Logo Background RSS

» Tarih

  • Osmanlı padişahları neden hacca gitmediler?
    By Emrehan on Eylül 5th, 2009 | No Comments Comments

    hacYıllardır pek çok okurum, Osmanlı padişahlarının hacca neden gitmediklerini ısrarla sorar durur. Bu hakikaten kafa karıştırıcı konuda net bir bilgiye veya beyana sahip değiliz ne yazık ki.

    Öte yandan da ilginç bir gerçek duruyor karşımızda: Osmanlı hanedanında, bırakınız padişahları, şehzadeler arasında bile Cem Sultan’dan başka kimse hac farizasını eda etmemiş. Ancak II. Bayezid’in tam hacca gitmek üzereyken, babası Fatih’in ölüm haberini aldığına ve bir an önce Amasya’dan İstanbul’a hareket etmesi gerektiğinden hacca gitmekten vazgeçtiğine dair sınırlı bir bilgi var elimizde. (daha fazla…)

  • Abdülhamid’in petrol kuyuları
    By Emrehan on Nisan 21st, 2009 | No Comments Comments

    petrolOsmanlı İmparatorluğu son dönemlerini yaşamaktadır; hem ekonomik olarak hem de toprak bütünlüğü açısından sıkıntılıdır. Bu ortamda işi şansa bırakmak istemeyen Sultan 2. Abdülhamid, Musul, Kerkük ve Bağdat başta olmak üzere ülkedeki petrol yataklarını özel mülkü haline getirir. Bu şekilde, petrol kaynaklarını korumaya alır. Daha sonra araştırmalar yaptırarak bölgenin bir petrol haritasını çıkartır. (daha fazla…)

  • Osmanlı Başarısının Sırrı
    By Emrehan on Şubat 21st, 2009 | No Comments Comments
    Osmanlı LogosuAvusturya Kralı I. Ferdinand, Osmanlı Devleti ile aralarında devam eden savaş halini sonlandırmak üzere Ogier Ghislain de Busbecq isimli diplomatı 1554 yılında elçi olarak İstanbul’a gönderir. Döneminin önemli bir seyyahı, dilbilimci ve eski eser meraklısı olarak tanınan Busbecq, bir heyet ile birlikte İstanbul’a gelir. Osmanlı padişahı Kanunî Sultan Süleyman’ın o sırada Doğu’ya düzenlediği bir sefer nedeniyle İstanbul’da olmaması ve Busbecq ile Amasya’da görüşeceğini bildirmesi üzerine, Busbecq ve yanındaki heyet Amasya’ya hareket ederler.

    Amasya’da Sultanın huzuruna kabul edilen Busbecq, o kabulde yaşadıklarını ve 8 yıl boyunca yürüteceği elçilik görevi nedeniyle Türk topraklarında edindiği izlenimleri öğrencisi Nicholas Michault’a hitaben yazdığı mektuplarla bildirir. Dört uzun mektuptan oluşan Busbecq’in gözlemleri, genel olarak objektiflikten uzak, hatta çoğunlukla Türkleri aşağılayıcı ve alaya alan ifadelerle doludur. Fakat Busbecq kimi tespitleriyle de haklıya hakkını vermeyi ihmal etmemiştir. Ülkemizde “Türk Mektupları” ismiyle farklı yayınevleri tarafından neşredilen o mektuplardan birinde, Amasya’da Sultan’ın huzuruna kabulünde edindiği izlenimleri ve onun ifadesiyle “Türklerin hangi işe el atsalar başarmalarının sebebi”ni bakınız nasıl ifade ediyor: (daha fazla…)

  • Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırt...
    By Emrehan on Ocak 15th, 2009 | No Comments Comments

    mehmet-akif-ersoyMehmed Akif, 1873 yılında İstanbul’da, sade ve geleneksel bir hayatın yaşandığı Fatih’in Sarıgüzel semtinin Nasuh mahallesinde 12 numaralı evde (Büyük bir yangında harap olan bu semtin ortasından bugün Vatan Caddesi geçmektedir) dünyaya geldi. Asıl adı Mehmet Ragif’tir. Ragif, ebced hesabıyla hicri 1290 rakamına karşılık gelmektedir ve bu rakam Akif’in doğum tarihidir. (daha fazla…)

  • Osmanlı Sıbyan Mekteplerinde Okutulan Dersler
    By Emrehan on Ocak 10th, 2009 | No Comments Comments

    medreseOsmanlı maarif tarihi hakkında bilinenler,özellikle klasik dönemi aydınlatma konusunda yetersizdir. Eğitim-öğretim tarihimizin medrese boyutuna dair bilgiler,ilgili dönem söz konusu olunca, çok sınırlı kaldığı gibi, medreselerin bir alt birimini oluşturan sıbyan mektepleri konusunda ise yerli ve yabancı kaynaklarda yer alan bilgiler son derece yüzeysel ve geneldir .Bu konuda ortaya çıkan boşluk ve kaynaklarda bu müesseselere dair pek bilgi verilmemesi, maalesef bu kurumlarla ilgili yanlış bazı değerlendirmeleri de beraberinde getirmektedir. Hatta bazı bilim adamlarından, örgün tarzda mekteplerin bulunmadığını ve dolayısıyla çocuklara Osmanlı klasik döneminde eğitim-­öğretim verilmediğini iddia edebilecek bilgi yoksunluğunu zaman zaman işitmek veya okumak mümkün olabilmektedir.1 (daha fazla…)

  • Osmanlı’da Çok Evlilik
    By Emrehan on Ocak 10th, 2009 | No Comments Comments

    haremTaaddüd-i zevcaat konusu, Müslümanlara yöneltilen eleştiriler içerisinde yer alır. Art niyetli oryantalist bakış bir tarafa Müslümanlar da Kuran’da geçen taaddüd-i zevcaat ayetine farklı yaklaşımlar sergilemektedir[1]. Bu çalışmada taaddüd-i zevcaat ayetinin yorumlanmasını ve işin fıkhi cephesini Kuran yorumcularına ve fukahaya bırakarak Osmanlı toplumunda taaddüd-i zevcaat konusu üzerinde durulacaktır. (daha fazla…)

  • Osmanlı’da Vatandaşların Temel Hakları
    By Emrehan on Ocak 9th, 2009 | No Comments Comments

    kalemÖnemle arz edelim ki, günümüzde bilinenin ve bize okullarda öğretilenin tersine, insana ve onun hak ve hürriyetlerine olan saygının tarihî gelişimi açısından, Batı ile Doğu ve daha doğrusu Osmanlı Devleti ile diğer çağdaşı olan devletlerin durumu, %100′e varan nisbette birbirinden farklıdır. Kamu hukuku kitaplarında anlatılan ve öğretilen, insanların hak ve hürriyetlerine ait gelişmeler ve hatta biraz sonra kısaca bahsettiğimiz 1215 tarihli İngiliz Magna Carta’sı ile Fransız 1789 tarihli inkılâbının bu açıdan arz ettiği önem, sadece Osmanlı Devleti dışındaki ve daha doğrusu İslâm ülkeleri dışındaki devletler açısından doğrudur. Bazı iddiaların tersine, 1839 tarihli Tanzîmât Fermanı, 1856 tarihli Islahat Fermanı ve 1876 tarihli Kanun-ı Esasî, insana ait hak ve hürriyetleri ilk defa kabul etmemiş, belki eskiden beri var olan bu hak ve hürriyetleri sadece yazılı hale getirmiştir. Bu husus, çok önemlidir. Özellikle yükselme devrinde, (daha fazla…)

  • Osmanlı Devleti’nde Eğitim Hizmetlerinin Fina...
    By Emrehan on Ocak 9th, 2009 | No Comments Comments

    osmanlilarda_egitimModern devlet maliyesinin üstesinden gelmekte zorlandığı konuların başında eğitim hizmetlerinin finansmanı meselesi gelmektedir. Temel eğitimden yüksek dereceli okullara kadar her seviyede eğitim faaliyetlerinin yürütülmesi için gerekli finansmanın sağlanması devlet bütçelerine büyük bir yük oluşturmaktadır.1 Bu nedenle, ek vergi ve fonların ihdası ya da eğitim hizmetlerini fiyatlandırmak suretiyle maliyetinin en azından bir kısmının bu hizmetten istifade edenler tarafından karşılanması gibi yollara başvurulmaktadır. (daha fazla…)

  • Osmanlıda Eğitim Sistemi ve Maziye Bakış
    By Emrehan on Ocak 9th, 2009 | No Comments Comments

    ottomanI- Konunun Takdimi

    Mevzuya girmeden önce üç hakikati hatırlatmak istiyorum:

    Birincisi, her asır insanlarının, kendi zamanlarında meydana gelen fenalıkların sebeplerini geçmişlerine isnâd ederek suçsuzluklarını isbata kalkışmaları maalesef alışılmış bir durumdur. Halbuki tenkit edilenlerin bizim dedelerimiz olduğu, birgün bizim de dedeler makamına gelip tenkit edileceğimiz asla unutulmamalıdır. (daha fazla…)

  • Yavuz Sultan Selim’in pala bıyıklarının sü...
    By Emrehan on Kasım 5th, 2008 | No Comments Comments

    İslâm Hukukunda, Hz. Peygamberin “Bıyıkları kısaltınız, sakalları da bırakı­nız” manasını ifade eden hadisi sebebiyle, bıyıkların kısaltılması sünnettir. Ancak bunun tek istisnası, düşmana heybetli görünmek için, gazilerin bıyıklarını uzatmasının caiz görülmesidir. Nitekim Ebüssuud Efendi de bir fetvasında bu hakikati dile getirmiştir:

    “Sûfiler bıyıkları dibinden kırkmak sünnetdir deyü i’tikad eyleseler, şer’an mezbûrlara nesne lâzım olur mı? El-Cevâb: İftiradan ictinâb etmek lâzımdır. Mesnûn olan kaş mikdârı kalınca almaktır. Ol dahi gaziler­den gayrıyadır. Gâzîler uzatmak mendûbdur; adüvve (düşmana) heybetli görünmek içün”. İşte gerçek bir Gazi olan Yavuz’un pala bıyıklarının hikmeti ve şer’î dayanağı budur.

    Prof.Dr. Ahmet Akgündüz – Bilinmeyen Osmanlı isimli eserinden alıntıdır.

  • Yavuz Sultan Selim’in Küpe Taktığı Doğru m...
    By Emrehan on Kasım 5th, 2008 | No Comments Comments

    Konuyu bir kaç açıdan ele almakta yarar vardır:
    1- İslâm Hukukuna göre kulakların küpe takılmak üzere delinmesi ve küpe takılması, kadınlar için caiz görülmüş; ama erkekler için caiz görülmemiştir. Bazı hukukçular, erkek çocukların da kulaklarının delinebileceğini ve bu tür bir olayın Hz. Peygamber zamanında yapıldığı halde yasaklanmadığını ileri sürmektedirler. Her hal ü kârda ergen erkeklerin kulaklarını deldirmeleri ve küpe takmaları, çoğu hukukçulara göre haram ve bazılarına göre ise mekrûhdur; yani kısaca caiz değildir. (daha fazla…)

  • Yavuz Sultan Selim’in Kürt Katliamı yaptığ...
    By Emrehan on Kasım 3rd, 2008 | No Comments Comments

    Bu iddianın tam tersi doğrudur. Yani Yavuz olmasaydı, bugün Doğu Anadolu’daki ehl-i sünnet olan Kürtler, Şî’a'nın tasallutu altında olurlardı. Osmanlı Devleti’nin Doğu Anadolu ile alakası, XV. yüzyıla kadar uzanır. Ancak bölgenin Osmanlı Devleti’ne ilhakı veya daha doğru bir tabirle iltihakı, 1514′de kazanılan Çaldıran Zaferi’nden sonradır.

    Bilindiği gibi. Şah İsmail, İran’da kısa bir zamanda Safevî Devletini kurmuş ve Do­ğuda hem Osmanlı Devleti için ve hem de âlem-i İslâm’ın birlik ve beraberliği için, hem siyasî ve hem de dinî açıdan tehlike arz eder hale gelmiştir. Şehzade Selim, bu iki yönlü tehlikeyi henüz Trabzon Sancakbeyi iken fark etmiş ve babasını İstanbul’da ikaz dahi eylemişti. Fakat, II. Bâyezid, tedbir alamamanın yanında, Şiilerin tahrikiyle çıkarılan Şah Kulı isyanını da önleyememişti. Anadolu’yu Şiîleştirme hedefini güden ve her geçen gün bu hedefine daha da yaklaşan Şah İsmail, bir türlü durdurulamıyordu. (daha fazla…)

  • Necip Fazıl ve Cezalandırılan Müslümanlar
    By Emrehan on Ekim 14th, 2008 | No Comments Comments

    Bir ülkü uğruna hapis yatanların, ki sistem, bireyini düşüncesinden değil eyleminden dolayı yargıladığı id­diasındadır çoğu kez, en meşhurlarından birisidir Ne­cip Fazıl. Meşhur, güçlü ve etkileyici. İslâmî duruşuyla, zamandaşı Nazım’ın (Necip Fazıl üç yaş küçüktür on­dan) temsil ettiği kıymetlerin tam karşı kutbunu tem­sil ediyor olsa da, o da sistemin dışındadır. Ama aynı şeye zıt iki şeyin birbirine benzerliği teorik olarak doğ­ru dursa da hayatta aksamaktadır. Ve Nazım, “Ağa Camii”nden geçen yoldan iyice çıkarken, Necip Fazıl “Ağa Camii”nde bir vaaz vakti yola gelmektedir. Bir Nakşi Şeyhi olan Abdülhakim Arvasi ile karşılaşması* Necip Fazıl’ın milâdını teşkil eder:

    “Benim Efendim.”

    Milâdın tecellisi var. Tecellinin levhi, Büyük Doğu’nun sahifeleri. Büyük Doğu otuz altı yıllık bir hikâ­yedir.Bir nehir roman.

    Yakaca bir hayal kuvveti ve yıpratıcı bir muhayyi­leydi Necip Fazıl. Eğer doğru yatağı bulamasaydı taşkı­nında en evvel kendisi boğulurdu. Akması için en uy­gun yatağı bulduğunda ise “Artık ben nasıl susabili­rim,” dedirten gerçeğinin bu kadar hayata geçirilmesi kaçınılmazdı. “Şahsi bir zevk ve saklı bir telkin” babın­da kaldığı sürece kimseyi ürkütmeyen şey, Büyük Doğu sahifelerinden aşikâr edilmeye başlanınca başladı Ne­cip Fazıl’ın da mahkemeleri, mahkûmiyetleri. (daha fazla…)

  • Türkçüler
    By Emrehan on Ekim 14th, 2008 | No Comments Comments

    Banisi, “Türküm” diyebilmeyi mutluluk vesilesi sa­yan Türkiye Cumhuriyeti, fikrî esaslarını Meşrutiyet döneminin yıldızı parlayan fikir akımı Türkçülükken alır. Bir ulus-devlet olarak, el kitabının Türkçülüğün Esasları olmasına şaşmamalı. Hal böyleyken Türkiye Cumhuriyeti devletinin sitem oklarından Türkçüler de kurtaramaz kendilerini. İlk büyük Türkçü avı 1944′te gerçekleşir, sonuncusu ise o temiz, masum ve yiğit ço­cukların yollarca gönüllü koruyuculuğuna soyundukla­rı devlet tarafından niçin “tutulduklarını” ancak neden sonra anlayabilecekleri 12 Eylül’de.

    Siz sakın sanmayın el vurdu bana Öpmeye kalktığım el vurdu bana (Ozan Arif) (daha fazla…)

  • Osmanlı’da ve sarayda Ramazanlar
    By Emrehan on Eylül 3rd, 2008 | No Comments Comments

    Biz o devirlerde hayatta olmadığımız için, hep içimizde bir özlemdir Osmanlı Medeniyeti… İnsanlığın hâlâ hasretini çektiği, temelinde insan hak ve özgürlüklerine saygı, hoşgörü, adâlet barındıran yüksek erdemlerle dolu bir medeniyettir Osmanlı. Hangimiz hayalî de olsa şair Nedim’in “Bir sefa bahşedelim gel şu dil-i nâşada/ Gidelim serv-i revanım yürü sa’d abad’a/ İşte üç çifte kayık iskele amade/ Gidelim serv-i revanım yürü sa’d abad’a” dizelerinde kendini zamanın işlemeli kıyafetleri içerisinde bir kayıkta bulmadı ki. (daha fazla…)

  • Çanakkale’nin Kahraman Topçuları
    By Emrehan on Eylül 3rd, 2008 | No Comments Comments

    18 Mart 1915 tarihiyle özdeşleşen Çanakkale (Kale-i Sultaniye) Deniz Savunma Harbi’nden birkaç sene sonra bölgeyi ziyaret eden bazı gazeteciler, Seddülbahir-Kumkale’deki Hamidiye Tabyası’nı, 5 Mart 1331 (Miladî 18 Mart 1915) Gazası’nın en şerefli kahramanı olarak tarif ediyorlardı. O günün dergi ve gazetelerinde neşrettikleri müşahedelerini onların kaleminden takip edelim: (daha fazla…)

  • Özlenen Osmanlı
    By nurahasret on Ağustos 26th, 2008 | No Comments Comments

    Osmanlıların Güvenilirliği:
    Osmanlılar fethettikleri tüm topraklarda güvenilir karakterleriyle tanınmışlardır. Bu özellik, onların Kuran ahlakını örnek alıp yaşamalarının bir sonucudur. Allah Kuran’da iman edenler için “(Bir de) Onlar, kendilerine verilen emanete ve verdikleri ahde (harfiyyen) riayet edenlerdir” (Mearic Suresi, 32) şeklinde bildirmektedir. (daha fazla…)

  • Prof. Dr. Ahmet Akgündüz – Bilinmeyen Osmanl...
    By Emrehan on Ağustos 6th, 2008 | No Comments Comments


    Prof. Dr. Ahmet Akgündüz – Bilinmeyen Osmanlı 1
    Rotterdam İslam Üniversitesi

  • Son Balo Vals & Sarı Zeybek
    By Emrehan on Temmuz 3rd, 2008 | No Comments Comments


    Tarih 2 Şubat 1938…

    Ölümünden 8 ay önce, Bursa Belediyesi tarafından Atatürk’ün onuruna verilen balodayız…
    Bu, O’nun katıldığı “Son Balo” dur… (daha fazla…)

  • Kafdağı’nı Yüklenen Toz Kanatlı Kelebek: Necip...
    By Emrehan on Haziran 20th, 2008 | No Comments Comments

    Bir şair için en kötü şey, sadece birkaç şiiriyle bayraklaşması, bunun dışında onunla ilgili ciddi bir çalışma yapılmadan belli kabuller çerçevesinde değerlendirilmesidir. Birkaç şiiriyle bayraklaşan bir şair, artık kendini kitlelere istediği şekilde tanıtamaz ve şiir burcunda yeterince dalgalanamaz. Kamuoyu bunun böyle olmadığını kabul etse de, bir şair için çok tehlikeli olan bu bakış açısından şairlerimizin kurtulması kolay olmasa gerek. Bu çerçevenin dışına çıkıldığında şairler çok daha rahat değerlendirilebilir ve onların şiiri, sanatı, eserleri üzerinde daha objektif kriterlerle fikir yürütülebilir. (daha fazla…)

  • Malazgirt Meydan Savaşı ve Alparslan
    By Emrehan on Haziran 12th, 2008 | No Comments Comments

    Güzel işlere imza atmış bazı şahsiyetler, kendinden sonra gelenlerce hayırla yâd edildiği gibi, takipçilerini yanlışlara sürükleyen bazı kişiler de tarih boyunca beddualarla anılmıştır. Tarih sayfalarında her iki aksiyonun da temsilcilerine fazlasıyla rastlarız. İlk grupta yer alan tarihî şahsiyetlerden biri, Anadolu kapılarının Müslüman-Türklere açılmasına vesile olan Selçuklu hükümdarı Sultan Alparslan’dır (1033–1092). (daha fazla…)

  • İlk denizaltı
    By Emrehan on Mayıs 15th, 2008 | No Comments Comments

    Su altında ilerleyebilen bir vasıta yapma fikri, ilk olarak Leonardo da Vinci (1412–1519) tarafından ortaya atılmıştır. 1620’de Hollandalı fizikçi Drebbel’in ve 1653’te Fransız fizikçi François de Son’un bu konuda yaptıkları çalışmalardan bir netice alınamamıştır. (daha fazla…)

  • İlk Önce Onlar Bulmuştu
    By Emrehan on Mayıs 15th, 2008 | No Comments Comments

    Dünyanın üzerine bir güneş gibi doğan İslâmiyet, ilim öğrenmeyi teşvik ederek Müslümanların her bakımdan örnek alınabilecek bir medeniyet kurmalarını sağlamıştır. Kur’ân-ı Kerîm’in ve Peygamber Efendimiz’in (sas) teşvikleriyle, M.S. 800–1500 yılları arasında İslâm dünyasında, her konuda olduğu gibi, ilmî çalışmalarda da önemli ilerlemeler olmuş; birçok Batılı araştırmacı, (daha fazla…)

  • Buharlı otomatik sistemleri ilk kim bulmuştur?
    By Emrehan on Mayıs 15th, 2008 | No Comments Comments

    Çeşitli kaynaklarda, buharlı otomatik sistemlerin ilk örneklerinin 1780 yılında İskoçyalı mühendis James Watt (1736–1819) tarafından icat edildiği belirtilir. (daha fazla…)

  • Uçağı ilk kim buldu ?
    By Emrehan on Mayıs 15th, 2008 | No Comments Comments

    İnsanoğlunun kuşlar gibi uçma hayalinin, ilk olarak 1903 yılında Wright Kardeşler tarafından gerçekleştirildiği bilinir. Hâlbuki ilk uçuş denemeleri 880 yılında, (daha fazla…)

  • Mimar Sinan Ve İstanbul Su Yolları
    By Emrehan on Mayıs 15th, 2008 | No Comments Comments

    Mimar Sinan denince, aklımıza hemen o anda geliverenler, Süleymaniye, Selimiye ve belki de Şehzade Camii’leridir. Biraz daha düşününce, bunlara ilâveten bizzat kendinin inşa ettiği veya sadece planlarını çizdiği, irili ufaklı camiler, mescitler, hanlar, hamamlar, (daha fazla…)

  • Akustikte Zirve Camiler…
    By Emrehan on Mayıs 15th, 2008 | No Comments Comments

    07.jpgYazımızın daha önce yayımlanmış bölümünde Mimar Sinan’ın hâlâ gıpta ile bakılan camilerindeki akustik tasarım inceliklerini aktarmıştık. Sinan’ın kullandığı boşluklu rezonatör, az yansımalı yüzeyler ve cami içerisindeki sesin anlaşılabilirliğini artırıcı mimarî düzenleme teknikleri günümüzden dahi ileri düzeyde uygulamalardır. (daha fazla…)

  • Osmanlı Armasının Anlamı
    By Emrehan on Nisan 3rd, 2008 | No Comments Comments

    Osmanlı Arması Topkapı Sarayı Harem girişinde köşeye yerleştirilmiş bir arma.
    Tuğra II. Abdülhamid Han’a ait. Bu da eserin 1876-1909 yılları arasında yapıldığını göstermektedir.
    Osmanlı Arması 18. asır sonlarında meydana gelmeye başlayıp, karakteristik özelliklerini II. Abdülhamit Han devrinde kazanmıştır. Bu devirde devletin unsurlarını armaya yerleştirme fikri ön plana çıkmıştı.

    (daha fazla…)

  • Yabancıların Gözüyle Osmanlı
    By Emrehan on Nisan 1st, 2008 | No Comments Comments

    Geza Feher söylüyor:
    “Türklerin beşer irfanını ciddî bir suretle ileri götürdük¬leri, şimdiye kadarki bilinen materyallerden bile açık ola¬rak anlaşılmaktadır.”66
    Fransız asilzadesi Cornelle le Bruyn’u dinleyelim:
    “…(Türkler) kendilerini dünya milletlerinin en cesuru sayarlar. Gerçi pervasızlıkları, ölümü hafife aldıkları malûmdur. Bunun sebebi, şehit oldukları anda Cennet’e gideceklerine olan sarsılmaz itikatlarıdır… Süslü elbisele¬rimizle alay ederler ve bize ‘kuyruksuz maymunlar’ derler.” (daha fazla…)

  • Muhabbet Geleneğini İhya Hasreti
    By Emrehan on Nisan 1st, 2008 | No Comments Comments

    SEVGİ VE BİLGİ KATILMIŞ SOHBETE “muhabbet” derler. Osmanlı ceddimizin, sevgi, bilgi, şefkat, dostluk, paylaşım gibi, bugün çoğunu unuttuğumuz kavramlardan oluşan bir “muhabbet” geleneği vardı.
    Eski kahvehaneler bile bu geleneğe hizmet ederdi. Şu deyiş meşhurdur:
    Gönül ne kahve ister, ne kahvehane
    Gönül sohbet ister, kahve bahane. (daha fazla…)

Advertisement