Avrupa İslâm’dan Neden Korkuyor ?

0
581 kez

islam1Avrupa ile İslâm âleminin münâsebetleri gün geçtikçe artmaktadır. Ancak her zemin ve zamanda “eşitlik”den “hukuk devleti”nden ve “hak ve hürriyetler”den bahseden Avrupalılar, bu münasebetlerden rahatsız görünmektedirler. Bunun en önemli sebebi, din ve kültür meselesi olduğunu da çekinmeden söylüyorlar. Önemle ifade edelim ki, bugün Avrupa’da bir fikir ve ideoloji fetreti söz konusudur. Dinlerine en mutassıp olan Katoliklerin % 80’i dahi, kendi dinlerinin muharref i’tikad esaslarına inanmamaktadır. Gençlik tamamen başıboşdur ve gençliği bekleyen tuzakların başında, komunizm, sefâhate ve uyuşturucu ibtilası gibi insanlığın düşmanı sayılan tehlikeler gelmektedir. Bu belâlara karşı hristiyanlık âleminin akıllı kısmı, İslâm âlemiyle müşterek düşmana karşı ittifakdan başka çare görmemektedirler. Bu yazımızda konunun bazı önemli noktalarını vuzuha kavuşturmak istiyoruz.

I- HAKİKİ HRİSTİYANLIK İSLÂMİYETE MUHALİF DEĞİLDİR

Hristiyanların İslâm’dan korkmaları, bilgisizlikten ve menfi propagandalardan kaynaklanmaktadır. Rahip Lelong’un “İslâm ve Batı” isimli eserindeki şu cümlesi de bu kanaatimizi teyid etmektedir: “Bilgisizlik yüzünden korku doğuyor, İslâm’dan ürkülüyor. Avrupa ve Amerika’da İslâm’ın zenginlikleri yeterince bilinmiyor…. [1]. Halbuki Kur’ân, hakiki hristiyanlık ile İslâm’ın arasında temelde bir farklılık bulunmadığını ifade ediyor. Mü’minleri tarif ederken “Onlar, sana ve senden önceki peygamberlere inzal olunan kitaplara iman ederler” ifadesini kullanıyor ve bu ifadeyle ehl-i kitabı İslâm’a davet ediyor, şöyle ki:

Ey insanlar! Kur’ân’a iman ettiğiniz gibi diğer mukaddes kitaplara da iman ediniz. Çünkü Kur’ân, onların doğruluklarına delil ve şahiddir. Ve ey ehl-i kitap! Geçmiş peygamber ve kitaplara iman ettiğiniz gibi, Hz. Muhammed ve Kur’ân’a da iman ediniz. Zira iman edip İslâmiyet’i kabul etmekte sizin için bir zorluk yoktur. Bu, size ağır gelmesin. Zira Kur’ân, size bütün bütün dininizi terk etmenizi emretmiyor. Ancak inanç esaslarınızı ikmal ediniz ve muharref olan dini hükümlerinizi düzeltiniz diye size teklif ediyor. Zira Kur’ân, eski mukaddes kitapların bütün güzelliklerini câmi’dir; onların temel esaslarını ta’dil ve tekmil etmiştir. Sadece zaman ve zeminin değişmesiyle tebeddül eden fer’i mevzularda farklı hükümler tesis etmiştir. Bunda, akli ve mantıki olmayan bir cihet yoktur. Zira dört mevsimde yiyecek, giyecek ve diğer ihtiyaçlar değiştiği gibi, bir insanın değişik hayat devrelerinde de, talim ve terbiyesi farklı olur. Aynı şekilde insanlığın farklı devrelerinde, bazı fer’i hükümlerin değişmesi kaçınılmazdır. Kur’ân, diğer dinlerin temel esaslarını değil, sadece fer’i hükümlerden bir kısmını neshetmiştir. Yani vakitleri bitti, nöbet başka hükümlere geldi demiştir.[2]

II- HRİSTİYANLIK, YA SÖNECEKTİR YA DA İSLÂM’LA BİRLEŞECEKTİR

Yukarda zikredilen hakikatler karşısında şunu ifade edelim ki, bugün hristiyanlık iflasın eşiğindedir. İslâm’a düşmanlığı sürdürürlerse, hristiyanlık, mevcut menfi cereyanlar karşısında dayanamayacaktır. İslâm ile barışıp, bazı muharref ve bâtıl inançlarından sıyrılırsa hem kendi hayatiyetini bir manada devam ettirecek ve hem de beşeriyetin saadetini teminde katkısı olacaktır. Bu noktada papazlara büyük görev düşmektedir. Dünyevi menfaatleri ve siyasi hırsları için, beşerin saadetini tehlikeye, sokmamalıdırlar. Zira onlar da biliyorlar ki, İslâmiyetin esasları gerçek hristiyanlığa zıt değildir ve İncil’de müjdelenen “Fâreklit” de, Hz. Muhammed’dir. Kur’ân, bazı papazların hakkı bildikleri halde, dünyevi menfaati için gizlemelerini şiddetle kınamış ve tarih nazarında o papazlar rezil duruma düşmüşlerdir. Günümüzdekilere ibret olsun diye bu konuyu biraz daha yakından görelim:

Kur’ân’ın üçüncü suresi olan Al-i İmran’ın önemli bir kısmının nüzul sebebi, Necran’dan gelen bir hristiyan hey’et ile Resulüllah’ın münazarasıdır. Şöyle ki:
Hz. Peygamber’e Necran’dan mürahhas olarak “vefd-i Necran” diye bilinen 60 kişilik bir hey’et gelir. İçlerinde Abdülmesih ve Ebu Hârise İbn-i Alkame isimli baş piskoposlar da bulunmaktadır. Bunlar, Bizans İmparatorlarının tazim ve ikrâmda bulundukları hristiyan âlimlerdir. Ebu Hârise’nin kardeşi Kürz de hey’etin içinde bulunmaktadır. Bir hafta kadar Medine’de kalmışlar ve devamlı Resulüllah ile münâzaralarda bulunmuşlardır. Hepsinde de mahcup ve mağlup olunca, Resülüllah Kur’ân’ın emri ile onları ibtihâle yani açıktan mülââneye, lâ’netleşmeye davet etmiştir. Kur’ân’ın daveti şöyledir: “Geliniz, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, bir araya gelelim. Sonra da Allah’ın laneti yalancıların üzerine olsun diye duâ ve niyaz edelim.”[3]

Bu teklifi duyan Nasara hey’eti “Bize müsaade et teklifini görüşelim” dediler. Kendi aralarında vardıkları karar ise şu oldu: Anladığınız gibi Hz. Peygamber gerçekten peygamberdir. İsa hakkındaki sorularımızı ne güzel halletti. Bilirsiniz ki, herhangi bir kavim, bir peygamber ile mülââneye kalkışırsa, büyüğü küçüğü mahvolur. Kökü kazınır. Madem ki, dinimizde kalmak istiyoruz, musâlaha edelim. Ancak baş piskopos Ebu Hârise’nin kardeşi Kürz müslüman olmuş. Hatta anlattığına göre, yolda Ebu Hârise’nin katırı bir hayvanlık etmiş, Kürz de “Ta’sen lil-eb’ad: uzaktaki yani Hz. Muhammed helâk olsun” demiş. Ebu Hârise ise, “Hayır, anan kahrolsun” deyince sebebini sormuş ve verdiği cevap da şu olmuştur: Vallahi o bizim beklediğimiz peygamberdir. Bu cevap üzerine Kürz, “O halde neden iman etmiyoruz?” deyince, cevaben “Çünkü şu krallar, bize servetler verdiler, şimdi buna iman etsek hepsini elimizden alırlar?” demiş. Kur’ân da böylesi rezillerin halini şöyle tasvir eylemiş: “Insanlara, kadınlar, oğullar, yüklerle altın ve gümüş yığınları, davarlar ve ekinler gibi hoşlarına giden dünyevi şeylerin sevgisi bezendi. Halbuki bunlar, dünya hayatının geçici metâ’ıdırlar. Akibet güzelliği ise Allah katındadır .[4]

III-AVRUPA’NIN İKİYÜZLÜLÜĞÜ

Tarihten ibret almayan Avrupa’lılar ve onların yukarda anlatılan Ebu Hârise’ye benzeyen papazları, aynı cehâlet ve inatlarını sürdürüyorlar. Türkiye’deki bazı benzerleri gibi, hele, hukuk ve hürriyetten her zaman ve zeminde dem vurdukları halde, mesele İslâm’a ve müslümana gelince, istibdad havarisi kesiliyorlar. İtalya’nın büyük yayın organlarından olan LASAMDA’daki şu haberi aynen nakledip, İtalya’da bulunan yerli ve yabancı müslümanlar hakkında yapılan gizli bir toplantıyı aynen yansıtmak istiyoruz.

Bu toplantıda alınan kararlar, maalesef, aslen İtalyan olan Prof.Dr. Michele Tridente hakkında aynen tatbik edilmiş ve insan hakları havarisi kesilen Avrupalılar, bu İtalyan müslümana bakınız neler yapmışlardır. Kendi dilinden dinleyelim:

“Bari, 13 Şubat 1989
Rektör Prof. Dr. Halil CİN Selçuk Üniversitesi KONYA-TÜRKİYE
Çok Aziz Dost ve Değerli Rektör,

26.1.1989 tarihli zarif mektubunuza gecikerek cevap veriyorum. Çünkü burada kâfirler bana öldürücü darbeyi vurmak için uğraşıyorlar. Allah yardım edip önlemezse, çok büyük bir ihtimalle yaşamak istediğim Türkiye’ye göç etmeye mecbur kalacağım. İslâm Sanat ve Mimarisi doktorası tevcih ederek bana verdiğiniz şeref için en derin teşekkürlerimi ifade edecek kelime bulamıyorum. Doktora diplomamı dost Prof. Mandel’den aldım.

Bu mücadelede yapayalnız kaldım. Özellikle paralarını avuç avuç altınlar halinde sadece yatları için değil aynı zamanda İslâm davası için de harcama imkânına sahip bulunan müslüman kardeşler tarafından yalnız bırakıldım. Çok açıktır ki, onlardan asla kaybolan fonlara katkılarını değil, ancâk kredi (ödünç) istedim. Netice itibarıyla uğrunda her çeşit aşağılama ve tehlikeye maruz kaldığım bu yalnız ve çetin cihatta sizin bana göstermiş olduğunuz manevî destek tek mükâfat oldu. Allah daima himayesini sizin ve muhteşem ilim ve ışık merkezi Konya ve aynı şekilde Büyük Mevlânâ’mız üzerinde tutsun. Mevlânâ Celâleddin-i Rûmi’nin ekte size gönderdiğim ve benim şimdiki ruh halimi tam olarak yansıtan mısralarının İtalyancadan başka bir dilde tercümesine sahip değilim.

Sizi, ailenizi, Konya Üniversitesini ve Mevlânâ esprisinin mevcudiyetinden ve ışığından yararlanan Konya’nın imtiyazlı halkını din kardeşliği hislerimle kucaklıyorum.
Yakında görüşmek üzere.

Dostunuz Mühendis Prof. Dr. Michele Tridente”

Prof. Dr. Michele Tridente’nin Mektubu

Netice olarak, Avrupalılar ve bizdeki Avrupa maskeliler iyi bilsinler ki, hristiyanlık ya intifâ ya istifa edecektir; yani ya sönecek ya da bâtıl inançlardan arınıp İslâm’la birleşecektir. Akıl ve fennin hükmettiği istikbalde, hâkim, hükümlerini ak­la ve fenne tesbit ettiren Kur’ân olacaktır. Biz, komunizm ve benzeri insanlık düşmanı belâlara karşı, dindar ve samimi hris­tiyanlarla dahi ittifaka taraftarız. Hakkı gizlemeye boşu bo­şuna uğraşan papazları ise insafa davet ediyor ve İslâm’dan korkmayın diyoruz.

IV- İSLÂMİYET PİSKOPOSLARI MEŞGUL EDİYOR

VATİKAN: Kapalı kapılar arkasında ve büyük bir gizlilik içerisinde “İtalyan Piskoposlar Konferansı”nda nazik bir konu tartışılıyor; İtalya’daki Müslüman varlığı. Çeşitli değerlendirmelere göre ülkemizde 200.000 ile yarım milyon arasında müslüman vardır ve bunların büyük bir çoğunluğu dışarıdan gelmiştir. Arap Yarımadası’nda çıkan “Khaleei Times” gazetesine göre 10.000 İtalyan İslâm Dinine geçmiştir.

Bu artış fazla olmasa da devamlıdır. Öyle ki, Roma Camisi’nin dışında, Bari’nin hemen yanı başında, Casamassima’da, 53 yaşındaki sonradan müslüman olmuş ‘Michele TRİDENTE’nin girişimleri ile bir İslâm Merkezi doğmaktadır. Bu merkezde, bir kongre merkezi, bir matbaa, bir astronomi rasathanesi, bir tıp merkezi, bir mezarlık ve bir medrese bulunmaktadır. TRİDENTE mühendistir ve Uygulamalı çevrebilim dalında üniversite doçentidir. Kendisine İslâm Üniversitesi tarafından da ödül verilmiştir. TRİDENTE sonradan müslüman olan ünlü Fransız Roger Garaudy’nin İtalya’daki bir eşidir. TRİDENTE’nin girişimi, “Mezzahma”nın ülkemize girişinin bir sembolü, bir işaretidir.

İslâm Dini’nin yayılışı İtalya’da ve dışarıda Kilise için bir problem teşkil etmektedir. Bunun içindir ki, yarın Roma Konferansı kapalı kapılar arkasında yapılacaktır. Uzmanların raporlarından başka Monsenyör Giovanni Innocenzo’nun da konuşması öngörülmüştür. Libya’da bulunan Vicario Apostolico doa Kaddafi rejimi ile güç ilişkilerden söz edecektir.

Genelde çoğunluğu müslüman olan ülkeler katolikler için nazik yerlerdir. Bunların en önemlisi Suudi Arabistan’dır. Burada yaşayan yüz bin kadar hristiyan rahipsizdir. İslâm’ın kutsal yerlerinin bekçileri olan Suudi Arabistan yetkilileri en küçük bir diyaloğa yanaşmamaktadırlar.
Kongreye katılanlardan Vatikan mensubu Monsenyör Vittorio lanari Mussolini’nin şu sözlerini hatırlatmaktadır: “Eğer müslümanlar Mekke’de bir kilisenin açılmasını kabul ederlerse Roma’da bir cami açılabilir”; “fakat dini kimliğimizin korunması ticari bir mantıkla bağdaşamaz”. Rüşdi olayından başka, büyük göçlerle İslâm yalnız İtalya için değil, Avrupa için de bir problemdir. Federal Almanya’da 2 milyon civarında, İngiltere’de 1,5 milyon, Fransa’da 2 milyon, Hollanda’da 300 bin müslüman vardır.

“Bir mevcudiyet haline gelen İslâmiyet bizi düşündürüyor” diyor Isnari. Karşılıklı evlenmeler daha ciddi bir problem oluşturmaktadır (Bu konu konferansda M. Bormann tarafından ele alınacaktır) Fakat bu tek problem değildir: Afganistan’daki tek rahip P. Vanni Bressan’a göre İslâm entegrizminin Batı’ya girişi küçümsenmemelidir.”

1- Yediler, İsmail, İstemeseler de, Zaman Gazetesi, 3.9.1989.
2- Bediüzzaman Said Nursi, İşârât-ül-İ’câz, 48-50.
3- Kur’ân, AI-i İmran, 61.
4- Kur’ân, AI-i İmran, 14; Elmalılı, 1011 vd., 1050 vd.

Prof. Dr. Ahmed Akgündüz
Avrupa İslâm’dan Neden Korkuyor ?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here