<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Taka &#187; Kıssadan Hisse</title>
	<atom:link href="http://www.yoremizden.com/category/islam/kissadan-hisse/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yoremizden.com</link>
	<description>Karadeniz ve Trabzon kültürünü yaşatma ve sevdirme sitesi...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 10:21:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	
		<item>
		<title>Asım Yıldırım &#8211; Necip Fazıl Kısakürek</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/asim-yildirim-necip-fazil-kisakurek/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/asim-yildirim-necip-fazil-kisakurek/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Aug 2011 14:08:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssadan Hisse]]></category>
		<category><![CDATA[Asım Yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[Necip Fazıl Kısakürek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=6925</guid>
		<description><![CDATA[Asım Yıldırım Necip Fazıl Kısakürek]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><iframe src="http://www.dailymotion.com/embed/video/xdi0c0" frameborder="0" width="480" height="384"></iframe><br />
<strong><a href="http://www.dailymotion.com/video/xdi0c0_asym-yyldyrym-necip-fazyl-kysakurek_music" target="_blank">Asım Yıldırım Necip Fazıl Kısakürek</a></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/asim-yildirim-necip-fazil-kisakurek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Düşmeye Gör Bak Neler Olur?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/dusmeye-gor-bak-neler-olur/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/dusmeye-gor-bak-neler-olur/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 May 2011 20:28:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssadan Hisse]]></category>
		<category><![CDATA[imamoğlu muhammet taşkın]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed taşkın]]></category>
		<category><![CDATA[muhammet taşkın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=5781</guid>
		<description><![CDATA[Ariflerden biri,çamurlu kaygan bir yoldan giderken eteklerini toplayarak,kayıp düşmemesi için dikkatli adımlarla yürüyordu. Fakat bütün gayretlerine rağmen kurtaramadı,çamurun ortasına düştü. Tabii her tarafı çamur olduğu için artık aldırış etmeden çamur içinde istediği gibi serbest yürümeye başladı ve bir yandan d a ağlayarak;&#8221;İşte günaha düşmeden önce,günahlardan sakınan adamın hali budur. Bir defa,iki defa&#8230;. Günaha düştükten sonra,artık]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2011/05/bar.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-5782" title="bar" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2011/05/bar.jpg" alt="bar Düşmeye Gör Bak Neler Olur?" width="200" height="164" /></a>Ariflerden biri,çamurlu kaygan bir yoldan giderken eteklerini toplayarak,kayıp düşmemesi için dikkatli adımlarla yürüyordu.<br />
Fakat bütün gayretlerine rağmen kurtaramadı,çamurun ortasına düştü.<br />
Tabii her tarafı çamur olduğu için artık aldırış etmeden çamur içinde istediği gibi serbest yürümeye başladı ve bir yandan d a ağlayarak;&#8221;İşte günaha düşmeden önce,günahlardan sakınan adamın hali budur.<br />
Bir defa,iki defa&#8230;.<br />
Günaha düştükten sonra,artık aldırış etmeden onun ortasında yürümeye başlar&#8221;.dedi&#8230;<br />
Demek ki işlenen bir günah,ikinci günahı çekiyor.<br />
Yarabbim ayaklarımızı dini İslam&#8217;ın üzerinde sabit kıl,ayağımız kayar da düşersek düştüğü yerde batmaktan bizleri muhafaza edip Rahmetinle bizleri tekrar ayağa kaldır&#8230;&#8230;.</p>
<p><strong>Ekleyen : İmamoğlu Muhammet TAŞKIN</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/dusmeye-gor-bak-neler-olur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Herkes Aslına Çeker &#8211; Küllü şeyin yerciu ila aslihi</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/herkes-aslina-ceker-kullu-seyin-yerciu-ila-aslihi/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/herkes-aslina-ceker-kullu-seyin-yerciu-ila-aslihi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Mar 2011 21:59:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssadan Hisse]]></category>
		<category><![CDATA[hazreti hızır]]></category>
		<category><![CDATA[herkes aslına çeker]]></category>
		<category><![CDATA[hızır aleyhisselam]]></category>
		<category><![CDATA[hızır as]]></category>
		<category><![CDATA[Küllü şeyin yerciu ila aslihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=5147</guid>
		<description><![CDATA[“Zamanın ve yerinde birinde bir padişah Hızır&#8217;ı görmek istiyordu Bir gün bunun için tellallar çağırttı &#8220;Kim bana Hızır&#8217;ı gösterirse onu armağanlara boğacağım&#8221; dedi. Birçok oğlu uşağı olan fakir bir adam bu işe talip oldu. Karısına dedi ki: &#8220;Hanım ben padişaha Hızır&#8217;ı bulacağımı söyleyip ondan kırk gün müsade alacağım. Bu kırk gün için padişahtan size ömrünüz]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2011/03/padisah.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-5148" title="padisah" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2011/03/padisah.jpg" alt="padisah Herkes Aslına Çeker   Küllü şeyin yerciu ila aslihi" width="300" height="239" /></a></p>
<p>“Zamanın ve yerinde birinde bir padişah Hızır&#8217;ı görmek istiyordu Bir gün bunun için tellallar çağırttı &#8220;Kim bana Hızır&#8217;ı gösterirse onu armağanlara boğacağım&#8221; dedi. Birçok oğlu uşağı olan fakir bir adam bu işe talip oldu. Karısına dedi ki: &#8220;Hanım ben padişaha Hızır&#8217;ı bulacağımı söyleyip ondan kırk gün müsade alacağım. Bu kırk gün için padişahtan size ömrünüz boyunca yetecek yiyecek, içecek ve para alırım. Kırk günün sonunda Hızır&#8217;ı bulamayacağım için benim kelle gider, ama siz rahat olursunuz.&#8221;</p>
<p>Adamın karısı kanaatkar biriydi &#8220;Efendi biz nasıl olsa alıştık böyle kıt kanaat geçinmeye. Bundan sonra da idare ederiz. Vazgeç bu tehlikeli işten&#8221; dedi. Ama adam kafaya koymuştu. Padişaha gidip Hızır&#8217;ı bulacağını söyledi. Bunun için kırk gün izin istedi. Hızır&#8217;ı bulmak için koşuşturacağı kırk gün zarfında ailesinin geçimi için sarayın ambarından tonlarca yiyecek, içecek ve nakit para aldı. Bunları evine teslim edip kırk gün ortalıktan kayboldu. Kırk günün bitiminde padişahın huzuruna çıkıp herşeyi itiraf etti: &#8216;Benim aslında Hızır&#8217;ı falan bulacağım yoktu. Ailece sıkıntı çekiyorduk. Hızır&#8217;ı bulacağım diye sizden dünyalık almak istedim&#8221; dedi. Padişah buna çok kızdı: &#8220;Padişahı kandırmanın cezasını hayatınla ödeyeceğini hiç düşünmedin mi?&#8221; diye bağırdı. Adam da her şeyi göze aldığını söyledi. Bunun üzerine padişah yanında bulunan üç veziriyle görüş alış verişinde bulundu. Birinci vezire sordu:</p>
<p>- Padişahı kandıran bu adama ne ceza verelim?</p>
<p>- Efendimiz, bu adamın boğazını keselim, etini parçalayıp çengellere asalım.</p>
<p>Bu sırada peyda olan, nurani, ak sakallı bir ihtiyar  vezirin sözleri üzerine söyle dedi: Küllü şeyin yerciu ila asıhı&#8221;</p>
<p>Padişah ikinci vezirine sordu:</p>
<p>- Bu adama ne ceza verelim?</p>
<p>- Hükümdarım bu adamın derisini yüzüp içine saman dolduralım.</p>
<p>Biraz önce ansızın ortaya çıkan ihtiyar yine &#8220;Küllü şeyin yerciu ila aslını&#8221; dedi</p>
<p>Padişah üçüncü vezire sordu:</p>
<p>- Ey vezirim sen ne dersin, beni kandıran bu adama ne ceza verelim?</p>
<p>- Padişahım bana göre, bu adamı affedin. Size yakışan, sizden beklenen budur. Bu adam önemli bir suç isledi ama sanıldığı kadar da kötü biri değil Çünkü çoluk çocuğunun rahatı için kendini feda edebilecek kadar da iyi yürekli.</p>
<p>Nurani ihtiyar yine söze karıştı: &#8220;<strong>Küllü şeyin yerciu ila aslihi</strong>&#8221;</p>
<p>Bu defa padişah o yaşlı zata yöneldi:</p>
<p>- Sen kimsin? İkide bir tekrarladığın o laf ne demektir?</p>
<p>ihtiyar cevap verdi: <strong>Herkes aslına çeker</strong></p>
<p>- Senin birinci vezirinin babası kasaptı. Onun için kesmekten, etini çengellere asmaktan bah setti.Yani aslını gösterdi. İkinci vezirin babası yorgancı idi  Yorgan yastık, yatak yüzlerine yün, pamuk vb doldururdu. O da babasına çekti.</p>
<p>Üçüncü vezirin ise babası da vezirdi O da soyuna çekti, büyüklüğünü gösterdi. Benim söylediğim söz &#8220;Herkes aslına çeker&#8221; demektir. Vezir istersen (üçüncü veziri göstererek) işte vezir, Hızır istersen (kendini göstererek) işte Hızır, bu adamı mahcup etmemek için sana göründüm, dedi ve kayboldu. “</p>
<p>Evet derler ya asalet soydan gelir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/herkes-aslina-ceker-kullu-seyin-yerciu-ila-aslihi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Abdülkadir-i Geylani&#8217;den Öğütler</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/abdulkadir-i-geylaniden-ogutler/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/abdulkadir-i-geylaniden-ogutler/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Jan 2011 09:56:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssadan Hisse]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülkadir-i Geylani]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülkadir-i Geylani'den Öğütler]]></category>
		<category><![CDATA[Ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[amel]]></category>
		<category><![CDATA[Böbürlenme]]></category>
		<category><![CDATA[cehennemlik işler]]></category>
		<category><![CDATA[cenk]]></category>
		<category><![CDATA[cenk etmek]]></category>
		<category><![CDATA[Firavun]]></category>
		<category><![CDATA[Fitne]]></category>
		<category><![CDATA[hakk]]></category>
		<category><![CDATA[ihlas]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Kibir]]></category>
		<category><![CDATA[makam]]></category>
		<category><![CDATA[nasib]]></category>
		<category><![CDATA[nasip]]></category>
		<category><![CDATA[nefis]]></category>
		<category><![CDATA[nifak]]></category>
		<category><![CDATA[sevgili peygamberim]]></category>
		<category><![CDATA[sıhhat]]></category>
		<category><![CDATA[şirk]]></category>
		<category><![CDATA[sünnet-i resulallah]]></category>
		<category><![CDATA[terbiye]]></category>
		<category><![CDATA[terbiye etmek]]></category>
		<category><![CDATA[tevazu]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe]]></category>
		<category><![CDATA[tevhid]]></category>
		<category><![CDATA[yaratan]]></category>
		<category><![CDATA[zenginlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/abdulkadir-i-geylaniden-ogutler/</guid>
		<description><![CDATA[Sakın yaptığın işlerde ve bulduğun manevi halde kendi gücünü görmeyesin. Bu hal kişiyi azdırır ve YARATAN&#8216;ın rahmet nazarından uzak kılar. Sakın sözünü dinletme ve kabul ettirme hevesine de kapılmayasın. Önce temeli at sonra üzerine binayı çık. Kalbini derin kaz ki oradan hikmet pınarları fışkırsın, sonra ihlas ve iyi işlerle o binayı yükselt. Bu işlerden sonra]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2011/01/deve.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-5015" title="deve" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2011/01/deve-300x198.jpg" alt="deve 300x198 Abdülkadir i Geylaniden Öğütler" width="300" height="198" /></a>Sakın yaptığın işlerde ve bulduğun manevi halde kendi gücünü görmeyesin.<br />
Bu hal kişiyi azdırır ve <strong>YARATAN</strong>&#8216;ın rahmet nazarından uzak kılar.<br />
Sakın sözünü dinletme ve kabul ettirme hevesine de kapılmayasın.<br />
Önce temeli at sonra üzerine binayı çık.</p>
<p>Kalbini derin kaz ki oradan hikmet pınarları fışkırsın, sonra ihlas ve iyi işlerle o binayı yükselt.<br />
Bu işlerden sonra halkı o köşke davet et.<br />
Başkasında bulunan bir hatayı defetmek istersen nefsinle yapma, imanınla yap.<br />
Kötülükleri ancak İMAN yıkar.<br />
Bu durumda RABB?in sana işlerinde yardımcı olur.<br />
O kötülüğü yok etmek için arkadaş olur, O kötülüğü ezer ortadan kaldırır.<br />
Eğer bir kötülüğü nefsin için, halkın seni tanıması için ortadan kaldırmaya niyet edersen rezil olursun.<br />
Her işte <strong>HAKK</strong>&#8216; ın rızası aranmalıdır.</p>
<p><strong>İSLAM </strong>gömleğin yırtık, <strong>İMAN </strong>elbisen pis, kalbin cahil, için kederle dolu.<br />
Gönlün <strong>İSLAMİYET</strong>? e açık değil. <span id="more-4985"></span><br />
İç alemin harap, dışın mamur, bütün sayfaların günah karası.<br />
Sevdiğin ve arzuladığın yalnızca dünya.</p>
<p>Kabir kapısı açık ve ahiret sana doğru gelmekte.<br />
En kısa zamanda aklını başına topla, yalnız dünya azığı toplamaktan vazgeç de ahiret azığını toplamakta acele et&#8230;</p>
<p>Sabırlı kulların bu dünyada çektiği cefa, Yüce Allah?ın (C.C) gözünden kaçmaz.<br />
Siz bir an olsun O&#8217;nun uğruna sabır yolunu tutun, yıllarca ecrini alırsınız.<br />
Ömrü boyunca ?Kahraman? lakâbıyla gezen, onu bir anlık cesareti sonunda kazanmıştır.</p>
<p>Ey evlad, önce nefsine öğüt ver, onu yola getir, sonra da başkalarını&#8230;<br />
Senin henüz ıslaha muhtaç hallerin var, bunu sen de biliyorsun.<br />
Bunu bildiğin halde başkalarının islâhı ile uğraşma yolunda nasıl başarılı olabilirsin?<br />
Gözlerin bir adım öteyi görmüyorken körleri neyle yola getirme sevdasındasın?</p>
<p>Size gereken, Yüce Yaratanı sevmek ve O&#8217;ndan başka kimseden korkmamaktır.<br />
Ve bütün işleri onun rızasını gözeterek yapmak&#8230;<br />
Bunlar Kalple olur, dil gürültüsüne getirip söze boğmakla olmaz.<br />
Sonra mihenk taşına vurulunca utanırsın.<br />
Kuru davaya kimse inanmaz.<br />
Halk arasında söylediğin sözleri yalnız kaldığında söylüyor musun?&#8230;<br />
Aynı duyguları tek başına kaldığın zaman da duyman mümkün oluyor mu?&#8230;<br />
İşte bunları yapabiliyorsan mesele yok&#8230;<br />
Kapı önünde <strong>TEVHİD</strong>, içeriye girince <strong>ŞİRK</strong>, yakışır mı?<br />
Bu, <strong>nifak</strong>, ikiyüzlülük alametidir, içi bozuk olmanın ta kendisidir.<br />
Acırım sana, sözün kötülükten sakınma hakkında, kalbin ise <strong>fitne </strong>çıkarmaya istekli.<br />
Şükrü dilinden bırakmıyorsun, ama kalbin daima itiraz halinde.</p>
<p>Geliniz aşırı, uygun olmayan arzularımızı bir yana atıp YARATANIMIZA koşalım.<br />
Bu yolda biraz perişanlık çekelim.<br />
Ne olur sanki biraz zahmet çeksek?<br />
O&#8217;na vardıktan sonra bütün çekilen sıkıntılar unutulur.<br />
İçimize ve dışımıza hükmeden nefsimizi HAK yoluna çevirelim, Rabbimizin Elçisine, Sevgilisine başvuralım, O&#8217;nun eteğini bırakmayalım.</p>
<p>Bütün amacın yemek, içmek ve arzularının tatmini olmasın.<br />
Bunların hepsi amaç değil, Yüce ALLAH?a (C.C.) ulaşmak için birer araçtır.<br />
Bütün hedefin sana en çok gerekli olana ulaşmak olmalı.<br />
Sana en gerekli olan ise YARATAN&#8217;ındır.<br />
O&#8217;nu ara.<br />
Her şeyin bir bedeli olur.<br />
Dünyaya <strong>AHİRET</strong>, yaratılmışlara ise bedel YARATAN&#8217;dır.<br />
Dünyayı kalbinden atarsan yerini HAK alır.</p>
<p>Yaşadığın günü ömrünün son günü bil, işlerini ona göre ayarla.<br />
Bu duygu sana yeter.</p>
<p>ALLAH?tan (C.C) başka ilah yoktur,? dediğinde bir DAVA  peşine düştün demektir.<br />
Her davada şahit isterler, şahidi olmayan davasını kaybeder.<br />
Ayrıca bu uğurda gelecek her türlü sıkıntıya göğüs gerip, sabır göstermek de birer şahid sayılır.<br />
Bunları yaparken <strong>İHLAS</strong>&#8216;lı olmak gerekir.</p>
<p>Hiçbir söz amelsiz ve ihlassız kabul edilmez.<br />
Kainatın Efendisinin (S.A.V) yolu İHLAS&#8217;tan ibarettir.</p>
<p>Dünyalık toplarken dikkatli ol.<br />
Gece odun toplayan gibi olma.<br />
Elini uzattığında neyi alacağını önceden kestirmelisin.</p>
<p>Gece odun toplayan eline geçeceğini bilemez, seni de ona benzetiyorum.<br />
Ayık ol, sonra felaket büyük olur.</p>
<p>HAK&#8217;la çekişme, nefsin için O&#8217;nu kötüleme, malın azaldı diye O&#8217;nu itham etme, insanlar sana yüz vermiyor diye O&#8217;nu suçlama.<br />
Suçu kendinde ara.<br />
Her işin kendi keyfine uygun olmasını istiyorsun, en büyük hüküm senin mi yoksa O&#8217;nun mu?<br />
Sen mi fazla biliyorsun yoksa O&#8217; mu?<br />
Merhametin O&#8217;nunkinden fazla mı?</p>
<p>Sen ve bütün yaratıklar O&#8217;nun kuludur.<br />
Her şeyde yalnız O&#8217;nun hükmü geçer bunu sakın unutma.</p>
<p>YARATAN&#8217;ın rızasına erme yolunda yapmacık hareketler fayda getirmez, bu yolda yersiz arzu ve boş temenni ile yürünmez.<br />
Hele içi başka dışı başka birinin eline hiçbir şey geçmez.<br />
Bir de yalancılık ortaya çıkarsa felaket o zaman başlar.<br />
Eğer bu hallerin azı sende varsa hemen tevbe et ve tevbeni bozma.<br />
<strong>Tevbe </strong>etmekten ziyade, tevbeyi bozmamak esas hünerdir.</p>
<p><strong>Böbürlenmeyi </strong>bırakın, Yüce ALLAH?a (C.C) karşı büyüklük satmakta neymiş?<br />
Kullara da <strong>kibirli </strong>davranmayın, haddinizi bilin.<br />
Varlığınıza <strong>tevazuyu </strong>yerleştirin.<br />
Önceden ne olduğunuzu düşünün; bir damla su.</p>
<p>Sonrası ne olacak malum&#8230;<br />
Bir hendeğe yuvarlanacak bir ağırlık.<br />
Hali böyle olana büyüklük taslamak yaraşır mı?</p>
<p>Hırsa kapılmayın, kötü arzular sizi esir etmesin.<br />
Dünyalık adamların kapısını aşındırmayın.<br />
Ezilip büzülerek onlardan dünyalık dilenmek size yakışmaz, sabırla doğru yoldan nasibini arasan daha iyi olmazmı?<br />
Ya bir de yaptığın dilenciliğin sonu boşa çıkarsa&#8230;<br />
<strong>Sevgili Peygamberimizin</strong> (S.A.V) En büyük belâ, <strong>nasibte </strong>olmayanı aramaktır,?<br />
Buyruğunu hiç duymadın mı?<br />
Nasibte olmayanı kullar hiçbir zaman veremez.<br />
Dünya oğullarının buna hiçbir zaman gücü yetmez.</p>
<p>Ey ilim iddiasında bulunan, hani ağlaman?<br />
Yüce ALLAH?ın (C.C) korkusundan gözlerin yaşarıyor mu?<br />
O&#8217;ndan korkman ve günahları itirafın nerede?<br />
<strong>Nefsinle cenk etmek </strong>ve onu <strong>terbiye etmek</strong> yok mu?<br />
O?nu HAK tarafına çağırman nerede?</p>
<p>Bunların hiçbiri sende yok.<br />
Bütün derdin kasa, masa, yemek ve eğlenmek.<br />
Aklını başına al.<br />
Dünyadaki nimetlerden sana gelecek bir kısmetin varsa gelir, üzülme içini ferah tut.<br />
Bekleme yükünden kurtulursun, hırsın ağırlığı seni yormaz.<br />
Eğer bu şekilde davranmazsan, bütün bu uğraşmalarından sana ne kalacak dersin?<br />
Sadece bir yorgunluk ve ağır bir hesap&#8230;</p>
<p>Doğruluk olmadan bilginin sana ne yararı dokunur?<br />
Doğruluğun olmadığı için bilgi sana bela olur.<br />
Öğrendin, namaz kıldın, oruç tuttun sebebi sana mal versinler, iyiliğini görsünler, seni öğsünler oldu.<br />
Sana yakışır mı bu düşünceler?</p>
<p>Farzet ki halkın sana ilgisi arttı, bunun ölüm anındaki sıkıntıya faydası olur mu acaba?<br />
Seni sevenlerle aranda uçurumlar olacak o anda.<br />
Topladığın malları başkaları paylaşacak, hesabı ve cezası da sana kalacak.</p>
<p>Yazık sana! <strong>Cehennemlik işleri</strong> yaparken cenneti umuyorsun.<br />
Geçici şeylerle avunuyor onları seviyor ve senin sanıyorsun.<br />
Ama yakında elinden alacaklar.</p>
<p>Yaratan hayatı sana emanet olarak verdi, O&#8217;nun rızası yolunda yaşamanı emretti.<br />
Sen ise kendi isteğin, heveslerinin peşinde hayatını tükettin.<br />
Sana verilen <strong>zenginlik, makam, sıhhat</strong> birer emanettir.<br />
Bütün bunları YARATICININ rızasına uygun yolda kullan.</p>
<p>Ey evlad, ana rahminde seni kim besledi.<br />
O halde iken ne kadar acizdin, bu hale seni getiren kim?<br />
Sen ise kendi varlığına ve halka dayanmaktasın, parana, mevkine, bilgine güveniyorsun.<br />
Güvendiklerin bugün var yarın yok olabilirler.<br />
Yüce ALLAH?tan (C.C) başka her kime güveniyor veya kimden korkuyorsan o senin ilahındır.<br />
Yakında bütün güvendiklerin yok olur kullarla aran açılır, sana karşı kalpleri katılaşır, kapıları yüzüne vururlar seni kapı kapı dolaştırırlar.<br />
Çağırsan yardımına koşan olmaz.</p>
<p>Bütün bunlara sebeb Hak&#8217;tan başkasına güvenmiş olman, O&#8217;nun nimetlerini başkalarından bilmiş olmandır.</p>
<p>Yüce ALLAH?ın (C.C) dininde olmayan şeyleri yapmaya çalışma.<br />
Elinde iki şahit olsun; biri KUTSAL KİTABIMIZ, diğeri SÜNNET-İ RESULALLAH.<br />
Bunlar seni RABBİNE ulaştırır.<br />
Ama sen bu şahitleri bırakıp nefsinin peşinden gitmeye devam ediyorsun.<br />
Elinde iki şahidin var; biri zayıf aklın, diğeri de şahsi arzun.<br />
Şüphesiz bunlar seni ateşe iter.<br />
<strong>Firavun </strong>gibilerin arasına katar.</p>
<p>Ey içi bozuk, yakında öleceksin, öldükten sonra yaptıklarına çok pişman olacaksın ama çok geç&#8230;<br />
Dilin güzel söze alıştığı için konuştu ve aldandı, ama kalbin hiçbir şeyden anlamaz bir halde.<br />
Bu durum seni kurtarmaz.<br />
Güzel konuşmayı kalb yapmalı, yalnızca dilin iyi söz söylemesi faydasızdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/abdulkadir-i-geylaniden-ogutler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vermezse Ma&#8217;bud, neylesin Mahmud?</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/vermezse-mabud-neylesin-mahmud/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/vermezse-mabud-neylesin-mahmud/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Oct 2010 10:02:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Kıssadan Hisse]]></category>
		<category><![CDATA[kısmet değilse ne gelir elden]]></category>
		<category><![CDATA[Kısmetse gelir Şam'dan]]></category>
		<category><![CDATA[ne yapsın Mahmud]]></category>
		<category><![CDATA[Neylesin Mahmut]]></category>
		<category><![CDATA[Tıkandı baba]]></category>
		<category><![CDATA[Vermezse Ma'bud]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen'den]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=4659</guid>
		<description><![CDATA[Bir işteki kısmetsizliği ya da talihsizliği belirtmek için bu deyimi kulllanırız.Hatta buna tıpatıp benzeyen bir başka deyim,&#8221;Kısmetse gelir Şam&#8217;dan,Yemen&#8217;den,kısmet değilse ne gelir elden?&#8221;şeklinde söylenir&#8230; Bir gün Sultan ıı.Mahmud,gizli olarak halkın arasında gezdiği sırada Üsküdar&#8217;da bir ayakkabıcının,boş örse çekiç vurarak&#8221;Tıkandı da tıkandı&#8221;diye feryat ettiğini görmüş.İçeri girip bunun sebebini sormuş.Adam anlatmaya başlamış:&#8221;Rüyamda çeşmeler gördüm.Bazılarında şarıl şarıl sular]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2010/10/sultan-mahmut.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-4660" title="sultan mahmut" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2010/10/sultan-mahmut-300x234.jpg" alt="sultan mahmut 300x234 Vermezse Mabud, neylesin Mahmud?" width="300" height="234" /></a>Bir işteki kısmetsizliği ya da talihsizliği belirtmek için bu deyimi kulllanırız.Hatta buna tıpatıp benzeyen bir başka deyim,&#8221;<strong>Kısmetse gelir Şam&#8217;dan,Yemen&#8217;den,kısmet değilse ne gelir elden</strong>?&#8221;şeklinde söylenir&#8230;</p>
<p>Bir gün Sultan ıı.Mahmud,gizli olarak halkın arasında gezdiği sırada Üsküdar&#8217;da bir ayakkabıcının,boş örse çekiç vurarak&#8221;Tıkandı da tıkandı&#8221;diye feryat ettiğini görmüş.İçeri girip bunun sebebini sormuş.Adam anlatmaya başlamış:&#8221;Rüyamda çeşmeler gördüm.Bazılarında şarıl şarıl sular akıyor,bazıları sızıyor,bir tanesi de zorla damlıyordu.Bu sırada bir derviş belirdi.Şarıl şarıl akan çeşmelerin padişahımın,sızanların kimi zenginlerin,damlayanın ise benim olduğunu söyledi.Bunun üzerine ben de yerden bir çöp aldım,çeşmenin ağzını açmaya çalıştım.Şans bu ya kırıldı,damlayan çeşme de hiç akmaz oldu.O günden sonra müşterim kesildi,kazancım bitti.İflas ettim;o yüzden böyle tıkandı da tıkandı diyerek boş örsü dövüyorum&#8230;&#8221;</p>
<p>Padişah saraya döner,adamın söyledikleriniin doğru olup olmadıklarını öğrenmek için muhafızlarından birini görevlendirir.Gerçekten de herkes tarafından &#8221;<strong>Tıkandı baba</strong>&#8221;tanınmaktadır.Her işinde mutlaka bir aksilik meydana gelirmiş.<span id="more-4659"></span></p>
<p>Sultan,Ramazan ayında bu garibi sevindirmek ister.Bir tepsi baklava yapılmasını ve içine altın yerleştirilmesini,sonra bunu bir zengin konağından iftarlık geliyormuş gibi gönderilmesini emretmiş.Adam kısmetsiz ya,baklavayı iftarda yiyip bitireceğine,bunu pazarda satıp birkaç gün geçinmeyi daha uygun görmüş.Bunun üzerine padişah kızarmış hindi içinde altın göndermiş.Baklavadan kısmeti tepen adam,,hindiyi de birine kaptırmış.Bunu duyan padişah küplere binmiş.Tıkandı Baba&#8217;yı hemen huzuruna çağırtmış.Tıkandı Baba korku içinde huzura çıkmış.Onun bu halini gören Sultan acıyarak son bir şans daha vermeyi düşünmüş.Tıkandı  Baba&#8217;yı hazineye götürerek eline bir kürek vermiş.&#8221;Küreği daldır,ne kadar altın alırsa hepsi senin&#8221;demiş.Talihsizliğin böylesi ya,Tıkandı Baba heyecandan küreği ters daldırmış ve hiç altın gelmemiş.Sadece sap kısmına bir kızıl altın takılmış.Bunu gören Tıkandı Baba düşüp bayılmış.Bu ilginç olaya şahit olan şair ruhlu padişah tarihe geçecek şu sözünü söyleyivermiş:<br />
<strong>&#8221;VERMEZSE MA&#8217;BUD,NE YAPSIN SULTAN MAHMUD?&#8221;</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/vermezse-mabud-neylesin-mahmud/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Hüzün Bayramına daha kavuştuk!</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/bir-huzun-bayramina-daha-kavustuk/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/bir-huzun-bayramina-daha-kavustuk/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Sep 2009 14:16:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kıssadan Hisse]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=3244</guid>
		<description><![CDATA[Bir Hüzün Bayramına daha kavuştuk! Bayram ve Bayramlar, Güncel Türkçemizde Sevinme ve mutlu olma hallerimizin Milli hatta evrensel boyutta yaygın yaşandığı anlara verdiğimiz bir tanım olsa da, Ben “Ramazan Bayramı” tabirini bu anlamda anmak istemiyorum. Yukarıdaki tanımdan anlaşılacağı gibi Bayram özlemlerin giderildiği, kavuşmaların gerçekleştiği zamanlar bayram diyorsak ki Öyledir. Bu durumda Ramazan Bayramı, Bayram olarak]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong></p>
<div id="attachment_4297" class="wp-caption alignleft" style="width: 293px"></strong><strong><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/09/ramazan_bayramı.jpg"><img class="size-full wp-image-4297 " title="Ramazan Bayramı" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/09/ramazan_bayramı.jpg" alt="ramazan bayramı Bir Hüzün Bayramına daha kavuştuk!" width="283" height="282" /></a></strong><p class="wp-caption-text">Ramazan Bayramı</p></div>
<p>Bir Hüzün Bayramına daha kavuştuk!</p>
<p>Bayram ve Bayramlar, Güncel Türkçemizde Sevinme ve mutlu olma hallerimizin Milli hatta evrensel boyutta yaygın yaşandığı anlara verdiğimiz bir tanım olsa da, Ben “Ramazan Bayramı” tabirini bu anlamda anmak istemiyorum.<br />
Yukarıdaki tanımdan anlaşılacağı gibi Bayram özlemlerin giderildiği, kavuşmaların gerçekleştiği zamanlar bayram diyorsak ki Öyledir. Bu durumda Ramazan Bayramı, Bayram olarak kutlanacaksa bu Ramazan-ı şerifin ilk günü olmalıydı. Çünkü Ramazan öyle bir ayki, işi insanlara ve cinlere vesvese vermek olan İblis bu ay boyunca bütün kabiliyeti elinden alınıyor, şeytan bağlanıyor, insanlar bu ay nefislerinin fısıltıları ile ancak günaha girebilir, şeytanı suçlayamazlar.<span id="more-3244"></span></p>
<p>Bu ayın bir ismi de Kur’an-ı Kerim ayıdır, Birde Ramazan-ı şerifte içinde bin aydan hayırlı Kadir gecesini barındırıyor, Bütün duaların kabul olduğu bu gecenin sırlı saatini ibadet ve dua ile yakalayabilirsek gerçek bayramı yaşamış oluyoruz zaten.</p>
<p>Eğer Müslümanlar Ramazan-ı Şerifi baştan sonra bütün gecelerini ibadet ve taat ile geçirmişse, Kadir gecesinin sırrı olan saatte Allahtan dilekleri kesin kabul olacağından Ramazan-ı Şerifin sonunda bayram yapması en doğal hakkı.  Ecdadımız bu niyetle Ramazan-ı Şerif sonunda temizlenmenin- kurtulmanın bayramını haklı olarak yaşıyorlardı.</p>
<p>Biz neyin bayramını yaşamaya çalışıyoruz?<br />
Kaç gecemizi secdelerde ve zikirlerde günahlarımıza ağlayarak eda ettik!<br />
Kaç günümüzü Allah’ın hakkımızda takdir ettiği kadere razı olarak dertlerimizi severek yaşadık.<br />
Kaç fakirin durumunu yaşamaya çalıştık, kaç fakire kendi hayatımızı yaşattık.<br />
Ellerimizi semaya açtığımızda önce kendimizi mi? Yoksa Günümüzde kan ağlayan insanlığın selametini mi.<br />
Belki de bizi azdıracak yeni kazanımlar mı istedik, yada rabbimizin takdirine şükür mü eyledik.</p>
<p><strong>Bu bayram bizim bayramımız değil, Bizim için Hüzün Bayramı olmalı bu günler.</strong></p>
<p>Arefe ile yaşadığımız bu günleri hakkı ile değerlendiremedik, Kur’an-ı Kerim ayı olmasına rağmen Kur’an-ı Kerime gerektiği gibi sarılamadık, Kadir gecesinin sırrını yakalayamadık, Aç kalıp açların halini anlayamadık (sadece çok yediğimiz için susuz kaldık, içimiz yandı) Yüce Allah’ın hiçbir ön meziyet aramadan kendi keyfiyeti ile bizlere verdiği birçok nimetin şükrünü (Zekatını) eda edemedik.<br />
Allah’ın para vermediğine 40/1 zekat verdik ama Gözümüzün, Aklımızın, Bedenimizin, Sağlam uzuvlarımızın kısacası sahip olduğumuz nimatlerin zekatını veremedik, hatta vermeyi bile düşünmedik.<br />
Sanki Allah cc. bize keyfiyeti ile sadece “Para” veriyor, Hayır Tükettiğimiz her şey Rızkımızdır. Besinler gibi aklımız, söz ve düşüncelerimiz, uzuvlarımız hepsi Allahın bizlere verdiği nimetlerdir. Bunlarında zekatını vermeliyiz.</p>
<p>Bu nedenle görmeyene göz, duymayana kulak, konuşamayana dil, yürüyemeye ayak, tutamayana el, düşünemeyene akıl ve fikir olmalıyız ki bu günlerimiz bayram olsun.</p>
<p>Bu günler bizim hüzün bayramımızdır. Bari kaybettiğimiz bu fırsatların hüznünü layığı ile yaşayıp gafletimize gözyaşı dökebilirsek, af ve mağfiret olabiliriz ve Allah cc. yeni Ramazan-ı Şerifler’e kavuşmayı bizlere nasip eder İnşaallah.</p>
<p>Evet değerli arkadaşlar, BU GÜNLER HÜZÜN BAYRAMIMIZ OLMALI, Bu günleri açlıktan, susuzluktan kurulma, yemeklere kavuşma bayramı olarak değil, İnşaallah yaşayabildi isek Kadir gecesinin sırrına kavuşup onu yakalamanın bayramı olarak kutluyorsanız ayağınızın bir tozu olurum, lütfen bu fakir içinde bir selamet duası eda edin.  Bunu hak edecek fazla bir teslimiyetiniz olamadı ise Benim gibi bu günleri kaybedilen fırsatların Hüznünü yaşamayı, Bu günleri HÜZÜN BAYRAMI olarak anmayı deneyiniz.</p>
<p>Kim bilir beklide bu hüznün acısı İnşaallah gelecek Ramazan-ı Şerifleri hakkı ile eda etmeyi başarmamızın vesilesi olur.</p>
<p>Cümleten Allah’a emanet olun, Bu yılki Hüzün Bayramınızı gelecekte Ramazan Bayramı olarak kutlamanızı Rabbimden niyaz ederim.</p>
<p>Behlû Dane  <a href="mailto:fatihten@gmail.com">fatihten@gmail.com</a><br />
<a href="http://www.fatihhaber.com/behlul_huzunbayrami.htm">http://www.fatihhaber.com/behlul_huzunbayrami.htm</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/bir-huzun-bayramina-daha-kavustuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Müslümanın Dünya ile Alışverişi</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/muslumanin-dunya-ile-alisverisi/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/muslumanin-dunya-ile-alisverisi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Apr 2009 22:23:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssadan Hisse]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman ve dünya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=2860</guid>
		<description><![CDATA[Dünyada halen geçerli olan ekonomik sistemin içine düştüğü krizin bir “ahlâk krizi” olduğunu artık batılılar da söylüyor. Geçerli ekonomik sistem; • Koca dünyayı bitiren bu tüketim oburluğuna dayalı oldukça • Devasa kaynakları küçük bir azınlığın tekelinde tuttukça • İsraf ve kanaat kavramlarına uzak kaldıkça.. Yani temel anlayışı değişmedikçe bu krizler hep olacak. Oysa insanlığın muhtaç]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_icerikLb"><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/04/kanyon-1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2861" title="kanyon-1" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/04/kanyon-1-300x225.jpg" alt="kanyon 1 300x225 Müslümanın Dünya ile Alışverişi" width="300" height="225" /></a>Dünyada halen geçerli olan ekonomik sistemin içine düştüğü krizin bir “ahlâk krizi” olduğunu artık batılılar da söylüyor.</span></p>
<p>Geçerli ekonomik sistem;</p>
<p>• Koca dünyayı bitiren bu tüketim oburluğuna dayalı oldukça<br />
• Devasa kaynakları küçük bir azınlığın tekelinde tuttukça<br />
• İsraf ve kanaat kavramlarına uzak kaldıkça..</p>
<p>Yani temel anlayışı değişmedikçe bu krizler hep olacak.<br />
Oysa insanlığın muhtaç olduğu ekonomi anlayışı hiç uzakta değil.<br />
Gelin onu bir de bizim kavramlarımızla yeniden hatırlayalım. <strong><span id="more-2860"></span></strong>Ülkemizde ekonomik anlamda işler epeydir kesat gidiyor. Talep azaldığı için üretimin kısıldığını, işten çıkarmaların sıklaştığını biliyoruz. Kapanan işyerleri, ödenemeyen borçlar yüzünden yaşanan trajedilere dair haberleri daha sık duyar olduk. Toplumun çok önemli bir kısmı geçimini sağlamakta zorlanıyor.</p>
<p>Ekonomi uzmanları, bütün bunların geçen yılın ortalarında ABD’de baş gösteren mali krizin yansımaları olduğunu söylüyor. Onlara bakılırsa bu global krizden giderek artan bir şiddetle etkilenmeye devam edecekmişiz. Allah milletimize dayanma gücü versin diyoruz. Ama…</p>
<p><strong>Krizler bir hastalık belirtisidir</strong></p>
<p>Müslümanlar olarak yakamızı modernizme kaptırdık kaptıralı toplumun tamamını ilgilendiren bu tür problemlerin teşhisinde de çözüm yollarının bulunmasında da kuşatıcı ve doğru bir bakış açısı aramayı akıl edemiyoruz. Böyle bir yaklaşım “bilimsel” sayılmıyor çünkü.</p>
<p>Oysa modern bilimlerin pek çoğu itibarî teorilere, subjektif varsayımlara, gerçeğe uymayan kabullere dayanıyor. Ekonomi, insanı âdemiyeti ile değil, beşeriyetiyle tanıyor ve sadece bu dünyaya ait bir varlık olarak görüyor örneğin. İnsanın ihtiyaçlarının sınırsız, bu ihtiyaçları karşılayacak imkânların sınırlı, yani yetersiz olduğunu iddia ediyor. İnsanı nefsaniyetinden ibaret sayan, nefsin heva ve arzularını ihtiyaç addeden sakat bir çerçeve içinde söyledikleri ne kadar makul, ne kadar doğru olursa olsun, entellektüel gevezeliklerden öteye gitmiyor.<br />
Nitekim “sınırlı kaynaklarla sınırsız ihtiyaçların en uygun şekilde karşılanması bilimi” diye tanımlanan modern ekonominin hüküm sürdüğü son iki asırda, bir tarafta açlık ve yoksulluk, diğer tarafta lüks ve israf büyümüş. Kazanma hırsı, daha çok kâr etme tutkusu, “insan insanın kurdudur” inancı kalplerde kök salmış, vicdan ve merhamet yok olmuş.</p>
<p>İnsanı “homo-economicus”, yani sırf kendi çıkarlarını gözeten ve ihtiyaçlarını hep en üst düzeyde karşılamaya çalışan bir varlık olarak kabullendiğiniz sürece bu krizler bitmeyecektir. Çünkü sadece ekonominin sınırları içinde kalarak hangi nedenlerden kaynaklandığını belirlemek, geçici çözümler üretmek, krizlerin birini yatıştırır belki ama yenilerinin doğmasını engellemez. Krizi az veya çok hasarla geçiştirmek, o krizi doğuran hastalığın tedavi edildiği anlamına da gelmez. Asıl problem krizlerin kendisi değil, sürekli krizlerle dışa vuran bir hastalık halidir.</p>
<p><strong>Dinden uzaklaşmak ne demek?</strong></p>
<p>Osmanlı’nın son zamanlarında da böyle olmuş. Ortaya çıkan ekonomik, siyasi, askeri problemleri tek başına bir vakıa gibi ele alıp bunlara modern çözümler teklif eden “aydın”lar, ulemanın “dinden uzaklaşma” teşhisine istihza ile bakmışlar. Fakat işte aydınların bütün o allı pullu, iddialı tahlil ve teklifleri Osmanlı’yı yıkılmaktan kurtaramamış. Ulemanın “dinden uzaklaşınca başımıza bunlar gelir” tesbiti o gün bugün hâlâ ortada duruyor.</p>
<p>Bizim ekonomik krizlere de sebep olan “bünyevî hastalık hali” dediğimiz şey, “dinden uzaklaşma”nın ta kendisi. Ne var ki “bizler namazında niyazında insanlarız” deyip dini belli ibadetlere indirgeyen yahut onu hayatın çok da önemli olmayan bir çeşnisi gibi gören anlayışlarla bu hastalığın vahametini kavramak mümkün değil. Onun için önce, sıkça dillendirilmesine rağmen pek üzerinde durulmayan şu “dinden uzaklaşma” hastalığının ne olduğuna bir bakalım.</p>
<p>Din, insanı ve toplumu Allah Tealâ’nın belirlediği ölçülerle inşa etmek için gönderilen bir sistemdir. İnsanın sadece ibadetlerini değil, her türlü tutum davranışını, kâinata bakışını, tasavvurlarını, kavramlarını, aklını ve kişiliğini de bu sistem belirler. Doğrusu budur, çünkü kâinattan en uygun tarzda nasıl istifade edileceğini, burada nasıl mutlu yaşanacağını, onu ve insanı yaratandan daha iyi bilen olamaz. Dinden uzaklaşmak, dinden çıkmak değil ama dinin bu kuşatıcılığını unutup, kısmen de olsa vahye aykırı tutum, düşünce ve inançlara kapılmaktır. Nefsin yönlendirmesiyle, moda anlayışların etkisiyle hepimizin zaman zaman düşebileceği bir yanlıştır bu. Normalleşir, toplumsal bir kabule dönüşürse felaket olur. Öyle ya, sıradan bir aletin bile kullanma kılavuzuna uygun davranmamak ne işler açar insanın başına.</p>
<p><strong>Vahyi ikâme etmeyince</strong></p>
<p>Kur’an-ı Kerim, dinden uzaklaşmayı “vahyi ikâme etmemek” diye nitelendiriyor. Yani Allah Tealâ’nın bildirdiklerini tahrif etmek, doğru dürüst uygulamamak, işine geldiği gibi eğip bükmek, hayata geçirmemek&#8230; Bunun yol açtığı sonuçları da ehl-i kitaba hitaben Maide suresinin 66. ayetinde şöyle haber veriyor: “Şayet onlar Tevrat’ı, İncil’i ve Rableri tarafından kendilerine indirilenleri ikâme etselerdi (gereğince uygulasalardı) hem üstlerindeki (göğün) hem de ayaklarının altındaki (yerin türlü türlü nimetlerinden bol bol) yiyip (yararlanırlardı). (Gerçi) onların içinde muktesit bir zümre (de) var; (fakat) çoğunluğunun yaptıkları ne kadar kötüdür!”  </p>
<p>Müfessirler, bu ayetin Tevrat’taki “bol nimet vaadi”nin gerçekleşmemesini izah sadedinde, “Allah’ın indirdiklerini gereği gibi uygulamadıkları” için özellikle Yahudilerin geçmişte yaşadıkları ekonomik bir mahrumiyete, uyarı maksadıyla işaret ettiğini söyler. Anlaşılan o ki ekonomik kriz yahut dünya nimetlerinden mahrumiyet, dinden uzaklaşmanın bedeli.</p>
<p>Ayette, azınlıkta kaldıkları için bu mahrumiyete engel olamayan bir “muktesit zümre”den de söz ediliyor ve zımnen sanki bütün bir toplum veya çoğunluk “muktesit” olsa bu sıkıntı yaşanmayacaktı mesajı veriliyor. Biz, meallerde “ılımlı, ölçülü” gibi kelimelerle karşılanan “muktesit” kavramını özellikle olduğu gibi verdik. Çünkü üzerinde durulması, yeniden hatırlanması gereken anahtar kavramlarımızdan biri. “Muktesit”, şu bildiğimiz “iktisat”la aynı kökten ve tam karşılığı “iktisatlı” demek. Çoğunluk iktisatlı olmayınca darlıkların, ekonomik krizlerin, maddi sıkıntıların yaşanması ilâhi bir kanun şu halde. Fakat “iktisat” sadece “tutumluluk” yahut “ekonomi” demek değil.</p>
<p><strong>Bir müslüman tavrı: İktisat</strong></p>
<p>Allah Tealâ bütün kâinatı bir denge üzerine yaratmış ve bu dengeyi korumamız için “mizan”ı indirmiştir. Tartı aracı, terazi anlamına da gelen mizan, dinin hükümleridir. İnsanın duygu, düşünce ve davranışlarını İslâm terazisine vurup ilâhi ölçülerle denkleştirmesi işlemine “adalet” denir. Adalet ile kurulan dengenin bir tarafında ilâhi ölçüler; diğer tarafında buna uygun talepler, niyetler ve çabalarla ulaşılmak istenen nasipler vardır. İşte, dinin ölçüleriyle belirlenmiş, adalete uygun bu nasiplere  “kıst” adı verilir ve Kur’an’da daha ziyade “adaletle davranmak” anlamına kullanılır. Tıpkı Türkçeye geçen “maksat” kelimesi gibi, “ölçüt, kriter” anlamlarına gelen “kıstas” kelimesi gibi, “iktisat” kelimesi de kıst’tan türemedir. İktisat, “ilâhi dengeyi bozmayan, adalete uygun bir nasip veya paya razı olmak; aşırılığa meyletmeden orta yoldan dosdoğru yürümek, tartının hakkaniyetini zedeleyecek müdahalelerden kaçınmak” şeklinde tanımlanabilir. Muktesitler böyle yapan, ilâhi ölçülere riayet ederek yaradılış maksadına uygun davranan kimselerdir.</p>
<p>Muktesit olmak, yani iktisada uygun hareket etmek sadece maddi münasebetlerde değil, her hususta sergilenmesi gereken genel bir tutumdur. Fakat bu temel müslüman tavrı, iktisadın zamanla “maddi konulardaki ölçülülük hali”ni ifade eder tarzda anlam daralmasına uğraması nedeniyle daha çok “itidal” kelimesiyle karşılanmaktadır. İtidal ya da iktisat, sonuçta ifrat ve tefrit gibi aşırılıklardan sakınmaktır. Bu sakınma yahut duyarlılık iradî ve sürekli olduğu zaman sadece kişiye değil, topluma da hayırlar getirdiğinden “fazilet” sayılmıştır.</p>
<p>İktisat, müslüman için her şeyden önce bir ahlâk meselesidir yani. Ahlâksızlığı, bencilliği, açgözlülüğü, cimriliği, israfı mubah gören bir anlayışa, bilim kisvesine büründürülse bile “iktisat” dememelidir.  </p>
<p><strong>İktisadın ölçüsü</strong></p>
<p>İslâm’ın emrettiği genel ve sürekli bir tavrın adı olsa da, konumuz gereği, iktisat kavramını biz yine “dünya hayatındaki maddi ilişkiler” bağlamında ele alalım. Bu çerçevede muktesit olmak, hem talepte hem tüketimde aşırı gitmemeyi, ölçülü davranmayı gerektiriyor. Böyle bir iktisadın ifratına “israf”, tefritine “cimrilik” diyor dinimiz ve ikisinden de men ediyor.</p>
<p>Sanırız aklı başında herkes aşırılıktan kaçınmanın, ölçülü olmanın gerekliliğine inanır. Fakat iktisadın ölçüsü nedir? Cimrilik veya israf hangi sınırda başlar? Bir talebin ihtiyaç mı yoksa fuzuli mi olduğuna neye göre karar vereceğiz? Sabit ölçüler varsa, değişen hayatın karşımıza çıkardığı yeni ihtiyaçları nereye koyacağız? Galiba asıl sıkıntı iktisat ya da itidal ölçüsünü bulmakta ve bunu muhafaza etmekte.</p>
<p>İslâm’da gelir miktarına göre belirlenmiş bir hayat standardı yoktur. Çünkü helal yollardan ulaşılması kaydıyla servet sahibi olmak ve zenginlik meşrudur. Üstelik çalışmak, sebeplere tevessül etmek esas olmakla birlikte rızık Allah’tandır; O, zenginliği dilediğine verir. Fakat zengine verilen servet “emanet”tir. Onu hayat standardı bakımından fakire nazaran daha imtiyazlı yapmaz. Sadece “infak” gibi fazladan bir kısım sorumlulukların sahibi yapar. Bu sorumluluklardır ki kardeşliği ve dayanışmayı tesis ederek, eşitsizlik gibi görünen “rızık dağılımı”nı toplumsal yapıyı güçlendiren bir “hikmet”e dönüştürür. Şu halde dinimizde gelir durumuna göre değil ama temel bazı ilkeler çerçevesinde bir standart, bir iktisat ölçüsü belirlenmiştir. “Makâsıdu’ş-şerîa”, yani dinin varlık sebepleri gözetilerek belirlenen bu ölçü fakir için de geçerlidir, zengin için de.</p>
<p><strong>Zaruret ve ihtiyaç</strong></p>
<p>İktisat dar anlamıyla dünyadan faydalanmak içindir ama dünya da ahiret içindir. Öyleyse “dünyalık fayda”yı ahirette hasat edilecek ameller ve bunların gerçekleşmesini sağlayan imkânlar olarak anlamak gerekir. Bu nedenle ulema “zaruriyyat”ı iktisadın asgari sınırı sayar. Zaruriyyat, olmazsa olmaz, vazgeçilmez bazı hak ve değerlerin varlığı için mutlaka temin edilmesi gereken imkânlardır. Bunlar, “zaruriyyat-ı hamse” (beş temel zaruret) denilen canın, ırzın, aklın, malın ve dinin muhafazası için şarttır. Yahut bir şey bu beş değerin herhangi birinin varlığı ve devamı için gerekliyse zaruret kategorisine girer. Zaruret olanı her halükârda talep etmek, karşılamak, bunun için çaba göstermek gerekir. Bu talep ve çaba ne kadar şiddetli olursa olsun iktisat ölçüsünü ihlal etmez.</p>
<p>Dünyadan faydalanmak için talep edilen bazı imkânlar ise “hâciyat” grubuna girer. Hâciyat, “hacetler” yani, “ihtiyaç duyulan şeyler” demektir. Bugün gerekli olduğu düşünülen her şeye “ihtiyaç” demek adet olmuş. Fakat demek ki zaruret ayrı, ihtiyaç ayrı. Nitekim ihtiyaç, “kişisel ve toplumsal hayatın daha rahat, daha düzenli yaşanmasını sağlayan; karşılanmaması halinde zorluğa, sıkıntıya sebebiyet veren ama zaruret derecesinde olmayan fayda veya imkânlar” diye tanımlanır.  </p>
<p>Bazı talepler de vardır ki bunlar zaruret de değildir, ihtiyaç da. “Tahsiniyyat” denilen bu imkânlar estetik anlamda hayatı daha güzel kılar. Mahrumiyeti herhangi bir zorluğa yol açmaz.</p>
<p>Hâciyat ve tahsiniyyat da tıpkı zaruret gibi meşrudur; iktisat sınırları içindedir. Fakat bunların iktisat sınırları içinde kalması zaruretler gibi kayıtsız şartsız değildir. Kişinin tutumuna göre meşruiyetini kaybedip israfa ve günaha kayabilir.</p>
<p><strong>İsrafı ihtiyaç sanmak</strong></p>
<p>Hâciyyat ve tahsiniyyat grubuna giren taleplerin meşru sayılması için ilk şart, bunların zaruriyyatla çelişmemesidir. Bir şeyin ihtiyaç sayılıp sayılmadığını belirlemek için çok önemli bir ölçüdür bu. Çünkü özellikle günümüzde reklamların etkisiyle gereksizlikten de öte zaruriyyat-ı hamse’ye, yani canımıza, ırzımıza, aklımıza, malımıza ve dinimize zarar veren bir yığın ürün ”ihtiyaç” zannedilmektedir. Halbuki ihtiyaç, zarureti takviye eder. Takviye etmek şöyle dursun, zarurete zarar veren bir şeye iktisat ölçüsünde ihtiyaç da denemez, tahsiniyyat da..</p>
<p>Zaruriyyat, hâciyat, tahsiniyyat, aynı zamanda bir öncelik sıralamasını verir. Zaruretleri karşılamadan ihtiyaçlara, ihtiyaçları karşılamadan tahsiniyyata yönelmek israftır. Tıpkı ihtiyacın zarurete zarar vermemesi gerektiği gibi tahsiniyyatın da ihtiyaca zarar vermemesi gerekir. Yaşadığı toplumda, hele de yakın çevresinde zaruriyyat kapsamındaki imkanlara sahip olmayanlar varsa, bunlara yardım etmek yerine kişinin kendi ihtiyaç ve tahsiniyyatı peşinde mesai harcaması ise “faziletli bir davranış” değildir; en azından bu yönüyle iktisada aykırıdır. Eğer maddi mahrumiyet din uğruna göze alınan bir fedakârlığın eseriyse, Ensar ve Muhacir dayanışmasında örneklendiği gibi, varlıklı müminlerin yardımı artık bir borç olur.</p>
<p>Nihayet ihtiyaç ve tahsiniyyatın karşılanmasında hırs hoş görülmemiş, kanaat tavsiye edilmiştir. Böylesi edebe daha uygundur. Hz. Peygamber s.a.v.’in “Dünyayı isterken güzel davranın (dengeli olun); çünkü herkes kendisi için yaradılmış olana (takdir edilene) müyesserdir.” uyarısı bu husustaki müslüman tavrını belirler.</p>
<p><strong>Hangi devirde yaşıyoruz?</strong></p>
<p>Şuraya kadar anlattıklarımız karşısında günümüzün ortalama insanının vereceği ilk tepki sanırız “Hangi devirde yaşıyoruz?” olacaktır. Söylediklerimizin geniş kitlelerce kabul görmüş, yaygınlaşmış tutumlara denk düşmediğinin farkındayız. Fakat müslümanın kabullerini devrin anlayışı değil, Kuran ve Sünnet tayin etmeli değil midir?</p>
<p>Müslümanlığın giriş kapısı olan kelime-i şahadetin “lâ” ile başlamasının, İslâm’a kafalardaki bütün kabulleri silerek girilmesinin bir hikmeti de budur. Cahiliyyenin yeni bir türü olan modern “zan”lara “lâ” demeden, “Her iştiha duyduğunu yemen israftandır.” hadisini anlayamayız. Nefslerini ilâh edinenlerin ihtiyaç kisvesine büründürdüğü arzu ve hevaların ihtiyaç olmadığını göremeyiz. Daha çok kazanmak için tüketimi kamçılayan kartellerin kâinatı yağmalayan köleleri haline getirilip nasıl küçük düşürüldüğümüzü fark edemeyiz. Sonuçta şükürsüzlüğün, yetinmezliğin, açgözlülüğün, emanete hoşça bakmamanın, kısaca iktisatsızlığın getirip kapımıza bıraktığı kriz ve afetlerle yüz yüze geliriz de iş işten geçer.</p>
<p>“Hangi devirde yaşıyoruz?” tepkisi bazen “Herkes böyle yapıyor. Çoğunluk gibi davranmazsak perişan olur, zillete düşeriz” gerekçesini de yansıtır. Böyle düşünenlere Hz. Peygamber s.a.v. “immea’” diyor. Yani zayıf karakterli, ölçüleri olmayan, rüzgâr nereye eserse oraya yönelen. Ve tam da bunun için şöyle uyarıyor bizi: “Sakın sizden bir kimse ölçülerinde sabit olmayıp ‘Ben insanlarla beraberim. Eğer insanlar iyilik yaparsa ben de iyilik yaparım, kötülük yaparsa ben de kötülük yaparım’ demesin. Aksine, ölçülerinizde sebat edin; halk iyilik yaptı mı siz de yapın, kötülük yaparsa zulme yer vermeyin.”</p>
<p><strong>Asıl zenginlik</strong></p>
<p>Fakirlik korkusu şeytandandır. Tedbir takdiri değiştirmez. Yoksul düşmemiz zelil olacağımız anlamına da gelmez. Asıl zillet, ihtiyaç da olsa dünyalık nesnelere peşinden koşulacak kadar değer vermek, böyle şeyleri gereğinden fazla önemsemektir. Kâinatın en izzetli insanının, yamalı pabuç giyen, bazı zamanlar açlıktan karnına taş bağlayan bir peygamber olduğu unutulmamalıdır.</p>
<p>Bütün bunlar tedbirden vazgeçelim, çalışmayalım, rızkımızı aramayalım, yoksulluğu tercih edelim demek değildir. Müslüman gayret sahibidir; tembel olmaz, sebeplere sarılmanın ilâhi bir kanun olduğunu bilir. Fakat bu gayretini hırs ve tamah beslemez. Çalışması, kazanma arzusu, şahsi bir refah ve bolluk talebinin değil, topluma faydalı olma isteğinin eseridir. Dünyalık temini için gösterdiği çaba her zaman helal ölçüleri içindedir; asla kulluk vazifesinin önüne geçmez. Meşru dairede elinden geleni yaptıktan sonra da kısmetine düşene razıdır, şikâyet etmez.</p>
<p>İslâm zenginliğe, servet sahibi olmaya, daha çok kazanma gayretine karşı çıkmaz; lüks ve rahat düşkünlüğüne, israfa, bencilce tüketmeye karşı çıkar. Oburluk gibidir bu. Nasıl ki çok yemek birtakım hastalıklara sebep olursa, ölçüsüz tüketmek ve israf da açgözlülüğe, duyarsızlığa, tekebbüre, suistimallere, ahlâk zafiyetine yol açar. Bunlar, servet sahibi olan kişi kadar toplum için de sıkıntıdır. Kıskançlıklar baş gösterir, yoksullar zengine düşman olur, ümmetin kardeşliği yara alır.</p>
<p>Rasulullah s.a.v.’in, gelecek devirlerdeki müslümanların lüks ve rahat düşkünlüğü sayılacak tüketim tarzları sebebiyle üzülüp endişelendiğine dair haberler vardır. Onun için de bize “asıl zenginliği”, yani “gönül zenginliğini”, kanaati, tok gözlülüğü tavsiye etmiştir.  </p>
<p><strong>Azimete sarılmanın vaktidir</strong></p>
<p>İktisat, dünyalık talep ve tüketiminde de Allah’ın koyduğu ölçülere uygun hareket etmek. İsraftan, cimrilikten, haramdan, faizden, haksızlıktan kaçınmaktır. Ticaretle uğraşanlarımızın bir kısmının şöyle düşündüğünü biliyoruz: “İslâm’a uymayan bir ekonomik yapının içindeyiz. Piyasanın kendi kuralları var. Dinimizin istediği gibi ‘muktesit’ olursak piyasa kurallarına uymadığımız için zarar eder, geçim sıkıntısına düşeriz.” Meselenin zaruret haliyle bir ilgisi varsa “ruhsat” için gidip bir hocaefendiye sorulabilir. Ama ihtiyaç noktasında problemler yaşıyorsak dik durmak, azimete sarılmak lazım. Mevcut sisteme eklemlenmek nihai anlamda maddi mahrumiyetimizi gidermeyecek. Çünkü yaşanan krizler zaten bu anlayıştan kaynaklanıyor.</p>
<p>Öte yandan muktesit zümre, belki en çok kendileri ezildikleri halde, toplumun ilâhi bir kanun olarak krizlerle, rızık darlığıyla cezalandırılmasında  “azınlıkta kaldıkları için” sorumlu tutuluyor. Öyleyse iktisatsızlığa uymak yerine direnerek, sabrederek; üstünlüğün tüketimde değil, züht ve takvada olduğunu hatırlayarak muktesitlerin sayısını artırmak gerekiyor. Bu öyle laf ile olmaz. Örneklikler sergilenerek, hâl ile olur. Mal, mülk, servet, etiket sahiplerine değil, mümin ve müttakilere itibar etmekle olur. Bu dünyada netice alır mıyız almaz mıyız bilinmez ama ahirette mükafatlandırılacağımızı Cenab-ı Hak vaat ediyor.  </p>
<p>Nihayet maddi imkanların azaltılması imtihanımızın bir parçası. Bakara suresinin 155. ayetinde öyle buyurulmuyor mu? “Biz sizi biraz korku, biraz açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz eksiltme ile imtihan ederiz. (Ey Peygamber) sabredenleri müjdele!”</p>
<p>Müjdelenenlerden olmak için sabır, yani vahyi ikâmede ısrar ve kararlılık gerekiyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/muslumanin-dunya-ile-alisverisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Müşteri Memnuniyeti</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/musteri-memnuniyeti/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/musteri-memnuniyeti/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2009 13:46:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssadan Hisse]]></category>
		<category><![CDATA[Ayten Yadigar]]></category>
		<category><![CDATA[Müşteri Memnuniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[zafer dergisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=2740</guid>
		<description><![CDATA[‘Şikayetinizi bizimle,memnuniyetinizi dostlarınızla paylaşın.’ Lokantadan hesabı ödeyip çıkmak üzereyken duvardaki yazı dikkatini çekti. Özenle kaleme alınıp çerçevelenmiş bir sözdü bu. “Şikayetinizi bizimle, memnuniyetinizi dostlarınızla paylaşın.” Kasada parayı öderken etrafa şöyle bir göz gezdirdi. Salon gayet güzel dekore edilmişti. Masalar hazır ve muntazamdı.Temizlik, düzen, hizmet yerinde diye düşündü. Karnını bir güzel doyuran müşteriler bu hizmetin bedelini]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size: 16pt; font-family: Souvenir; color: black;"> <img class="alignleft size-thumbnail wp-image-2741" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/04/icon-lokanta-150x150.gif" alt="icon lokanta 150x150 Müşteri Memnuniyeti" width="150" height="150" title="Müşteri Memnuniyeti" /></span>‘Şikayetinizi bizimle,memnuniyetinizi dostlarınızla paylaşın.’<br />
</strong><span style="font-size: 11pt; font-family: Souvenir;">Lokantadan hesabı ödeyip çıkmak üzereyken duvardaki yazı dikkatini çekti. Özenle kaleme alınıp çerçevelenmiş bir sözdü bu. </span><em><span style="font-size: 11pt; font-family: Souvenir-Italic;">“Şikayetinizi bizimle,</span></em><span style="font-size: 11pt; font-family: Souvenir;"> </span><em><span style="font-size: 11pt; font-family: Souvenir-Italic;">memnuniyetinizi dostlarınızla</span></em><span style="font-size: 11pt; font-family: Souvenir;"> </span><em><span style="font-size: 11pt; font-family: Souvenir-Italic;">paylaşın.”</span></em>
</p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 11pt; font-family: Souvenir;"> Kasada parayı öderken etrafa şöyle bir göz gezdirdi. Salon gayet güzel dekore edilmişti. Masalar hazır ve muntazamdı.Temizlik, düzen, hizmet yerinde diye düşündü. Karnını bir güzel doyuran müşteriler bu hizmetin bedelini ödemek durumundaydılar haliyle. Ancak bu maddi bedelin yanısıra dikkate alınması gereken önemli bir husus daha vardı: “Müşteri memnuniyeti.”</span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size: 16pt; font-family: Souvenir; color: black;"><span id="more-2740"></span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 11pt; font-family: Souvenir;"> Bir hizmetten memnun olmak o hizmeti görene teşekkürü gerekli kılar.Bir tebessüm veya birkaç kelimeyle ifade edilen teşekkür hissi muhatabın tüm yorgunluğunu aldığı gibi, sonraki hizmetler için güçlü bir motivasyon sağlar. Bir de bu memnuniyetin başkalarına duyurulduğunu ve memnuniyet halkasının genişlediğini düşünelim.Meydana gelen olumlu atmosferin etki alanı da genişlemiş olacaktır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 11pt; font-family: Souvenir;"> Hizmetlerde eksik veya kusur olması da muhtemeldir.Ancak bunun dile dolanması bir fayda sağlamadığı gibi bizzat çözümsüzlüğün kendisi haline gelebilir. Bir sorunun çözüm makamında olmayanların eline veya diline düşmesi, onu büyütmekten başka bir işe yaramayacaktır.Önemli olan çözüm merciini bulup sorunu ona iletmektir. Yoksa havanda su dövülmüş olunur. Bir arpa boyu yol alınamaz. Moral ve motivasyon eksikliği de yüreğe yük olur kalır. Yüreğin yorgun düştüğü, bittiği noktada ise gayret hissi biter.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 11pt; font-family: Souvenir;"> Tüm bunlar lokanta sahibinin dikkate sunduğu söz üzerinden akın etmişti düşünce dünyasına.İşverenin bu hassasiyetine hak vermemek elde değildi. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 11pt; font-family: Souvenir;"> Lokantadan çıktı. Düşünce dünyasındaki hareketlilik henüz sona ermemişti. Sözün burada kalmaması gerekiyordu sanki. Her an farklı boyutlarıyla tecrübe edilen hayat süreci içinde bu sözden payımıza düşen bir husus olabilir miydi?</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 11pt; font-family: Souvenir;"> İnsan çevresiyle olan ilişkisinde hem etkileyen hem de etkilenen bir varlık. Kimi zaman memnuniyet hissiyle coşarken, şikayetlere takılıp kaldığı da oluyor.Kişinin ruh hali günlük yaşantısında muhatap olduğu onlarca insana yansıyıp bir iz bırakıyor. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 11pt; font-family: Souvenir;"> Peki hayat sadece biz faniler arasındaki ilişkilerden mi ibaret? </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 11pt; font-family: Souvenir;"> Hayatın Sahibi ile olan bağlantımız ne durumda? </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 11pt; font-family: Souvenir;"> Bize ikram ettiği sayısız nimet karşısında teşekkür hissiyle çarpıyor mu yüreğimiz? Yoksa hazır bulmanın getirdiği gafletle onları sıradanlığa mı mahkum ediyoruz? Alemlerin Rabbi şükretmenin nimetin artmasına sebep olacağını haber veriyor. Hayatın teknolojik imkanlarla kolaylaştığı ve hızlandığı bir zamanda yorgunluk ve bereketsizlikten yana ne kadar da dertliyiz. Hayatın tadını suni tatlandırıcılarla hazırlanmış içeceklere havale edeli beri tadımız tuzumuz kalmadı. Oysa iman nazarıyla insana, olaylara, kainata çevirebilsek gözümüzü, hayata farklı bir pencereden bakabilmenin lezzetini yakalayacağımız muhakkak. Çünkü o nazarla ancak bizi şükre sevk eden bir anlayış geliştirebiliriz. Bir de bu coşkunun halka halka başka insanlara ulaştırıldığını düşünelim. Böyle bir takviye hayata karşı ne güzel bir direnç olur. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 11pt; font-family: Souvenir;"> Diğer yandan hayatın gerçeklerine de göz yummamak gerek. İmtihan dünyasında sıkıntı, darlık, hastalık gibi farklı suallerle denendiğimiz de doğru. Nefsin zorlandığı ve şikayet kapısını aralamak için fırsat kolladığı zamanlarda da imdadımıza yetişen iman nazarı oluyor yine. Acziyetimizi daha bir şiddetli hissettiğimiz bu demler, Rahman&#8217;a daha bir sığınma vesilesi haline gelebiliyor. Oysa modern zamanlarda sıkıntıların çözümü noktasında gösterilen ilk adres psikologlar, danışmanlar, koçlar oluyor. Terapiler, ilaç tedavileri her yaştan ve meslekten insanın gündemini oluşturuyor. Oysa bizler “hüzün yoldaşımdır” diyen bir peygamberin ümmetiyiz. Mutluluk da hüzün de bu hayatın bir parçası. Bizi büyüten, insan eden her yanıyla hayat büyük bir nimet.Kur&#8217;an kıssalarında nice yaşanmış örnek gözümüzün önüne seriliyor payımıza düşeni alalım diye. Bir Hz. Yakup gelmiş geçmiş şu yaşlı dünyamızdan. En sevdiği, kıyamadığı Yusuf&#8217;undan ayrılıkla sınanmış. O ki etrafta vaveyla koparıp ahlanmamış. Dediği şu: “Ben derdimi ve hüznümü sadece Allah&#8217;a arz ediyorum.”(Yusuf Suresi, 86) Her şeyi bilen, her şeye gücü yeten, kuluna herkesten daha sevgili, şefkatli ve merhametli olan Alemlerin Rabbinden başka adres niye arasın ki? </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 11pt; font-family: Souvenir;"> Hayata dair memnuniyetimizi dostlarımızla, hüznümüzü ve derdimizi Hayatın Sahibi&#8217;yle paylaşmak gerek. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial;"> </span></p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial;">Ayten Yadigar</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial;">Zafer Dergisi</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Souvenir;"> </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/musteri-memnuniyeti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bence Tam Ağlama Mevsimi</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/bence-tam-aglama-mevsimi/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/bence-tam-aglama-mevsimi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Feb 2009 12:28:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssadan Hisse]]></category>
		<category><![CDATA[Ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[endişe]]></category>
		<category><![CDATA[iştiyak]]></category>
		<category><![CDATA[lâl]]></category>
		<category><![CDATA[Muhabbet]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=2582</guid>
		<description><![CDATA[Gönüldeki hüzün-keder, neş&#8217;e-sevinç, merhamet-şefkat… gibi duyguların coşup bulutlaşması ve gözler yoluyla dışa vurmasıdır gözyaşları. Tasa-elem, aşk-iştiyak, emel-ümit, firak-visal; belki bütün bunlardan daha çok da &#8220;mehâfetullah&#8221; ve &#8220;mehâbetullah&#8221; ağlatır, hisleri hüşyar ve kalb ufkunda O&#8217;na yâr olanları. Diğer ağlamalar, insanın cismanî ve ruhanî tabiatının halitasından fışkırır gelir; cibillîdir, yaygındır, için sesi değildir, dolayısıyla da sıradan sayılırlar.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter size-full wp-image-2583" title="aglamak" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/02/aglamak.jpg" alt="aglamak Bence Tam Ağlama Mevsimi " width="500" height="200" /></p>
<p><span class="KONURENK">Gönüldeki hüzün-keder, neş&#8217;e-sevinç, merhamet-şefkat… gibi duyguların coşup bulutlaşması ve gözler yoluyla dışa vurmasıdır gözyaşları. Tasa-elem, aşk-iştiyak, emel-ümit, firak-visal; belki bütün bunlardan daha çok da &#8220;mehâfetullah&#8221; ve &#8220;mehâbetullah&#8221; ağlatır, hisleri hüşyar ve kalb ufkunda O&#8217;na yâr olanları. Diğer ağlamalar, insanın cismanî ve ruhanî tabiatının halitasından fışkırır gelir; cibillîdir, yaygındır, için sesi değildir, dolayısıyla da sıradan sayılırlar.</p>
<p>Temeli iman ve mârifete dayanan, muhabbet ve aşk u şevkin tetiklediği ağlamalara gelince, bunlar, tamamen Hakk&#8217;ı bilmeye, her şeyde O&#8217;nu duymaya, miadı meçhul vuslat hülyalarıyla oturup kalkmaya ve O&#8217;na karşı mehâfet ve mehâbetle tir tir titreyip sürekli O&#8217;nun huzurunda saygıyla köpürüp durmaya bağlıdır. Sınırlıdır; çok az bahtiyara nasip olmuştur.. ve devamı da, nazarların her şeyde O&#8217;nu okumasına, O&#8217;nu duymasına, O&#8217;nu talep etmesine, O&#8217;nu bilmesine ve O&#8217;nu söylemesine vâbestedir. Bilen alâka duyar, ruhta alâka derinleştikçe sevgiye dönüşür ve zamanla bu sevgi, önü alınmaz bir aşk u iştiyaka inkılâp eder. Artık böyle biri bîkarardır, gezer çölden çöle ve &#8220;Leylâ&#8221; der ağlar.<span id="more-2582"></span></p>
<p>Kendi uzaklığını aşmak için sürekli gerilim içindedir.. her zaman O&#8217;nu söyleyen izlere, emarelere yüz sürer durur.. bazen kâinat kitabıyla hasbıhâl eder; bazen eşya ve hâdiseleri O&#8217;nun mesajları gibi okur, koklar, gözlerine sürer.. bazen O&#8217;nun beyanı karşısında rikkate gelir, gözyaşlarıyla soluklanır.. bazen de O&#8217;ndan söz eden dellâllara takılır kalır ve hep derin bir aşk u alâka ile nefes alır-verir. Bu, sanatta Sanatkâr&#8217;ı duyup sezme, karşılaştığı güzelliklerde Güzeller Güzeli&#8217;ne uyanma, O&#8217;nu çağrıştıran her şeye kulak verip saygıyla O&#8217;nu dinleme ve O&#8217;ndan ötürü her nesneye derin bir alâka ve sevgi duyarak hayatını bir aşk u muhabbet dantelâsı gibi örgülemeye çalışanların hâlidir.</p>
<p>Bu derinlikte olmasa da, dost ve yakınların firkat ve vuslatları anında da gönüller heyecanla köpürür ve gözler yaşlarla dolar; bu da bir ağlamadır ama, ötede her ağlamanın kıymeti, âh u efgân edenin duygu ve düşünce ufkuna göre değerlendirilir: Haşyet ve murâkabe duygusuyla içlerini döküp ağlayanlar, ya da &#8220;Dertliyim dersen belâ-yı dertten âh eyleme / Âh edip ağyârı âhından âgâh eyleme!&#8221; mülâhazalarıyla içinden yükselen köpük köpük heyecanları sinelerine gömüp yutkunanlar, Sevgili kapısının gözü sürmeli sadık bendeleridirler ve sırlarını bir namus bilir, onu kendi gözlerinden bile kıskanırlar. Bunların ağlamaları da susmaları da derin ve mânâlıdır.</p>
<p>Aksine, kalbden kopup gelmeyen tekellüflü ağlama görüntüleri ise göze cefa, gözyaşlarına saygısızlık ve insanları da birer aldatma vesilesidirler; dolayısıyla da böyle zorlamalı bir ağlama cehdi, sadece şeytanı sevindirir ki bu da cehennemleri söndürebilecek bir iksiri riyayla kirletip işe yaramaz hâle getirmek demektir.</p>
<p>Musibet ve belâlar karşısında, rızasızlığa ve itiraza benzeyen ağlamalar haram; yarınlar endişesiyle kıvranıp âh u vah etmek bir ruhî maraz, fevt ettiği şeyler karşısında sızlanıp durmak da boş bir telaş olduğu gibi gözyaşları adına da bir israftır.</p>
<p>Hazreti Yakub&#8217;un Yusuf ve Bünyamin&#8217;e ağlaması, babalık hissi ve şefkattendi; kim bilir belki de bu Yüce Nebi&#8217;nin ağlamaları, onları gelecek adına medar-ı ümit görmesi veya Allah nezdindeki konumları açısındandı. Eğer böyleyse -ki biz öyle olduğunu düşünüyoruz- bu kabîl ağlamaların da mahzuru olmasa gerek. Buna karşılık Yusuf&#8217;un kardeşlerinin, babalarının yanında ağlama numarası yapmaları ise, fiilî bir yalan ve bir aldatmaydı ki, günü geldiğinde Yusuf onlara: &#8220;Bugün sizi kınayacak değilim; ben hakkımı helâl ettim; Allah da sizi affetsin.&#8221;1 diyecekti. Onlar da &#8220;Tallahi lekad âserakâllahu aleynâ – Yemin olsun ki Allah seni bize üstün kılmıştır.&#8221;2 ile ona mukabelede bulunacaklardı.</p>
<p>Allah için ağlama, O&#8217;na karşı olan aşkın iniltileridir. İçinde hararet olanın gözünde de yaş olur; aksine gözleri çöller gibi kupkuru kimselerin içlerinde de hayat yoktur.</p>
<p>Hüzün ve gözyaşı, enbiyanın en önemli vasfıdır; Âdem Nebi ömür boyu sızlandı durdu. Nuh Peygamber&#8217;in ağlamaları ise âdeta bir feryad u figân tufanıydı. İnsanlığın İftihar Tablosu, hep duygularının şiirini gözyaşlarıyla solukladı. Bu itibarla da O&#8217;na bir hüzün ve ağlama Peygamberi demek yanlış olmasa gerek. O bir gün, &#8220;Eğer onlara azap edersen, şüphesiz onlar Senin kullarındır; şayet mağfiret buyurursan hiç kuşkusuz Azîz Sensin, Hakîm Sensin.&#8221;3 meâlindeki âyetle &#8220;Rabbim! O putlar insanlardan çoğunu baştan çıkardı; bundan böyle kim benim izimce yürürse o bendendir. Kim de isyan ederse Sen Gafûr&#8217;sun, Rahîm&#8217;sin.&#8221;4 mânâsına gelen âyetleri tekrar edip sabaha kadar ağladı. Cibril, Allah&#8217;ın emriyle bu ağlamanın sebebini Allah&#8217;a ulaştırınca da Cenâb-ı Hak: &#8220;Ümmetin hakkında seni mahzun etmeyeceğim.&#8221; bişaretiyle O&#8217;nun gönlüne su serpip bu feryad u figânı durdurdu.5</p>
<p>O hep hüzün ve tefekkürle oturur kalkar ve çok defa düşünür sonra da ağlardı. Yer yer bişaret alıp sevindiği olsa da, her zaman bir bülbül gibi içini döker ve sızlardı. Bülbül güle konduğu zaman bile çığlık çığlık feryat eder. O, âdeta âh u zâr için yaratılmış gibidir. Kargaların öyle bir derdi yoktur; saksağanlarsa sadece yem başında seslerini yükseltirler.</p>
<p>Hüzün ve ağlama, hak dostlarının her zamanki hâli ve gece-gündüz inleyip durma da Hakk&#8217;a ulaşmanın en kestirme yoludur. Âşığı gözyaşlarından ötürü ta&#8217;n edenler kendi hamlıklarını mırıldanmış sayılırlar. Hasretle yanan sinelerden bir şey anlamayanlar da ötede hasret ve hicran içinde sabahlar-akşamlarlar.</p>
<p>Kur&#8217;ân sık sık ciğeri kebap, gözleri giryan insanlara dikkat çeker ve her zaman onların örnek alınmasını salıklar:</p>
<p>O, ruhun selâmeti adına, ahiret yurdu hesabına, Hak mehâfeti ve mehâbeti ya da günahların kahrediciliği karşısında ağlayan gözleri takdirlerle yâd etme sadedinde: &#8220;O rabbânîler, kitaplarında geleceği vaadedilen Peygamber&#8217;i (Kur&#8217;ân&#8217;ın soluklarıyla) dinlediklerinde, ağlayarak çeneleri üzere yere kapanır ve içlerinde her an artıp duran bir huşû yaşarlar.&#8221;6 der ve Allah yolunda dökülen gözyaşlarını O&#8217;na arz edilmiş bir münâcât armağanı gibi değerlendirir.</p>
<p>Allah, Meryem sûresinde değişik nebileri özel hususiyet ve fâikiyetleriyle bir bir tebcil, takdir ve tahsin ettikten sonra: &#8220;Bunların hemen hepsi, kendilerine Rahmân&#8217;ın âyetleri okununca hıçkırıklarla secdeye kapanırlar.&#8221;7 diyerek konuyu âh u efgân etme fasl-ı müşterekiyle noktalar.</p>
<p>Önceki din ve başka kitaplarla ilk tenbihini almış olan, müteâkiben Son Peygamber&#8217;den son mesajı dinlerken hâlden hâle giren eski mü&#8217;min, yeni mûkinleri tebcil sadedinde de Kitab-ı Mübîn: &#8220;Onlar, Peygamber&#8217;e inen Kur&#8217;ân&#8217;ı dinlediklerinde ondan anlayıp zevk ettikleri haktan ötürü sen onların gözlerinin yaşlarla dolup taştığını görürsün.&#8221;8 şeklinde ferman ederek, gözyaşlarının nezd-i ulûhiyetteki önemini ihtar eder.</p>
<p>Keza Kur&#8217;ân, Allah yolunda mücahede için gerekli imkâna sahip olamadıklarından ve bu konuda kendilerine bir el uzatılamadığından dolayı &#8220;Habibim! Sen onlara: Size binek olarak verecek bir şey bulamıyorum, dediğinde, (düşmanla savaşa iştirak edemediklerinden ötürü evlerine) gözleri yaşlarla dolu olarak döndüler.&#8221;9 fermanıyla daha başka gözyaşı kahramanlarını nazara verir ve semanın takdirleriyle o kırık kalbleri teselli eder.</p>
<p>Ağlamanın rabbânîlere mahsus bir hâl olduğunu hatırlatmanın yanında, hayatı oyun ve eğlence sanıp ömürlerini gülüp oynamakla geçirenler hakkındaki ikaz ve tenbih de yine Kur&#8217;ân&#8217;a ait. Kur&#8217;ân: &#8220;Gayrı bunlar kazandıkları onca negatif şeyden ötürü az gülsün ve çok ağlasınlar.&#8221;10 irşadıyla ağlamanın önemine farklı bir göndermede daha bulunur.</p>
<p>Kur&#8217;ân onlarca âyetle ve farklı üslûplarla hep aynı gerçeği hatırlatır ve bize, konumumuza göre bir duruş belirlememizi salıklar.</p>
<p>Kur&#8217;ân&#8217;ın bu ısrarlı tenbihleri karşısında onun aydınlık ruh mübarek Mübelliği de hayat-ı seniyyelerini hep bu çizgide sürdürür:</p>
<p>O, arkadaşlarına yer yer: &#8220;Müjdeler olsun nefsine hâkim olana! Müjdeler olsun (misafir kabul etme adına) evini geniş ve müsait tutana! Müjdeler olsun hataları karşısında gözyaşı dökenlere!&#8221;11 diyerek âdeta üç basamaklı bir miraç yolunu gösterir ve onları kendi ufkuna çağırırdı; çağırır ve &#8220;Eğer bildiğimi bilseydiniz, az güler, çok ağlardınız.&#8221;12 gibi ifadeleriyle de arkadaşlarının nazarlarını fizik ötesi dünyalardaki ürpertici şeylere çevirirdi.</p>
<p>Onlara, hep âh u vâh edip ağlamayı salıklar ve riya ile kirlenmemiş, haşyetle dökülen gözyaşlarının ilâhî azaba karşı bir sütre olabileceğine dikkatlerini/dikkatlerimizi çeker: &#8220;İki göz vardır ki ötede onlara ateş dokunmaz: Biri, Allah karşısında haşyetle yaş döken göz, diğeri de hudut boylarında ve düşman karşısında ayn-ı sâhire.&#8221;13 diyerek irşadda bulunurdu.</p>
<p>Bu mazmunu farklı bir üslûpla vurguladığı bir başka münasebetle &#8220;Memeden çıkan sütün dönüp memeye girmesi nasıl mümkün değildir; (âdet-i ilâhî açısından) öyle de, haşyetullahla ağlayıp inleyenin de Cehennem&#8217;e girmesi asla söz konusu olamaz.&#8221;14 der ve gözyaşlarının nezd-i ilâhîdeki kıymetine vurguda bulunur.</p>
<p>Hele bir de bu ağlayıp sızlama, halka kapalı Hakk&#8217;a açık yerlerde gerçekleştiriliyorsa.. doğrusu böyle bir şeyi değerlendirecek bir kıstas bilmediğimi itiraf etmeliyim&#8230;</p>
<p>O her yerde ve her zaman bu kabîl şeyleri hatırlatıyordu ve hatırlattığı şeylerin de gerisinde değil, her zaman önünde olurdu; evet O namaz kılarken, iç ağlamalarından ötürü, sinesinde âdeta değirmen taşlarının çıkardığı ses gibi bir ses duyulurdu.15</p>
<p>İbn Mesud&#8217;a, kendisine bir miktar Kur&#8217;ân okumasını emretmişti, o da Nisâ sûresinden bir kısım âyetler okuyup da nihayet &#8220;Her ümmetten bir şahit (peygamber), seni de bunların üzerine şahit getirdiğimiz zaman bakalım nasıl olacak!&#8221;16 meâlindeki fermana geldiğinde eliyle işaret edip kesmesini söyledi. İbn Mesud diyor ki, &#8220;Dönüp baktığımda gözleri şakır şakır yaş döküyordu.&#8221;17</p>
<p>O yaş döküyordu da, o seçkinlerden seçkin arkadaşları sessiz mi duruyordu? Hayır! Onlar da ağlıyor ve bazen de ağlamaları âdeta bir âh u vâh korosuna dönüveriyordu. &#8220;Siz, bu sözü mü (Kur&#8217;ân) tuhaf buluyorsunuz; (bulup da) ağlayacağınıza gülüyorsunuz?&#8221;18 meâlindeki âyetleri onlara hatırlatınca, hepsi birden hıçkıra hıçkıra ağlamaya durdu. Bu manzara karşısında O da bu âh u efgâna iştirak edip gözyaşları dökmeye başladı. Bu defa da O&#8217;nun ağlamalarıyla rikkate gelen ashab bütünüyle kendilerini ağlamaya salıverdiler.19 Zaten onlar her zaman ağlayıp inlemişlerdi; evet bazen iman ve mârifet neşvesiyle, bazen aşk u iştiyak şivesiyle, bazen işlerine hata bulaşmış olabileceği endişesiyle, bazen öteler ve akıbet korkusuyla, bazen de ufuklarının kararmasıyla hep ağlar ve sürekli niyaz buğulu feryatlarla rahmet arşına yönelirlerdi.</p>
<p>Aslında, Allah&#8217;a en hızlı ulaşan dua ve niyazların kaderi de büyük ölçüde iç sızlamalarına ve gözyaşlarına bağlanmıştır; bağlanmıştır zira gönül heyecanlarını gözyaşlarından daha seri, daha duru aksettirecek bir başka şey göstermek mümkün değildir.</p>
<p>Gönülden hıçkırıkların bayrak çektiği yerlerde, günah orduları tarumar olur gider. Hüşyar gönüller, gelip vicdanlarına çarpan bu tür kabul esintileriyle âdeta berd ü selâm yaşar ve serinlerler.</p>
<p>Hayatlarını Allah için hep âh u vâhla geçirenler, gök ehlince sadakat ve aşk bülbülleri sayılırlar. Onlar şakıdıklarında bütün ruhanîler seslerini keser ve onları dinlemeye koyulurlar. Ağlama eğer bu şekilde, gözler yoluyla gönlün köpüren çağlayanları ise, insan onu ebediyete bağlayıp fevkalâde bir gizlilik içinde Ebedler Sultanı&#8217;na sunmalı; riya ve süm&#8217;a ile kirletilerek Cehennem söndüren o çağlayan, bir kezzaba döndürülmemelidir.</p>
<p>Işığını kaybetmiş ve her yanıyla toz-duman bir dünyada yaşıyoruz; hepimiz birer ağlama bülbülü edasıyla başlarımızı mum gibi önümüze eğip bin bir isyan ve günahlarımızı düşünerek öyle bir çığlık koparmalıyız ki, bütün gök ehli ellerinde nurdan çerağlar bu ağlama şölenine koşup gelsin. Ateşin bacayı sardığı şu günlerin, tam gözyaşlarıyla boşalma zamanı olduğunu düşünüyorum. Gözyaşları her türlü şeytanî oyunun büyüsünü bozacak sihirli bir iksirse –ki öyledir– gezip durduğumuz, oturup kalktığımız her yerde kaba sevinçlerle tepinme yerine gözyaşlarıyla serinlemeye çalışmalı ve hep ağlamalarla âh u efgânları dindirme yolunda koşmalıyız.</p>
<p>Hak dostlarına göre gözyaşları, İsa Nebi&#8217;nin nefesi gibi, cansız cesetlere can olma sırrını taşımakta ve âb-ı hayat gibi, ulaştığı her yerde hayatla çağlamaktadır. Halka kapalı Hakk&#8217;a açık gece koylarını ağlamalarıyla derinleştirenler ve çığlıklarıyla ruhlarına feryat mûsıkîsi dinletenler bugün olmasa da yarın mutlaka dirilirler ve gezdikleri her yerde hayat soluklar dururlar.</p>
<p>Seccadeler kuruyalı yıllar oldu; seneler var, kulaklarımız gönül çığlıklarına hasret.. çöller gibi kupkuru atmosferimiz.. hicranla yanan sinelerin nasıl yandığını hissetmiyor gibiyiz.. çehrelerimiz âdeta birer buz parçası, bakışlarımız da bütün bütün anlamsız.. sinelerimizde kıvrandıran acıdan iz yok.. simalarımızsa asla inandırıcı değil. Bu gafletle geleceğe yürümemiz, yürüyüp varlığımızı sürdürmemiz çok zor olsa gerek&#8230;</p>
<p>Gözlerimizin yaşı dindiği günden beri, göklerin bereket pınarları da bir mânâda kurudu. Artık yağmıyor ilham yağmurları; bitmiyor güller, lâleler; gökten gelen ışıklar aksak ve vakit vakit esen yeller de perişan.. sema sakinleri âh u efgâna susamış.. bulutlaşacak rahmet durmuş gözyaşlarından imdat bekliyor.. Zihnî deyişiyle: &#8220;Gül ile sümbülü sanki hâr almış / Süleyman tahtını siyah mâr almış / Zevk u şevk ehlini âh u zâr almış / Gama tebdil olmuş ülfetin çağı&#8230;&#8221; Kim bilir belki ruhanîler de &#8220;iş başı&#8221; demek için bizden gözyaşı bekliyorlar. İhtimal biz dört bir yanımızı kuşatan dertlerden âh u vâh edip ağlayınca, melekût ufku da tül tül rahmet yüklü bulutlarla dolacak ve gözyaşlarımızın önünde sürüklenen günahlarımızı, isyanlarımızı, saygısızlıklarımızı, densizliklerimizi gördükçe onlar da sevinç neşîdeleriyle coşacak ve şefkatle üzerimize boşalacaklar..!</p>
<p>İhtimal bazen bizler, mevlid meclislerinde -şerefi mevlide ait- gül sularını yüzlerimize-gözlerimize sürdüğümüz gibi, gök ehli de, hicranla yanan sinelerin soluklanmaları sayılan gözyaşlarını yüzlerine-gözlerine sürüyor ve bunu kendilerine sunulmuş en değerli bir armağan sayıyorlardır&#8230;</p>
<p>Günahlarımız, hatalarımız dağlar cesametinde; nedametlerimiz, nedamet gözyaşlarımız riya ve süm&#8217;a edalı; gönüllerimizde ızdıraptan eser yok; ağlayıp sızlamalarımız büyük ölçüde dünyevî ve ma&#8217;siyet televvünlü. Bu vaziyette bizim başka şeye değil, birkaç asırlık kirlerimizi arındıracak pişmanlık gözyaşlarına ihtiyacımız var. İhtimal ancak onlarla tevbe kapısına ulaşabilir ve onlarla ziyan olmuş ömrümüzü yeniden inşa edebiliriz.</p>
<p>Âdem Nebi, gözünde büyütüp Everest tepesi hâline getirdiği sürçmelerini gözyaşlarıyla eritip yerle bir etti; çıtır çıtır yanıp da etrafa kokular saçan öd ağacı gibi, o da içten içe yanıp çevresine saldığı nedamet iniltileriyle ruhanîlerin, meleklerin metâfı olma ufkuna yükseldi. Gün gelip çile bitince de, doğan her gün artık onun affına ferman renkleriyle tülleniyordu.</p>
<p>Bunca günah, bunca ma&#8217;siyet ve o ölçüdeki hicrandan sonra zannediyorum bize de hep yalnızlık koylarını kollamak ve gecelerin siyah örtüsünü başımıza çekerek, Hak tecellîlerine açık, o kimsenin göremeyeceği yerlerde başımızı yere koyup hıçkıra hıçkıra ağlamak düşüyor. Vefasızlığımıza, bir türlü samimî olamayışımıza, yürüdüğümüz yolda sürekli zikzaklar çizişimize, durduğumuz yerin hakkını veremeyişimize, mazhariyetlerimize göre sağlam bir duruşa geçemeyişimize ve bizim gibi davrananların münasebetsizliklerine öyle bir ağlamalıyız ki, vazifesi ağlamak olan gök ehli dahi bundan böyle hep bizim çığlıklarımıza gözyaşı döksünler&#8230;</p>
<p>Evet biz, bize bahşedilen yerimizi koruyamadık, durduğumuz yerde kararlı, şuurlu ve ihlâs derinlikli duramadık. El elden çözüldü, yâr elden gitti, gülleri hazan vurdu, bülbüller âha düştü. Çeşmeler kesildi çaylar kurudu; âdeta her yanda dikenler salınıyor ve her tarafta saksağan sesi. Gönüllerimizin diliyle bir şeyler söylemeli, hasret ve heyecanlarımız üzerine gözyaşı iksirleri saçarak bu kurumuşluğa bir son vermeliyiz.</p>
<p>Yaratan bize vücud, hayat, his, şuur, idrak&#8230; gibi nimetler lütfederek, bizi donanımımıza göre yaşama ufkuna yönlendirdi. Bizse her şeyi hevâ ve hevesimize kurban ederek, konduğumuz yerin çok gerisine, gerilerin de gerisine çekilerek insanca yaşamayı kirlettik ve kirlendik. Hiç olmazsa bundan sonra olsun, ömrümüzü kalbimizin çizgisinde yaşama azmi göstermeli değil miyiz..!</p>
<p>Gelin, bugüne kadar gülüp eğlenmelerimize karşılık biraz da feryad u figân türküleri söyleyelim.! Nefsânî yaşamaya veda edip biraz olsun dertlenerek hayatın başka renklerini de duymaya çalışalım.! Dert söyleyip dert dinleyelim ve dertlileri dinleyene yakın durma yollarını araştıralım..!</p>
<p>Ömrümüzün işe yarar günleri büyük ölçüde boşuna gitti. Artık ufukta bu hayat gündüzünün gecesinden emareler var. Bundan böyle bize kalkıp o uzun gece için, sönmeyen bir çerağ tutuşturmak düşüyor. Bundan sonra olsun, kendimize gelmeli, dağınıklıklardan sıyrılmalı, özümüze dönmeli ve ciğerlerimizin hasretini gözyaşlarıyla soluklamalıyız.. ve bilmeliyiz ki, Hak katında toprağın bağrına, gözyaşlarından daha aziz hiçbir şey damlamamıştır. Bugün toprağa dökülen o damlalar, çok yakın bir gelecekte her tarafı İrem bağlarına çevirecektir. Gel, çöllerden daha kuru şu beyâbanda herkese gözyaşlarının sâkisi olalım ve güftesi heyecan, bestesi ağlama en taze meyvelerden çevremize yepyeni ziyafetler tertip edelim&#8230;</p>
<p><em>*Bu yazı, Yağmur dergisinin Ekim-Kasım-Aralık 2002 tarihli 17. sayısından alınmıştır.</em></p>
<p><strong>Dipnotlar</strong><br />
1. Yusuf sûresi, 12/92.<br />
2. Yusuf sûresi, 12/91.<br />
3. Mâide sûresi, 5/118.<br />
4. İbrahim sûresi, 14/36.<br />
5. Müslim, İman 346.<br />
6. İsrâ sûresi, 17/107-109.<br />
7. Meryem sûresi, 19/58.<br />
8. Mâide sûresi, 5/83.<br />
9. Tevbe sûresi, 9/92.<br />
10. Tevbe sûresi, 9/82.<br />
11. Münzirî, et-Tergib ve&#8217;t-Terhib 4/116.<br />
12. Buhârî, Küsûf 2; Müslim, Fezâil 134.<br />
13. Tirmizî, Fezâilü&#8217;l-Cihad 12.<br />
14. Tirmizî, Fezâilü&#8217;l-Cihad 8; Nesâî, Cihad 8.<br />
15. Ebu Davud, Salât 157; Nesâî, Sehiv 18.<br />
16. Nisâ sûresi, 4/41.<br />
17. Buhârî, Fezâilü&#8217;l-Kur&#8217;ân 33; Müslim, Salâtü&#8217;l-Müsâfirîn 247.<br />
18. Necm sûresi, 53/59-60.<br />
19. Beyhakî, Şuabü&#8217;l-İman 1/489.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/bence-tam-aglama-mevsimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şeytanın hilesi varsa, Mü&#8217;minin de Tövbesi var</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/seytanin-hilesi-varsa-muminin-de-tovbesi-var/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/seytanin-hilesi-varsa-muminin-de-tovbesi-var/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Jan 2009 11:29:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssadan Hisse]]></category>
		<category><![CDATA[Mümin]]></category>
		<category><![CDATA[Selim Gündüzalp]]></category>
		<category><![CDATA[Şeytan]]></category>
		<category><![CDATA[Tövbe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=2283</guid>
		<description><![CDATA[Hayat bir yol. İnsan bir yolcu. Kimi yeri dardır, kimi yeri geniş hayat yolunun&#8230; Yokuş da ağır, düzde temkin gerek. Her işin başı sağlık&#8230; İman ve sağlık olmadan, ne varlık olur, ne dirlik, ne de birlik&#8230; Yürüme bilmeyen yolu bozar, söyleme bilmeyen sözü. İçimizde bir dost, bir düşman vardır. Nefstir adı. Ateş gibidir. Sobanın içine]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-2284" title="tovbe" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/tovbe-300x252.jpg" alt="tovbe 300x252 Şeytanın hilesi varsa, Müminin de Tövbesi var" width="300" height="252" />Hayat bir yol. İnsan bir yolcu. Kimi yeri dardır, kimi yeri geniş hayat yolunun&#8230; Yokuş da ağır, düzde temkin gerek. Her işin başı sağlık&#8230; İman ve sağlık olmadan, ne varlık olur, ne dirlik, ne de birlik&#8230;</p>
<p>Yürüme bilmeyen yolu bozar, söyleme bilmeyen sözü. İçimizde bir dost, bir düşman vardır. Nefstir adı. Ateş gibidir. Sobanın içine koyarsan ısıtır. Lâmbaya koyarsan ışıtır. Dilini bilen çözer, üstüne biner nefsinin. Binmesine izin vermez nefsinin kendisine. Nefse ibadet dedin mi, ayak sürer, akıl hocası şeytandır; ondan ders alır.<span id="more-2283"></span></p>
<p>Ağır yük, serkeş eşeği nasıl yola getirirse, güzel işler, Allah için çalışmalar da ne kadar artarsa, nefs elinden o kadar rahat eder insan. Boş kalınca felâket başlar; araba sağa sola yalpalar. İyisi mi işi baştan sıkı tutup, yolunu yolcusunu iyi bilmeli, bellemeli insan. Tâ ki, büyük bir kayıpla karşılaşmasın hayat yolunda. Büyüklerin sözleri de büyük, dinlemeli, öğrenmeli&#8230;</p>
<p>Yarını bekleyen bu günü yaşayamaz. Nefsin ve şeytanın işi, acelede ve yarınlarda oyalamada gizli. Gözünü açmalı ki insan, sermayesini sinsi düşmanına kaptırmasın. Kabiliyetin okulu yoktur. Ama insan, tecrübe ile, akıl sahiplerinden istifade ile, bunu elde edebilir.</p>
<p>Ümitsizlik, en büyük hastalığı bu asrın. İçten kemirir kurt gibi insanı. Günahlarla beslenir, vehimle güçlenir. Allah&#8217;ı bilen, şeytana karşı durur. Aklı başında olan, bir elini tövbe ve istiğfara, bir elini duâ ve tevekküle verir. Huzuru bulur.</p>
<p>***</p>
<p>Direksiyon başındaki şoförün küçük bir hatâsı, bazan büyük bir felâkete sebep olabilir.</p>
<p>Mânevî dikkatsizlikler de, ruhî hayatımızın ölümüne ve hattâ ebedî hayatın kaybına bile yol açabilir.</p>
<p>Ömür dediğimiz ne ki, 60-70 senelik bir dünya hayatı. Bunu olağanüstü bir gayretle korumaya çalışırız. Oysa ki, ebedî olan ahiret hayatımızı korumak için ise, çok daha büyük bir gayret sarf etmemiz gerekmez mi?</p>
<p>Ancak bütün bu dikkat ve gayretlere rağmen, yine de şaşma ve yanılma kabiliyetinde olan insanın günah ve hatâdan tamamen kurtulması mümkün değildir. Bu takdirde yapılacak iş, derhal düştüğü yerden kalkmak ve hatâdan dönmektir. Çünkü şeytanın mühim bir hilesi, insana kusurunu itiraf ettirmemek, ona kusurunu kusur olarak göstermemektir. Tâ ki, istiğfar ve Allah&#8217;a sığınma yolunu kapasın. &#8220;Kusurunu itiraf ederek istiğfar eden, istiâze eder. İstiâze eden (Allah&#8217;a sığınan) ise, şeytanın şerrinden kurtulur.&#8221;</p>
<p>Şeytan, insana günah ve kusurunu itiraf ettirmemek veya küçük göstermek sûretiyle daha büyük günah ve kusurları işlemeye sevk eder.</p>
<p>Ondan sonra da, &#8220;artık hayra kabiliyeti kalmadığını, iyice bozulduğunu, yola gelse de bunun bir fayda temin edemeyeceğini&#8221; telkin ederek onu ümitsizlik girdabına yuvarlar. Şeytanın bu hilesine karşı, Cenâb-ı Hak, Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;inde mü&#8217;min kullarına yardım edeceğini vaat etmekte ve Allah&#8217;ın rahmetinden ümit kesilmemesini ikaz buyurmaktadır. (Zümer Sûresi, 53)</p>
<p>İşte, Cenâb-ı Hak, şeytanın telkinlerine kapılarak günaha düşmüş mü&#8217;min kullarının elinden sonsuz rahmetiyle tutup kaldırıyor ve onlara af kapılarını açıyor. Kendi kusur ve günahını Cenâb-ı Hakk&#8217;ın dergâhında itiraf ederek af dileyen insanı, Allah&#8217;ın rahmeti boş çevirir mi? Nitekim boş çevirmeyeceğini birçok âyet-i kerimeyle vaat etmektedir.</p>
<p>Onun affı sadece günahkârlara, zindandakilere ve belli bir kitleye de mahsus değildir. Hem her zaman geçerli, hem de bütün insanlığı kuşatacak kadar geniştir.</p>
<p>En büyük felâket, günahlarının ağırlığı altında ezilerek ümitsizliğe düşmek ve hakka dönme imkânını ebedî olarak kaybetmektir.</p>
<p>Bunun içindir ki, Cenâb-ı Hak, mü&#8217;min kullarını rahmet ve fazlıyla ümitsizliğe düşmekten ve şeytana tâbî olmaktan kurtardığını açıkça ifade buyurmaktadır:</p>
<p>&#8220;Eğer Allah&#8217;ın nimet ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, pek azınız müstesnâ, muhakkak şeytana uyup gitmiştiniz.&#8221; (Nisâ Sûresi, 83)</p>
<p>Yine Cenâb-ı Hak, mü&#8217;minleri &#8220;işledikleri günah sebebiyle Allah&#8217;ı anmaktan vazgeçmeyip, günahlarında ısrar etmeyen kimseler&#8221; olarak tarif etmektedir.</p>
<p>&#8220;Ve bir günah işledikleri veya nefislerine zulmettikleri zaman, Allah&#8217;ı anarak günahlarının bağışlanmasını isteyenler. Günahları ise, Allah&#8217;tan başka affedecek kim vardır? Ve onlar, yaptıkları günahta bile bile ısrar etmezler. İşte onların mükâfatı, Rablerinden bir bağışlanma ve ağaçları altından ırmaklar akan cennetlerdir. Orada ebedî olarak kalacaklardır. Güzel ameller yapanların mükâfatı ne güzeldir.&#8221; (Âl-i İmran Sûresi, 135-136).</p>
<p>İnsan, günahından sıkılıp Allah&#8217;tan af dileme hassasiyetini kaybettiği noktadan itibaren büyük bir tehlike ile karşı karşıyadır. Yoksa, insan olarak hiçbirimiz günahsız değiliz. Bilerek veya bilmeyerek, küçüklü büyüklü pek çok günahın içine her zaman giriyoruz. Burada birinci derecede önem taşıyan şey, günahın farkına varabilmek, günahı günah olarak görebilmek ve bundan dolayı Allah&#8217;ın af ve rahmetine sığınmak ihtiyacını duyabilmektir.</p>
<p>Unutmamak gerekir ki, Allah&#8217;ın rahmetinden istifade edebilmek için O&#8217;nun rahmetine müracaat etmek gerekir. Meselâ Cenâb-ı Hak &#8220;şifâ verici&#8221; mânâsındaki Şâfi isminin de sahibidir; bu ismiyle hastalıklara şifâ verir. Fakat bir hastanın &#8220;Cenâb-ı Hak nasıl olsa Şâfi&#8217;dir, benim şifamı verir&#8221; diyerek hiçbir tedbire başvurmaması halinde, hastalığın tedavisi değil, daha da kötüleşmesi muhtemeldir. Ve böyle bir insanın, Allah&#8217;ın Şâfî isminden fazla ümitlenmeye hakkı yoktur.</p>
<p>Bunun gibi, Cenâb-ı Hak, Tevvâb, Afüvv, Gafur ve Rahîm gibi, affetmeyi, bağışlamayı, tövbeleri kabul etmeyi ve merhamet etmeyi ifade eden isimlerin de sahibidir. Fakat insanın bu isimlerden nasibini alabilmesi için, o isimlerin gerektirdiği şekilde hareket etmesi icap eder.</p>
<p>Cenâb-ı Hak nasıl olsa affeder diyerek günahların içine dalıp gitmek, insanın günahlar karşısındaki hassasiyetini kaybettirir. Ve insan, zamanla günahını günah olarak görmez hale gelir. İşte bu, günahın kalbi kaplaması hâlidir. (Burada kalp ile kastedilen şey, mânevî hayatımızın merkezidir; yoksa göğsümüzün ortasındaki et parçası değildir.) Günahını kabul etmeyen ve günahı karşısında Allah&#8217;ın af ve rahmetine sığınmak ihtiyacını hissetmeyen kimse ise, İlâhî rahmete liyâkatini kaybetmiş demektir.</p>
<p>İnsana günahlar karşısındaki hassasiyetini kaybettiren başlıca sebeplerden biri de, günah seline kendilerini kaptıran insanların artık o selden kurtulma ümitlerini kaybetmeleridir. İslâm âlimleri bu ümitsizliği, şeytanın en önemli hilelerinden biri olarak değerlendirir. Oysa ki bir insan, bir kısım büyük günahları da işlese, hemen iman dairesinden çıkıvermez. Onun nefsine mağlûp olması, imansızlığının değil, hislerine, nefsine ve şeytana bir anlık yenik düşmesinin bir neticesidir.</p>
<p>Bu yenilgiler üst üste tekrarlanır ve günah bir alışkanlık haline getirilirse, bu defa şeytan &#8220;Sen artık adam olmazsın; Allah senin tövbeni kabul etmez&#8221; şeklindeki telkinlerle insanı ümitsizliğe atmaya çalışır.</p>
<p>Halbuki Cenâb-ı Hak, Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de açıkça şöyle buyurmaktadır: &#8220;Ey kendilerinin aleyhinde, günahta haddi aşanlar, Allah&#8217;ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O Gafûr ve Rahîm&#8217;dir.&#8221; (Zümer Sûresi, 53)</p>
<p>Bir hadis-i kudsîde de Allah&#8217;ın &#8220;Rahmetim gazabımı geçmiştir&#8221; (Müslim, Tövbe: 3) buyurduğu belirtilir.</p>
<p>Hz. Peygamber Efendimiz (asm), kullarının tövbe ve istiğfarı karşısında Cenâb-ı Hakk&#8217;ın duyduğu (kendisine has) kudsî lezzet ve memnuniyeti şu hadîslerinde dile getirirler: &#8220;Öyle bir kimse ki, çorak, boş ve tehlikeli bir arazide bulunuyor. Beraberinde devesi vardır. Devesinin üzerinde de yiyecek ve içeceği yüklenmiş. Derken uyur. Uyandığında bir de bakar ki, devesi gitmiş. Devesini aramaya koyulur. Bir türlü bulamaz. Açlıktan ve susuzluktan perişan bir vaziyette iken kendi kendisine şöyle der: ‘Artık ben ilk bulunduğum yere gideyim de, ölünceye kadar orada uyuyayım.&#8217; Gider, ölmek üzere başını kolunun üzerine koyar.</p>
<p>&#8220;Bir ara uyanır. Bakar ki, devesi yanı başında duruyor. Bütün azığı, yiyeceği ve içeceği de devenin üzerindedir. İşte Allah, mü&#8217;min kulunun tövbe ve istiğfarı ile, böyle bir durumda olan kimsenin sevincinden çok daha fazla sürûr ve lezzet alır.&#8221; (Şüphesiz ki, bu lezzet, bizim tattığımız lezzet ve sevinçlerle en küçük bir alâkası olmayan, Cenâb-ı Hakk&#8217;a mahsus, ifade etmekten âciz olduğumuz kudsî bir lezzettir. Bunu idrâk etmemiz mümkün olmadığı içindir ki, bizim idrâk edebileceğimiz cinsten bir hâdiseye benzetilerek bir hakikat anlatılmak istenmiştir.)</p>
<p>Bir başka hadis-i şerifte de &#8220;istiğfar eden bir kimsenin günde yetmiş defa dahi günahını tekrar etse, yine günahında ısrar etmiş sayılmayacağı&#8221; belirtilir. (Müsned 5:130; Darimî, vitr: 36.)</p>
<p>Şu halde, işlenen günahlardan ve nefse mağlûbiyetten dolayı ümitsizliğe düşen kimse, Allah&#8217;ın kendisine verdiği bunca fırsatı kendi ayağıyla geri tepiyor demektir.</p>
<p>Hz. Ali de (ra) buna işareten şöyle der: &#8220;Beraberinde kurtuluş reçetesi olduğu halde helâk olan kimsenin durumuna hayret ediyorum. O reçete de istiğfardır.&#8221;</p>
<p>Yine Hz. Ali Efendimize nispet edilen bir başka söz de şöyledir: &#8220;Cenâb-ı Hak herhangi bir kuluna istiğfarı ilham etmişse, ona azap etmemeyi murat etmiştir.&#8221; (İhyâ-i Ulûm, 3:162)</p>
<p>Bu konuda bir âyet meali:</p>
<p>&#8220;Duânız olmazsa ne ehemmiyetiniz var.&#8221; (Furkan Sûresi, 77)</p>
<p>Evet günah ne kadar büyük olursa olsun, Allah&#8217;ın rahmetinin daha büyük olduğunu unutmayıp, ümitsizliğe düşmemeliyiz. Ve şu hadise kulak vermeliyiz:</p>
<p>Hz. Ebû Said&#8217;den (r.a.):</p>
<p>Allah Resûlü (asm) buyurdu:</p>
<p>Şeytan dedi ki:</p>
<p>&#8220;Yâ Rabbi! İzzetin hakkı için Senin kullarını son nefeslerini verinceye kadar aldatmaya devam edeceğim.&#8221;</p>
<p>Rab Teâlâ buyurdu ki:</p>
<p>&#8220;İzzetim ve Celâlim hakkı için kullarım Benden af dileyip günahlarının bağışlanmasını istedikçe, Ben de onları affedeceğim.&#8221; (Ebu Ya&#8217;lâ)<br />
Son söz:</p>
<p>Sevgili Peygamberimizin (asm) müjdeli hadislerinden bir gül demeti takdim edelim:</p>
<p>Hz. Aişe&#8217;den (ra):</p>
<p>Allah Resulü (asm) buyurdu:</p>
<p>&#8220;Allah (cc), sizlerden birisi için hayır yoluna ya da sadaka olarak verdiği bir lokma veya bir hurmayı öyle büyütür ki, evlâdınızı ya da bir tayınızı büyüttüğünüz gibi büyütür. Ve bu bir lokma kıyamete kadar büyüye büyüye Uhud Dağı gibi olur.&#8221; (Dare Kutni)</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Hz. İbni Mesud&#8217;dan (r.a.):</p>
<p>Allah Resulü (asm) buyurdu:</p>
<p>&#8220;Kıyamet günü ümmetimden bir adam hesaba çekilmek üzere huzura getirilir. Ancak kendisinin Cenneti hak edecek kadar bir sevabı bulunmaz. Allah (cc) buyurur ki:</p>
<p>&#8220;Onu Cennete sokun. Çünkü bu insan, aile fertlerine karşı çok merhametli idi.&#8221; (İbni Asakir)</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Allah Resulü (asm) buyurdu:</p>
<p>Allah (c.c.) buyurur ki:</p>
<p>&#8220;Ey insanoğlu! Sen bana duâ ettiğin ve rahmetimden ümitlendiğin sürece, sendeki günahlara rağmen, seni bağışlar ve onlara hiç aldırış etmem.</p>
<p>&#8220;Ey Âdemoğlu! Günahların yerle gök arasını kaplayacak bir çokluğa ulaşsa bile, bunların ardından benden af dilersen, hiç aldırmadan seni bağışlarım.</p>
<p>&#8220;Ey Âdemoğlu! Bana, yer dolusu günahlarla gelsen dahi, sonra bana hiçbir şeyi ortak (şirk) koşmadan huzuruma çıksan, hiç şüphesiz seni, yer dolusu rahmet ve bağışlarla karşılarım.&#8221; (Tirmizî)</p>
<p>Selim Gündüzalp</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/seytanin-hilesi-varsa-muminin-de-tovbesi-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

