Allah’a Duayla Yönelmek

0
805 kez
DuaAklımıza çok dua etmemize rağmen dualarımızın gerçekleşmediği fikri düşebilir. Ancak unutmamak gerekir ki, duanın yanında müslümanların üzerine düşen bir sorumluluk vardır. O da yükümlülüklerini yerine getirmeleri.

Bazen öyle daralır, öyle sıkışırız ki sığınacak, derdimizi dökecek ve gözyaşlarımızı yanında rahatça akıtacağımız birini ararız. Böylesi durumlarda en rahat sığınacağımız, sıkıntımızı rahatça arz edebileceğimiz, gözyaşlarımızı bir kayda tabi tutmadan akıtabileceğimiz yegane zat Allah’tır. O, bizden öncekilerde olduğu gibi, bizleri de merhamet ve şefkatiyle huzuruna kabul eder ve duamızla birlikte bizlere yönelir. O’nun huzurunda derdimizi açtığımızda, içimizi döktüğümüzde rahatlarız; sırımız onunla aramızda kalacağı için bir endişeye de kapılmayız.

En yakın anlar

Şüphesiz dua kulun Allah’a en yakın olduğu zamanlardandır. Çünkü kul duada Allah ile doğrudan iletişime geçer. Arada herhangi birini bulundurmadan gönlünden geldiğince içini döker ve O’ndan yardım diler. Duada bir başkasını kandırma, gösteriş gibi hususlar yer almadığından, yalvarmanın ardından insanda oluşan iç huzur kişiyi mutlu eder, Rabbine münacat etmenin verdiği haz tarifi imkansız bir rahatlama sağlar.

Kullarının kendisine yönelmesine ne kadar ihtiyaçları olduğunu bilen Allah Tealâ O’na yönelerek dua etmemizi, derdimizi ve sorunlarımızı açmamızı ve O’ndan yardım dilememizi ister. Bir ayette şöyle buyurur: “Bana dua edin, duanızı kabul edeyim.” (Mü’min, 60). Peygamber s.a.v. Efendimiz de bir hadislerinde şöyle buyururlar: “Allah’ın geniş hazinesinden isteyin. Zira Allah kendisinden istenmesini sever.”

Peygamberimiz duayı tavsiye ettiği gibi, hayatının hemen hemen her diliminde O’na dua ederdi. Evine girip çıkarken, yemek yiyince, yeni bir elbise giyince, turfanda bir meyve tadınca, yolculuğa çıkarken velhasıl hayatının her karesinde Allah’a münacatta bulunurdu. O böyle yaparak her vakit O’na olan ihtiyacını ve kulluğunu arz ederdi.

Bu nedenle, sıkıntılı anlarımızda Allah Tealâ’nın dualarımıza yönelmesini istiyorsak, derdimiz olmadığı zamanlarda da O’nu unutmamalıyız. Her halükârda O’na şükran ve hamdimizi arz etmeliyiz. Bunu yaparsak, başımız sıkıştığında O’na yönelmeye yüzümüz olur. Bu hususa değinen Efendimiz s.a.v. şöyle buyurmaktadır: “Kim, üzüntüler ve güçlüklerde duasının kabul olunmasını isterse, bolluk ve mutluluk zamanlarında çok, çok dua etsin.”

İki anahtar

Duanın kabul edilmesi için önemli iki hususun yerine getirilmesi gerekmektedir:

Birincisi, duanın içten yapılmasıdır: Allah’a yönelerek yapılan her şey bir ibadet olduğundan dua da ibadettir. Bu nedenle samimi yapılması gerekir. İnsan Allah’ın huzurunda olduğunu bilmeli ve yaratanına bütün kalbiyle yönelmelidir. Hz. Peygamber s.a.v. “Kabul olunmayan duadan Allah’a sığınırım..” buyurmaktadır. Bununla herhalde, kişinin kendisini vermeden, gelişigüzel yaptığı duayı kastetmektedir.

Ebeveynler çocuklarından yapmalarını istedikleri işleri çocukları isteksiz ve gelişigüzel yaptığında nasıl rahatsız oluyorlarsa, Allah da gönülden yapılmayan dualardan elbette memnun olmayacaktır. Dolayısıyla kul gerçekten Allah’tan bir şey istiyorsa, bunun gereğini yerine getirmelidir. Yaptığı duadan habersiz olmamalıdır. Ağzından dökülen ifadeleri gönlü dinlemelidir. Ezberlediği birkaç cümleyi öylesine tekrar etmekten kaçınmalı, Allah’tan gerçekten istemelidir.

Duanın kabul edilmesi için gerekli olan ikinci önemli şart ise, insanın haram lokmadan kaçınmasıdır. Başkalarının mallarını haksız yere zimmetine geçirmekten, kamu hakkını sahiplenmekten uzak durmak gerekir. Hayatını haram yollardan kazanmakla geçiren, çoluk çocuğunu helal olmayan gıdayla besleyen insanların yapacakları dua elbette kabul olunmaz. Zaten böyle bir insan içten dua da edemez. Duasının kabul edilmeyeceğini de bilir. Nitekim Efendimiz s.a.v. bir hadislerinde şöyle buyurmaktadırlar:

“Bir kimse uzun bir sefere çıkar. Saçları dağılmış, toza toprağa bulanmış bir halde, ellerini semaya kaldırarak ‘ya rabbi, ya rabbi’ diyerek dua eder. Halbuki yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, beslendiği şeyler haramdır. Böyle bir kimsenin duası nasıl kabul edilir?”

Aslolan duanın kendisi

Allah’a gerçekten gönülden yaptığımız bazı dualarımızın kabul edildiğini ve arzumuzun gerçekleştiğini gördüğümüz çok olmuştur. Bunun yanında, bazı dualarımızın gerçekleşmediğine de şahit olmuşuzdur. Böyle durumlarda acaba dualarımız kabul olmadı mı gibi bir şüphe aklımıza takılabilir.

Bu hususta her şeyden önce duanın bir ibadet olduğunu ve sevabının ahirette verileceğini bilmemiz gerekir. Asıl olan bu ibadeti yerine getirmektir. Ayrıca istediğimiz şey bizim için hayırlı olmayabilir. Çünkü biz yerine getirilmesini istediğimiz ihtiyacımızın ileriki hayatımızda hayırlı olup olmadığını bilemeyiz. Hayırlı zannettiğimiz şey tam tersi bir duruma dönebilir. Dolayısıyla Allah Tealâ bizlerin duasını yine bizlerin iyiliği için kabul etmeyebilir.

Bize gerekli olan, duaya devam etmektir. İhtiyaç sahibi bizler, ihtiyacın arz edileceği kapı da Allah’ın huzuru olduğuna göre, bizlere düşen devamlı niyaz etmektir. Nitekim Hz. Ömer r.a. şöyle demiştir: “Ben duamın kabul edilip edilmemesinin ıstırabını çekmiyorum. Duaya devam edememenin ıstırabını taşıyorum.”

Amel duanın yoldaşıdır

Gönülden Allah’a yakardığımızda O’nu çok yakınımızda bulacağız. Bizi dinlediğini, O’na ulaştığımızı hissedeceğiz. Allah’a bu derece yakın olmanın hazzını tattıktan sonra O’na yakarmak bizler için tarifi imkansız bir mutluluk olacaktır. Hz. Peygamber s.a.v. Efendimizin şu duası hem sözleri hem de nasıl bir ömür sürmemiz gerektiğini ortaya koyması açısından çok güzeldir:

“Allahım! Senden her işte sebat etmeyi, takvaya gayretli olmayı, nimetine şükretmeyi, güzel ibadet etmeyi, doğru bir lisana ve temiz bir kalbe sahip olmayı dilerim. Senin bildiğin bütün kötülüklerden sana sığınırım. Senin bildiğin bütün hayırları diler, senin bildiğin günahlardan sana sığınırım. Muhakkak ki sen bütün gizli şeyleri çok iyi bilensin.”
Burada aklımıza, çok dua etmemize rağmen dünyanın pek çok yerinde ve özellikle Filistin’deki müslüman kardeşlerimizin durumlarında bir değişiklik olmadığı gelebilir. Bu son derece yerinde bir endişedir. Ancak unutmamak gerekir ki, müslümanların üzerine dua yanında düşen bir sorumluluk vardır. O da yükümlülüklerini yerine getirmeleri.

Her tarafı müslümanlarca kuşatılmış ve İslâm coğrafyasının tam göbeğine kondurulmuş küçücük bir devlet, cendere altına aldığı mazlumların hayatlarına kastediyor, onlara kan kusturuyor ve yaşadıkları bölgeyi açık hapishaneye çeviriyorsa, bu noktada müslüman olarak düşünmemiz gerekir. İslâm devletleri sorumluluklarının sadece cüz’i bir kısmını yerine getirebilselerdi acaba İsrail bu yaptıklarını yapmaya cesaret edebilir miydi? Peki bu devletçik sizce etrafını ve hatta dünyayı önemsiyor mu? Önemsemiyor elbette. Önemsemiyorsa, o zaman söz konusu ülkelerin idarecileri başta olmak üzere müslümanların ne kadar müslüman olduklarının sorgulanması gerekir.

Bu nedenle, kendi sorumluluğumuzdan kaçmamız ve sadece dua etmek suretiyle mesuliyeti yaratıcımıza havale etmemiz son derece yanlış olur. Oysa Efendimiz s.a.v. üzerine düşeni yerine getiriyor, bu arada Allah’a dua da ediyordu. Allah Tealâ da çalışmanın ve duanın bir araya gelmesinin ardından yardımıyla onu destekliyordu. Nitekim Hendek savaşında tüm hazırlığı yapıp düşmanla savaşırken, diğer yandan da Allah’a el açıp yardım talep ediyordu.
Elbette bu sadece Hz. Peygamber s.a.v.’e özgü bir durum değildir. O’nun rabbi olan Allah Tealâ bizlerden bir gayret gördüğünde, peygamberine yardım ettiği gibi bizlere de edecektir. Zira o tüm zamanlardaki bütün müslümanların rabbidir.

Makbul duaların sırrı

Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz makbul olan bazı duaları bizlere açıklamıştır. Bunların dördü şunlardır:

Bir müslümanın başka bir müslümanın arkasından yaptığı dua.

Böyle bir dua, kendisine dua edilen kişi orada bulunmadığından dolayı gerçekten samimiyetle yapılan bir duadır. Ayrıca başkasının onu Allah Tealâ’ya hayırla anması onun iyi bir insan olduğunu da gösterir.

Ebeveynin çocukları için yaptığı dua.

Bir insan için anne babasından daha samimi ve içten dua eden insan bulunamaz. Onların dualarında hiçbir gösteriş yoktur. Tamamen gönüllerinden gelerek dua ederler ve çocuklarının her zaman hayrını isterler. Allah da, anne babasını memnun etmiş, onlara elinden gelen hizmeti göstermiş, onları incitmemeye çalışmış, yaşlılıklarında hizmetlerine koşmuş, gerektiğinde sırtında bile taşımış evlat için yapılan duayı kabul eder.

Misafirin ev sahibi için yaptığı dua.

Misafir de evinde kendisine ikram edip ağırlayan, en iyi yemeklerle sofra kuran, malından fedakârlık eden, onu rahat ettirmeye çalışan, memnun ettirmek için elinden gelen hizmeti yapan ev sahibinden duyduğu memnuniyeti Allah’a arz eder, onun iyiliğini ister. Allah da bu duayı kabul eder.

Mazlumun duası.

Mazlumun gördüğü zulüm sebebiyle yaptığı dua kalbinin derinliklerinden gelir. Duası gözyaşlarına karışır çoğu kez. Duasıyla Allah Tealâ arasında bir perde olmaz. Âhı çoğu zaman kendisine zulmedeni dünyada yakalar. Atalarımızın dediği gibi, hiç kimsenin âhı yerde kalmaz. Etrafımızda güçsüz ve zayıfları ezen nice insan görürüz. Ama bir müddet sonra hiç ummadıkları bir yerden çok sert bir darbe yiyerek yere yıkılırlar. Zira su testisi su yolunda kırılır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here