Logo Background RSS

» 2008 » Aralık

  • Namaz canlıların tesbihini hissedebilmektir
    By nurahasret on Aralık 28th, 2008 | No Comments Comments

    Namaz, ruhen ve kalben incelmek, aczini ve fakrını bilerek Rabb’e (cc) yönelmektir. Namazın özü “tesbih, tahmid ve tekbir”dir. Kâinata baktığımızda aynı ibadetleri görebiliriz. Namaz, yaprakların hışırtılarında mevcudatın yaptığı tesbihi hissedebilme boyutudur.

    İnsan, insan olarak yaratılmıştır, dolayısıyla belli bir idrak sahibidir. Bu özelliğiyle o, adeta bütün mahlukatı temsil makamındadır. O kadar ki, eşyayı, eşyanın ötesinde esmayı, esmanın ötesinde Allah’ın sıfatlarını bilme iddiasıyla Cenab-ı Hakk’ı bilme gayreti içinde atını mahmuzlar, o sahillere doğru yelken açar ve, “Seni bilmek ve tanımak istiyorum Allah’ım!” der.

      (daha fazla…)

  • Canım Cihana Serpildi
    By nurahasret on Aralık 18th, 2008 | 1 Comment1 Yorum Comments

    Canım cihana serpildi, topla beni kıvam gerek…
    Ben esirim baştan beru, azat değil, zindan gerek…
    Günahkarım, rahmet nerde? Rahmet bana yüzün gerek…
    Ben deliyim, deli deli, zincir gerek, zincir gerek…
    Ben coşmuşum sel misali, misal bana yüzün gerek…
    Ben suretim, mana hani? Ben manayım suret gerek…
    Vakit geldi, vakit geldi, bu dünyadan geçmek geldi…
    Fermanı yaz, güzel ellim, geri dönmez izin gerek!…

    Samiha  Ayverdi

  • Gül Göktepe Kimdir?
    By Emrehan on Aralık 18th, 2008 | No Comments Comments

    İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara’da tamamladı. Ankara Kız Lisesinde iken fen dalında TÜBİTAK Bilim Adamı yetiştirme bursu ve çeşitli ödüller kazandı.

    Yüksek öğrenimini devlet burslusu olarak İngiltere’ de tamamladı. Lisans derecesini (BSc.)  Sussex Üniversitesi’nden, Yüksek Lisans derecesini (MSc)  Londra Üniversitesi Queen Mary / Imperial College’den Nükleer Reaktör Mühendisliği dalında aldı (1975).

    1976 yılında Başbakanlık Türkiye Atom Enerjisi Komisyonuna bağlı olarak Çekmece Nükleer Araştırma Merkezi, Nükleer Mühendislik Bölümünde göreve başladı. Reaktör teknolojileri, enerji planlaması, yakıt çevrimleri etüdü ve ekonomisi, nükleer güvenlik, ihtimalli risk analizi, insan faktörü ve insan güvenilirliği, çevresel risk ve çevre yönetimi konularında araştırma, geliştirme, inceleme ve uygulama çalışmaları yürüttü. İhtimalli risk analizleri ve insan faktörü mühendisliği dalında Türkiye’de ilk çalışmaları başlattı. (daha fazla…)

  • Halilli Köyü Derneği Ziyareti
    By Emrehan on Aralık 15th, 2008 | No Comments Comments

    6 Aralık 2008 Cumartesi günü Trabzon Dernekleri Federasyonu Gençlik Komisyonu, merkezi Bahçelievler’de bulunan Trabzon ili, Araklı İlçesi, Halilli Köyü Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğini ziyaret etti. (daha fazla…)

  • Zor İnsan
    By nurahasret on Aralık 14th, 2008 | No Comments Comments

    çiçeklerBazen duyarız. Biri için “zor insandır o” denir. Şöyle bir kulağımıza değer geçer bu söz. Belki çok fazla üzerinde durmayız. Bir de bazı insanlar vardır ki bizzat “zor adam” ya da “zor kadın” olarak tanımlarlar kendilerini. Kanıksamışlardır bu lafı adeta gönüllü bir yafta, taşıdıkları bir etiket gibi.

    Evliliklerini, dostluklarını, başka insanlarla ilişkilerini ve ilişkisizliklerini anlatırken, açıklarken bunu bir özür gibi sürerler önümüze. “Zor insanım ben,” derler. Bazen de eşlerden birinin diğeri için bunu söylediğine tanık oluruz. “Bizimki zor adamdır.” “Benim hanım zor hatundur.” Bu lafla her şeyi açıklamış gibi susarlar sonra gizemli bir tebessümle.

    Hani elimize bir büyüteç alıp baksak, kavramı şöyle bir incelemeye alsak. Ne demektir zor olmak bilinmez ama belli ki kelimenin kendisi cazip bir şeydir pek çoklarının dillerinde. Hallerinden şikayet eder gibidirler ama aslında şikayet değil, gizli bir iltifat vardır konuşmalarında. Saklı bir kıvanç. “Zor adam” olmak ilginç bir şey gibi gelir kulağa. Hani cazip bir nitelik. Adeta meziyet.

    Bilhassa sanat ve edebiyat çevrelerinde “zor adam” ve “zor kadın”lardan geçilmez. Nereye elini atsan, ne yöne dönsen, kiminle konuşmaya kalksan bir zor insanla burun buruna gelirsin. Sanki zorluk zihinlerimizde “özgünlük” ve “derinlik” ile özdeştir. Kolay insan basit addedilir. Zor insan ise katmanlı ve çekici. Hani zor olunca pek bir karmaşık, pek bir entelektüel, pek bir bohem olunurmuş gibi. “Zor adam” olmak nedense geçer akçedir kuşak kuşak sanatçılar, edebiyatçılar ve aslında biraz daha genellersek, geniş bir şehirli, modern, genç kesim arasında.

    Oysa bu yazıda tam aksini iddia edeceğim. Zor olan bir şey varsa eğer, hem kadınlar hem erkekler için, o da zor olmamak aslında. Yıpratmamak insanları, bizi sevenleri sevgilerinden ötürü cezalandırırcasına hırpalamamak, yani hayatı hem kendimiz hem başkaları için kolaylaştırmak, yumuşaklaştırmak, su gibi akıcı ve berrak kılmak var ya, işte en zoru bu. Yoksa kendine bir sıfat seçmek, o sıfatı benimseyip sabitleştirmek, bunu hem bir özür hem övgü gibi almak, bu hayali sıfatın arkasına saklanmak, onu bir bahane olarak kullanarak kalp kırmak ve bundan gocunmamak en kolayı. Zor olmakta hiçbir zorluk yok ki!

    Elimde bir kitap. Walter Benjamin’in Moskova Günlüğü’nü yeniden okudum bu bayramda. Moskova Günlüğü ince, sade bir kitap. Walter Benjamin’in Aralık 1926′dan Ocak 1927 sonuna dek Moskova’da geçirdiği iki ayın günlüklerinden oluşuyor. Durmadan kavga eden, kavga etmeden duramayan çiftler vardır. Tanırsınız onları. Belki başkalarından, belki kendinizden. Walter Benjamin ve Asja Lacis böyle bir çift idi.

    Bir dönem düşünün. 1929-30. Öyle bir zaman ki dünya bir savaştan çıkmış ve çok daha beterine doğru doludizgin gitmekte. Bir adam düşünün. Döneminin sayılı entelektüellerinden. Bedbin, hassas bir ruh. En nihayetinde kendi canına kıyacak kadar. Moskova’ya gitmesinin üç sebebi var. Bir taraftan dönemin pek çok sol görüşlü aydını gibi o da Moskova’yı gözünde büyütüyor, tanıma gereği duyuyor. Bir taraftan edebiyat var. Edebi yükümlülükler. Bu şehri yazmak istiyor. Kendi kaleminden kağıda dökmek. Üçüncü sebep ise hepsine ağır basıyor muhtemelen: Aşk.

    Ama zor bir çift onlar. Her ikisi de “zor insan” olmayı benimseyen. Birbirlerini yoran, habire kelimeleri didikleyen, kendilerini sevenleri hırpalayan tüm insanlar gibi…

    ELİF ŞAFAK (ZAMAN)

  • Karadeniz Üsküdar’da Bayramlaştı
    By Emrehan on Aralık 14th, 2008 | No Comments Comments

    11 Aralık 2008 Perşembe günü Karadeniz gençliği, Üsküdar’da ki Katibim restoranda www.karadenize.com editörü Melek BAKIRTAŞ tarafından organize edilen bayramlaşma yemeğinde bir araya geldi. (daha fazla…)

  • Bayramda Karadenize Davetlisiniz
    By Emrehan on Aralık 9th, 2008 | No Comments Comments

    Tulum : Filiz ilkay Balta – Kenan Ramazan Güloğlu ( Batumli)
    Tarih: 11.12.2008 (Bayramın 4. Günü)
    Yer: Katibim Restorant – Üsküdar
    Saat: 13.00

    Merhaba arkadaşlar, www.karadenize.com’un düzenlediği artık geleneksel hale gelen bayram buluşmalarımız bu bayramda da devam ediyor..
    Bayramın 4. günü saat 13:00′de, Üsküdar Katibim’de ( Teras Katı ) olacağız. Karadeniz
    ’imizin tek bayan tulumcusu olan Filiz İlkay Balta ve Kenan Ramazan Güloğlu’yla tuluma doyup yemek yiyeceğiz, Restoran da bulunduğumuz kat tamamen karadenizlilere ayrılacaktır, bayramda horona doymak isteyenlerin kaçırmaması gereken bir fırsat . (daha fazla…)

  • Türkiye'deki dağcılık kulüpleri
    By Emrehan on Aralık 7th, 2008 | No Comments Comments

    Dağcılık sporuna hizmet eden ve eğitim veren kulüpler…

  • Dağcılık Stilleri
    By Emrehan on Aralık 7th, 2008 | No Comments Comments

    Dağcılık sporunda farklı stillerde tırmanış yapılmaktadır.

  • Dağcılık
    By Emrehan on Aralık 7th, 2008 | No Comments Comments

    dağlarda yürüyüş ve kamp kurmanın yanı sıra tırmanma sporunu da kapsayan bir doğa sporudur.

  • Bayram Olsun Bayramlarınız…
    By nurahasret on Aralık 7th, 2008 | 1 Comment1 Yorum Comments

    Âlem-i İslâm’a rahmet su gibi 
    Aksın, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ. 
    Evleriniz cennet kokusu gibi 
    Koksun, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ. 
     
    Zindan, ‘medrese’dir; gam, yayla size 
    Farkı yok bin yılın bir ayla size 
    Melekler yukardan gıptayla size 
    Baksın, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.  
     

     

    (daha fazla…)

  • Kurban nedir? Kurban’ın Manası Ne demektir?
    By nurahasret on Aralık 5th, 2008 | No Comments Comments

    Hz. İbrahim’in (a.s.) peygamberliği, İslâm peygamberi Hz. Muhammed (a.s.m.) insanlık ve peygamberlik zincirinin ilk halkası Hz. Adem (a.s.) gibi bütün insanlığı etkilemiş, insanlık ve İslâmlık şahs-ı mânevîsinin tarihî ve mânevî gelişiminde önemli bir dönüm noktasının temsilcisi olmuştur. Onun ve ailesinin yaşadıkları bütün insanlık için mânevî alemlere açılan bir pencere hükmüne geçmiş ve mülk boyutunda Hz. Adem’in (a.s.) melekût boyutunda Hz. Muhammed’in çekirdeği olduğu, fihristeliğini yaptığı şecere-i hilkat ya da İslâmiyet’in akis hali olması gereken insaniyetin kolektif şuurunda derin izler bırakmıştır. Hz. İbrahim ve ailesinin yaşadıkları onların, dolayısı ile bizlerin ve bütün insanlığın Rabb-i Rahim’lerine, Hâlık-ı Kerim’lerine yakınlaşma yani bir akrebiyet-i ilâhiye serüvenidir. Yaratılış gayemizin hayat serüveninin nihai meyvesinin ortaya çıkış hali olan bu durum, asırlardır tekrar sembolize edilip yaşanmaktadır. (daha fazla…)

  • İstemenin esrarı
    By Emrehan on Aralık 5th, 2008 | No Comments Comments

    İçtenlikten, ruhanîler yaratılır; YARATICIMIZ, somut veya soyut her olgu türünden bilinçli canlılar yaratır. Dua ve istekler de ruhanî canlılara vasıta yapılan olgular arasındadır. İçtenlikli dualarınız, ruhunuzdan canlı ve bilinçli çıkarak evrene yayılırlar.

    Sözler’de açıklandığı üzere, Evrenin Sahibi, topraktan, taştan, sudan ve havadan çeşitli cisimsel canlılıklar yarattığı gibi; ışık, karanlık ve elektrik gibi, yarı soyut yapılardan da bilinçli varlıklar yaratmıştır. Dahası, tamamen soyut olan sesten, anlamlardan ve kelimelerden de canlılar meydana getirmiştir. (daha fazla…)

  • Duada Sınır Yoktur
    By Emrehan on Aralık 5th, 2008 | No Comments Comments

    DEĞERLİ bir okuyucumuz, dua ederken, açgözlü ve hırslı olmaktan korktuğunu dile getirmiş ve öğrendiği bir hikâyenin zihnini karıştırdığını yazmıştı.

    Hikâyeye göre, büyük bir zâtın huzuruna iki adam çıkıyor. Çok şey isteyen ve gözü yükseklerde olan biri yüksek koltuğa oturmak istiyor. Mekânın sahibi büyük zât buna çok sinirleniyor. Çünkü O’nun huzuruna çıkmak bile lütufken fazlasını istiyor.

    Diğer adam, mütevazi olduğu için kenarda bir köşe bulup oturuyor. O mekâna kabul edilmeyi bile en büyük lütuf olarak değerlendiriyor. Bu tutum o zâtın çok hoşuna gidiyor ve mütevazi adamı en yüksek koltuğa alıyor.

    Şöyle soruyor okuyucumuz: Acaba biz duada çok isterken hikâyedeki yüksek koltuğa oturmak isteyen hırslı adamın konumuna düşmeyecek miyiz? (daha fazla…)

  • Gıybet nedir? Gıybet neden kötüdür?
    By Emrehan on Aralık 5th, 2008 | No Comments Comments

    Eğer insanlar gerçekleri açık ve cesur bir ortamda eşit şartlar altında paylaşabilselerdi; yüzlerinden başka, gıyaplarında başka olmasalardı, savaşlar çıkmayacaktı; kavgalara, üzüntülere yer kalmayacaktı. Tüm felaketlerin, hatta ebedî kahroluşların ardında, gıybet tohumlarını bulacaksınız. Tüm kötülükler, gıybeti de beraberlerinde taşırlar.

    Bu yazımızda şu soruların cevaplarını arayacağız: Gıybet nedir? Gıybet biçimlerini nasıl sınıflandırabiliriz? Gıybet neden ve ne kadar kötüdür? (daha fazla…)

  • Stres ve Manevi Yaşam
    By nurahasret on Aralık 3rd, 2008 | No Comments Comments

    Gurur zayıf adamın güçlü taklidi yapmasıdır. ERIC HOFFER:”

    Tevhit inancında “Doktor ve ilaç sebeptir şifayı Allah verir” düşüncesinin ve İncil’de “Allah sizin yanınızdadır” inancının insana kazandırdığı faydaların ilginç örnekleri vardır.

    KONTROL DUYGUSU

    Bir insanın en büyük korkusu kontrol duygusunu kaybetme kaygısıdır. Kendisi ile, yakınları ile, beden ve akıl sağlığı ile kontrolü kaybedeceği düşüncesi bile o insanı çaresiz, güçsüz yapar. Kendini kötü hissetmeni netice verir.  İnsanoğlu doğaya hakim olma çabasında iken midesine, kalbine, iç organlarına sahip olamadığı ve kontrol edemediğini fark etmesi onun kendisini köyü hissetmesine neden olur.

    Bir çocuk düşününüz. Korkulu anın nedir denirse kendini güvende hissetmediği, kendini yönetemediği anı söyleyecektir. En mutlu anın nedir denildiğinde korktuğu anda annesinin kucağına sığında dakikaları söyleyecektir. (daha fazla…)

  • 1959 Cadillac modelleri
    By Emrehan on Aralık 3rd, 2008 | No Comments Comments

    Cadillac’in 1959 model yilinda uretilen cesitleri, en cok karistirilan modeller olarak Cadillac tarihine gecmistir. Bu konuda biraz detay vermekte fayda var.1959 yilinda Cadillac 11 degisik govde stilinde arac uretmistir.

  • Gelmedin
    By Emrehan on Aralık 1st, 2008 | No Comments Comments

     

     

                 Gelmedin


    Gelmedin son hayal de yanıp yanıp kül oldu
    Bu deruni kavgada kırılan gönül oldu
    Şimdi menziller elem,yürek duman,sine çak
    Devleri mahkum eden hayatım şimdi helak
    Gelmedin yıldırımlar düştü hülyalarıma
    Nasıl kıydın be zalim masum rüyalarıma
    Sana doğru her adım neden hep ölüm sunar
    Seni her andığımda renk solar,desen yanar

    (daha fazla…)

  • İlk Bayan Tulumcu – Filiz İlkay Balta
    By Emrehan on Aralık 1st, 2008 | No Comments Comments

    İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu Filiz İlkay Balta, ‘kadınlar tulum çalamaz, tulum çalmak bir kadına yakışmaz’ önyargılarını yıkarak adeta Karadeniz kadının azminin müzikal anlamdaki öncülüğünü ediyor. Balta, ‘’Ben tulum çalarken karşımdaki insanların gözleri parıldıyor” dese de asıl siz O’nu sahnede izlerken tulumla olan bağına ve gülümsemesine hayran kalıyorsunuz. İşte Filiz İlkay Balta’nın kendi sözleri ile müzikal yolculuğu… (daha fazla…)

  • Birol Topaloğlu – Destani
    By Emrehan on Aralık 1st, 2008 | No Comments Comments

    Karadeniz müziğinin önemli temsilcilerinden biri olan müzisyen Birol Topaloğlu Laz ve Karadeniz müziği üzerine yapmış olduğu albümlerin yanı sıra, yıllardır yine bu bölge üzerine yaptığı derleme ve araştırmaları ile de dikkat çekmektedir. Sanatçı; bu araştırmalar boyunca Laz müziğinin en önemli geleneği olan Destani müzik geleneğinin icrası üzerine yoğunlaştı. Yıllar sonra bu çalışmalarını, sade ve otantik hali ile “Destani” adını verdiği bir albümde topladı. Toplam 10 parçadan oluşan ve kendi alanında ilk olan bu albümle Topaloğlu, Laz müziğindeki Destani geleneği üzerine dikkat çekmeye çalışmaktadır. (daha fazla…)

Advertisement