Logo Background RSS

» 2008 » Kasım

  • Epilepsi [Sara] nedir?
    By Emrehan on Kasım 30th, 2008 | No Comments Comments

    Epilepsi Nedir ;
    Epileptik nöbet (Sara), beyindeki hücrelerin kontrol edilemeyen, ani, aşırı ve anormal deşarjlarına bağlı olarak ortaya çıkan bir durumdur. Beyin, insan vücudunun ana kumanda merkezi gibidir. Beyin hücreleri arasındaki uyumlu çalışma, elektriksel sinyallerle sağlanır. Nöbetin nedeni, bir tür beklenmeyen elektriksel uyarı olarak düşünülebilir. Kısaca; epileptik nöbet beynin kuvvetli ve ani elektriksel boşalımı sonucu oluşan kısa süreli ve geçici bir durumdur.

    (daha fazla…)

  • Kara Lahana
    By nurahasret on Kasım 29th, 2008 | 2 Comments2 Yorum Comments

    Karadeniz yöresinin en meşhur yiyeceklerinden bir tanesidir karalahana. İri ve kalın yapraklı bir bitki olan Kara lahana, C vitamini açısından zengindir. Ayrıca, A, B, E vitaminleri ile kalsiyum, potasyum, kükürt, magnezyum, bakır ve demir minerallerini bol miktarda içerir.

    Çok besleyici bir sebze olan kara lahana;

    - cilt, diş ve kemik dokularının sağlamlığını arttırır.

    -Vücuttaki zehirli maddelerin uzaklaştırılmasını sağlar.

    -İştah açar. İdrar söktürür ve kabızlığı giderir.

    -Kansızlıkta faydalıdır. (daha fazla…)

  • İnanan Sarsılsa da Devrilmez
    By nurahasret on Kasım 27th, 2008 | No Comments Comments

     “Gevşeklik göstermeyin, tasalanmayın;
    Eğer iman ediyorsanız üstünsünüz.”


    Hâlihazırdaki tablo oldukça ürpertici; ancak iman, ümit ve Allah’a teveccüh sayesinde aşıl-mayacak gibi de değil. Eğer insan, güneşe doğru yürür veya uçarsa, gölgesini arkasına almış olur; sırtını güneşe dönerse bu defa da gölgesinin arkasında kalmış olur. Bu itibarla gözlerimiz hep sonsuz ışık kaynağında olmalıdır. Evet, her şey, Âkifçe ifadesiyle: Allah’a dayanıp, sa’ye sarılıp, hikmete râm olmaktan geçmektedir. Ülkede iç içe kriz yaşandığı bir gerçek; ancak, sebepleri bili-nip, iman, ümit ve azimle karşı çıkıldığında, bu kabîl krizler hemen her zaman aşılmış; aksine, problemler vehim ve hayallerle köpürtülüp ya da onlar üzerinde politika yapıldığında şişmiş, bü-yümüş, olduğunun üstünde bir görünüme ulaşmış ve psikolojik tahribatıyla içinden çıkılmaz hâle gelmiştir.
    (daha fazla…)

  • Hamsinin faydaları
    By nurahasret on Kasım 25th, 2008 | No Comments Comments
    Kendisi küçük faydaları büyük, ‘denizlerin kralı, sofraların tacı’ hamsi, zengin bir protein deposu olmaktan başka bol miktarda iyot içermesi dolayısıyla zeka gelişimi açısından da faydalı bir besin olarak gösteriliyor.

    Ekmeğinden pilavına, buğulamasından ızgarasına, unundan yağına kadar çok geniş bir kullanım pörtföyü bulunan ve fıkralara konu olan hamsi, Karadeniz yöresinin ve kültürünün sembolü haline gelirken kış mevsiminin yaklaşmasıyla yolları gözleniyor ve yılda 3-4 ay boyunca bolca tüketiliyor.

     

    Yöre ekonomisine önemli katkıları bulunan ve çok sayıda kişinin ‘ekmek kapısı’ olan hamsinin faydaları saymakla bitmezken, uzmanlar hamsinin beklenen faydaları sağlaması için tüketilmesinde bazı hususlara dikkat edilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

    Hamsinin insan sağlığı açısından faydalarını sıralarken tüketiminde dikkat edilmesi gereken noktalar şunlar:

    (daha fazla…)

  • Trafik Kazası
    By Emrehan on Kasım 25th, 2008 | No Comments Comments

  • Çam Fıstığı nedir, Faydaları nelerdir?
    By Emrehan on Kasım 25th, 2008 | 2 Comments2 Yorum Comments

    Dünya ile üzerindeki mevcudat arasında doğrudan veya dolaylı bir irtibat söz konusudur. Dünyanın da içinde bulunduğu kâinatı ve orada hayat süren canlıları aynı Kudret yaratmıştır. Her şeyi bilen ve bütün mevcudata hükmü geçen Hâlık-ı Mutlak, özellikle insanın her türlü ihtiyacının teminine yönelik, canlı cansız birçok varlık yaratmıştır. Ekosistemde her biri çok mühim hususiyetler taşıyan nice bitki ve meyvenin birçok hikmete binaen yaratıldığı, insanoğlunun ilmî seviyesi arttıkça daha iyi anlaşılmaktadır. Bu bitkiler başta tıp, gıda ve endüstri olmak üzere, çeşitli sahalarda kullanılmaktadır. 

    ‘Koniferler’ denen ve 23 türü bulunan, yurdumuzda göknar, lâdin, sedir, ardıç, servi ve çam adıyla çeşitli bölgelerde görülen orman ürünleri, ekolojik çeşitlilik ve ekonomik fayda açısından oldukça mühim bir yere sahiptir. Bunlar içinde çamgiller (Pinaceae), açık tohumlu bitkilerdir. Bilinen birçok meyvenin aksine, bunların tohumları, meyvenin içinde saklı değil, kozalak pulları üzerindedir. İğne yapraklı olan bu ağaçların birçoğu, her mevsim yeşildir. Ülkemizde, tohumlarının yapısı ve bağlanma şekli farklı olan beş çam türü yetişmektedir. Bunlar; fıstık çamı (Pinus pinea), kızıl çam (Pinus brutia), Halep çamı (Pinus halepensis), kara çam (Pinus nigra) ve sarı çamdır (Pinus sylvestris). (daha fazla…)

  • Bilimin Zorlandığı Sorular
    By Emrehan on Kasım 25th, 2008 | No Comments Comments

    Kâinatın, içinde gömülü bulunduğu metafizik hakikati idrak etmede yaşadığımız en büyük zorluk, yaradılışa içeriden bakıyor olmamızdır. Bizler zaman, uzay ve maddeyle kayıt altına alınamayan metafizik gerçekleri idrak etmeye çalışıyoruz; çünkü bütün düşüncelerimiz fizikî tecrübelerimize dayanıyor. Ömrünü kutuplarda geçirmiş, suyu hep buz olarak algılayıp mânâlandırmış bir insana, yıllar sonra buharı gösterseniz ve ‘Bu da sudur!’ deseniz, onu ikna etmekte elbette zorlanırsınız. (daha fazla…)

  • Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri – Tevfizname
    By Emrehan on Kasım 25th, 2008 | 1 Comment1 Yorum Comments

    Hak serleri hayreyler
    Zan etmeki gayreyler
    Arif ani seyreyler
    Mevla görelim neyler
    Neylerse güzel eyler

    Sen Hakk’a tevekkül kil
    Tevfiz et ve rahat bul
    Sabreyle ve razi ol
    Mevla görelim neyler
    Neylerse güzel eyler

    Kalbin ana berk eyle
    Tedbirini terk eyle
    Takdirini derk eyle
    Mevla görelim neyler
    Neylerse güzel eyler (daha fazla…)

  • Horon nedir?
    By Emrehan on Kasım 24th, 2008 | No Comments Comments

    Horonun kökeni ve kelime anlamı :
    Türkler, tarihin akışı içinde Orta Asya’dan batı dünyasında doğru akarken, hiç kuşkusuz sosyal kültürel özelliklerini de birlikte götürmüşlerdir. Yoğun göç dalgaları ve tutulan yeni ”yurtluklar-vatan”da karşılaşılan değişik ulus ve halklarla da etkileşimde bulunmuşlardır. 1071 öncesi ve sonrasında Anadolu’ya akmaya başlayan Türk-­Budun-Boy ve Oymakları çok kısa bir zaman diliminde Anadolu’yu Türkleştirip, İslamlaştırırlar. (daha fazla…)

  • Gökhan Birben – Yüksek Dağlara Kar Var
    By Emrehan on Kasım 23rd, 2008 | 2 Comments2 Yorum Comments

    Yüksek Dağlara Kar Var Güzelum
    Daha Dememki Yar Var Tatliyum
    Öyle Kirdun Kalbumi Güzelum
    Şimdi Yalvar Da Yalvar Tatliyum

    Ben Sevduğum Sana Söyliyemedum
    Oy Canum Gizli Gizli Severum
    Hem Sever Hemda Seni Özlerum
    Oy Canum Yollarını Gözlerum

    Evvel Seni Severdum Güzelum
    Petekteki Bal Gibi Tatliyum
    Şimdi Gönlüm Soğudi Güzelum
    Dağlardaki Kar Gibi Tatliyum

    Ben Sevduğum Sana Söyliyemedum
    Oy Canum Gizli Gizli Severum
    Hem Sever Hemda Seni Özlerum
    Oy Canum Yollarını Gözlerum

    Çiçekli Yayları Güzelum
    Gülüm Sen Severmisun Tatliyum
    Bende Çiksam Yaylaya Güzelum
    Beni Da Severmisun Tatliyum

    Ben Sevduğum Sana Söyliyemedum
    Oy Canum Gizli Gizli Severum
    Hem Sever Hemda Seni Özlerum
    Oy Canum Yollarını Gözlerum

  • Eksik Hesap
    By nurahasret on Kasım 22nd, 2008 | No Comments Comments

    Anlatılır ki, Bostan ve Gülistan adlı eserin yazarı Sadi, kitabının ilk nüshasını okutmak üzere Mevlana’ya gider. Büyük bir heyecanla Mevlana’nın kendi satırlarına değen gözlerini izler. Sonunda Sadi’ye döner Mevlana. Üzgün bir yüzle, “pek tuzsuz bu…” der.
    Eserinin beğenilmediğini düşünen Sadi bir anda yıkılır. Ümitlerinin hepsi Mevlana’nın buza çalan yüzünde parçalanır. Ancak, çok geçmeden Mevlana’nın yüzünde tatlı bir tebessüm belirir. Sadi’nin göğsünde tüm baharların çiçeklerini açtıracak bir tebessümdür bu… Meğer ki, Mevlana cümlesini henüz tamamlamamıştır; kasıtlı olarak hemen söylemediği son kelimenin eşiğinde Sadi’nin kalbini sınamıştır. “….helva!” diye tamamlar cümlesini Mevlana. Başından beri “pek tuzsuz bu helva!” demeye niyetlenmiştir..
    (daha fazla…)

  • Harun Topaloğlu & Entu
    By Emrehan on Kasım 19th, 2008 | No Comments Comments

    Karadeniz’in; hırçın, sarsıntılı ama yaşam coşkusunu çağrıştıran, Karadeniz müziğine çağdaş, evrensel dokunuşlarla, özünü bozmadan soluk katan ENTU; sizi alacak ve aslında hiç bilmediğiniz bir rüzgara bırakacak…

    Unutmamayı anlatırken, unutmadan yaşananlara sahip çıkıp, kendi sesine sarılan ENTU; aslında sizi derin, dalgalı denizler gibi coşturacak…

    ENTU; bir halkın, ayırımsız, müzik ortaklığına, sizi hiç yormadan, üzmeden, içinizi acıtmadan götürecek…

    Bir nefes Karadeniz’e, tüm dünyayı sığdıracak…

    Şimdi birlikte kelebek etkisi yaratacağız!

    ENTU’DA KİMLER VAR? (daha fazla…)

  • Fotosentez Mucizesi
    By Emrehan on Kasım 19th, 2008 | No Comments Comments

    ESKİDEN beri esma-i ilahiye nasıl tecelli eder, bunu akla yaklaştıracak misaller var mıdır diye düşünürdüm. Bugün fotosentez konusu üzerine kafa yorarken esmanın tecellisi ile bu olay arasında bir benzerlik olduğunu farkettim. (daha fazla…)

  • Kalbimizden geçenlerden sorumlu muyuz?
    By Emrehan on Kasım 19th, 2008 | No Comments Comments

    İNSANIN içinde boy gösteren farklı duygu ve düşüncelerin farklı kaynakları vardır. İnsanın hoşuna giden, inancını pekiştiren, güzel ahlak sinyali veren duyguların yanında; insanın hoşuna gitmeyen, inancına ters düşen, ahlakî çöküşün görüntüsünü veren düşünceler de söz konusudur. (daha fazla…)

  • Niyet+Çaba= Doğru Yol
    By Emrehan on Kasım 19th, 2008 | No Comments Comments

    YÜCE ALLAH bu âyetinde kesin bir vaadde bulunuyor, bir garanti veriyor.”Biz yollarımızı göstereceğiz” buyuruyor. Bunu, mutlaka gerçekleşecek bir sonuç olarak bildiriyor.

    Yalnız, bu vaade hak kazanmak için bir şart var:

    Onun uğrunda çaba harcamak. Âyetteki orijinal tabiriyle, cehd etmek, cihad etmek. (daha fazla…)

  • Karadeniz Müziğinin Çınarı Erkan Ocaklı Aramızdan Ayrıldı
    By nurahasret on Kasım 16th, 2008 | No Comments Comments
    Kıymetli sanatçımız Erkan Ocaklı’ya Allah’tan rahmet,  ailesine ve sevenlerine başsağlığı ve sabır diliyoruz.

    Aslen Arhavili bir ailenin oğlu olmasına karşın 1949 yılında babasının orman memuru olarak görev yaptığı Trabzon’un Maçka Yazlık (Rumca : Livera) köyünde doğmuştur. (daha fazla…)

  • Onkolog Dr. Haluk Nurbaki’den bir hatıra…
    By nurahasret on Kasım 15th, 2008 | No Comments Comments

    Ben, 40 yıllık bir kanser uzmanı olarak, maddeyi aşan,sayısız olayla karşılaştım ve bunları, o olaya şahit olanlarla birlikte belgeleyerek, özel bir arşiv yaptım. Bunlardan 1976 yılında yaşanmış bir olayı size nakletmek istiyorum. (daha fazla…)

  • Gizli Cennet Çaykara
    By Emrehan on Kasım 11th, 2008 | No Comments Comments

    Çaykara İlçesi İçinde Barındırdığı Doğal Güzellikleri Ve Yaylalarıyla  Trabzon’un Gün Yüzüne Çıkmamış  Gizli Cennetlerinden Biri Olarak Kalmıştır. Son Yıllarda Yayla Turizminin Artmasıyla Birlikte  Bu Doğal Güzelliklerde Kendisini Sergilemeye Başlamıştır. Farklı Bir Tatil Planı Yapmayı Düşünenler İçin İdeal Ve Mutlaka Görülmesi Gereken Yerler Arasına Yer Almaktadır. (daha fazla…)

  • Karadenizli kemençe ustaları
    By Emrehan on Kasım 6th, 2008 | No Comments Comments

    Samsun ile Artvin illeri arasında çoğunlukla Giresun,Ordu ve Trabzon kökenli pek çok kemençe virtüözü yetişmiş olup çok azının ses kaydı hatta adı günümüze ulaşabilmiştir. (daha fazla…)

  • Yavuz Sultan Selim’in pala bıyıklarının sünnetine uymadığı doğru mudur?
    By Emrehan on Kasım 5th, 2008 | No Comments Comments

    İslâm Hukukunda, Hz. Peygamberin “Bıyıkları kısaltınız, sakalları da bırakı­nız” manasını ifade eden hadisi sebebiyle, bıyıkların kısaltılması sünnettir. Ancak bunun tek istisnası, düşmana heybetli görünmek için, gazilerin bıyıklarını uzatmasının caiz görülmesidir. Nitekim Ebüssuud Efendi de bir fetvasında bu hakikati dile getirmiştir:

    “Sûfiler bıyıkları dibinden kırkmak sünnetdir deyü i’tikad eyleseler, şer’an mezbûrlara nesne lâzım olur mı? El-Cevâb: İftiradan ictinâb etmek lâzımdır. Mesnûn olan kaş mikdârı kalınca almaktır. Ol dahi gaziler­den gayrıyadır. Gâzîler uzatmak mendûbdur; adüvve (düşmana) heybetli görünmek içün”. İşte gerçek bir Gazi olan Yavuz’un pala bıyıklarının hikmeti ve şer’î dayanağı budur.

    Prof.Dr. Ahmet Akgündüz – Bilinmeyen Osmanlı isimli eserinden alıntıdır.

  • Yavuz Sultan Selim’in Küpe Taktığı Doğru mudur?
    By Emrehan on Kasım 5th, 2008 | No Comments Comments

    Konuyu bir kaç açıdan ele almakta yarar vardır:
    1- İslâm Hukukuna göre kulakların küpe takılmak üzere delinmesi ve küpe takılması, kadınlar için caiz görülmüş; ama erkekler için caiz görülmemiştir. Bazı hukukçular, erkek çocukların da kulaklarının delinebileceğini ve bu tür bir olayın Hz. Peygamber zamanında yapıldığı halde yasaklanmadığını ileri sürmektedirler. Her hal ü kârda ergen erkeklerin kulaklarını deldirmeleri ve küpe takmaları, çoğu hukukçulara göre haram ve bazılarına göre ise mekrûhdur; yani kısaca caiz değildir. (daha fazla…)

  • Yavuz Sultan Selim’in Kürt Katliamı yaptığı doğru mudur?
    By Emrehan on Kasım 3rd, 2008 | No Comments Comments

    Bu iddianın tam tersi doğrudur. Yani Yavuz olmasaydı, bugün Doğu Anadolu’daki ehl-i sünnet olan Kürtler, Şî’a'nın tasallutu altında olurlardı. Osmanlı Devleti’nin Doğu Anadolu ile alakası, XV. yüzyıla kadar uzanır. Ancak bölgenin Osmanlı Devleti’ne ilhakı veya daha doğru bir tabirle iltihakı, 1514′de kazanılan Çaldıran Zaferi’nden sonradır.

    Bilindiği gibi. Şah İsmail, İran’da kısa bir zamanda Safevî Devletini kurmuş ve Do­ğuda hem Osmanlı Devleti için ve hem de âlem-i İslâm’ın birlik ve beraberliği için, hem siyasî ve hem de dinî açıdan tehlike arz eder hale gelmiştir. Şehzade Selim, bu iki yönlü tehlikeyi henüz Trabzon Sancakbeyi iken fark etmiş ve babasını İstanbul’da ikaz dahi eylemişti. Fakat, II. Bâyezid, tedbir alamamanın yanında, Şiilerin tahrikiyle çıkarılan Şah Kulı isyanını da önleyememişti. Anadolu’yu Şiîleştirme hedefini güden ve her geçen gün bu hedefine daha da yaklaşan Şah İsmail, bir türlü durdurulamıyordu. (daha fazla…)

Advertisement