Author Archives:

Mevlid Kandiliniz Mübarek Olsun

mevlid kandili Mevlid Kandiliniz Mübarek Olsun

SİTEMİZE MADDİ MANEVİ DESTEKLERİNİZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİZ...

Erkan Ocaklı’nın Bütün Albümleri

Erkan Ocaklıya ait ulaşabildiğimiz 33 adet albümün parça isimleri ve albüm coverleri aşağıdadır iyi seyirler…

Erkan Ocaklı – 1 Türküola

1trkola Erkan Ocaklının Bütün Albümleri

Erkan Ocakli – Balali Köy
Erkan Ocakli – Espiya Deresi
Erkan Ocakli – Günes Aldi Yaylaya
Erkan Ocakli – Habu Yalan Dünyayi
Erkan Ocakli – Hapishane İçinde
Erkan Ocakli – Hastane Yolunda
Erkan Ocakli – Kara Yemiş Dibine
Erkan Ocakli – Karni Büyük Koca Dünya
Erkan Ocakli – O Sevdali Gözlere
Erkan Ocakli – Oy Emine
Erkan Ocakli – Parası
Erkan Ocakli – Rize Güzel Memleket
Erkan Ocakli – Tara Saçlarını Tara
Erkan Ocakli – Trabzonun Kazalari
Erkan Ocakli – Yapmayin Böyle Kizlar
Erkan Ocakli – Yeni Sevda Eyledim

SİTEMİZE MADDİ MANEVİ DESTEKLERİNİZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİZ...

Salâ neden okunur, incelikleri nedir?

cenaze olum sela Salâ neden okunur, incelikleri nedir?

Cenaze Selası - Cuma Selası

Salâ neden okunur? Niye içlidir ve dinleyene hüzün verir? Ölümü haber vermek için okunan salâ cuma ezanından bir saat önce niye okunur?

Gülizar Baki’nin haberi
Anadolu’nun birçok şehrinde pazartesi ve perşembe geceleri de okunuyor. Hatta bazı yerlerde her vakit… Salâ, mahiyeti unutulmuş çok incelikli bir gelenek.

Mahallede bir cenaze varsa hüzünlü bir sesle okumaya başlar müezzin. Mahalle sakinlerinden kimin vefat ettiğini öğrenmek isteyen kulak kesilir. Bir de cuma günleri öğle ezanından bir saat önce okunur. Salâyı duyan, o günün cuma olduğunu hatırlar. Çoğu kişinin salâya dair zihnindeki bilgi bundan ibarettir. Halbuki salâ kadim bir gelenek. Eskiler sadece cenaze haberini vermek ve cuma için okumazdı. Mesela Anadolu’da bazı yerlerde akşam ezanı hariç her ezanla birlikte salâ okunurdu. (Akşamın vakti kısa olduğu için okunmadığı olurmuş.) Özellikle de sabah ezanından önce salâ okunması pek yaygındı. Her vaktin salâsı ayrı makamda okunurdu. Pazartesi ve cuma gecelerinin salâsı daha özeldi. Pazarı pazartesiye bağlayan gece salâ okunmasının sebebi, o günün Efendimiz’in doğum ve ölüm günü olduğuna inanılmasıdır. Aslında bunlar Peygamber Efendimiz’in hatırlanması ve saygıyla selamlanması için birer vasıta olarak görüyorlar.

SİTEMİZE MADDİ MANEVİ DESTEKLERİNİZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİZ...

Ağa Kapısı Cafe | Nerededir | Nasıl gidilir

aga kapisi 0 Ağa Kapısı Cafe | Nerededir | Nasıl gidilir

Ağa Kapısı Giriş

İstanbul’un muhteşem manzarasını seyredip soluklanabileceğiniz en güzel yerlerden birisi olan Süleymaniye’de kentsel dönüşümün kıpırtıları henüz yeni yeni başladı. Ne olup bitiyor diye meraklanıp kendimi İstanbul Müftülüğü’nün yanındaki Fetva Yokuşuna vurmuşken rastladım.

Ağa Kapısı Cafe‘ye. Kentsel dönüşüm sinyal vermeden bulunduğu yerin çehresini dönüştüren bu güzel mekanı daha önce keşfetmemiş olmanın verdiği hayıflanma ile daldım kündekâri kapısından içeriye. Kapı da tam ağa kapısı maşallah, nefis işlemesiyle insanı tutup Osmanlı taşı döşenmiş zeminden içeri çekiyor zaten.
İçerinin sessiz ve sakin atmosferine eşlik eden telkâri avizeler sizi adeta eski İstanbul kahvehanelerinden birinin içindeymiş hissini veriyor. yüzünüzü sola çevirir çevirmez İstanbul’un o nefis aydınlık yüzüyle karşılaştırıyor sizi. Önünüzde Galata Kulesi’nden Yeni Camii’ye ve Topkapı Sarayı’na kadar uzanan harika bir panorama eşlik ediyor. Aynı zamanda güzelim aperatifleri ve doğal bitkisel çaylarıyla da başka bir zevk yaşatıyor.
Mekanın sahibi Faruk Keleş, Burada eski İstanbul havası var derken haklı. Mekanda bulunan her şey onun özel zevkini yansıtıyor. Hatta müşterinin rahat oturacağı ergonomik ahşap sandalyeyi seçmek için altı saat sandalyede oturmak zorunda kalmış Faruk Bey. Mekandaki avizeler, masalar, bardak ve fincan seçimleri ve daha bir çok detay üzerinde uzun uzun düşünülmüş.
Bir yıldır Süleymaniye‘de hizmet veren iki katlı Ağa Kapısının alt katında tuvalet ve mescit var. Aynı zamanda İstanbul manzarası gören 10-15 kişilik özel bir salon, şirket toplantıları ve kalabalık aileler için tasarlanmış. Beyaz deri koltukların bulunduğu özel salon da yer alan teleskopta İstanbul’u daha yakından seyredebilirsiniz.

Üst katta olanlar üzülmesin, onlar için de dürbün mevcut. Çayınızı yudumlarken İstanbul’u dürbünle izleyip vakit geçirmeniz mümkün Ağa Kapısı’nda. Daha çok üniversiteden akademisyenlerin, edebiyat gruplarının, üniversite öğrencilerinin ve Tahtakale esnafının tercih ettiği ahşap dekor ağırlıklı cafe, 50 kişilik bir kapasiteye sahip. Sabahleyin 10′da açılan ve bazı geceler gece 02:00′ye kadar açık kalan mekanda sabah kahvaltı yapmanız da mümkün. Yalnız kahvaltı için rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Kahvaltı tabağı, kızarmış ekmek, limitsiz çay ve doyumsuz manzara 10 YTL. Güzel çayları servis eden Ensar Albayrak’ın gülümseyen yüzü ve titiz hizmeti de cabası. Yemekten çok içecek ağırlıklı çalışan Ağa Kapısı‘nın en önemli özelliği bana kalırsa naturel çayları. İlginç çayları menüden okuyunca hepsinin tadına bakmak istiyor insan. Neler yok ki; rezene, Sudan, havlıcan, ısırgan, karabaş otu, sinameki, gül, stres, bahar çayı… Hatta içebilirseniz keçiboynuzu çayı bile var. Menüde şu an 24 çeşit doğal çay var ama bu sayının iki kat daha artacakmış. Hatta Ağa Kapısı’nın en güzel yönlerinden birisi de bazı özel çayları müşterilerinin belirlemeleri. Mesela içinde biberiye, nane ve tarçının bulunduğu hoş içimli çay şair Mevlâna İdris’e ait. Menüde Mevlâna çayı diye satılıyor. Bir de Nedimî çayı var, onun formülü de Nedim isimli bir müşteriye ait. Eğer sizin de kendinize özgü bir bitki çayınız varsa, bunu Ağa Kapısı‘nın menüsüne ekletmeniz mümkün.

Fevzi Çakmak ve Kazım Karabekir nasıl unutturuldu ?

ismet inonu Fevzi Çakmak ve Kazım Karabekir nasıl unutturuldu ?

İsmet İnönü

İsmet Paşa hiç savaş kazandı mı?

Hatta bir seferinde Refet Bele ve diğer İstiklal Savaşı komutanları kendi aralarında konuşurlarken bir gazeteci gelmiş, onlara “İnönü zaferi”ni sormuş, paşalar hep birlikte gülüşmüşler.
Gazeteci bir pot mu kırdım acaba deyip gülüşmelerinin sebebini sorunca “Canım” demişler, “onu bize anlatma, İnönü kaçarken adamları gelip Yunanlıların da geri çekildiklerini haber veriyorlar, bunun üzerine düşmanın üzerine hücum ediliyor, Yunanlılar zaten kaçıyor, hepsi bu!” Bunun üzerine gazeteci merakla sormuş: “Peki Atatürk’ün İnönü’yü tebrik ettiği, “Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makus talihini de yendiniz” dediği telgraf neyin nesi o zaman?”
Refet Bele gülerek cevap vermiş:
“Mustafa Kemal Paşa İsmet’in morali bozulmasın diye ‘Söyleyin Hamdullah Suphi Beye, benim ağzımdan şuna bir telgraf döşensin’ demiş. İşte bu telgraf o telgraftır.” İkinci İnönü Muharebesi ise Fevzi Çakmak’ın son andaki müdahalesi sayesinde hezimete dönüşmekten kurtulmuştur. Meclis zabıtlarını okuduğunuz zaman görürsünüz ki, istisnasız herkes bu zaferin Fevzi Çakmak’a ait olduğuna inanmaktadır. Aksini düşünen dahi yoktur. (İyi ama kimse Fevzi Çakmak’ın bir zafer kazandığını okuyamaz kitaplarımızda.) Nitekim İsmet Paşa da telgrafında İnönü savaşını gerçek kazanan komutanın Genelkurmay Başkanı Çakmak olduğunu beyan etmiştir:

Fetih 1453 17 Şubat’ta Sinemalarda

fetih 1453 Fetih 1453 17 Şubatta Sinemalarda

Fetih - 1453

”Fatih Olmasaydım Ulubatlı Hasan Olmak İsterdim”  Fatih Sultan Mehmet Han

 17 Şubat’ta sinemalar da..

Cumhuriyet bir ‘Redd-i miras’ üzerine kurulmuştur

yavuz bahadiroglu 300x217 Cumhuriyet bir ‘Redd i miras’ üzerine kurulmuştur
Yavuz Bahadıroğlu

Resmi ideoloji” nereye kadar? Demiştik ki, “cumhuriyet bir ‘redd-i miras’ üzerine kurulmuştur”. Alfabemizi reddettik… Kılık kıyafetimizi reddettik… Hukuk sistemimizi reddettik… Müziğimizi reddettik… Mimarimizi reddettik… Tarihimizi reddettik… Ecdadımızı reddettik… İlhamını dinimizden alan köklü kurumlarımızı (medrese, tekke, zaviye) reddettik… Dilimizi reddettik… Hatta ve hatta dinimizi bile (âdeta) reddettik (en azından buna zorlandık)… Bunlar bir medeniyetin temel taşları sayıldığına göre de, medeniyetimizi reddettik. Tabii bir kimlik bunalımına sürüklenip arabeskleştik… Biraz Batılı, biraz Doğulu… Biraz Amerika, biraz Avrupa… Biraz Roma, biraz Mekke… Biraz Müslüman, biraz Hıristiyan (yaşam biçimi olarak)… Biraz muhafazakâr, biraz devrimci… Biraz mafya, biraz kanun! Bu yüzden hemen her sahada bitmez tükenmez tereddütler, hemen her alanda şaşkınlıklar, hemen her şey yaz-boz tahtası… İstikrar kırmızı mumla aranıyor! Ayrıca, yaşanan “redd-i miras”, işte bu türden “kültür ihtilâli”nin eseridir! Hatırlayalım ki, “kültür ihtilâli” dünyada yalnız üç milletin başına geldi: Çinlilerin, Arnavutların ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının… Mao’nun ölümüyle Çin bu yoldan döndü. Hatta aralarında Mao’nun karısının da bulunduğu “kültür ihtilâli” mimarlarını cezalandırdı, kadîm kültürüne sarılıp bunun moral etkisi sayesinde adeta “yeniden diriliş”i gerçekleştirdi (Türkiye yeni anayasa sürecinde böyle bir yola girer mi dersiniz?). Çin’in birden bire ekonomik bir dev olma yoluna girmesi ve bu açıdan dünyayı tehdit etmeye başlaması tesadüflerle izah edilemez. Kanaatimce bu hızlı atılımlar, Çin’in yıllar sonra kendi kültürüyle nihayet buluşmasından gelen moral gücün sonucudur. Arnavutluk da, keza, Enver Hoca’nın ölümünden hemen sonra kültür ihtilâli yolunda kendini inkârdan vazgeçti. Dinini ve kültür kaynaklarını yeniden keşfetmeye çıktı. Kapatılan camileri, medreseleri, tekkeleri açtı. Kılık kıyafet tercihini serbest bıraktı. Kısaca “resmi ideoloji” denilen devlet dayatmacılığından döndü. Şimdi, komünizmin çürüttüğü toplumsal dinamiklerini kurmaya ve dirilmeye çalışıyor. Kültür ihtilâline muhatap olan dünyanın üçüncü ülkesi Türkiye ise benzer adımlar atıyor. Ama büyük bir handikabı var: Kemalizm! Kemalistler Türkiye’nin yeni başlangıçlar yapmasına izin vermiyorlar. Etkili makamlarda (vaktiyle ele geçirdikleri) oldukları için de, direnip siyasetin işini zorlaştırıyorlar. Sayın Başbakan’ın sık sık bürokrasiden yakınması boşuna değil. Engellendiğini düşünüyor. Engelleniyor da… Ama direniş aşılamaz değil. Bizim gibi son derece netameli bir coğrafyada yaşamak için her gün yenilenmek zorunda olan dinamik ülkelerde eski dogmaları ilânihaye sürdürmeye zaten imkân yok. 30’lu, 40’lı yılların ihtiyaçlarına göre oluşturulan sistemlerin yeni gelişen ihtiyaçlara hem cevap veremediği, hem de bu yüzden ülkeleri tıkadığı biliniyor. Kim bundan daha fazla tıknefes olmak ister ki? Tıkanmışlıktan nemalananlar hariç… Kısacası, Türkiye, bu çağı da ıskalamamak için, hızla değişmek zorunda… Yavuz Bahadiroğlu – Yeni Akit (2011-10-16)

Avrupa Keriman Halis’in Güzelliğine mi vurulmuştu ?

dunya guzeli keriman halis 300x225 Avrupa Keriman Halisin Güzelliğine mi vurulmuştu ?
Dünya Güzeli Keriman Halis

Türkiye’nin ilk “Dünya Güzeli” Keriman Halis Ece Tamer (99), İstanbul’da kızının evinde hayatını kaybetti..
PEKİ AVRUPA (HRİSTİYAN) TOPLUMU KERİMAN HALİSİN GÜZELLİGİNE Mİ VURULMUŞTU!..
1932 senesinde Cumhûriyet Gazetesinin tertiplediği güzellik yarışmasını Keriman Hâlis kazanmıştı.
Aynı yıl Belçika’nın Spa şehrinde 28 ülkenin katılmasıyla dünyâ güzellik yarışması düzenlenmişti.
Keriman Hâlis bu yarışmaya Türkiye’yi temsilen katıldı. Günlerce Spa şehrinde kalan güzeller, çeşitli kimselerle görüştü ve konuştular.
Yarışma gününde jürinin önünden kızlar birer birer geçip giyimleriyle, bakışlarıyla, tebessümleriyle puan toplamaya çalıştılar. Jüri salona geçip puan değerlendirmesi yapmak istedi.
Başkan kürsüye geçerek şöyle konuştu: “Sayın jüri üyeleri, bugün Avrupa’nın, Hıristiyanlığın zaferini kutluyoruz. 1400 senedir dünyâ üzerinde hâkimiyetini sürdüren İslâmiyet artık bitmiştir. Onu Avrupa Hıristiyanları bitirmiştir.
Elbette Amerika’nın ve Rusya’nın hakkını inkar edemeyiz. Neticede bu, Hıristiyanlığın zaferidir.
Müslüman kadınların temsilcisi, Türk güzeli Keriman, mayo ile aramızdadır. Bu kızı zaferimizin tacı kabul edeceğiz, onu kraliçe seçeceğiz. Ondan daha güzeli varmış, yokmuş bu önemli değil. Bu sene güzellik kraliçesi seçmiyoruz. Bu sene Hıristiyanlığın zaferini kutluyoruz.
Avrupa’nın zaferini kutluyoruz. Bir zamanlar Fransa’da oynanan dansa müdâhale eden Kanûnî Sultan Süleyman’ın torunu işte mayo ve sütyen ile önümüzdedir. Kendini bizlere beğendirmek istemektedir.
Biz de bize uyan bu kızı beğendik, Müslümanların geleceği böyle olması temennisiyle, Türk güzelini dünyâ güzeli olarak seçiyoruz. Fakat kadehlerimizi Avrupa’nın zaferi için kaldıracağız.”
KAYNAK : YALAN SÖYLİYEN TARİH UTANSIN MUSTAFA MÜFTÜOĞLU 269 ’170 – YENİ REHBER ANSİKLOPEDİSİ 357

Cpanel’de Döküman (Sayfa) Önceliği Nasıl Ayarlanır?

apache configuration 150x150 Cpanelde Döküman (Sayfa) Önceliği Nasıl Ayarlanır?Merhaba arkadaşlar, bu bölümde kafanıza takılan index.htm başta olsun eğer ftp de index.htm varsa öncelik olarak onu açsın. index.htm yoksa ardında ki dosyaya geçsin o da index.html. Böyle birşey yapılabilir mi eminde değilim diye düşündüğünüz bir soruya çözüm bulmaya çalışacağız.

Yönetimi size ait olan WHM Linux Cpanel bir serverde aşağıdaki resimlerde yer alan bölümlerden sayfa önceliğinizi yukarı – aşağı taşıyarak dilediğiniz index.php, index.htm, index.html, default.htm, default.html vs. gibi anasayfa varyasyonlarının önceliğini değiştirebilirsiniz.

Windows 7 Kurulu Bir Sabit Diski Başka Bir Bilgisayarda Kullanmak

adam Windows 7 Kurulu Bir Sabit Diski Başka Bir Bilgisayarda KullanmakSenaryo 1: Yeni bir Notebook aldınız ve eski bilgisayarınızdaki sabit diski buna takarak hiç işletim sistemiydi, programdı kurmakla uğraşmadan kullanmaya devam etmek istiyorsunuz. Ama 2 bilgisayarın donanımı birbirinden tamamen farklı?

Senaryo 2: Yeni bir sistem topladınız ama sabit diskinizi değiştirmeyi düşünmüyorsunuz ve işletim sistemiydi, programdı kurmakla uğraşmadan kullanmaya devam etmek istiyorsunuz. Ancak eski bilgisayarınız ile yeni topladığınız sistemin donanımı birbirinden tamamen farklı?

Senaryo 3: Masaüstü bilgisayarınızda majör donanım değişiklikleri yapacaksınız amaWindows’un açılmamasından korkuyorsunuz yada açılmıyor…

Osmanlı Mirasına İhanet

ahmet akgunduz 300x197 Osmanlı Mirasına İhanetCumhuriyet döneminin başlarında ve 1950 öncesine rastlayan zamanlarda, gayr-ı müslim lere ait vakıflar ve mektepler büyük bir itina ile himâye görürken, müslümanlara ait vakıflar çarçur edilmiştir. Ali Himmet Berki ‘nin tesbitine göre 200 ile 300 bin arasındaki vakıf malı İstanbul’da,çoğunlukla da gayrımüslimlere olmak üzere, yok pahasına satılmıştır. İki caminin arası ölçülmüş ve eğer 500 metreyi geçiyorsa, küçük olanı yıkılmıştır. Hamdolsun öz yurdumuzda azınlık statüsünden kurtulmaya başladığımızdan beri, bu konulara da sahip çıkmaya başlamışızdır.

1923 tarihli Lozan Muâhedenamesi ise, ekalliyetlerin himâyesi için 9 madde sevkederken, öz vatanında ekalliyet durumuna düşen müslüman Türk halkı için, ciddi bir şey ortaya koyamamıştır. Bu arada fethin ve İslâm’ın sembolü olan Ayasofya’da, Fâtih ‘in cami halini değiştirenlere lanet etmesine rağmen, yâd eller tarafından, eski haline çevrilememişse de, asıl maksadı da ortadan kaldırılarak müzeye çevrilmiştir. Kanaatimize göre, Ayasofya, Lozan’ın “Türk hükümeti, mezkûr ekalliyetlere ait kiliselere, havralara, mezarlıklara ve sair müessesât-ı diniyeye her türlü himâyeyi bahş eylemeyi taahhüd eder” şeklindeki 42. maddesinin III. fıkrasına dayanılarak kapatılmıştır. Ancak kapatılma kararı, hem eski vakıf hukuku açısından ve hem de kararın şekli açısından hukuka aykırıdır. Zaten bakanların bir çoğu da imzalamamıştır.

Netice olarak, Lozan Muâhedenâmesinden sonra, İngiliz Avam Kamarasında “Türklerin istiklalini ne için tanıdınız?” diye yükselen itirazlara, yahudi olan Lord Gürzon şu cevabı vermiştir: “İşte asıl bundan sonraki Türkler, bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşamayacaklardır. Zira biz onları maneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz”. Yine kendisi gibi yahudi olan Nayim Hayun ise “Siz Türkiye’nin mülkî istiklalini kabul ediniz. Onlara ben İslâmiyeti ve İslâm’ın bayraktarlığı vasfını, ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüd ediyorum” demiştir. Ve gerçekten de Nayim, Türk murahhaslar heyetinin müşaviri durumundadır. Ancak müslüman Türk milleti rahmet-i ilâhiyyeden ümit kesmemiştir ve Yüce Allah da, bin senedir dininin bayraktarı olan Türk milletini yine eski haşmet ve şevketine kavuşturacak günlere getirmiştir. Yani tekrar müslüman Türk milletinin hâkim sınıf ve azınlıkların da azınlık olacağı bir devreye girmiş bulunuyoruz. Bu silsilenin son halkası Ayasofya’dır ve bazı yahudi bozmaları istemese de, tekrar ulu ma’bed haline gelecektir.

Ahmet Akgündüz

Her Yönüyle Trabzon Etkinlikleri 6

her yonuyle trabzon etkinlikleri 6 725x1024 Her Yönüyle Trabzon Etkinlikleri 6

Her Yönüyle Trabzon Etkinlikleri 6

Başkentte Trabzon Fırtınası 6′ncı yılında
Trabzon Vakfı Ve Trabzon Kültür Derneği´Nin Ankara´Da Düzenlediği Her Yönüyle Trabzon Etkinlikleri´Nin Altıncısı Kapsamında Kuzeyin Oğlu, Hemşehrileri Ve Ankaralılar İle Buluşuyor.

23 Şubat 2012 Akşamı Saat 19:30´Da
Ankara Ticaret Odası Konser Salonu
Volkan Konak
Sunay Akın Ve
Kuzeyin Uşakları Horon Ekibine Ev Sahipliği Yapacak.

Trabzonlu Araştırmacı Yazar Sunay Akın Aklınızdaki Kapıları Gülümseme Anahtarı İle Açaçak “Söz Gösterisi” Adlı Tek Kişilik Oyunu İle Sahne Alacak.

Yeteneksizsiniz Türkiye Finalistlerinden Kuzeyin Uşakları Horon Ekibi Gösterisi İle İzleyenlere Coşkulu Dakikalar Yaşatacak, Ardından Gece Volkan Konak’ın Muhteşem Konseri İle Devam Edecek.