<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Taka &#187; Ünlem</title>
	<atom:link href="http://www.yoremizden.com/category/islam/unlem/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yoremizden.com</link>
	<description>Karadeniz ve Trabzon kültürünü yaşatma ve sevdirme sitesi...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 22 Jul 2010 08:50:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Aşk Ocağı</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/ask-ocagi/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/ask-ocagi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Aug 2009 07:53:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ünlem]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[aşk ocağı]]></category>
		<category><![CDATA[can]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.net/?p=259</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-258" title="151askocagi" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/08/151askocagi.jpg" alt="151askocagi" width="482" height="567" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/ask-ocagi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşk ve Şevk</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/ask-ve-sevk/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/ask-ve-sevk/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Aug 2009 08:50:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ünlem]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[aşk ve şevk]]></category>
		<category><![CDATA[Şevk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.net/?p=228</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_4314" class="wp-caption alignleft" style="width: 410px"><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/08/aşk_ve_şevk.jpg"></a></p>
<div class="mceTemp mceIEcenter">
<dl id="attachment_4314" class="wp-caption aligncenter" style="width: 410px;">
<dt class="wp-caption-dt"><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/08/aşk_ve_şevk.jpg"><img class="size-full wp-image-4314 " title="Aşk ve Şevk" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/08/aşk_ve_şevk.jpg" alt="aşk_ve_şevk" width="400" height="296" /></a><p class="wp-caption-text">Aşk ve Şevk</p></div>
</dt>
</dl>
</div>
<dd class="wp-caption-dd">
</dd>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/ask-ve-sevk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ya Vedud Nöbeti</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/ya-vedud-nobeti/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/ya-vedud-nobeti/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Aug 2009 09:19:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ünlem]]></category>
		<category><![CDATA[Adem]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[bağışlanma]]></category>
		<category><![CDATA[Buruc suresi]]></category>
		<category><![CDATA[cennetten]]></category>
		<category><![CDATA[Dua]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Hud suresi]]></category>
		<category><![CDATA[ilahi isimler]]></category>
		<category><![CDATA[kullar]]></category>
		<category><![CDATA[merhamet]]></category>
		<category><![CDATA[Rab]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[tevbe etmek]]></category>
		<category><![CDATA[ya Vedud]]></category>
		<category><![CDATA[Yaradan]]></category>
		<category><![CDATA[yasaklı meyve]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.net/?p=219</guid>
		<description><![CDATA[Üflendiği yerden dirilen Adem&#8217;in öğrendiği kelimelere dönüp baktığımızda kelimelerin birbiri ardına sıralandığına şahit oluyoruz. Özüne indiğimiz yerde Adem&#8217;i daha iyi anlıyoruz. Adem kolay olmayan kelimeleri öğrenirken rüzgarın ardına kapılıp gidiyor zikirleri ve her isimde bir kat daha inandığının boyasına boyanıveriyor. Zor olsa gerek, bu boyanın altında Adem olabilmek. Adem seviyor ademliğini, anlamını seviyor. Her kelimenin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">
<div id="attachment_4320" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/08/yavedud.jpg"></a></p>
<div class="mceTemp">
<dl id="attachment_4323" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px;">
<dt class="wp-caption-dt"><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/08/yavedud.jpg"><img class="size-medium wp-image-4323 " title="Yâ Vedud" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/08/yavedud-300x278.jpg" alt="yavedud" width="300" height="278" /></a><p class="wp-caption-text">Yâ Vedud</p></div>
</dt>
</dl>
</div>
<p>Üflendiği yerden dirilen Adem&#8217;in öğrendiği kelimelere dönüp baktığımızda kelimelerin birbiri ardına sıralandığına şahit oluyoruz. Özüne indiğimiz yerde Adem&#8217;i daha iyi anlıyoruz. Adem kolay olmayan kelimeleri öğrenirken rüzgarın ardına kapılıp gidiyor zikirleri ve her isimde bir kat daha inandığının boyasına boyanıveriyor. Zor olsa gerek, bu boyanın altında Adem olabilmek. Adem seviyor ademliğini, anlamını seviyor.<br />
Her kelimenin altından yeni bir Adem diriliyor.Kendi isimlerini, idrakinden aciz<br />
olduğumuz  mukaddes bir muhabbetle seven Allah, onların tecellisine hizmet eden mahlukatını sever.Sever,sevdirir,sevindirir&#8230;</p>
<p>(11:90) Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O&#8217;na tevbe edin. Muhakkak ki Rabbim çok merhametlidir, (müminleri) çok sever. (Hud 90)</p>
<p>Adem, cennetten çıkarıldığı günden itibaren iniler. İnlediği yerde dilini duaya<br />
bulaştırır. Öğrendiği isimlerle, Öğretene anlatır öğrendiklerini. Her inileme onu<br />
bir adım daha yakınlaştırır Baki olana&#8230; Yalnız Biri ister, Biri çağırır,  Biri talep<br />
eder, Biri görür, Biri bilir, Biri söyler&#8230;</p>
<p>Adem oluyorum bir an da&#8230; Yasaklı meyve dokunuyor dilime, mahcupluğum   yüzüme yansıyor, al al oluyor yanaklarım ve utanıyorum O&#8217;ndan. Korkuyorum,beni yakıp parça parça etmesinden değil bu korkum,şimdi anlıyorum Vedud olan Vedud luğunu alırsa kalbimden ne yaparım ben Sevmezse beni,sevindirmezse, sevdiğini bildirmezse, sevdirmezse bir et yığınından ne farkım kalır? Dua oluyor iç seslerim. Hud suresi 90.cı ayet dolaşıyor kalbime diri tutuyor beni, biliyorum ki yine O sevindiriyor beni&#8230;</p>
<p>İşte bu sevgi, bu merhamet Vedud isminden gelmektedir. Allah her bir eserini<br />
sevmekle birlikte, bu sevgi ve merhametin odak noktası, en mükemmel eser olan insandır. Çünkü, bütün ilahi isimlerin aynası, tecelligahı odur. Bir kulun kalbi isimlerle ne kadar ters düz olursa,kalp inkilap eder  (boyutuna bakıp aldanmayalım)  o  kalp ki Alemlerin Rabbine açılmış bir penceredir.O pencereden bakan göz puslu bir kareyle muhatap olmaz.Her şeyi kulları için yaratan,sadece kulunu kendi için yaradandır bu Yaradan&#8230;</p>
<p>Bazen düşünürüm kendi küçüklüğümü ve O&#8217;nun büyüklüğü arasındaki dengesizliği&#8230; Bu kadar küçük bir noktaya ihtiyacı olmadı halde, peşimde koştuğunu hayal ederim.<br />
Şımarıklıklarıma tahammül eden, avucumun arasındakileri O vermemiş gibi,hiç<br />
tükenmeyecekmiş gibi, sahiplendiğim dünyalıklarımın arasında unutuşlarımı hiçbir zaman yüzüme vurmayan, küsmeyen, kırılmayan yanlışa bir yanlış yazıp kulunun doğrusuna sayısız artılar koyan, usanmadan herkesin gittiği yerde sadece benimle kalan&#8230;<br />
Seviyor ve seviniyorum,  dil ile dillendiriyorum Buruc suresi 14 ayeti&#8230;</p>
<p>(85:14) O, çok bağışlayan ve çok sevendir.</p>
<p>Gözümü kapatınca  güzelliklere kör olmuyorum, duyuyorum hissediyorum.        O nun varlığını bilmek için O na O nun bak dediği pencereden bakmam gerektiğini anlıyorum.<br />
Sevmek razı olmak demek.Ki Efendimiz tutar ellerimden burada ve gidebileceğim tek yol onun ayak izleri&#8230; Sevmek Habibullah gibi&#8230; Seveni sevdiği ölçüde sevmek<br />
gerekirse, buna en güzel örnektir kendisi..Vedud isminin ete kemiğe bürünmüş hali&#8230;</p>
<p>Sevmek, sevinmek, sevdirmek&#8230; Sevmeyi vermeseydi, vermeyi de sevmezdi ki&#8230; Bütün mesele burada sevmeseydi neden yaratırdı ki bizi?</p>
<p>MİHRİCAN KESKİN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/ya-vedud-nobeti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Leyla gerçekten de güzel değil miydi?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/leyla-gercekten-de-guzel-degil-miydi/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/leyla-gercekten-de-guzel-degil-miydi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2009 09:42:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ünlem]]></category>
		<category><![CDATA[hüsn-ü edep]]></category>
		<category><![CDATA[hüsn-ü ifham]]></category>
		<category><![CDATA[hüsn-ü intizam]]></category>
		<category><![CDATA[hüsn-ü istimal]]></category>
		<category><![CDATA[hüsn-ü kelam]]></category>
		<category><![CDATA[hüsn-ü kerem]]></category>
		<category><![CDATA[hüsn-ü mana]]></category>
		<category><![CDATA[Hüsn-ü metanet]]></category>
		<category><![CDATA[hüsn-ü muaşeret]]></category>
		<category><![CDATA[hüsn-ü niyet]]></category>
		<category><![CDATA[hüsn-ü sehavet]]></category>
		<category><![CDATA[leyla]]></category>
		<category><![CDATA[mecnun]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Ulusoy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.net/?p=155</guid>
		<description><![CDATA[Denir ki, Leyla kara kuru, cılız, sıradan bir kız. Leyla’yı görenler Mecnun’un aklına şaşkın. Denir ki yine; padişah merak eder, çağırır Leyla’yı sarayına. Dillere destan bir güzellik uman padişah da başkaları gibi şaşkın. Leyla’ya bir sürü laf eder. “Bu muydu Mecnun’u mecnun eden Leyla!” bakışını hisseden Leyla, “Sen” der, “Mecnun değilsin!” Leyla’yı görüp de Mecnun’a [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-164" title="rose(1)" src="http://www.yoremizden.net/wp-content/uploads/2009/06/rose1-150x150.jpg" alt="rose(1)" width="150" height="150" /></p>
<p>Denir ki, Leyla kara kuru, cılız, sıradan bir kız. Leyla’yı görenler Mecnun’un aklına şaşkın. Denir ki yine; padişah merak eder, çağırır Leyla’yı sarayına. Dillere destan bir güzellik uman padişah da başkaları gibi şaşkın. Leyla’ya bir sürü laf eder. “Bu muydu Mecnun’u mecnun eden Leyla!” bakışını hisseden Leyla, “Sen” der, “Mecnun değilsin!”</p>
<p>Leyla’yı görüp de Mecnun’a dudak bükenler narsistik kültürde de egemen olan güzellik kavramından mustarip gibidirler: Güzelliği fiziksel güzelliğe hapsetmek. Leyla bir yüz ve bedenden ibaret değildir halbuki. Mesele yüz ve bedense eğer, cesetlerin de bir bedeni ve yüzü vardır. Leyla’nınsa başka bir güzelliği.</p>
<p>Onunla sohbet eden sanır ki Leyla tüm dünyayı unutmuş. Konuşana dikkat kesilmiş, tüm varlığı kulak olmuş. Anlatılanı anlatıldığı gibi anlamaya çalışır Leyla. Sözcükler vehmin duvarlarına çarpmaz ona vardığında. Anlatan “Hah işte, bunu anlatmaya çalışıyorum” der (hüsn-ü ifham).</p>
<p>Anlatımı sadedir. Tane tane konuşur. Sözcükleri boca etmez kimseciklere. Kelimeleri öyle kullanır ki, bir çeşmeden dökülen su gibi, ağzından dökülen kelimelerle inşa ettiği güzelliktir. Kömür gözlü değildir Leyla, amma tatlı dillidir(hüsn-ü kelam).</p>
<p>Düzen ve intizama riayet eder.Eşyalara sinmiş olan düzenle, evine girenlerin içi açılır (hüsn-ü intizam).</p>
<p>Bir gün Mecnun’la karşılaşır, eli ayağına dolanır. Onu hangi güzelim sözcüklerle karşılayacağını bilemez. Kim olsa aynısını yapar Leyla. Kara kuru yüzünden tebessümler dökülür, en güzel kelimelerle insanları buyur eder (hüsn-ü istikbal). Ne var ne yok misafirlerinin önüne koyar, onları ikramlarıyla memnun etmek için paralanır (hüsn-ü kerem).</p>
<p>Eşyaları kimse Leyla kadar güzel kullanamaz, kimse onlara Leyla kadar güzel davranamaz. Tahta kaşığı sanki canlı bir varlık gibidir. Kullandıktan sonra ona teşekkür etmeyi unutmaz. Görenler kaygıya gark olur; belki de mecnun olan aslında odur. Kap kacağını elinde öyle bir tutuşu vardır ki, narin bir bebeği elinde tutan anneden daha mahir. Leyla’nın elleri kara kuru, ne gamdır(hüsn-ü istimal).</p>
<p>İnsanları kırmamak için kılı kırk yarar. Konuşmadan önce tartar, ölçer, biçer. Konuşması gerektiğinde yeteri kadar konuşur, susması gerektiği yerde ağzına kilit vurur. Kırmaktansa kırılmayı öğrenmiştir Leyla. Bencilliklerinden sıyrılmış, ben diye tutturmaktan azat olmuştur. Onunla arkadaş olmak için can atılır. Yanına varan huzura varır. İnsanlara zorluk çıkarmaz. Kolaylaştırır. Onunla geçinmek kolay değildir sadece, güzeldir de aynı zamanda (hüsn-ü muaşeret).</p>
<p>Onunla sohbete niyetlenenler sözlerine çekidüzen verir. Çünkü bilirler ki Leyla gıybetten hiç hoşlanmaz. Kötü düşünmekten kaçınır, yaşananlara güzel tarafından bakar. Her olayın altında bir hayır görür. Umutsuzluk yoktur yüreğinde. Mızmızlanmaz, şikâyet etmez. Kimsecikleri suçlamaz. Suçlanacak olanın nefsi olduğunu idrak etmiştir. Varlıklara zarar vermek aklının ucundan geçmez (hüsn-ü niyet).</p>
<p>En güzel hallerinden biri de edeptir Leyla’nın (hüsn-ü edep). Narsistik kültürde bunun bir karşılığı bile yoktur. Bana en hazin gelen de budur.</p>
<p>Kolay pes eden biri değildir Leyla. Metindir, sağlamca tutunur inandıklarına. Kararlarına sahip çıkar. Hatalarınaysa daha çok. Kimsenin üzerine yıkmaz yanlışlarını. Dayanıklı bir kişiliği vardır (Hüsn-ü metanet).</p>
<p>Güzelliği fiziksel güzelliğe hapsedenlerin Mecnun’u anlaması imkânsız gibidir. “Bir kadının en cazibedar, en tatlı güzelliği nedir?” diye sorulsa; “Kadınlığa mahsus bir letafet ve nezaket içindeki hüsn-ü sîretidir” cevabını narsistik kültür algılayamaz, anlayamaz. Oysa ne güzel bir tanımdır bu (hüsn-ü mana), ne kadar derin. Ya da “En kıymetdar ve en şirin cemali nedir bir kadının?” diye sorsak, narsistik kültür bilmez ki “ Ulvî, ciddî, samimî, nuranî şefkatidir.”</p>
<p>Mecnun’un Leyla’da tutulduğu böyle bir güzelliktir işte: Halleriyle Cemil isminin tecellisine mazhar olmuş güzel bir insan. Ondaki güzelliğe zaman ilişemez bile. Aksine zaman, ancak Leyla’nın hüsn-ü siretinin olgunlaşıp ziyadeleşmesine hizmet edebilir.</p>
<p>Tasvir etmeye çalıştığım güzellik biçimlerinin bazıları kadınlara özgüyse de; çoğu erkekler için de geçerlidir elbet. Erkeklere özgü başkaca erdemler ise cesaret ve cömertliktir (hüsn-ü sehavet). Koruma, kollama, yakınlarının sorumluluğu alma gibi bazı özellikler özellikle erkeklerde tecelli eden başkaca güzel hallerdir.</p>
<p>Leyla gerçekten de böyle biri miydi? Bilmiyorum. Gaybı ancak O bilir. Ben sadece güzel bir insanı tasvir etmek ve fiziksel güzellik dışındaki güzellik hallerine dikkat çekmek istedim.</p>
<p>Bütün bunlardan sonra akla gelen soru, Mecnun’un Leyla’dan neden ve nasıl vazgeçtiğidir? Bu  ise ayrı bir bahistir.</p>
<p>Mustafa Ulusoy</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/leyla-gercekten-de-guzel-degil-miydi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şükredenlerden Suheyb, Sabredenlerden Hifa</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/sukredenlerden-suheyb-sabredenlerden-hifa/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/sukredenlerden-suheyb-sabredenlerden-hifa/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2009 10:40:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ünlem]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Sabredenlerden Hifa]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabe]]></category>
		<category><![CDATA[Şükredenlerden Suheyb]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.net/?p=137</guid>
		<description><![CDATA[Medine&#8217;nin kadınları hem güleryüzlü, hem de güzeldirler. Ancak Hifa Hatunbaşka güzeldir ve bambaşka gülümser. Öylesine sıcakkanlı ve öylesine samimidir ki kadınlar onu canları gibi severler. Oğlu, abisi, erkek kardeşi olanlar akraba olmaya kalkar, hatta bazıları beylerine ister. Onu ciddi ciddi sıkıştırır, araya hatırlıları koyup, izdivaç teklif ederler.Hifa Hatun&#8217;un methi hızla yayılır ve çoook uzaklara gider. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-138" title="klbk" src="http://www.yoremizden.net/wp-content/uploads/2009/06/klbk-150x150.jpg" alt="klbk" width="150" height="150" /></p>
<p align="center">Medine&#8217;nin kadınları hem güleryüzlü, hem de güzeldirler. Ancak Hifa Hatunbaşka güzeldir ve bambaşka gülümser. Öylesine sıcakkanlı ve öylesine samimidir ki kadınlar onu canları gibi severler. Oğlu, abisi, erkek kardeşi olanlar akraba olmaya kalkar, hatta bazıları beylerine ister. Onu ciddi ciddi sıkıştırır, araya hatırlıları koyup, izdivaç teklif ederler.Hifa Hatun&#8217;un methi hızla yayılır ve çoook uzaklara gider. Bırakın hekimleri, tüccarları; vezirler, sultanlar sıraya girer. Ancak o Necaşi gibi bir İmparatoru bile reddeder sadece ve sadece Allah&#8217;ın rızasını diler. Ama taliplerin ardı arkası kesilmez. Kimi ayaklarına halılar serer&#8230; Kimi eşiğine cevahirler döker&#8230; Yüz kızıl tüylü deveyi getirip kapısına bağlayanları mı sorarsınız, yoksa saray anahtarlarını önüne atanları mı? Hifa Hatun bütün bunlara dönüp bakmaz bile, Efendimizin huzuruna çıkıp &#8220;Ey Allah&#8217;ın Resûlü&#8221; der, &#8220;bana cennete götürecek bir şeyler öğretsene.&#8221; Doğrusu o, Peygamber Efendimiz&#8217;in(sallallahu aleyhi ve sellem) &#8216;gündüzleri oruç tut&#8217; ya da &#8216;geceleri namaz kıl&#8217; gibi bir tavsiyede bulunacağını sanır ama Server-i K âinat &#8220;Önce evlenmen lâzım&#8221; buyururlar &#8220;zira bununla dininin yarısını emniyete alırsın!&#8221; Hifa, büyük bir teslimiyetle boynunu büker ve &#8220;siz kimi münasip görürseniz ben ona razıyım&#8221; der.</p>
<p align="center">
<p align="center">Mâlum, o sıradan bir hanım değildir ve onu nikahına alacak erkeğin de&#8221;özel&#8221; olması gerekir. Lâkin Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ne kimseye ümid verir, ne de kimsenin ümidini kırar. Herzamanki gibi basit ve pratik bir çare bulur &#8220;yarın sabah mescide ilk gelenle evlen&#8221; buyururlar. Bu teklifi herkesin hoşuna gider, talipler erken kalkmak için tedbirler düşünür, kendilerince hazırlık yaparlar. Bu haberi elbette Hazret-i Suheyb de duyar ama dikkate almaz. Zira o fakir ve kimsesiz biridir. Evi yurdu yoktur ve karnını zor doyurur. Kah ağaç altlarına uzanır, kâh mescid gölgelerine kıvrılır. Uzun boyuna rağmen o kadar zayıftır ki, rüzgar sert esse ayaklarını yerden kaldırır. Ama bakın şu işe ki o gece Allah ü teâlâ bütün sahabelere derin bir uyku verir, Hifa Hatun&#8217;un talipleri gözlerine çöken ağırlığa yenilirler. Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) her zamanki gibi imsak sökerken mescide gelir ve büyük bir merakla talihli sahabeyi bekler. Nitekim mescidin eşiğinde bir gölge uzar ve Süheyb içeri girer. Resulullah Efendimiz namazdan sonra Hifa Hatunu çağırtıp neticeyi bildirir. Hazret-i Hifa büyük bir teslimiyetle kabul eder. Efendimiz güzel bir hutbe okur ve nikah akidlerini yaparlar. Sonra şanslı sahabeye döner&#8221;Ey Süheyb&#8221; buyururlar, &#8221; şimdi hanımına bir hediye al ve tut elinden evine götür.&#8221;Suheyb Radıyallahu anh ellerini çaresizlikle iki yana açar.&#8221;İyi ama&#8221; diye mırıldanır, &#8220;benim ne bir dirhem gümüşüm, ne de sığınacak evim var.&#8221;</p>
<p align="center">Hifa Hatun kocasının boynunu büktürmez, ona içinde on bin</p>
<p align="center">dirhem gümüş olan süslü bir heybe gönderir ve &#8220;filanca yerdeki köşkümüsana hediye ettim&#8221; der. Alemlerin Efendisi çok hislenir onlara hayır dualar ederler. Süheyb, o gün Medine sokaklarında dolanır durur, akşama doğru utana sıkıla konağa sokulur. Kendisi için hazırlanan muhteşem sofradan ya bir, ya iki hurma alır ve &#8220;Ya Hifa&#8221; der, &#8220;biliyorum sen benim için bulunmaz bir nimetsin, ben ise senin için sadece mihnetim. Ben şükretsem gerek, sen sabretsen gerek. İster misin şu geceyi taat ve ibadetle geçirelim zira Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem) &#8220;Cennette yüksek bir çardak vardır. Orada yalnız şükredenlerle sabredenler otururlar.&#8221; buyurdular. Ve öyle de yaparlar. Seccadelerini gözyaşları ile ıslatır, kalplerini zikr ile aydınlatırlar. Cebrail Aleyhisselam olup biteni Resulullah Efendimize anlatır ve onları Allahü teâlânın cenneti ve cemaliyle müjdeler.</p>
<p align="center">Ertesi sabah, namazdan sonra Efendimiz Suheyb&#8217;i</p>
<p align="center">yanlarına oturtur &#8220;Ey Süheyb&#8221; buyururlar &#8220;geceki halini sen mi anlatırsın ben mi anlatayım?&#8221; Süheyb gözlerini kucağına indirir, zor duyulan bir sesle &#8220;Allahın Resulü en iyisini bilir&#8221; cevabını verir. Efendimiz onlara &#8220;ne mutlu size&#8221; gibilerinden bakar, &#8220;İkiniz de cennetliksiniz&#8221; buyururlar, &#8220;&#8230; ve Allahü teâlâyı göreceksiniz!&#8221; Süheyb derhal secdeye kapanır ve &#8220;Ya Rabbi!&#8221; diye yalvarır, &#8220;o ki beni mağfiret ettin, günahlara bulaşmadan canımı al!&#8221; Allahü teâlâ bu yanık duayı kabul eder, Suheyb, secdede kalakalır. Mescidde bulunanlar ağlamaklı olurlar. Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) &#8220;Size daha şaşılacak bir şey söyliyeyim mi? Şu anda Hifa Hatun da ruhunu Hakka teslim etti&#8221; buyururlar. Namazlarını, yüzü suyu hürmetine yaratıldığımız o yüce Server kıldırır. İkisini yanyana toprağa bırakırlar. Baş uçlarına küçük bir tahta çakar.</p>
<p align="center">
<p>Birine &#8221; şükredenlerden Suheyb &#8221; yazarlar, öbürüne &#8221; sabredenlerden Hifa&#8221;.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/sukredenlerden-suheyb-sabredenlerden-hifa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cennet&#039;te Dört Mevsim</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/cennette-dort-mevsim/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/cennette-dort-mevsim/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2009 10:20:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ünlem]]></category>
		<category><![CDATA[arayış]]></category>
		<category><![CDATA[azabın ayak sesleri]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[bulut]]></category>
		<category><![CDATA[Cennet]]></category>
		<category><![CDATA[Cennet'te Dört Mevsim]]></category>
		<category><![CDATA[dağlar]]></category>
		<category><![CDATA[denizler]]></category>
		<category><![CDATA[dudak]]></category>
		<category><![CDATA[fatiha]]></category>
		<category><![CDATA[Fırtına]]></category>
		<category><![CDATA[gayesiz]]></category>
		<category><![CDATA[gökgürültüsü]]></category>
		<category><![CDATA[gökyüzü]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[hatıralar]]></category>
		<category><![CDATA[kibrit]]></category>
		<category><![CDATA[kristal hayal]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[kuşlar]]></category>
		<category><![CDATA[mamureler]]></category>
		<category><![CDATA[melodram]]></category>
		<category><![CDATA[okyanus]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sahralar]]></category>
		<category><![CDATA[Sedat Turan]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[şimşek]]></category>
		<category><![CDATA[tedirgin]]></category>
		<category><![CDATA[ülke]]></category>
		<category><![CDATA[ümit]]></category>
		<category><![CDATA[yağmur]]></category>
		<category><![CDATA[yapraklar]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zafer dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[zehir]]></category>
		<category><![CDATA[zevk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.net/?p=127</guid>
		<description><![CDATA[Ve şimdi o ülkenin kapısı önündeyim&#8230; Omuzlarım, kaybedilmiş yılların ağırlığıyla çökmüş… Hayallerim yorgun&#8230;Soru işaretlerinin çengellerine asılmış beynimden şüpheler damlamakta…Sevgilerim yarım… En kuytu köşelere gizlenmiş,aransa da bulunamaz geçmiş…Hatıralar, azabın ayak sesleri… Gelecek, korkunun soğuk duvarlarına prangalanmış…‘’Belki de gelmeyecek!’’Ölümün kesin soluğudur saatler… Bedenim ayakta,ruhum yıkılmış.. Ve şimdi o ülkenin kapısı önündeyim… Gözlerimde bir ümit kıvılcımı… Yüreğim, delirtici [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!-- 		@page { size: 21cm 29.7cm; margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-128" title="cennet" src="http://www.yoremizden.net/wp-content/uploads/2009/06/cennet-150x150.jpg" alt="cennet" width="150" height="150" /></p>
<p><!-- 		@page { size: 21cm 29.7cm; margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p><!-- 		@page { size: 21cm 29.7cm; margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p><!-- 		@page { size: 21cm 29.7cm; margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p><!-- 		@page { size: 21cm 29.7cm; margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p style="font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ve şimdi o ülkenin kapısı önündeyim&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Omuzlarım, kaybedilmiş yılların ağırlığıyla çökmüş…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Hayallerim yorgun&#8230;Soru işaretlerinin çengellerine asılmış beynimden şüpheler damlamakta…Sevgilerim yarım…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">En kuytu köşelere gizlenmiş,aransa da bulunamaz geçmiş…Hatıralar, azabın ayak sesleri…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Gelecek, korkunun soğuk duvarlarına prangalanmış…‘’Belki de gelmeyecek!’’Ölümün kesin soluğudur saatler…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Bedenim ayakta,ruhum yıkılmış..</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ve şimdi o ülkenin kapısı önündeyim…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Gözlerimde bir ümit kıvılcımı… Yüreğim, delirtici fırtınalarla çalkalanan bir okyanus… Ki göğü kapkara bulutlarla kaplı…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">‘’<span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Güneş nerede?..’’</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Yıllarca sorduğum soru, geceler boyu cevabını aradığım bilmece:</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">‘’<span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Güneş nerede,ben neredeyim?..’’</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Kaç kapı yumrukladım,kaç adım harcadım çıkmaz sokaklarda!… Kaç nefes tükettim,kaç kez tükendim!.. </span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Kaç defa döndüm çılgınlığın yıkıcı hududundan,kimin kollarında!&#8230; Kimlerle haykırdım tedirgin ve gayesiz…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Nice zevklerin zehrini yudumladım, çare diye…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">‘’<span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Lakin,çare nerede ben neredeyim?..’’</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ve bir dönüm noktasında verdim hükmümü:’’Yaşam,bir arayış melodramıdır!&#8230;’’</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Aramadan yaşanmaz,bulamamak sonu olur her şeyin!&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ve şimdi, o ülkenin kapısı önündeyim…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">İçimde taşıyamayacağım kadar büyümüş bir boşluk…Tanıyamayacağım kadar değişmiş bir yeryüzü, dışımda…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Dağlar bakışsız,sahralar kızgın!&#8230; Kuşlar konuşmasız denizler bezgin!&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Tohumdan başka şeylerde yutuyor toprak!&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Her yön gökyüzünce kuşatılmış… Ölümün işgaline uğramış hayatları insanların…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">İnsanlar, ölüme mahkum!&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ölüme mahkumum!&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ve şimdi, o ülkenin kapısı önündeyim…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Gözlerimde bir ümit kıvılcımı… Yüreğim, seraplara bile hasret kum yangını bir çöl… Ki ne bir rüzgâr eser, ne bir damla düşer…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">‘’<span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Yağmur nerede?&#8230;’’</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Seneler eskiten soru, gündüzler boyu cevabını aradığım bilmece:</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">‘’<span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Yağmur nerede ben neredeyim?&#8230;’’</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Kaç kibrit ışığına koştum,şimşek diye!&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">‘’<span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Gökgürültüsüdür’’diyerek kaç kısık ses kolladım…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Kaç defa bulutlandı gözlerim, bomboş gökyüzüne bakarken…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Nice kristal hayal kırdım kupkuru çeşmelerde!&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Kendimi kumlara gömmekte aradım çareyi…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">‘’ <span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Lakin,çare nerede ben neredeyim?&#8230;’’</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ve şimdi o ülkenin kapısı önündeyim…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Dudaklarımda bir yıldız ıssızlığı… Yürüdüğüm yolların tozu üzerimde… Ve durmadan, kat kat artan bir heyecanla kıpırtılı…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Başımda,bir dünya dönüşü sarhoşluğu…Yitirdiğim fırsatların pişmanlığı,kalbimde..Ve durmadan,kat kat artan bir hasretle sarsıntılı…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Bedenim genç, ruhum yaşlı…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ve şimdi, o ülkenin kapısı önündeyim…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Gözlerimde bir ümit kıvılcımı… Yüreğim, bilmediği bir beldenin tutkunu… Ki döneceği bir yurdu yoktur zaten…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">‘’ <span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">O ülke nerede?&#8230;’’</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Yıllardır yıldıran soru, ömür boyu cevabını aradığım bilmece:</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">‘’ <span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">O ülke nerede,ben neredeyim?&#8230;’’</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Kaç diyar dolaştım,’’ burasıdır’’ümidiyle…Kaç şehirden çıktım kolum kanadım kırık!..</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Kaç kentten kovuldum!..</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Nice mamureler yaktım kızgınlığımla!</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">‘’ <span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">O ülke yok’’:Kendimi kandırmakta aradım çareyi…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">‘’<span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Lakin,çare nerede ben neredeyim?&#8230;’’</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ve şimdi o ülkenin kapısı önündeyim…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Fakat sormayın nasıl vardığımı!&#8230;Çünkü bilmiyorum…Bildiğim sadece yürüdüğümdür…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ben şimdi o ülkenin kapısı önündeyim!&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">O ülkenin her mevsimi bahardır!&#8230;Her bahar bir cennet hayatıdır,yaşanır…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Bütün mevsim çiçekler açar, Kuşlar öter her dem…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Güneş batmaz,nehirler kurumaz o beldede…Yapraklarsa sararmaz!..</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ruh ölmez o ülkede!&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Dört mevsim,cennettir!&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">O ülke ki kapısı ‘’ Fatiha’’dır…</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">O ülke ki Kur’an’dır!&#8230;</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Sedat Turan</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Zafer Dergisi 1991 Ağustos </span></span></p>
<p style="font-style: normal;">
<p style="font-style: normal;">
<p style="font-style: normal;">
<p><!-- 		@page { size: 21cm 29.7cm; margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/cennette-dort-mevsim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Terziliğe Övgü</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/terzilige-ovgu/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/terzilige-ovgu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Jun 2009 12:14:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ünlem]]></category>
		<category><![CDATA[Adem]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak-ı Muhammedi]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[aşık]]></category>
		<category><![CDATA[benlik]]></category>
		<category><![CDATA[blgisizlik]]></category>
		<category><![CDATA[canlılar]]></category>
		<category><![CDATA[cehalet]]></category>
		<category><![CDATA[cemal]]></category>
		<category><![CDATA[Cennet]]></category>
		<category><![CDATA[dost]]></category>
		<category><![CDATA[fıtrat]]></category>
		<category><![CDATA[giyinmek]]></category>
		<category><![CDATA[giysi]]></category>
		<category><![CDATA[İdris]]></category>
		<category><![CDATA[irfan]]></category>
		<category><![CDATA[kemal]]></category>
		<category><![CDATA[kumaş]]></category>
		<category><![CDATA[kurtulmak]]></category>
		<category><![CDATA[menzil]]></category>
		<category><![CDATA[meslek]]></category>
		<category><![CDATA[nefsani]]></category>
		<category><![CDATA[rasyonel]]></category>
		<category><![CDATA[samimi]]></category>
		<category><![CDATA[sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[soyunmak]]></category>
		<category><![CDATA[terzi]]></category>
		<category><![CDATA[Terziliğe Övgü]]></category>
		<category><![CDATA[zafer dergisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.net/?p=105</guid>
		<description><![CDATA[Şairin aksine, rasyoneldir terzi. Ölçer. &#8220;Ben bu adamın ölçüsünü almıştım zaten!&#8221; demez, bir daha,bir daha ölçer. Aşık terzi Ali Osman Çoban, terzinin akılcılığını mistik bir temele oturtuyor: &#8220;Her müşteri Allah&#8217;ın ayrı birtecellisidir. &#8216;Bana özel davran&#8217; diyor, çünkü özel yaratılmış.Her insan sözüyle, davranışıyla kendini gösteriyor. Konuşurken, kişi hakikatten ne kadar haberdar, bu meydana çıkıyor.&#8221;Terzilik insan fıtratına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-106" title="terzi" src="http://www.yoremizden.net/wp-content/uploads/2009/06/terzi-150x150.jpg" alt="terzi" width="150" height="150" /></p>
<p>Şairin aksine, rasyoneldir terzi. Ölçer. &#8220;Ben bu adamın ölçüsünü almıştım zaten!&#8221; demez, bir daha,bir daha ölçer. Aşık terzi Ali Osman Çoban, terzinin akılcılığını mistik bir temele oturtuyor: &#8220;Her müşteri Allah&#8217;ın ayrı birtecellisidir. &#8216;Bana özel davran&#8217; diyor, çünkü özel yaratılmış.Her insan sözüyle, davranışıyla kendini gösteriyor. Konuşurken, kişi hakikatten ne kadar haberdar, bu meydana çıkıyor.&#8221;Terzilik insan fıtratına en çok uyan, insanı tamamlayan meslektir. Bütün canlılar giysileriyle doğar. Çıplak doğan, yalnızca insan. İşlediği suça karşı, elbisesi cennette rehin kalmış! Terzi Çoban doğru söylüyor: &#8220;İdris&#8217;in çırakları olmasaydı, Adem&#8217;in çocukları çıplak kalırdı! &#8220;İdris&#8217;in çırağı isen, kumaştan çalmayacaksın. Yaptığı işin &#8220;peygamber mesleği&#8221; olduğunu düşünmek ne büyük mutluluktur! Bu bilinçle çalışırsan, Çoban&#8217;ın erdiği sırra erersin: &#8220;Giyinmek, cehalet ayıplarından kurtulmak; soyunmak ise benlik mefhumundan, nefsanî duygulardan arınmaktır.</p>
<p>Giyinmek ve soyunmak diye birbirinin zıddı tercihler yok, birbirini tamamlayan unsurlar var. Yani biz cehalet, bilgisizlik ayıplarından kurtulmak için giyinmek zorundayız. Fazıllar ahlak-ı Muhammedi ile giyinirler. &#8220;Terzi Çoban&#8217;ın kalbi aklına kement atmış: &#8220;Akılla âşık olunmaz. Fakat aklı çalıştırmadan aşk kemale ermez. Akıl ile aşk iki ayak gibidir. İki ayak sonucu menzildir, menzil ise irfan. Hayatta en güzel şey samimi bildiğin bir dostu dinlemek, onunla konuşmak, sohbet etmektir. Hayat budur, Cennet budur, cemal budur, kemal budur.&#8221; </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/terzilige-ovgu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ferman Gönül Dinlemez</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/ferman-gonul-dinlemez/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/ferman-gonul-dinlemez/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Jun 2009 11:14:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ünlem]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Cihat Zafer]]></category>
		<category><![CDATA[doğrulmak]]></category>
		<category><![CDATA[Dokuzuncu Mektup]]></category>
		<category><![CDATA[mavera]]></category>
		<category><![CDATA[mektubat]]></category>
		<category><![CDATA[Muhabbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.net/?p=90</guid>
		<description><![CDATA[İki hecedir dilimde, eyvah&#8230; Gün, bütün gecedir&#8230; Ürperip kurşun yemiş av gibi, son nefesi beklerim&#8230;Soğuyan vücudumu titreme alır&#8230; Boz bulanık seller annesi bulutlar, döner başın üstünde&#8230;Yıldırımlar yoğun, şimşekler ışıksız&#8230;Tek damla düşmez, yetişmez solan bir çiçeğe &#8221;Doğrulmak hevesimdir&#8230;&#8221; Kanımla bir destan yazsam derim de, kan çanağı gözlerim, okuyamaz benden önce yazılmış destanları&#8230; Anlarım ne kadarım&#8230; Cüssem [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-91" title="kelebek" src="http://www.yoremizden.net/wp-content/uploads/2009/06/kelebek-150x150.jpg" alt="kelebek" width="150" height="150" /></p>
<p>İki hecedir dilimde, eyvah&#8230;<br />
Gün, bütün gecedir&#8230;<br />
Ürperip kurşun yemiş av gibi, son nefesi beklerim&#8230;Soğuyan vücudumu titreme alır&#8230;</p>
<p>Boz bulanık seller annesi bulutlar, döner başın üstünde&#8230;Yıldırımlar yoğun, şimşekler ışıksız&#8230;Tek damla düşmez, yetişmez solan bir çiçeğe</p>
<p>&#8221;Doğrulmak hevesimdir&#8230;&#8221;<span id="more-90"></span></p>
<p>Kanımla bir destan yazsam derim de, kan çanağı gözlerim, okuyamaz benden önce yazılmış destanları&#8230;</p>
<p>Anlarım ne kadarım&#8230;<br />
Cüssem büzüşür, sesim üşür&#8230;Kesmez olur kılıçlarım&#8230;<br />
Ve ölüm durur kapımda&#8230;<br />
Bu kapı, doğunca açılmış gözyaşlı&#8230;<br />
Son bulur bir melek görmek merakım da&#8230;<br />
Ve Azrail (a.s) yaklaşır&#8230;<br />
Hatırlamak kalır, önceyi&#8230;Mücadeleyi&#8230;<br />
Gönül güç ister&#8230;<br />
Dağları ufalayan, denizleri dizginleyen gücün hayali bile, çok işler becerir zannederim&#8230;<br />
&#8221;Gönül güçlü vurmalı&#8221; der avunurum&#8230;<br />
Oysa güç, bir bedene çok gelir çoğu zaman&#8230;<br />
Yıkmaktan yapmaya uzayan yol, bir çift ökçeyi yer bitirir hemen&#8230;&#8221;Yolları yenmek, çok adımların işidir&#8230;&#8221; Artan, aynı yöne saran sağlam adımların işi&#8230;<br />
Ferman güç dinlemez&#8230;<br />
&#8221;Ferman gönül dinlemez&#8230;&#8221;<br />
Ferman gönül dinlemeyince kurulur yüce yapı&#8230;<br />
&#8221;Bölünmeler, bölüne bölüne küçülür&#8230;Kırgınlıklar, kırıla kırıla tükenir&#8230;&#8221;<br />
O sıra ıslatır toprağı yağmur&#8230;<br />
&#8221;Hasadın sonu bin berekettir&#8230;&#8221;<br />
Ferman gönül dinlemeyince, serinler kumu çölün ve ateş, bahçesi olur gülün&#8230;<br />
Gönül aşk ister&#8230;<br />
Sanır ki, en bahşedilmez sevdalardan alırım kuvveti&#8230;<br />
Sanır ki, kalbime kan veren aşktır&#8230;Vurdumduymaz eder insanı&#8230;Pervasız eder aşk ki, yeknesak&#8230;<br />
&#8221;Aşk olsun yeter&#8221; deyip düşerim yanlışa&#8230;<br />
Oysa kayba tahammül kalmamıştır&#8230;Çarçabuk bulmak zorundadır hedefi, hem yay hem ok yürek&#8230;<br />
Ferman aşk beklemez&#8230;</p>
<p>&#8221;Ferman gönül dinlemez&#8230;&#8221;<br />
Gönül yanlızlık ister&#8230;<br />
Yürüyüp varmanın, büyüyüp tamamlanmanın iksiri yanlızlıkta sanki&#8230;</p>
<p>&#8221;Aslanlar yanlız gezer&#8221; der avunurum&#8230;<br />
Unutup henüz aslan olmadığımı, pençemin nazikliğini&#8230;Düşünmem kükrememin nezaketini&#8230;</p>
<p>Oysa ne güçlüdür beraberlik&#8230;Hele, aynı ve tek &#8221;bir&#8221; için birleşen, binleri deviren aslanlarsa&#8230;<br />
Ferman yanlızlık istemez&#8230;<br />
&#8221;Ferman gönül dinlemez&#8230;&#8221;<br />
Ferman gönül dinlemeyince durulur dimdik ve yalçın&#8230;<br />
&#8221;Ayrılıklar ayrıla ayrıla diyarımızdan, yükseliriz&#8230;&#8221;<br />
Uzaklıklar uzak uzak kaybolunca&#8230;</p>
<p>O vakit kıskanır insanı melek&#8230;<br />
&#8221;Gamın sonu gülmektir&#8230;&#8221;</p>
<p>Ferman gönül dinlemeyince serinler kumu çölün ve ateş, bahçesi olur gülün&#8230;</p>
<p>&#8221;Ferman gönül dinlemez&#8230;</p>
<p>Gönlümü bilen gönderir fermanı&#8230;Ondan, gönlüm ferman dinler&#8230;Yanlız o fermandır, gönlümün emrini demir gibi kesen&#8230;&#8221;</p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;İnsanın fıtratındaki şiddetli merak ve hararetli muhabbet ve dehşetli hırs ve inatlı talep ve hâkezâ şedit hissiyatlar, umur-u uhreviyeyi kazanmak için verilmiştir. O hissiyatı şiddetli bir surette fâni umur-u dünyeviyeye tevcih etmek, fâni ve kırılacak şişelere bâki elmas fiyatlarını vermek demektir. Şu münasebetle bir nokta hatıra gelmiş; söyleyeceğim. Şöyle ki:</p>
<p>Aşk, şiddetli bir muhabbettir. Fâni mahbuplara müteveccih olduğu vakit, ya o aşk kendi sahibini daimî bir azap ve elemde bırakır. Veyahut o mecazî mahbup, o şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için, bâki bir mahbubu arattırır; aşk-ı mecazî, aşk-ı hakikîye inkılâp eder&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.Mektubat/Dokuzuncu Mektup</p>
<p>Cihad Zafer / Mavera</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/ferman-gonul-dinlemez/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kefenini Çantasında Taşıyan Adam</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/kefenini-cantasinda-tasiyan-adam/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/kefenini-cantasinda-tasiyan-adam/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Jun 2009 10:47:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ünlem]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Berk]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Fedaisi]]></category>
		<category><![CDATA[Kefen]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Kırkıncı]]></category>
		<category><![CDATA[Nur Risaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Rasulullah (sav)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.net/?p=78</guid>
		<description><![CDATA[Bir çantası vardı… Bir de davası… Bir de anası… Rüyasında gördüğü nurani bir zatın “Niye ağlıyorsun?” sorusuna oğlu küçük Bekir Berk’i göstererek “Bunun İslam fedaisi olmasını istiyorum.” diye cevap veren asil bir ana… Bir gün Ayasofya’yı tahta perdelerle kapatılmış görünce ağlayan ve oğlunun “Ağlama onu ben açacağım” diye söz verdiği, gönlü mabetlere bağlı bir ana. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-79" title="b.berk" src="http://www.yoremizden.net/wp-content/uploads/2009/06/b.berk-150x150.jpg" alt="b.berk" width="150" height="150" /></p>
<p>Bir çantası vardı…</p>
<p>Bir de davası…</p>
<p>Bir de anası…</p>
<p>Rüyasında gördüğü nurani bir zatın “Niye ağlıyorsun?” sorusuna oğlu küçük Bekir Berk’i göstererek “Bunun İslam fedaisi olmasını istiyorum.” diye cevap veren asil bir ana…</p>
<p>Bir gün Ayasofya’yı tahta perdelerle kapatılmış görünce ağlayan ve oğlunun “Ağlama onu ben açacağım” diye söz verdiği, gönlü mabetlere bağlı bir ana.</p>
<p>Demir parmaklarının arkasına düştüğünde;</p>
<p>“Sevgili oğlum Bekir!</p>
<p>Gözlerinden öper, Allah’tan uzun ömürler dilerim.</p>
<p>Namaz kılarken götürmüşler, diye duyunca bilsen ne kadar sevindim. Zira ben seni bu ruhla büyütmüştüm.” diyen yüce ruhlu bir ana.</p>
<p>Bir çantası vardı…</p>
<p>Bir anası…</p>
<p>Bir de davası …</p>
<p>Dolanırdı Anadolu yollarını bir mecnun gibi.</p>
<p>Gecenin en karanlığında çakan bir şimşek gibi parlardı umutsuzluğun çöktüğü mahkeme meydanlarında.</p>
<p>Kurtların ulumasından başka seslerin duyulmadığı karlı dağlarda kükremeyi severdi.</p>
<p>O kükrediğinde bütün kurtlar susar onu dinlerdi. Sonra bir bir sıvışıp giderlerdi.</p>
<p>Karlı dağları velveleye verirdi sesi.</p>
<p>Elinde çantası düşerdi yollara…</p>
<p>Sırtında cübbesi, çantasında kefeni girerdi salonlara…</p>
<p>Onu görünce gözleri parlardı mazlumların.</p>
<p>Suları çekilmeye yüz tutmuş umut pınarları yeniden coşardı.</p>
<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-80" title="bekirberk" src="http://www.yoremizden.net/wp-content/uploads/2009/06/bekirberk-150x150.jpg" alt="bekirberk" width="150" height="150" /></p>
<p>Bir gün demir parmaklıkların arkasındaki bir avuç kahramanın savunmasını yapmak için Ankara’ya gittiğinde ; “Sen bizi değil, İslam davasını savun.” sözleri beyninde şimşekler çakmasına vesile olur. Sanıkların okudukları için tutuklandığı Nur Risalelerini baştan sona okur.</p>
<p>Işığın göründüğü ufka doğru bir yolculuk başlar.</p>
<p>Yazarının resmine vurulur.</p>
<p>“Ben böyle bir resim görmedim. Öyle şehâmetli, öyle cesaretli, öyle boyun eğmeyen bir resim ki ben o resme vuruldum” der.</p>
<p>Ziyaretine gider.</p>
<p>Altına koydukları iskemleyi iterek Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin önünde diz çöker oturur.</p>
<p>“Kardeşim biz istihdam olunuyoruz”</p>
<p>Bu sözlerde; temiz yürekli bir Anadolu insanın yürek atışını duyar.</p>
<p>Artık o bir avukat değil, mazlumların sesi soluğudur.</p>
<p>Çemberlitaş’ta bir yazıhane…</p>
<p>1965′li yıllar…</p>
<p>Aynı anda süren 250 ayrı dava…</p>
<p>Mütevazı yazıhanenin duvarında bir harita…</p>
<p>Haritanın üzerinde rengarenk raptiyeler…</p>
<p>Kırmızılar yeni açılan davalar…</p>
<p>Sarılar süren davalar….</p>
<p>Yeşiller beratla bitenler…</p>
<p>Türkiye haritasına batırılmış raptiyelerin hemen hepsi o günlerde kırmızı ve sarıydı;</p>
<p>Anadolu’nun kalbine saplanmış oklar gibi…</p>
<p>Artık o hep yollardadır. Uykusuz geçen geceler, peynir ekmekle geçiştirilen öğünler, birkaç kişiden güçlükle tedarik edilen paralarla o günlerde en ucuz otobüs firması olan Gazanfer Bilge’ den alınan biletler.</p>
<p>Milletin manevi akülerinin boşaltıldığı yıllar.</p>
<p>Düz bir çizgi çizenlerin bile elif yazdın diye tutuklandığı, kışla baharın en amansız meydan muharebelerinin yaşandığı yıllar.</p>
<p>Artık o tam bir Anadolu alperenidir.</p>
<p>1965′in yol koşulları…Üstünde keçilerin bağlı bulunduğu otobüslerde sabaha kadar meleme sesiyle yapılan yolculuklar…</p>
<p>Otobüs koltuklarında diz üstünde daktilo ile yazılan müdafaalar…</p>
<p>Ne yolları kapayan çığlar ne arabaların tekerlerine sarılıp bırakmayan çamurlar ne coşkun akan ırmaklar ne de geçit vermeyen dağlar durdurabildi onu.</p>
<p>Dağlar ne kadar yüksek olursa olsun üzerinden geçen bir yol vardır, derler ya işte o zirvelerin üzerinden geçen rüzgar kokulu yolcusuydu.</p>
<p>Delik ayakkabılar, ıslak çoraplar, ohlanarak ısıtılan ayaklarla aşardı dağları…</p>
<p>Onun bir çantası vardı…</p>
<p>Bir davası…</p>
<p>Bir de anası…</p>
<p>Annesi “Oğlum ne zaman döneceksin?” diye sorduğunda, annesine;</p>
<p>“Sahabelere anneleri; ‘Oğlum dönüşün ne zaman’ diye sorduklarında;’Anneciğim! İnşaallah Ahiret’te hep birlikte olacağız’ diye cevap verirlermiş.”derdi.</p>
<p>“Bir vazife var, öyleyse hemen şimdi derhal” diyen adamdır o.</p>
<p>Dur durak nedir bilmez..</p>
<p>Sanıkların kim olduğunu bile bilmez.</p>
<p>Düşer yollara.</p>
<p>O koşar, yollar övünür.</p>
<p>Bir gün Amasya’da bir orta okul talebesi olan Halit Yolcu’yu savunmaya gider.</p>
<p>Halit yoksul bir ailenin çocuğudur. Anne-babası korkularından ve yoksulluklarından çocuklarını ziyaret bile edememişlerdir.</p>
<p>Duruşma salonuna getirildiğinde Halit’in perişan hali karşısında Bekir Berk’in gözleri dolar.</p>
<p>Halit’in üzerinde kısa bir pantolon, ayaklarında lastik ayakkabılar vardır.</p>
<p>Günlerdir su yüzü görmediği her halinden bellidir.</p>
<p>Pek perişandır.</p>
<p>Duruşma beratla biter.</p>
<p>Halit’e ayakkabı ve elbise alır ve köyüne kadar götürür. Annesi karşısında görünce oğluna öyle bir sarılır ki o an görülmeğe değerdir.</p>
<p>Bekir Berk’in bütün yorgunluğu gitmiştir. Küçük Halit’e;</p>
<p>“Sen mutlaka okuyup büyük adam olmalısın” der.</p>
<p>Halit okur ve öğretmen olur.</p>
<p>Onun bir çantası vardır…</p>
<p>Bir davası…</p>
<p>Bir de yanından ayırmadığı ilaç torbası…</p>
<p>Daha evvel geçirdiği akciğer rahatsızlığı dolaysıyla kendisine yolculuğu yasak eden doktoruna;</p>
<p>“Doktor Bey! Yatakta ölmektense müminlerin yardımına koşarken ölmeyi tercih ederim.”der.</p>
<p>Kan kusarak düşer Anadolu yollarına.</p>
<p>Umutsuzluk nedir hiç bilmez…</p>
<p>Umutsuzluğun bir gece gibi çöktüğü o en kötü günlerde bir umut feneri gibi parlar.</p>
<p>O alnından öpülen insandır.</p>
<p>Rüyasında, Rasulullah (sav) tarafından sırtına zırh, başına miğfer konularak ne yapması gerektiği kendisine söylenen adamdır. .</p>
<p>Onun bir davası vardı…</p>
<p>Bir de elinde çantası…</p>
<p>Çantanın içersinde müdafaa dosyaları vardı.</p>
<p>Bir de kefeni…</p>
<p>Mehmet Kırkıncı ve Osman Demirci’ye biçtirdiği ve zemzemle yıkadığı kefeni.</p>
<p>Dünya ile köprüleri attığının göstergesi kefeni…</p>
<p>İkbal ve servete giden yolları perdeleyen kefeni…</p>
<p>Horasan erlerinin, Anadolu’yu ve Rumeli’yi fetheden alperenlerin, kefenleriyle gazaya çıktıklarını biliyordu.</p>
<p>O da mahkeme meydanlarına kefeniyle giriyordu.</p>
<p>Güzeldi…</p>
<p>Heybetliydi…</p>
<p>İyi giyinirdi…</p>
<p>Davalara abdestsiz girmezdi.</p>
<p>Türk hukuk ve savunma tarihinde onun ayrı bir yeri vardı.</p>
<p>Zülfikar kadar keskin ifadeleriyle ve savunmada stratejik zekasıyla, hedefine bir şahin gibi yönelmesiyle muhataplarını şaşkına döndürürdü.</p>
<p>Korku barındırmazdı bağrında.</p>
<p>Tehditler alırdı. Bölgemize gelirsen canınla ödersin, derlerdi.</p>
<p>Hiç birini umursamazdı.</p>
<p>Bir gün Ankara’da temyiz mahkemesine katılır.</p>
<p>Salonda manzara müthiştir. Yuvarlak bir masa etrafında 27 Mayıs İhtilali’nin karanlık yüzlü adamları çöreklenmiştir.</p>
<p>Bekir Berk’i Yassı Ada’dan tanıyorlardır.</p>
<p>Egeseller, Başollar oradadır.</p>
<p>Kin ve nefret dolu gözlerle süzerler onu.</p>
<p>Sık sık ellerini masaya vurur ve de dinlemez gibi görünürler.</p>
<p>Bekir Berk, hiç aldırış etmeden 40 dakika savunmasını yapar ve elindeki bütün belgeleri mahkemeye tek tek sunar.</p>
<p>Ve zabta geçirilmesini ister.</p>
<p>Egesel, iyice kızmıştır.</p>
<p>“Neye güveniyorsun Bekir Berk” diye kükrer.</p>
<p>Bekir Berk, yardımcısı Hamdi Sağlamer’e, “ver şu çantayı” der.</p>
<p>Herkes yeni bir belge sunacağını düşünürken, bembeyaz bir kumaşı çıkarır ve masanın ortasına fırlatır.</p>
<p>Yanından hiç ayırmadığı kefenidir. Adamların gözleri fal taşı gibi açılır. Elleri titremeye başlar.</p>
<p>“İşte buna güveniyorum,” diye kükrer.</p>
<p>Fransız ihtilalindeki Berriyar gibi; “Ben size iki şey sunuyorum. Hakikatı ve kafamı. Birinciyi dinledikten sonra ikincisi hakkında dilediğiniz kararı verebilirsiniz.” diyecek kadar korkusuzdur.</p>
<p>Çünkü onun bütün dünyasını sığdırdığı bir çantası vardı…</p>
<p>Bir asil anası…</p>
<p>Bir de davası…</p>
<p>O kadar…</p>
<p>Harun Tokak – Yeni Şafak<br />
14.12.2008</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/kefenini-cantasinda-tasiyan-adam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yusuf’un Duası: Rabbim Bana İstememeyi İsteyebilmeyi Nasib Et !</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/yusuf%e2%80%99un-duasi-rabbim-bana-istememeyi-isteyebilmeyi-nasib-et-2/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/yusuf%e2%80%99un-duasi-rabbim-bana-istememeyi-isteyebilmeyi-nasib-et-2/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Jun 2009 15:45:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ünlem]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Kıssadan Hisse]]></category>
		<category><![CDATA[Nazan Bekiroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[yusuf ile züleyha]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.net/?p=3</guid>
		<description><![CDATA[Züleyha, gecesinin güzelliğini sererken Yusuf’un gözlerinin önüne, Yusuf da insandı. istek, insanın zaafıydı. Ama: Rabbim, bana istememeyi isteyebilmeyi nasib et. Her şeyin kalpte başlayıp kalpte bittiği mevsimde, her şeyin kalpteki rengine göre isim aldığı yerde Yusuf bu duasındaydı. Ve Yusuf biraz da bu dua ile, bu duayı edebilmiş olma yürekliliğiyle peygamberdi: Rabbim, bana istememeyi isteyebilmeyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-4" title="yusuf ile züleyha" src="http://www.yoremizden.net/wp-content/uploads/2009/06/yusuf-ile-züleyha-300x300.jpg" alt="yusuf ile züleyha" width="300" height="300" />Züleyha, gecesinin güzelliğini sererken Yusuf’un gözlerinin önüne, Yusuf da insandı. istek, insanın zaafıydı. Ama: Rabbim, bana istememeyi isteyebilmeyi nasib et.</p>
<p>Her şeyin kalpte başlayıp kalpte bittiği mevsimde, her şeyin kalpteki rengine göre isim aldığı yerde Yusuf bu duasındaydı. Ve Yusuf biraz da bu dua ile, bu duayı edebilmiş olma yürekliliğiyle peygamberdi: Rabbim, bana istememeyi isteyebilmeyi nasib et.</p>
<p>Değil mi ki ilk bakışta Züleyha Yusuf’a ötelerden gelen bir ses, bir cennet çiçeği gibi, susuzluğunun farkında bile olmayan çöl toprağına inen bir yağmur defteri.</p>
<p>Züleyha sılaya davet, ilk bakışta.</p>
<p>Çünkü nefis sonsuzluğu vaad ederek yanıltıyor,</p>
<p>Şeytan; hayrı hayr, şerri şer göremeyeni, eşyanın hakikatine inemeyeni,</p>
<p>ilk bakışta mavera</p>
<p>ile kandırıyor.</p>
<p>Vaad: Ezel sevinci, ebed muştusu,</p>
<p>vera, ilk bakışta.</p>
<p>Züleyha: Ezel, ebed, mavera, ilk bakışta.</p>
<p>Yasak bahçe, memnu meyve, zehirli sarmaşık aşeka: Züleyha son bakışta.</p>
<p>Üstelik Züleyha isteyici</p>
<p>Üstelik “Rabbinden bir işaret görmeseydi Yusuf da onu isteyecekti”.</p>
<p>Yusuf’un içinde işaretin gerçekleştirici gücü, Yusuf içinde istememeyi isteyebileceği işareti gördü.</p>
<p>Yüzünü gök katlarına çevirdi de, Rabbim, dedi, kuyunun karanlığında beni yalnız bırakmayan,</p>
<p>karanlığın ve derinliğin korkusunu bir anda aydınlığa, ümitsizliğimi bir anda muştuya çeviren o zaman,</p>
<p>hâlâ koruman altında değil miyim,</p>
<p>suç mu yazdın yoksa alnımdaki yazıya?</p>
<p>Bütün insanlarla birlikte benim de içimde taşıdığım, gizli ya da aşikar olan o meyil,</p>
<p>şimdi daha derin bir kuyuda değil miyim,</p>
<p>ki insan değil miyim?</p>
<p>Sen tutmazsan elimden şüphesiz meyledenlerden olurum.</p>
<p>Düştüğüm kuyudan daha derin ve karanlık bir kuyu değil mi güzeller güzeli Züleyha? Tut elimden yoksa boş yere mi göründü o rüya bana?</p>
<p>Rabbim, dedi, Yusuf, sen bana, kendi isteğimin dışında şu iklimde ve şu odada bulunduğum şu anda, Züleyha’yı istememeyi isteyebilmeyi nasib et. Katından bir esirgeme ver. Değil mi ki isteğe yaklaşınca, istememeyi istemek artık imkansızlaşır. Bu yüzden değil mi Rabbim, senden gelen yasaklar “yapma” ile değil “yaklaşma” emri ile başlar. Yaklaşırsam eğer şu içimdeki doğal olan akışla Züleyha’nın ırmağına, yaklaştıktan sonra “yapmam” diyemem. Üstelik yaklaşırsam eğer yapmamayı da artık dua edemem. Daha kolay olan “yapma” değil “yaklaşma”.</p>
<p>Öyleyse aslolan: “Yaklaşma”. Öyleyse Rabbim, insan yaratılmışlığımın sorumluluğuyla en fazla baş başa kaldığım şu anda, şu odada, sen bana istememeyi isteyebilmeyi nasib et. Beni, insan yaratılmışlığımın en doğal akışını kendine ait olmayandan sakındıracak güçle insan et.</p>
<p>Rabbim, diye, devam etti Yusuf duasına. istemeyi istemek kadar, istememeyi istemek de zor. Biliyorum ki katından bir koruma dökülmezse varlığıma, nefsimin altından kalkamam. Son hızla aşağı doğru ilerleyen bir teknenin içinde yukarı doğru koşarak Bahr-i Umman’ı aşamam. Benim tedbirim senin takdirinden küçüktür.</p>
<p>Böyle dua edince Yusuf, ona Rabbinden bir işaret geldi. Her şeyin kalpte başlayıp kalpte bittiği mevsimde, her şeyin kalpteki rengine göre isim aldığı yerde. Masun ve masum olan Yusuf bu duayı etmiş olabilme yürekliliğiyle peygamberdi. Ve o iffet demekti.</p>
<p align="right">Yûsuf İle Züleyha, Timaş yayınları, İstanbul, 2000, s. 107 – 109</p>
<p>Züleyha, gecesinin güzelliğini sererken Yusuf’un gözlerinin önüne, Yusuf da insandı. istek, insanın zaafıydı. Ama: Rabbim, bana istememeyi isteyebilmeyi nasib et.</p>
<p>Her şeyin kalpte başlayıp kalpte bittiği mevsimde, her şeyin kalpteki rengine göre isim aldığı yerde Yusuf bu duasındaydı. Ve Yusuf biraz da bu dua ile, bu duayı edebilmiş olma yürekliliğiyle peygamberdi: Rabbim, bana istememeyi isteyebilmeyi nasib et.</p>
<p>Değil mi ki ilk bakışta Züleyha Yusuf’a ötelerden gelen bir ses, bir cennet çiçeği gibi, susuzluğunun farkında bile olmayan çöl toprağına inen bir yağmur defteri.</p>
<p>Züleyha sılaya davet, ilk bakışta.</p>
<p>Çünkü nefis sonsuzluğu vaad ederek yanıltıyor,</p>
<p>Şeytan; hayrı hayr, şerri şer göremeyeni, eşyanın hakikatine inemeyeni,</p>
<p>ilk bakışta mavera</p>
<p>ile kandırıyor.</p>
<p>Vaad: Ezel sevinci, ebed muştusu,</p>
<p>vera, ilk bakışta.</p>
<p>Züleyha: Ezel, ebed, mavera, ilk bakışta.</p>
<p>Yasak bahçe, memnu meyve, zehirli sarmaşık aşeka: Züleyha son bakışta.</p>
<p>Üstelik Züleyha isteyici</p>
<p>Üstelik “Rabbinden bir işaret görmeseydi Yusuf da onu isteyecekti”.</p>
<p>Yusuf’un içinde işaretin gerçekleştirici gücü, Yusuf içinde istememeyi isteyebileceği işareti gördü.</p>
<p>Yüzünü gök katlarına çevirdi de, Rabbim, dedi, kuyunun karanlığında beni yalnız bırakmayan,</p>
<p>karanlığın ve derinliğin korkusunu bir anda aydınlığa, ümitsizliğimi bir anda muştuya çeviren o zaman,</p>
<p>hâlâ koruman altında değil miyim,</p>
<p>suç mu yazdın yoksa alnımdaki yazıya?</p>
<p>Bütün insanlarla birlikte benim de içimde taşıdığım, gizli ya da aşikar olan o meyil,</p>
<p>şimdi daha derin bir kuyuda değil miyim,</p>
<p>ki insan değil miyim?</p>
<p>Sen tutmazsan elimden şüphesiz meyledenlerden olurum.</p>
<p>Düştüğüm kuyudan daha derin ve karanlık bir kuyu değil mi güzeller güzeli Züleyha? Tut elimden yoksa boş yere mi göründü o rüya bana?</p>
<p>Rabbim, dedi, Yusuf, sen bana, kendi isteğimin dışında şu iklimde ve şu odada bulunduğum şu anda, Züleyha’yı istememeyi isteyebilmeyi nasib et. Katından bir esirgeme ver. Değil mi ki isteğe yaklaşınca, istememeyi istemek artık imkansızlaşır. Bu yüzden değil mi Rabbim, senden gelen yasaklar “yapma” ile değil “yaklaşma” emri ile başlar. Yaklaşırsam eğer şu içimdeki doğal olan akışla Züleyha’nın ırmağına, yaklaştıktan sonra “yapmam” diyemem. Üstelik yaklaşırsam eğer yapmamayı da artık dua edemem. Daha kolay olan “yapma” değil “yaklaşma”.</p>
<p>Öyleyse aslolan: “Yaklaşma”. Öyleyse Rabbim, insan yaratılmışlığımın sorumluluğuyla en fazla baş başa kaldığım şu anda, şu odada, sen bana istememeyi isteyebilmeyi nasib et. Beni, insan yaratılmışlığımın en doğal akışını kendine ait olmayandan sakındıracak güçle insan et.</p>
<p>Rabbim, diye, devam etti Yusuf duasına. istemeyi istemek kadar, istememeyi istemek de zor. Biliyorum ki katından bir koruma dökülmezse varlığıma, nefsimin altından kalkamam. Son hızla aşağı doğru ilerleyen bir teknenin içinde yukarı doğru koşarak Bahr-i Umman’ı aşamam. Benim tedbirim senin takdirinden küçüktür.</p>
<p>Böyle dua edince Yusuf, ona Rabbinden bir işaret geldi. Her şeyin kalpte başlayıp kalpte bittiği mevsimde, her şeyin kalpteki rengine göre isim aldığı yerde. Masun ve masum olan Yusuf bu duayı etmiş olabilme yürekliliğiyle peygamberdi. Ve o iffet demekti.</p>
<p align="right">Yûsuf İle Züleyha, Timaş yayınları, İstanbul, 2000, s. 107 – 109</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/yusuf%e2%80%99un-duasi-rabbim-bana-istememeyi-isteyebilmeyi-nasib-et-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
