Category Archives: Türk Kültürü
Fındıklı Pide nedir?
Giresun’un Güce ilçesinde 10 yıldan bu yana pide salonu işleten Murat Zeybek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yörenin tek geçim kaynağı olan ve ülkeye önemli gelir girdisi sağlayan fındıkla yeni tatlar ortaya çıkarmak için fındıklı pide yaptığını söyledi.
İlk olarak düzenlenen bir toplantıda ilçe protokolüne fındıklı pide ikram ettiğini anlatan Zeybek, ”Bundan çok olumlu tepki aldım. Türkiye, dünya fındık üretimi ve ihracatının yüzde 70′ini aşan bir potansiyele sahip. Ancak iç fındık üretimimiz ortalama 80 bin ton dolayında. Biz bir şekilde iç fındık tüketimini en az 120 bin tonlara çıkarmayı başarmalıyız. Fındıklı pide, küçükte olsa buna bir katkı sağlayacaktır” diye konuştu.
Sahip olduğu fındık bahçesi sayesinde yılda 4 ton fındık üretimi gerçekleştirdiğini ifade eden Zeybek, şöyle konuştu:
Karadenizin nefes alan evleri Bağdadi Osmanlı Evleri
Karadenizde başta kanser hastalığın sebebi sakın beton binalar olmasın çernobil diye yırtınıyoruz lakin %90 üzerinde beton evler ve evi dolduran küflerin nelere sebep olduğunu araştıran varmı? YOK!Birinci Bölüm
1960 yılına kadar Ünye’de betonarme ev yapımına başlanılmamıştı.Kagir dediğimiz taştan yapılmış Rum ve Ermeni evlerinin dışındaki Türk evlerinin tamamı temel ve zemin katı taş, üst katları ahşaptan yapılmış evlerdi
Ünye’deki Türk evlerinin tümü bahçeliydiler.
Evlerin genel planı şöyleydi.

Taş temel üzerine yapılandırılan gene taş duvarlı zemin katta, cephenin tam ortasında açılmış bir kapı boşluğu bulunur, kapının lentosu gene taştan olurdu. Kapının sağında ya da Sol yanında, kapıdan bir metre kadar öteye çok amaçlı kullanımı olan bir taş tekne konur; Teknenin hemen önündeki zemine sarnıç çukuru açılır; Ünye taşından yapılmış büyük sahan taşlarıyla oluşturulan sarnıç, Horasan harçla birleştirilerek su sızdırmazlığı sağlanır; sarnıcın üstü ve zemin katın yarısı gene sahan taşı bloklarla kaplanır; Sarnıcın taş dibeği yerleştirilerek bağdadi evin taşlık bölümü tamamlanırdı.
Bundan sonra sıra, zemin katın taşlık arkasındaki ahır dediğimiz, gene çok amaçlı kullanılan bölümün dizaynına gelirdi.
Ahırın tabanı kaplanmaz, toprak olarak bırakılırdı. Arka duvara davlumbazlı bir ocak yapılır. Bu ocak, büyük kazanlarla yapılan çalışmalar için kullanılırdı. Örneğin:
Pekmez yapımı, Yufka açımı, HAŞA denilen kül suyunda çamaşır kaynatma gibi çalışmalarda…
Ayrıca kışlık yakacak burada depolanır. Gereğinde hayvan barınağı olarak da kullanılırdı.

Evin yaşanılan ikinci katına taşlıktan yukarı ahşap bir merdivenle çıkılır, ikinci kat, taş duvarlı zemin katın üstüne kurulan ahşap karkasla tamamlanırdı.
Yapı malzemesi olarak kullanılan ahşap, Kestane ağacından sağlanırdı genellikle. Ardıç ormanlarının yoğun olduğu bölgelerde karkas yapı bu ağaçtan yapılırdı. Alüvyon ovalarındaki evlerse dişbudak ve karaağaç kerestesinden…
Kestane kerestesinin çok dayanıklı ve Karadeniz kıyı ormanlarında yetişen ağaç olduğunu öğrenen Orhan Gazi, Bursa’yı fethettikten sonra, Uludağ eteklerine kestane ağacı dikilmesini emretmiş, Bu çok değerli yapı malzemesinin yapay olarak ta çoğalmasını sağlamış;

Bursa’ bu emirden sonra kestane ili olmuş diye söylenir.
Üst kat ahşap karkas çatıldıktan sonra evin mutfak ocağı, ahırdan yukarı çıkan taş ya da tuğla yapılı ocağın tam üstüne gene ayni malzemeyle kurulur, çatının üstünde iki borulu ve kocaman bir bacayla tamamlanırdı
Baca, alt ve üst ocaklardaki dumanın evin içini basmaması için, özenle ve çatıdan epeyce yukarda olmasına dikkat edilerek yapılırdı.
Çatıların, iki eğimli, üç eğimli, dört eğimli olmak üzere üç türü vardır. Eğimli çatı yüzeyi ara kesitlerinin adı omuzdur.
Bu çatılar, Semerdam çatı, üç omuzlu, dört omuzlu çatı olarak adlandırılırlar.
Çatıların saçak genişlikleri 80-180 cm. arasında değişir.
Çatılara kiremit altlığı olarak aralıklı ve aralıksız, cablama adı verilen geniş çıtalar ya da tahtalar çakılır.
Saçaklı çatısı kiremitle kapatılan evin çinko saçak olukları çakılıp çatının suyunu sarnıca indirecek olan boru yerine takıldıktan sonra sıra karkas dış duvarlarının bağdadi yapısına gelirdi.
Karkas dikmelerin yan çalmaları üzerinde bırakılan pencere boşluklarından sonra karkasın dış duvarları ve pencere boşluklarının araları, kısa kalas parçalarıyla bölünerek, dikdörtgenler, üçgenler şeklinde kafeslendirilir. Sonra da oluşturulan bu kafes çatkı, bir cm. aralıklarla çakılan ince çam çıtalarıyla, hem içten hem de dıştan kaplanırdı.
Çıtaların üstünden iç ve dış yüzeyleri kireç harçla sıvanan ev, kafes aralarında kalan boşluklar dolayısıyla en yetkin izolasyona kavuşmuş olurdu. Bazen iç duvarlara bağdadi çıta yerine tahta çakılarak karkas kapatılır iç duvar sıvanmazdı.
Çıtalar ve çıtaların kendi aralıkları, sıva harcının duvarlarda tutunması için yapılmış olmalarına karşın, harcın da katkılı olması gerekliydi. Bunun için harca kıtık katılırdı.
Kıtık: İp ve halat yapılan kendir liflerinin atıkları ile ip yapmağa elverişli olmayan kısa elyaflı olanlarından hazırlanırdı.
Bu atıklar, satırlarla kesilerek daha da kısaltılır, sıva için hazırlanan harca katılarak karıştırılır, böylece sıva harcının kendi arasındaki akışkanlığı giderilir, ahşap çıtalı yüzeyde sağlamca tutunması sağlanırdı..
Evin oda bölme duvarları, içten ve dıştan tahta çakılarak kapatıldığı gibi, bağdadi olarak da kapatılıp sıvanırdı. Böylece ısı izolasyonu her oda için ayrı-ayrı sağlanmış olurdu.
Bu uygulamayla nefes alan evler olarak adlandırılan bağdadi Türk evleri, yaz sıcaklarında serin, kış soğuklarında sıcak kalırlardı.

Taş duvar üstünde kurulan ahşap karkasın kafesleri her zaman bağdadi çıtalarla döşenmez tuğla yahut taşla doldurularak kapatılırdı. Bu tarz yapılan evlere dolma ahşap ev denirdi. Dolma duvarlı evler içten ve dıştan sıvanarak kapatılır, bağdadi evden ayırt edilmezdi.
Ancak batı Karadeniz bölgesinde yapılan dolma karkas evlerin dışı sıvanmaz, Karkasın kafesleri, içine güzel bir işçilikle döşenmiş tuğla dolgu ve kafes çatkılarının
geometrisi dışarıdan görülür, mimarisiyle eve estetik katardı.
Kafes dolguları, muskalı dolma, Göz dolma, Blok ahşap dolma gibi adlar alırlar, kendi tarzlarıyla binayı güzelleştirirlerdi.
Bağdadi evlerin sarnıçları taşlığın altında olduğu gibi dışarıda, eve bitişik olarak da yapılırdı. Çatının dört yönünü saran oluklarla yağmur suyu toplanır, bir çinko boruyla sarnıca yönlendirirdi.
İkinci Bölüm
Taşlıktaki dibekli sarnıçtan su, bakraçla çekilerek, Dışarıda eve bitişik olan sarnıçtansa saçağın altında bir çeşme gibi yapılmış yalaklı musluktan alınırdı.
Bağdadi evlerin hemen-hemen hepsinde evin içinde ya da bitişiğinde bir sarnıcı olurdu. Sarnıç suları, kireçsiz olduğu için çok yumuşak olur. Özellikle çay ve yemek pişirmede kullanılırdı.
Kara yağmurlarının ilklerinde, saçak borusu sarnıçtan dışarı alınır, kiremitlerde biriken toz ve kuru yapraklar dışarı atılır, kiremitleri yıkayan ilklerden sonraki yağmurların suyu alınırdı sarnıçlara.
Ünye’nin bağdadi evleri tek-tek bahçeler içinde olduklarından ve evlerde maden kömürü, linyit gibi tozlu, isli dumanlar çıkaran katı fosil yakıtlar yakılmadığından; Ayrıca martı, karga gibi büyük kuşların şehirlere üşüşüp, ev çatılarına dadanmadığı o yıllarda çatıları örten kiremitler pek kirlenmez, sarnıçlara alınan yağmur suları temiz olur, iç huzuru ile içilebilirdi.
Sarnıçlar, her yaz sonu içindeki su boşaltılarak yıkanır temizlenirdi.
Evlerin içme suyu genellikle gene pek çok evin bahçesinde açılmış kuyulardan temin edilirdi.
Ünye’ye merkezi su dağıtım şebekesi kurulup basınçlı su her eve girince, hem sarnıç hem de kuyular işlevlerini yitirdi. Gereksiz oldu. Zaman içinde de bir-bir yok oldular.

Benim doğduğum ev, taş temel üzerine, bulunduğu yerdeki seyrek kestane koruluğundan kesilerek kurutulmuş kestane kerestesinden, iki yüz yıl önce, dedemin dedesi tarafından yapılmış bir bağdadi evdi. Zemin katta, taşlığı ve ocağı davlumbazlı olan bir ahır vardı.
Bu ocak atalarımın mesleği olan mumculuk işinde kullanılmıştı birinci Balkan Savaşına kadar. Savaş ailemin erkeklerini bir-bir yok edince meslek sürdürülememiş, ocak işlevini yitirmişti.
Evimizin, yapıldıktan sonraki yıllarda gördüğü değişiklikler ve onarımlarla ikinci katı önce iki, sonra üç, daha sonra da dört cephesi taş duvar üstüne bindirilmişti.
Taşlığın altında dibekli bir sarnıcı vardı. Dibeğin önünde de ışık alması için açılmış penceresi olan bir taş yalak
Üst katın ahşap bağdadi yapısı iç ve dıştan sıvalıydı. Mutfağımız daima güneş alan güney yönündeydi. Ahırdaki bacanın üstüne kurulmuştu mutfağımızın davlumbazlı ocağı. Davlumbaz, görülesi bir güzellikte, tek parça olarak Ünye taşından oyulmuştu.
Davlumbazın, pencere tarafında göz dediğimiz yukardan aşağıya doğru dizilmiş dört adet çekmece, çekmecelerle pencereler arasında da banya görevi için yapılmış kapaklı bir gusulhane vardı. Diğer taraf, bulaşık yıkamak için yapılmış taş tekneli bir nurşite ayrılmıştı. (Eviyeli lavabo görevi için)

Mutfak çok amaçlı kullanılıyordu. Yemek odası. Yatak odası. Banyo odası…Ve ocağın karşısındaki duvarda, boydan-boya yapılmış yüklük adını taşıyan çift kapaklı bir dolap vardı. Bu dolap, her akşam serilip sabah kaldırılan yatak- yorganın bulundurulduğu yüklüktü.
Nurşitin bitişiğindeki bir bölmede kilerimiz vardı. Tuvaletimiz evin denize bakan, adına Köşk dediğimiz bembeyaz patiska örtülerle döşeli sediriyle göz alıcı temizlikteki misafir odamızla mutfağımızın arasındaydı.
Köşke bitişik sedirli, kocaman bir salonumuz, iki de yatak odamız vardı. Oda bölmeleri devasa ende biçilmiş kestane tahtalarıyla kapatılmıştı. Her yatak odasında yüklükler, çekmeceler. Başka dolaplar, dolaplar…Odalarda gusulhaneler…
Kış aylarında yalnız mutfağa soba kurulurdu. Öteki odalar sobadan alınan közlerin koyulduğu mangallarla ısıtılırdı gerektiğinde. Kömür zehirlenmesi söz konusu olamazdı. Evler, nefes alan evlerdi çünkü.
Bu evde kardeşlerimle oynadığımız saklambaç oyunlarında ne çok saklanacak yer vardı. Koşuşturmalarımızla evi sallardık düpedüz.
Bu durumlarda babam, çok şımardınız. Sopa istiyorsunuz der azarlardı bizi ama, dinleyen kimdi.
Mutluluk dolu yıllar bitti. Biz büyüdük, dağıldık. Bir ben kaldım güzel evimizde…
Önce taşlıktan yukarı çıkan merdiveni onarmam gerekti iş başa düşünce. O merdiven doğruca salona çıkıyordu. Salonu bölüp merdivenden ayırmak istedim. Salon döşemesini de, hatta bağdadi dış duvarı da onarmak gerekti. Bu kez bağdadi karkas yerine, tuğla dolma şekline döndürmek icap etti duvarı.
Çünkü artık bağdadi duvar sıvasının katkısı olan kıtığı bulmak olanaksızlaşmıştı. Yer-yer dökülmüş sıvaları kıtık katkısız onarmağa kalkışmak, başarısız oluyordu.
Sıvası yer-yer dökülmüş duvarları o şekilde bırakmakta evin eski soylu görünüşünü aşağılamak gibi geliyordu bana.
Onarımda, bunun için seçmiştim tuğla dolguyu.
Böyle – böyle yaşlı bir adam oluncaya kadar, mimarisini değiştirerek onardım dede yadigarı güzel evimizi.
Sonra o güzel ev, onarım kabul edemez derecede eskidi. Damı derin bir kar yığıntısında başımıza çökme belirtisi göstermeğe başladı.
O zaman gelince de, taş duvarları seviyesine kadar, ağlayarak yıktırdım onu.
Şimdi ona bitişik bahçemizdeki yeni evden, hüzünle bakıyorum kendiliğinden yıkılmak üzere olan çatlak taş duvarlarına.
Ahşap sistemin betonarme sisteme üstünlüğü
Üçüncü Bölüm
100 metre kare betonarme karkas sistemin 75 ton, 100 metre kare ahşap sistemin ise 2,5-4 ton olduğu bilindiğine göre temele inen yüklerin, birinin ötekine göre 20-30 kat fazla olduğu görülür.
Bir cm. kare ahşap izolasyon 16 cm. kare betonarmenin izolasyonuna eşittir.
Çelik çatı aşırı genleşme yüzünden deforme olurken, ahşap çatının genleşmesi sıfırdır.
Genleşme yüzünden çelik çatı 600 derecede on beş dakika içinde çökerken,
Ahşap çatının ayni ısı derecesinde yanmağa başlayıp çökünceye kadar bir saat dayandığı hesaba katılırsa birincide can kaybı yüzde yüze yakın, diğerinde ise sıfırdır.
1225 tarihinde, Ren nehri üzerinde inşa edilen Basel köprüsünün 774 yıl hizmette kaldığı ;
Ülkemizde, 13-14. yy.da inşa edilen, ahşap kolon ve çatıları olan, Beyşehir Eşrefoğlu, Kastamonu Mahmut bey, Afyon Ulu cami lerinin özel bir bakım ve tamir görmeden 600 ile 700 yıldır ayakta olduğu;
Ayrıca, Aya Sofya kemerleri arasındaki gergi çubuklarının en eskilerinin ahşap olduğu düşünülürse İki yapı malzemesi arasındaki fark hemen görülür.

Yirminci yüz yıl başında, ömrü sonsuzdur diye anlatılan betonarmenin fiziki ömrünün , karbonlaşma ve korozyon yüzünden ortalama 60 yıl olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır
Ahşap evlerde yaşayanların fizyolojik ve psikolojik yönden kendilerini çok sağlıklı hissettikleri, betonarme evlerde yaşayanlarınsa kendilerini sürekli rahatsız hissettikleri bilinir. Romatizma, astım, böbrek hastalıkları ve dolaşım bozukluklarının bizim gibi nefes alan ahşap evlerde oturan insanlarda pek görülmediği; Oysa betonun radon gazı yaydığı için, bedenler üzerinde toksit etkisi yaparak bu hastalıkları tetiklediği bilinir.
Ayrıca radon, radyoaktif bir gazdır. Bu yüzden akciğer kanserinden ölenlerin yüzde on dördü, bina içi radon gazının etkilediği kişilerdir.
Ülkemiz alanının yüzde doksan ikisinin deprem riski taşıdığı, nüfusumuzun da yüzde doksan sekizinin bu tehlike ile her an karşılaşabileceği bilindiğine göre ahşap mimarinin önemi ortaya çıkar.
Deprem sigortası, beton evlerde ahşaba göre beş misli fazladır.
Ahşap yapı sistemi, çürük zeminlerde önemle hatırlanmalıdır.
Ahşap yapı sistemlerinin, betonarme ve çelik yapı sistemlerine göre bakım masrafları çok daha azdır.
Ahşap, farklı iklim koşullarına dayanıklıdır.
İşlem görmüş ahşap, temellerde bile kullanılabilir.
Sökülen bir evdeki ahşap, pek az zayiat verir. Yeni bir inşaatta ikinci-üçüncü kez kullanılmasında hiç bir sakınca yoktur.
Ahşap bina, insan gücü ile kolayca yapılabilir. Öteki yapı sistemleri yüksek enerji sarfı gerektirir.
Ahşabın, kimyasal sıvılarla işleme sokulması sonucunda çürüme ve böcek tahribatı tamamen önlenebilir.
Aşırı sıcak, yağmur, kar ve soğuk, ahşap yapı uygulamasını engelleyemezken Betonarme ve çelik yapı uygulamasını uzun süre engeller.
Çelik ve betonarme yapıların taşıdığı kaynak hatası, eksik demir kullanımı, kalıbın erken sökülmesi gibi hayati sonuçları olan yüzlerce imalat hatasının hiç biri, ahşap yapı sistemlerinde yoktur.
Ülkemizin orman alanlarının üçte biri, kızılçam türü ağaçlardan meydana gelmiştir. Kerestesi ahşap evlerin yapımına en uygun ağaç türlerinden biri de budur. Biz bu ormanların yüzde 60 ını yakacak olarak kullanarak ormanlarımıza yazık ediyoruz. Ayrıca, ormanlarımızı ıslah etmediğimiz için Orman alanlarımızın gene yüzde 60 ı bozuk alandır. Oysa bilimsel bir ıslah projesiyle ormanlarınızın hızla genişleyeceği, düzeleceği, ağaçlarının da hızla büyüyeceği halkımıza anlatılmalıdır.
Ahşap yapı malzemesi olarak kullanılan Amerika’daki ormanlar küçülmediği gibi yılda yüzde 23 büyümektedir.
Ayrıca bu yaklaşım nedeniyle haşarata dayanıklı, büyüme hızı yüksek, süper ağaç türleri yetiştirilmektedir.
Ülkemizde, akıllı bir ahşap inşaat ve orman politikası yürütülse, yılda yüzde 5 büyüme hızına ulaşılır. Bu da 10-15 yıl içinde orman alanlarımızı iki misline ulaştırır.
Japon uzmanların dünya ülkelerinde yaptığı bir araştırmada, depreme dayanıklı yapıların, Osmanlı Ahşap Karkas Yapı Sistemi (BAĞDADİ YAPI ) olduğu sonucuna varılmıştır.
Tüm bu veriler ışığında, ahşabın betonarmeye üstünlüğü tartışılamaz.
Atalarımız Bağdadi evlerde yaşadıklarından, bizden daha sağlıklı ömür sürdürmüşlerdir.
Ülkemiz genelinde Günümüz insanları, bağdadi yapı sisteminden tümüyle vazgeçmişlerdir. O kadar ki, bu gün ülkemizdeki binaların yüzde 90 ı betonarme ve çelik karkas sistemle yapılmaktadır. Dünyadaki uygulama ise bunun yarısı kadar.
O. İRFAN IŞIK
Geleneksel Hamsi Günü
TDF Gençlik Kolları 1 ocak tarihini hamsi günü ilan ederek geçen yıl ilkini düzenledi. TDF Gençlik Kolları hamsi gününü gelenekselleştirme yoluna giderek, her yıl 1 ocakta bu günü bir araya gelerek , birlik beraberlik içinde hamsi yiyerek kutlama kararı aldılar. Gelenekselleşmenin ilk ayağını 1 ocak 2011 de TDF genel merkezinde bir araya gelip, hamsi ziyafeti eşliğinde yapılan muhabbetlerle gerçekleştirdiler. Bordo Mavi sevdamız Trabzonsporumuzun ilk yarıyı lider bitirmesi katılımcıların keyifli sohbetine konu oldu, herkesin dilinde bu yıl şampiyonluğu göğüsleyecek takımın Trabzonspor olacağı kanısı kuvvetle dolanmaya başladı. Geleneksel hamsi gününe basın camiasından Günebakış Gazetesi İstanbul temsilcisi Bülent ŞİRİN ile Fatih Haberden Abdullah GÖZAYDIN katıldılar. TDF Gençlik Kolları kendi bünyesinde ateşlediği bu güzel etkinliği daha yaygın hale getirerek, büyük kitlelerin katıldığı bir şölene dönüştürmeyi hedeflemektedir. Bu konuyla ilgili altyapı ve ön hazırlık çalışmalarına şimdiden başlayan TDF Gençlik Kolları önümüzdeki sene çok sesli, daha renkli bir hamsi günü gerçekleştireceklerini ifade ettiler.
Ehl-i Sünnet’in Büyük Savaşı: Malazgirt Savaşı
Malazgirt Savaşı, Anadolu kapılarını İslâm’a açan savaş olarak bilinir. Daha önce de Müslüman Türkler Anadolu içlerine akınlarda bulunmuşlardır ama Malazgirt zaferi gerçekten de kapıları ardına kadar açmıştır. Ne var ki gerçekte bu “kapıların açılması” meselesinin savaşın sebep ve amaçlarıyla doğrudan bir ilgisi yoktur. Bu savaş, Büyük Selçuklu Devleti’ni ortadan kaldırmak, İslâm’ı kılıçsız bırakmak isteyen çok kuvvetli bir Hıristiyan saldırısının, Sünnîlerin elindeki yegâne ciddi kuvvet tarafından durdurulduğu bir ölüm kalım mücadelesidir.
Altını ısrarla çizmek gerekir ki Malazgirt Savaşı, İslâm tarihinin en önemli savaşlarından birisidir. Öyle ki yenilgi halinde özellikle Ehl-i Sünnet müslümanlar açısından bir çöküş döneminin başlayabileceğini iddia etmek abartı sayılmaz. Meselenin bu boyutu düşünüldüğünde, Abbasi Halifesi tarafından savaşın yapıldığı Cuma günü minberlerde okunmak üzere dört bir yana gönderilen hutbenin ve yine Sultan Alparslan’ın savaş öncesinde askerlerine yaptığı konuşmanın anlamı daha da belirginleşecektir.
Kahvehane-Osmanlı Kahvehaneleri: Tarihî Derkenar
İsminden hareketle kahvehane ‘kahve evi’ anlamına gelmektedir, ancak ilk ortaya çıktığı tarihten itibaren sosyal ilişkileri şekillendiren ve toplumun geçirdiği toplumsal dönüşümleri yansıtan bir kamusal mekân olagelmiştir.
Kahve Ticareti ve Çeşitleri
Dünya’da petrol’den sonra en büyük ticaret alanını oluşturan üründür.
Türkiye’deki ticareti
İlk kez 1727 yılında Brezilya’dan kahve ithal edilmeye başlanmıştır. Türkiye’deki en yaşlı kahve 1871 yılında kurulmuş Kurukahveci Mehmet Efendidir. Anadolu’da kahve ekimi ile ilgili çalışmalar yapılmış fakat başarılı olunamamıştır. 2.Dünya Savaşı sırasında Tekel kapsamına alınmıştır. 1980′li yıllarda Nestle firması Nescafe’yi piyasaya sürmüştür. 2004′ten beri Ülkemizde sadece Mersin ve Anamur’da 16 hektarlık bir alanda kahve tarımı yapılmaktadır.
Kahveye dair rivayetler
Kaldi adındaki çoban
8. yüzyıl ortalarında Habeşistan Kaffa’da yaşayan Khaldi adındaki bir çobanın bir çalıya ait kırmızı meyveleri yemesinin ardından hayvanlarının daha hareketli oldukları dikkatini çekmiş ve kendisi de bu meyveyi denemiştir. Verdiği hissi ve keyfi sevince diğerlerine de haber vermiş ve kahve bugünlere kadar gelmiş.
Kahve Nedir
Kahve, kökboyasıgiller (Rubiaceae) familyasının Coffea cinsinde yer alan bir ağaç ve bu ağacın meyve çekirdeklerinin kavrulup öğütülmesi ile elde edilen tozun su ya da süt ile karıştırılmasıyla yapılan içeceği.
Kahvenin Tarihi
Kahve’nin anavatanı olan Etiyopya’nın yüksek yaylaları, yabani kahve bitkisinin doğal olarak yetiştiği bölgelerde yerli halk bu bitkinin tanelerini un haline getirip bir çeşit ekmek yapıyordu meyveleri kaynatıldıktan sonra suyu içilmek suretiyle tıbbi amaçlı kullanılıyor ve “sihirli meyve” olarak adlandırılıyordu.
Bir kahvenin 40 yıl hatırı vardır…
Bir kahvenin 40 yıl hatırı vardır. Türk kahvesinin Osmanlı’da ne denli vazgeçilmez olduğunu, tarihini inceleyince görüyoruz. Bir açılıp bir kapatılan kahvehanelerden bugüne gelen bol köpüklü kahvemizi ne kadar tanıyoruz?
Dünyada Türk adının sık sık geçtiği bir konu da kahvedir.
Küreselleşme ile kahvehanelerden, kafelere…
Osmanlı’dan miras geleneğimiz, tadına doyum olmayan kahvenin ikramına, 40 yıllık hatırını da hesaba katan hiç kimse “hayır” diyemez. Kaldı ki kahve içmek Türk halkı için keyiften öte anlam taşır.
Kahvaltı kelimesini bile kahveden türetmişizdir. Günün her saatinde içilebilen kahve, dostlukların pekişmesine önemli katkıda bulunur.
Ülkemizde kahve içmek zamanla bir kültüre dönüşmüştür. Hatta kahve, dünyaya ülkemizden yayılmıştır.
Antika Kılıç
Kabza kaplaması gümüşten yapılmış olup kabza başı kulaklı formdadır. Savat ve kazıma tekniği tekniğinde bitkisel motifler uygulanmıştır.














