aslında şikayet değil, gizli bir iltifat vardır konuşmalarında. Saklı bir kıvanç. “Zor adam” olmak ilginç bir şey gibi gelir kulağa. Hani cazip bir nitelik. Adeta meziyet.

    Bilhassa sanat ve edebiyat çevrelerinde “zor adam” ve “zor kadın”lardan geçilmez. Nereye elini atsan, ne yöne dönsen, kiminle konuşmaya kalksan bir zor insanla burun buruna gelirsin. Sanki zorluk zihinlerimizde “özgünlük” ve “derinlik” ile özdeştir. Kolay insan basit addedilir. Zor insan ise katmanlı ve çekici. Hani zor olunca pek bir karmaşık, pek bir entelektüel, pek bir bohem olunurmuş gibi. “Zor adam” olmak nedense geçer akçedir kuşak kuşak sanatçılar, edebiyatçılar ve aslında biraz daha genellersek, geniş bir şehirli, modern, genç kesim arasında.

    Oysa bu yazıda tam aksini iddia edeceğim. Zor olan bir şey varsa eğer, hem kadınlar hem erkekler için, o da zor olmamak aslında. Yıpratmamak insanları, bizi sevenleri sevgilerinden ötürü cezalandırırcasına hırpalamamak, yani hayatı hem kendimiz hem başkaları için kolaylaştırmak, yumuşaklaştırmak, su gibi akıcı ve berrak kılmak var ya, işte en zoru bu. Yoksa kendine bir sıfat seçmek, o sıfatı benimseyip sabitleştirmek, bunu hem bir özür hem övgü gibi almak, bu hayali sıfatın arkasına saklanmak, onu bir bahane olarak kullanarak kalp kırmak ve bundan gocunmamak en kolayı. Zor olmakta hiçbir zorluk yok ki!

    Elimde bir kitap. Walter Benjamin’in Moskova Günlüğü’nü yeniden okudum bu bayramda. Moskova Günlüğü ince, sade bir kitap. Walter Benjamin’in Aralık 1926′dan Ocak 1927 sonuna dek Moskova’da geçirdiği iki ayın günlüklerinden oluşuyor. Durmadan kavga eden, kavga etmeden duramayan çiftler vardır. Tanırsınız onları. Belki başkalarından, belki kendinizden. Walter Benjamin ve Asja Lacis böyle bir çift idi.

    Bir dönem düşünün. 1929-30. Öyle bir zaman ki dünya bir savaştan çıkmış ve çok daha beterine doğru doludizgin gitmekte. Bir adam düşünün. Döneminin sayılı entelektüellerinden. Bedbin, hassas bir ruh. En nihayetinde kendi canına kıyacak kadar. Moskova’ya gitmesinin üç sebebi var. Bir taraftan dönemin pek çok sol görüşlü aydını gibi o da Moskova’yı gözünde büyütüyor, tanıma gereği duyuyor. Bir taraftan edebiyat var. Edebi yükümlülükler. Bu şehri yazmak istiyor. Kendi kaleminden kağıda dökmek. Üçüncü sebep ise hepsine ağır basıyor muhtemelen: Aşk.

    Ama zor bir çift onlar. Her ikisi de “zor insan” olmayı benimseyen. Birbirlerini yoran, habire kelimeleri didikleyen, kendilerini sevenleri hırpalayan tüm insanlar gibi…

    ELİF ŞAFAK (ZAMAN)

  • Stres ve Manevi Yaşam
    By nurahasret on Aralık 3rd, 2008 | No Comments Comments

    Gurur zayıf adamın güçlü taklidi yapmasıdır. ERIC HOFFER:”

    Tevhit inancında “Doktor ve ilaç sebeptir şifayı Allah verir” düşüncesinin ve İncil’de “Allah sizin yanınızdadır” inancının insana kazandırdığı faydaların ilginç örnekleri vardır.

    KONTROL DUYGUSU

    Bir insanın en büyük korkusu kontrol duygusunu kaybetme kaygısıdır. Kendisi ile, yakınları ile, beden ve akıl sağlığı ile kontrolü kaybedeceği düşüncesi bile o insanı çaresiz, güçsüz yapar. Kendini kötü hissetmeni netice verir.  İnsanoğlu doğaya hakim olma çabasında iken midesine, kalbine, iç organlarına sahip olamadığı ve kontrol edemediğini fark etmesi onun kendisini köyü hissetmesine neden olur.

    Bir çocuk düşününüz. Korkulu anın nedir denirse kendini güvende hissetmediği, kendini yönetemediği anı söyleyecektir. En mutlu anın nedir denildiğinde korktuğu anda annesinin kucağına sığında dakikaları söyleyecektir. (daha fazla…)

  • Niyet+Çaba= Doğru Yol
    By Emrehan on Kasım 19th, 2008 | No Comments Comments

    YÜCE ALLAH bu âyetinde kesin bir vaadde bulunuyor, bir garanti veriyor.”Biz yollarımızı göstereceğiz” buyuruyor. Bunu, mutlaka gerçekleşecek bir sonuç olarak bildiriyor.

    Yalnız, bu vaade hak kazanmak için bir şart var:

    Onun uğrunda çaba harcamak. Âyetteki orijinal tabiriyle, cehd etmek, cihad etmek. (daha fazla…)

  • Aşkın Ölümü
    By nurahasret on Ekim 25th, 2008 | No Comments Comments

    Gitgide daha fazla insanın dünyasında aşkın öldüğü bir zamanda yaşıyoruz.

    Kimileri, şehvetle aşkı karıştırıyorlar. Karşıdakini bir ‘insan’ olmaktan ziyade,

    bir beden, hatta elde edilecek bir ‘av’ olarak görenler zuhur ediyor.

    Bu ise, aşkı öldürüyor. Çünkü aşk ruhların beraberliğidir;

    bedenlerin değil…

    (daha fazla…)

  • Söz Gümüşse Sükut Acaba Niye Altındır?
    By nurahasret on Eylül 26th, 2008 | No Comments Comments

    Eski medeniyetimiz irfanlı ve faziletli bir “sükût” medeniyeti idi. Boşa konuşulmaz, her tarakta bezi olan, her konuya bir hazır hutbesi bulunan, şakayı abartıp malayani şeylerle uğraşanlar kınanırdı. Ama bu özelliklerin çoğu bugün “genel kültür” olarak övünme vesilesi.

    Söz insanın terazisidir. Fazlası ziyan, azı kardır.

    Az konuşan kınanmaz, üstelik itibarı çok olur.
    Şaka, alay ve boş konuşmak, bela yol açar.

    Çok konuşmak dostluğu bozar, lüzumsuz konuşmak ayıpları açar, acı söyleyenden dostlar kaçar.

    Eğer kalbde darlık ve üzüntü. vücutta bitkinlik ve halsizlik, rızıkta eksiklik ve bereketsizlik olursa, bunun boş  ve yersiz konuşmalardan meydana geldiği bilinmelidir’ (daha fazla…)

  • Cenab-ı Hakkın Hangi İsmine Aynasınız?
    By nurahasret on Eylül 26th, 2008 | 1 Comment1 Yorum Comments

    Cenab-ı Hak, insanı güzel isimlerine ayna yapmıştır. Bize düşen görev o aynayı Hakk’ın yolunda silmek, pak etmektir. Çünkü ayrıa kirli ise karşısındaki en güzel sureti bile puslu gösterir.

    Acaba hiç düşündük mü evlilik hayatımızda O’nun (cc) hangi ismine ayna oluyoruz?

    Evet, eşinizi sevin, hem de çok sevin ki, “Vedud” ismi, tecelli etsin üzerinizde.

    Onun acılarını yüreğinizde hissedin, dertlerini dert bilin.
    Ne kadar şefkatli ve merhametli olursanız  Cenab-ı Hakk’ın “Rahman” ve “Rahim” isimlerine o kadar çok ayna olursunuz. (daha fazla…)

  • Külün İçinde Saklı Ateş..
    By nurahasret on Eylül 9th, 2008 | No Comments Comments

     

    Küllenmiş her düşüncenin, her duygunun içinde iyi yahut kötü, acı yahut tatlı, neşeli yahut hüzünlü elbette bir kor sıcaklığı vardır ki, eşelendikçe alevi ortaya çıkar.

    Bazen ısıtır bu alev, bazen yakar. Olumlu ya da olumsuz bütün hayaller, bütün idealler ve bütün arzular sonuca ulaşmadıkça, hedefini bulmadıkça elbette kül içinde saklanan kor gibi sıcak bekler. Küçük bir esinti, azıcık bir savrulma… Bir hatırlama… Küçük bir dokunuş… Hele içinizi bir yoklayın… (daha fazla…)

  • Niyet ettim, Ramazan’da sigarayı bırakmaya!..
    By Emrehan on Eylül 6th, 2008 | No Comments Comments

    Pek çok arkadaşım “sigarayı bırakamıyorum” diye dertleniyor. Ben, yapamadığım şeye kızarım. Sigarayı bırakamamak ne demek yahu!.. “Ben sigara içmeyeceğim!” Hepsi bu.

    1950′lerde askerî öğrenciyken her talebeye yarım kilo sigara verirlerdi. Ben sigara yerine, ihtiyacım olan şeyleri alırdım. Hatta iyi hatırlıyorum, sigara paralarını biriktirmiş, kendime güzel bir kol saati almıştım.

    Yapamadığım şeye kızarım! Neden yapamıyorum? Hangi iş bana kafa tutacakmış. (daha fazla…)

  • Güçlü bir hafızaya sahip olmak ister misiniz?
    By Emrehan on Eylül 4th, 2008 | No Comments Comments

    Yetişkinlerin beyinlerinin hafıza ve koku alma gibi işlevleri sürdürebilmelerinin, yeni beyin hücreleri üretmeye devam etmelerine bağlı olduğu, aksi halde hafızanın kısa sürede yok olduğu belirlendi. (daha fazla…)

  • Prof. Dr. Mehmet Emin Ay – Ailede İletişim Yokluğu
    By Emrehan on Ağustos 27th, 2008 | No Comments Comments


    Prof. Dr. Mehmet Emín Ay – Ailede uyusamama ve anlasamamanin temelinde var olan gerçek: Iletisim yoklugu, Rotterdam İslam Üniversitesi Konferansı

  • Suç işleyen çocuğunuza mükafat verin…
    By Emrehan on Ağustos 21st, 2008 | 1 Comment1 Yorum Comments

    Çocuğunuz, sizin istemediğiniz bir davranışı sergiliyorsa reaksiyonunuz nasıl olur? “Önce konuşurum, sonra ikaz ederim, hala aynı davranışta ısrar ediyorsa ceza veririm” mi diyorsunuz?

    Sanırım suç işleyen bir çocuğa mükafat vermek çoğumuzun başvurduğu bir yöntem değildir… Öyle ya, “mükafat, güzel davranışın karşılığında verilir” diye biliyoruz. Aslında bildiğimiz şey pedagojinin bugün ulaştığı nokta açısından doğru. Ancak pedagoji biliminin yarın ulaşacağı noktaya göre baktığımızda görüyoruz ki suç işleyen çocuğa ceza vermek çok da doğru değildir. (daha fazla…)

  • Cezasız çocuk terbiyesi olur mu?
    By Emrehan on Ağustos 21st, 2008 | No Comments Comments

    Katıldığım bir konferansta bir anne yanımdaki kalabalığın dağılmasını bekledikten sonra, biraz da mahcup bir eda ile yanıma yaklaştı. Kırk yaşlarına yakın annenin gözleri doluydu. Titrek bir sesle, “Bana lütfen yardım edin. Çocuklarıma karşı çok sert davranıyorum, çocuklarım yanlış yaptığında çok çabuk öfkeleniyor ve hemen şiddete başvuruyorum. Ama artık kullandığım şiddet öyle bir hal aldı ki, ne çocuklar “dayak”tan korkuyor, ne de ben kullandığım şiddetin önüne geçebiliyorum. Çok zaman sinirlerime hakim olamıyor, vurduğum tokatların tesiri ile, burunlarının, ağızlarının kanadığını görüyorum. (daha fazla…)

  • İnsan İlişkilerinde En Güçlü Duygu: Güven
    By Emrehan on Ağustos 8th, 2008 | No Comments Comments

    Kodak firmasının kurucusu Eastman, basit bir film makinesi ile 1935′li yıllarda Afrika’daki vahşi hayvanların fotograflarını çok yakından çeker ve daha sonra bunları evinde yakın dostlarına gösterir. Hayvanların bu kadar yakından filme alınmış olmasının heyecanıyla içlerinden birisi dayanamaz; “Aziz dostum, bu işi nasıl becerdin?” diye sorar. O da cevaben; “Yanıma güvendiğim bir avcı aldım. (daha fazla…)

  • Prof. Dr. Nevzat Tarhan – Aile içi iletişim
    By Emrehan on Ağustos 6th, 2008 | No Comments Comments


    Prof. Dr. Nevzat Tarhan – Aile içi iletişim
    Rotterdam İslam Üniversitesi

  • Değişen Kültür ve Aile İçi Sesleniş
    By Emrehan on Ağustos 5th, 2008 | 1 Comment1 Yorum Comments

    Toplum ve kullandığı dil arasında da karşılıklı bir etkileşim vardır. Yani toplumda bir değişiklik meydana geldiği zaman dilde de bir değişim yaşanır. Bunun gibi dilde meydana gelen bir değişiklik de toplumu etkiler ve onu değiştirir. Bu değişimden ev hayatımız da ciddi şekilde etkilenir. (daha fazla…)

  • Medya ve çevre faktörleri ergenlerde cinsel kimlik bunalımını körüklüyor
    By Emrehan on Ağustos 4th, 2008 | No Comments Comments

    Ergenlik dönemi kişiliğin önemli gelişim evrelerinden biridir. Bu dönemde cinsel kimlik gelişimi de önemli bir ter tutar.

    Kişiliği oturmuş, kimliğini bulmuş kişinin kendisine, kendi bedenine, nerede olduğuna ve nereye gitmekte olduğuna dair bir güven duygusu vardır ve buna bağlı olarak da kendisini iyi hisseder. Bazı kişilerin ise cinsel kimlikleri ile ilgili endişeleri vardır ve bu onların ruh ve beden sağlıklarını, başarılarını ve diğer gelişimlerini olumsuz şekilde etkiler. (daha fazla…)

  • Aile çok önemli bir kurum, peki ama kimler asla evlenmemeli?
    By Emrehan on Ağustos 4th, 2008 | 2 Comments2 Yorum Comments

    Evlilik kişiye sorumluluklar yükleyen önemli bir müessese. Evliliğe niyet eden kişinin birçok şeyden fedakârlık yapması gerekiyor. ‘Ben sorumsuzca bildiğim gibi yaşarım’ diyerek evlenenler, eşlerine bir ömür boyu ızdırap çektiriyor.

    Her genç, belirli bir yaşa geldikten sonra evlenmek ister. Düşler görülür, hayaller kurulur. Mutluluk kapıda hazır sanılarak beklenir. Beyaz atlı prens ve prenses için dualar edilir. Talih kuşunun konması için gözler yukarılara çevrilir. (daha fazla…)

  • Dile Gül Koymak
    By nurahasret on Temmuz 25th, 2008 | No Comments Comments

    Konuşmasından anlaşılır insan -Güzel konuşmasından
    Kalpten kalbe yol vardır derler.Bunu biraz daha değiştirerek söylersek:
    Dilden kalbe yol vardır
    Gönlü yumuşak insanların konuşmaları da yumuşak ve ılımlıdır. Onlar asla kalp kırmaz. Çünkü bir mihenk vardır gönülde; sözünü önce ölçer biçer sonra muhatabına sunar. (daha fazla…)

Advertisement