Yearly Archives: 2008

Namaz canlıların tesbihini hissedebilmektir

namaz1gy3 203x300 Namaz canlıların tesbihini hissedebilmektirNamaz, ruhen ve kalben incelmek, aczini ve fakrını bilerek Rabb’e (cc) yönelmektir. Namazın özü “tesbih, tahmid ve tekbir”dir. Kâinata baktığımızda aynı ibadetleri görebiliriz. Namaz, yaprakların hışırtılarında mevcudatın yaptığı tesbihi hissedebilme boyutudur.

İnsan, insan olarak yaratılmıştır, dolayısıyla belli bir idrak sahibidir. Bu özelliğiyle o, adeta bütün mahlukatı temsil makamındadır. O kadar ki, eşyayı, eşyanın ötesinde esmayı, esmanın ötesinde Allah’ın sıfatlarını bilme iddiasıyla Cenab-ı Hakk’ı bilme gayreti içinde atını mahmuzlar, o sahillere doğru yelken açar ve, “Seni bilmek ve tanımak istiyorum Allah’ım!” der.

 

Canım Cihana Serpildi

d 148x150 Canım Cihana SerpildiCanım cihana serpildi, topla beni kıvam gerek…
Ben esirim baştan beru, azat değil, zindan gerek…
Günahkarım, rahmet nerde? Rahmet bana yüzün gerek…
Ben deliyim, deli deli, zincir gerek, zincir gerek…
Ben coşmuşum sel misali, misal bana yüzün gerek…
Ben suretim, mana hani? Ben manayım suret gerek…
Vakit geldi, vakit geldi, bu dünyadan geçmek geldi…
Fermanı yaz, güzel ellim, geri dönmez izin gerek!…

Samiha  Ayverdi

Gül Göktepe Kimdir?

gul goktepe1 Gül Göktepe Kimdir?İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara’da tamamladı. Ankara Kız Lisesinde iken fen dalında TÜBİTAK Bilim Adamı yetiştirme bursu ve çeşitli ödüller kazandı.

Yüksek öğrenimini devlet burslusu olarak İngiltere’ de tamamladı. Lisans derecesini (BSc.)  Sussex Üniversitesi’nden, Yüksek Lisans derecesini (MSc)  Londra Üniversitesi Queen Mary / Imperial College’den Nükleer Reaktör Mühendisliği dalında aldı (1975).

1976 yılında Başbakanlık Türkiye Atom Enerjisi Komisyonuna bağlı olarak Çekmece Nükleer Araştırma Merkezi, Nükleer Mühendislik Bölümünde göreve başladı. Reaktör teknolojileri, enerji planlaması, yakıt çevrimleri etüdü ve ekonomisi, nükleer güvenlik, ihtimalli risk analizi, insan faktörü ve insan güvenilirliği, çevresel risk ve çevre yönetimi konularında araştırma, geliştirme, inceleme ve uygulama çalışmaları yürüttü. İhtimalli risk analizleri ve insan faktörü mühendisliği dalında Türkiye’de ilk çalışmaları başlattı.

Halilli Köyü Derneği Ziyareti

halilli koyu 135x100 Halilli Köyü Derneği Ziyareti6 Aralık 2008 Cumartesi günü Trabzon Dernekleri Federasyonu Gençlik Komisyonu, merkezi Bahçelievler’de bulunan Trabzon ili, Araklı İlçesi, Halilli Köyü Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğini ziyaret etti.

Zor İnsan

150dpi005buc4 135x100 Zor İnsanBazen duyarız. Biri için “zor insandır o” denir. Şöyle bir kulağımıza değer geçer bu söz. Belki çok fazla üzerinde durmayız. Bir de bazı insanlar vardır ki bizzat “zor adam” ya da “zor kadın” olarak tanımlarlar kendilerini. Kanıksamışlardır bu lafı adeta gönüllü bir yafta, taşıdıkları bir etiket gibi.

Evliliklerini, dostluklarını, başka insanlarla ilişkilerini ve ilişkisizliklerini anlatırken, açıklarken bunu bir özür gibi sürerler önümüze. “Zor insanım ben,” derler. Bazen de eşlerden birinin diğeri için bunu söylediğine tanık oluruz. “Bizimki zor adamdır.” “Benim hanım zor hatundur.” Bu lafla her şeyi açıklamış gibi susarlar sonra gizemli bir tebessümle.

Hani elimize bir büyüteç alıp baksak, kavramı şöyle bir incelemeye alsak. Ne demektir zor olmak bilinmez ama belli ki kelimenin kendisi cazip bir şeydir pek çoklarının dillerinde. Hallerinden şikayet eder gibidirler ama aslında şikayet değil, gizli bir iltifat vardır konuşmalarında. Saklı bir kıvanç. “Zor adam” olmak ilginç bir şey gibi gelir kulağa. Hani cazip bir nitelik. Adeta meziyet.

Bilhassa sanat ve edebiyat çevrelerinde “zor adam” ve “zor kadın”lardan geçilmez. Nereye elini atsan, ne yöne dönsen, kiminle konuşmaya kalksan bir zor insanla burun buruna gelirsin. Sanki zorluk zihinlerimizde “özgünlük” ve “derinlik” ile özdeştir. Kolay insan basit addedilir. Zor insan ise katmanlı ve çekici. Hani zor olunca pek bir karmaşık, pek bir entelektüel, pek bir bohem olunurmuş gibi. “Zor adam” olmak nedense geçer akçedir kuşak kuşak sanatçılar, edebiyatçılar ve aslında biraz daha genellersek, geniş bir şehirli, modern, genç kesim arasında.

Oysa bu yazıda tam aksini iddia edeceğim. Zor olan bir şey varsa eğer, hem kadınlar hem erkekler için, o da zor olmamak aslında. Yıpratmamak insanları, bizi sevenleri sevgilerinden ötürü cezalandırırcasına hırpalamamak, yani hayatı hem kendimiz hem başkaları için kolaylaştırmak, yumuşaklaştırmak, su gibi akıcı ve berrak kılmak var ya, işte en zoru bu. Yoksa kendine bir sıfat seçmek, o sıfatı benimseyip sabitleştirmek, bunu hem bir özür hem övgü gibi almak, bu hayali sıfatın arkasına saklanmak, onu bir bahane olarak kullanarak kalp kırmak ve bundan gocunmamak en kolayı. Zor olmakta hiçbir zorluk yok ki!

Elimde bir kitap. Walter Benjamin’in Moskova Günlüğü’nü yeniden okudum bu bayramda. Moskova Günlüğü ince, sade bir kitap. Walter Benjamin’in Aralık 1926′dan Ocak 1927 sonuna dek Moskova’da geçirdiği iki ayın günlüklerinden oluşuyor. Durmadan kavga eden, kavga etmeden duramayan çiftler vardır. Tanırsınız onları. Belki başkalarından, belki kendinizden. Walter Benjamin ve Asja Lacis böyle bir çift idi.

Bir dönem düşünün. 1929-30. Öyle bir zaman ki dünya bir savaştan çıkmış ve çok daha beterine doğru doludizgin gitmekte. Bir adam düşünün. Döneminin sayılı entelektüellerinden. Bedbin, hassas bir ruh. En nihayetinde kendi canına kıyacak kadar. Moskova’ya gitmesinin üç sebebi var. Bir taraftan dönemin pek çok sol görüşlü aydını gibi o da Moskova’yı gözünde büyütüyor, tanıma gereği duyuyor. Bir taraftan edebiyat var. Edebi yükümlülükler. Bu şehri yazmak istiyor. Kendi kaleminden kağıda dökmek. Üçüncü sebep ise hepsine ağır basıyor muhtemelen: Aşk.

Ama zor bir çift onlar. Her ikisi de “zor insan” olmayı benimseyen. Birbirlerini yoran, habire kelimeleri didikleyen, kendilerini sevenleri hırpalayan tüm insanlar gibi…

ELİF ŞAFAK (ZAMAN)

Karadeniz Üsküdar’da Bayramlaştı

dsc04884b 135x100 Karadeniz Üsküdarda Bayramlaştı11 Aralık 2008 Perşembe günü Karadeniz gençliği, Üsküdar’da ki Katibim restoranda www.karadenize.com editörü Melek BAKIRTAŞ tarafından organize edilen bayramlaşma yemeğinde bir araya geldi.

Bayramda Karadenize Davetlisiniz

Tulum : Filiz ilkay Balta – Kenan Ramazan Güloğlu ( Batumli)
Tarih: 11.12.2008 (Bayramın 4. Günü)
Yer: Katibim Restorant – Üsküdar
Saat: 13.00

Merhaba arkadaşlar, www.karadenize.com’un düzenlediği artık geleneksel hale gelen bayram buluşmalarımız bu bayramda da devam ediyor..
Bayramın 4. günü saat 13:00′de, Üsküdar Katibim’de ( Teras Katı ) olacağız. Karadeniz
’imizin tek bayan tulumcusu olan Filiz İlkay Balta ve Kenan Ramazan Güloğlu’yla tuluma doyup yemek yiyeceğiz, Restoran da bulunduğumuz kat tamamen karadenizlilere ayrılacaktır, bayramda horona doymak isteyenlerin kaçırmaması gereken bir fırsat .

Türkiye'deki dağcılık kulüpleri

001 Türkiye'deki dağcılık kulüpleri

Dağcılık sporuna hizmet eden ve eğitim veren kulüpler…

Dağcılık Stilleri

stiller Dağcılık Stilleri

Dağcılık sporunda farklı stillerde tırmanış yapılmaktadır.

Dağcılık

dagcilar 261x300 Dağcılık

dağlarda yürüyüş ve kamp kurmanın yanı sıra tırmanma sporunu da kapsayan bir doğa sporudur.

Bayram Olsun Bayramlarınız…

4121 3593 yempoo en guzel sevgi1 Bayram Olsun Bayramlarınız…

Âlem-i İslâm’a rahmet su gibi 
Aksın, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ. 
Evleriniz cennet kokusu gibi 
Koksun, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ. 
 
Zindan, ‘medrese’dir; gam, yayla size 
Farkı yok bin yılın bir ayla size 
Melekler yukardan gıptayla size 
Baksın, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.  
 

 

Kurban nedir? Kurban’ın Manası Ne demektir?

06 01 2006 a Kurban nedir? Kurbanın Manası Ne demektir?Hz. İbrahim’in (a.s.) peygamberliği, İslâm peygamberi Hz. Muhammed (a.s.m.) insanlık ve peygamberlik zincirinin ilk halkası Hz. Adem (a.s.) gibi bütün insanlığı etkilemiş, insanlık ve İslâmlık şahs-ı mânevîsinin tarihî ve mânevî gelişiminde önemli bir dönüm noktasının temsilcisi olmuştur. Onun ve ailesinin yaşadıkları bütün insanlık için mânevî alemlere açılan bir pencere hükmüne geçmiş ve mülk boyutunda Hz. Adem’in (a.s.) melekût boyutunda Hz. Muhammed’in çekirdeği olduğu, fihristeliğini yaptığı şecere-i hilkat ya da İslâmiyet’in akis hali olması gereken insaniyetin kolektif şuurunda derin izler bırakmıştır. Hz. İbrahim ve ailesinin yaşadıkları onların, dolayısı ile bizlerin ve bütün insanlığın Rabb-i Rahim’lerine, Hâlık-ı Kerim’lerine yakınlaşma yani bir akrebiyet-i ilâhiye serüvenidir. Yaratılış gayemizin hayat serüveninin nihai meyvesinin ortaya çıkış hali olan bu durum, asırlardır tekrar sembolize edilip yaşanmaktadır.