Category Archives: Kitap Alemi

Kayıp Gül

kayıp gül 193x300 Kayıp Gül

Kayıp Gül

-Korkma, sadece yürü.Eğer yükünü bırakırsan, su seni taşır.

–Benim yüküm yok ki.

-Suyun seni taşımayacağını düşünmen ağır bir yüktür.Şimdi onu bırak ve yürü.

…………….

Düşler, gerçekleşecek olanın mayasıdır.

…………

Her zaman senden daha iyi vasıflara sahip başka biri çıkar.Ama senin gibi biri daha yok.Bilirsin herkesin parmak izi farklıdır.Ben içimizde de bir parmak izi olduğuna inanıyorum.Moda eldiveni giyerek örttüğümüz bir iz.

“Simyacı, Küçük Prens ve Martı’yı sevenlerin mutlaka okumaları gereken
bir kitap.
Air Beletrina – SLOVENYA

“Muhteşem. Bu romanın yaptığı muhteşem. Bu kitabın bizi birleştirmeye gücü olduğu söylenebilir. TVA Televizyonu – KANADA

“Türklerin Küçük Prens’i tüm dünyayı büyülüyor.”

Helsinki Sanomat – FİNLANDİYA

Kanada’dan Japonya’ya, Brezilya’dan Çin’e,
34 Dilde, 40′ı Aşkın Ülkede..

Kayıp Gül / Serdar Özkan

SİTEMİZE MADDİ MANEVİ DESTEKLERİNİZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİZ...

Su Üstüne Yazı Yazmak

suüstüneyazıyazmak Su Üstüne Yazı Yazmak
Muhyiddin Şekur

Bu kitap, yazarının Süfilik yolunda yaşadığı serüvenini akıcı fakat derinlikli bir anlatımıdır. Yazar bu serüveninin, bir müslüman olarak Süfilikle ilk karşılaşmasından başlatıp, Şeyhinin rehberliğinde geçirdiği uzun yıllardan sonra eriştiği dervişliğe ve ötesine kadar götürüyor. Muhyiddin Şekur sık sık heyecan verici bir tona ulaşan ve hemen her yerinde Süfi geleneğin hikmetinin yankılandığı eğlenceli bir üslupla sizi de içine çeken bir serüveni anlatıyor.

SİTEMİZE MADDİ MANEVİ DESTEKLERİNİZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİZ...

Lâ:Sonsuzluk Hecesi

la sonsuzluk hecesi 193x300 Lâ:Sonsuzluk Hecesi

Lâ Sonsuzluk Hecesi

Her şey gizli. Benim bildiğimse:
Gizli bir hazineydi; görünmeyi bilinmeyi sevdi.
Sıfırdan zamana, sonsuz ân’dan ânbeân’a,
nâ- mevcuddan vücuda, lâ-mekâna,
noktadan mükemmele,
kelimeden cümleye,emirden vâkiye.

Muhabbeti aşikâr kuvveyi fiil eyledi.
OL, dedi.
OL’uverdi.
Kün!
Bir kaf. Bir nun.
Sonra sükun.

” Sen orada kan dökücü, fesat çıkartıcı birini mi yaratacaksın? ” Bakara – 30

Karadeniz ikliminin saray havasına mensup nazenin yazarlarından Nazan Bekiroğlu son kitabı Sonsuzluk Hecesi: LA ile kitap dünyasına hoş bir sada bıraktı geçtiğimiz aylarda. Bu sefer konusu insanlığın en karmaşık masalıydı: Âdem ile Havva. Yaratılışın aşk hamuruna bu kez Nazanca tatlar bıraktı.

Dünya sürgünlerinin en hüzünlüsünü yaşayan iki kahramanımız vardı tuvalimizde. Âdem’i kışkırtan günahkâr kadın olarak bilinen Hz. Havva, Nazan Bekiroğlu’nun kaleminde boz zihinlilere – olması gerektiği gibi – gerçek yüzünü gösterdi.

Konu Kuran-ı Kerim’de kıssaya uygun olarak hikâyeleştirilmişti yazar tarafından. İlk yaratılış, secde bahsi, şeytanın itirazı ve asiliği, Havva’nın yaratılışı, Havva-Âdem aşkı, ilk günah ve şeytanın ilk günaha sürükleyen fısıltısı, dünya sürgünü, Habil ve Kabil çekişmesi ve son olarak Kabil’in kardeş katliamı…

” Âlemlerin Rabbi bu toprak bedene
nefesinden nefta

suretinden suret
ruhundan ruh verdi.
Ona, ruhumdan, dedi.
Söze harfe, rakama sayıya sığmaz ilişki. Böyle bir gramer kime nasip olmuş ki ? ”

İlk günah ve dünya sürgününden önce kitabında yoğun bir şekilde bahsettiği bu ilk aşk risalesine biraz değinelim istiyorum. Aynı özden yaratılan, aynı ruhun temsilcileri. ” Havva böğründen çıkıp da yanına uzandığında, anlamsız erkek oluşu bir anlam kazandı. Varlığın özü muhabbet; gizliydi Âdem, aşikâr kılındı.” Nazan Bekiroğlu ilk aşkı kendi tılsımlı üslubuyla kısaca böyle anlatıyordu. Konu edebiyatın en önemli iki konusundan biri olan aşktı ve bütün bu yaşanılan zıtlıkların muteber olduğu bu konular diğer önemli bir konu olan insana aitti. Âdem-Havva bütün insanlığın hikâyesiydi.

Rabbiniz size bu ağacı, sırf siz melek olursunuz veya cennette ebedî kalanlardan olursunuz diye yasakladı.” (A’raf 20)

Yazar bütün edebi gücünü kalem kaslarına yükleyerek okuyucuya bir nevi kendi öz hikâyesini okuduğunu hissettiriyor.19. yüzyıl romantik yazarlarından meşhur Victor Hugo’nun söylemindeki gibi ”Ben beni anlatırken sizden bahsederim aslında.” Hikâye bizimdi, asıl hikâyemiz sürgün edilişimizle başlardı.

Kuldu Âdem, fıtratındaki merak hissi fazla taşmıştı, kalbini delip tenini bile istila etmişti. ”O ağaç” ve bilmek merakı oydu beynini Âdemin. ”Kutsal ruhla balçık arasında geri dönen bedeniydi” Âdem ilklerin insanıydı lakin bu ilk sınav hiç bir kula nasip olmayan ağırlıktaydı. ”Bu kadar çok hayır diyebilmek için ne kadar büyük bir evet demiş olmak gerekirdi.”

İlk anda dikkat çeken kitabın adı oluyor aslında. Neden ”LA” yı kullanmıştı yazar? Onun açıklamasını ilk başta kitabının ”La Sahibesi” bölümünde yapıyor. Kendi kanaatimce yazar bu kıssayla Kabil bahsine odaklanmış ve kitabın adını seçerken bile bu bahisten etkilenmiş, çünkü İllallah demeye La ile başlarız. Demek ki yok diyerek başkaldıracak sonrasında bilinçli kabul kelimesini ardından getireceğiz: İllallah

Âdem itaatkâr kul yoluna giderken önce La durağına uğramıştı yasak meyveyi ısırarak. Yazar Âdem’in isyanını en gerçekçi haliyle anlatırken vurgulamak istediği ve sonsuzluk hecesinden kasıtı aslında Kabil’in isyanı oluyor. Asilikte kardeşini öldürerek liste başı olan Kabil’i bu sebeple hikâyesinin gizli en önemli kişisi yapıyor. Bana göre; La bahsinin elinden en sıkı tutan Kabildir.
”Adem cümlenin daha başında ”la” diyecek, reddecek özgürlüğe sahip olduğu halde ”illallah”a varmasıyla yaratılmışların en güzelidir. Mümkünler âlemindeki o en esrarlı heceyle, kendiliğinden değil bile isteyedir. ”

Yazar, resim ve şiirin imkânını sonuna kadar bu kıssa üzerinde kullandığını görüyoruz. Tasvirlerle görüntüleri kitap üzerine yansıtarak okuyucuda gerçeklik hissi uyandırıyor. Üslubundaki şiirsellik okuyucusunun konudan kopmamasına vesile oluyor. Hatta bu tarzıyla yazar dimağlarda hoş esintiler bırakıyor.

Nazan Bekiroğlu anlaşılmamak için yazan bir yazardır aslında. Bu haline ”Nun masalları” ve ”Cam ırmağı Taş gemi” hikayelerinde alışığız. Lakin bu kitapta hiç beklemediğim sadelikte bir Bekiroğlu gördüm ve bu sadeliğin ona farklı bir endam kazandırdığını düşünüyorum.

Sonsuzluğa uzanan çok lezzetli bir La bahsi sizi bekliyor. Bence Bekiroğlu sofrasında hemen yerinizi alın!

”La hiçlik mesabesi öyleyse sonsuzluk ekidir”

SİTEMİZE MADDİ MANEVİ DESTEKLERİNİZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİZ...

Canla Ba(ğı)şla Çıktı

orphan1 150x150 Canla Ba(ğı)şla ÇıktıTimaş Yayınları tarafından basıldı. Bir kaç gün içinde kitapçılardan sorabilirsiniz.. Arka kapak yazısı aşağıda:
Her birimizi sessizce kül eden Söz Yangını’nı haber veren Senai Demirci, şimdi de bu yangını söndürmek için Canla Bağışlamaya çağırıyor bizi. Her birimizi gül edecek bir fırsat olarak anlatıyor “verme”yi. “İnsan insanın kurdudur” diyerek krizler üreten küresel vurdumduymazlığa inat, ?İnsan insanın yurdudur? gerçeğini hatırlatıyor. Zekat, en yapışkan kirimiz bencillikten aklıyor bizi. Sadaka, en büyük belâmız kibirlenmekten kurtarıyor bizi. Seve seve vererek, ebedî sevinçler kazanıyoruz. Canla Bağışlayıp kendimizden eksilterek, canımızı sonsuzluğa taşıyoruz, başımıza ‘ebed kuşu’ konduruyoruz. Canla Bağışla, tebessümümüze muhtaç, tesellimize aç çaresizleri; yardımımızı bekleyen, ikramımızı uman yetim, öksüz ve yoksulları ‘cennet’imiz olarak yeniden tanıştırıyor.

Senai Demirci

Gerçeğe Doğru Ciltleri

gd6 150x150 Gerçeğe Doğru Ciltleri

Gerçeğe Doğru 1

Gerçeğe Doğru ciltleri şu ana kadar yüzbinlerce basıldı, okundu,
ve hâlâ okunuyor… Bu eserlerin en önemli özelliği her insanın aklına
ve duygularına hitap etmesi.

İşte Gerçeğe Doğru 1. Cildinde okuyacağınız bazı konular;
Yayınlandığı zaman Türkiye de ve dünyada büyük yankılar uyandıran
Petek mucizesinin Haluk Nurbâki nin kaleminden nefis yorumu…
Peygamber Efendimizin yalancı peygamber Müseylime ye mektubu…
Fizik, kimya, astronomi vb. müsbet bilimlerden Kâinat okumaları…
Bugüne kadar bir çok insanın hidayetine vesile olan Yeşil Elbise, Kâbus vb. hikayeler ile kısa kısa nükteler, hazır cevaplar, enteresan araştırma yazıları, karikatürler, müslüman olmuş gayr-i müslimlerin hayat hikayeleri ve daha yüzlerce şaşırtıcı konular bu ciltte yer alıyor. Ciltli, tamamı renkli, mükemmel resimleri ve mizanpajıyla daha da güzelleşen Gerçeğe Doğru serilerinde siz de kendinizden birşeyler bulacaksınız.

Gerçeğe Doğru 2

Yediden yetmişe herkesin dilinden düşmeyen unutulmaz ve seçme yazılar ile, Gerçeğe Doğru ciltleri gönülleri fethetmeye devam ediyor.
80’li yılların başında Gerçeğe Doğru’nun ilk fasikülü eline geçen bir okuyucumuz; “Zafer öz,, Gerçeğe Doğru ise özün özü” demişti. Bu iltifat aynı zamanda, Gerçeğe Doğru’ların hazırlanış gayesini de özetlemekteydi. Gerçeğe Doğru bu olumlu çizgisinde seyrine devam etmektedir. Hatta Zafer Dergisi’nin yan bir yayını olmasına rağmen Gerçeğe Doğru’nun şöhreti Zafer’i de aştı.
Okuyucularımızın özellikle son yıllarda artan talepleri ve her yıl bir cilt beklentileri bizleri fazlasıyla sevindiriyor ancak bu konudaki titizliğimizi de korumak zorundayız.
Herzaman olduğu gibi elinize geçtiğinde okumaya doyamayacağınız bu eseri okumakla kalmayarak dostlarınıza ve çevrenize de ulaştıracağınıza inanıyoruz. Çevrenizde bu güzellikleri paylaşmayı bekleyenler var. Ve paylaşmak, güzellikleri çoğaltmaktır.

gd 148x150 Gerçeğe Doğru Ciltleri