<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Taka &#187; Edebiyat</title>
	<atom:link href="http://www.yoremizden.com/category/genel-kultur/edebiyat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yoremizden.com</link>
	<description>Karadeniz ve Trabzon kültürünü yaşatma ve sevdirme sitesi...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 10:21:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	
		<item>
		<title>Boğaziçi Köprüsünün Hatırlattıkları&#8230;</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/bogazici-koprusunun-hatirlattiklari/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/bogazici-koprusunun-hatirlattiklari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Aug 2010 12:53:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=4583</guid>
		<description><![CDATA[Geçenlerde Boğaziçi Köprü-sü&#8217;nden geçtim&#8230;Sahildeki yollara, insanlara baktım. Bir sürü insan&#8230; Gençlik yıllarımı hatırladım. Hedef yok, gaye yok, para yok&#8230; Yorgundum, ne yapacağımı bilmiyordum. Sıkılıyordum&#8230; Büyük bir manevi boşluk vardı içimde. &#8220;Ben başka bir insan olacağım!&#8221; diye karar verdiğim an bu manevi boşluk gitti. Kitap ve dergi almaya başladım. O zamana kadar hayatımda kitaplar yoktu. Nasıl]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2010/08/hekimoglu-ismail.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-4584" title="hekimoglu ismail" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2010/08/hekimoglu-ismail.jpg" alt="hekimoglu ismail Boğaziçi Köprüsünün Hatırlattıkları..." width="254" height="171" /></a>Geçenlerde Boğaziçi Köprü-sü&#8217;nden geçtim&#8230;Sahildeki yollara, insanlara  baktım. Bir sürü insan&#8230; Gençlik yıllarımı hatırladım. Hedef yok, gaye  yok, para yok&#8230; Yorgundum, ne yapacağımı bilmiyordum. Sıkılıyordum&#8230;</p>
<p>Büyük bir manevi boşluk vardı içimde. &#8220;Ben başka bir insan olacağım!&#8221;  diye karar verdiğim an bu manevi boşluk gitti. Kitap ve dergi almaya  başladım. O zamana kadar hayatımda kitaplar yoktu. Nasıl ki filizin  içindeki fabrika ve ustalar görülmez, aynen öyle de insanı başkalaştıran  tecrübeler de elle tutulmaz, gözle görülmez amma insanın hayatına bir  başka yön verir.</p>
<p>Büyük okyanusta günlerce yol almaktan bıkmış tayfalar, yolcular gibi  eğlenmek istemişler. Geminin tek parolası EĞLENMEK olmuş. Eğlenmek için  her şey meşru&#8230; Yeter ki eğlenin.</p>
<p>Tayfalar eğlenmeye başlayınca pusulaya bakan kalmamış. Pusulasız olmak,  dümensiz gitmek dahi eğlence&#8230; Nihayet iki gemi çarpışıyor. Sulara  dökülen insanlar, bağıranlar, boğulanlar&#8230;<span id="more-4583"></span></p>
<p>Hepsinin müşterek tarafı, hedefsizliktir. Hedefin olmadığı yerde  anarşizm vardır. Anarşizmle hedef, karanlıkla ışık gibidir. Biri giderse  diğeri gelir.</p>
<p>Hedefsizlik, taş gibidir. Boldur. Fakat hedef, elmasa benzer. Bulmak da  kâfi değil, bir de kuyumcu olmak gerekir ki; onu anlatabilelim.</p>
<p>Dünyada pek çok hedefler bulunabilir amma en güzel hedef, Allah  rızasıdır. Allah rızası, O&#8217;nu bilmenin, O&#8217;nun emir ve yasaklarına  uymanın gayretine verilen ücrettir. Bir yere giden, sadece gideceği  yerle ve yolculuğu ile meşguldür. Bir iş görmek isteyen, başkalarıyla  alakadar olmaz. Öyle ise Allah rızasını isteyen, O&#8217;nun rızasının  dışındaki her istekten vazgeçecek, her isteğini Allah rızasına  bağlayacak, sadece o istikamette gidecek, onun dışındakileri ayrılık  sayacak&#8230; Şeytanla meleğin mücadelesi burada başlıyor! İşte bu noktada  &#8220;ölmeden evvel ölünüz&#8221; emri gündeme gelir. Yani haramlarda ölün,  helallerde dirilin. Nefsinize tabi olmayın, Allah&#8217;a tabi olun. Zamana  uymayın, zamanı kendinize uydurun. Asr-ı Saadet&#8217;te, sahabeler her yerde,  camideki gibiydi. Camide başka, sokakta başka değildi.</p>
<p>Rahmetli arkadaşım Hikmet Polat demişti ki; &#8220;Bu asrın en büyük  hususiyetlerinden biri beyin tembelliğidir.&#8221; Yani kafayı  çalıştırmamak&#8230; Dünyevi bir iş Allah rızası için olur mu? Helal olan  her iş Allah rızası içindir.</p>
<p>Peygamber Efendimiz&#8217;in hayatını okuyalım. Okuyunca yaşadığımız hayatı  beğenmeyeceğiz. O zaman diyeceğiz ki; &#8220;mademki hayatım deforme olmuş,  öyleyse şahsî hayatımda reform yapacağım, hayatımın her noktasını  yenileyeceğim.&#8221;</p>
<p>&#8220;Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.<br />
Bakamam, aynada, aynada vicdan.<br />
Beni beklemeyin, o bir hevesti<br />
Gelemem, aynalar yolumu kesti&#8230;&#8221;</p>
<p>Bizler, İslam gemisinin mürettebatıyız. Motor dairesindeyiz. Makineler  harıl harıl çalışıyor. Her taraf yağ ve zift. Mazot kokusu kanımıza  işliyor. İşte o anda düşünüyoruz; pencerelerden seyret, içlerine girme.  Çünkü sen mürettebatsın&#8230;</p>
<p>Hekimoğlu İsmail</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/bogazici-koprusunun-hatirlattiklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Necip Fazıl Kısakürek &#8211; Gençliğe Hitabe</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/necip-fazil-kisakurek-genclige-hitabe/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/necip-fazil-kisakurek-genclige-hitabe/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Oct 2009 18:09:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Gençliğe Hitabe]]></category>
		<category><![CDATA[Necip Fazıl]]></category>
		<category><![CDATA[Necip Fazıl Kısakürek]]></category>
		<category><![CDATA[Necip Fazıl Kısakürek - Gençliğe Hitabe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=3277</guid>
		<description><![CDATA[Necip Fazıl Kısakürek &#8211; Gençliğe Hitabe ; Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik&#8230; &#8220;Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!&#8221; şuurunda bir gençlik&#8230; Devlet ve milletinin 7 asırlık hayatında dört devre&#8230; Birincisi iki buçuk asır&#8230; Aşk, vecd, fetih ve hakimiyet&#8230; İkincisi üç asır&#8230; Kaba softa ve ham yobaz elinde sefalet ve hezimet&#8230; Üçüncüsü bir asır&#8230; Allahın,]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong></p>
<div id="attachment_4286" class="wp-caption alignleft" style="width: 286px"></strong><strong><a href="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/10/necip_fazıl_kısakürek3.jpg"><img class="size-medium wp-image-4286 " title="Necip Fazıl Kısakürek" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/10/necip_fazıl_kısakürek3-276x300.jpg" alt="necip fazıl kısakürek3 276x300 Necip Fazıl Kısakürek   Gençliğe Hitabe" width="276" height="300" /></a></strong><p class="wp-caption-text">Necip Fazıl Kısakürek</p></div>
<p>Necip Fazıl Kısakürek &#8211; Gençliğe Hitabe ;<br />
 Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik&#8230;</p>
<p>&#8220;Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!&#8221; şuurunda bir gençlik&#8230;</p>
<p>Devlet ve milletinin 7 asırlık hayatında dört devre&#8230;</p>
<p>Birincisi iki buçuk asır&#8230; Aşk, vecd, fetih ve hakimiyet&#8230;</p>
<p>İkincisi üç asır&#8230; Kaba softa ve ham yobaz elinde sefalet ve hezimet&#8230;</p>
<p>Üçüncüsü bir asır&#8230; Allahın, Kur&#8217;an&#8217;ında &#8220;belhümadal &#8211; hayvandan aşağı&#8221; dediği cüce taklitçilere ve batı dünyasına esaret&#8230; Ya dördüncüsü ?&#8230;</p>
<p>Son yarım asır!.. İşgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, madde plânında kurtarıldıktan sonra ruh plânında ebedi helake mahkumiyet&#8230;</p>
<p>İşte tarihinde böyle dört devre bulunduğunu gören&#8230; Bunları, yükseltici aşk, <span id="more-3277"></span>süründürücü satıhçılık, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi&#8230;</p>
<p>Beşinci devrenin kapısı önünde nur infilakı yeni bir şafak fışkırışını gözleyen bir gençlik&#8230;</p>
<p>Gökleri çökertecek ve son moda kurbağa diliyle bütün &#8220;dikey&#8221;leri &#8220;yatay&#8221; hale getirecek bir çığlık kopararak &#8220;mukaddes emaneti ne yaptınız?&#8221; diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik&#8230;</p>
<p>Dininin, dilinin beyninin, ilminin, ırzının,evinin, kininin, kalbinin dâvacısı bir gençlik&#8230;</p>
<p>Halka değil, Hakka inanan, meclisinin duvarında &#8220;Hakimiyet Hakkındır&#8221; düsturuna hasret çeken, gerçek adâleti bu inanışta bulan ve halis hürriyeti Hakka kölelikte bilen bir gençlik&#8230;</p>
<p>Emekçiye &#8220;Benim sana acıdığım ve seni koruduğum kadar sen kendine acıyamaz, kendini koruyamazsın.! Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başı boş bırakılamazsın!&#8221; diyecek&#8230;</p>
<p>Kapitaliste ise &#8220;Allah buyruğunu ve Resul emrini kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın!&#8221; ihtarını edecek&#8230;Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin, aşkına,vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrâkine sahip bir gençlik&#8230;</p>
<p>Bir buçuk asırdır türlü buhranlar içinde yanıp kavrulan ve bunca keşfine rağmen başını yarasalar gibi taştan taşa çalarak kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığı, Türk&#8217;ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını, her sistem ve mezhebe ortada ne kadar illet varsa devasının ve ne kadar cennet hayâli varsa hakikatinin,İslâmda olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna, İslâm âlemine ve bütüıı insanlığa model teşkil edecek bir gençlik&#8230;</p>
<p>&#8220;Kim var?&#8221; diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan fert fert &#8220;ben varım!&#8221; cevabını verici, her ferdi &#8220;benim olmadığım yerde kimse yoktur!&#8221; fikrini besleyici bir dâva ahlakına kaynak bir gençlik&#8230;</p>
<p>Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnetsayacak kadar gözü kara ve o nispette usule, stratejiye uygun bir gençlik&#8230;</p>
<p>Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle zifiri karanlıkta, ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin; ve gerçek kahramanlık mâdeniyle sahtesini ayırdetmekte kuyumcu ustası bir gençlik&#8230;</p>
<p>Bugün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, demagog politikacısı,çıkartma kâğıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, takma diş fabrikası, fuhuş albümü gazetesi,mümin zindanı mâbedi, temeli yıkık ailesi, hasılı kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldağı zehirli tesiri üzerinden atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, destanlık bir meydan savaşı içinde ve bu savaşı mutlaka kazanmakla vazifeli bir gençlik&#8230;</p>
<p>Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa, gelmiş ve geçmiş bütün eski mümin nesillerden hiçbirini beğenmeyecek, onlara &#8220;siz güneşi ceplerinizde kaybetmiş marka müslümanlarısınız !Gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başımıza gelmezdi!&#8221; diyecek ve gerçek müslümanlığın &#8220;nasıl&#8221; ını ve &#8220;ne idüğü&#8221; nü her haliyle gösterecek bir gençlik&#8230;</p>
<p>Tek cümleyle, Allahın, kâinatı yüzü suyu ,hürmetine yarattığı Sevgilisinin fezâyı bütün yıldızlariyle manto gibi saran mukaddes eteğine tutunacak, ve O&#8217;ndan başka hiçbir tutamak,dayanak, sığınak tanımayacak ve O&#8217;nun düşman larını ancak kubur farelerine lâyık bir muameleye tâbi tutacak bir gençlik&#8230;</p>
<p>İşte bu gençliği, bu gençliğin ilk filizlerini karşımda görüyorum.Şekillenmesi,billurlaşması için 30 küsur yıldır, devrimbazlık kodamanların viski çektiği kamış borularla kalemime ciğerîmden kan çekerek yırtındığım, paralandığım ve zindanlarda süründüğüm bu gençlik karşısında, uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allaha hamd etme makamındayım. Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim şudur: Tabutumu öz ellerinle musalla taşına koyarken, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymayı unutma ve bunu tek vasiyetim bil!</p>
<p>Allahın selâmı üzerine oIsun&#8230;</p>
<p>Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!</p>
<p>Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!..</p>
<p>Necip Fazıl</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/necip-fazil-kisakurek-genclige-hitabe/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ve Allah Anneyi Yarattı</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/ve-allah-anneyi-yaratti/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/ve-allah-anneyi-yaratti/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2009 13:41:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[ümit şimşek]]></category>
		<category><![CDATA[zafer dergisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=2543</guid>
		<description><![CDATA[ALLAH BUYURDU: “Rahmetim herşeyi kuşatsın.” Ve bardaktan boşanırcasına yağdı rahmet yeryüzüne. Ezelî ve sınırsız rahmetin bir parıltısı, dağları ve denizleri kuşattı. Annelerin ve babaların yüreğine aktı, sinelerinden fışkırdı. Yavru kuşlar ve yavru balinalar beraberce beslendiler o pınardan. Okyanuslar ve karalar o rahmetin neş’esiyle şenlendi. Yumurtalar o neş’eyle çatladı, memeler o neş’eyle dolup dolup boşaldı. Anne]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-2544" title="anne" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/02/anne-216x300.jpg" alt="anne 216x300 Ve Allah Anneyi Yarattı" width="216" height="300" />ALLAH BUYURDU: “Rahmetim herşeyi kuşatsın.”<br />
Ve bardaktan boşanırcasına yağdı rahmet yeryüzüne.</p>
<p>Ezelî ve sınırsız rahmetin bir parıltısı, dağları ve denizleri kuşattı.</p>
<p>Annelerin ve babaların yüreğine aktı, sinelerinden fışkırdı.</p>
<p>Yavru kuşlar ve yavru balinalar beraberce beslendiler o pınardan. Okyanuslar ve karalar o rahmetin neş’esiyle şenlendi. Yumurtalar o neş’eyle çatladı, memeler o neş’eyle dolup dolup boşaldı.</p>
<p>Anne ayı ve baba penguen, o neş’eyle yemek yemeyi unuttu. Üç ay boyunca biri yumurtayı beklerken, diğeri yavrusunu emzirdi. Baba balık, ağzındaki yumurtaların başına birşey gelmesin diye 80 gün boyunca aç dolaştı.</p>
<p>Hepsi de yalnız rahmetle beslendiler.<span id="more-2543"></span></p>
<p>Yumurtasının kabuğunu kırıp bilmediği bir dünyaya gözünü açan kuş, rahmeti başucunda kanat çırparken buldu. Kanguru yavrusunun elinde harita vardı; o da tırmanıp anneciğinin kesesinde rahmetin sıcaklığıyla kucaklaştı. Yavru fil çayırın üzerine düştüğü zaman anne ve teyzeler şeklinde tecessüm etmiş bir rahmet halkasıyla karşılaştı. Yavru balina ağzını açtığında, mikroskopik planktonları günde 700 kilo süte çeviren rahmetin denizaltında bir şelâle gibi coştuğunu gördü.</p>
<p>Milyonlarca türden sayısız yavruların o rahmeti alkışlayan çığlıkları, gökyüzünden yüz milyar kere yüz milyar gözlerle dünyayı seyreden âlemlerde yankılandı.</p>
<p>Yıldızlar bir Cennete baktı, bir yeryüzüne. Ve bir cilvesinden bir Cennet çıkan rahmetin, bu minik gezegenin dağlarından, ormanlarından, çöllerinden, çalılıklarından, ırmaklarından ve denizlerinden rengârenk çağlayışını seyretti.</p>
<p>DÜNYAYI anlamak istiyorsanız eğer, hayata bakın. Hayatı anlamak istiyorsanız, annelere ve babalara bakın. Çünkü bir canlı ekseriyetle ya anne olmak için doğar, ya da baba olmak için.</p>
<p>Dünyanın niçin göklere denk bir kıymet aldığını ancak o zaman anlarsınız. Kendisini sayısız aynalarda birden seyretmek isteyen bir güzelliğin merhamet ve şefkat suretine büründüğünü gözünüzle görürsünüz. Bir parıltısıyla canlılar dünyasını birbirine bağlayan bir muhabbet deryasında yaşadığınızı bilirsiniz.</p>
<p>Ve bu minik gezegene gözlerini dikmiş milyarlarca yıldızla beraber, dünyanın simasında “Rahmetim herşeyi kuşatmıştır” âyetini okursunuz.</p>
<p>Fakat bir yavruda bütün yavruları, bir annede bütün anneleri görmek şartıyla. Yoksa tek bir annenin yüreği, kâinatı kuşatan bir rahmeti size nasıl anlatsın?</p>
<p>BİR SELİMİYE, o muhteşem zarafetinin lisanıyla, “Benim mimarım ancak Süleymaniye’nin mimarı olabilir” der. Çünkü ikisinde de aynı sanatkârın fiili görünür.</p>
<p>Kanatlarının altındaki yavrularıyla birlikte poz veren anne kuşun bakışında da aynı ifade vardır: “Bütün annelerin ve bütün yavruların Rabbinden başkası bize rab olamaz.”</p>
<p>Çünkü annelerde ve yavrularda hükmeden fiiller dünyanın her yerinde birdir. Öyleyse bütün bunların tek bir faili olabilir. İşte:</p>
<p>1.Bütün annelerin hizmeti, yavrunun mutlak ihtiyaç içinde bulunduğu bir sırada, tam zamanında gelir. Herşeyden âciz bir şekilde, hiç bilmediği bir dünyaya gözünü açtığı dakikada bir yavrunun başucunda bir anne görmesi ve sadece kendisi için özel olarak hazırlanmış rızkını ya onun gagasında, ya da sinesinde bulması, bütün canlılar dünyasını kuşatan tek bir fiildir. Bu fiilin faili hem vardır, hem birdir, hem de bütün yavruları kuşatan bir rahmet ve şefkatin yegâne sahibidir.</p>
<p>2. Denize açılan bir kanalizasyon borusunun ortasından bembeyaz bir süt fışkırdığını görsek bile inanmayız. Bir de anne vücudunda, sütün üretildiği yere bakın: kan ve fışkının tam ortası! Bu iki pisliğin içinden özel arıtma tesisleriyle süzülen, inceden inceye elenerek ölçülüp biçilen ve sadece o yavrunun ihtiyaçlarına göre terkip edilerek proteini, kreması, tuzu, şekeri en hassas terazilerle tartılan tertemiz bir gıdanın, yüz binlerce memeli türüne mensup sayısız annelerde birden aynı özenle üretilerek bulanmadan ve kirlenmeden yavrunun ağzına akıtılabileceğine kim ihtimal verebilir? Halbuki bu fiil vardır ve denizin dibinden dağın başına kadar dünyanın her yerinde birdir. Öyleyse bu fiilin faili de birdir; üstelik bütün yavruların bütün ihtiyaçlarını en ince ayrıntılarına kadar bilen bir ilmin ve bu ihtiyaçları en umulmadık bir yerden, hiç akla gelmeyen bir tarzda ve en mükemmel şekilde gönderen bir hikmet ve rahmetin sahibidir.</p>
<p>3. Bir annenin veya babanın bütün gayreti, yavrunun yaratılışındaki en mükemmel noktaya ulaşmasına hizmet etmekten ibarettir. Herşeyden âciz bir şekilde dünyaya gelen yavru, kendisinin her ihtiyacını karşılamak için çırpınan, kendisini besleyen ve büyüten bir anne ile baba sayesinde yetişir, olgunlaşır ve kendisinden beklenen fonksiyonları yerine getirecek mükemmel bir seviyeye ulaşır. Bütün yavruların birden bu şekilde merhametle ve ihtimamla yetiştirilmelerine baktığınız zaman, bütün canlılar dünyasına hükmeden bir “terbiye” fiili de bütün parlaklığıyla karşınızda beliriverir. Madem ki bu fiil vardır ve birdir; öyleyse herşeyi kuşatan bir rubûbiyetin eseridir.</p>
<p>4. Bir annenin fedâkârlığı sınır tanımaz. Yavrusunu korumak için eğer kendisini fedâ etmek gerekiyorsa eder. Bu öyle bir sırdır ki, en canavar bir hayvanı kendi yavrusu karşısında uysallaştırırken, en uysal ve çekingen bir hayvandan da yavrusunu savunma ânında bütün dünyayı karşısına alabilecek kahraman bir muharip çıkarır. Tehlikeyi sezdiği anda yavrularını çalılığın ardına saklayıp düşmanı kendi peşine takarak oradan uzaklaşan anne keklik, bu davranışıyla, “Ne pahasına olursa olsun yavrular korunacak” emrine hayatı pahasına uyan anneler ordusundan bir fert olduğunu gösterir. Aynı anda, her yerde, bütün yavrular üzerinde cereyan eden bu “koruma” fiili ise, bütün yavruları kuşatan bir rahmet ve hafîziyetin ve bütün anneleri birden emri altında tutan bir irade ve kudretin habercisidir.</p>
<p>5. Anne ile yavru doğum ânında tanışırlar. Daha evvel yumurtasının veya karnının içindekini hiçbir anne bilemez. Fakat tanıştıkları anda, bir dakika evvel mevcut olmayan yavru ile anne arasında âdetâ “hiçten” ortaya çıkan bağ, dünyada hiçbir şeyin koparamayacağı kuvvettedir. Her an yeryüzünde böyle nice bağlar kurulur. Yumurtalardan ve rahimlerden çıkan milyonlarca yavru ilk defa gördüğü annesine, milyonlarca anne de ilk defa gördüğü yavrusuna, sanki ezelden gelen bir beraberlikleri varmış gibi bağlanır. Hiçbir saniye yoktur ki, dünyanın karaları ve denizleri, böyle sayısız kucaklaşmalara şahit olmasın. Her yerde, her an görülen bu fiil de madem ki vardır ve tektir; öyleyse rahimlerde olanı bilen ve yeryüzünü mütemadiyen muhabbet ve şefkatle çalkalayıp yoğuran bir Fâil de vardır.</p>
<p>6. Annenin hizmeti karşılıksızdır. Yavrusunu besler, büyütür, yetiştirir; sonra yavrular uçar, gider. Sonra yeni yavrular gelir. Birbiri ardınca gelip giden yavrular uğruna çırpınan, zahmet çeken, tahammülü imkânsız açlıklara katlanan, gerekirse hayatını fedâ eden anne, bütün bunları hiçbir karşılık beklemeden ve görmeden yapar. Bunu yaptıran ise, aşkın da ötesinde bir iştir; çünkü âşık sevdiğinden karşılık ister. Öyleyse, bütün annelerin kalplerini birden tek bir kalp gibi kuşatan ve dolduran, saf ve katıksız bir şefkat var ki, maddî sebepler, “hiçten” ortaya çıkan bu şefkati açıklamaktan âcizdir. Her an, her yerde, bütün annelerde birden eserini gösteren bu şefkat de dünyayı kuşatan bir rahmete sahip tek bir Fâil ister.</p>
<p>BİR KUŞUN yumurtasında proteinlerin ve tüylerin programını bulabilirsiniz—gerçi bunlar da bir fâil ister. Fakat anne kalbindeki şefkat, nükleik asitlerin işi değildir. Oysa açıkça görülüyor ki, başlangıçta mevcut olmayan şey, neticede vardır. Bir yumurta hücresi bir anne olduğu zaman tepeden tırnağa şefkatle dolar. Peki, nereden gelir, nereden akar bu şefkat annenin yüreğine?</p>
<p>“Hiçbir şey yoktan var olmaz” diyenler, bütün canlılar dünyasını kuşatan bir şefkati açıklamak için, hiç yoktan bir “içgüdü” icad ettiler. Fakat dünyanın her köşesinde her an hükmünü sürdüren fiillerdeki birliği göremediler, yahut görmek istemediler. Bu yüzden, ilmi, kudreti, iradesi, hikmeti, rubûbiyeti, hafîziyeti ve rahmeti herşeyi kuşatan tek bir Yaratıcının vasıflarını, anneler sayısınca içgüdülerde aramak zorunda kaldılar. Lâkin hiçbiri de bu “içgüdünün” nasıl birşey olduğunu, nasıl ortaya çıktığını, kime nasıl hüküm geçirdiğini ve nasıl işlediğini açıklayamadı. Çünkü ellerindeki malzeme, tek bir hayvana bir içgüdü yaratmaya yetmedi. Gerçekte onlar birşey icad etmediler; sadece bâtıl inançlarına bir isim takmış oldular. Kendilerini de herşeyi kuşatan bir rahmetten ebediyen mahrum ettiler.</p>
<p>Onlar böylece avunadursunlar. Bacalarımızın üzerinde gagalarını takırdatarak annelerinin dönüşünü kutlayan leylek yavruları, o bacanın altındaki insanın gevezeliğine aldırmadan, kendi âlemini kuşatan bir rahmeti alkışlamaya devam ediyor. Kuş yuvalarındaki çığlıkların balina şarkılarıyla, kedi mırmırlarının kuzu melemeleriyle karıştığı şu günlerde bahar, tıpkı çok sesli bir koro gibi, o rahmeti terennüm ediyor. Sayısız sinelerden oluk oluk fışkıran sütler, tükenmez gayb hazinelerinden dünyaya her an tonlarca rahmet boşaltıyor.</p>
<p>Çünkü Allah, “Rahmetim herşeyi kuşatsın” buyurdu.</p>
<p>Ve bardaktan boşanırcasına yağdı rahmet yeryüzüne.</p>
<p>Dağları ve denizleri kuşattı.</p>
<p>Annelerin kalbinde şefkat, yavruların dilinde şükür çiçekleri açtı.</p>
<p>Her zerresi rahmetle yoğrulan dünya, o şevkle kanat açtı ve uçtu. Işık saçan yıldızlara bedel, her zerresinden şükür çığlıkları saçtı fezaya.</p>
<p>Ve o çığlıkların arasında, Kâinat Yolcusunun Arşta yankılanan sesini yıldızlar ve kehkeşanlar birlikte dinledi:</p>
<p>“Bütün zîhayatların hayatlarıyla gösterdikleri tesbihât-ı hayatiye ve Sânilerine takdim ettikleri fıtrî hediyeler, ey Rabbim, Sana mahsustur. Ben dahi bütün onları tasavvurumla ve imanımla Sana takdim ediyorum.”</p>
<p>Ümit Şimşek<br />
Zafer Dergisi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/ve-allah-anneyi-yaratti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lâ:Sonsuzluk Hecesi</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/lasonsuzluk-hecesi/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/lasonsuzluk-hecesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Jan 2009 13:37:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Lâ:Sonsuzluk Hecesi]]></category>
		<category><![CDATA[Nazan Bekiroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr.Nazan Bekiroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Timaş Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Çıkanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=2296</guid>
		<description><![CDATA[Her şey gizli. Benim bildiğimse: Gizli bir hazineydi; görünmeyi bilinmeyi sevdi. Sıfırdan zamana, sonsuz ân’dan ânbeân’a, nâ- mevcuddan vücuda, lâ-mekâna, noktadan mükemmele, kelimeden cümleye,emirden vâkiye. Muhabbeti aşikâr kuvveyi fiil eyledi. OL, dedi. OL’uverdi. Kün! Bir kaf. Bir nun. Sonra sükun. &#8221; Sen orada kan dökücü, fesat çıkartıcı birini mi yaratacaksın? &#8221; Bakara &#8211; 30 Karadeniz]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><img class="alignleft size-medium wp-image-2305" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/lasonsuzlukhecesi-194x300.jpg" alt="lasonsuzlukhecesi 194x300 Lâ:Sonsuzluk Hecesi" width="194" height="300" title="Lâ:Sonsuzluk Hecesi" />Her şey gizli. Benim bildiğimse:<br />
Gizli bir hazineydi; görünmeyi bilinmeyi sevdi.<br />
Sıfırdan zamana, sonsuz ân’dan ânbeân’a,<br />
nâ- mevcuddan vücuda, lâ-mekâna,<br />
noktadan mükemmele,<br />
kelimeden cümleye,emirden vâkiye.</p>
<p><strong>Muhabbeti aşikâr kuvveyi fiil eyledi.<br />
OL, dedi.<br />
OL’uverdi.<br />
Kün!<br />
Bir kaf. Bir nun.<br />
Sonra sükun.</strong>
</p>
<p class="MsoNormal"><span id="more-2296"></span></p>
<p><em><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">&#8221; Sen orada kan dökücü, fesat çıkartıcı birini mi yaratacaksın? &#8221; Bakara</span></strong></em><em><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> &#8211; 30</span></strong></em><em></em></p>
<p><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Karadeniz ikliminin saray havasına mensup nazenin yazarlarından Nazan Bekiroğlu son kitabı Sonsuzluk Hecesi: LA ile kitap dünyasına hoş bir sada bıraktı geçtiğimiz aylarda. Bu sefer konusu insanlığın en karmaşık masalıydı: Âdem ile Havva. Yaratılışın aşk hamuruna bu kez Nazanca tatlar bıraktı.</span></em></p>
<p><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Dünya sürgünlerinin en hüzünlüsünü yaşayan iki kahramanımız vardı tuvalimizde. Âdem’i kışkırtan günahkâr kadın olarak bilinen Hz. Havva, Nazan Bekiroğlu&#8217;nun kaleminde boz zihinlilere &#8211; olması gerektiği gibi &#8211; gerçek yüzünü gösterdi.</span></em></p>
<p><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Konu Kuran-ı Kerim&#8217;de kıssaya uygun olarak hikâyeleştirilmişti yazar tarafında</span></em><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">n. İlk yaratılış, secde bahsi, şeytanın itirazı ve asiliği, Havva&#8217;nın yaratılışı, Havva-Âdem aşkı, ilk günah ve şeytanın ilk günaha sürükleyen fısıltısı, dünya sürgünü, Habil ve Kabil çekişmesi ve son olarak Kabil’in kardeş katliamı&#8230;</span></em></p>
<p><em><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">&#8221; Âlemlerin Rabbi bu toprak bedene</span></strong></em><strong><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"><br />
<em><span style="font-family: Arial;">nefesinden nefta</span></em></span></em></strong><strong><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"><em></em><br />
<em><span style="font-family: Arial;">suretinden suret</span></em><br />
<em><span style="font-family: Arial;">ruhundan ruh verdi.</span></em><br />
<em><span style="font-family: Arial;">Ona, ruhumdan, dedi.</span></em><br />
<em><span style="font-family: Arial;">Söze harfe, rakama sayıya sığmaz ilişki. Böyle bir gramer kime nasip olmuş ki ? &#8221;</span></em></span></em></strong><em></em></p>
<p><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">İlk günah ve dünya sürgününden önce kitabında yoğun bir şekilde bahsetti</span></em><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">ği bu ilk aşk risalesine biraz değinelim istiyorum. Aynı özden yaratılan, aynı ruhun temsilcileri. <em><strong><span style="font-family: Arial;">&#8221; Havva böğründen çıkıp da yanına uzandığında, anlamsız erkek oluşu bir anlam kazandı. Varlığın özü muhabbet; gizliydi Âdem, aşikâr kılındı.&#8221; </span></strong></em>Nazan Bekiroğlu ilk aşkı kendi tılsımlı üslubuyla kısaca böyle anlatıyordu. Konu edebiyatın en önemli iki konusundan biri olan aşktı ve bütü</span></em><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">n bu yaşanılan zıtlıkların muteber olduğu bu konular diğer önemli bir konu olan insana aitti. Âdem-Havva bütün insanlığın hikâyesiydi.</span></em></p>
<p><em><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Rabbiniz size bu ağacı, sırf siz melek olursunuz veya cennette ebedî kalanlardan olursunuz diye yasakladı.” (A’raf 20)</span></strong></em><em></em></p>
<p><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Yazar bütün edebi gücünü kalem kaslarına yükleyerek okuyucuya bir nevi </span></em><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">kendi öz hikâyesini okuduğunu hissettiriyor.19. yüzyıl romantik yazarlarından meşhur Victor Hugo&#8217;nun söylemindeki gibi <em><span style="font-family: Arial;">&#8221;Ben beni anlatırken sizden bahsederim aslında.&#8221;</span></em> Hikâye bizimdi, asıl hikâyemiz sürgün edilişimizle başlardı.</span></em></p>
<p><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Kuldu Âdem, fıtratındaki merak hissi fazla taşmıştı, kalbini delip tenini bile istila </span></em><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">etmişti. <em><span style="font-family: Arial;">&#8221;O ağaç&#8221; </span></em>ve bilmek merakı oydu beynini Âdemin. <em><strong><span style="font-family: Arial;">&#8221;Kutsal ruhla balçık arasında geri dönen bedeniydi&#8221; </span></strong></em>Âdem ilklerin insanıydı lakin bu ilk sınav hiç bir kula nasip olmayan ağırlıktaydı. <em><strong><span style="font-family: Arial;">&#8221;Bu kadar çok hayır diyebilmek için ne kadar büyük bir evet demiş olmak gerekirdi.&#8221;</span></strong></em></span></em></p>
<p><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">İlk anda dikkat çeken kitabın adı oluyor aslında. Neden <em><span style="font-family: Arial;">&#8221;LA&#8221; </span></em>yı kullanmıştı </span></em><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">yazar? Onun açıklamasını ilk başta kitabının<em><span style="font-family: Arial;"> &#8221;La Sahibesi&#8221; </span></em>bölümünde yapıyor.</span></em><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> Kendi kanaatimce yazar bu kıssayla Kabil bahsine odaklanmış ve kitabın adını seçerken bile bu bahisten etkilenmiş, çünkü İllallah demeye La ile başlarız. Demek ki yok diyerek başkaldıracak sonrasında bilinçli kabul kelimesini ardından getireceğiz: İllallah </span></em></p>
<p><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Âdem itaatkâr kul yoluna giderken önce La durağına uğramıştı yasak meyveyi ısırarak. Yazar Âdem’in isyanını en gerçekçi haliyle anlatırken vurgulamak istediği ve sonsuzluk hecesinden kasıtı aslında Kabil&#8217;in isyanı oluyor. Asilikte kardeşini öldürerek liste başı olan Kabil&#8217;i bu sebeple hikâyesinin gizli en önemli kişisi yapıyor. Bana göre; La bahsinin elinden en sıkı tutan Kabildir.</span></em><br />
<em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> <em><strong><span style="font-family: Arial;">&#8221;Adem cümlenin daha başında &#8221;la&#8221; diyecek, reddecek özgürlüğe sahip olduğu halde &#8221;illallah&#8221;a varmasıyla yaratılmışların en güzelidir. Mümkünler âlemindeki o en esrarlı heceyle, kendiliğinden değil bile isteyedir. &#8221;</span></strong></em></span></em></p>
<p><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Yazar, resim ve şiirin imkânını sonuna kadar bu kıssa üzerinde kullandığını görüyoruz. Tasvirlerle görüntüleri kitap üzerine yansıtarak okuyucuda gerçek</span></em><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">lik hissi uyandırıyor. Üslubundaki şiirsellik okuyucusunun konudan kopmamasına vesile oluyor. Hatta bu tarzıyla yazar dimağlarda hoş esintiler bırakıyor.</span></em></p>
<p><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Nazan Bekiroğlu anlaşılmamak için yazan bir yazardır aslında. Bu haline <em><span style="font-family: Arial;">&#8221;Nun masalları&#8221; </span></em>ve <em><span style="font-family: Arial;">&#8221;Cam ırmağı Taş gemi&#8221; </span></em>hikayelerinde alışığız. Lakin bu k</span></em><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">itapta hiç beklemediğim sadelikte bir Bekiroğlu gördüm ve bu sadeliğin ona farklı bir endam kazandırdığını düşünüyorum.</span></em></p>
<p><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Sonsuzluğa uzanan çok lezzetli bir La bahsi sizi bekliyor. Bence Bekiroğlu sofrasında hemen yerinizi alın!</span></em></p>
<p><em><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">&#8221;La hiçlik mesabesi öyleyse sonsuzluk ekidir&#8221;</span></strong></em><em></em></p>
<p><em><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..</span></strong></em></p>
<p class="MsoNormal"><!--[if gte mso 9]&gt;  Normal 0 21   false false false        MicrosoftInternetExplorer4  &lt;![endif]--><!--[if gte mso 9]&gt;   &lt;![endif]--><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">“durdu, aklından yeni bir şey geçti. bana, dedi, <span style="color: black;">sen</span> isim ver, varlığım <span style="color: black;">senin</span> olsun.</span></em><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"><br />
<em><span style="font-family: Arial;">bana öyle bir isim ver ki <span style="color: black;">senin adının yanında dursun</span>.</span></em><br />
<em><span style="font-family: Arial;">seni anan beni de ansın. seni hatırlayan beni hatırlamadan olmasın.</span></em></span></em><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"><em></em><br />
<em><span style="font-family: Arial;">bir “<span style="color: black;">ile</span>” koy aramıza bizi birbirimize bağlasın.”</span></em></span></em><em></em>
</p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> “Lakin oruçlu olduğunu unutup suya kanmak gibi değil, kanatları olmadığını unutup da kendini uçuruma bırakmak gibi bir unutmaktı bu.”</span></em><em></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">“Ne geldiyse başlarına birlikte geldi.Öznesi çiftti bu cümlenin.Eylemi tekildi.Suç tekti ama işleyeni ikiydi.İkisi ayrı ayrı tadına baktı, ayrı ayrı çiğnedi.Ama </span></em><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">damaklarına aynı tat, dişlerine aynı kamaşma aynı anda yayıldı.Bir bedende iki ruh,iki bendende aynı bir ruh olarak yediler yasaklanmış meyveyi.Kimse kandırmadı kimseyi.Suçu ne Adem Havva’ya yükledi ne de Havva Adem’ini itham etti.”</span></em><em></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">“Bildi ki kötülüğün sebebi yok sadece bahanesi var ve şeytan kötülüğün seb</span></em><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">ebi değil bahanesiydi.”</span></em><em></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">“Niyet ve gayret: Kaderin anlaşılabilir anlamı.”</span></em><em></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">“Fark tevbede.Geri dönmede.Ne dese ne demese de, affet, diyebilmekte.”</span></em><em></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">“Ben kendimi affetmesem bile Sen beni affet.”</span></em><em></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">“Üç şey seçtiler cennetten çıkarmak için:</span></em><em></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Bir: Kelimeler.</span></em><em></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">İki: Aşk.</span></em><em></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Üç: Annelik duygusu.</span></em><em></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Kelimeleri Adem yanına aldı, annelik duygusunu taşımak Havva’ya kaldı.Ama aşk çok ağırdı.İkisinin de aşkı tek başına taşıması mümkün olmayınca, ikisinin zembili de aşkı bir başına kaldıramayınca, bölüştüler yükü.Yarısını Adem sırtlandı, aşkın yarısı Havva’ya kaldı.”</span></em><em></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">“Cennetin yasak meyvesi? Bir şey değil.</span></em><em></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Dünya, Adem’in en sert sınanacağı yer olarak kayıtlara geçti.”</span></em><em></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">“Başı boş değildi dünyanın, bütün yollar O’na çıkıyordu.”</span></em><em></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">“Rabbim, dedi, beni nereye gönderdiysen, neye mal olduysa bu sürgün, </span></em><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">kaybettiysem kaybettiğimi sevdim. Bulduysam bulduğumu çok sevdim.”</span></em><em></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">“Alemlerin Rabbi.Sığdığı yer sadece inanan bir kalp kadardı.”</span></em><em></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">“Unutma, diye başladı:</span></em><em></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Her şey senin için yaratıldı ama dikkat et sen her şey değilsin.Dünya boyun</span></em><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> eğicidir ama sen zalim efendi değilsin.Yeterli sayıyorsun kendini kendine.Oysa hiç yeterli değilsin.Muhtaçsın, ihtiyaçsız değilsin…Her ne ki var sende, ödünçtür, senin sanma.Şımarma.</span></em><em></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Yarı kısmın topraktır.Toprağı horlama.Dünyadan yerine koyduğundan daha fazlasını alma.Onun dengesini bozma.Uyumuna musallat olma.Gülün rengiyle</span></em><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">, sütün tavıyla oynama.Karıncanın yolunu kapama, kırlangıcın yuvasını bozma, yılanın dişini kanatma.Pınarların, nehirlerin, ince suların kurumaması için çaba sarf et.Göz kulak ol emanete.Bozma kıvamını, aldığın gibi iade et.”</span></em><em></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">“Sürgünlüğümün sebebi o değil ama mükafatı Havva olsun.Bir dünya yetmez Havva’ya doymaya.Ahretliğim de o olsun.”</span></em><em></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">“Aşk, diyorsun.Ölçüsü olmaz ya, varsa da ölçüsü, neler yapabildiğin değil, neler yapabilmediğindir.”</span></em><em></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">“Duru aklını örtbas edip de kalp bilgini görmezden gelme.Fıtratının çizdiği yönden geri dönme.Yükü yüreğinden kaldır.Anlamından çok yaşamayı sevme.”</span></em><em></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">“Öyle ağırdı ki feda ettiklerimin toplamı, kendimi bir tüy gibi hafif </span></em><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">hissettim.Yüklerimin tümünü üzerimden attım devirdim.Bütün bir dünya ağırlığını gölge gibi hissettim.”</span></em><em></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">“Dirençsizlik, acizliğin gaflet hali.</span></em><em></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Direnmesizlik: Teslimiyet tesellisi.”</span></em><em></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">“Çünkü masumlar da gölgeden ateşler çıkararak sınanır.Kabil bir bahane…Çünkü zalimler de sınanır.Habil bir bahane.”</span></em><em></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">“Suçu başkalarının üzerine atmak şeytandan beri şeytansıların adetiydi.”</span></em><em></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Lâ:Sonsuzluk Hecesi</p>
<p class="MsoNormal">Nazan Bekiroğlu</p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-size: 10pt;"><br />
</span></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/lasonsuzluk-hecesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şehitlik ve Şehitlerimiz &#8211; Enes Aslantürk</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/sehitlik-ve-sehitlerimiz-enes-aslanturk/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/sehitlik-ve-sehitlerimiz-enes-aslanturk/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2009 21:14:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrehan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Enes Arslantürk]]></category>
		<category><![CDATA[Enes Aslantürk]]></category>
		<category><![CDATA[Şehitlik ve Şehitlerimiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=2258</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin. Bilakis onlar diridirler. Lakin siz anlayamazsınız.&#8221; (Bakara:154) Rahatça oturuyoruz evlerimizde, en büyük sıkıntılarımız, yarına sarkmayacak kadar hafif ve sıkıntısız&#8230; Dünyanın kargaşasına kapılmış, sürüklenirken, geçmişi sorgulamamız gerektiğini hiç aklımıza dahi getirmiyoruz&#8230; Biz ülkemizde özgürce, rahat bir şekilde, huzurlu olarak yaşıyoruz&#8230; Ama nasıl oluyor bu? Dört bir yanı sırtlan sürüsü gibi düşmanlarla]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-2259" title="enes-aslanturk" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/2009/01/enes-aslanturk1.jpeg" alt=" Şehitlik ve Şehitlerimiz   Enes Aslantürk" width="188" height="287" />&#8220;Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin.<br />
Bilakis onlar diridirler.<br />
Lakin siz anlayamazsınız.&#8221;<br />
(Bakara:154)</p>
<p>Rahatça oturuyoruz evlerimizde, en büyük sıkıntılarımız, yarına sarkmayacak kadar hafif ve sıkıntısız&#8230;<br />
Dünyanın kargaşasına kapılmış, sürüklenirken, geçmişi sorgulamamız gerektiğini hiç aklımıza dahi getirmiyoruz&#8230;<br />
Biz ülkemizde özgürce, rahat bir şekilde, huzurlu olarak yaşıyoruz&#8230;<br />
Ama nasıl oluyor bu? Dört bir yanı sırtlan sürüsü gibi düşmanlarla çevrili, tarihin her döneminde istila edilmeye çalışılmış ancak her seferinde ayaklarına takılan prangaları parçalayıp atmış bir vatan, elbetteki bu dik duruşunu, bağımsızlığını, bağrından çıkıp kendisi için toprağa düşen evlatlarına borçludur&#8230;<br />
Sadece vatan toprağı değil, o vatan toprağının üzerinde yaşayan herkes, yatağında rahat uyumanın, sokaklarda özgürce dolaşabilmenin karşılığı olarak şehitlerimize borçludur&#8230;<br />
Enes Arslantürk, &#8220;Şehitlik ve Şehitlerimiz&#8221; isimli eserinde bu minnet borcunu bir nebze olsun ödeme amacını taşıyor. Çanakkale Şehitleri&#8217;nden Milli Mücadele kahramanlarına, Allah yolunda vatan için genç yaşta toprağa düşmüş fidanların, kronolojik bir belgeseli tadındaki bu çalışma, duygulanarak okuyacağınız bir eser&#8230;</p>
<p><a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=445445&amp;sa=39609420"><strong>Şehitlik ve Şehitlerimiz<br />
Enes Aslantürk<br />
BİLGEOĞUZ BASIM YAYIN</strong></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/sehitlik-ve-sehitlerimiz-enes-aslanturk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnsanlık Öldüyse, Mezarı Filistin Olsun!</title>
		<link>http://www.yoremizden.com/insanlik-olduyse-mezari-filistin-olsun/</link>
		<comments>http://www.yoremizden.com/insanlik-olduyse-mezari-filistin-olsun/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2009 15:53:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurahasret</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Dram]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Filistine Yardım]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[M. Selâhaddin Şimşek]]></category>
		<category><![CDATA[Selim Gündüzalp]]></category>
		<category><![CDATA[Zulüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yoremizden.com/?p=2245</guid>
		<description><![CDATA[Bir yerde zulüm varsa, inlemek de aşırı olacaktır, isyan da! Tekmelenenler türkü söylemez! Bazı insanlar, bütün insanlık için ölürler. Bütün insanlık için yaşadıkları gibi. Zulüm, kısmak istediği sesi nârâ yapar. Ve bazı ölüler, yaşayanlardan çok daha yüksek sesle konuşur&#8230; M. Selâhaddin Şimşek (1954-1994) Şehirlerin sadece ismi yoktur, sıfatları da vardır. Bir mıknatıs gibi çeker insanı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-2246" title="filistin" src="http://www.yoremizden.com/wp-content/uploads/filistin-300x250.jpg" alt="filistin 300x250 İnsanlık Öldüyse, Mezarı Filistin Olsun!" width="300" height="250" />Bir yerde zulüm varsa,<br />
inlemek de aşırı olacaktır, isyan da!<br />
Tekmelenenler türkü söylemez!<br />
Bazı insanlar, bütün insanlık için<br />
ölürler. Bütün insanlık için yaşadıkları gibi.<br />
Zulüm, kısmak istediği sesi nârâ yapar.<br />
Ve bazı ölüler, yaşayanlardan çok daha<br />
yüksek sesle konuşur&#8230;<br />
M. Selâhaddin Şimşek (1954-1994) <span id="more-2245"></span><br />
Şehirlerin sadece ismi yoktur, sıfatları da vardır. Bir mıknatıs gibi çeker insanı kendine doğru&#8230;</p>
<p>Gitmeseniz, görmeseniz de o şehirleri seversiniz. Bursa gibi, İstanbul, Konya, Erzurum gibi&#8230;</p>
<p>Mekke, mübarek bir suyla, zemzemle karşılar sizi. Medine, hurmasıyla; Şam, tatlısıyla; Kudüs ise, inciri ve zeytiniyle&#8230; Bir yudum içtiniz mi suyundan, bir lokma tattınız mı meyvesinden, bir defa olsun soludunuz mu havasını, siz oralısınızdır. O şehri seversiniz, unutmazsınız artık.</p>
<p>Şehirleri insanlar kurar ama, İlâhî öğreti, Allah&#8217;ın, melekleri vasıtasıyla bazı peygamberlere, kurulacak şehirlerin yerlerini bizzat gösterdiğini de söyler bize.</p>
<p>Tarihin ilk şehirlerini, bölgesini Allah&#8217;ın göstermesi sonucunda peygamberler kurmuşlardır. Oralarda yaşanan hayat, daha canlı, daha kıvamlıdır. Aslına ve kendi öz karakterine daha da yakındır insanın.</p>
<p>Şehirler insan olarak denendiğimiz, sınandığımız merkezler. Yaratılışın ve yeryüzündeki ana maksadın, yani imtihanın gerçekleştiği yerlerdir. Unutma!</p>
<p>Meleklerde, şehirlerde, şeytanlarda.. Ey insan sınandığını sakın aklından çıkarma.</p>
<p>Unutma, Mekke&#8217;yi, Medine&#8217;yi, Şam&#8217;ı, Kudüs&#8217;ü unutma! O mukaddes bölgeyi hiç aklından çıkarma. Hicaz&#8217;ı, Sina&#8217;yı ve Filistin&#8217;i de&#8230; Hiç unutma&#8230; Sınandığını da.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Ortadoğu, yüzyıllardır çetin sınavların yaşandığı hareketli ve bereketli bir yer&#8230; Şimdilerde hepten öyle.</p>
<p>İlk medeniyetin mimarları olan peygamberlerin çıktığı bu mübarek topraklar, rahat değil, her yeri fokur fokur kaynıyor. Hele de Gazze&#8217;de. Bir doğum öncesinin sancıları yaşanıyor sanki. Osmanlı&#8217;nın terk ettiği topraklar hiç kimseye yar olmuyor. Ama orada olanlar oluyor, analar babalar kan ağlıyor. Kalbimiz ağlıyor.</p>
<p>Kalp nasılsa, vücut da öyledir. Buraları bütün bir insanlığın kalbi. Kalbimiz hasta, hem de çok hasta. Biz de hastayız ve de yastayız.</p>
<p>Hergün ama hergün karşımızda hiç bitmeyen bir insanlık faciası yaşanıyor. Bu felâket daha ne kadar sürecek? Kardeşlerimiz katlediliyor. Susalım mı? Bir mü&#8217;min yüreğinin duâsı da yok mu? Olmasın mı? Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan değil midir? Susalım mı? Susup da yaftalanalım mı? Ne diyelim, nasıl söyleyelim?</p>
<p>Bir söz gerek&#8230; Bir cümle gerek&#8230; İçine bütün insanlığın kalbini koyacağı bir söz. İçine kalbini koymadığın sözler boştur. Boş söze de gerek yoktur. Mahmud Derviş&#8217;in şiirleri gibi meselâ:</p>
<p>&#8216;Ama bir gün yükseldi sesimiz: / Korkmuyorum! / Gücünüz yetiyorsa onu kırbaçlayın. / Sesim ki, hâlâ yükseliyor madem. / Korkmuyorum! / Düşün peşine yankıların!&#8217;</p>
<p>Ne desin daha; gençliğini yaşayamayan, çocukluğunu hiç yaşayamayan bu insanlar daha ne desin, ne söylesinler&#8230;</p>
<p>Bir başka Filistinli şair; &#8216;Çatışma ortamında, çocuklar adam doğar&#8217; diyor. Nelerin yaşandığını oralarda, bütün dehşetiyle anlatıyor&#8230;</p>
<p>İsrail parlamentosunda, yazdığı şiirler tartışmalara yol açan Filistin direnişinin güçlü sesi Mahmud Derviş&#8217;i dinleyelim yine:</p>
<p>&#8216;Geldi artık çekip gitme zamanınız. / Nerede isterseniz orada ölün / Ama ölmeyin aramızda. / Yapılacak işlerimiz var toprağımızda. / Burada bizimdir mazi. / Bizimdir hayatın ilk sesi. / Bizimdir bugün; bizimdir gelecek. / Burada bizimdir dünya ve ahiret. / Çıkıp gidin toprağımızdan. / Denizimizden, karamızdan. / Buğdayımızdan, tuzumuzdan, taşımızdan. / Defolun her şeyimizden. / Defolun! / Hafızamızdaki anılardan. / Ey yürüyenler eğreti sözcükler arasında!&#8217;</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Anlık fotoğraflar, anlık haberler, vahşetin boyutlarını anlatmakta yetersiz. Bir ânı dondurup gösteriyor o kadar. Oysa acı çok derin. Ateş düştüğü yeri yakar.</p>
<p>Bazıları için, ölenlerin durumu sadece haberlerdeki rakamlardan ibaret. Halbuki bir insan, bir kâinat demektir. Şehit düşenlerin içinde, bir yakınımız, bir sevdiğimiz ya da kendi öz evlâdımız olsaydı böyle tepkisiz mi kalırdık? Duâlar bu kadar isteksiz mi olurdu? Sanmıyorum. Oysa onlar bizim mü&#8217;min kardeşlerimiz. Görmesek de, bilmesek de, Allah&#8217;ın (cc) Kur&#8217;ân&#8217;la gerçekleştirdiği bir kardeşlik bağı bu. Kardeş kardeşe bu kadar uzak olur mu? Kameralar, bir babanın kucağında evlâdının cesedini taşırken yüzündeki acıyı gösterdiğinde, insaniyeti ölmemiş hangi yürekten bir çığlık yükselmez ki? Çığlık, çığlığa eklenmez mi? Mü&#8217;min kalplerden yükselen her çığlık, bir çığ olup akacak oralara, hedefine ulaşacak İnşaallah. Gözyaşlarımız kan olup akacak, bir sel olup çağlayacak. O kurak topraklara, zalimlerin taşlaşmış yüreklerine de ulaşacak İnşaallah.</p>
<p>Ey Filistin, ey Kudüs, ey Gazze! Şayet unutursam seni; sen de unut, sen de unut beni. Hz. Peygamberimin (asm) ayak bastığı ve oradan Mi&#8217;raca yükseldiği mübarek belde.. Şayet unutursam seni, sen de unut beni, sen de&#8230; Beni, bizi, hepimizi sen de unut, sen de&#8230;</p>
<p>O kan orada akar da, mü&#8217;min yürekler durur mu burada? Madem bir vücudun azaları gibiyiz; bilsin kardeşlerimiz, çoktan duâya durdu dilimiz ve semaya doğru açıldı ellerimiz&#8230;</p>
<p>Kirlettiler kanımızı. Zehir ettiler hayatımızı. Oysa kan, damarda durmalı, damarda kalmalıydı. Çünkü kan damarda temizdir. Bir damlası aktı mı, önü alınamaz olur felâketin. Habil, Kabil kıssası bize neler söylemez ki? O günün zulmü katlanarak bu günlere de ulaşır. Kim ölürse ölsün dünyanın bir yerinde, eğer mazlûm ve mağdur ise, eğer bir de mü&#8217;minse ölen, aslında ölen biz, vurulan da bizizdir.</p>
<p>Gözlerimizin önünde mü&#8217;min kardeşlerimiz katlediliyor, öldürülüyor. Allah&#8217;ım, bu zalimlerin, bu hunhar, bu kan emici vampirlerin, bu kalbimizi sızlatan hainlerin zulmünü yanlarına bırakma. Bu vahşete engel olmak için çırpınanlara maddî ve mânevî kolaylıklar nasip eyle. Allah&#8217;ım, o, hiç kimsenin tahmin edemediği ve ne zaman geleceğini bilemediği İlâhî inayetini, Hendek gecesi, Bedir öncesi gibi füc&#8217;eten nasip eyle. Mazlûmların âhı şüphesiz arşa ulaştı. Duâlarımızı da o masumlar hürmetine kabul eyle. Bu kıt&#8217;adan, bu topraklardan, bu zulmü reva görenleri, bir daha hiç dönmemek üzere bu mukaddes beldelerden def et, çıkar. Zillet ve meskenetin en ağırını ahiretten önce dünyada da onlara tattır yâ Rab!</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Dayan be kardeşim&#8230; Dayan be minik kuşum&#8230; İnsanlık öldüyse mezarı Filistin olsun. Mezar taşı da Kudüs olsun. Ya da bu topraklar, insanlığın yeniden dirilişi olsun. Küllerinden yeni bir anlayış, yeni bir örnek topluluk doğsun İnşaallah. Niyazımız bu. Bu temenni ve bu duânın şimdilik gerçekleşmesi uzak gibi görünüyorsa da, Rabbimizin kudreti sonsuz. O&#8217;na hiçbir şey ağır gelmez.</p>
<p>Nice zulüm dağları, nice ihlâslı duâlarla yıkıldı. Kendilerini en güçlü zannettikleri bir zamanda nice imparatorluklar, nice krallıklar, bir gecede gümbür gümbür çöktü gitti. Tarihte nice ibretlik olaylar yaşandığı malûm.</p>
<p>Kur&#8217;ân&#8217;da, bağıyla bahçesiyle övünen bir adamın durumu anlatılır. Bir sabah kalktığında o zat, gurura kapıldığı tarlanın yerinde dımdızlak bir harabe bulur.</p>
<p>Bu herkes için her alanda geçerli ibretlik bir olaydır. Bu dünyada günahlarına ve zulümlerine rağmen hâlâ başına bir şey gelmediğini görerek, şımarıp azanlar ya da kendilerini özel bir statüye koyanlar, hak ettikleri cezayı ve tokadı hiç ummadıkları bir vakitte öylesine şiddetli yerler ki, onlar da hayrette kalırlar.</p>
<p>Biz duâya devam edeceğiz, tâ ki o duânın vakti kaza oluncaya kadar.</p>
<p>&#8216;Nasılki güneşin gurubu (batması), akşam namazının vaktidir. &#8230;Ve beliyyelerin istilâsı ve muzır şeylerin tasallutu, bazı duâların evkat-ı mahsusalarıdır (özel vakitleridir) ki; insan o vakitlerde aczini anlar, duâ ile, niyaz ile Kadir-i Mutlak&#8217;ın dergâhına iltica eder. Eğer duâ çok edildiği halde beliyyeler def&#8217;olunmazsa, denilmeyecek ki: &#8216;Duâ kabul olmadı.&#8217; Belki denilecek ki: &#8216;Duânın vakti kaza olmadı.&#8217; Eğer Cenâb-ı Hak fazl ve keremiyle belâyı ref&#8217;etse; nurun alâ nur.. o vakit duâ vakti biter kazâ olur.&#8217; (Bediüzzaman, Sözler)</p>
<p>Bütün dünya, bu vahşeti, bu faciayı seyrediyor. Yüreğinden kopan bir çığlık, kocaman bir çığ olup düşmüyorsa, seyreden de suçludur. Kılı kıpırdamıyorsa insanların, zulüm dünyayı sarmış demektir. Bu ise başlı başına bir felâketin habercisi ve dâvetçisidir. Eğer insanlık öldüyse mezarı Filistin olsun&#8230; Mezar taşı da Kudüs olsun.</p>
<p>Zulme rıza da zulüm olduğundan, zalimlerin icraatlarına seyirci kalmak kadar, zerrece olsun kalben meyletmek dahi büyük bir tehlikedir. Dünyanın fitili bir yerden tutuşursa hiç şaşırmamak gerek. Buna en uygun zemin de sanki bu coğrafyada hazır durumda.</p>
<p>Dün Çanakkale&#8217;de, Bosna&#8217;da, Çeçenistan&#8217;da&#8230; Bugün ise Filistin&#8217;de ve daha birçok yerde hep mazlûm, hep mağdur biziz. Bizleriz. Müslüman kardeşlerimiz&#8230;</p>
<p>Bizim de uyanma zamanımız geldi artık. Aramızdaki kini düşmanlığı tepeden tırnağa, içten dışa söküp atmadan başkalarından yardım ve merhamet, Allah&#8217;tan ferec ve rahmet beklemeye hakkımız yok.</p>
<p>Duâlarımız ve kalplerimizdeki duygularımız birleşmeyen su damlaları gibi değil, ittihad etmiş, aynı idealde erimiş olarak akmalı. Kendi içimizdeki engelleri kaldırmadan rahmetin coşmasını bekleyemeyiz. İnşaallah bunu gelecek güzel günlerin hatırına ve yavrularımızın, torunlarımızın mutlu yarınları adına Rabbimizden, gönülden arzu edip isteyelim.</p>
<p>Birlikte duâlar edelim. Biz bir ve berabersek, etten ve kemiktensek eğer, Rabbimizin rızası da rahmeti de bizimledir İnşaallah&#8230; Netice bize ait değil&#8230; Rabbim, nefsimize ve şeytanımıza fırsat verme. Gazzeli, Filistinli ve dünyanın her yerindeki Müslüman kardeşlerimizi muhafaza ve muzaffer eyle. Sızlayan ve inleyen gönüllerin, gözyaşı döken gözlerin duâsını kabul eyle. Rabbim, düşmanlarımızı kahruperişan eyle. İslâm&#8217;ı ve Müslümanları her yerde Azîz isminle şereflendir. Baştaki başlara akıl ve kalplere iman nasip et. Âmin.</p>
<p>***</p>
<p>Saadet asrından ibret alınacak bir hatıra.. Müslümanlara her fırsatta zarar veren ve aramızdaki birlik ve beraberliği bozmaya çalışan Yahudilerin iç yüzlerini gösteren bir olay:</p>
<p>Birgün birkaç Müslüman genç, samimî bir havada sohbet ederken ihtiyar bir Yahudi bunları gördü. Bu hâlin İslâm&#8217;ın gittikçe kuvvetlendiğine bir alâmet olduğunu ve böyle giderse kendi aleyhlerine olacağını düşünüp korktu. Hemen gidip genç bir Yahudi buldu ve &#8216;Evs ve Hazrec kabilelerinin eski mücadelelerini hatırlat, onları tahrik et, aralarında fitne çıkart&#8217; diye onu Müslümanların yanlarına gönderdi.</p>
<p>O Yahudi de o iki Arap kabilesinin cahiliye devrindeki kavgalarını anlatan şiirler okuyup gençleri tahrik etti ve birbirine düşürdü.</p>
<p>O genç Müslümanlar da kahramanlık damarıyla birbirlerinden korkmadıklarını göstermeye yeltendiler. Hemen koşturup silâhlarını kapıp bir meydanlıkta toplandılar.</p>
<p>Bu Yahudi fitnesi, o heyecanlı gençleri kanlı olaylara sürüklüyorken, bu olaydan haberdar olan Resul-i Ekrem (asm) Efendimiz, hemen o gençlerin yanlarına gitti. Peygamber Efendimizi gören o genç sahabeler durakladılar. Rehber-i Ekmel olan Peygamberimiz o topluluğa hitaben şöyle buyurdu:</p>
<p>&#8216;Ey Müslümanlar! Allah&#8217;tan korkunuz. Allah&#8217;tan korkunuz. Aklınızı başınıza alınız! Daha ben sağ iken, içinizde bulunurken hâlâ cahiliyet işleriyle, vahşiyane dâvâlarla mı uğraşıyorsunuz?! Bu hareketlerinizin sonucunun ne olacağını hiç düşünmüyor musunuz?..&#8217;</p>
<p>Kaynayıp taşmak üzere olan bir süte soğuk su katıldığında nasıl bastırıyorsa, Peygamberimizi (asm) dinleyen gençlerin galeyana gelmiş duyguları da sönüp gitti. Ve pişman olup ağlaşarak kucaklaştılar.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Bütün bu yaşadıklarımızın bir güzel tarafı da, bütün Müslümanların aynı duygularda, aynı gaye ve duâlarda birleşmesi olsa gerek&#8230; İnşaallah imandaki, kitaptaki, kıbledeki, duâlardaki, duygulardaki bu birliktelik, aradaki mesafeleri ve engelleri yok edip, hasretini çektiğimiz bütün Müslümanların tekvücut olduğu günleri yakın edecek. Umudumuz ve duâmız bu. Allah (cc) her şeye kâdir.</p>
<p><strong>Selim Gündüzalp</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yoremizden.com/insanlik-olduyse-mezari-filistin-olsun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

