Logo Background RSS

» 2008 » Ekim

  • Sultan 4. Murad
    By Emrehan on Ekim 28th, 2008 | No Comments Comments

    “O, düşüşe geçen bir Cihan Devleti’ne dur demek için, kollarını açıp altına giren padişahtır.”
    M. Fethullah Gülen

    4. Murad’ın doğumu ve yetişmesi
    4. Murad (27 Temmuz 1612-8 Şubat 1640), 1. Ahmed ile Kösem Sultan’ın oğlu olarak İstanbul’da Beylerbeyi İstavroz Bahçesi’ndeki bir köşkte dünyaya geldi. Tam bir İslâm-Türk terbiyesi ve ahlâkı ile yetiştirildi. Enderûn Mektebi’ndeki hocalarından Kur’ân-ı Kerîm, okuma-yazma, siyer, hüsn-ü hat ve edebiyat gibi dersler aldı. (daha fazla…)

  • Hakiki Ticaret
    By Emrehan on Ekim 28th, 2008 | No Comments Comments

    Çağımızda, dürüstlük ve hak bilirlik acı bir lokma. Bu acılık sadece nefse.
    Nefse acı gelen neyse, kalbe temel gıdadır öyleyse.

    Ama çağımız nefsi semirtip azmanlaştırma, kalbi üvey evlât burukluklarıyla kıvrandırma çağı.

    Kolay yoldan haksız kazanç, başkalarının mahrumiyetine aldırmadan yalnızca kendi menfaatini düşünmek çağımızın en büyük açmazı. (daha fazla…)

  • Yelkendeki Halatlar
    By Emrehan on Ekim 25th, 2008 | No Comments Comments

    Yelkene yeni başlayanlar yada bir yelkenli bir yatı keyif ve gezi amaçlı kullananlar için sadece iki çeşit halat adını ezberlemeleri rahatça seyir yapabilmeleri için yeterli olacaktır. Bu terimleşmiş iki halat adı tekne boyutu ne olursa olsun tüm yelkenli tekneler için geçerli olacaktır .Bunlardan birincisi yelkenleri yukarı basmaya ve aşağıya indirmeye yarayan mandar, diğeri ise yelken ile rüzgar arasındaki açıyı ayarlamaya yarayan iskotadır.

  • Yelkendeki tüylerin kullanımı
    By Emrehan on Ekim 25th, 2008 | No Comments Comments

    Yelkenlerimiz rüzgar enerjisini kullanarak kuvvet elde ederek çalışırlar. Rüzgar küçük hava moleküllerinden oluşmuştur fakat bu şeffaf ve küçük hava moleküllerini göremeyiz sadece etkisini hissederiz. İşte yelkeni en iyi şekilde kullanmak ve yelken üzerinden akan bu hava akımını görebimek için yelkenlerimize ”tüy” adını verdiğimiz ince ve hafif iplikçikler takarız. Bunlar bilğimiz yünden,ince balon yelken kumaşından yada kaset bandından yapılırlar. Farklı rüzgar koşullarına ve yağmur, ıslanma olasılığına göre hepsinin ayrı avantajı vardır.

  • Yelken Seyirleri
    By Emrehan on Ekim 25th, 2008 | No Comments Comments

    Rüzgarın yelkene ana yönlerden geliş açılarına göre ‘’seyir” terimi üretilmiştir.Yelkencilikte en genel olarak üç tip seyir vardır. Rüzgarı direkt olarak karşıdan alan yelkenlerimiz çalışamaz ve bu durumu engellemek için rüzgarı yelkene göre belirli küçük bir açıyla alarak yelkenlerimizi doldururuz. Yelkenli teknenin rüzgarın geliş yönüne göre rüzgara karşı gitme çabasına ORSA SEYRİ denir.

  • Yelken nedir?
    By Emrehan on Ekim 25th, 2008 | No Comments Comments

    Yelkenin en genel tanımını, ”rüzgar enerjisini kullanarak kuvvet oluşturan ve bu kuvvetin etkisiyle bağlı bulunduğu nesnenin hareket etmesini sağlayan araç” olarak yapabiliriz.Nesnenin kelimesini kullanmamızın esas amacı yelkenin denizde,karada ve buzda fizik kurallarına göre özel olarak tasarlanmış araçlara takılabilmesidir. Dolasıyla yelkenleri genelde deniz,göl ve akyanuslarda seyir halinde görsekte rüzgarın esdiği sürece her şekilde ürettiği kuvvetten faydalanabiliriz.Rüzgarın esmediği durumlarda kuvvet üretilemeyeceği için yelkenlerimizde görevlerini yapamazlar.

  • Yelken tarihi
    By Emrehan on Ekim 25th, 2008 | No Comments Comments

    Yelken tarihi, insanlığın gelişimiyle doğrudan orantılıdır.Bilimde gelişen insanoğlu, yelken ile denizleri keşfetmeye başladı. Rüzgarın bir kuvvet olduğunu ve kullanabileceğini anladıktan sonra ,yelkeni yaparak, günümüze kadar gelen bu önemli aracı kullanmış oldu. Tarihteki ilk yelkenin mısırlılar tarafından papirüs kağıdı kullanılarak yapılığı ve ilk Nil nehrinde denendiği biliniyor.

  • Aşkın Ölümü
    By nurahasret on Ekim 25th, 2008 | No Comments Comments

    Gitgide daha fazla insanın dünyasında aşkın öldüğü bir zamanda yaşıyoruz.

    Kimileri, şehvetle aşkı karıştırıyorlar. Karşıdakini bir ‘insan’ olmaktan ziyade,

    bir beden, hatta elde edilecek bir ‘av’ olarak görenler zuhur ediyor.

    Bu ise, aşkı öldürüyor. Çünkü aşk ruhların beraberliğidir;

    bedenlerin değil…

    (daha fazla…)

  • Denizci Bayrakları
    By Emrehan on Ekim 24th, 2008 | No Comments Comments

    Denizlerde kullanılan ve özel anlamları olan bayrakların anlamları mutlaka bilinmeli.

  • Denizde görüş mesafaleri
    By Emrehan on Ekim 24th, 2008 | No Comments Comments

    Denizde yelken, kürek veya motor kuvvet ile seyredilirken en önemli unsurlardan biri görüş mesafesidir.

  • Yat nedir?
    By Emrehan on Ekim 24th, 2008 | No Comments Comments

    Yat kelimesi (Yacht) sözcüğünün türkçe karşılığıdır. Yacht sözcüğünün geçmişi ise 17. yüzyıla kadar dayanır.

  • İstanbul’da Yaşama Sanatı
    By Emrehan on Ekim 21st, 2008 | 2 Comments2 Yorum Comments

    FRANSIZCA’DA bir tabir vardır ; “L’art de vivre” yaşama sanatı anlamına gelir, “L’art de genre” ise yaşama üslubu demektir. Avrupa’da bir şehir hakkında tanıtıcı kitap yazılırken basit bir rehber mahiyetinde kitap bile olsa o şehirde “yaşama sanatı” adı verilir; “Paris’te Yaşama Sanatı”, “Londra’da Yaşama Sanatı” gibi. Biz de ise nedense hep Şehir Rehberi, İstanbul Gezi Rehberi yahut en fazla İstanbul’da Yeme İçme Sanatı gibi başlıklar konup, o muhtevaya uygun bilgiler veriliyor.

    Halbuki bir şehri şehir yapan oradaki kendine özgü yaşama imkânları, renkleri, çeşitlilikleri, havasıdır. Eğer bütün bu bileşimleri, armoniyi farkedemez, onu sindiremez, o güzellikleri idrak edemeyip oradaki yaşama sanatını gerektiği gibi icra ve tatbik edemezseniz o şehirde bulunuyor, vakit geçiriyor, hatta doğup ölüyor, ama o şehirdeki yaşama sanatının farkına varamıyorsunuz demektir.

    Şimdi gelelim bizim şehrimizde, bizim İstanbulumuzdaki yaşama sanatına: Öncelikle mutlaka bu şehirde nostaljiye takılmamak, mazide kalmamak, ah’lar vah’lar arasında sıkışmamak, yaşayanın, mevcudun, kalabildiği kadarıyla eldekinin tadını çıkarmanın peşinde olmalıyız. İstanbul’da yaşama sanatının sanat haline gelmesi için bu tarihî şehir iyi tanınmalı, yedi tepesinden kıyısına, parkından dağına, tarihî Osmanlı çınarlarından, taşlardan fışkıran Centrantus Ruber’lerine kadar iyi bilmek gereklidir.       (daha fazla…)

  • Sevaplar biriktirilebilir mi?
    By nurahasret on Ekim 15th, 2008 | No Comments Comments

    Ayağımızı kaydıran tuhaf bir bahanedir. Sanki çok büyüktür sermayemiz. Harcansa bitmeyecek gibidir kazandıklarımız. Ucundan kıyısından tırtıklanmasına razı olur gibiyiz. Ben sizin adınıza itiraf ediyorum. Nasılsa çokça sevabım var, azıcık eksilse de, kenarından yense de çok şey kaybetmem herhalde Böylece birikmiş (mi?) sevaba güvenip günahın avuçlarına bırakırız kendimizi. Sormadığımız soru ise uzaktan dudak büküp seyreder bizi: İyi de sevap biriktirilebilir mi?  Üste üste konulabilir mi iyilikler?
    Bir şeyi biriktirmemiz için harcadığımızın kazandığımızdan az olması gerekir değil mi? Bir şeyleri üst üste koyabilmek için elimizde kalanın elimizden çıkanlardan çok olması beklenir değil mi?

    (daha fazla…)

  • Peygamberimizin diş temizliği
    By nurahasret on Ekim 15th, 2008 | No Comments Comments

    Yapılan araştırmalara göre, ülkemizde yirmi yaşına gelen her yüz kişiden 89′unun dişleri çürük.
    Okul çocuklarının yüzde 67’si diş fırçası kullanmamakta ve yılda her 4 kişiye sadece bir diş fırçası düşmektedir.
    O kadar reklama, tanıtıma, eğitime ve teşvike rağmen diş temizliği ve bakımı maalesef istenen düzeye gelmiş değildir.
    Zaruri bir ihtiyaç, bir sağlık ve bir temizlik olarak görülmediği için de bir alışkanlık haline gelmemiştir.

    Ayrıca sigara tüketiminin ileri boyutlara varması, özellikle gençler arasında çok yaygın olmasından dolayı da ağız ve diş bakımı hep ihmal edilmiştir.
    Oysa diş temizliği ve ağız sağlığı üzerinde İslâmın ilk yıllarında bile üzerinde çokça durulan konulardan birisidir.
    (daha fazla…)

  • Trabzon’un saklı cenneti Sera Gölü
    By Emrehan on Ekim 15th, 2008 | No Comments Comments

     Trabzon Akçaabat ilçe merkezinden 5 km. uzaklıkta bulunan Sera Gölü kıyıdan 4 km. içeride toprak kayması sonucunda oluşmuş bir set gölüdür. Bu gölün boyu 2 km. eni ise 150–200 m. arasında değişmektedir. 
    Ulaşım: Trabzon-Akçaabat yolunun 7 Km.sinden güneye 2 Km. stabilize yolla ulaşılmaktadır. Trabzon – Akçaabat arasında günün her saati dolmuş bulunmaktadır.
    Özellikler: Su, elektrik, PTT gibi altyapıya sahip olan Sera gölü çevresi gelişmiş bir kamp ve piknik alanıdır. Göl sularında olta balıkçılığı yapılabilir. (daha fazla…)

  • Necip Fazıl ve Cezalandırılan Müslümanlar
    By Emrehan on Ekim 14th, 2008 | No Comments Comments

    Bir ülkü uğruna hapis yatanların, ki sistem, bireyini düşüncesinden değil eyleminden dolayı yargıladığı id­diasındadır çoğu kez, en meşhurlarından birisidir Ne­cip Fazıl. Meşhur, güçlü ve etkileyici. İslâmî duruşuyla, zamandaşı Nazım’ın (Necip Fazıl üç yaş küçüktür on­dan) temsil ettiği kıymetlerin tam karşı kutbunu tem­sil ediyor olsa da, o da sistemin dışındadır. Ama aynı şeye zıt iki şeyin birbirine benzerliği teorik olarak doğ­ru dursa da hayatta aksamaktadır. Ve Nazım, “Ağa Camii”nden geçen yoldan iyice çıkarken, Necip Fazıl “Ağa Camii”nde bir vaaz vakti yola gelmektedir. Bir Nakşi Şeyhi olan Abdülhakim Arvasi ile karşılaşması* Necip Fazıl’ın milâdını teşkil eder:

    “Benim Efendim.”

    Milâdın tecellisi var. Tecellinin levhi, Büyük Doğu’nun sahifeleri. Büyük Doğu otuz altı yıllık bir hikâ­yedir.Bir nehir roman.

    Yakaca bir hayal kuvveti ve yıpratıcı bir muhayyi­leydi Necip Fazıl. Eğer doğru yatağı bulamasaydı taşkı­nında en evvel kendisi boğulurdu. Akması için en uy­gun yatağı bulduğunda ise “Artık ben nasıl susabili­rim,” dedirten gerçeğinin bu kadar hayata geçirilmesi kaçınılmazdı. “Şahsi bir zevk ve saklı bir telkin” babın­da kaldığı sürece kimseyi ürkütmeyen şey, Büyük Doğu sahifelerinden aşikâr edilmeye başlanınca başladı Ne­cip Fazıl’ın da mahkemeleri, mahkûmiyetleri. (daha fazla…)

  • Türkçüler
    By Emrehan on Ekim 14th, 2008 | No Comments Comments

    Banisi, “Türküm” diyebilmeyi mutluluk vesilesi sa­yan Türkiye Cumhuriyeti, fikrî esaslarını Meşrutiyet döneminin yıldızı parlayan fikir akımı Türkçülükken alır. Bir ulus-devlet olarak, el kitabının Türkçülüğün Esasları olmasına şaşmamalı. Hal böyleyken Türkiye Cumhuriyeti devletinin sitem oklarından Türkçüler de kurtaramaz kendilerini. İlk büyük Türkçü avı 1944′te gerçekleşir, sonuncusu ise o temiz, masum ve yiğit ço­cukların yollarca gönüllü koruyuculuğuna soyundukla­rı devlet tarafından niçin “tutulduklarını” ancak neden sonra anlayabilecekleri 12 Eylül’de.

    Siz sakın sanmayın el vurdu bana Öpmeye kalktığım el vurdu bana (Ozan Arif) (daha fazla…)

  • Çaydanlık ve Bardak
    By Emrehan on Ekim 4th, 2008 | No Comments Comments

    Ne kadar kibirli dursa da, bardağın önünde eğilir çaydanlık.
    Öyleyse bu büyüklenme niye?
    Bu kibir, bu gurur niçin?
    Mütevazi ol, hatta bir adım bile geçme gurur kapısından.
    Bardağı insan bunun için öper daima alnından…

    Erkin Vahidov

  • İbrahim Sadri – Gülce
    By Emrehan on Ekim 3rd, 2008 | No Comments Comments

    Uçurumun kenarındayım Hızır
    Bir dilber kalesinin burcunda
    Vazgeçilmez belaya nazır
    Topuklarım boşluğun avcunda
    Derin yar adımı çağırır
    Kaldım parmaklarımın ucunda
    Uçurumun kenarındayım Hızır
    Bir gamzelik rüzgar yetecek
    Ha itti beni, ha itecek
    Uçurumun kenanndayım Hızır
    Divan hazır
    Ferman hazır
    Kurban hazır
    Güzelliğin zulme çaldığı sınır
    Başım döner, beynim bulanır
    El etmez
    Gel etmez
    Gözleri bir ret, bir davet
    Gülce uzak uzak dolanır
    Mecaz değil
    Maraz değil
    Gülce semavi bir afet (daha fazla…)

  • 1937 Model Mercedes-Benz 540 K
    By Emrehan on Ekim 3rd, 2008 | No Comments Comments

    Londra’da bir müzayede satışa sunulan 1937 model Mercedes-Benz 540 K Spezial Roadster, 3,967,000 İngiliz Sterlin’ine el değiştirdi.

  • 1972-80 Lancia Stratos
    By Emrehan on Ekim 3rd, 2008 | No Comments Comments

    Önce rallilerde kazanmak, sonra yollarda kullanılmak üzere tasarlanmıştı…

  • Porsche 356
    By Emrehan on Ekim 3rd, 2008 | No Comments Comments

    Otomobilin İsviçre saati Porsche’nin 356 serisi, firmanın ismini taşıyan ilk üretim modelidir. Tasarımı Porsche çalışanı Erwin Komenda tarafından yapılan 356, firmanın kurucusu Ferdinand Porsche’nin oğlu Ferry Porsche tarafından yaratıldı.

  • Jaguar XK120 – XK150
    By Emrehan on Ekim 3rd, 2008 | No Comments Comments

    1948′de Earls Court Motor Show da gün yüzüne çıkan Jaguar XK120′yi görenler, spor otomobil tarihine ismini yazdıracak bir model ile karşı karşıya olduklarından şüphe etmediler.

  • Ford GT40
    By Emrehan on Ekim 3rd, 2008 | No Comments Comments

    GT40’ın hikâyesi, Ford’un Ferrari’yi satın almasında sorun çıkması ile başlar. Henry Ford II 1966 Le Mans yarışlarını kazanmak istemektedir. Firma süper spor araç geliştirme çalışmalarının sonucu, yerden sadece 40 inç yüksekliğinde, ismini de bu özelliğinden alan, GT40 olur.

  • 1968 Peugeot 504
    By Emrehan on Ekim 3rd, 2008 | No Comments Comments

    Fransız üretici ‘60’ların sonunda yollara çıkardığı 504 modeliyle orta sınıfta uzun süre liderlik mücadelesi verdi.

  • Akıllara Yer Edinen Otomobil "Renault 12"
    By Emrehan on Ekim 3rd, 2008 | No Comments Comments

    Türk otomotiv tarihinin mihenk taşlarından birisi olan Renault 12’nin üretim macerası ’68 yılında başlamıştı.

  • Fiat / Murat 131
    By Emrehan on Ekim 3rd, 2008 | No Comments Comments

    Yakın zamana kadar makyajlı versiyonunu kullandığımız 131 serisi Fiat’ın en çok talep gören otomobillerinden birisi olarak tarihe geçti.

  • 1948 Willy Jeepster
    By Emrehan on Ekim 3rd, 2008 | No Comments Comments

    İkinci dünya savaşının yaşandığı yıllarda, Amerika’daki otomobil fabrikaları, tank, tüfek, uçak, personel taşıyıcıları ve savaşın en büyük kahramanı sayılabilecek Jeep tipi hafif personel aracını üretmeye başladılar.

Advertisement